text
stringlengths
115
474k
Haklar
stringclasses
21 values
Kararın Bağlantı Linki
stringlengths
53
58
Başvuru Konusu
stringlengths
0
2.09k
labels
int64
0
1
Başvuru, mektubun sakıncalı bulunarak alıkonulması nedeniyle haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Osmaniye 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) tutuklu olarak bulunmaktadır. Başvurucunun kızına ve eşine yazdığı iki mektup Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu tarafından sakıncalı olarak değerlendirilmiş ve alıkonulmuştur. Kararın gerekçesinde 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük hükümleri gerekçe gösterilerek mektubun sakıncalı olduğu değerlendirmesine yer verilmiştir. Sakıncalı bulunan mektup başvurucunun çocuklarına yönelik tavsiye ve öğütler ile eşine çocukların okulu ve geleceği ile ilgili görüşlerine ilişkindir. Başvurucu Osmaniye İnfaz Hâkimliğine (Hâkimlik) şikâyette bulunmuştur. Başvurucu şikâyet dilekçesinde ergenlik çağında olan ve depresyon altında zor anlar yaşayan kızına psikolojik destek olmak amacıyla yazdığı mektubun kanuni dayanağı olmadan alıkonulmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Hâkimlik, kararın usule ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle şikâyetin reddine karar vermiştir. Söz konusu karara yapılan itiraz, ağır ceza mahkemesince reddedilmiş ve hüküm kesinleşmiştir. Başvurucu, nihai hükmü 20/7/2018 tarihinde tebliğ ettikten sonra 13/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/25460
Başvuru, mektubun sakıncalı bulunarak alıkonulması nedeniyle haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, kanser hastasının tedavisinde gerekli ilacın ithali için ödemesinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 22/1/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, tedavisi süresince ilaç bedelinin ilacın ithalinde yetkili kuruluşa Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından ödenmesi yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Başvurucunun tedbir talebinin 19/4/2021 tarihinde reddine karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: 27/2/2014 doğumlu olan başvurucuya nöroblastom (kötü huylu bir tür tümör) tanısı konulmuştur. Başvurucunun hekiminin gerekli tedavide kullanılmasının gerekli olduğunu belirtmesi sonrasında Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu başvurucunun hastalığının tedavisinde dinutuximab beta etkin maddeli, Qarziba isimli ilacın 6 aylık kullanımını ve yurt dışından ithalini uygun görmüştür. İlaç bedelinin ödenmesi talebiyle SGK'ya yaptığı başvurusunun reddi üzerine başvurucu, ilaca ait bedellerin karşılanması için SGK aleyhine Ankara İş Mahkemesinde (İş Mahkemesi) dava açmış ve ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. İş Mahkemesi 27/10/2020 tarihinde ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar vermiştir. SGK vekilinin karara karşı yaptığı istinaf talebi Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi ( Hukuk Dairesi) tarafından kabul edilmiş, ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına ve kesin olarak reddine karar verilmiştir. Başvurucu, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak tedavisi süresince ilaç bedelinin ilacın ithalinde yetkili kuruluşa SGK tarafından ödenmesi yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Anayasa Mahkemesi 19/4/2021 tarihinde tedbir talebini reddetmiştir. UYAP üzerinden yapılan inceleme neticesinde İş Mahkemesince 14/10/2021 tarihinde, başvurucu vekili tarafından, dava açıldıktan sonra yeni bir tebliğ çıkması sonucu dava konusu edilen ilacın SGK tarafından ödeme kapsamına alındığının bildirilmesi üzerine davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığı kararı verildiği anlaşılmıştır. Söz konusu karara karşı SGK vekili tarafından yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin SGK'ya yükletilmesi nedeniyle istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi devam etmektedir.
Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/2735
Başvuru, kanser hastasının tedavisinde gerekli ilacın ithali için ödemesinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru, ceza infaz kurumunda ayakta sayım uygulamasına karşı gelinmesi üzerine darbedilme nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 4/6/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, olay tarihinde Elazığ 2 No.lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) hükümlü olarak tek kişilik odada tutulmaktadır. İnfaz Kurumunda 16/2/2018 tarihinde gerçekleştirilen sayım sırasında aralarında başvurucunun da olduğu yüzden fazla tutuklu ve hükümlü slogan atarak kapılara vurdukları, sayıma kalkmadan, bulundukları alanda durmakta direndikleri ve sayım yapılmasına engel olmaya çalıştıkları gerekçesiyle infaz koruma memurları tarafından uyarılmıştır. İnfaz koruma memurlarının uyarılarını dikkate almayan tutuklu ve hükümlüler hakkında zor kullanılarak tutuklu ve hükümlülerin sayım vaziyeti almaları sağlanmış ve sayım tamamlanmıştır. Yaşanan bu olay üzerine İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından sayım işlemi esaslarına uymayan tutuklu ve hükümlüler hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır. Başvurucu hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda başvurucunun "kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak" fiillerinden dolayı iki ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma disiplin cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, ayakta sayım yapıldığı sırada görevli infaz koruma memurları tarafından darbedildiğini iddia etmiş ve Kurum revirinde muayene olmak istediğini İnfaz Kurumuna bildirmiştir. İnfaz Kurumunda hekimin 21/2/2018 tarihinde görevli olması nedeniyle başvurucu hakkında bu tarihte darp ve cebir raporu düzenlenmiştir. Rapordaki tespitler şöyledir:"- Şuur açık koopere oryante- Fiziki muayene bulguları doğal.- Sağ göz orbital alanda ekimoz hafif, ödem yok." Başvurucu vekili, Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazdığı 27/2/2018 tarihli dilekçe ile başvurucunun tek kişilik odada tutulmakta iken 16/2/2018 tarihinde ayakta sayım uygulamasına tabi tutulmak istendiğini, zaten tek kişi olması nedeniyle buna gerek olmadığını belirtmesi üzerine odanın demir kapısına fırlatıldığını, gözünden ve burnundan yaralandığını, 18/2/2018 tarihinde infaz koruma memurlarının ayakta sayım yapmak amacıyla tekrar başvurucunun odasına geldiklerini ve bu kez sırtına vurarak müvekkilini darbettiklerini, ikinci darp eylemi gerçekleştikten üç gün sonra müvekkilinin revire gidebildiğini ileri sürmüştür. Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada başvurucu hakkında darp ve cebir raporu aldırılmış, olaya ilişkin güvenlik kamera kayıtları temin edilmiş ve şikâyete konu hususlara ilişkin olarak İnfaz Kurumundan bilgi istenmiştir. İnfaz Kurumundan Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen cevap yazısında Bakanlık Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen 7/2/2018 tarihli yazıda personele yönelik saldırı, rehin alma gibi eylemlerin önlenmesi amacıyla sayımların odanın alt katında tüm tutuklu/hükümlüler belirli bir nizamda, ayakta görülecek şekilde alınması hususundan bahsedildiği, bu doğrultuda ayakta sayım yapılacağının tutuklu ve hükümlülere bildirildiği ve sayım almaya başlandığı ifade edilmiştir. Ayrıca ilgili yazıda, sayım vermek istemeyen tutuklu ve hükümlülerin idarenin uygulamasına karşı gelerek toplu olarak eylem yaptıkları, slogan atarak İnfaz Kurumunun düzenine karşı geldikleri belirtilmiş; bu nedenle haklarında disiplin soruşturması başlatıldığı bildirilmiştir. İnfaz Kurumu yazısında ayrıca 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün (Tüzük) maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan "İnfaz ve koruma başmemuru ile infaz ve koruma memuru, kurumun güvenliğini bozan firara teşebbüs, isyan, rehin alma, saldırı, yasaya veya düzenlemelere dayalı bir emre karşı aktif veya pasif fiziki direnme gibi olaylar ile 5237 sayılı Kanunun 25 inci maddesindeki meşru savunma ve zorunluluk hâli ortaya çıktığında kurum en üst amirinin izni ile zor kullanabilir. Acil hâllerde tehlikenin ortadan kaldırılması amacıyla izin alınmaksızın da zor kullanılabilir. Durumu derhâl en üst amire iletir. Zor kullanan personel gerekenden fazla kuvvet kullanamaz." şeklindeki düzenleme kapsamında orantılı güç kullanılarak sayım düzeni aldırılmaya çalışıldığı, bu sırada darbedildiğini iddia edenler hakkında darp ve cebir raporu aldırıldığı, alınan raporlarda herhangi bir darp ve işkencenin söz konusu olmadığının ifade edildiği belirtilmiş; ayakta sayım vermek istemeyen tutuklu ve hükümlülerin el kamerası ile kayıt altına alındığı bildirilmiştir. Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada İnfaz Kurumunun kamera kaydı görüntüleri dosyaya getirtilmiş ve görüntülerin çözümü yaptırılmıştır. Düzenlenen bilirkişi raporunda görüntülerin hareketli vaka kamerasına ait olduğu, ses kaydının yapıldığı, tarih/zaman aralığının görülmediği ifade edilmiş; "personelin mevcut görüntülerde herhangi bir darp/kötü muamele/onur kırıcı hareket olayının TESPİT EDİLEMEDİĞİ, İzlenen 94 adet mov. formatında toplamda 31 dakika 43 saniye uzunluğundaki görüntülerde de söylem olarak görevli personelin veya tutuklu/hükümlü şahısların herhangi bir tehdit/hakaret/slogan/küfür vb. eyleminin TESPİT EDİLEMEDİĞİ..." belirtilmiştir. Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen 15/3/2018 tarihli Genel Adli Muayene Formu'nda, yeni oluşmuş darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir. Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 3/4/2018 tarihinde kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:"Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tabiplik Birimi tarafından düzenlenen 15/03/2018 tarihli genel adli muayene formunda müşteki Ergin Doğru'da tramvatik lezyona rastlanmadığı görülmüş olup;Olaya ilişkin kamera görüntülülerinin incelenmek üzere bilirkişiye teslim edildiği düzenlenen bilirkişi raporunda görevli personel tarafından mevcut görüntülerde herhangi bir darp/kötü muamele/onur kırıcı hareket olayının mümkün olmadığı bilirkişi raporundan anlaşılmakla;Açıklanan nedenlerle;Müşteki vekili iddialarının soyut iddia niteliğinde kaldığı, cezaevi görevlilerinin herhangi bir görevini kötüye kullanma suçunu işlemediği anlaşılmakla,Elazığ 2 nolu Yüksek güvenlikli Kapalı Ceza infaz Kurumu görevlileri hakkında KAMU ADINA KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA..." Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz, Elazığ Sulh Ceza Hâkimliğinin 26/4/2018 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Anılan karar başvurucuya 3/5/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 4/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) (Ek fıkra: 31/3/2005 - 5328 S.K./mad) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur. (3) Kasten yaralama suçunun;...d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,...İşlenmesi hâlinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır." 5237 sayılı Kanun'un "Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması hâlinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar." 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Kurumların iç güvenliği" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Kurumların iç güvenliği, Adalet Bakanlığına bağlı infaz ve koruma görevlileri tarafından sağlanır..." Tüzük'ün maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:"(8) İnfaz ve koruma başmemuru ile infaz ve koruma memuru, kurumun güvenliğini bozan firara teşebbüs, isyan, rehin alma, saldırı, yasaya veya düzenlemelere dayalı bir emre karşı aktif veya pasif fiziki direnme gibi olaylar ile 5237 sayılı Kanunun 25 inci maddesindeki meşru savunma ve zorunluluk hâli ortaya çıktığında kurum en üst amirinin izni ile zor kullanabilir. Acil hâllerde tehlikenin ortadan kaldırılması amacıyla izin alınmaksızın da zor kullanılabilir. Durumu derhâl en üst amire iletir. Zor kullanan personel gerekenden fazla kuvvet kullanamaz."
Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/18520
Başvuru, ceza infaz kurumunda ayakta sayım uygulamasına karşı gelinmesi üzerine darbedilme nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru; örgüt evinde ele geçirildiği iddia olunan dijital verilerin hükme esas alınmasının, mahkûmiyet kararının kollukta verilen ifadelere dayandırılmasının, zamanaşımı süresi dolmasına rağmen düşme kararı verilmemesinin ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 16/5/2013 tarihinde Van Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 17/11/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 21/11/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Bakanlığın 22/12/2014 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında “Hizbullah terör örgütünün üyesi olma” suçunu işlediği iddiasıyla 25/1/2000 tarihinde gözaltına alınmış ve 1/2/2000 tarihinde tutuklanmıştır. Van Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının 27/3/2000 tarihli ve E.2000/71 sayılı iddianamesi ile başvurucu hakkında “Hizbullah isimli silahlı terör örgütü üyesi olma” suçlamasıyla kamu davası açılmıştır. Tutuklu olarak yargılanmakta olan başvurucu 16/8/2001 tarihinde serbest bırakılmıştır. Van Ağır Ceza Mahkemesinin 13/1/2011 tarihli ve E.2000/82, K.2011/5 sayılı kararı ile başvurucunun atılı suçtan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Derece Mahkemesi kararının ilgili bölümleri şöyledir:“...D E L İ L L E R :1) Yakalama ve gözaltına alma tutanakları,2) Ev arama, el koyma ve teslim tutanağı,3) Doküman inceleme,4) Silah ve mühimmat yakalama tutanağı,5) Silah ve mühimmat inceleme ve teslim tutanağı,6) İmha raporu,7) Emniyet Hizbullah operasyonla ilgili bilgiler,8) Teşhis tutanakları,9) Tanık Beyanları, 10) Sanıkların örgüte vermiş oldukları özgeçmiş raporları,11) Sanıkların aşama beyanları.…Savunmalar:40 - Sanık Hamdullah DEMİRTAŞ'ın duruşmadaki savunmasında : "... suçlamalarla ilgisinin olmadığını ve hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini, Muş ACM.ce yaptığı savunmayı tekrar ettiğini, kolluk ifadesini okumadan imzaladığını, savcılık ifadesinin doğru olduğunu, özgeçmiş raporundaki imzanın kendisine ait olduğunu, ancak böyle bir fotoğrafı herhangi birine vermediğini..." beyan etmiştir. Sanık Hamdullah DEMİRTAŞ'ın 03/05/2000 tarihli Muş ACM.deki talimat savunmasında; " ...Üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, A. ’yi tanımadığını, faaliyetleri konusunda bilgi sahibi olmadığını, örgüte hiçbir şekilde katılmadığını, düzenlemiş olduğu toplantılara katılmadığını, onlar tarafından verilen kasetleri hiçbir şekilde çevreye dağıtmadığını, örgüte maddi destek sağlamadığını, F. ’nin akrabası olması nedeniyle tanıdığını, onun örgütle ilişkisinin olup olmadığını bilmediğini, hiçbir şekilde F. ve A. ’nin faaliyetlerinde yer almadığını, 17 yıldır … Okulunda hizmetli olarak çalıştığını, 1998 yılında görevinden ayrıldığını, suçsuz olduğunu, beraatini istediğini..." beyan etmiştir. Emniyetteki ifadesini kabul etmediğini, huzurdaki beyanının doğru olduğunu, Savcılık ifadesinin doğru olduğunu, sakal bıraktığından dolayı görevini bıraktığını, ancak iddia edilen kasetlerin onda bulunmadığını beyan etmiştir.  Sanık Hamdullah DEMİRTAŞ’ın 2000 (tarihli) savcılık ifadesi; isnat edildiği gibi kendisinin Hizbullah terör örgütünün mensubu olmadığını, örgüte yardım ve yataklık etmediğini, kendisinde bulunduğu iddia edilen kasetlerin kendisine ait olmadığını, sakaldan dolayı görevini bıraktığının doğru olduğunu, ancak örgütle ilgi ve alakasının olmadığını, beyan etmiştir. Sanık Hamdullah DEMİRTAŞ’ın 2000 (tarihli) kolluk ifadesi; Hizbullah terör örgütü ile ilişkinin fiili olarak olmadığını, ancak beyan ettiği gibi düşünce olarak örgüte sempati duyduğunu, kendisinin 17 yıl Korkut yatılı bölge okulunda hademe olarak görev yaptığını, 1998 yılında hacca gittiğini, hac esnasında inancı gereği sakal bıraktığını, hacdan döndükten sonra göreve başladığında müdürün kendisinden Türkiye Cumhuriyeti devletinin kılık kıyafet kuralına uymasını istediğini kendisine sakalını kesmesi için ikaz ettiğini, ancak kendisinin sakalını kesmeyeceğini bildirdiğini ve 17 yıllık meslek hayatını hiçe sayarak istifa ettiğini, bu gün de sakalını kestikten sonra göreve başlayabileceği söylenilse sakalını kesmeyeceğini, çünkü inançlarının buna müsaade etmediğini, Hizbullah demek Allah’ın yolu demek olduğunu, kendisinin de bu yolda (olduğunu) değil işten çıkartılmak hayatına mal olacağını bilse de bu yoldan dönmeyeceğini, ölümün kendisi için bu yolda mükafat olduğunu, bu yolda ölen örgüt militanlarının şahadet mertebesine ulaştıklarını, beyan etmiştir.…40- SANIKLARDAN HAMDULLAH DEMİRTAŞ'ın;Yasadışı Hizbullah terör örgütünün Korkut ilçesinde faaliyet gösteren örgüt üyeleri ile Muş'ta bulunan A. arkadaşları ile irtibatlı olduğu, yapılan propaganda ve telkinler sonucu örgüte kazandırıldığı,Korkut ilçesinde yatılı bölge okulunda 17 yıl hizmetli olarak çalışırken sakal bıraktığı, okul müdürünün uyarmasına rağmen sakallarını kesmeyip 1998 yılında görevinden istifa ettiği, örgüt üyelerinin göndermiş olduğu çok sayıdaki örgüsel kaseti propaganda ve örgüte eleman kazandırmak maksadıyla çevresinde bulunan insanlara dağıttığı, örgüt mensuplarının düzenlediği örgütsel toplantılara katılma, propaganda yaparak örgüte eleman kazandırma ve örgüte maddi destek sağlamak gibi faaliyetlerde bulunduğu,1999 yılından itibaren F. isimli örgüt mensubu ile birlikte örgütün Korkut İlçesi sorumlusu olarak A. Ç.’ye bağlı olarak faaliyet yürüttüğü, faaliyetlerinden dolayı A. Ç.’nin raporlar verdiği, faaliyetlerini yakalandığı ana kadar sürdürdüğü, sanığın güvenlik güçlerince 2000 tarihinde yakalandığı, sevk edildiği Muş C[umhuriyet] Başsavcılığınca 2000 tarihinde serbest bırakıldığı,Sanığın süresi içerisinde 4959 sayılı Topluma Kazandırma Yasasından faydalanma talebine ilişkin İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 2004 tarihli yazısında; şüphelinin Hizbullah Terör Örgütüne katıldığı, bu örgüt adına Muş ilinde faaliyetlerde bulunduğu, şahsın 2000 tarihinde yakalandığı, örgütte kaldığı süre içerisinde örgüt üyesi olarak görevler üstlendiği anlaşılmış olup örgütün içindeki konum ve faaliyetleri ile uyumlu şekilde katıldığı faaliyetler hakkında vermiş olduğu bilgileri mevcut bilgiler ile örtüştüğü ancak bu bilgilerin örgütün dağılmasına veya meydana çıkarılmasına neden olacak mahiyette olmadığı değerlendirilmektedir, şeklinde görüş bildirilmiştir.İstanbul Emniyet Müdürlüğünce, örgütün bilgi işlem merkezinden elde edilen CD ve hard disklerin tahrip edilmeyen kısmından elde ettikleri dosyanın şüphelileri ile ilgili bilgisayar kayıtlarındaki belgelerin incelemesinden elde edilen İstihbarat Daire Başkanlığının düzenlediği 2000 tarihli tutanaktaki bilgilere göre;Hamdullah DEMİRTAŞ'ın (1) adet özgeçmiş raporunun bulunduğu (2) adet Mİc.Excel (4900-G-l, 490003-2) ve (3) adet Mic. WdiJ özgeçftır) dosyalarında açık kimliksiz olarak adı nın geçtiği,...HAMDULLAH DEMİRTAŞ’IN HUKUKİ DURUMU:… Sanığın örgüte iki sayfa fotoğraflı özgeçmiş raporu verdiği saptanmıştır.Mic. Word ozgecfhr belgesinde; “Hamdullah Demirtaş; 1959, Korkut, Dış Ortmz, Arapça okumuş, (502,29)” yazılmak suretiyle sanığın örgüte özgeçmiş raporu verdiği saptanmıştır.Mic. Word.mus 1 belgesinde MUŞ/PKK BİLGİLERİ/ NİSAN 1996 başlığı altında çok sayıda insan hakkında kişisel bilgilerin yazıldığı notun sonunda / Hamdullah DEMİRTAŞ, 1996 (8 kez), yazılı olduğu saptanmıştır.Mic. Excel 4900- G-1 belgesinde; “Kod. A.Rahman, Gerçek isim; Hamdullah DEMİRTAŞ, Bölge İsmi Muş” yazılı olduğu saptanmış sanığa A. Rahman (K) adının verildiği anlaşılmıştır.Mic. Word. mus1 Muş-şahıs bilgileri – MİT, MART 1996 belgesinde çok sayıda şahıs hakkında kişisel değerlendirmelerin yapıldığı, değerlendirme yapanlar arasında U., R. Y., Hamdullah DEMİRTAŞ, F. Y. isimlerinin yer aldığı, Mic. Excel 490003-2 belgesinde; isim kodu; Sadık, ad soyad Hamdullah DEMİRTAŞ bölge ismi Muş yazılı olduğu, “MUŞ/PKK/KONGRA-GEL terör örgütü BİLGİLERİ/ NİSAN 1996” tarihli doküman içeriğinde; Abdullah Coşkun, Bayram Coşkun, İzzettin Eşim, Hamdullah Demirtaş, Diyadin Yılmaz tarafından yazılan bilgi notları vardır.A. Ç. kolluktaki ifadesinde;… Hamdullah Demirtaş ve F. ’nin Korkut sorumlusu olduklarını belirtmiştir.Gerek sanığın vermiş olduğu özgeçmiş raporu ve gerekse yukarıda değerlendirilen bir kısım belgelerdeki sanık ile ilgili notlar, sanığın A.Rahman Kod adını alması hususları bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde, belirli bir eğitim ve tebliğ sürecinden geçip örgüte özgeçmiş raporu vererek "cemaate" giren, örgütsel amaçlı ders faaliyetleri gösterdiği anlaşılan sanığın örgüt üyeliği konumu hiç kuşkusuz gerçekleşmiştir.” Temyiz üzerine Van Ağır Ceza Mahkemesinin 13/1/2011 tarihli kararı, Yargıtay Ceza Dairesinin 20/12/2012 tarihli ve E.2012/7970, K.2012/15259 sayılı ilamı ile onanmıştır. Onama kararı başvurucuya 25/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bireysel başvuru 16/5/2013 tarihinde yapılmıştır. B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin (2) numaralı fıkrası. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun maddesi.
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/3552
Başvuru, örgüt evinde ele geçirildiği iddia olunan dijital verilerin hükme esas alınmasının, mahkûmiyet kararının kollukta verilen ifadelere dayandırılmasının, zamanaşımı süresi dolmasına rağmen düşme kararı verilmemesinin ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.
1
Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davada hâkimin tarafsız olmaması, verilen kararın haksız ve gerekçesiz olması, hükme esas alınan bilgi ve belgelerin incelettirilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının; kararın takipsizlik kararı ile sonuçlanan ceza soruşturmasına konu suçun işlendiği yönünde ifadeler içermesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 21/7/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Gülhane Askeri Tıp Akademisinde (GATA) Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanı olarak görev yapmakta iken başvurucu hakkında; askerî öğrenciler ile irtibata geçip onları istihbarat birimlerinde çalıştıracağı vaadiyle kandırarak emekli astsubay Y.Ö. ile tanıştırıp onunla cinsel ilişkiye zorladığı yolunda gelen ihbar ve şikâyetler üzerine idari tahkikat başlatılmıştır. İdari tahkikat raporunda özetle; i. Başvurucunun emekli astsubay olan Y.Ö. ile birlikte bazı askerî öğrenci ve askerî personeli istihbarat birimlerinde çalıştırma vaadiyle kandırdıkları, Y.Ö.nün tehdit ve şantaj yolu ile bu kişilerle kendisi pasif olacak şekilde cinsel ilişki yaşadığı, yaşadığı ilişkileri kayıt altına aldığı ve bu kayıtlar vasıtasıyla ilişkinin devam etmesini sağladığı, tüm bu faaliyetlerde başvurucunun kendisine yardımcı olduğu, bu kapsamda astsubay öğrencisi A.nın başvurucu adına kayıtlı hattan aranarak tehdit ve şantaja uğraması ile ilgili Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığı,ii. Astsubay H.A.nın Y.Ö. ile başvurucu tarafından tanıştırıldığı, H.A.nın başvurucu tarafından yapılan istihbarat teşkilatında çalışma teklifini kabul ettiği ancak bu fikrinden vazgeçmesi üzerine başvurucu tarafından tehdit edildiği, daha sonra tehdit ve şantaj yolu ile Y.Ö. ile ilişki yaşamaya başladığı, başvurucu tarafından kiralanan evde H.A. ile Y.Ö nün birlikte kaldığı, başvurucunun sık sık kendilerini ziyarete gittiği, H.A.nın Y.Ö. ile ilişki yaşamaya devam etmek istememesi üzerine Y.Ö. tarafından gönderilen ihbar mektupları sonucu H.A.nın Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) ilişiğinin kesildiği,iii. Astsubay T.nin GATA'da öğrenci olduğu dönemde başvurucu tarafından kendisine Hava Kuvvetleri Komutanlığı (Hv. Kuv. K.) bünyesinde bir istihbarat teşkilatı bulunduğu ve bu teşkilata girmesi durumunda maaşında yüklü miktarda bir artış olacağının ifade edildiği,iv. Başvurucunun astsubay G.T. ile okul nizamiyesine not bırakarak buluştuğu, başvurucunun arabasında kendisini Yalova'nın Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) şefi olarak tanıttığı ve Y.Ö. ile G.T.yi tanıştırdığı, Y.Ö.nün G.T.yi MİT'e giriş prosedürleri için Yalova'daki evine davet ettiği ve Yalova'da kendisini başvurucu ile birlikte karşıladığı, Y.Ö.nün G.T.yi MİT'teçalışmaya başlamak için ön şart olduğu bahanesi ve tehdit/şantaj yolu ile kendisiyle ilişki yaşamaya zorladığı, G.T.nin kabul etmemesi üzerine başvurucunun G.T.yi okulda çağırarak "Herkes senden şikâyetçi, yapman gereken şeyleri neden yapmıyorsun? Biz sana güvendik, senin yüzünden biz zor duruma düşüyoruz." şeklinde konuştuğu,v. Hv. Kuv. K. İstihbarat Başkanlığı kayıtlarında başvurucunun eş cinsel şahıslar ile ilişki içinde olduğu, Y.Ö. ile birlikte tehdit ve şantaj yoluyla bazı öğrencileri eş cinselliğe zorladıklarına ilişkin bilgilerin bulunduğu, MİT Müsteşarlığı tarafından başvurucu ile Y.Ö. arasındaki irtibatın teyit edildiği,vi. Y.Ö. hakkında "cebren ırza geçme, küçükleri baştan çıkarma, iffete taarruz etme" suçlamalarıyla Afyon İl Emniyet Müdürlüğünce işlem yapıldığının bildirildiği hususlarına yer verilmiştir. Söz konusu raporda; başvurucunun mesleki yönden disiplin ve ahlaki durumunun ilgili mevzuat hükümleri kapsamında oluşturulacak komisyon tarafından incelenmesi, ayrıca MİT Müsteşarlığında çalıştığını ifade ederek personeli istihbarat teşkilatında çalıştırma vaadi ile kandırdığı ve bunu örgütsel bir yapı içinde yaptığı anlaşılan personel hakkında adli işlem başlatılması gerektiği yönünde değerlendirme ve teklifte bulunulmuştur. Başvurucu hakkında 2011 ve 2012 yıllarında sicil amirlerince "Silahlı Kuvvetlerde kalması uygun değildir" sicili düzenlenmesi üzerine Hv. Kuv. K.lığı bünyesinde oluşturulan komisyon tarafından başvurucunun durumu değerlendirilmiştir. Komisyon tarafından da başvurucunun TSK'dan ayırma işlemine tabi tutulmasının uygun olacağı yönünde görüş bildirilmesi üzerine ilgili komutanlıklar nezdindeki onay işlemlerinin tamamlanmasının akabinde başvurucunun disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle 12/7/2012 tarihinde TSK'dan ilişiği kesilmiştir.A. Olaya İlişkin Ceza Soruşturması Süreci Genelkurmay Başkanlığı tarafından verilen soruşturma emri üzerine başvurucu hakkında soruşturma başlatan Askerî Savcılık 7/12/2012 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Görevsizlik kararında özetle;i. Başvurucunun GATA'da görev yapmakta iken öğretim üyesi olması nedeniyle irtibat kurduğu bazı astsubay öğrencileri ile astsubayları MİT bünyesinde çalıştıracağı vaadiyle emekli astsubay Y.Ö. ile tanıştırdığı, Y.Ö.nün, tanıştığı bu kişilere istihbaratçı olmaları için bazı test ve sınavlardan geçmeleri gerektiğini söyleyerek doğal yoldan sperm testi kapsamında kendisiyle cinsel ilişkiye zorladığı, devamında da bu ilişkilerini sürdürmek için şantaj yaptığı ve askerî öğrencilikten ya da astsubaylıktan ilişiklerini kestireceği yönünde tehditlerde bulunduğu, bu kapsamda bir öğrenci ve bir astsubayın TSK'dan ilişiklerinin kesildiği,ii. Bu süreçte başvurucunun ise öğrenci ve astsubayları istihbaratçı yapacaklarını söyleyip kandırarak Y.Ö. ile tanıştırdığı, cinsel saldırıya maruz kalan ya da kandırıldığını düşünerek Y.Ö ile ilişkilerini devam ettirmek istemeyen öğrenci ve astsubaylara ilişkilerini devam ettirme yönünde baskı yaptığı ve tehditte bulunduğunun elde edilen tüm deliller ve dosya kapsamından anlaşıldığı,iii. Başvurucunun eylemlerinin 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen tehdit ve cinsel saldırı suçuna iştirak suçlarını oluşturduğu, ancak başvurucunun resen ayırma işlemine tabi tutularak 12/7/2012 tarihinde TSK'dan ilişiğinin kesilmiş olması karşısında soruşturma ve kovuşturmanın adli yargı mercileri tarafından yürütülmesi gerektiği hususlarına yer verilmiştir. Dosyanın gönderildiği Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tehdit ve basit cinsel saldırı suçuna iştirak suçlarından yaptığı soruşturma neticesinde 31/10/2013 tarihinde, başvurucu hakkında atılı suçlardan kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Takipsizlik kararının gerekçesinde; başvurucunun iştirak ettiği iddia edilen cinsel saldırı suçunun failinin (Y.Ö.) ölmüş olmasından dolayı hakkında bu konuda herhangi bir dava açılmamış olması ve söz konusu cinsel birlikteliklerin rıza dışında gerçekleştiğine dair herhangi bir delil elde edilmemesi nedeniyle tarafların rızaları dâhilinde gerçekleştiğinin kabulünün gerektiği, dolayısıyla başvurucunun oluşmayan bir suça iştirakının da düşünülemeyeceği ifade edilmiştir. Kararda ayrıca, başvurucunun astsubayları ve astsubay öğrencilerini söz konusu cinsel birlikteliğin devamı için tehdit ettiğine dair kamu davası açmaya yeterli ve inandırıcı delil elde edilemediği de belirtilmiştir.B. Olaya İlişkin İdari Yargı Süreci Başvurucu, disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle TSK'dan ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle 3/9/2012 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır. AYİM Birinci Dairesi (Mahkeme) 9/10/2013 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde öncelikle başvurucu hakkındaki adli ve idari soruşturma süreçlerinden bahsedilmiş, bu kapsamda idari tahkikat raporu ile Askerî Savcılığın 7/12/2012 tarihli görevsizlik kararında geçen ve yukarıda da yer verilen hususlar(bkz. §§ 7, 10) aynı şekilde karara alıntılanmıştır.Kararın gerekçesinin diğer ilgili kısmı ise şöyledir:"...dava konusu ayırma işlemi değerlendirildiğinde; aynı zamanda ceza yargılamasına da konu olan yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen eylemleri nazara alındığında; davacının TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunduğu, bu mevcut durumu itibarıyla TSK'daki kamu hizmetini devam ettirmesine olanak kalmadığı, bu itibarla; tesis edilen ayırma işleminde idarece takdir yetkisinin objektif kıstaslara bağlı kalınarak, kişi yararı ile kamu yararı arasında denge gözetilerek kullanıldığı anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır." Anılan karara karşı karar düzeltme yoluna müracaat eden başvurucu 16/12/2013 tarihli karar düzeltme talep dilekçesinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 31/10/2013 tarihli takipsizlik kararını dayanak göstererek ve dava konusu işlemin diğer hukuka aykırılık unsurlarından da bahsederek usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle incelemeye konu kararın kaldırılmasını istemiştir. Başvurucu söz konusu dilekçesinde ayrıca, dava dosyasına sunulan gizli belgeleri incelemesine imkân sağlanması ve buna göre savunma yapması için süre verilmesi ile Mahkeme heyetindeki üyelerden biri hakkında hâkimin reddi taleplerinde de bulunmuştur. Başvurucu; hâkimin reddi talebine gerekçe olarak üye hâkimin somut davaya dayanak soruşturma kapsamındaki maddi olaylardan biriyle ilgili olarak H.A. isimli şahıs hakkında askerî ceza mahkemesinde görülen davada da görev aldığı, bu dava dosyasında 2007 yılında verdiği ve kesin hüküm teşkil eden kararındaki kabul ve değerlendirmelerinin mevcut davadaki kabul ve değerlendirmeleriyle çeliştiği, bu durumun hâkimin tarafsız olmadığını ortaya koyduğu hususlarını göstermiştir. Mahkeme 4/3/2014 tarihli ara kararıyla hâkimin reddi talebini reddetmiştir. Mahkeme aynı tarihte verdiği diğer bir ara kararla ise daha önce davalı idareye iade ettiği gizli belgeleri geri istemiştir. Hâkimin reddi talebinin reddine dair kararın gerekçesinde; reddi istenen hâkimin H.A. hakkında yürütülen ceza yargılaması heyetinde başkan olarak yer aldığı belirtilmiş, söz konusu davanın başvurucu hakkında olmayıp başvurucunun sadece tanık olarak dinlendiğine, kararda başvurucu hakkında lehte veya aleyhte herhangi bir tespite yer verilmediğine dikkat çekilmiş, bu durumun tek başına hâkimin tarafsızlığından şüphe duyulmasını gerektiren bir sebep olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir. Davalı idare 4/3/2014 tarihli ara karar gereğince gizli belgeleri Mahkemeye tekrar göndermiştir. Mahkeme 1/4/2014 tarihinde, davalı idarece gönderilen bilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkil edecek unsurlar içerdiğini; bu bilgi ve belgelerin başvurucuya incelettirilmemesi hâlinde savunma hakkının kısıtlanacağının değerlendirildiğini belirterek suret almamak ve şahısların isim-rütbe-makam bilgileri karartılmak kaydıyla gizli belgelerin başvurucu vekiline incelettirilmesine ve inceleme üzerine yapılacak savunma için yirmi gün süre verilmesine dair ara karar vermiştir. Başvurucu vekilinin söz konusu ara karara istinaden gizli belgeler dâhil tüm dava dosyasını incelediği hususu 17/4/2014 tarihli dava dosyası inceleme tutanağı ile kayıt altına alınmıştır. Başvurucu vekili söz konusu tutanağa, gerekçeli kararda yer alan ayrılış sicil belgesi, MİT belgesi ile Hv. Kuv. K.lığı İstihbarat Başkanlığı kayıtlarında eş cinsel şahıslar ile ilişki içinde olduğuna yönelik ibarenin dayanağı olan belgenin incelettirilmediği yönünde şerh düşmüştür. Başvurucu5/5/2014 tarihinde Mahkemeye ek bir karar düzeltme dilekçesi daha vermiş ve 17/4/2014 tarihinde dava dosyası kapsamında incelediği bilgi belgelere (istihbarat raporları/idari tahkikat raporu/ifade tutanakları/ihbar ve şikâyet dilekçeleri) yönelik savunmalarını dile getirmiştir. Mahkeme 12/5/2014 tarihli kararıyla başvurucunun karar düzeltme istemini reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:"...[Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 31/10/2013 tarihli kararı incelendiğinde]; önce dosya sürecinin anlatıldığı, idari ve istihbari soruşturmalardan bahsedildiği, davacının ifadesinin ayrıntılı olarak yazıldığı, kararın değerlendirme bölümünde ise H.A., Y.Ö. ve A. dışında cinsel ilişkinin olmadığının belirtildiği, dolayısıyla bu kişiler arasındaki cinsel ilişkinin kararda da kabul edildiği, diğer yandan Genelkurmay Askeri Mahkemesinin kararından bahsedilerek cinsel ilişkinin rızaya dayalı olduğunun kabul edildiği...ayrıca davacı vekili tarafından eklenen kararda; davacı inkar etse de davacının A.ya ait telefondan aranarak görüşme yapıldığının tespit edildiğinin belirtildiği, dolayısıyla davacı ile A. arasında bir bağlantının olduğunun kabul edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca söz konusu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda "sonuç olarak" yapılan değerlendirme bölümünde; cinsel birlikteliklerin rıza dışında olduğuna dair delil bulunmadığı belirtilerek rızaya dayalı cinsel birlikteliklerin olduğunun vakıa olarak kabul edildiği, tehdit suçuna ilişkin delil olmadığının belirtildiği görülmektedir. Kısaca [söz konusu kararın] isnat edilen cinsel saldırı suçunun rıza dışında yapıldığına ilişkin delil elde edilememesi nedeniyle ve tehdit suçuyla ilgili olarak da davacının "astsubay öğrencilerini söz konusu cinsel birlikteliklerin devamı için tehdit ettiğine dair kamu davası açmaya yeterli ve inandırıcı delil elde edilemediği" gerekçesiyle verildiği anlaşılmaktadır.Sonuç olarak; ayırma işlemi tarihi itibarıyla ayırma kararına dayanak teşkil eden vakıalarda bir değişiklik olmadığı, özellikle davacı ile birbirleriyle cinsel ilişkide bulunan personel arasındaki bağlantı ve bu bağlantıların hayatın olağan akışı dışında olması hususları birlikte dikkate alındığında; kararın düzeltilmesini gerektirecek bir neden olmadığı..." Nihai karar 23/6/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 21/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/11920
Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davada hâkimin tarafsız olmaması, verilen kararın haksız ve gerekçesiz olması, hükme esas alınan bilgi ve belgelerin incelettirilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının; kararın takipsizlik kararı ile sonuçlanan ceza soruşturmasına konu suçun işlendiği yönünde ifadeler içermesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru, gözaltında kötü koşullarda tutulma, gözaltında kötü muameleye maruz bırakılma ve sağlık hizmetlerine erişememe nedenleriyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 30/1/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca 9/6/2020 tarihinde, kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiaları dışındaki iddialar yönünden kısmi kabul edilemezlik kararı verilmiş, başvurunun kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin kısmının kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 29/9/2016 tarihinde Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçu isnadıyla gözaltına alınmıştır. Başvurucu, sekiz gün gözaltında tutulmuş; 7/10/2016 tarihinde adli kontrol şartı ile serbest bırakılmıştır. Başvurucunun serbest bırakıldıktan sonra 12/10/2016 tarihinde bel fıtığı ameliyatı olduğu dosyaya sunduğu sağlık raporlarından anlaşılmaktadır. Daha sonra tutuklanmasına karar verilen başvurucu hakkında yakalama kararı çıkarılmış olup yakalama kararının infaz edilemediği anlaşılmaktadır. Başvurucu hakkında açılan kamu davası devam etmektedir. Başvurucu; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazdığı 28/11/2016 tarihli bir dilekçeyi bireysel başvuru dosyasına sunmuştur. Anılan dilekçede, iftiraya maruz kaldığı, hukuka aykırı şekilde meslekten çıkarıldığı iddialarının yanı sıra 30/9/2016 tarihinde bel fıtığı ameliyatı olacak iken ameliyat tarihinden bir gün önce gözaltına alındığını, gözaltı süresince ameliyat olmasının engellendiğini, rahatsızlığından dolayı oturma, kalkma gibi çok temel günlük hareketleri dahi yapamaz durumda iken bir spor salonunun zemininde yatırıldığını, bu durumun kendisine fiziksel acı verdiğini, her gün gelen doktorlara rahatsızlığını iletmesine karşın hastaneye sevk edilmediğini, ifadesinin alınması için adliyeye götürüldüğünde zorla yürütüldüğünü, felç kalma tehlikesi geçirdiğini ve kendisine küfredildiğini beyan etmiştir. Başvurucu, gözaltında iken maruz kaldığı kötü muameleye ilişkin olarak farklı tarihlerde farklı kurumlara başvurularda bulunduğunu ancak şikâyetlerinin işleme konulmadığını belirterek 30/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Bakanlık görüşünde, başvurucunun gözaltında kaldığı süre boyunca kötü muameleye maruz kaldığı iddiası yönünden soruşturma başlatıldığı ancak yürütülen soruşturmanın başvurucunun yurt dışına kaçmış olması ve olaya ilişkin ayrıntılı beyanının alınamaması sebebiyle derdest olduğu bildirilmiştir.
Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/5401
Başvuru, gözaltında kötü koşullarda tutulma, gözaltında kötü muameleye maruz bırakılma ve sağlık hizmetlerine erişememe nedenleriyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru, askıya alınmış olan pilot lisansının askı süresinin uzatılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 27/7/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Hava Kuvvetleri Komutanlığı emrinde teğmen rütbesinde görev yapmakta iken mecburi hizmet süresini tamamlayarak 29/1/2013 tarihinde istifa etmiştir. 15 Temmuz darbe girişiminin akabinde kabul edilen 25/8/2017 tarihli ve 30165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (694 sayılı KHK) maddesiyle 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'na ek geçici madde eklenmiştir. Bu madde ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) ayrılan pilot subayların yükümlülük süreleri on sekiz yıla çıkarılmış ve bu kapsamdaki pilotlar kamu görevlerine geri çağrılmıştır. Söz konusu düzenleme 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un maddesiyle aynen kabul edilmiştir. Başvurucu, anılan düzenleme kapsamında muvazzaf subaylığa nasbedilecekler kapsamına alınmış ancak göreve katılım sağlamamıştır. Bunun üzerine Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün (İdare) 7/12/2018 tarihli işlemiyle yasal süre içerisinde görev yerine katılım yapmadığı gerekçesiyle başvurucunun TR-A-8774 numaralı havayolu nakliye pilot lisansı (pilot lisansı) 926 sayılı Kanun'un ek geçici maddesi uyarınca 12/5/2022 tarihine kadar askıya alınmıştır. Devam eden süreçte 926 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan "Pilotaj eğitimini (pilot adaylarına verilen uçuş eğitimi) bitirenlerin yükümlülük süresi üç yıl ... daha uzatılır" hükmündeki “üç yıl” ibaresi 21/2/2019 tarihli ve 7166 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un maddesiyle “altı yıl” şeklinde değiştirilmiştir. Bu değişiklikle pilotaj eğitimini bitirenler için getirilen ilave üç yıllık yükümlülük üzerine İdarenin 1/4/2019 tarihli işlemiyle başvurucunun pilot lisansında bulunan askı süresi de uzatılarak, bitiş tarihi 12/5/2025 olarak belirlenmiştir. Başvurucu bu işlemin iptali talebiyle Ankara İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, nasbedildiği muvazzaf subaylığa katılım sağlamadığını, getirilen ilave yükümlülüğün muvazzaf subay statüsünde olan pilotlara yönelik olduğunu, İdarenin ise bu düzenlemeyi yanlış yorumlayıp pilot lisansının üzerindeki askı süresini uzattığını ve bu işlemin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte başvurucu muvazzaf subaylığa icabet etmemesinin müeyyidesi olarak zaten 12/5/2022 tarihine kadar pilot lisansının askıya alınarak işsiz kaldığını vurgulamıştır. İdare Mahkemesi 9/1/2020 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, tekrardan göreve çağrılan ve göreve katılım yapmayan başvurucunun askıya alınan pilot sertifikasının askıya alınma süresinin getirilen ek yükümlülük nedeniyle uzatılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucu bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, 2018 yılında muvazzaf subaylığa geçiş yapmamasının müeyyidesi olarak İdarenin 7/12/2018 tarihli işlemiyle pilotluk lisansının 12/5/2022 tarihine kadar zaten askıya alındığını, bundan sonra istese de muvazzaf subaylığa katılım sağlayamayacağını, askı süresinin üç yıl daha uzatılmasının hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine aykırı olduğunu belirtmiştir. İdare Mahkemesinin yanlış değerlendirmeyle davanın reddine karar verdiğini ifade eden başvurucu, kararın kaldırılarak dava konusu işlemin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Daire) 10/6/2020 tarihli kararıyla İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğunu ve kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığını belirterek istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar vermiştir. Nihai karar 13/7/2020 tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, Onur Çalışkan ve diğerleri (B. No: 2019/2744, 5/9/2023) kararında pilot olarak görev yapmakta iken yükümlülük süresini tamamlayarak TSK’dan istifa eden başvurucunun, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında görevine geri çağrılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasını incelemiştir. Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl şartları kapsamında TSK’nın pilot ihtiyacı ile göreve çağrılanların maddi durumlarındaki iyileştirmeleri gözeterek ülke savunması ve millî güvenliğin temin edilmesi konusunda oluşan acil ihtiyaç nedeniyle ortaya çıkan kamu yararı karşısında görevine geri çağrılan ve bir süre daha zorunlu hizmet süresine tabi tutulan başvurucunun aşırı külfet altına sokulmadığı ve tedbirin ölçülü olduğu kanaatine varmıştır. 694 sayılı KHK'nın maddesiyle 926 sayılı Kanun'a eklenen ek geçici maddenin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: "22/5/2012 tarihli ve 6318 sayılı Askerlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 112 nci maddenin birinci fıkrası ve 113 üncü maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yapılan değişiklikten sonra Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılan pilot subaylar, uçuş için gerekli şartları sağlamaları ve haklarında yaptırılacak güvenlik soruşturmalarının olumlu olması kaydıyla ihtiyaç duyulan hava aracı tiplerinde ilgili Kuvvet Komutanının teklifi ve Millî Savunma Bakanının onayı ile 18 yıllık yükümlülük süresini tamamlamaları için yeniden subay nasbedilir. ..." 926 sayılı Kanun'un ek geçici maddesinin 7166 sayılı Kanun'un maddesiyle değiştirilen birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önce tabi oldukları yükümlülük sürelerini tamamlayarak Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılan pilot subaylar, uçuş için gerekli şartları sağlamaları ve haklarında yaptırılacak güvenlik soruşturmalarının olumlu olması kaydıyla ihtiyaç duyulan hava aracı tiplerinde ilgili Kuvvet Komutanının teklifi ve Milli Savunma Bakanının onayı ile halihazırda 113 üncü maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde pilotlar için belirlenen yükümlülük süresini tamamlamaları için yeniden subay nasbedilirler. ..." 926 sayılı Kanun'un ek geçici maddesine 7078 sayılı Kanun'un maddesi ile eklenen ilgili kısım şöyledir:"... Seçim sürecine dahil edilerek buna ilişkin çağrı emrinin tebliğinden itibaren onbeş gün içerisinde çağrı emrine uymayanlar ile subaylığa nasıplarını müteakip nasıp kararının tebliğinden itibaren onbeş gün içerisinde atandıkları birliklere katılış yapmayanların sivil pilot sertifikaları yükümlülük süresince iptal edilir.Subay nasbedilen pilotların çalıştıkları firmalarla yaptıkları iş sözleşmeleri Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yaptıkları sürece askıya alınır. Görev süreleri sona erenler, görev öncesi çalıştıkları firmalar tarafından sicil ve kıdemleri devam edecek şekilde aynı statüde yeniden istihdam edilir. ..." 926 sayılı Kanun'un ek geçici maddesine 7166 sayılı Kanun'un maddesi ile eklenen fıkra şöyledir:"Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önce bu madde hükümlerine göre yeniden subay nasbedilenler için yükümlülük süresi, 113 üncü maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde pilotlar için belirlenen süredir." 926 sayılı Kanun'un maddesinin 7166 sayılı Kanun'un maddesi ile değiştirilen birinci fıkrasının (d) bendinin ilgili kısmı şöyledir:"Pilotaj eğitimini (pilot adaylarına verilen uçuş eğitimi) bitirenlerin yükümlülük süresi altı yıl ... daha uzatılır."
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/21660
Başvuru, askıya alınmış olan pilot lisansının askı süresinin uzatılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru; Cizre'de terör örgütüne yönelik gerçekleştirilen operasyonlar sırasında ölüm olayı meydana gelmesi ve konuya ilişkin etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının, cenazenin teslimi ile defin sürecinde zorluklarla karşılaşılması nedeniyle kötü muamele yasağının, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 31/12/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. PKK terör örgütü 12/8/2015 tarihinden itibaren Cizre ilçesinin de dâhil olduğu bazı merkezlerde öz yönetim ilan etmiştir. Öz yönetim ilan ettiği bölgelerde patlayıcıyla tuzaklanmış hendekler kazmak ve barikatlar kurmak suretiyle yalıtılmış bölgeler oluşturmaya çalışan PKK terör örgütü, kamuoyunda hendek olayları olarak adlandırılan ve aylarca devam eden bu süreçte roketatarlar, keskin nişancı tüfekleri, patlayıcılar ve otomatik saldırı tüfekleri kullanarak terör saldırıları düzenlemiştir. Okullar, hastaneler, barajlar, adliye binaları, ambulanslar gibi temel kamu hizmetlerini sağlayan eşya ve binaların yanında sivilleri de hedef alan bu terör saldırılarında 335 sivil hayatını kaybederken 106 kişi yaralanmıştır. Terör saldırılarında 859 güvenlik görevlisi ve Derik kaymakamı şehit olmuş, 711 güvenlik görevlisi yaralanmıştır. Bu terör eylemlerinin engellenmesi, halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla sözde öz yönetim ilan edilen bazı bölgelerde mülki idare amirliklerince sokağa çıkma yasakları uygulanarak terörle mücadele operasyonları başlatılmıştır (hendek olayları, öz yönetim ilanları, PKK terör örgütünün şehir savaşı stratejisi ve sokağa çıkma yasakları hakkında arka plan bilgisi ile ayrıntılı açıklamalar için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], B. No: 2017/37897, 5/7/2022, §§ 16-28, 67, 346-348). Başvuru konusu olay, yukarıda özetlenen operasyonların gerçekleştirildiği ve sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı dönemde yaşanmış olup başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşü ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 10/2/2016 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının kararına istinaden, Cudi Mahallesi Niran Sokak'ta bulunan ve güvenlik güçleri tarafından C-3158 olarak belirtilen arka tarafı kısmen çökmüş, yıkık ve harabe haldeki 4 katlı binada arama yapılmıştır. Arama işlemi ve olay yeri, olay yeri inceleme ekiplerince kamera ve fotoğraflar vasıtasıyla kayıt altına alınmıştır. İşlem sırasında hâlen sıcak çatışmaların devam ettiği belirtilmiştir. Olay yerinde 5 (beş) ceset ile uzun namlulu silahlar, roketatarlar ve çok sayıda şarjör ve mermi bulunmuştur. Arama Tutanağı ve Olay Yeri İnceleme Raporuna göre arama neticesinde ele geçen bulgular özetle şöyledir:i. Binanın kat merdivenlerinde belden aşağısı parçalanmış bir erkek cesedi bulunmuştur. Ceset üzerinden bir adet telsiz ele geçirilmiştir.ii. Yine binanın kat koridorunda üzerinden E. adına düzenlenmiş kimlik çıkan bir erkek cesedi bulunmuştur.iii. Binanın kat koridorunda tamamen yanmış ve kemikleri kalmış vaziyette iki ceset bulunmuştur. Cesetlerin yanında 2 adet roketatar ve şarjörleri takılı vaziyette 2 adet de kalaşnikof marka uzun namlulu silah ele geçirilmiştir. Bu katın odalarının tamamen yanmış ve duvarların bir kısmının yıkık olduğu görülmüştür.iv. Binanın katında bulunan dairenin salonunda ve mutfağında molozlar arasında 3 adet kalaşnikof marka uzun namlulu silah ve bu silahlara ait 20 adet boş şarjör bulunmuştur.v. Binanın çatı katında yaşı küçük olduğu değerlendirilen bir erkek cesedi bulunmuştur. Cesedin yanında 1 adet şarjörü takılı kalaşnikof marka uzun namlulu silah ve bu silaha ait 4 adet şarjör ele geçirilmiştir.vi. Binanın çatı katında ayrıca 1 adet şarjörlüklü kemer ve 1 adet şarjörlüklü yelek ile 5 adet şarjör bulunmuştur.vii. Binanın bodrum katında ise 1 adet şarjörü takılı olmayan kalaşnikof marka uzun namlulu silah, 2 adet hücum yeleği ve yeleklere takılı hâlde toplam 9 adet şarjör ve şarjörlere basılı vaziyette toplam 121 adet mermi ve 2 adet el telsizi bulunmuştur. Aynı gün, binanın kat merdivenlerinde belden aşağısı parçalanmış kimliği belirsiz erkek cesedi üzerinde, Cumhuriyet savcısı huzurunda, kamera kaydı ve fotoğraf çekimi ile kayıt altına alınmak suretiyle adli ölü muayene işlemi yapılmıştır. İşlem sırasında, belin alt kısmının iç organları ve kemikleri görünür vaziyette, sol bacağın dizüstünden, sağ bacağın ise diz altından tamamen parçalanmış vaziyette olduğu görülmüştür. Muayene sonucunda kesin ölüm nedeninin tespit edilememesi nedeniyle klasik otopsi işlemi yapılmasına karar verilmiştir. Ceset üzerinden çıkartılan kıyafetler, kriminal inceleme yapılabilmesi için muayene sırasında hazır bulunan olay yeri inceleme ekibine teslim edilmiştir. Olay yeri inceleme ekibince, cesedin her iki elinin iç ve dış yüzeyleri ile yanağından svap örnekleri ayrıca parmak izleri alınmıştır. Yine aynı gün, Cumhuriyet savcısı huzurunda, kamera kaydı ve fotoğraf çekimi ile kayıt altına alınmak suretiyle otopsi işlemi yapılmıştır. İşlem sırasında cesetten, sağ avuç içinden 1,5x2 cm ebatında deforme olmuş metalik cisim ele geçirilmiş; ayrıca -cesedin kimliğinin tespiti maksadıyla- doku örneği de alınmıştır. Yapılan otopsi neticesinde, kişinin ölümünün pelvis ve ekstremite kemik kırıkları ile büyük damar yaralanmasından gelişen dış kanama sonucu meydana geldiği mütalaa edilmiştir. Kolluk tarafından tanzim edilen ekspertiz raporuna göre cesetten alınan parmak izlerinin APFİS (Otomatik Parmak İzi Teşhis Sistemi) veri tabanı üzerinden sorgulanması neticesinde ölenin başvurucuların yakını olan K. olduğu tespit edilmiştir. Aynı raporda, faili meçhul olay yeri parmak izleri ile yapılan sorgulamada ise herhangi bir eşleşmeye rastlanmadığı belirtilmiştir. Cesedin kimliğinin tespit edilmesi için ayrıca DNA incelemesi de yaptırılmıştır. Adli Tıp Kurumu raporuna göre ölen şahıs ve S.K.dan alınan DNA örneklerinin baba-oğul yönünden uyumlu olduğu ve ölenin başvurucuların yakını K. olduğu tespit edilmiştir. K.nın babası S.K. ifadesinde -özetle- Cizre'de sokağa çıkma yasağı başladığında Mersin'de bulunduğunu, ailesinin sokağa çıkma yasağının dördüncü gününde Konak Mahallesi'nde ikamet eden halasının evine geçtiklerini, oğlu K.nın ise eve göz kulak olmak için konutlarında kaldığını ancak bir süre sonra K.dan haber alamadıklarını, kriz masasına gidip kan örneği verdiğini ve DNA eşleşmesi sağlanması neticesinde oğlunun öldüğünü öğrendiğini; K.nın oto yıkama işinde çalıştığını, herhangi bir örgüt bağlantısı olup olmadığını bilmediğini ancak böyle bir bağlantısı olabileceğini düşünmediğini beyan etmiştir. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün uzmanlık raporuna göre cesetten alınan el ve yanak svaplarında ve cesetten ele geçen kıyafetlerde atış artıklarında bulunan antimion (Sb) elementi tespit edilmiştir. Soruşturma kapsamında bir kısım gizli tanık, Cumhuriyet savcısı huzurunda K.yı fotoğraflarından teşhis etmiştir. Bu kişilerin konuyla ilgili beyanları özetle şöyledir:i. Gizli tanık : Şahsın ismini bilmiyorum, kendisi YDG-H üyesidir. Nur Mahallesi'ndeki hendek ve barikatlarda kalaşnikof silahla nöbet tutardı, vatandaşları nöbet tutmaları ve barikat kurmaları yönünde tehdit ederdi. ii. Gizli tanık B.: Şahsın ismini bilmiyorum, Nur Mahallesi'nde güvenlik güçleri ile silahlı çatışmalara girerdi. Daha sonra Cudi Mahallesi'ne geçerek çatışmaya devam etti. Cudi Mahallesi'nde çatışmalarda öldüğünü biliyorum.iii. Gizli tanık G.: Şahsın ismini bilmiyorum, kendisini Cudi Mahallesi'nde barikat ve hendeklerde kalaşnikof silahla görürdüm. Ayrıca motosikletlerle ve yine silahlı olarak gezerken de görürdüm.iv. Gizli tanık Y.: Şahsın ismini Gari olarak bilirim. N.B. isimli kişi, çatışmaların ilk başladığı dönemde kendisini ve başkaca 6 kişiyi alarak Cudi Mahallesi'nin üst tarafına çatışmaların yoğun olduğu yere götürmüştü. Kalaşnikof silah kullanırdı. Başsavcılık, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğüne gönderdiği yazıyla olayın meydana geldiği yerdeki kamuya ve özel kişilere ait tüm kamera kayıtlarının (araçlar dâhil) tespit edilmesi, görüntülerinin çözümlenerek tutanak hâline getirilmesi, olaya ilişkin bilgisi olan kişilerin tespit edilmesi ve beyanlarının alınması talimatı vermiştir. Ayrıca şahıs hakkında arşiv araştırması yapılmasını, olayın faillerinin tespit edilmesine yönelik araştırma yapılmasını istemiştir. Kolluk tarafından düzenlenen Kamera Araştırma Tutanağı ve Fail Araştırma Tutanağı'na göre olay yeri ve çevresini gören herhangi bir MOBESE ve kamuya/özel kişiye ait kamera sistemini bulunmamaktadır; olaya ilişkin herhangi bir tanık veya fail de tespit edilememiştir. Kolluk tarafından düzenlenen Arşiv Araştırma Tutanağı'na göre K. hakkında, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma ve el değiştirme, mala zarar verme ve silahlı terör örgütü üyeliği suçlarından derdest bir ceza davası bulunmakla birlikte hakkında herhangi bir yakalama kararı bulunmamaktadır; ayrıca aranan şahıslardan değildir. Aynı tutanakta K.nın PKK/KKK terör örgütünün silahlı aparatlarından YPS (Sivil Savunma Birlikleri) içerisinde silahlı olarak faaliyette bulunduğu yönünde teyide muhtaç nitelikte istihbarat bilgilerinin elde edildiği belirtilmiştir. Kolluk tarafından düzenlenen İnternet Tespit Tutanağı'na göre Facebook isimli sosyal medya platformunda güvenlik güçlerinin terör örgütüne müzahir yayın yaptığını değerlendirdiği "YPS Cizre" isimli hesapta K.nın ölümü sahiplenilmiştir. Yürütülen soruşturma neticesinde Başsavcılık 4/12/2016 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararda, K.nın diğer terör örgütü üyeleri ile birlikte güvenlik güçleri ile yapılan çatışmalara katıldığı ve güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet gösterdiği esnada güvenlik güçlerince öldürüldüğü kabul edilmiştir. Kararda bu kabule gerekçe olarak K.ya ait cesedin terör örgütü mensuplarınca kullanılan evde yanında kalaşnikof silah ve mermiler bulunduğu hâlde ele geçmiş olması, K.nın kıyafetlerinde antimon (Sb) elementinin tespit edilmesi, ikamet içerisinde terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen ve yanlarında kalaşnikof silah ve fişekler ele geçen başka şahıslara ait cesetlerin ele geçmiş bulunması, K.nın terör örgütü üyesi olarak faaliyetlerde bulunduğuna dair farklı kişilerin birbiri ile uyumlu beyanlarının bulunması gösterilmiştir. Bu kabul ve tespitler sonrası kararda; K.nın meşru müdafaa hakkı kapsamında güvenlik güçlerince öldürüldüğü, güvenlik güçlerinin yetkili bir merciden almış oldukları hukuka uygun bir emri yerine getirdikleri, bu emrin yerine getirilmesi esnasında kendilerine, diğer güvenlik güçlerine ve sivil halka örgüt mensuplarınca yöneltilen, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıları o anda hal ve şartlara göre saldırı ile orantılı biçimde def etme zorunluluğunda bulundukları; güvenlik güçlerinin kanunun verdiği yetkiyi kullandıkları ve verilen emri ifa ettikleri, bu durumun da hukuka uygunluk nedenleri arasında yer aldığı ifade edilmiştir. Kararda ayrıca operasyonu gerçekleştiren güvenlik güçlerine uzun namlulu silahlarla, roketatarlarla, el yapımı patlayıcı ve mayınlarla saldırılar gerçekleştirilmiş olup, bu saldırılarda çok sayıda polis ve askerin şehit olduğu, bunun yanı sıra terör örgütünün silahlı saldırıları esnasında çok sayıda sivil vatandaşın da yaralandığı ve vefat ettiğine vurgu yapılarak kullanılan gücün orantılı olduğuna dikkat çekilmiştir. Başvurucular, karara itiraz etmişlerdir. İtirazı inceleyen Cizre Sulh Ceza Hakimliği 10/11/2017 tarihli kararı ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda yer verilen benzer gerekçeler ile itirazın reddine hükmetmiştir. Başvurucular, nihai kararı 1/12/2019 tarihinde öğrendikten sonra 31/12/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İlgili hukuk için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri, §§ 208-
Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/844
Başvuru, Cizre'de terör örgütüne yönelik gerçekleştirilen operasyonlar sırasında ölüm olayı meydana gelmesi ve konuya ilişkin etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının, cenazenin teslimi ile defin sürecinde zorluklarla karşılaşılması nedeniyle kötü muamele yasağının, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvurucu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına aday olması nedeniyle Başbakanlık görevinden ayrılması gerektiğini belirterek, Anayasa’nın maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 14/7/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 17/7/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Yüksek Seçim Kurulunun Cumhurbaşkanı seçimi geçici aday listesine ilişkin kararı 8/7/2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Başvurucu, Yüksek Seçim Kurulunun bu kararına 3/7/2014 tarihinde itiraz etmiştir. Cumhurbaşkanı seçimi kesin aday listesiyle ilgili Yüksek Seçim Kurulunun 12/7/2014 tarihli kararı ile başvurucunun itirazı reddedilmiştir. Yüksek Seçim Kurulunun “kesin aday listesi”ne ilişkin kararının ilgili kısmı şu şekildedir: “… İlk oylaması 10 Ağustos 2014 Pazar günü, ilk oylamada geçerli oyların salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde ikinci oylaması 24 Ağustos 2014 Pazar günü yapılacak olan Cumhurbaşkanı Seçimi nedeniyle aday gösterilenlere ilişkin itirazlar Yüksek Seçim Kurulunca karara bağlanmış olup. -Ekmeleddin Mehmet İHSANOĞLU, -Recep Tayyip ERDOĞAN, -Selahattin DEMİRTAŞ'tan oluşan "KESİN ADAY LİSTESİ" nin 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu'nun maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 11 Temmuz 2014 Cuma günü Resmî Gazete'de yayımlanmasına karar verilmesi gerekmiştir…” Başvurucu, itirazının reddedilmesi üzerine 14/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 19/1/2012 tarih ve 6271 Sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu'nun “İtiraz ve kesin aday listesi” kenar başlıklı maddesi ile aynı Kanun’un “Adayların görevden ayrılması ve göreve dönmesi” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası.
Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/11438
Başvurucu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına aday olması nedeniyle Başbakanlık görevinden ayrılması gerektiğini belirterek, Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
0
Başvuru, devletin negatif (öldürmeme) yükümlülüğünün ve şüpheli ölüm olayına dair başlatılan soruşturmanın etkisizliği nedeniyle yaşam hakkının maddi ve usul boyutları ile kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 9/6/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca kabul edilebilirlik konusunda oybirliği sağlanamadığından kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular 10/2/2013 tarihinde ölen 1994 doğumlu Ş.Ö.nün anne ve babasıdır.A. Ş.Ö.nün Ölümü 10/2/2013 tarihinde saat 10 sıralarında Diyarbakır'ın Şehitlik Mahallesi'nde 25-30 kişilik bir grubun çöp konteynırlarını yere devirerek yolu trafiğe kapattığının bildirilmesi üzerine Diyarbakır Valiliği İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı güvenlik güçleri yaptıkları ihtarlara rağmen dağılmayan, molotofkokteyli ve taş atan gruba müdahale etmiştir. Bu müdahale sırasında İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı .. plakalı zırhlı aracın Sokak'a girmesinin ardından .. plakalı başka bir polis aracı da aynı yere gelmiş ve bu sırada Ş.Ö.nün yerde yaralı olarak yattığı görülmüştür. Aşağıda ayrıca incelemesi yapılacak olan soruşturma dosyasında yer alan bilgiler ve tanık ifadelerine göre, olay yerindeki gösterilerin yoğunluğu ve göstericiler ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmanın koşulları gözönünde bulundurularak Ş.Ö. olay yerinden hemen güvenlik güçleri tarafından alınarak polis merkezine götürülmüştür. Polis merkezinde Ş.Ö.nün sağlık durumunun kötüye gitmesi üzerine 112 Acil Servis hizmet aranarak Ş.Ö. hastaneye kaldırılmış fakat kaldırıldığı hastanede vefat etmiştir. Dosya içinde Ş.Ö.nün tam olarak ne zaman polis merkezine götürüldüğüne, durumunun ne zaman kötüleştiğine, hastaneye nasıl intikal ettirildiğine dair net kayıtların bulunmadığı anlaşılmıştır. B. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) Tarafından Yapılan İşlemler Söz konusu ölümün Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK madde ile görevli) nöbetçi Cumhuriyet savcısına ilk aşamada ''güvenlik güçlerine yapılan saldırıdapatlayıcı maddenin patlaması'' şeklinde haber verilmesi üzerine Başsavcılık tarafından soruşturma başlatılmış, ilk olarak olay mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından aynı tarihte incelenmiş ve bu hususta tutanak düzenlenmiştir. Bu incelemenin yapıldığı sırada olay yeri inceleme uzmanı personel de hazır edilmiştir. Cumhuriyet savcısı, olay yerinin ayrıntılı olarak incelenmesi, krokilerinin çizilmesi, fotoğrafların çekilmesi ve raporların düzenlenmesi talimatını vermiştir. Tutanağın giriş kısmında ''grup içerisinden bir kişinin elindeki el yapımı patlayıcıyı atmak isterken muhtemelen patlayıcı maddenin patlaması sonucu yaralandığı, güvenlik güçlerinin yaralı şahsı olay yerinden aldıkları, sonrasında hastaneye kaldırıldığı, hastanede öldüğünün bildirildiği'' şeklinde açıklama bulunmaktadır. Aynı gün saat 00 sıralarında ölü muayenesi ve otopsi işlemi yapılmıştır. Tutanağın ilgili kısmı şöyledir: '' 2013 günü Diyarbakır ili Şehitlik mahallesinde güvenlik güçlerine yönelik yapılan saldırı[da] patlayıcı maddesinin patlaması sonucu açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen şahıs hayatını kaybederek Diyarbakır Devlet hastanesine otopsi işlemleri için gönderildiğinin 2013 günü saat 21:00 sıralarında bildirilmesi üzerine ...ile birlikte Devlet hastanesi morguna saat 00 sıralarında gelindi.Şahsın yakını olmadığından kimlik tespiti yapılmadı. Bilirkişi Dr. [E.Y.] ....Halen Diyarbakır Adli Tıp Kurumu Grup Başkanlığında Adli Tıp Uzmanı olarak görev yapar......DIŞ MUAYENE: 172 cm boyunda, 60-65 kg ağırlığında, 20-25 yaşlarında, siyah saçlı kahverengi gözlü, günlük sakla bıyık traşlı, sünnetli erkek cesedinde ölü katılığının devam etmekte olduğu, ölü lekelerinin vücut sırtta bası görmeyen alanlarda hafif şiddetle oluşmuş olduğu görüldü. Sağ yüz ve yanak tamamını içine alan sağ kulağı ileri derecede deforme edilmiş halde parçalanmış, sürtünme tarzı yaygın ekimoz olup yanak üzerinde yer yer siyah renkte daha koyu olarak izlenebilen alanlar dikkat çekti.Sağ omuz ve sağ kol arka yüz tamamında 18x17 cm’lik bir alanda saü dirsek bölgesinde 8x6 cmlik sağ bel bölgesinde 4x5 cm’lik, sağ diz üzerinde yer yer 2x3, 3x1,5, 2,5[x]1,53x2 cm’lik, sol diz üzerinde 6x3, 5x2,5, 7x3,5, 3x4,5, 5x4,5 cm ebatlarında sıyrıklı ekimozlar olduğu görüldü. …Cesette harici muayane tarif edilenler dışında başkaca darp, cebir izi, ateşli silah yarası, kesici delici alet yarası, boyunda boğma-boğulma, ya da asıya ait telem izi tespit edilemedi. BAŞ AÇILDI: Saçlı deri kaldırıldı. Saçlı deri altında sağda 4x5 cm’lik ekimoz görüldü. Sağ temporal adale grubu kanamalı olup sol temporal adale grubu sağlam izlendiBOYUN-GÖĞÜS AÇILDI: …Sol 1,2,3 ve 4 kaburga kemiklerinin mitskapüler hattan ekimozlu kanamalı kırık olduğu görüldü. Sağ göğüs boşluğundan 1200, sol göğüz boşluğundan 600 cc serbest kan boşaltıldı. Sağ akciğerin lateral sınırlarında yoğun olmak üzere çok parçalı laserasyon mevcudiyeti görüldü., sol akciğer hilus bölgesinde ebatları 3, 4 ve 2,5 cm olan lesarosyanlar ile 5x3,5 cm’lik bir alanda derin parankimal doku hasarı izlendi. Perikard boşluğı içinde fizyolojik miktarda sıvı izlendi. …Boyun organlarının tetkikinde hyoid kemik, trioid kıkırdak ve boyun omurları sağlam bulundu…BATIN AÇILDI:…Sonuç: 10/2/2013 günü Diyarbakır ili şehitlik mahallesinde gösterici grup içerisinde güvenlik güçlerine yönelik taşlı, molotoflu saldırı grubu içerisinde bulunduğu, güvenlik güçlerine yönelik patlayıcı madde atması sırasında patlayıcı maddenin patlaması ve yere düşmesi sonucu yaralı olarak devlet hastanesine getirildiği ve sonrasında öldüğü bildirilen ve Ş.Ö.ye ait olduğu anlaşılan cesede 10/2/2013 tarihinde Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinde (Dağkapı Hastanesi) yapılan ölü muayenesi ve otopsisinden elde edilip yukarıya kaydedilen bilgi ve bulgulara göre,Bilirkişi tatbiken kesin ölüm sebebi ve patlamanın cesede olan uzaklığına ilişkin tespiti soruldu.Beyanında,Kişinin ölümünün cesetten otopsi esnasında alınan kan, idrar ve iç organ örnekleri üzerinde yapılanacak toksikolojik ve histopatolojik neticeler tamamlanıp olay yeri inceleme bulguları ile krirninal inceleme sonuçlarını da içerir adli tahkikat dosyasının bir bütün olarak değerlendirilmesi sonrası belirlenebileceği kanaatindeyim dedi.Bu sırada ölen kişilerin yakınlarının hastaneye geldikleri bildirildi....Kimlik tanığı [Y.Ö.]: bana gösterdiğiniz kişi benim kardeşim [A.Ö.nün] oğlu olan [Ş.nin] oğlu [Ş.Ö.dür]...Benim olayın nasıl olduğunda ilişkin bilgim yoktur, dedi.Gereği Düşünüldü:Cesedin kesin ölüm nedeninin alınan kan ve idrar örnekleri ile iç organ örnekleri üzerinde yapılacak incelemelerden sonra belirlenebileceği belirtildiğinden bu aşamada başkaca bir işlem yapılmasına gerek olmadığı, cesedin bu şekilde defin ruhsatını tanzim ile cesedin sahiplerine teslimine...'' Cumhuriyet savcısı, olay saatinde bulunan polis memurlarının da katılımı ile bir kez daha olay yerini 11/2/2013 günü saat 30 sıralarında incelemiş ve bu hususta tutanak düzenlemiştir. Başsavcılık 14/2/2013 tarihinde olayın gelişimine dair bilgileri olduğunu değerlendirdiği iki tanığın ifadesine başvurmuştur. Bu kişilerden Y.nin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir: ''...[P]olisler göstericilere müdahale edince benim gördüğüm kadarıyla 7 - 8 kişilik grup sokaktan aşağıya doğru kaçmaya başladılar. bir kısmının yüzleri puşi ile kapalı idi. [B]u kişiler sokağın Şehit Caddesine yakın kısmında güvenlik güçlerine doğru havai fişek attılar, sonra havai fişekleri bitti, sonra aşağıya doğru kaçtılar. [O]ndan sonra bu kişilerden herhangi bir şekilde patlayıcı madde veya molotofkokteyli atan olmadı. [B]u kişiler benim dükkanın önünden geçtikten hemen sonra Sokağa Şehitlik Caddesinin Tedaş tarafından çok hızlı bir şekilde Akrep diye bildiğimiz bir araç girdi, sokakta hızlı bir şekilde 10 - 15 metre kadar ancak ilerlemişti ki bir [ç]ocuk sokaktan aşağıya doğru kaçıyordu, arkasından araç hızlı bir şekilde geliyordu. kendisine 4 - 5 metre kadar yaklaşınca kaçan çocuk arkasına döndü ellerini havaya kaldırdı geri geri 4 - 5 metre kadar gitti [,] sağa sola kaçmadı. [G]elen akrep bu gence ön tarafından yani göğsünden çarptı. [B]u genç yere düştü, akrep'in altında kaldı, yaklaşık 10 - 15 metre kadar akrep'in altında sürüklendi. benim gördüğüm kadarıyla akrep'in sol arka tarafından çıktı. Orda yerde yatar bir şekilde kaldı, yüzünde kanlar vardı, herhangi bir şekilde ayağı kalkmaya çalıştığını görmedim. [B]u kişiye çarpan araç durmadı, sokağın aşağısına doğru aynı hızıyla devam etti. [B]u aracın hemen arkasından başka bir polis zırhlı aracı sokağa girdi, bu araçta çok hızlı idi. aralarında ne kadarlık zaman farkı olduğunu bilmiyorum ancak 30 - 40 metre civarında mesafe bulunuyordu. [İ]kinci gelen araç yerde yatan kişiye çarpmadan başında durdu. [H]emen içerisinden iki polis indi ellerinde silahta vardı. [Y]erde yatan kişinin başında biraz beklediler[.] [B]u sırada apartmanlarda bulunan kişiler ambulans çağırmaları için bağırıyorlardı[.][P]olislerde onlara karşı hakaret içerir bir şekilde karşılık verdiler[.][D]aha sonra polisler yerde yatan şahsı zırhlı polis aracına yükleyip götürdüler[.] [H]angi polislerin hangi zırhlı araca yaralıyı bindirdiklerini bilmiyorum. olay yeri kalabalıklaştı [.] [B]u olaylar olurken yaralı kişiye çarpan diğer polis aracının olduğu yerden de yani sokağın aşağı taraflarında sağ tarafındaki sokaktan silah sesleri geldi[.][Y]aklaşık 7 - 8 el ateş edildi [.] [D]aha sonra yaralı kişiyi zırhlı araca yükleyen polisler Şehitlik Caddesinin Şehitlik Polis karakolu istikametine doğru tatlıcı dükkanı bulunuyordu[.] [B]u dükkanın önünde zırhlı aracı durdular[.] [A]racın önünü bir polis sildi[.] [A]ncak önü silinen zırhlı araç hangisiydi bilmiyorum [.][Y]aralı şahsa çarpan zırhlı araç olabilir.Tanığa lüzumuna binaen soruldu; benim gördüğümde yaralı şahsın elinde herhangi bir patlayıcı madde yoktu. kendisine çarpan araca da herhangi bir şey atmaya çalışmıyordu. her iki elini de havaya doğru kaldırmıştı. ayrıca yüzü de açıktı, herhangi bir bez ile kapalı değildi. boynunda bez olup olmadığını hatırlamıyorum. ancak üzerinde mont vardı. zırhlı araç çarpıp altına aldıktan sonra ve çıktıktan sonra bir ayakkabısı ayağından çıktı. Ayrıca aracın çocuğa çarptığı sırada bu çocukla benim aramdaki mesafe en fazla 3 metre kadar idi, dolayısıyla ben olayı bu şekilde aynen gördüm. '' 14/2/2013 tarihinde ifadesine başvurulan diğer tanık Ç. de Y.nin ifadesine benzer şekilde ifade vermiştir. Başsavcılık, olay günü ve saatlerindeki telsiz kayıtları ile 112 Acil Servis görüşmelerinin getirtilmesi için 15/2/2013 tarihinde ilgili idarelere müzekkere yazmıştır. Başsavcılık, dosya içinde bulunan belgeleri 15/2/2013 tarihinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığına (ATK) göndererek Ş.Ö.nün patlayıcı maddenin infilak etmesi sonucu mu yoksa herhangi bir cisim veya zırhlı polis aracının çarpması sonucu mu öldüğü hususunda görüş bildirilmesini talep etmiştir. ATK Adli Tıp İhtisas Kurulunun 12/6/2013 tarihli on dört sayfalık raporunun sonuç kısmında Ş.Ö.nün ölümünün "patlamayla husulü mümkün genel beden travmasına bağlı çok sayıda kot kırığı ile birlikte yaygın akciğer hasarına bağlı iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu" belirtilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, .. plakalı zırhlı araçta bulunan ve güvenlik gerekçesiyle kimlik bilgileri gizlenen üç polis memurunun ifadesine 26/2/2013 tarihinde tanık olarak başvurmuştur. Benzer ifadelerden birinin ilgili kısmı şöyledir: ''...[B]unun üzerine gruba araç megafonları ile dağılmaların yönünde ihtarda bulunduk. [G]rup hem bizim araca hem de diğer shortland 75'e taşlı, molotofkokteyli kokteylli, havai fisekli, el yapımı bombalı saldırıya geçtiler bunun üzerine shörtland 75 önden biz arkadan grubu dağıtmak için müdahale ettik, grubun neredeyse tamamı sokağa kaçtılar, shortland 75 bizim önümüzden sokağa girdi[,] biz de arkasından aynı sokağa girdik, bizim hızımiz 20-25 km idi, ancak shortland 75'in hızını bilemiyorum. [B]iz sokağa girdikten hemen sonra aracın sağ önünde oturan arkadaş aracın ön tarafında ileride bir kişinin yerde yattığını söyledi. [B]unun üzerine bizim araç durdu, bu sırada shortland 75 hareket halindeydi aramızdaki mesafe 15 metre kadar idi. O da yolda durdu, bu sırada her iki araca yönelik te saldırılar devam ediyordu, sokak karanlıktı, sadece bizim araçların ışıkları vardı. [A]ynı zamanda yoğun bir sis ve durnan tabakası vardı. [T]elsizle yerde bir kişinin yattığını merkeze bildirdik, ancak güvenlik için araçtan inmedik. [B]irkaç dakika bekledik. [Y]erde yatan kişi hareketsiz duruyordu. [B]unun üzerine araçtan indik yanına gittik, herhangi bir silah veya patlayıcı olup olmadığını kontrol etmek istedik, bu sırada bu kişi yerden kalkmaya çalıştı, hatta bize bırakın beni kalkıp gideceğim şeklinde konuştu. bu sırada biz ambulansta istemiştik. birkaç dakika geçmesine rağmen ambulans gelmemişti. Kaçan grup tekrar geriye dönmüştü, bize ve shortlan 75'e yönelik saldırılar devam ediyordu. [O]lay yeri güvenliği olmadığı ve ambulansın olay yerine gelmesinin tehlikeli olabileceğinidüşünüp telsizle yaralı şahsı aracımıza alıp polis merkezine geçeceğimizi bildirdik. [Y]aralı şahsın kollarına girerek aracın arka kısmına bindirdik. daha sonra polis merkezine hareket ettik. [H]aber merkezine de ambulansın polis merkezine gelmesini söyledik. [B]irkaç dakika içerisinde polis merkezine geldik. [Y]aralı şahsın durumu çok ağır görünmüyordu. [B]ize kendisini bırakmamızı söylüyordu. [H]atırladığım kadarıyla elinde kırmızı siyah renkli inşaat eldiveni vardı. Eldivenler ıslaktı ve yakıt kokuyordu. [B]oğazında siyah renkli bir bez vardı. [C]eplerine baktığımızda bir el feneri, bantla birbirine bağlanmış şekilde patlayıcı fitili ve bataryası ayrı olarak cep telefonu çıktı. Bizden birkaç dakika sonra ambulans polis merkezine geldi[,] sedye ile ambulansa bindirdiler. [B]en de ambulansın arka kısmına bindim. [A]mbulansta da yine durumu kötü görünmüyordu hatta hemşire üniversite hastanesine plastik cerrahiye gidilmesi gerektiğini söyledi, [A]nladığım kadarıyla ilk önce üniversite hastanesine gitmek için karar verilmişt. Sur dışında ambulansla yolda devam ederken yaralı şahsın durumu birden ağırlaştı, gözleri kaymaya başladı, görevli hemşire söföre hastanın ağırlastığırıı eks olmak üzere olduğunu ve en yakın hastaneye gidilmesini söyledi. [B]unun üzerine ambulans eğitim araştırma hastanesine geldi. [B]uraya geldikten sonra da 20 dakika kadar yaralı şahşa kalp masajı uygulandı ancak kurtarılamadı. [B]enim ilk gördüğümde yaralı şahıs yerde yatıyordu. [H]erhangi bir aracın veya shortland 75 kodlu aracın çarptığını görmedim. [A]yrıca yaralı şahıs kendinde iken olayla ilgili de herhangi bir şey söylemedi. hatta üzerinde kimlik yoktu, ben kim olduğunu öğrenmeye çalıştım, ancak sadece beni bırakın gitmek istiyorum şeklinde sözler söyledi. dedi. Lüzumuna binaen soruldu; Yaralı şahsın yanına gittiğimizde olay yerinin biraz uzağındaki apartmanlarda bulunan kişiler bize yönelik niye kaldırmıyorsunuz halen şeklinde sözler söylüyorlardı. ancak biz herhangi bir karşılık vermedik. ayrıca herhangi bir şekilde 'a ... koyduğumun çocuğu daha ölmedin mi diye bir şey söylemedik ayrıca sokak içeresinde sokak lambaları yanmıyordu. [H]atırladığım kadarıyla bizim araçların ışıkları yanıyordu ye yoğun bir duman tabakası vardı. [Y]aralı şahsın yanına ilk gittiğimizde her iki ayakkabısı da ayağındaydı. Olay yerinde iken silah sesi duydum, kaç el olduğunu hatırlamıyorum ancak ne tür bir silah olduğunu bilmiyorum. [B]izim shortland 45 ekibinde bulunanlardan ateş eden olmadı. hatırladığım kadarıyla biz yaralı şahsın yarıında iken etrafta bulunan dükkanlarda herhangi bir kimse yoktu, ışıkları da yanmıyordu, kepenkleri de kapalı idi.'' Başsavcılık Elektronik Muhabere Şube Müdürlüğünde olay tarihi ve saatinde görevli bulunan telsiz operatörü polis memurunu da tanık olarak 15/2/2013 tarihinde dinlemiştir. Bu şahıs ifadesinde, olay saatinde .. plakalı aracın olayın olduğu Sokak'a girdiğinin ve bir şahsın bir şeyin altında kaldığının anons edildiğini, karşılığında anonsun tekrar edilmesini istediğini, anonsun tekrarının gelmediğini, bu sırada .. plakalı araçtan önlerinde bir şahsın yerde yattığını anons edildiğini, bu anons üzerine olayın niteliğini anlamak için kendi aralarında kullanılan kodları kullandığını, yaralanmalı kazaları ifade etmek için kullanılan 94 koduna "olumsuz" denmesi üzerine 60 kod ile tanımlanan molotofkokteyli atılması olabileceğinin bildirildiğini, 112'yi arayarak Acil Servisi yönlendirdiğini beyan etmiştir. Başsavcılık tanıkların ifadesinde geçen .. plakalı araçta bulunan polis memurlarının ifadelerine 25/2/2013 tarihinde tanık olarak başvurmuştur. Güvenlik gerekçesiyle kimlik bilgileri gizli tutulan tanıklardan ekip şefi ve telsizci olan polis memurunun ifadesinin ilgili kısmı şöyledir: ''... [E]ylemci grupla aramızda 100 metrelik mesafe bulunuyordu. [B]iz tepe lambamızı açtık siren çaldık, megafonlar eylemcilere ihtarda bulunduk, dağılmalarını istedik. Eylemci grup bize yoğun bir sekilde taşlı, molotofkokteylilu, havafişekli ve basınçlı parça tesirli el yapımı bombalarla saldırıyorlardı. grup ihtarlarımıza rağmen dağılmayınca biz de araçlarla üzerlerine doğru hareket ettik. [B]unun üzerine eylemci grubun çoğunluğu sokağa girdiler, halen bize yönelik saldırıları aynı sekilde devam ediyordu. [B]iz sokağın basına geldik. Şahıslar bizim aracımıza doğru 15-20 metre mesafeden yine aynı sekilde saldırıya' devam iyorlardı. bunun üzerine ben sokağa girmesini söyledim, sokağa girdik, ancak sokaktan havaifişek, molotofkokteyli ve patlayıcı maddelerden dolayı yoğun sisle dumanla kaplıydı. [A]aracın hızı tahminen 20 km hızla ilerledik. bu srada eylemci grubun attığı molotofkokteylilardan birisi aracın ön kaputu üzerine düştü ve ön kaput üzerinde araç alev aldı. aynı zamanda yine ön kaput üzerine el yapımı patlayıcı maddelerde atılıyordu, aracın ön tarafı yanmaya baslayınca ben sö[öre aracı busokaktan çıkarmasını söyledim. zira arkamızdan da Shorrtland 45 geliyordu, geriye doğru çıkmak mümkün değildi. bu nedenle ileriye doğru devam ettik. 20 - l25 metre kadar ilerleyince sol tarafta bir araç park etmişti. sağ tarafta da bakkal veya manavın sebze tezgahı bulunuyordu. bu tezgahın hemen yamnda yesil renkli branda vardı. biz araçla asağıya doğru devam ederken, ben oturduğum yerin sağ tarafındaki camdan sahsın birisinin yesil renkli brandaya yaklaşık 2 - 3 metre kadar bizim araca 1 - 1,5 metre mesafede dizleri kendine doğru çekilmis vaziyette yerde yatan bir sahıs gördüm. yüzünde bir sey vardı ya bezle kapalıydı ya da yüzünde yaralanma nedeniyle bana öyle gelmişti. ben bu kisiyi gorunce telsizle haber merkezini bilgilendirdim. ancak haber merkezine ne sekilde bilgi verdiğimi şu anda hatırlamıyorum. ancak olay yerine ambulans istedik. olay sırasında sokakta bol miktarda duman ve sis vardı. ayrıca sokak lambaları yanmıyordu. aydınlatma oldukça yetersizdi. ayrıca bindiğimiz aracın ön tarafında kaput üzerinde el yapımı patlayıcı maddeler patlıyordu ve molotofkokteylitan alev almıstı. ayrıca bizim aracın tepesinde hem ve hem arkada iki adet projektör bulunuyordu. projektörler yandığı için sokakta bol miktarda duman ve sis olduğu için görüş açısı son derece kısıtlıydı. 2 - 3 metre mesafeye kadar düşmüştü. ben önümüzde herhangi bir kişinin olduğunu kesinlikle görmedim. ayrıca herhangi bir kimseye bizim aracın çarptığını da kesinlikle görmedim, zira araca yönelik molotofkokteyli ve patlayıcı maddeler atıldığında refleks olarak sağa sola kendimizi korumak amacıyla yatıyorduk. bu nedenle kesinlikle yolda önümüzde bir kimse olduğunu görmedim. herhangi bir kimseye de çarptıgımızı kesinlikle görmedim...'' İfadesine başvurulan diğer polis memurları da benzer şekilde ifade vermiştir. ATK Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan 15/1/2014 tarihli ikinci raporun sonuç kısmı şöyledir: ''...[K]urulumuzun ..nolu mütalasında kişinin ölümünün patlamayla husulü mümkün genel beden travmasına bağlı çok sayıda kot kırığı ile birlikte yaygın akciğer hastalığına bağlı iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğunun belirtilmiş olup adli dosyanın yeniden tetkikinden.....kişinin ölümünün görgü tanıklarının ifadelerinde belirtildiği şekilde zırhlı aracının çarpması ve sürüklenmesi ile meydana gelmiş olduğunun kabulü gerektiği' oybirliği ile mütalaa olunur.'' Başsavcılık 26/2/2014 tarihinde ölen Ş.Ö. hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte terör örgütü adına suç işleme, 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet, görevi yaptırmamak için direnme suçlarından daha önceden şüphelinin ölümü nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar vermiş; ATK raporunda belirtilen hususlara göre araç şoförü hakkında taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan genel hükümlere göre soruşturma yapılmak üzere dosya hakkında 26/2/2014 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyayı Genel Soruşturma Bürosuna göndermiştir. Başsavcılık, bu görevsizlik kararının ardından 2014/5988 sayılı soruşturma dosyası üzerinden soruşturma işlemlerine devam etmiştir. Başsavcılık bu kapsamda olaya karışan .. plakalı aracın şoförü olan, bireysel başvuruya konu edilen ve hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen R.Ü.nün şüpheli olarak talimat yolu ile22/7/2014 tarihinde ifadesine başvurmuştur. R.Ü.nün ifadesinin ilgili kısmı şöyledir: ''Ben olay günü ve saatinde Shortland 45 kod nolu ekibin şoförlüğünü yapmaktaydım. 15 Şubat 1999 tarihinde... yakalanmasının yıldönümünü protesto etmek amacıyla terör örgütüne müzahir şahıslar tarafından Diyarbakır ilinin muhtelif yerlerinde gerçekleştirecekleri [m]olotof kokteyli, havai fişekli, el yapımı basınç etkili parça tesirli bombalı ve taşlı saldırı eylemlerini önlemek amacıyla Shortland 45 kod nolu ekip olarak saat 00 sıralarında Şehitlik bölgesinde görev aldık.Aynı gün Haber Merkezinin 00 sıralaında Şehitlik Mahallesi .... Apartmanında aile içi kavga olayının olduğunun anons etmesi üzerine zırhlı 75 ile beraber Şehitler Polis Merkezi görevlileribi alarak bahse konu adrese intikal ettik. Belirtilen yerde aile içi kavga olayının olmadığının anlaşılması üzere dönüşe geçtiğimiz esnada Haber Merkezinin 30 sıralarında Şehitlik Tedaş önünde yüzleri kapalı olan şahısların olduğunu ve yolu kapattıkları ve üzerlerinde patlayıcı madde olabileceği yönündeki anonsu üzerine önde zırhlı 75, arkada ise biz Shortland 45 olarak birlikte anonsunun geldiği bölgeye doğru intikal ettik. Buraya intikal ettiğimizde anonsta belirtildiği şekilde 20-25 kişilik yüzleri kapalı eylemci bir grubun Şehitlik Caddesi üzerinde elleri ile zafer işareti yapıyorlardı. Bu esnada yüzü bez parçası ile kapalı, 65 boylarında, zayıf yapılı erkek bir şahıs zırhlı 75 kod nolu ekibe doğru elinde bulunan bir maddeyi attı. Maddenin patlaması üzerine çevreyi duman sardı. Bu esnada 40-16 diğer zırhlı ekiplerin gerekli emniyet tedbirini aldıklarını anons edince grubu dağıtarak yolu trafiğe açmak amacıyla zırhlı 75 kod nolu ekip ile birlikte eylemci gruba dağılmaları yönünde megafonla uyarılarda bulunduk. Şahısların eylemlerine devam etmeleri üzerine gruba müdahalede bulunduk. Bir eylemci gruba yaklaşmamız ile eylemci grup Sokak içerisine doğru kaçtılar. Kaçarken de bizlere yönelik olarak [m]olotof kokteyli, havai fişekli, el yapımı parça tesirli ve basınç etkili bombalı ve taşlı saldırı eylemlerine devam ediyorlardı. Zırhlı 75 önde olmak üzere Sokak içerisine girdik. Zırhlı 75, Sokağın diğer ucuna gittiğinde biz Shorland 45 kod nolu ekip olarak Sokağın Şehitlik Caddesi tarafında kalan uç kısmındaydık. Biraz ilerledikten sonra Sokak içerisinde bir erkek şahsın yerde yattığını aracımın far ışığından gördüm. Ben Shortland 45 kod nolu ekibin sürücüsü olduğum için şahsı görünce hemen durdum. Ancak sokağın diğer ucunda bulunan Zırhlı 75 kod nolu ekip sürekli olarak [m]olotof kokteylli ve el yapımı bombalı saldırı eylemlerine maruz kaldığından yanmaya başladı. Biz de bu nedenle, ekip aracından inmeyerek haber merkezinden Sokak içerisine 112 talep ettik. 112 Sağlık görevlilerini beklerken yerde yatan şahsın biraz doğrulunca yüzünün sağ tarafından yaralı olduğunu gördük. Bunun üzerine araçtan inerek şahsın yanına gittik. Şahsın yanına gittiğimizde durumunun ağır olduğunu gördüm. Bu esnada haber merkezinin yaralı şahsı Sokak içerisinden alarak Şehitlik merkezine götürmemizi, 112 görevlilerinin şahsa buarda müdahele edeceğini bildirmesi üzerine [b]iz de haber merkezinin anonsu doğrultusunda yaralı şahsın tedavisini hızlandırmak ve olay yerinde saldırı eylemlerinin devam etmesi nedeniyle Sokak içerisinde şahsı ekibimize alarak Şehitlik Polis Merkezine geldik. Burada yaralı şahsın üzerinde bulunan 200-25 civarında 2 parça halinde bantla sarılı yeşil renkli patlayıcı maddeleri ateşlemek amacıyla kullanılan fitiller ile şahsın eline takılı vaziyette bulunan 1 çift siyah renkli inşaat eldivenini olay yeri inceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğü görevlilerine teslim etmek üzere aldık. Biz malzemeleri alırken 112 görevlileri de şahsın boyun kısmında sarılı bulunan bez parçasını keserek şahsı hemen ambulansa koyarak hastaneye götürdüler. Benim bu olayla ile ilgili bildiklerim gördüklerim ve söyleceklerim bunlardan ibarettir. Benim bu olayda herhangi bir suçum ve alakam bulunmamaktadır. '' Cumhuriyet Başsavcılığı, olayda kusur durumunun tespiti açısından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına talimat yazmıştır. Makine ve inşaat mühendislerinden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinin 25/6/2015 tarihli raporunda, ölen Ş.Ö. ile yayaya çarpan zırhlı araç sürücüsünün eşit derecede mütefarik kusurlu olduğu belirtilmiştir. Başsavcılık, polis memuru R.Ü. hakkında 28/10/2015 tarihinde Diyarbakır Valiliğine soruşturma izni verilmesi için talepte bulunmuşsa da bu talep üzerine yapılan işlemlerin neler olduğuna dair dosya içinde herhangi bir kayda rastlanmamıştır. Başsavcılık olay tarihinde .. plakalı aracın sürücüsü S.K. hakkında taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan 15/2/2017 tarihinde iddianame düzenlemiş, aynı tarihte .. plakalı aracı kullanan R.Ü. hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başsavcılık kararında bu kişi hakkında sehven soruşturma yapıldığını, bu kişinin suç oluşturabilecek bir eyleminin bulunmadığını belirtmiştir. Kovuşturmaya yer olmadığına kararına başvurucular itiraz etmiştir. Başvurucular vekili itirazında özetle eylemin taksirle işlenmediğini, kasten işlendiğini, ölen Ş.Ö.nün olay yerinde bekletildikten sonra hastane yerine polis merkezine götürülmek istendiğini, şüphelinin de bu eylemi icra edenlerden olduğunu iddia etmiştir. Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliğinin 7/4/2017 tarihli itirazın reddine dair kararının 10/5/2017 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmesi üzerine başvurucular 9/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Ceza Mahkemelerindeki Kovuşturma Süreçleri .. plakalı araç sürücüsü polis memuru S.K. hakkında açılan davada Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesi, 2017/174 Esas sayılı dava dosyası üzerinden 29/6/2017 tarihinde yapılan ilk ve tek duruşmada başvurucular vekilinin de talebi doğrultusunda görevsizlik nedeniyle dosyanın ağır ceza mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Dosyanın gönderildiği Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) 15/9/2017 tarihinde ''olaya müdahale eden sanığın sürücülüğünü yaptığı 75 kot numaralı Shortland marka zırhlı aracın telsizinden olayın hemen akabinde merkeze 'bir kişinin aracın altında kaldığını' anons edilmesi dikkate alındığında kasten gerçekleşen bir eylemde bu anonsun yapılma ihtimalinin düşük olması hususları birlikte değerlendirildiğinde eylemin iddianamede anlatıldığı üzere taksirle bir kişinin ölümüne sebep olma suçunu oluşturabileceği" gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş ve ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Gaziantep Bölge Adliyesi Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Gaziantep Bölge Adliyesi Ceza Dairesi, Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararını 9/11/2017 tarihinde kaldırmıştır. Olayda ölüme neden olduğu ileri sürülen S.K. isimli polis memurunun yargılaması Ağır Ceza Mahkemesinde 2017/495 Esas sayılı dosya üzerinden görülmeye başlanmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, bireysel başvuruya konu edilen ve hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen R.Ü.nün de ifadesine başvurulması için İzmir Ağır Ceza Mahkemesine 6/12/2017 tarihinde; tutanaklar mümzileri olan İ.G., B.A., E.Ç için sırasıyla Ankara, Eskişehir ve Malatya ceza mahkemelerine talimatlar göndermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca 15/2/2018 tarihinde yapmış olduğu ilk celsede ''Suça karışan Şortland marka aracın iç ve dış özellikleri, içinde şoför mahallinde oturulduğunda yol güzergahının ne kadarının görülebilir olduğu konusunda naip hakim refakati ile resen seçilecek bir makine mühendisi bilirkişi marifetiyle inceleme yapılmasına, makina mühendisi temin edildiğinde söz konusu aracın incelemeye esas olmak üzere adliye binasına getirilmesi veya emniyet müdürlüğünde uygun bir ortamda inceleme olanağının sağlanması için Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne yazı yazılmasına, araç getirildiğinde naip hakim marifetiyle bilirkişi huzuruyla incelemesinin yaptırılmasına'' karar vermiştir. Bu karar üzerine olayda kullanılan araç, makine mühendisi olan bir bilirkişi vasıtasıyla incelenmiştir. Raporda özetle aracın dar virajlarda ve dar yerlerde hareket kabiliyetinin olmadığı, toplumsal olaylarda aracın üzerine gaz veya duman gibi görüşü engelleyici maddelerin gelmesi hâlinde araç içinde herhangi bir kamera sisteminin bulunmadığı, aracın ön kısımlarının görüş açısını engellediği, aracın iç kısımlarının şoförün hareket kabiliyetini engelleyebildiği belirtilmiştir. Sanık S.K.nın savunması avukat huzurunda 30/5/2018 tarihinde yapılan ikinciduruşmada alınmıştır. Bu duruşmada ayrıca yukarıda soruşturma evresinde ifadelerine başvurulan ve polis memurları olmayan, olaya dair somut gözlemleri olduğu beyan edilen tanıklar Ç. ile Y.nin de ifadelerine başvurulmuştur. Ağır Ceza Mahkemesinde 18/9/2018 tarihinde yapılan üçüncü celsede Cumhuriyet savcısı ''...Dosya kapsamı, evrak içeriği, tanık beyanları, 155, 112 acil servisi ile yapılan konuşmalar, telsiz muhaberesine ait kayıtlar, 75 numaralı ekibe ait olay sonrası bir şahsın aracın altında kaldığına dair yapılan telsiz görüşmesi içeriği, otopsi raporu içeriğinde bulunan olaya ait travmalara ait yaralarınniteliği, incelendiğinde sanık S.K.nın sevk ve idaresindeki araç ile göstericileri takip ettiği, göstericilerin ara sokağa girmesi üzerine aynı hızla peşlerinden takibe devam ettiği, göstericilerin durması üzerine aracı üzerlerine sürerek maktüle çarptığı, maktülün arkadan gelen 45 numaralı ekip tarafından yerde yatarken bulunduğu, olay sonrası şahsın hastaneye sevkinin yapılmayarak karakola teslim edildiği, olayın patlayıcı madde sonucu meydana gelen ölüm olayı olduğu iddia edilerek hukuki gereğinin ifasından kaçınılması için gayret gösterildiği, olayda sanığın üzerine atılı suçu göstericiyi öldürme sonucunu öngörerek aracını üzerlerine sürmek sureti ile olası kast altında işlediği'' gerekçesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 21/2, maddeleri uyarınca S.K.nın cezalandırılmasını talep etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi 29/11/2018 tarihinde yapmış olduğu dördüncü celsede 8/2/2019 tarihinde keşif icrasına, ayrıca eyleminin taksirle öldürme suçunu oluşturması ihtimaline binaen soruşturma aşamasında alınan ancak hüküm için yeterli görünmeyen bilirkişi raporu haricinde İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Trafik Kürsüsünden bilirkişi raporu aldırılmasına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi 14/3/2019 tarihinde yapmış olduğu beşinci celsede ise Kandilli Rasathanesine müzekkere yazılarak suç tarihindeki hava koşulları ile suç tarihindeki hava koşullarına benzer hava koşullarının hangi tarihlerde yaşandığının bildirilmesinin istenmesine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi 14/5/2019 tarihindeki altıncı celsede, 1/8/2019 tarihinde saat 00'de adliyeden hareket edilmek suretiyle keşif icrasına karar vermiş ise de dinlenmesi gereken polis memuru tanıkların Eskişehir, Malatya ve Ankara'da olduğu, bu hâliyle tanıklarla yapılan telefon görüşmelerinde keşif gününe kadar ilde bulunamayacaklarını bildirmeleri karşısında keşfin yapılmasının mümkün olamayacağı, nedenle keşfin ertelendiği 10/10/2019 tarihindeki yedinci celseden anlaşılmıştır. Bu celsede ayrıca 27/12/2019 tarihinde yeni bir keşif icrasına karar verilmiştir. Aynı gerekçeyle keşfin bir kez daha ertelendiği 4/2/2020 tarihli celseden anlaşılmıştır. Bu celsede de 17/2/2020 tarihinde yeniden keşif icrasına karar verilmiştir. Bu karar doğrultusunda keşif, belirlenen tarihte başvurucular vekilleri ve olay yeri inceleme uzmanlarının da huzuru ile keşif icra edilmiştir. Bunun yanında 23/6/2020 tarihinde yapılan celsede, suça karışan zırhlı polis otosuna ilişkin kamera kaydı ve video kaydının bulunup bulunmadığının sorulması, varsa gönderilmesi için Diyarbakır Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına karar verilmiştir. 8/10/2020 tarihinde yapılan celsede sanığın eyleminin taksirle öldürme suçunu oluşturması ihtimaline binaen soruşturma aşamasında alınan ancak hüküm için yeterli görülmeyen bilirkişi raporu haricinde İTÜ Trafik Kürsüsünden bilirkişi raporu aldırılmak üzere talimat yazılmasına karar verilmiştir. 2/2/2021 tarihli celsede ise ara kararına rağmen yapılmayan bu işlemin yenilenmesine ve duruşmanın 27/5/2021 tarihine ertelenmesine karar verilmiştir. 27/5/2021 tarihinde yapılan celsede, gelen raporlara karşı beyanda bulunmak üzere başvurucular vekillerinin talepleri üzerine süre verildiği ve duruşmanın 24/6/2021 tarihine ertelendiği tespit edilmiştir. 24/6/2021 tarihinde yapılan celsede başvurucular vekilinin gelen raporlara karşı beyanları ile Cumhuriyet savcısının mütalaası alınmıştır. Cumhuriyet savcısı bu mütalaasında özetle olay günü başvuruların oğlunun ölümüne sebebiyet veren sanığın gerekli dikkat ve özenle hareket etmediğini, eylemine uyan taksirle adam öldürme suçundan cezalandırılması gerektiğini açıklamıştır. Bu duruşmada, sanık müdafisinin mazeretinin kabul edilmesi ve mütalaaya karşı beyanların sunulması için duruşmanın 11/9/2021 tarihine ertelendiği tespit edilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan bu davada söz konusu suçlamayla ilgili olarak ilgili kurum ve kuruluşlarla da çok sayıda yazışma yapıldığı anlaşılmıştır. Devam eden bu yargılamada başvurucuların diğer araç sürücüsü R.Ü. hakkında gerek ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı itiraz dilekçelerinde gerekse bireysel başvuruda ileri sürdükleri hususları bu yargılamada da baştan beri ileri sürdükleri tespit edilmiştir. Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç Başvurucular, Ş.Ö.nün ölümü nedeniyle uğradıklarını ileri sürdükleri maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle İçişleri Bakanlığına başvuru yapmışlarsa da İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünce 17/4/2013 tarihinde bu talepleri reddedilmiştir. Başvurucular bunun üzerine işlemin iptali ve hizmet kusuru bulunduğu iddialarıyla toplam 666,37 TL maddi ve davacıların her biri için 000 TL olmak üzere toplam 000 TL manevi tazminat istemiyle Diyarbakır İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmıştır. İdare Mahkemesi, Başsavcılık dosyasındaki bilirkişi raporunu da gözönünde bulundurarak olayda müterafik kusur bulunduğunu kabul etmiştir. Kısmen kabul edilen davada verilen bu kararın kesinleşmesi üzerine başvuruculara toplamda 405,48 TL ödeme yapılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yaşam hakkı gibi ciddi insan hakkı ihlallerinin aile üyeleri üzerindeki psikolojik etkisini kabul etmekle birlikte mağdurun yakınları için işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında ayrı bir değerlendirme yapılabilmesi için anılan etkiyi ihlalin kendisinden kaynaklanan kaçınılmaz duygusal acının ötesine taşıyan birtakım özel faktörlerin söz konusu olması gerektiğini vurgulamıştır (Salakhov ve Islyamova/Ukrayna, B. No: 28005/08, 14/06/2013, § 199). AİHM, bir aile bireyinin mağdur olup olmadığı konusunu başvuranın maruz kaldığı sıkıntı, hakları ihlal edilen mağdurların akrabalarının kaçınılmaz olarak yaşadığı duygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve şekil kazandıran özel faktörlerin var olup olmadığı, aile bağlarının derecesi, aile bireylerinin söz konusu olaylara ne kadar tanık olduğu, aile bireylerinin bilgi edinmek için ne kadar çaba gösterdiği gibi hususları bir bütün olarak değerlendireceğini belirtmektedir (Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,§ 98). Konuyla ilgili olarak ilgili ulusal ve uluslararası hukuk ile diğer mevzuat için bkz. Abdülkadir Yılmaz ve diğerleri, B. No: 2015/1894, 16/1/2020; Seyfullah Turan ve diğerleri, B. No: 2014/1982, 9/11/2017, §§ 71-
Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/27463
Başvuru, devletin negatif (öldürmeme) yükümlülüğünün ve şüpheli ölüm olayına dair başlatılan soruşturmanın etkisizliği nedeniyle yaşam hakkının maddi ve usul boyutları ile kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruya konu olayların meydana geldiği süreçteki olağanüstü hâl (OHAL) koşullarına, OHAL ilanına ve uygulanan tedbirlere ilişkin genel bilgiler için bkz. A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, §§ 10-18; Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, §§ 10- Başvurucu, Tunceli Belediyesi (işveren/Belediye) bünyesinde hizmet alım sözleşmesi kapsamında iş gören özel bir şirkette şoför olarak çalışmaktadır. Tunceli Valiliği OHAL Bürosu, başvurucunun PKK terör örgütü ile irtibat veya iltisak içinde olduğu yönünde işverene bildirimde bulunmuştur. İşveren, güven ilişkisinin zedelendiği gerekçesiyle 10/3/2017 tarihinde başvurucunun iş sözleşmesini feshetmiştir. Başvurucu, üyesi olduğu Türkiye Genel Hizmetler İşçileri Sendikası aracılığıyla feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iadesi talebiyle 9/3/2018 tarihinde Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) (iş mahkemesi sıfatıyla) dava açmıştır. Dava dilekçesinde; fesih işleminin usule ve yasaya uygun şekilde yapılmadığını, fesih nedenlerinin bildirilmediğini, savunması alınmadan sözleşmenin feshedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. İşveren cevap dilekçesinde, başvurucunun Tunceli Belediyesi tarafından yapılan personel çalıştırılmasına dair hizmet alımı ihalesi neticesinde taşeron firma bünyesinde çalışan işçi olduğunu, Tunceli Valiliği İl OHAL Kurulunun kararının Belediyelerine tebliğ edilmesi üzerine ilgili taşeron firmaya bildirim yapıldığını, başvurucunun 10/3/2017 tarihinde işten çıkarıldığını, işten çıkarma işlemlerinin kanun hükmünde kararname (KHK) ve OHAL Kanunu kapsamında, belirtilen şekil ve nedenlerle yapıldığını belirtmiştir. Mahkeme, başvurucunun PKK terör örgütü ile irtibatlı ya da iltisaklı olabileceği hususunda şüphe bulunduğunu belirterek 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin KHK'nın (667 sayılı KHK) maddesi kapsamında gerçekleştirilen fesih işleminin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle 11/5/2018 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda, başvurucunun iş sözleşmesinin feshine neden olabilecek nitelikte, PKK terör örgütü ile irtibat veya iltisakına ilişkin şüpheyi ortaya koyabilecek emareler olduğu, dosyada yer alan bilgi ve belgelerin emniyet ve istihbarat kaynaklı olduğu belirtilmiştir. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/666 sayılı soruşturma dosyasında başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli sıfatıyla yer aldığı, bu durumun OHAL Bürosu tarafından liste hâlinde işverenlere bildirildiği nazara alındığında işverenler bakımından iş sözleşmesinin artık katlanılmaz derecede yük ve sıkıntı teşkil ettiği, taraflar arasında güven ilişkisinin zedelendiği, işverende iş sözleşmesini devam ettirmesinin beklenemeyeceği şekilde şüphe meydana geldiği ifade edilmiştir. Başvurucu; söz konusu karara karşı sunduğu istinaf dilekçesinde, 2013 yılında yürütülen soruşturmanın akıbetinin ne olduğu belli olmamasına rağmen bunun iş akdinin feshi gerekçesi olarak kabul edilmesinin hukuken ve vicdanen tutarlı olmadığını, Mahkemenin daha önce idari makamlar ve kolluk tarafından yapılan fişlemelere dayalı olarak karar verdiğini, mahkeme kararının masumiyet karinesine aykırı olduğunu, savunması alınmadan iş akdinin feshedildiğini, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığını ve özellikle Yargıtay Hukuk Dairesinin E.2017/40300, K.2017/18606sayılı ilamında ifade edildiği gibi asıl işverenin 10/3/2017 tarihli yazısı ile terör örgütleri ile ilgili olarak yapılan değerlendirmeler sonucunda güvenlik tedbirleri nedeniyle başvurucunun çalışmasının uygun görülmediğinin bildirilmesi üzerine alt işveren açısından feshin zorunlu hâle geldiğini belirterek 1/11/2018 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir. Başvurucu, nihai hükmü 16/11/2018 tarihinde öğrendikten sonra 14/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun işe iade davasının reddine ilişkin kararın gerekçesinde yer verilen silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında başlatılan ceza soruşturmasında Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı 30/3/2022 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/37446
Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, gözaltı sırasında kolluk görevlilerinin fiziksel şiddet uyguladığı şikâyeti ile ilgili olarak etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 17/5/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden erişilen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) soruşturma dosyasında yer alan bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 4/5/2018 tarihinde, hakkındaki arama kararına istinaden ikametgâhında yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Yakalama Tutanağı'nda başvurucunun direnmesi nedeniyle kendisine direncini kıracak ölçüde, kademeli olarak zor kullanıldığı, yüzüstü yere yatırıldığı, kelepçe takılarak yakalandığı, yakalamadan sonra hazır edilen A.Ç ve E.Z.B. huzurunda arama yapıldığı belirtilmiştir. Başvurucu, tutanağı imzalamaktan imtina etmiştir. Başvurucunun 4/5/2018 tarihinde yakalandıktan sonra devlet hastanesinden alınan ilk genel adli muayene raporunda "Darp cebir izine rastlanmadı, sol yanağında hiperemi mevcut." olduğu tespitine yer verilmiştir. Gözaltı sürecinde 5/5/2018, 6/5/2018 ile 7/5/2018 tarihlerinde alınan genel adli muayene raporlarında ise herhangi bir darp ve cebir izi tespit edilemediği ifade edilmiştir. Başvurucunun 7/5/2018 tarihinde gözaltında zorunlu müdafi huzurunda verdiği ifadesinin yakalanma olayına ilişkin kısmı şöyledir:"4/5/2018 günü annemin evinde bulunduğum esnada kapı zili çaldı kapıyı açtığımda polislerin olduğunu bana aranmam olduğunu ve evde arama yapacaklarını söylediler bende aranmam olduğunu bildiğim için tamam dedim ve polislerle evi ararlarken arama esnasında polislerle yanlış anlaşılma nedeniyle ufak bir tatsızlık yaşandı ve sonradan tatlıya bağlandı. Evde yapılan aramada bana ait laptop ... incelemek için alarak beni Ankara Emniyet Müdürlüğüne getirdiler..." Başvurucu, Fetullahçı Terör Örgütü/Pararlel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçundan 7/5/2018 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu, tutuklandıktan sonra yerleştirildiği ceza infaz kurumuna kabulü sırasında ceza infaz kurumu görevlilerine 4/5/2018 tarihinde kendisini gözaltına alan polislerin sol çenesine iki yumruk attığını ve dişinin bir parçasının kırıldığını ifade etmiştir. Bunun üzerine başvurucu, ceza infaz kurumu idaresi tarafından darp ve cebir raporu alınmak üzere hastaneye sevk edilmiştir. Ayrıca ceza infaz kurumunca hazırlanan tutanakta başvurucunun vücudunun herhangi bir yerinde gözle görülür darp ve cebir izi olmadığı da belirtilmiştir. Başvurucunun 7/5/2018 tarihinde sevk edildiği Dr. Nafiz Körez Sincan Devlet Hastanesi tarafından "Sol üst çene molar dişte 0,1x0,1 cm2 mikro kırık tespit edildiğine, kanama odağı izlenmediğine, mukozalar intakt izlendiğine ve kırığın zamanına dair bir çıkarım yapılamadığına..." ilişkin geçici rapor düzenlenmiştir. Başvurucunun bir gün sonra Sincan Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde yapılan muayenesi neticelesinde "Radyolojik ve oral muayenesinde tüm yumuşak dokuların (dil yanı, diş eti vb.) normal durumda olduğu, üst sol molar dişte 0,1x0,1 cm palatinal yüzeyde kırık tespit edildiği..." ifade edilmiştir. 10/5/2018 tarihinde ceza infaz kurumu idaresi, başvurucunun yaralanmasına ilişkin olarak ifadesini almıştır. Başvurucunun ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:"4/5/2018 tarihinde annemin evinde bulunmakta iken akşam hava kararmasına yakın kapı zilinin çalması ile kapıyı açtım bu esnada evde tek başımaydım. Kapıyı açtığımda 10-15 kişi olduğunu tahmin ettiğim polisler beni ters kelepçe ile kelepçeleyerek yere yatırdılar. Eve girerek arama yaptılar. Evin içerisinde bana sorulan bütün sorulara cevap verdim. Arama yaptıkları esnada önüme evde bulunan zarları getirdiler. Kendi aralarında zarı atalım kim büyük atarsa o döver diyerek konuştular. Sonrasında zarı büyük atan bana bir tane vurdu. Kafama, enseme vurmak suretiyle darp ettiler. Sonrasında yerden kaldırdılar ve arabaya götürdüler. Arabada bana bir polis memuru soru sordu bende söylemek istemediğimi söylediğim sol çeneme doğru iki yumruk attı. Dişim o anda kırıldı. Bu kişilerin Narkotik Polisi olduklarını daha sonra öğrendim. Üç gün kadar nezarethanede kaldım burada her hangi bir darp yada kötü muameleye maruz kalmadım..." Ceza infaz kurumu idaresi başvurucunun ifadesi ile sağlık raporlarını 14/5/2018 tarihinde Başsavcılığa göndermiştir. Başsavcılık 30/5/2018 tarihinde başvurucunun yargılandığı mahkemeden arama, elkoyma, gözaltına alma, müdafi ile görüşme gibi kolluk güçleri tarafından tutulan tüm tutanaklar ile kolluk, savcılık, hâkimlik ifadelerinin birer suretinin gönderilmesini istemiştir. Ayrıca 7/6/2018 tarihinde, başvurucunun detaylı muayene bilgileri ile başvurucunun hangi saatte ceza infaz kurumuna alındığı bilgisini ceza infaz kurumundan talep etmiştir. Soruşturma devam ederken Başsavcılık 2/7/2018 tarihinde Emniyet Müdürlüğüne talimat yazarak Arama Tutanağı doğrultusunda başvurucunun yakalanması sırasında görevli olan ve yakalanıp Emniyet Müdürlüğüne sevki sırasında ekip aracında bulunan görevli personelin bildirilmesini istemiştir. Mahkemeden istenen bilgiler 5/6/2018 tarihinde, ceza infaz kurumundan istenen bilgiler ise 18/6/2018 tarihinde Başsavcılığa gönderilmiştir. Başvurucunun müşteki sıfatıyla ifadesi Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla alınmıştır. Başvurucunun 29/6/2018 tarihli ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Olay tamamen 10/5/2018 tarihinde anlattığım gibi olmuştur. Bana ufak tefek darbelerle vurdular ancak bunlar önem arz eden şeyler değildi bana göre. Ancak arama işlemi sona erip beni ekip arabasının arka tarafına oturttuktan sonra aracın açık olan sol arka kapısından aramaya da katılan polis memurlarından biri yumrukla yüzümün sol tarafına iki kez yumruk attı. Yanağıma gelen bu darbe sonucunda o taraftaki dişlerimden biri küçük çapta da olsa kırıldı. Sonra aynı polis memuru aracın sağdaki kapısından bindi benim sağ tarafıma oturdu. Önde şoför ve yanında biri daha vardı. Şoför de arkaya doğru koluyla hamle yaptı ancak o bana vuramadı. Şoförün yanında oturan polis memuru ise bana herhangi bir müdahalede bulunmadı. Hiç bir şey yapmadı. Şoför koltuğunda oturan o... çocuğu diyerek bana hakarette etti. Sonra beni emniyete götürmeden önce hastaneye rapor almak üzere götürdüler. Orada muayenemi yapan doktora yüzümden darbe aldığımı dişimin kırıldığını söyledim. Ağzımın içini muayene etti kırığı da kendisi de gördü. Bana seni bir diş hastanesine sevk etmem gerekecek dedi. Bu sırada yanımızda polisler yoktu. Akabinde polisler içeriye girdi beni dışarıya çıkarttılar. Bu polis memurları beni araçla evden alıp doğrudan hastaneye getiren bana yumruk atan ve aracın şoförlüğünü yapan polislerdi. Sonra bu doktor benim mevcut durumumu bu rapora yazmamış. Sadece yüzümde kızarıklık olduğunu belirtmiş. Bundan sonra cezaevine girinceye kadar hastaneye hiç götürülmedim. Raporlarım emniyete gelen doktorlar tarafından düzenlendi. Sonrasında bana arama ve yakalamaya ilişkin bir tutanak imzalatmak istediler. Bu tutanakta benim polis memurlarına mukavemet ettiğim yazıyordu. Ben polis memurlarına mukavemet etmedim. Bu sebeple de tutanağı imzalamadım. Benim darp edildiğim sırada tutanakta imzaları bulunan komşularımız yanımızda değillerdi. Ben beni darp eden dişimin kırılmasına sebebiyet veren polis memurunu fiziksel olarak şuan tarif edemem ancak görsem tanırım. Yanlış hatırlıyor olabilirim ancak bu polis memuruna Ö. diye hitap ediyorlardı. Cezaevine girdikten sonra durumumu anlattım. Ben şikayetimi daha sonra açıklayacağımı belirttim. Şikayetçi olacaksam da araç içerisinde bana yumruk atarak dişimin kırılmasına sebebiyet veren polis memurundan ve aracın şoförü olup bana küfür eden polis memurundan şikayetçi olacağım. Ayrıca gözaltına alındığımda ilk raporu düzenleyen doktor eğer benim durumumu tespit etmiş ancak buna rağmen bu raporu düzenlemiş ise ondan da şikayetçi olabilirim. Şikayetçi olup olmayacağımı daha sonra açıklayacağım..." Başvurucu, kolluk kuvvetleri aracı içinde kendisine şiddet uygulayarak dişini kıran ve küfreden polis memurlarından, ilk muayenesini yapan doktordan şikâyetçi olduğuna ilişkin 11/7/2018 tarihli dilekçeyi Başsavcılığa göndermiştir. Başvurucu, dilekçesinde önceki ifadesini tekrar etmiş; kendisine şiddet uygulayan polisin daha önceden kendisi gibi gözaltına alınan kişilere yapılan işkence fotoğraflarından birini göstererek ölümle ve işkenceyle tehdit edildiğini, hakaret ve onur kırıcı sözlerin kendisini ruhsal olarak derinden etkilediğini belirtmiştir. Cumhuriyet savcısı, başvurucunun ikametgâhında yapılan arama işlemine eşlik eden komşuları A.Ç. ile E.Z.B.nin (21/6/2018, 26/6/2018 tarihlerinde) ve başvurucunun yakalanması ve gözaltına alınması sırasında görevli olan polis memurlarının (23/10/2018 tarihinde) tanık olarak ifadelerini almıştır. İfadelerin ilgili kısımları şöyledir:i. A.Ç: "...Olay günü polisler bina yöneticisi olduğumdan dolayı yapılacak aramada hazır bulunmam için beni çağırdılar. Ben uykudan yeni kalkmıştım. Polislerle eve çıktığımda Fatih ALAKUŞ yerde çömelmiş olarak elleri arkadan kelepçeli idi. Bir iki dakika içerisinde de on kadar polis memuru Fatihi alıp götürdüler. Götürmeden öncede park halindeki aracındada arama yaptılar. Ben Fatihi gördüğümde kendisine çok dikkatli bakmamış olmakla birlikte vücudunda herhangi bir darp cebir emaresi görmedim. Benim bulunduğum anlarda Fatih'in görevlilere mukavemeti polislerinde bu mukavemet nedeniyle zor kullanmaları gibi bir olay gerçekleşmedi. Belki ben gitmeden önce olmuş olabilir. Tutanakta imzası bulunan E.Z.B. benden önce olay yerindeydi. Daha detaylı bilir. Fatih Alakuş'u ekip arabasına arka koltuga bindirdiklerini, ekip arabasinin ayrıldığını gördüm. Bu görgüm dahilinde araç içerisinde Fatih Alakuş'a yumruk atıldığını görmedim. Olsaydı görürdüm. Ancak görüş alanımdan çıktıktan sonra olduysa bilemem."ii. E.Z.B.: "...aşağı inerken evinin içerisinden sesler duydum. Hemen akabinde kapı açıldı, bir polis memuru Fatih Alakuş ile ilgili yakalama ve ev araması yapacaklarını, benim de şahit olarak bulunmamı söylediler ve yöneticiyi [A.Ç.] de sordular. Beni evin içerisine aldılar, Fatih Alakuş elleri arkada diz üstü çökmüş vaziyette antrede duruyordu. 8-10 kadar polis memuru vardı. Fatih Alakuş'u ilk gördüğümde yüzünde veya vücudunda kanama veya belirgin darp cebir izi görmedim. Ancak her iki yanağı da oldukça kırmızıydı. Bunu fark ettiğimi hatırlıyorum. Benim bulunduğum süreçte yumruk ile tokat ile veya benzeri şekilde herhangi bir aletle Fatih Alakuş'un darp edildiğine şahit olmadım ancak polis memurlarından bir tanesinin elinde plastik sineklik vardı. Gelip geçerken Fatih Alakuş'un başına ve yanağına vuruyordu. Bu vuruşları şiddetli değildi ancak bana göre acı verebilecek mahiyetteydi. Diğer bir polis memuru ise gelip geçerken eli ile Fatih Alakuş'un başına bir kaç kere tokat atar gibi vurmuştu. Bu vuruşlarda Fatih Alakuş'ta yaralama oluşturacak mesala sendelemesine, düşmesine sebebiyet verecek ağırlıkta değildi ancak yine bana göre acı duymasını sağlayacak şiddetteydi. Bu şekilde tokat atan polis memuru gelip geçerken Fatih Alakuş'a FETÖ'ye söversen bir daha vurmayız demişti. Ayrıca aynı şahıs Gülen'in ayağının altını öpermisin de demişti. Fatih Alakuş da buna cevap vermemişti. Polis memurları evin içerisinde dolaşıyorlardı, ben ne yaptıklarını çok anlamadım. Bir süre sonra yönetici geldi, oda benimle birlikte bekledi. A.Ç. geldikten sonra bahsettiğim eylemleri polisler tekrarlamadılar. Daha sonra işlemlerin bittiğini söylediler, daha sonra tutanağı getirip imzalatacaklarını söylediler. İki saat kadar sonra polisler bir tutanak getirdiler bende imzaladım. Benim bulunduğum süreçte Fatih Alakuş polis memurlarına herhangi bir direniş ve mukavemette bulunmadı..."iii. T.G.: "Tutanak içeriğindeki bilgiler doğrudur. Kapıyı çaldık. Adı geçen müşteki kapıyı açtı. Polis olduğumuzu arama kararı bulunduğunu kendisine belirttik. Aramaya geçeceğimiz sırada müşteki niye giriyorsunuz eve, ne oluyor siz kimsiniz tarzında sözler ile tepki gösterdi. Arama sırasında kelepçe takılmak istendiğinde de bunu taktırmamak için fiziki bir direniş gösterdi. Erkek olan polis memuru olan arkadaşlar sadece bu direnişi kıracak şekilde müştekiye zor kullandılar. Bu zor kullanma sırasında da herhangi bir darp gerçekleşmedi. Mevcut mukavemetini kıracak yere yatıracak şekilde zor kullanıldı. Bunun dışında arama sırasında müştekiye yönelik polis memuru arkadaşların herhangi bir kötü muamelede bulunduğuna dair birşey görmedim. Ben zira arama için odaya geçmiştim. Müştekinin ifadesinde belirttiği gibi zarı kim büyük atarsa o dövsün denilerek müştekinin darp edildiğine de bu sebeble şahit olmadım. Müşteki arama sırasında ilk başlarda belirttiğim şekilde bağırarak, taşkınlık gösterdi. Zorluk gösterdi. Hatta bu sebeble komşularda kapı önüne de gelmişlerdi. Bana okumuş olduğunuz hazurun tanığın ifadesinde belirtildiği gibi bir polis arkadaşımızın elindeki sineklikle gelip geçerken müştekiye tokat atıldığı, bir polis memurunun müştekiyi Fetö'ye sövmeye zorladığını, müşteki bunun üzerine küfürler edince siz işte böylesiniz şeklinde sözler söylediğine şahit olmadım. Böyle süreklilik arz edecek bir eylem gerçekleştirilmiş olsa bende görür duyardım. Böyle birşey olmadı. Darp ve arama işlemleri bitince hep birlikte evden ayrıldık. Müşteki de yanımızdaydı. Benim dikkatimi çekecek şekilde darp cebir izi görmedim. Aşağı indikten sonra biz başka araca bindik şüpheliyi başka araca bindirdiler..."iv. Polis memuru Y.B. de işlemi ve müştekiyi hatırlayamadığını ancak ne müştekinin ifadesinde belirttiği gibi "Zar atalım, büyük gelen dövsün." denilerek darbedilen ne de hazırun tanığın ifadesinde olduğu gibi sineklik veya tokatla sürekli vurularak darbedilen, FETÖ'ye sövmeye zorlanıp küfrettirildikten sonra "Siz işte böylesiniz." şeklinde söz ve davranışların sergilendiği herhangi bir olaya şahit olmadığını ifade etmiştir.v. Komiser O.Y.: "Arama yapacağım adrese ekip olarak gittik. Bayan arkadaşlar kapıyı çaldılar. Bayanlar çaldığı için müşteki kapıyı açtı. Bizi ondan sonra gördü. Biz bu yöntemi deliller kaybolmadan kapı açılsın diye sürekli uyguluyoruz. Bizi karşısında görünce bağırıp çağırmaya başladı. Ne yapıyorsunuz siz tarzında sözler söyledi. Şahısı muhafaza altına almak ve kelepçelemek istediğimizde el ve kollarıyla mukavemet gösterdi. Kelepçe takılmasını engellemeye çalıştı. Bunun üzerine ekipteki arkadaşlarım şahsın mukavemetini engelleyecek şekilde yüz üstü yere yatırarak zor kullanıp kelepçelediler. Bu haldeyken arama işlemlerini gerçekleştirebildik. Evde arama yapıldığı sırada müştekinin iddasında belirtildiği gibi evde bulunan zar atılarak büyük atanın müştekiye vurması belirttiğiniz tanığın ifadesinde belirtildiği gibi sineklikle tokatla sürekli müştekiye vurulması, hakaret ettirilmesi gibi söz ve davranışlar müştekiye karşı gerçekleştirilmemiştir. Daha sonra ekip olarak müştekiyi de alıp evden ayrıldık. Müştekinin rapor alınması işlemlerini de Ö. ve S. gerçekleştirdiler. Onların aracıyla müşteki götürüldü. Müşteki o ekip arabasına bindirilirken ve harekete başladığı sıralarda ben onları görüyordum. Müştekinin iddiasında belirtildiği gibi bu aşamada müştekiye yumrukla vurulduğuna şahit olmadım. Olsaydı fark ederdim. Hatta bunun için gereğini de yapardım. Zaten etraftaki sivil şahıslarda toplanmıştı. Onların yanında iken böyle bir eylem gerçekleştirmek olağanda değildir. Müştekinin S. ve Ö. tarafından doktora götürüldüğünde, doktorun dişinin kırıldığını görmesine rağmen polislerin etkisiyle bunu raporuna yazmadığı hususu da doğru olamaz. Zira şahıs gözaltında iken sürekli rapor alınıyor. O doktorlardan bir tanesi bunu tespit ederse o zaman gözaltında gerçekleşmiş gibi olacağından biz ilk raporunu aldırırken neyi varsa özellikle yazılmasını isteriz. Aksine bizim doktorlardan istediğimiz ayrıntılı bir inceleme yapmalarıdır. Sonraki işlemleriyle ben ilgilenmedim. Şahsı evden çıkarttığımız sırada herhangi bir yara bere izide fark etmedim. Ancak bir yara veya dişinde bir kırık oluştu ise bu arama sırasında gösterdiği mukavemet nedeniyle şahsı zor kullanıp yere yatırmak zorunda kaldığımız sırada gerçekleşmiş olabilir." Cumhuriyet savcısı, kolluk kuvvetleri aracında görevli olan polis memurlarının (18-20/12/2018 tarihlerinde) ve başvurucunun gözaltına giriş muayenesini yapan doktorun (15/1/2019 tarihinde) şüpheli sıfatıyla savunmasını almıştır. İfadelerin ilgili kısmı şöyledir:i. Ö.D: "Arama sırasında müşteki evin içerisinde sürekli dolaşarak 'annemin evinde ne arıyorsunuz, arayamazsınız, siz kimsiniz' tarzında sözler sarf etmeye başladı. Kendisine oturmasını belirtmemize rağmen devam etti, bunun üzerine kelepçe uygulamak istedik, kelepçe uygulamasına mukavamet gösterdi. Şahsı yüzüstü yere yatırıp sırtına ve başına da bastırarak kelepçeyi takmak durumunda kaldık. Müştekinin iddiasında belirtmiş olduğu gibi ev içerisinde bulduğumuz zarı atarak şahsı darp ettiğimiz iddiası doğru değildir. Böyle bir olay gerçekleşmemiştir. Ayrıca okumuş olduğunuz tanığın beyanında belirtildiği gibişahsa vurulmadı, küfür etmeye zorlama, aşağılayıcı söz ve davranışlar gerçekleştirilmemiştir. Arama sonlandıktan sonra şahsı kelepçeli olarak aşağıya indirdik, bizim ekip arabasına arka koltuğa oturttuk, bende yanına oturdum. S. şoförlük yaptı. İddia ettiği gibi araç içerisinde ne ben ne de S. yumruk atarak veya başkaca herhangi bir hareketle şahsı kasten yaralamadık. Yine iddiasında belirtildiği gibi araç şoförü olana S. tarafından müştekiye vurulmaya çalışıldığı, belirtilen sözle hakaret edildiği iddiası doğru değildir. Biz şahsı Devlet Hastanesine gözaltına giriş raporunu almak üzere götürdük. Ancak iddiası gibi doktoru etkileyerek bulgularının rapora geçirilmesini engellediğimiz doğru değildir. Biz aksine gözaltına alınırken tüm bulguların rapora eksiksiz yazılmasını sağlamaya çalışıyoruz, zira aksi halde bu bulgular gözaltında iken kötü muameleden oluşmuş intibanı yaratabilir. Bunu özellikle gözetiyoruz. Bu sebeple iddiası doğru değildir. Yukarıda belirttiğim gibi mukavamet göstermesi nedeniyle orantılı ölçüde zor kullanarakkendisini yüzüstü yere yatırıp sırtına ve başına da baskı uygulayarak kelepçe takmıştık."ii. S.K. da Ö. ile aynı yönde ifade vermiştir.iii. T.U.: "Ben ... Devlet Hastanesinde Operator doktor olarak görev yapmaktayım. Bana göstermiş olduğunuz Adli Muayene raporunu ben düzenledim. Üzerindeki imza ve yazı bana aittir. Müştekiyi hatırlamıyorum. Ancak bu şekilde adli muayene için görevlilerce getirilen şahısları polislere odadan çıkmalarını da söyleyerek yanlız muayene etmekteyiz. Darp edildiğini belirtmesi durumunda özellikle ayrıntılı muayenesini gerçekleştirmekteyiz. Müştekinin beyanında belirtmiş olduğu gibi darp edildiğini, ağız içinde diş kırığının bu şekilde oluştuğunu beyan etmesine rağmen ve benimde muayene ederek bu durumu tespit etmeme rağmen raporuma yazmadığım hususu doğru değildir. Öyle bir niyetim olsa "sol yanakta hiperemi mevcuttur" diye bir ibarede yazmazdım. Ayrıca müştekinin iddiasında belirttiği gibi polis memurlarının odaya gelerek beni etkilemeleri doğrultusunda raporu düzenlediğimde kesinlikle doğru değildir. Böyle bir olay hiçbir zaman olmadı. Hele hastaya dişe göndermem gerekiyor dedikten sonra bundan vazgeçerek bu şekilde rapor düzenlediğim vaka olmamıştır. Böyle bir davranışımda mümkün değildir. Polis memurları ancak bir tehlike oluşturacağı intibaı yaratan kişilerin muayenesi sırasında benimde onayımla odada bulunurlar. Bunun dışında bulunmazlar. Şahıs hakkında cezaevi idaresi aracılığıyla düzenlenen raporları incelediğimde 0,1x0,1 cm büyüklüğünde yüzeyde kırık olduğu belirtilmektedir. Bu oldukça küçük bir bulgudur. Ayrıca ifade edilmedikçe ve ayrıntılı muayene yapılmadıkça fark edilmemiş olabilir. Bu şekilde diş kırığı bulunduğunu belirten bir hastada olmadı. Bu itibarla atılı suçlamayı kabul etmiyorum." Başsavcılık, durum bildirir sağlık raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi ve başvurucunun yaralanmasının sebeplerinin netleştirilmesi için Adli Tıp Uzmanı E.G.yi bilirkişi olarak görevlendirmiştir. Bilirkişi 24/1/2019 tarihli raporunda şu değerlendirmede bulunmuştur:"Fatih Alakuş'un diş hekimi muayenesi sonucunda tespit edilmiş bulunan sol üst çenedeki Molar (azı) dişinin, damak yüzeyindeki (1x1 cm lik) mikro kırığın, çok küçük bir kırık olması, ağız içinde, yanak mukozasında, diş etlerinde travmatik bir yaralanma mevcut olmaması ve kişi tarafından da sözlü olarak travma beyanı bulunmaması halinde, yapılan genel adli muayene işlemi esnasında tespit edilmesi mümkün değildir.Kaldı ki kişinin ilk gözaltı giriş muayenesi sırasında bu durum tespit edilmediği gibi, kişinin kez yapılan göz altı çıkış muayenesinde de bu durum tespit edilememiştir. Şahıs ancak cezaevine girerken beyan etmesi üzerine bu yönde yapılan muayene sonucunda, özellikle dikkatli bir diş muayenesi yapıldıktan sonra mikro diş kırığı tespit edilebilmiştir.Kişide diş kırığının bulunduğu bölge göz önüne alındığında, ağız içinde sol üst çenede azı dişinin damağa (ağız içine) bakan lokalizasyonundaki diş kırığını meydana getirebilecek nitelikteki bir travmanın (yumruk vurulmasının) söz konusu olması halinde; bu dişin bulunduğu bölgedeki yumuşak dokularda, yanağın iç yüzünde, damakta, diş etlerinde ödem, ekimoz, hematom, raddi yara, kanama gibi söz konusu travmaya delalet edecek travmatik yaralanma bulgularının da tespit edilmesi gerekecektir.Bu tür travmatik yaraların iyileşmesi 5-10 gün süreceğinden, kişinin 2018 ve 2018 tarihinde yapılan detaylı muayenelerinde bu travmatik bulguların mevcut olması ve tespit edilmesi gerekecektir. Ancak kişinin muayenelerinde travmatik bulguların hiç birisinin mevcut olmadığı tespit edilmiştir.SONUÇFatih Alakuş'un yapılan rutin gözaltı giriş ve gözaltı çıkış muayenelerinde, genel adli, muayenesi yapılmakta olup, kişiler beyan etmedikçe detaylı vücut muayenesi yapılmadığından, şikayete konu olan Fatih Alakuş'un dişindeki mevcut mikro kırığın tespit edilmesinin mümkün olamayacağı,Diş kırığına neden olan künt travmaların, diş kırığı yanında yukarda belirtilen travmatik değişikliklere de neden olacağı gerçeğinden hareketle, Fatih Alakuş'un diş hekimi muayenesi sonucunda tespit edilmiş bulunan sol üst çenedeki molar (azı) dişinin, damak yüzeyindeki (1x1 cm lik) mikro kırığın, iddia edildiği gibi gözaltına alınma olayları ile ilgisinin bulunmadığı, bu kırığın muhtemelen kişide daha önceden mevcut eski bir kırık olduğu... [anlaşılmıştır.]" Başsavcılık 29/1/2019 tarihli kararıyla şüpheli polis memurları S.K. ve Ö. ile Dr. T.U hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...[T]anık O.Y.nin ifadesinde ... müştekinin ekip arabasına bindirilirken ve harekete başladığı sıralarda görüş alanında bulunduğunu, müştekinin iddiasında belirtildiği gibi bu aşamada da müştekiye yumruk ile vurulmadığını, olsaydı fark edebileceğini ifade ettiği,...[T]anık A.Ç.nin ...müşteki iddialarını doğrular nitelikte beyanda bulunmadığı,...[H]azurun olarak aramada bulunan diğer tanığın [E.Z.B.] ayrıca ifadesi sırasında müştekiye yönelik yumruk, tokat ve benzeri şekilde bir darp olayına şahit olmamakla birlikte arama sırasında bir polis memurunun gelip geçerken elindeki plastik sineklik ile müştekinin başına ve yanağına şiddetli olmayacak şekilde fakat kendisine göre acı verebilecek mahiyette vurduğunu, başına bir kaçkere yaralama oluşturmayacak, sendelemesine, düşmesine sebebiyet vermeyecek fakat yine kendisine göre acı duymasını sağlayacak nitelikte başına bir kaç kere tokat atar gibi vurulduğunu, polislerin müştekiden FETÖ' ye sövmesini istediklerini, müştekinin bunun üzerine küfürler ettiğini, Gülen'in ayağının altını öpermesin dendiğini ifade ettiği görülmüş ise de tanığın bu beyanlarının müşteki tarafından iddia olarak ileri sürülmediği gibi dosya kapsamında hazurun diğer tanığın vepolis memurlarından oluşan tanıklar tarafından da doğrulanmadığı,...Yukarıda aktarılan şekilde dosya kapsamı bilgi ve belgeler, alınan tanık beyanları, tanık beyanları ile doğrulanan şüpheli savunmaları, bilirkişi raporu bir bütün halinde değerlendirildiğinde, müştekiye yönelik olarak gerçekleştirilen adli işlem sırasındamüştekinin yukarıda belirtilen şüpheli polis memurları tarafından darp edildiğine, bu suretle diş kırığına sebebiyet verecek şekilde yaralandığına, bu süreçte müştekiye yönelik belirtilen polis memurları tarafından hakaret edildiğine, işkenceye uğrayan kişilerin görüntüleri gösterilerek ve benzer eylemlerle kötü muameleye maruz bırakıldığına, şikayet yöneltilen Dr.T.U'nun gerçeğe aykırı rapor düzenlendiğine, polis memurları tarafından gerçeğe aykırı rapor düzenlenmesi konusunda doktorun azmettirildiğine dair müştekininsoyut ve genel nitelikteki iddiasından başkaca, tanık beyanları ve bilirkişi raporları ile doğrulanan şüpheli savunmalarının aksine kamu davası açmaya yeterli şüpheyi oluşturacak nitelikte delil bulunmadığı anlaşılmakla, Şüpheliler hakkında atılı suçtan sayılan nedenlerle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına...[karar verildi.]" Başvurucu, karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde hazırunlar evde olmadan arama işlemine başlandığını, tanığın belirttiği üzere plastik sineklikle vurularak ve FETÖ'ye sövmesi istenerek kasten yaralama suçunun oluştuğunun açık olduğunu, polis memurlarının menfaatleri için suçlamaları inkâr ettiğini, kamu davası açılması için yeterli şüphenin olduğunu, ayrıca yaşanan olayda manevi işkence suçunun oluştuğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Ankara Sulh Ceza Hâkimliği itirazı 26/3/2019 tarihli kararıyla kesin olarak reddetmiştir. Anılan karar 22/4/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 17/5/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İlgili hukuk için bkz. Tahir Baykuşak, B. No: 2016/31718, 9/7/2020, §§ 25-
Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/16570
Başvuru, gözaltı sırasında kolluk görevlilerinin fiziksel şiddet uyguladığı şikâyeti ile ilgili olarak etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, aile hekimliği sözleşmesinin sonlandırılması işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının, mülkiyet hakkının ve adil yargılama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 1/8/2013 tarihinde Karşıyaka Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/3/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Karşıyaka 23 No.lu Aile Sağlığı Merkezinde aile hekimi olarak görev yapmakta iken aynı birimde görev yapan başka bir aile hekimi ile birbirlerine hakaret ettikleri ve bu durumun meslek ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle İzmir Valiliğinin 7/10/2008 olur tarihli yazısı ile başvurucu hakkında ihtar işlemi uygulanmıştır. Karşıyaka 23 No.lu Aile Sağlığı Merkezi yakınındaki iki eczanede 17/10/2008 tarihinde yapılan denetimde başvurucuya ait imzasız reçetelerin bulunduğunun tespit edilmesi üzerine bu durumun da meslek ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle İzmir Valiliğinin 17/12/2008 olur tarihli yazısı ile başvurucuya yeniden ihtar işlemi uygulanmıştır. Aynı yıl içinde iki defa meslek ilkelerine aykırı davranmak eylemini gerçekleştirdiği gerekçesiyle 9/1/2009 tarihli işlemle başvurucunun aile hekimliği sözleşmesi sonlandırılmıştır. Başvurucu tarafından bu işlemin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle açılan davada İzmir İdare Mahkemesi 11/3/2009 tarihli ve E.2009/88 sayılı kararıyla yürütmenin durdurulması talebinin reddine karar vermiştir. Bu karara karşı başvurucunun yaptığı itiraz üzerine İzmir Bölge İdare Mahkemesi 8/4/2009 tarihli ve Y. İtiraz No: 2009/490 sayılı kararıyla itiraz talebini kabul ederek sözleşmenin sonlandırılmasına ilişkin işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Karar gerekçesi şöyledir: “… 2008 günlü, 6568 sayılı İzmir Valiliği işlemiyle ihtar olunmasının dayanağı soruşturma raporunun incelenmesinden, davacının aynı yerde görevli meslektaşına hakaret etme fiilini işlediği ve bu fiilin "meslek ilkelerine" aykırılık teşkil ettiği sonucuna varıldığından, söz konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.2008 günlü, 6568 sayılı İzmir Valiliği işlemiyle ihtar olunmasının dayanağı soruşturma raporunun incelenmesinden ise, olayda, davacının, reçetelerin düzenlendiği tarihte izinli olan bir Aile Hekimine ait imzasız 17 adet bilgisayar çıktı reçete ile kendisine ait 4 adet imzasız bilgisayar çıktı reçeteyi, söz konusu eczanelere bizzat verdiği veya imzasız reçetelerin bilgisi dahilinde menfaat temini amacıyla verildiği yolunda bir tespit olmadığı, soruşturmacı tarafından, davacının, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasları yerine getirmemekten dolayı, 657 Sayılı Devlet Memuru Kanununun 125/B-a maddesi uyarınca kınama cezası ile tecziyesinin teklif edildiği, dolayısıyla, davacının doktorluk mesleği ilkelerine aykırı olarak değerlendirilebilecek bir davranışının olmadığı anlaşıldığından, belirtilen soruşturma neticesinde davacıya verilen yazılı ihtarda hukuki isabet bulunmamaktadır.Bu durumda, davacıya yıl içinde verilen iki ihtardan bir tanesinin hukuka aykırı olması nedeniyle, aile hekimliği sözleşmesinin sona erdirilmesi koşulu gerçekleşmediğinden, aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık yoktur.” İzmir İdare Mahkemesi 15/7/2009 tarihli ve E.2009/88, K.2009/1133 sayılı oyçokluğu kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Karar gerekçesi şöyledir:"Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ve Sözleşme Şartları Hakkında Yönetmeliğin maddesinin ikinci fıkrasında; “Yıl içinde, aşağıda aynı bentteki fiillerin iki defa, farklı bentlerdeki fiillerin üç defa işlenmesi halinde sözleşme, ilgili vali tarafından sona erdirilir.” hükmüne yer verilmiş, aynı maddenin c)bendinde; meslek ilkelerine aykırı davranmak eylemi düzenlenmiştir.Dava dosyanın incelenmesinden; Karşıyaka 23 Nolu Aile Sağlığı Merkezinde “Doktor” olarak görev yapan davacının, aynı birimde görev yapan başka bir aile hekimi ile karşılıklı olarak bir birlerine hakaret ettiklerinin belirlenmesi üzerine 2008 tarih ve 6568 sayılı işlem ile yazılı olarak ihtar edildiği, 23 Nolu Sevim Yıldırım Aile Sağlığı Merkezi yakınındaki ve… Eczanelerinde 2008 tarihinde yapılan denetimde davacıya ait 4 adet ve diğer görevli doktor N. U. N.'a ait 17 adet imzasız reçetenin var olduğunun saptanması üzerine 2008 tarih ve 8106 sayılı yazılı ihtar işleminin düzenlenmesi sonunda davaya konu işlemin tesis edildiği anlaşılmıştır.Davacının, ilgili eczanelerde bulunduğu belirlenen 4 adet reçetenin hemşireler tarafından düzenlenmesine izin vermesi, gerekli denetim ve gözetim görevini yerine getirmemesi, meslek ilkelerine aykırı tutumdur.Bu duruma göre, anılan mevzuat hükümleri uyarınca, bir yıl içerisinde iki kez meslek ilkelerine aykırı davrandığı için yazılı olarak ihtar olunan davacı hakkında aile hekimliği sözleşmesinin feshedilmesine yönelik olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı hükmüne varılmıştır.” Karşıoy gerekçesi ise şöyledir:“Davacının 4 adet bilgisayar çıktısı ve imzasız reçeteyi bizzat ilgili eczanelere verdiği yolunda herhangi bir tespitin var olmaması, davacının savunmasında da belirtildiği üzere bu reçetelerin henüz imzalanmadan ilgili eczanelere hastalar tarafından götürülmesini denetlemeye sorumlu tutulmasının olanaklı bulunmaması ve esasen bu nitelikteki reçetelerin de ilgililer tarafından resmi evrak olarak kabul edilerek ödemeye esas alınmasının söz konusu olamayacak olması karşısında; davacıya atılı eylemi meslek ilkelerine aykırı davranmak şeklinde kabule hukuken olanak bulunmadığı ve bu gerekçe ile dava konusu işlemin iptaline hükmedilmesinin gerektiği görüşü ile aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.” Başvurucu, anılan kararı temyiz etmiş; Danıştay Beşinci Dairesi 30/12/2011 tarihli ve E.2009/6951, K.2011/8437 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesi kararını onamıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 24/4/2013 tarihli ve E.2012/3220, K.2013/3463 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar 8/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 1/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 24/11/2004 tarihli 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:“Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarıyla yapılacak sözleşmede yer alacak hususlar ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler, Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak, Sağlık Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” 12/8/2005 tarihli ve 25904 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğü giren dava konusu uyuşmazlığa konu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ve Sözleşme Şartları Hakkında Yönetmelik’in maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:“Yıl içinde, aşağıda aynı bentteki fiillerin iki defa, farklı bentlerdeki fiillerin üç defa işlenmesi halinde sözleşme, ilgili vali tarafından sona erdirilir.…c) Meslek ilkelerine aykırı davranmak,…e) Görevin yerine getirilmesi için gereken belgeleri usulüne uygun düzenlememek ve bu eksiklikleri 7 günden az olmamak üzere verilen sürede gidermemek,…”
Kapsam dışı haklar
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/5964
Başvuru, aile hekimliği sözleşmesinin sonlandırılması işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının, mülkiyet hakkının ve adil yargılama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurulara ait başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemelerinden sonra başvurular Komisyonlara sunulmuştur. Başvurucu Hüseyin Yavuz, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur. 2020/10025 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyasının konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2020/334 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2020/334 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, bireysel başvuru konusu yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/334
Başvuru, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, ceza infaz kurumu disiplin kurulu kararına karşı yapılan şikâyetin infaz hâkimliği tarafından kabul edilmesi üzerine ilgili Cumhuriyet savcılığınca yapılan itirazın başvurucuya bildirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 24/5/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinde tespit edilen şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: UYAP'tan temin edilen bilgilere göre başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dolayı 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmıştır. Başvurucu, olay tarihinde Manisa T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) hükümlü olarak tutulmaktayken 20/9/2021 tarihinde hakederek tahliye edilmiştir. İnfaz Kurumunda 17/12/2018 tarihinde gerçekleştirilen sayım sırasında aralarında başvurucunun da olduğu tutuklu ve hükümlüler sayım alınmasına engel olmak ve sayımı protesto etmek amacıyla koğuş bahçe bölümünde sandalyelerde oturur şekilde bekledikleri ve sayım yapılmasına engel olmaya çalıştıkları gerekçesiyle infaz koruma memurları tarafından uyarılmıştır. Manisa T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının (Disiplin Kurulu) 17/12/2018 tarihli kararıyla sayım görevinin icra edilmesine engel olduğuna dair başvurucu hakkında tutanak tanzim edilerek bu sebeple disiplin soruşturması yapılmıştır. Başvurucu hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda Disiplin Kurulu tarafından 22/12/2018 tarihinde başvurucunun 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'da düzenlenen üç ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma disiplin cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Anılan karara karşı başvurucu, Manisa İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği)şikâyet dilekçesi vermiştir. Manisa Cumhuriyet Savcısı, Disiplin Kurulu kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek itirazın reddine karar verilmesi yönünde mütalaada bulunmuştur. İnfaz Hâkimliğinin 27/3/2019 tarihli kararıyla Cumhuriyet savcısının mütalaasının aksine şikâyet kabul edilmiş ve Disiplin Kurulu kararı kaldırılmıştır. Gerekçeli kararda, kamera görüntülerinin incelenmesi neticesinde başvurucunun sayım almaya gelen Ceza İnfaz Kurumu görevlilerine karşı herhangi bir direnişte bulunmadığı tespit edilmiştir. Cumhuriyet savcısı Disiplin Kurulu kararının hukuka uygun olduğunu belirterek Manisa İnfaz Hâkimliğinin iptal kararına karşı itiraz yoluna başvurmuştur. İtiraz dilekçesi başvurucuya tebliğ edilmemiştir. İtirazda özetle söz konusu tarihte Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 7/8/2018 tarihli yazısı gereği sayımların belli bir nizamda ve ayakta görülecek şekilde alınmasına yönelik görüşe aykırı şekilde oturarak, sayım vermek istemediği Kurumun her defasında aynı eylem ile karşılaştığı ve Genel Müdürlüğün yazısına istinaden ayağa kaldırma işleminin yapıldığı, söz konusu eylemin aktif bir şekilde görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturmadığı ancak herhangi bir eylemin ceza hukuku anlamında suç teşkil etmese bile idare hukuku anlamında disiplin cezasına yönelik bir eylem teşkil edebileceği, bu hâliyle eylemin idari tedbirlere açıkça aykırı olduğu ve disiplin cezasını gerektirdiği belirtilmiştir. İtirazı değerlendiren Manisa Ağır Ceza Mahkemesi 9/4/2019 tarihli kararıyla Cumhuriyet savcısının itirazının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek kabulüne ve Disiplin Kurulu kararının onanmasına karar vermiştir. İtiraz merciinin kesin nitelikteki kararı başvurucuya 25/4/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 24/5/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İlgili hukuk için bkz. İnan Gök, B. No: 2018/1936, 28/1/2021, §§ 20-
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/18381
Başvuru, ceza infaz kurumu disiplin kurulu kararına karşı yapılan şikâyetin infaz hâkimliği tarafından kabul edilmesi üzerine ilgili Cumhuriyet savcılığınca yapılan itirazın başvurucuya bildirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru; Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfının yaptığı sürekli yardımın kesilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 13/5/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin Nevriye Kuruç ([GK], B. No: 2021/58970, 5/7/2022) kararında uzun süren yargılamalar nedeniyle tazminat talep edilebilecek bir mekanizmanın mevcut olmaması sebebiyle makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bunun yanında söz konusu kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihe kadar makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasıyla yapılmış olan başvurular ile bu tarihten sonra kaydedilecek aynı mahiyetteki başvuruların incelenmesinin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren dört ay süreyle ertelenmesine karar verilmiştir (Nevriye Kuruç, § 114). Bu durumda başvurunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyet yönünden ayrılmasına karar verilmesi gerekir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 1966 doğumlu olup Osmaniye'de ikamet etmektedir. A. Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfının Statüsü Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı (Mehmetçik Vakfı/Vakıf) 17/5/1982 tarihinde dönemin Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı, Hava Kuvvetleri Komutanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Jandarma Genel Komutanı tarafından kurulmuştur. Mehmetçik Vakfı 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu hükümlerine tabi olarak ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün denetimi altında faaliyet göstermektedir. Vakıf senedine göre Mehmetçik Vakfının;- Mütevelli Heyeti; Genelkurmay ikinci başkanı, Millî Savunma Bakanlığı müsteşarı, Genelkurmay personel başkanı, Genelkurmay personel işlem daire başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı personel başkanı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personel başkanı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı personel başkanı, Jandarma Genel Komutanlığı personel başkanı, Genelkurmay hukuk hizmetleri başkanı, Millî Savunma Bakanlığı personel genel müdürü, Millî Savunma Bakanlığı bütçe ve mali hizmetler genel müdürü, Millî Savunma Bakanlığı askerî sağlık hizmetleri genel müdürü, Millî Savunma Bakanlığı hukuk hizmetleri genel müdürü, Sahil Güvenlik Komutanlığı personel başkanı ve Genelkurmay personel işlem daire koordinasyon şube müdüründen, - Yönetim Kurulu; Genelkurmay personel başkanı, Genelkurmay personel işlem daire başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı personel başkanı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personel başkanı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı personel başkanı, Jandarma Genel Komutanlığı personel başkanı, Genelkurmay hukuk hizmetleri başkanı, Millî Savunma Bakanlığı personel genel müdürü, Millî Savunma Bakanlığı bütçe ve mali hizmetler genel müdürü, Millî Savunma Bakanlığı askerî sağlık hizmetleri genel müdürü ve Millî Savunma Bakanlığı hukuk hizmetleri genel müdüründen,- Denetim Kurulu; Genelkurmay merkez daire başkanı, Millî Savunma Bakanlığı mevzuat daire başkanı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı strateji geliştirme başkanından oluşmaktadır. Vakıf senedinde Mehmetçik Vakfının gelirlerinin şartlı ve şartsız bağış ve yardımlardan, kendi menkul ve gayrimenkul malları ile diğer varlık ve haklarının değerlendirilmesinden ve satışından elde edilecek gelirlerden, Vakfa ait veya Vakfın iştiraki ticari işletmelerden ve diğer faaliyetlerinden elde edilecek gelirlerden oluşacağı belirtilmiştir. Mehmetçik Vakfının yıllık gelirinin 2/3'ünün Vakfın amaç ve hizmet konuları doğrultusunda tahsis ve sarf olunacağı, yardımların kimlere ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile yardımlarla ilgili usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği vakıf senedinde düzenlenmiştir. Mehmetçik Vakfı 26/7/1982 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla kamuya yararlı vakıf statüsüne alınmıştır. Kamuya yararlı vakıf statüsünün bir sonucu olarak Mehmetçik Vakfı bazı vergisel yükümlülüklerden muaf hâle gelmiştir. Buna göre Mehmetçik Vakfı 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu, 8/6/1959 tarihli ve 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu, 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu ile 29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nda yer alan bazı vergiler yönünden muafiyet hükümlerinden yararlanmaktadır. Vakıf senedinin maddesinde Vakfın amacı; Türk Silahlı Kuvvetlerinde yaptığı hizmet esnasında hayatını kaybeden veya sakat kalan erbaş ve erlerin kendilerine, eşlerine, çocuklarına ve bakmakla yükümlü oldukları kimselere sosyal ve ekonomik destek olmak, çocuklarını okutmak şeklinde ifade edilmiştir. Mehmetçik Vakfının yapacağı yardımların usul ve esasları Vakıf Mütevelli Heyeti tarafından çeşitli tarihlerde Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı Yönetmeliği ismiyle yürürlüğe konulan kararlarla (Mütevelli Heyeti kararı) belirlenmiştir. Mütevelli Heyetinin kararının maddesine göre malul gazi ve engelli erbaş ve erlere bakım yardımı yapılabilmesi için maluliyete neden teşkil eden hastalık, yaralanma veya olayın muvazzaflık hizmeti veya ihtiyat döneminde silah altında bulunduğu süre içinde vuku bulması gerekir. Anılan maddede, askerliğe başlamadan önce bir hastalığı veya bir olaya/kazaya bağlı rahatsızlığı olan ancak askerliğe başladıktan sonra bu hastalığı veya olaya/kazaya bağlı rahatsızlığı tespit edilenlerin hariç olduğu belirtilmiştir.B. Bireysel Başvuruya Konu Süreç Başvurucu, zorunlu askerlik görevini ifa etmekteyken psikotik reaksiyon teşhisiyle birkaç defa hava değişimi iznine ayrıldıktan sonra en son Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesi (GATA) tarafından 8/6/1988 tarihinde hakkında "Askerliğe elverişli değildir." raporu düzenlenmiştir. Müracaatı üzerine başvurucuya Mehmetçik Vakfı tarafından 1/4/1998 tarihinden itibaren malul gazi ve engelli bakım yardımı bağlanmıştır. Başvurucu 2/6/2014 tarihine kadar bu yardımı almaya devam etmiştir. Vakıf tarafından yeniden yapılan değerlendirme sonucu 22/5/2014 tarihinde verilen kararla, başvurucunun bakım yardımı kesilmiştir. Kesinti işlemi, Vakıf Mütevelli Heyeti kararında belirtilen şartların oluşmadığı gerekçesine dayanılarak tesis edilmiştir. Başvurucu, bakım yardımının kesilmesine ilişkin kararın iptali istemiyle 17/7/2014 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde (Asliye Hukuk Mahkemesi) dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, askerliğe elverişli olmadığına dair raporun düzenlenmesine yol açan şizofreni rahatsızlığının askerlik görevi sırasında ortaya çıktığını belirtmiştir. Askerlik görevi sebebiyle ortaya çıkan hastalık nedeniyle sivil yaşantısında büyük güçlüklerle karşılaştığını, yakın akraba ve belediye yardımlarıyla hayatını idame ettirdiğini iddia etmiştir. Yeniden değerlendirmenin hangi ölçüte göre yapıldığının belli olmadığını ileri süren başvurucu, sonuç olarak kararın hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir. Davalı Vakfın savunmasında, 28/9/2011 tarihinde yürürlüğe giren Mütevelli Heyeti kararının maddesinin (h) bendi kapsamında yeniden yapılan değerlendirmede başvurucunun yardım yapılması şartlarını sağlamadığının tespit edilmesi üzerine yardımın kesildiği belirtilmiştir. Savunmada, Vakfın yetkili organlarının belirlediği şartları taşımayan birine yardım yapmaya zorlanamayacağı ifade edilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, Adli Tıp Kurumundan rapor düzenlenmesini istemiştir. Adli Tıp Kurumunca düzenlenen 20/4/2015 tarihli raporda; başvurucu hakkında tanımlanan psikotik bozukluk hastalığının erkeklerde genellikle 15 ila 25 yaşlarında başladığı, psikososyal stres, genetik temel, biyolojik etmen gibi birçok faktörün hastalığın oluşmasında belirleyici olabildiği belirtilmiş; başvurucunun mevcut hastalığının sadece askerlik görevi ile nedensellik bağlantısının kurulamadığı mütalaa edilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi 26/10/2015 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, Adli Tıp Kurumu raporuna atıf yapılarak başvurucunun mevcut rahatsızlığı ile askerlik görevi arasında nedensellik bağının bulunmadığı belirtilmiş ve işlemin hukuka uygun olduğu ifade edilmiştir. Başvurucu, bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde, Adli Tıp Kurumu raporunda rahatsızlığı ile askerlik görevi arasında nedensellik bağının bulunmadığının değil hastalığın sadece askerlik görevinden kaynaklanmadığının belirtildiği, dolayısıyla anılan rapora göre hastalığında askerlik görevinin de etkisinin olduğu vurgulanmıştır. Başvurucuya göre Asliye Hukuk Mahkemesi Adli Tıp Kurumunun raporunu hatalı yorumlamıştır. Yargıtay Hukuk Dairesi 29/5/2018 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesi kararını onamış, karar düzeltme istemini ise 5/3/2019 tarihinde reddetmiştir. Nihai karar 18/4/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. A. Ulusal Hukuk 4721 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır." 4721 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Vakıf kurma iradesi, resmî senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır." 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Vakıf senedinde vakfın adı, amacı, bu amaca özgülenen mal ve haklar, vakfın örgütlenme ve yönetim şekli ile yerleşim yeri gösterilir. " 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Vakfın bir yönetim organının bulunması zorunludur. Vakfeden, vakıf senedinde gerekli gördüğü başka organları da gösterebilir." 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Vakıfların, vakıf senedindeki hükümleri yerine getirip getirmedikleri, vakıf mallarını amaca uygun biçimde yönetip yönetmedikleri ve vakıf gelirlerini amaca uygun olarak harcayıp harcamadıkları Vakıflar Genel Müdürlüğünce ve üst kuruluşlarınca denetlenir. Vakıfların üst kuruluşlarınca denetimi özel kanun hükümlerine tabidir." 4721 sayılı Kanun'un maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları şöyledir: "Derneklerin uluslararası faaliyette bulunmalarına ve üst kuruluş kurmalarına ilişkin hükümler kıyas yoluyla vakıflar hakkında da uygulanır.Kamuya yararlı veya özel kanunlarla kurulan vakıflar hakkındaki özel hükümler saklıdır." 5737 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Vakıflar, özel hukuk tüzel kişiliğine sahiptir." 5737 sayılı Kanun'un maddesinin beşinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: "Yeni vakıfların yönetim organı vakıf senedine göre oluşturulur..." 5737 sayılı Kanun'un maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları şöyledir: "Vakıf yöneticileri, en az yılda bir defa yapılacak iç denetim raporları ile sonuçlarını, rapor tarihini takip eden iki ay içerisinde Genel Müdürlüğe bildirir.Vakıfların amaca ve yasalara uygunluk denetimi ile iktisadî işletmelerinin faaliyet ve mevzuata uygunluk denetimi Genel Müdürlükçe yapılır"B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (1) No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi Slovenya/Hırvatistan ([BD], B. No: 54155/16, 18/11/2020) kararında özel hukuk hükümlerine tabi bir tüzel kişiliğin (şirketin) hükûmet dışı kuruluş ya da hükûmet kuruluşu olarak kabul edilebilmesinin koşullarını tartışmıştır (Slovenya/Hırvatistan, §§ 60-69). AİHM, Sözleşme'nin maddesinde hükûmet örgütlerinin bireysel başvuru yapmasının yasaklanmasının temelinde taraf devletin hem başvurucu hem de davalı devlet olarak hareket etmesinin önlenmesi düşüncesinin yattığını belirtmiştir. AİHM, hükûmet örgütü kavramının kamu gücünün kullanımına katılan ya da hükûmetin kontrolü altında kamu hizmeti icra eden hükmi varlıkları kapsadığını, anılan terimin sadece merkezî idare hiyerarşisi içinde bulunan organlara değil -merkezî idareye karşı özerk bir konumda bulunup bulunmadıklarına bakılmaksızın- kamusal işlevler ifa eden bölgesel ve yerel otoriteler gibi yerinden yönetim kuruluşlarına da tatbik edileceğini ifade etmiştir. AİHM'e göre bir tüzel kişiliğin hükûmet örgütü ya da hükûmet dışı kuruluş olup olmadığı değerlendirilirken kanuni statüsü, -uygun düştüğü ölçüde- bu statünün sağladığı haklar, yürüttüğü faaliyetin türü, faaliyetin yürütülme şekli ve siyasi otoriteden bağımsızlığının derecesi gözönünde bulundurulur (Slovenya/Hırvatistan, § 61).
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/16400
Başvuru, Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfının yaptığı sürekli yardımın kesilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
1
Başvurucu, işçilik alacaklarının tahsili amacıyla 5/7/2006 tarihinde İstanbul İş Mahkemesinde açtığı davanın makul sürede tamamlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 19/3/2013 tarihinde İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 22/5/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurunun bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığının 25/10/2013 tarihli görüş yazısı, 6/11/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu, Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanlarını 19/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 11/11/2004 tarihinde iş akdinin feshedilmesi üzerine 5/7/2006 tarihinde İstanbul İş Mahkemesinde açtığı davada; 1/6/1997-11/11/2004 tarihleri arasında Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. adlı şirkette gazeteci olarak çalıştığını ve iş akdinin davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini ileri sürmüş, çalıştığı döneme ait eksik ödenen ve haksız fesihten doğan işçilik alacaklarının ödenmesini talep etmiştir. Mahkeme, 6/11/2008 tarih ve E.2006/598, K.2008/559 sayılı kararıyla; başvurucunun 1/5/1998 – 30/11/1999 ve 1/8/2003 – 11/11/2004 tarihleri arasında davalı işverenin yanında çalıştığının anlaşıldığını ve davalı işverenin haklı nedenle feshi kanıtlayamadığını belirterek davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Mahkeme, başvurucuya ödenecek kıdem tazminatını, başvurucunun 13/6/1952 tarih ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’a tabi olarak çalışmaya başladığı 1/1/1996 tarihinden başlayarak iş akdinin feshedildiği tarihe kadar olan dönem için hesaplayarak hüküm kurmuştur. Tarafların temyizi üzerine, Yargıtay Hukuk Dairesinin 1/4/2010 tarih ve E.2009/10954, K.2010/9139 sayılı ilamıyla; fazla çalışma saatleri ve ödemelerinin hesaplanmasında tanık ifadesinin dikkate alınmadığı, ayrıca kıdem tazminatının başvurucunun davalı yanında fiilen çalıştığı sürenin dikkate alınarak hesaplanması gerektiği belirtilerek ilk derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur. Bozma kararı sonrasında Mahkeme, 12/10/2010 tarih ve E.2010/608, K.2010/625 sayılı kararıyla; kıdem tazminatına yönelik bozma gerekçesine iştirak edilmediğinden önceki kararda direnilmesine, fazla mesai alacağına ilişkin bozma kararına uyularak talebin reddine, bu iki husus dışında hüküm altına alınan alacak kalemleri yönünden bozma bulunmadığından bu alacak kalemlerinin bozma dışı kaldığının belirlenerek aynen kabul edilmelerine karar vermiştir. Davalı şirketin temyizi üzerine, direnme kararı nedeniyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun önüne giden dosyada, 9/2/2011 tarih ve E.2010/9–713, K.2011/51 sayılı ilamla; kıdem tazminatının başvurucunun 5953 sayılı Kanun’a tabi olarak çalışmaya başladığı tarihten itibaren hesaplanması gereğine işaret eden direnme kararının gerekçesinin uygun olduğu ancak bu tarihten feshe kadar geçen süreden mahsup edilmesi gereken, 5953 sayılı Kanun’a tabi olarak çalışılmayan dönemlerin bulunup bulunmadığının belirlenerek varsa kıdem tazminatı hesabından düşülmesi gerektiği belirtilerek, bu hususun incelenmesi için dosyanın Yargıtay Hukuk Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi, 7/7/2011 tarih ve E.2011/20720, K.2011/23212 sayılı ilamıyla, davacının yüksek öğrenimi nedeniyle çalışmasına ara verdiğinin dosya içeriğinden anlaşıldığı, bu ara verme sürelerinin tespiti ile bu miktarın toplam süreden indirilerek kıdem tazminatının hesaplanması gerektiğini belirterek bozma kararı vermiştir. İstanbul İş Mahkemesi, bozma kararına uyarak, 9/10/2012 tarih ve E.2011/870, K.2012/588 sayılı kararıyla; alınan yeni bilirkişi raporu doğrultusunda, kıdem tazminatını yeniden hesaplayarak davanın kısmen kabulüne hükmetmiştir. Kararın taraflarca temyizi üzerine, Yargıtay Hukuk Dairesinin 17/1/2013 tarih ve E.2012/39607, K.2013/1775 sayılı ilamıyla hüküm onanarak aynı tarihte kesinleşmiştir. Bu karar başvurucuya 20/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 19/3/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi ve maddesinin (1) numaralı fıkrası, 30/1/1950 tarih ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası, maddesinin birinci fıkrası ve maddesi, 5953 sayılı Kanun’un maddesi, maddesinin ikinci fıkrası ve ek maddesinin birinci fıkrası.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/2196
Başvurucu, işçilik alacaklarının tahsili amacıyla 5/7/2006 tarihinde İstanbul 7. İş Mahkemesinde açtığı davanın makul sürede tamamlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
1
Başvuru, yurt dışında mukim olan şirketin Türkiye'de yaptığı yatırımlar nedeniyle yararlandığı yatırım indirimi tutarları üzerinden uluslararası ikili çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasına aykırı olarak fazladan gelir vergisi kesintisi yapılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 19/8/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, bu aşamada başvuru hakkında bir görüş bildirilmeyeceğini ifade etmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Şirket Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) mukim olup Türkiye'de kurulan Ford Otomotiv Sanayi Anonim Şirketinin (Ford Otomotiv) %41,04 oranında ortağıdır. Ford Otomotiv, 2008 vergilendirme döneminde 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici maddesi hükmüne istinaden yatırım indiriminden yararlanmış; bu indirim üzerinden tevkifat yoluyla %19,8oranında gelir vergisi ödemiştir. İzleyen vergilendirme dönemlerinde Ford Otomotivin 2008 vergilendirme dönemi kârı ortaklara dağıtılmıştır. Başvurucu tarafından, ABD ile Türkiye arasında imzalanan 28/3/1996 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükûmeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması (ÇVÖA) ve bu tür anlaşmalara ilişkin 1 seri No.lu ÇVÖA Genel Tebliği (Genel Tebliğ) hükümleri gereği, ÇVÖA'nın maddesinde belirtilen %15 oranını aşan tevkifat tutarına ilişkin 652,46 TL farkın iadesi istemiyle Ford Otomotivin bağlı bulunduğu vergi dairesine 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca düzeltme başvurusunda bulunulmuştur. Düzeltme isteminin zımnen reddi üzerine Maliye Bakanlığına şikâyet başvurusunda bulunulmuş ve bu başvuru da zımnen reddedilmiştir. Düzeltme ve şikâyet başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle başvurucu tarafından İstanbul Vergi Mahkemesinde (Mahkeme) dava açılmıştır. Dava dilekçesinde, ÇVÖA'nın maddesi uyarınca ortaklara dağıtılan kâr payının %15 oranında vergilendirilmesi gerektiği ileri sürülmüş ve bu oranı aşan 652,46 TL'nin iadesine karar verilmesi istenmiştir. Mahkemenin 28/11/2011 tarihli kararıyla dava reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde 213 sayılı Kanun'da yer alan vergilendirme hatalarının düzeltilmesine ilişkin yolun sadece tartışmaya mahal bırakmayacak derecede açık vergi hatalarını kapsadığı, kanun hükümlerinin yorumlanmasını gerektiren hukuki hataları kapsamadığı belirtilmiştir. Gerekçenin devamında yatırım indirimi üzerinden yapılan %19,8 oranındaki stopajın temettü vergilendirmesi niteliğinde olup olmadığının ilgili hukuk kurallarının yorumlanmasını gerektirdiği vurgulanmış ve bu iddianın "düzeltme ve şikâyet yolu" kapsamında incelenemeyeceği açıklanmıştır. Başvurucunun Mahkeme kararına yönelik temyiz istemi, Danıştay Dördüncü Dairesinin (Dördüncü Daire) 12/4/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Ancak Dördüncü Daire, Mahkeme kararından farklı olarak uyuşmazlığın esasını incelemiş ve temyiz istemini, stopajın hukuka uygun olduğu gerekçesine dayanarak reddetmiştir. Dördüncü Daire, yatırım indirimi üzerinden yapılan stopajın temettü geliri üzerinden yapılan bir kesinti niteliğinde olup olmadığını irdelemiştir. Sermaye şirketlerinin kazancının vergilendirilmesinden sonra varsa ortaklara dağıtılan kârın da ayrıca ortağın kazancı olarak vergilendirileceğini hatırlatan Dördüncü Daire, kurum kazancı üzerinden vergi alındığı durumlarda vergilendirilenin kurum kazancı mı yoksa ortağın kazancı mı olduğunun belirlenmesinde kazancın kurum bünyesinde kalıp kalmadığı hususunun da önem taşıdığını ifade etmiştir. Kararda 193 sayılı Kanun'un maddesinin ikinci fıkrasının bendine göre menkul sermaye iradının, yıllık veya özel beyanname veren kurumların indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancından, hesaplanan kurumlar vergisinin düşülmesinden sonra kalan kısmı ifade ettiği açıklanmıştır. 22/7/1998 tarihli ve 4369 sayılı Kanun ile anılan bentte yapılan değişiklikle tam mükellef kurumlar yönünden gelir vergisi tevkifatının kârın dağıtılması şartına bağlandığı ifade edilen kararda, dar mükellefler yönünden ise kâr dağıtılsın ya da dağıtılmasın gelir vergisi tevkifatının yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Dördüncü Daire 193 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinin (b-ii) alt bendinde, 23/11/2000 tarihli ve 4605 sayılı Kanun'un Maddesiyle yapılan değişiklikle yatırım indirimi istisnasının da tevkifata tabi tutulduğunu hatırlatmıştır. Yatırım indirimi istisnası uygulamasının 9/4/2003 tarihli ve 4842 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırıldığına işaret eden Dördüncü Daire, daha önceki müracaatlara istinaden düzenlenen teşvik belgeleri kapsamındaki yatırım indirimi harcamalarına yönelik olarak 193 sayılı Kanun'un geçici maddesinin ihdas edildiğinin altını çizmiş ve anılan madde uyarınca, önceki dönemlerden devreden yatırım indiriminden yararlanan kazançlar üzerinden -dağıtılsın ya da dağıtılmasın- %8 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılması gerektiğini ifade etmiştir. ÇVÖA'da tanımlanan "temettü" kavramını da yorumlayan Dördüncü Daire, ÇVÖA'da yapılan tanıma göre temettüden söz edilebilmesi için gelirin elde edilmesi gerektiğini ifade ettikten sonra olayda henüz kurum bünyesindeyken vergilendirilen kazancın kâr payı geliri olduğunun kabulü gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Dördüncü Daire sonuç olarak yatırım indirimi üzerinden yapılan %19,8 oranındaki stopajın temettü vergilendirmesi niteliğinde olmadığından ÇVÖA'da temettü gelirleri için belirlenen %15 oranı aşan kısmının iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin hukuka aykırı olmadığı kanaatini açıklamıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi, Dördüncü Dairenin 26/5/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Bu karar, başvurucu vekiline 22/7/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 19/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili Mevzuat 193 sayılı Kanun’un 4842 sayılı Kanun'un maddesiyle değiştirilen maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir: “ Dar mükellefiyete tâbi olanlar dahil, ticarî ... kazançları bilanço esasına göre tespit edilen vergiye tâbi mükellefler (adi ortaklıklar, kollektif ve adi komandit şirketler ile kurumlar vergisi mükellefleri dahil) faaliyetlerinde kullanmak üzere satın aldıkları veya imal ettikleri amortismana tâbi iktisadî kıymetlerin maliyet bedellerinin % 40'ını vergi matrahlarının tespitinde ilgili kazançlarından yatırım indirimi istisnası olarak indirim konusu yaparlar. ..." 193 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili bölümü şöyledir: “Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden müteşekkil sermaye dolayısıyla elde ettiği kar payı, faiz, kira ve benzeri iratlar menkul sermaye iradıdır.Kaynağı ne olursa olsun aşağıda yazılı iratlar menkul sermaye iradı sayılır:... Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca yıllık veya özel beyanname veren dar mükellef kurumların, indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancından, hesaplanan kurumlar vergisi düşüldükten sonra kalan kısmı,...” 193 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili bölümü şöyledir: “...ticaret şirketleri, ... aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar......b)...ii) Tam mükellef kurumlar tarafından; dar mükellef gerçek kişilere, dar mükellef kurumlara (Türkiye'de bir işyeri veya daimi temsilci aracılığıyla kâr payı elde edenler hariç) ve gelir ve kurumlar vergisinden muaf olan dar mükelleflere dağıtılan, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarından (Kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz.),...” 193 sayılı Kanun’un geçici maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: “Bu maddenin yürürlük tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamındaki yatırımlarla ilgili yatırım harcamalarına (teşvik belgelerine bu tarihten sonra ilave edilen iktisadî kıymetler için yapılan harcamalar hariç), yatırım indirimi uygulamasına ilişkin olarak Gelir Vergisi Kanununun bu tarihten önce yürürlükte bulunan hükümleri uygulanır.Yukarıda belirtilen şekilde yatırım indirimi istisnasından yararlanan kazançlar ile bu maddenin yürürlük tarihinden önce gerçekleşen yatırımlar üzerinden hesaplanan ve kazancın yetersiz olması nedeniyle sonraki dönemlere devreden yatırım indiriminden yararlanan kazançlar üzerinden dağıtılsın, dağıtılmasın %19,8 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılır.” 193 sayılı Kanun’un geçici maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir: “ Kurumlar vergisi mükelleflerinin;...c) Geçici 61 inci madde kapsamında tevkifata tabi tutulmuş kazançlarının,Dağıtımı halinde 94 üncü madde uyarınca tevkifat yapılmaz." ÇVÖA'nın maddesinin ilgili bölümü şöyledir:“ Bir Akit Devlet mukimi tarafından diğer Akit Devletin bir mukimine ödenen temettüler, bu diğer Devlette vergilendirilebilir. Bununla beraber, sözkonusu temettüler, aynı zamanda, ödemeyi yapanın mukimi olduğu Devlette ve bu Devletin mevzuatına göre de vergilendirilebilir; ancak temettünün gerçek lehdarı diğer Akit Devletin mukimi ise bu şekilde alınacak vergi;a) gerçek lehdar, temettüyü ödeyen şirketin oy gücüne haiz hisselerinin en az %10'una sahip bir şirketse, gayrisafi temettü tutarının yüzde 15'ini;...aşmayacaktır.... Bu Maddede kullanılan "temettü" terimi, hisse senetlerinden, intifa senetlerinden veya intifa haklarından, kurucu hisse senetlerinden veya alacak niteliğinde olmayıp kazanca katılmayı sağlayan diğer haklardan elde edilen gelirleri, bunun yanısıra dağıtımı yapan şirketin mukimi olduğu Devletin vergi mevzuatına göre, vergileme yönünden hisse senetlerinden elde edilen gelirle aynı muameleyi gören diğer şirket haklarından elde edilen gelirler ile gelirin doğduğu Akit Devletin mevzuatında belirlendiği şekliyle kazanca katılma hakkı sağlayan veya kazanca bağlı olarak belirlenen, alacak olarak adlandırılmış araçlar da dahil olmak üzere finansal düzenlemelerden elde edilen gelirleri kapsar." Danıştay Üçüncü Dairesinin Kararları Danıştay Üçüncü Dairesinin (Üçüncü Daire) 22/1/2011 tarihli ve E.2009/5080, K.2011/6620 sayılı; 22/11/2011 tarihli ve E.2009/3617, K.2011/6621 sayılı; 17/1/2011 tarihli ve E.2009/3171, K.2011/11 sayılı; 16/9/2013 tarihli ve E.2010/3898, K.2013/3423 sayılı kararlarının ilgili bölümleri şöyledir:“193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun, 4369 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki 75'inci maddesinin ikinci fıkrasının 4'üncü bendinde, Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca yıllık veya özel beyanname veren kurumların, indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancından, hesaplanan kurumlar vergisi düşüldükten sonra kalan kısım menkul sermaye iradı olarak tanımlanmış, aynı Kanunun 4369 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 94'üncü maddesinin 6-b bendi uyarınca söz konusu menkul sermaye iratlarından maddede belirtilen oranlarda gelir vergisi tevkifatı yapılacağı kurala bağlanmıştır.Türkiye Cumhuriyeti ile Hollanda Krallığı Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması'nın 10'uncu maddesinde, temettü terimi, hisse senetlerinden, intifa senetlerinden veya intifa haklarından, kurucu hisse senetlerinden veya alacak niteliğinde olmayıp kazanca katılmayı sağlayan diğer haklardan elde edilen gelirleri, bunun yanısıra dağıtımı yapan şirketin mukimi olduğu Devletin mevzuatına göre, vergileme yönünden hisse senetlerinden elde edilen gelirle aynı muameleyi gören diğer şirket haklarından elde edilen gelirleri kapsayacağı şeklinde tanımlanmış, anlaşmaya ekli protokolün IX'uncu maddesi ile temettü üzerinden ödenecek vergilerin % 10'unu geçemeyeceği yönünde sınırlama getirilmiştir. 1996 tarih ve 22637 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 seri nolu Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları Genel Tebliğinin III/C-2 Bölümünde de, Gelir Vergisi Kanununun 75'inci maddesinin 4369 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki ikinci fıkrasının 4'üncü bendinde tanımlanan ve anlaşma kapsamında temettü olarak değerlendirilen menkul sermaye iradı üzerinden yapılacak tevkifatın, Anlaşmanın 10'uncu maddesinde öngörülen haddi aşması halinde, aşan kısmın iade edileceği belirtilerek, iade edilecek tutarın hesaplama yöntemi açıklanmıştır.193 sayılı Kanunun 94'üncü maddesinin, 6-b bendi; 4369 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle üç alt başlık halinde yeniden düzenlenmiş, (b-i) alt bendinde; 75'inci maddenin ikinci fıkrasının 1, 2 ve 3 numaralı bentlerinde sayılan menkul sermaye iratlarından yapılacak tevkifat için kar dağıtımı şartı getirilmiş, (b-ii) alt bendinde 4605 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle; iştirak kazançları istisnasından yararlanan kazançlar hariç, yatırım indirimi istisnasından yararlanan kazançlar dahil olmak üzere kurumlar vergisinden istisna tutulan kazançlar üzerinden dağıtılsın dağıtılmasın tevkifat yapılacağına ilişkin uygulama devam ettirilmiştir.67 seri numaralı Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde kurumlar vergisinden müstesna kazancı bulunan ve bu kazancı üzerinden 193 sayılı Kanunun 94'üncü maddesi çerçevesinde stopaj yapan kurumların kar dağıtım kararı alınmış veya nakten kar payı ödemesi yapmış olmaları halinde kar paylarının; öncelikle üzerinden vergi tevkifatı yapılmış istisna kazançtan dağıtıldığının kabul edileceği açıklamasına yer verilmiştir.4842 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle yatırım indirimi uygulamasına son verilmiş ancak, değişiklikten önceki müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgelerine konu olan harcamalara ilişkin yatırım indirimleri hakkında önceki hükümlerin uygulanmasını teminen geçici 61'inci maddeyle geçiş dönemine ilişkin düzenleme yapılmış; yatırım indirimi haricindeki diğer tüm kazançlar ise dağıtım aşamasında gelir vergisi tevkifatına tabi tutulmuştur. Yukarıda yer verilen düzenlemelerin bir bütün olarak değerlendirilmesinden; kar payı diğer bir ifadeyle temettü vergilendirilmesinin bir unsuru olarak nitelendirilen ve bu nitelendirmeyle ilgili bir değişikliğe uğramayan yatırım indirimine tabi kazancın, kurum tarafından kar dağıtımına karar verilmiş olması durumunda çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasının 10'uncu maddesi kapsamında indirimli oranda tevkifata tabi tutulması gerektiği sonucuna ulaşıldığından, tarhiyatın kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkrasının dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe Dairemizce de uygun görülmüş olup, davalı idare tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir." Danıştay Dördüncü Dairesinin Kararları Dördüncü Dairenin 10/11/2010 tarihli ve E.2009/1274, K.2010/5568 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:“193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 4605 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle değiştirilen ve 2000 tarihinden itibaren yürürlüğe giren, 94/6-b bendinin "i" alt bendine, kurumlar vergisinden istisna kazançlara isabet eden kısım düşüldükten sonra, 75 nci maddenin ikinci fıkrasının 1, 2 ve 3 numaralı bentlerinde yazılı kar paylarından ve "ii" alt bendinde, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 8 inci maddesinin (1) numaralı bendinde yer alan iştirak kazançları istisnasından yararlanan kazançlar hariç, yatırım indirimi istisnasından yararlanan kazançlar dahil olmak üzere, dağıtılsın dağıtılmasın, kurumlar vergisine tabi kurumların, kurumlar vergisinden müstesna kazanç ve iratlarından tevkifat yapılacağı hükme bağlanmıştır....... 2003 tarihinde yürürlüğe giren, 94/6-bmaddesinin, "i" bendinde, tam mükellef kurumlar tarafından; tam mükellef gerçek kişilere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve bu vergilerden muaf olanlara dağıtılan, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kar paylarından "ii" bendinde, tam mükellef kurumlar tarafından dar mükellef gerçek kişilere, dar mükellef kurumlara (Türkiye'de bir işyeri veya daimi temsilci aracılığıyla kar payı elde edenler hariç) ve gelir ve kurumlar vergisinden muaf olan dar mükelleflere dağıtılan, 75 nci maddenin (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kar paylarından tevkifat yapılacağı, aynı Kanuna 4842 sayılı Kanunun 17 nci maddesiyle eklenen ve 2003 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Geçici 61 nci maddesinin 2 nci fıkrasında da, yatırım indirimi istisnasından yararlanan kazançlar ile bu maddenin yürürlük tarihinden önce gerçekleşen yatırımlar üzerinden hesaplanan ve kazancın yetersiz olması nedeniyle sonraki dönemlere devreden yatırım indiriminden yararlanan kazançlar üzerinden dağıtılsın, dağıtılmasın %8 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılacağı düzenlenmiştir.Böylece 4842 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucu 2003 tarihinden itibaren Gelir Vergisi Kanununun 94/6-b maddesi ile sadece kar payına bağlı tevkifata ilişkin düzenlemeler yürürlüğe girmiş, istisna kazançlar nedeniyle bu madde kapsamında yapılacak tevkifat yürürlükten kaldırılarak stopaj uygulaması, Geçici 61 nci madde ile yatırım indirimi istisnasından yararlanan kazançlar için getirilmiştir....Bu nedenle, uyuşmazlığın çözümü, davacı şirket tarafından dağıtılmasına karar verilen ve yatırım indirimi istisnasına isabet eden kazançtan, yabancı ortak tarafından tahsil edilen kısmının temettü niteliğinde olup olmadığının tespitine ilişkindir.1986 gün ve 19159 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 1989 tarihinde yürürlüğe giren Türkiye Cumhuriyeti ile Federal Almanya Cumhuriyeti Arasında Gelir ve Servet Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının "Temettüler" başlıklı 10 uncu maddesinin 2 nci fıkrasında, temettülerin, ödemeyi yapan şirketin mukimi olduğu Devletçe de kendi mevzuatına göre vergilendirilebileceği ancak bu şekilde alınacak verginin temettü elde eden, temettü ödeyen şirketin sermayesinin doğrudan doğruya en az yüzde 10 unu elinde tutan bir şirket ise (ortaklıklar hariç) gayrisafi temettü tutarının yüzde 15' ini aşamayacağı, 3 üncü fıkrasında ise, temettü teriminin, hisse senetlerinden, intifa senetlerinden veya intifa haklarından, madencilik senetlerinden veya alacak niteliğinde olmayıp kara katılmayı sağlayan diğer haklardan elde edilen gelirler ve temettü dağıtan şirketin mukimi olduğu Devlet'in mevzuatına göre hisse senedi geliri gibi vergilendirilen diğer gelirler ve Akit devletlerin vergilemesi yönünden sessiz ortakların bu ortaklık dolayısıyla elde ettikleri gelirler ve yatırım fonu veya yatırım ortaklarından belge karşılığı yapılan dağıtımlar anlamına geleceği düzenlenmiştir. 1 seri Nolu Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları Genel Tebliğinin başında, Türkiye'nin diğer devletlerle akdettiği, Tebliğ ekinde yer alan ve halen yürürlükte bulunan anlaşmaların Hollanda Antlaşmasının bu tebliğde açıklanan hükümleri ile mahiyet itibariyle aynı ve benzer hükümler içeren kısımları içinde geçerli olduğu açıklanmış ve "Temettülerin Vergilendirilmesi" başlıklı Bölümünün, "(B) Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları Uyarınca" başlıklı kısmında, temettü teriminin tanımıyla ilgili olarak, temettülere ilişkin düzenlemelerin Anlaşmanın 10 uncu maddesinde tanımlandığı, ancak tanımın sayılanlar itibariyle herhangi bir sınırlama ifade etmediği, sadece bazı yaygın temettü çeşitlerinin, temettü terimine açıklık getirilmek üzere ismen sayıldığı, bunların dışında kalan ve alacak niteliğinde olmayıp, teşebbüsün kazancına katılmayı sağlayan diğer haklardan ve Akit devletlerin iç mevzuatları uyarınca hisse senetleri ile aynı muameleyi gören her türlü şirket haklarından elde edilen gelirlerin de Anlaşma kapsamında temettü olarak değerlendirileceği, buna göre Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının 1, 2 ve 3 numaralı bendinde sayılan menkul sermaye iratlarından, her nevi hisse senetlerinin kar payları ile iştirak hisselerinden doğan kazançların da Anlaşmanın 10 uncu maddesi kapsamında temettü olarak kabul edileceği açıklanmıştır.Buna göre, T. Anayasasının 90 ıncı maddesinin, son fıkrasında, yer alan, usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu yolundaki hüküm de dikkate alındığında, davacı şirketin olağan genel kurul kararı ile dağıtımına karar verdiği kar payının, temettü niteliğinde olduğu tartışmasızdır. Dağıtımına karar verilen kazancın, ilgili yılda yararlanılan yatırım indiriminden kaynaklanması ise ödemenin temettü niteliğini değiştirmemektedir. Dolayısıyla yabancı ortağa ödenen bu kısım üzerinden Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması gereği en çok gayrisafi temettü tutarının yüzde 15 i kadar tevkifat yapılabilecektir." Dördüncü Dairenin 13/5/2014 tarihli ve E.2011/4227, K.2014/3314 sayılı; 12/4/2013 tarihli ve E.2011/7381, K.2013/2372 sayılı; 12/4/2013 tarihli ve E.2011/3037, K.2013/2373 sayılı kararlarının ilgili bölümleri şöyledir:“...Daha sonra da konuyla ilgili olarak çok sayıda Kanun değişikliği yapılmış olmakla birlikte Gelir Vergisi Kanunumuzda kurumların safi kazançlarından kurumlar vergisi çıktıktan sonra kalan kısmı menkul sermaye iradı olarak kabul edilmiş ve tevkifata tabi tutulması öngörülmüştür. Yukarıda yer verilen Kanun gerekçelerinden de anlaşıldığı üzere, Kanun koyucunun vergi ve tevkifat oranlarını belirlerken şahsi faaliyet dolayısıyla elde edilen gelir ile bir şirkete sermaye koymak suretiyle şirketin yürüttüğü faaliyetten elde edilen gelir arasında, ayırma prensibini de dikkate alarak ,toplam vergi yükü bakımından bir uyum sağlamayı amaçladığı ortadadır. Öte yandan, nihai olarak şirket faaliyetinden elde edilen kârın ortaklara dağıtılması esas olsa da, iktisadi ve mali olarak ortaklardan ayrı bir varlığı olan sermaye şirketleri doğrudan doğruya vergi mükellefi olarak kabul edilerek kazançları, ortaklarının kazancından bağımsız olarak vergilendirilmiş, şirketlerin sermaye yapılarının güçlendirilmesini sağlamak ve yatırıma teşvik etmek amacıyla bir çok vergisel düzenleme yapılmıştır. Dolayısıyla, kurumların kazançları üzerinden yapılan vergilemede, vergilendirilen kazancın kurumun kazancı mı yoksa ortağın kazancı mı olduğunu tespit etmek için sadece kazancın niteliğinin belirlenmesi yeterli olmayıp, kazancın kurum bünyesinde kalıp kalmadığının, bir diğer ifadeyle, Kanunda menkul sermaye iradı olarak tanımlanan bu kazancın ortak tarafından elde edilip edilmediğinin de değerlendirilmesi gerekir.Yatırım indirimi, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'na 202 sayılı Kanunla eklenen Ek 1 ila 6' ncı maddelerde düzenlenmiş; ticari veya zirai kazançları üzerinden vergilendirilen mükelleflerin yatırım harcamalarını belirli şartlar dahilinde ilgili dönem kazançlarından indirebilmelerine olanak sağlanmıştır....193 sayılı Kanunun 94 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının 6-b bendiyle;4369sayılıKanunlagetirilen değişiklikten önce, aynı Kanunun 75inci maddesinin 2 nci fıkrasının 4 üncü bendine atıf yapılarak, bu bentte belirtilen menkul sermaye iradının" dağıtılsın dağıtılmasın" hiç bir ayrım yapılmadan tevkifat matrahı olarak kabul edilmesi öngörülmüştür.193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 75 inci maddesinin 2 nci fıkrasının 4369 sayılı Kanunla değişmeden önceki 4 üncü bendiyle; "Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca yıllık veya özel beyanname veren kurumların, indirim ve istisnalar (Kurumlar Vergisi Kanunun 8 inci maddesinin1 ve6numaralıbentlerine göre kurumlar vergisinden müstesna tutulan kazançlar hariç)düşülmeden önceki kurum kazancından, hesaplanan kurumlar vergisi düşüldükten sonra kalan kısım" menkul sermaye iradı olarak nitelendirilmiştir. 4369 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, daha önce tüm mükellefleri kapsayan 75 inci maddenin 2 nci fıkrasının 4 üncü bendi sadece dar mükellef kurumlara hasredilmiş, 94 üncü maddenin 1 inci fıkrasının 6-b bendindeki "dağıtılsın veya dağıtılmasın75 incimaddeninikincifıkrasının4 numaralı bendinde yazılı menkul sermaye iratlarından" yolundaki düzenleme ise kurumların dar ve tam mükellef olmalarına ve karlarını dağıtıp dağıtmamalarına göre üç alt bent halinde yeniden düzenlenmiştir. Kanunun gerekçesinde, getirilen yeni sistem ile tam mükellef kurumların dağıtılabilir kazançları üzerinden yapılacak gelir vergisi tevkifatı uygulamasının esas olarak karın dağıtılması işlemine bağlandığı, diğer bir anlatımla tevkifatın karın ortaklara dağıtıldığı aşamaya kadarertelendiği,KurumlarVergisiKanununun8inci maddesinde belirtilen istisna kazançlar ile dar mükellef kurumların kazançları açısından eski uygulamaya devam edildiği, ancak dar mükellef kurumların bünyesinde oluşan dağıtılabilir karların, dağıtılsın dağıtılmasın gelir vergisi tevkifatına tabi tutulacağı açıklanmıştır. ...2000 günlü ve mükerrer 24246 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4605sayılıKanunun4 üncü maddesi ile 193 sayılı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının(6)numaralı bendinin (b-ii) alt bendi değiştirilmiş ve bu bende "yatırım indirimi istisnasından yararlanan kazançlar dahil olmak üzere" hükmü eklenerek yatırım indirimi üzerinden tevkifat yapılması zorunluluğu Kanunla düzenlenmiştir.2003 günlü ve 25088 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4842 sayılı Kanunla, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun yatırım indirimini düzenleyen Ek-1 ila Ek-6' ncı maddeleri yürürlükten kaldırılmış ve daha önce yürürlükten kaldırılmış olan 19 uncu madde, "Ticarî ve ziraî kazançlarda yatırım indirimi istisnası" başlığıyla yeniden düzenlenmiş; 94 üncü maddenin 6' ncı bendinin b/ii alt bendinde de değişikliğe gidilmiş ve yatırım indiriminden tevkifat yapılması uygulamasına son verilmiştir.Bununla birlikte, Kanuna eklenen Geçici 61 inci maddede; bu maddenin yürürlük tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamındaki yatırımlarla ilgili yatırım harcamalarına (teşvik belgelerine bu tarihten sonra ilave edilen iktisadî kıymetler için yapılan harcamalar hariç), yatırım indirimi uygulamasına ilişkin olarak Gelir Vergisi Kanununun bu tarihten önce yürürlükte bulunan hükümlerinin uygulanacağı; bu şekilde yatırım indirimi istisnasından yararlanan kazançlar ile bu maddenin yürürlük tarihinden önce gerçekleşen yatırımlar üzerinden hesaplanan ve kazancın yetersiz olması nedeniyle sonraki dönemlere devreden yatırım indiriminden yararlanan kazançlar üzerinden dağıtılsın, dağıtılmasın %19,8 oranında gelir vergisi tevkifatıyapılağı hükme bağlanmıştır. Geçici 62' nci maddede ise, Geçici 61' inci madde kapsamında tevkifata tâbi tutulmuş kazançların dağıtımı halinde 94' üncü madde uyarınca tevkifat yapılmayacağı belirtilmiştir.Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Hollanda Krallığı Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması'nın 10'uncu maddesinde; bu Maddede kullanılan "temettü" teriminin, hisse senetlerinden, intifa senetlerinden veya intifa haklarından, kurucu hisse senetlerinden veya alacak niteliğinde olmayıp kazanca katılmayı sağlayan diğer haklardan elde edilen gelirleri, bunun yanısıra dağıtımı yapan şirketin mukimi olduğu Devletin vergi mevzuatına göre, vergileme yönünden hisse senetlerinden elde edilen gelirle aynı muameleyi gören diğer şirket haklarından elde edilen gelirleri kapsadığı açıklanmıştır.Davacı tarafından, söz konusu tutarın geçmişten bu yana menkul sermaye iradı olarak nitelendiği; Geçici 61'inci maddede, yatırım indirimine tabi kazançlar için temettü vergilemesinden farklı, yeni bir vergi yükümlülüğü öngörülmediği ileri sürülmüş ise de, kurumların vergiden müstesna tutulan ve yatırım indiriminden yararlanılan kazançlarının geçmişte stopaja tabi tutuluyor olmasını, ilgili dönemde kanun koyucunun vergi yükünün adaletli bir şekilde dağılımını sağlama hedefiyle oluşturduğu sistemin bütünü içerisinde değerlendirmek gerekir. 4842 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle birlikte; uyuşmazlık döneminde geçerli olan, kurum kazançlarının ve elde edilen kâr paylarının vergilendirilme sisteminde kurumların istisna kazançlarının ve dağıtılmayan kâr paylarının vergilemesine son verilmiş olup, vergi ve tevkifat oranları belirlenirken de bu hususların göz önüne alındığı açıktır. Öte yandan, gelir vergisinde vergiyi doğuran olay gelirin elde edilmesi olduğundan, yatırım indiriminden yapılan stopajın; sadece geçmişte kar payı üzerinden yapılacak tevkifatlarla aynı Kanun maddesinde düzenlenmesinden hareketle; temettü vergilemesi olduğu kabul edilemez. Kaldı ki, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasında yer verilen tanımdan da anlaşılacağı üzere, anlaşma uyarınca bir "temettüden" bahsedilebilmesi için, maddede belirtilen kaynaklardan bir gelirin "elde edilmiş olması" gerekmektedir. Olayda ise, dağıtılıp dağıtılmadığına bakılmaksızın henüz kurum bünyesindeyken vergilendirilen yatırım indirimi tutarının davacının elde ettiği kar payı geliri niteliğinde olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır. 193 sayılı Kanunun Geçici 62'ncimaddesinde yer alan, Geçici 61'inci madde kapsamında tevkifata tabi tutulmuş kazançlarının dağıtımı halinde 94' üncü madde uyarınca tevkifat yapılmayacağına ilişkin hüküm ise, dağıtılmakla ortağın geliri haline gelen ancak daha önce kurum bünyesinde vergilendirilmiş olan tutarın mükerrer olarak vergilenmesinin önüne geçilmesine yönelik bir düzenlemedir.Yatırım indiriminden yapılan stopajın kâr payı vergilemesi niteliğinde olduğunun kabulü halinde ise, kâr dağıtımı yapılmasa bile yatırım indiriminden yapılacak tevkifatın yabancı ortağın hissesine isabet eden kısmının çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasında öngörülen oranda, fazlaya ilişkin kısmının ise %19,8 oranında yapılması gerekmektedir. Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarıyla güdülen amacın ise dağıtılmayan, Türkiye'de mukim kurum bünyesinde kalan bu tutarın daha düşük oranda vergilendirilmesi olmadığı açıktır. Yine bu durumda, indirimden yararlanan kurum tarafından yatırım indirimi stopajının tamamının %19,8üzerinden yapılması halinde, yabancı ortağın hissesine isabet eden kısım üzerinden hesaplanacak tutarın indirimden yararlanan ve kâr dağıtımında bulunmayan kuruma iadesi gerekir ki, bu durum da Geçici 62'nci maddenin amacıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, temettü vergilemesi niteliğinde olmayan, yatırım indirimi üzerinden yapılan tevkifatın çifte vergilendirme anlaşmasıyla temettüden alınan vergiler için belirlenmiş olan %10 yerine 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun Geçici 61'inci maddesi uyarınca %19,8 oranında uygulanması gerektiği ileri sürülerek salınan vergi ziyaı cezalı gelir(stopaj) vergisinde hukuka aykırılık görülmemiştir...."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin kamu otoritelerince mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuna dayanmasını zorunlu kıldığını ifade etmiştir. AİHM ayrıca demokratik toplumun temel ilkelerinden olan hukuk devletinin Sözleşme'de mündemiç bir kavram olduğunu vurgulamıştır (Vistins ve Perepjolkins/Letonya, B. No: 71243/01, 25/10/2012, § 95). Ancak AİHM kanunilik ilkesinin sağlanması bakımından müdahalenin iç hukukta yasal bir temelinin varlığının tek başına yeterli olmadığını, kanunun belli bir kaliteye de sahip olması gerektiğini vurgulamış; bu bağlamda kanunun hukuk devleti ilkesine uygun olmanın yanında keyfîliğe karşı güvenceler içermesi gerektiğine de işaret etmiştir(Vistins ve Perepjolkins/Letonya, § 96). AİHM'e göre mülkiyetten yoksun bırakma yetkisi tanıyan bir kanun kuralının kanunilik kriterini taşıdığından söz edilebilmesi için yeterli düzeyde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olması gerekir. Öngörülebilirliğin derecesinin tespitinde söz konusu kanunun içeriği, düzenlediği alanın mahiyeti ve temas ettiği kişilerin sayısı ve statüsü büyük önem taşımaktadır. Öngörülebilirlik, özellikle kamu otoritelerinin keyfî müdahalelerine karşı koruma önlemleri getirilmiş olmasını gerektirmektedir. Öte yandan kanunun öngörülebilirlik ilkesinin önemiyle orantılı asgari usule ilişkin güvenceler içermesi gerekir (Vistins ve Perepjolkins/Letonya, § 97). AİHM, her hukuk sisteminde kanun hükümlerinin yargısal yoruma tabi tutulmasının kaçınılmaz olduğunun altını çizmektedir. AİHM'e göre müphem hususların açıklığa kavuşturulması ve değişen koşullara uyum sağlanması her zaman için bir ihtiyaçtır. Kesinlik, ziyadesiyle arzulanan bir husus olduğu hâlde bu, aşırı katı olma sonucunu doğurabilmekte ve kanunun değişen koşullara uyumuna engel teşkil edebilmektedir. Birçok kanun kaçınılmaz olarak -az veya çok- belli bir derecede muğlaklık içerir. Muğlaklık barındıran bu kanunların yorumlanması ve uygulanması ise bir pratik sorunudur. Bu çerçevede kanunların müphem yönlerini açıklığa kavuşturmak ve yorumda ortaya çıkan şüpheleri dağıtmak mahkemelerin görevidir (OAO NeftyanayaKompaniya Yukos/Rusya, B. No: 14902/04, 20/9/2011, § 568). Bu yüzden kanunilik şartı, hukuk kurallarının yargısal makamlarca yorumlanmasını dışladığı biçiminde anlaşılamaz (OAO NeftyanayaKompaniyaYukos/Rusya, § 569). AİHM, iç hukukun yorumlanmasının ve uygulanmasının öncelikli olarak ulusal otoritelerin yetkisinde olduğuna dikkat çekmektedir. Bununla birlikte AİHM, iç hukukun yorumlanmasının ve uygulanmasının sonuçlarının Sözleşme ve AİHM içtihatlarıyla uyumlu olup olmadığını denetlemenin görevi olduğunu ifade etmektedir (Shchokin/Ukrayna, B. No: 23759/03, 37943/06, 14/10/2010, § 52). Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesi, hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte ve kişilerin mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine itimadı azaltarak yargısal bir belirsizliğe yol açabilir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57). Ancak bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58). Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve evrilen bir yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardaki değişim adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, § 38). Mahkeme içtihatlarındaki değişim yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta olup böyle bir değişiklik özü itibarıyla önceki çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelir (S.S. Balıklıçeşme Beldesi Tarım Kalkınma Kooperatifi ve diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/..17293/05, 30/11/2010, § 28). Ancak aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerekmektedir (Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/13518
Başvuru, yurt dışında mukim olan şirketin Türkiye de yaptığı yatırımlar nedeniyle yararlandığı yatırım indirimi tutarları üzerinden uluslararası ikili çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasına aykırı olarak fazladan gelir vergisi kesintisi yapılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, ceza infaz kurumu disiplin kurulu kararına karşı yapılan şikâyetin infaz hâkimliği tarafından kabul edilmesi üzerine ilgili Cumhuriyet başsavcılığınca yapılan itirazın başvurucuya bildirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 6/5/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinde tespit edilen şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: UYAP'tan temin edilen bilgilere göre başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dolayı 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmıştır. Başvurucu, olay tarihinde Manisa T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) hükümlü olarak tutulmaktayken 26/7/2021 tarihinde hakederek tahliye edilmiştir. Ceza İnfaz Kurumunda 21/11/2018 tarihinde gerçekleştirilen sayım sırasında aralarında başvurucunun da olduğu tutuklu ve hükümlülerin barındırılmış oldukları odadan, diğer oda ve koğuşların duyabileceği şekilde yüksek sesle “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” diyerek bir dakika boyunca slogan attıkları gerekçesiyle Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının (Disiplin Kurulu) 21/11/2018 tarihli kararıyla başvurucu hakkında tutanak tanzim edilerek bu sebeple disiplin soruşturması yapılmıştır. Başvurucu hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda Disiplin Kurulu 26/11/2018 tarihinde başvurucunun 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinde düzenlenen "gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak" eylemini gerçekleştirdiği gerekçesiyle başvurucu hakkında üç ay haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama cezası verilmesine karar vermiştir. Anılan karara karşı başvurucu Manisa İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) şikâyet dilekçesi vermiştir. Manisa Cumhuriyet savcısı, Disiplin Kurulu kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek itirazın reddine karar verilmesi yönünde mütalaada bulunmuştur. İnfaz Hâkimliğinin 27/3/2019 tarihli kararıyla Cumhuriyet savcısının mütalaasına aykırı olarak şikâyet kabul edilmiş ve Disiplin Kurulu kararı kaldırılmıştır. Gerekçeli kararda, itiraz edenin üzerine atılı eylemi işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunamadığı, suçun işlendiğinin sabit olmadığı belirtilmiştir. Cumhuriyet savcısı Disiplin Kurulu kararının hukuka uygun olduğunu belirterek Manisa İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı itiraz yoluna başvurmuştur. İtiraz dilekçesi başvurucuya tebliğ edilmemiştir. İtirazda özetle başvurucunun söz konusu tarihte yüksek sesle "insanlık onuru işkenceyi yenecek" şeklinde slogan attığı, bu durumun tutanaklarla ispatlandığı, mahkemece sadece itiraz edenlerin dinlendiği, tutanak mümzilerinin dinlenmediği gibi resmî görevlilerce tutulan tutanaklara hangi sebeple itibar edilmediğinin ve tutanakların hangi sebeple soyut iddia kapsamında kaldığının açıkça belirtilmediği vurgulanmıştır. Ayrıca eylemin idari tedbirlere açıkça aykırı olduğu ve disiplin cezasını gerektirdiği, İnfaz Hâkimliği kararının eksik araştırma ve gerekçeye dayandığı ifade edilmiştir. İtirazı değerlendiren Manisa Ağır Ceza Mahkemesi 9/4/2019 tarihli kararıyla Cumhuriyet savcısının itirazının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek kabulüne ve Disiplin Kurulu kararının onanmasına karar vermiştir. İtiraz merciinin kesin nitelikteki kararı başvurucuya 25/4/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 6/5/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İlgili hukuk için bkz. İnan Gök, B. No: 2018/1936, 28/1/2021, §§ 20-
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/16320
Başvuru, ceza infaz kurumu disiplin kurulu kararına karşı yapılan şikâyetin infaz hâkimliği tarafından kabul edilmesi üzerine ilgili Cumhuriyet başsavcılığınca yapılan itirazın başvurucuya bildirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, deprem sebebiyle hak sahipliğinden yararlandırılması yönündeki talebin reddedilmesi nedeniyle eşitlik ilkesi ile adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 31/8/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Hak Sahipliği Süreci Diyarbakır ve çevresinde 6/9/1975 tarihinde meydana gelen depremde Lice ilçesi Boyunlu köyünde bulunan başvurucuya ait ev yıkılmıştır. Deprem nedeniyle evi hasar görenler 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayatlara Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun hükümleri uyarınca hak sahibi kabul edilmişlerdir. Buna göre söz konusu depremde ağır hasar ve yıkık binalardan dolayı 159 aile hak sahibi olarak kabul edilmiştir. Ayrıca 1975 ve 1976 yıllarında Hani, Kulp ve Lice ilçeleri ile köylerinde geçici ve kalıcı nitelikte toplam 115 konut tamamlanıp hak sahiplerine teslim edilmiştir. Boyunlu köyünde talep ve taahhütname veren afetzedelerin adı, soyadı, doğum tarihi ve baba adları belirtilmek suretiyle hak sahipliği listesi hazırlanmıştır. Buna göre köy merkezinde 81 ve Varlı mezrasında 18 kişinin hak sahibi olduğu tespit edilmiştir. Hak sahipliğinin belirlenmesinden sonra 102 konut ihale suretiyle yaptırılmıştır. Diyarbakır Valiliğince (İdare) oluşturulan komisyonca hazırlanan hak sahibi olarak kabul edilenlere ait isim listesinde başvurucunun da ismi yer almaktadır. Başvurucu, 7269 sayılı Kanun uyarınca hak sahibi olduğunu belirterek adına konut veya kredi verilmesi istemiyle 21/3/2016 tarihinde İdareye başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun talebine İdarece herhangi bir cevap verilmemiştir.B. Dava Süreci Başvurucu; tesis edilen idari işlemin hukuka aykırı olduğunu, İdarece hak sahibi olduğunun kabul edildiğini, bugüne kadar kendisine herhangi bir konut teslimi yapılmadığını öne sürerek Diyarbakır İdare Mahkemesinde (Mahkeme) idari işlemin iptali istemiyle 15/7/2016 tarihinde dava açmıştır. Mahkeme 29/11/2016 tarihinde dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; Hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları için herhangi bir ilan ve duyuru yapıldığı yolunda İdarenin dava dosyasına bilgi ve belge sunamadığı hususuna değinilmiştir. Kararda 7269 sayılı Kanun'a göre hak sahibi olduğu anlaşılan, süresi içinde talep ve taahhütname vermediği yönünde de herhangi bir iddiada bulunulmayan başvurucunun hak sahipliğinin devam ettiği belirtilmiştir. Mahkeme başvurucunun hak ettiği konutun verilmesi için gerekli işlemlerin yapılması talebinin zımnen reddine dair işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı kanaatine varmıştır. Davalı İdarenin istinaf talebini inceleyen Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi (Daire) 31/3/2017 tarihinde hükmün kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Bu kararın gerekçesinde;i. Deprem olayının üzerinden kırk yıl geçtiği, davalı idarenin yönetmelik hükümleri uyarınca verilen talep ve taahhütnameleri gözönünde bulundurup hak sahiplerini belirleyerek ilan ettiği, ilan edilen bu listeler çerçevesinde ihaleler yapılmak suretiyle Hani, Kulp, Hazro ve Lice ilçelerinde birçok hak sahibine geçici ve kalıcı nitelikte konut teslimi yapıldığı hususlarına vurgu yapılmıştır.ii. Boyunlu köyü için talep ve taahhütname vermesi nedeniyle belirlenen hak sahipleri listesinde ismi yer alan başvurucunun ise gerek kendi köyünde gerekse civar ilçe ve köylerde bu konutların teslim edilmesinden sonra herhangi bir başvurusunun olmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun talep ve taahhütname vermesi sebebiyle hak sahibi listesinde isminin yer almasına veteslim edilen konutların olduğunu bilmesine rağmen kendisine neden konut teslimi yapılmadığına ilişkin yapılmış herhangi bir başvurusunun da bulunmadığına dikkat çekilmiştir.iii. Gelinen süreçte genel olarak hak sahipleri listesinde belirlenen birçok kişiye konut teslimi yapıldığı dikkate alındığında hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları için davalı İdarenin herhangi bir ilan ve duyuru yapmadığından bahsedilemeyeceği hususuna değinilmiştir. iv. 15/6/1988 tarihli ve 19816 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Devlet Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmelik'in (Arşiv Yönetmeliği) maddesine göre kurum arşivlerinde en fazla 10-14 yıl süre saklanması gereken belgelerin ibraz edilemediğinden hareketle hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları için ilan yapılmadığı şeklinde idarenin sorumlu olduğu sonucunun çıkarılmasının hakkaniyete uygun olmadığına işaret edilmiş ve ispat yükü başvurucuya yöneltilmiştir.v. Başvurucunun süresi içinde borçlanma başvurusu yaptığı ve borçlanmasını tamamladığına dair herhangi bir bilgi ve belge ibraz edemediği gözönüne alınmıştır. Nihai karar 7/8/2017 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 31/8/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. Başvurucunun Emsal Olarak Bildirdiği Dava Dosyaları Başvurucu, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 17/5/2017 tarihinde vermiş olduğu kararda İstinaf Mahkemesi kararına dayanak olarak esas alınan Arşiv Yönetmeliği'ne ilişkin hususa itibar edilemeyeceğine hükmedildiğini ifade etmiştir. Başvurucu aynı Daire tarafından bu konuda verilen birçok emsal karar bulunduğuna dikkat çekerek bu kararın İstinaf Mahkemesi kararından sonra verilen güncel bir karar olması nedeniyle önem taşıdığı hususuna vurgu yapmıştır. Boyunlu köyündeki bazı hak sahipleri tarafından açılan davalarda Daire, afetin meydana geldiği yerde borçlandırma ilanı ve duyuru yapıldığı yolunda davalı İdarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığına işaret ederek davacıların hak sahipleri olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir (Dairenin 17/5/2017 tarihli ve E.2015/5849, K.2017/3362 sayılı kararı). A. Ulusal Hukuk Mevzuat Hükümleri 7269 sayılı Kanun’un maddesinin (a) bendi şöyledir:  “a) Yapılacak işlemlere esas olmak üzere İmar ve İskan Bakanlığınca kurulacak fen kurulları tarafından, afetin meydana geldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesisleri incelenerek, hasar tespit raporu düzenlenir.” 7269 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrasının olay tarihinde yürürlükte bulunan hâli şöyledir:  “Bu kanundan faydalanmak suretiyle kendileri için bina yaptırılmasını istiyenlerin ilân tarihinden itibaren bir ay içinde mahallin en büyük mülkiye âmirine yazılı müracaatta bulunmaları ve taahhütname vermeleri mecburidir.” 7269 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:  “Yıkılan, yanan veya ağır hasara uğrayan veya uğraması muhtemel olan binalarla imar planları gereğince kamulaştırılmasında zorunluluk bulunan yerlerdeki binalarda oturan ailelere hak sahibi olmak şartıyla konut yaptırılır veya kredi verilir” 7269 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:  “Bu Kanuna göre arsa olarak dağıtılan veya üzerinde bina inşa edilen taşınmaz mallar, hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek sureti ile verilir. Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca o yerde borçlandırmanın ilanı tarihinden itibaren Bakanlıkça kabul edilebilir mazereti dışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapmayanlarla, borçlanmasını yapmış olmasına rağmen binayı Bakanlıkça mahallinde yaptırılacak duyurudan itibaren 45 gün içinde teslim almayanların hak sahipliği kendiliğinden sona erer.” 28/8/1968 tarihli ve 12988 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Afet Sebebiyle Hak Sahibi Olanların Tespiti Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) maddesi şöyledir: “Afet sebebiyle, kendilerine bina yapılacak veya inşaat kredisi verilecek malik ve hissedarlarla, ebeveyni ile birlikte oturan evli kişilerin hak sahipliği yönünden tayin ve tespitleri bu Yönetmelik esaslarına göre yapılır.” Yönetmelik'in maddesi öyledir: “Bu Yönetmelikte yer alan “Hak sahibi” deyimi, afetzedelerin, yıkılan veya ağır hasar gören binalarla olan mülkiyet ilişkilerini ve yeniden yapılacak binalardan veya verilecek inşaat kredisinden yararlanabilme durumlarını ifade eder.” Yönetmelik'in maddesinin a fıkrası şöyledir: “Afet sebebiyle, kendilerine ait bulunan konutları yıkılan, yanan veya oturulamayacak derecede ağır hasar gören afetzede aileler, hak sahibi sayılırlar ve bu ailelere yeniden konut yapılır veya konut kredisi verilir.” Yönetmelik'in maddesi şöyledir: “Bu Yönetmelikte belirtilen esaslara ve kıstaslara göre hak sahibi niteliğini taşıyanların, talep ve taahhütname vermelerini sağlamak üzere durum mahallinde ilan olunur. İlanın şekli ve süresi mahallin şartlarına ve imkanlarına göre ilgili mülkiye amirlerince tespit ve takdir olunur. İlan metninde, yapılacak inşaat yardımının amacı, mahiyeti, şekli, şartları, kimlerin hak sahibi olabilecekleri, talep ve taahhütname verme süresi ve benzer hususlar belirtilir. İlanın yapıldığı, bir tutanakla belg“Bu Yönetmelikte belirtilen esaslara ve kıstaslara göre hak sahibi niteliğini taşıyanların, talep ve taahhütname vermelerini sağlamak üzere durum mahallinde ilan olunur. İlanın şekli ve süresi mahallin şartlarına ve imkanlarına göre ilgili mülkiye amirlerince tespit ve takdir olunur. İlan metninde, yapılacak inşaat yardımının amacı, mahiyeti, şekli, şartları, kimlerin hak sahibi olabilecekleri, talep ve taahhütname verme süresi ve benzer hususlar belirtilir. İlanın yapıldığı, bir tutanakla belgelendirilir.” Yönetmelik'in maddesi şöyledir:  “Hak sahibi durumunda olanlardan, inşaat kredisi verilmesini yada bina yaptırılmasını isteyenlerin16 ncı maddede belirtilen ilanın yapıldığı günden itibaren iki aylık süre içinde mahallin en büyük mülkiye amirine yazılı olarak talep ve taahhütname vermeleri şarttır. Afet gören yerlerin bitişiğinde veya yakınında, üzerinde bina yaptırılmak üzere tespit edilip imar planına dahil edilen kısımlar içinde binaları kamulaştırılanlar için bu süre, kamulaştırma kararının kendilerine bildirilmesinden veya bu durumun ilanından itibaren hesaplanır. Hastalık, askerlik ve benzer sebeplerle, süresinde talep ve taahhütname verme imkanı bulamayanların durumları İmar ve İskan Bakanlığınca takdir edilir.” Yönetmelik'in maddesi şöyledir:  “Talep ve taahhütname metninde: Afet yerinin il, ilçe, bucak, mahalle ve köy itibariyle adı, hak sahibinin kimliği ve adresi, olmuş veya muhtemel afetin türü, talebin mahiyeti ve konusu, kanundan ve ilgili yönetmelikten doğan yükümlülük ve şartlarla İmar ve İskan Bakanlığınca uygulama metodu, yapı tipleri, yapı kısımları ve boyutları, yerleşme yeri, inşaat süresi, borçlandırma şekil ve süresi ve diğer konularda tespit edilecek şartlara ve esaslara uyulacağı belirtilir. Talep ve taahhütname bir tek metin halinde düzenlendikten sonra hak sahibi tarafından imza edilir ve ilgili mahalle ve köy muhtarlığınca tasdik olunur.” Yönetmelik'in maddesinin ilgili kısmı şöyledir:  “Talep ve taahhütnameler, ilgili mülkiye amirinin veya tevkil edeceği bir memurun başkanlığında:a) İmar ve İskan Bakanlığı mahalli kuruluşundan bir,b) Mahalli tapu dairesinden bir,c) Belediye teşkilatı olan yerlerde Belediye encümeninden bir, köylerden ise ihtiyar kurulundan bir temsilcinin katılmasıyla kurulacak bir komisyon tarafından incelenerek değerlendirilir.” Yönetmelik'in maddesi şöyledir:  “Komisyon, talep ve taahhütnameleri en kısa zamanda inceleyip değerlendirerek hak sahipleri listesini düzenler. İnceleme sırasında, hasar tespit, jeolog ve DSİ raporlarından da yararlanılır. Hak sahipleri listesinde afetzedelerin adı, soyadı, doğum tarihi ve baba adları belirtilir. Talep ve taahhütname verenler arasında, bu Yönetmelikte tespit olunan esaslara ve kıstaslara göre hak sahibi niteliğini taşımayanlar varsa, bunlar gerekçeleriyle birlikte ayrı bir listede gösterilir. Listeler düzenlendikten sonra, komisyon üyeleri tarafından imzalanır ve durum ayrıca bir tutanakla belgelendirilir. Hak sahipleri listesi ile tutanaktan birer nüsha İmar ve İskan Bakanlığına gönderilir.” Yönetmelik'in maddesi şöyledir:  “Hak sahibi olmadıkları anlaşılanlara durum yazılı olarak tebliğ olunur. Bu tebligattan itibaren 15 günlük süre içinde ilgililer itirazda bulunabilirler. İtiraz komisyonca incelenerek karara bağlanır. Hak sahipleri ve itiraz konusunda nihai karar İmar ve İskan Bakanlığınca verilir.” Arşiv Yönetmeliği'nin maddesi şöyledir: “Mükellefler, belirli bir süre saklayacakları arşivlik malzeme için “Birim Arşivleri”, daha uzun bir süre saklayacakları arşiv malzemesi veya arşivlik malzeme için “Kurum Arşivleri”ni kurarlar. Mükellefler elinde bulunan arşivlik malzeme birim arşivlerinde 1-5 yıl süre ile; arşiv malzemesi ise, kurum arşivlerinde 10-14 yıl süre ile saklanır.” 7/7/1993 tarihli ve 21630 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmelik'in maddesinin (a) bendi şöyledir: “Kurum, arşiv malzemesi ve arşivlik malzemenin korunması ile ilgili olarak;a) Yangın, hırsızlık, rutubet, su baskını, toz ve her türlü hayvan ve haşeratın tahriplerine karşı gerekli tedbirlerin alınmasından sorumludur” Aynı Yönetmelik'in maddesi şöyledir: “Cari işlemlerde fiilen rolü bulunan, saklanmalara belli sürelerde kanun ve diğer mevzuatla tayin olunanlar (özel mevzuat hükümlerine göre lüzumlu görülenler) 30 uncu maddede sayılan malzeme içerisinde yer almış dahi olsalar, Mevzuatın tayin ettiği zaman sınırı veya malzemede belirtilen süre içerisinde ayıklama ve imha işlemine tabi tutulamazlar.” Danıştay İçtihadı Danıştay Ondördüncü Dairesinin 26/12/2016 tarihli ve E.2016/7135, K.2016/7972 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"Dava; Diyarbakır İli, Lice İlçesi ve çevresinde 1975 tarihinde meydana gelen depremde Lice İlçesi, Muradiye Mahallesinde bulunan davacıların murisine ait konutun hasar görmesi nedeniyle 7269 sayılı Kanun uyarınca hak sahibi kabul edildiğinden bahisle davacılar vekili tarafından konut tahsis edilmesi için Diyarbakır Valiliği İl Afet Acil Durum Müdürlüğüne yapılanbaşvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; hak sahibi isim listesinde davacıların murisinin isminin yer aldığı, depremden hak sahibi olup halen konutlarda oturanlar bulunduğu, hak sahibi olup borçlanmasını yapan birçok kişiye ev teslimi yapıldığı, bu genel ve özel niteliklibilgiler ile davalı idarenin ilana ilişkin bilgi ve belgelerinin kurum arşivlerinde en fazla 10-14 yıl süre ile saklayabileceği ve deprem olayının üzerinden 40 yıl geçtiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, hak sahibi listesindeki birçok kişiye ev teslimi yapılmış olması durumunun, hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları için ilanyapıldığının göstergesi olduğu, davacılar murisinin 7269 sayılı Kanun kapsamında borçlanma başvurusunu yapmadığı ve boçlanmasını tamamlamadığı, bu nedenle davacıların başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, bu karar, davacılardan birisi tarafından temyiz edilmiştir.7269 sayılı Umumi Hayatlara Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun maddesinin (a) bendinde, yapılacak işlemlere esas olmak üzere Bakanlıkça kurulacak fen kurulları tarafından afetin meydana geldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesislerinin incelenerek hasar tespit raporunun düzenleneceği, (d) bendinde, afete uğrayanların bulundukları yerlerde veya başka yerlerde geçici olarak barınmalarını sağlamak üzere, baraka vb. konutların inşaa ettirilebileceği ve bu bend uyarınca yapılacak harcamalaın borçlandırmaya tabi tutulamayacağı, maddesinin birinci fıkrasında da,bu Kanundan faydalanmak suretiyle inşaat kredisi verilmesini ya da bina yaptırılmasını isteyenlerin İmar ve İskân Bakanlığınca yapılacak yardıma dair o yerde yapılan ilandan itibaren iki ay içinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı müracaatta bulunmaları ve taahhütname vermelerinin mecburi olduğu belirtilmiştir.Aynı Kanunun maddesinin birinci fıkrasında ise, “Bu Kanuna göre arsa olarak dağıtılan veya üzerinde bina inşa edilen taşınmaz mallar, hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek sureti ile verilir. Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca o yerde borçlandırmanın ilanı tarihinden itibaren Bakanlıkça kabul edilebilir mazereti dışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapmayanlarla, borçlanmasını yapmış olmasına rağmen binayı Bakanlıkça mahallinde yaptırılacak duyurudan itibaren 45 gün içinde teslim almayanların hak sahipliği kendiliğinden sona erer. Bu taşınmaz mallar üzerine, Türkiye Emlak Kredi Bankasının isteği ile, bu banka lehine, tapu dairelerince borçlandırma senetlerine dayanılarak, kanuni ipotek tesis olunur.” hükmü yer almaktadır.Afet Sebebiyle Hak Sahibi Olanların Tespiti Hakkında Yönetmeliğin maddesinde, bu yönetmelikte belirtilen esaslara ve kurallara göre hak sahibi niteliğini taşıyanların, talep ve taahhütname vermelerini sağlamak üzere durumun mahallinde ilan olunacağı, maddesinde, hak sahibi durumunda olanlardan inşaat kredisi verilmesini ya da bina yaptırılmasını isteyenlerin maddede belirtilen ilanın yapıldığı günden itibaren iki aylık süre içerisinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı olarak talep ve taahhütname vermelerinin şart olduğu, afet gören yerlerin bitişiğinde veya yakınında, üzerinde bina yaptırılmak üzere tespit edilip imar planına dâhil edilen kısımlar içinde binaları kamulaştırılanlar için bu sürenin, kamulaştırma kararının kendilerine bildirilmesinden veya bu durumun ilanından itibaren hesaplanacağı, hastalık, askerlik ve benzer sebeplerle, süresinde talep ve taahhütname verme imkânı bulamayanların durumlarının İmar ve İskân Bakanlığınca takdir edileceği, maddesinde ise hak sahipliği inceleme komisyonlarının talep ve taahhütnameleri en kısa zamanda inceleyip değerlendirerek hak sahipliği listelerini düzenleyeceği kurala bağlanmıştır.Yukarıda aktarılan hükümlerin temel amacının, binaların yıkılması, yanması veya oturulamayacak derecede ağır hasara uğraması sebebiyle afete maruz kalanları hak sahibi olarak yapılacak yardımlardan faydalandırmak olduğu tartışmasız olup, 7269 sayılı Yasa uyarınca hak sahibi kabul edilebilmek için madde gereğince yapılan ilandan itibaren iki ay içinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı müracaatta bulunarak taahhütname verilmesinin gerekmesi yanında, aynı Yasanın maddesi uyarınca taşınmaz malların hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek suretiyle verilmesi, Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca o yerde borçlandırmanın ilanı cihetine gidilmesi ve ilan tarihinden itibaren hak sahiplerinin kabul edilebilir mazeretler dışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapmaları, binayı da Bakanlıkça mahallinde yaptırılacak duyurudan itibaren 45 gün içinde teslim almaları gerektiği açıktır.Ayrıca Arşiv Hizmetleri Yönetmeliğinin maddesinde 'Kurum, arşiv malzemesi ve arşivlik malzemenin korunması ile ilgili olarak; a) Yangın, hırsızlık, rutubet, su baskını, toz ve her türlü hayvan ve haşeratın tahriplerine karşı gerekli tedbirlerin alınmasından, ... sorumludur' ve kurum arşivlerinde bulunan belgelerin imhasına ilişkin maddesinde 'Cari işlemlerde fiilen rolü bulunan, saklanmalara belli sürelerde kanun ve diğer mevzuatla tayin olunanlar (özel mevzuat hükümlerine göre lüzumlu görülenler) 30 uncu maddede sayılan malzeme içerisinde yer almış dahi olsalar, Mevzuatın tayin ettiği zaman sınırı veya malzemede belirtilen süre içerisinde ayıklama ve imha işlemine tabi tutulamazlar.' hükmüne yer verildiği, bu düzenleme uyarınca halen yürürlükte olan, işlemleri tamamlanmamış, sonuçları beklenen, ilgilileri açısında kesinleşmemiş işlemler, yani cari işlemler yönünden belgelerin imha edilemeyeceğinin belirtildiği ve bu belgelerin yangın, hırsızlık rutubet vb. olaylardan koruma yükümlülüğünün de idareye ait olduğu dikkate alındığında, davalı idarenin, Arşiv Hizmetleri Yönetmeliği uyarınca belgelerin 10-14 yıl süreyle saklama yükümlülüğünün olduğu ve 1982 yılında meydana gelen yangın nedeniyle arşiv belgelerinin tahrip olduğu, dolayısıyla ilan belgelerinin dosyaya sunulamamasından sorumluluğunun bulunmadığı yolundaki iddiasına itibar edilmemiştir. Dava dosyasının incelenmesinden; Diyarbakır İli ve çevresinde 1975 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle Lice İlçesi, Muradiye Mahallesinde evi hasar görenlerin 7269 sayılı Kanun hükümleri gereğince hak sahibi kabul edildiği, “Hak Sahibi Kabul Edilenlere Ait İsim Listesinde” evi hasar gören davacıların murisinin isminin de bulunduğu, hak sahibi kabul edilmesine rağmen davacıların murisine konutunun bugüne kadar teslim edilmediğinden bahisle Diyarbakır Valiliği Afet ve Acil Durum Yönetim Müdürlüğü’ne başvuran davacıların, hak ettiği konutun verilmesi veya konut yardımı yapılmasını talep ettiği, anılan başvurunundava konusu işlemle reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.7269 sayılı Kanunun maddesinin fıkrasındaki açık düzenleme gereğince ancak Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nca o yerde borçlandırmanın ilanı tarihinden itibaren Bakanlıkça kabul edilebilir mazereti dışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapmayanların hak sahipliği kendiliğinden sona erecektir.Öte yandan, borçlanmaların yapılması için herhangi bir duyuru yapıldığı ya da davacılar murisinin borçlanmasını yapmasına rağmen konutunu teslim almadığı yolunda idarece dava dosyasına her hangi bir bilgi ve belge sunulamadığı gibi benzer davalarda yapılan ara kararlarına alınan cevaplarda dailgililerin borçlanmasını yapması ve konutunu teslim alması için ilanların yapıldığına dair herhangi bir belge de sunulamamıştır.Uyuşmazlıkta, 7269 sayılı Kanunun maddesinin birinci fıkrasında yer alan amir hüküm gereği, Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca afetin meydana geldiği yerde borçlandırmanın ilanı cihetine gidilmesi ve ilan tarihinden itibaren hak sahiplerinin kabul edilebilir mazeretler dışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapabilmelerinin sağlanması, binayı teslim almaları için de ayrıca mahallinde duyuru yapılması gerektiğinden ve olayda, hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları için herhangi bir ilan ve duyuru yapıldığı yolunda davalı idarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığından, Yasanın anılan hükmünden söz edilerek hak sahibi olduğu anlaşılan ve süresi içinde talep ve taahhütname vermediği yönünde herhangi bir iddiada da bulunulmayan davacıların hak sahipliğinin devam ettiği hususu açıktır. Bu durumda; borçlanmaların yapılması için herhangi bir duyuru yapıldığı ya da davacıların murisinin borçlanmasını yapmasına rağmen konutunu teslim almadığı yolunda idarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığından, hak sahipliği devam eden davacı tarafın, hak ettiği konutun verilmesi veya bedelinin karşılanması için gerekli işlemlerin yapılması istemiyle yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık, aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle; Diyarbakır İdare Mahkemesinin 21/03/2016 günlü, E:2015/1294, K:2016/453 sayılı kararının BOZULMASINA [karar verildi.] " Danıştay Ondördüncü Dairesince verilen 7/6/2017 tarihli ve E.2016/7195, K.2017/3942 sayılı ; 16/11/2017 tarihli ve E.2015/7803, K.2017/6163 sayılı kararlar aynı yöndedir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) 9/2/2017 tarihli ve E.2016/3029, K.2017/538 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"Dava; Diyarbakır İli Lice İlçesi ve çevresinde 06/09/1975 tarihinde meydana gelen depremde Hazro İlçesi, Kavaklıboğaz Köyü'nde bulunan konutunun hasar görmesi nedeniyle 7269 sayılı Kanun hükümleri gereğince hak sahibi kabul edilen davacının, hak sahibi olduğu konutun yapılması ya da kredi verilmesi suretiyle mağduriyetinin giderilmesi için yaptığı başvuru üzerine Diyarbakır Valiliği İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü'nce tesis edilen 11/09/2013 günlü 2647 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.Diyarbakır İdare Mahkemesi'nin24/04/2014 günlü, E: 2013/2636, K:2014/539 sayılı kararıyla; Diyarbakır ili ve çevresinde 06/09/1975 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle Hazro İlçesi, Kavaklıboğaz Köyü'nde evi hasar görenlerin 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun'un hükümleri gereğince hak sahibi kabul edildiği, “Hak Sahibi Kabul Edilenlere Ait İsim Listesinde” evi hasar görenlerin isimlerinin belirlendiği, söz konusu listede davacının ismi yazıldığından davacının hak sahibi olduğu sonucuna varıldığı, 7269 sayılı Kanunun maddesinin birinci fıkrasında yer alan amir hüküm gereği, Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca afetin meydana geldiği yerde borçlandırmanın ilanı cihetine gidilmesi ve ilan tarihinden itibaren hak sahiplerinin kabul edilebilir mazeretler dışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapabilmelerinin sağlanması, binayı teslim almaları için de ayrıca mahallinde duyuru yapılması gerektiği, uyuşmazlıkta hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları için herhangi bir ilan ve duyuru yapıldığı yolunda davalı idarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığı, ancak; davalı idare tarafından sunulan belgelerden 06/09/1975 döneminde Hazro İlçesi, Kavaklıboğaz Köyü'nde borçlanılmak suretiyle yaptırılan konutlarda oturanlara ait isim listesinde, davacı adına kayıtlı konut tespiti yapıldığının görüldüğü, bu durumda, Diyarbakır İli ve çevresinde 06/09/1975 tarihinde meydana gelen depremde Hazro İlçesi, Kavaklıboğaz Köyü'nde bulunan davacıya deprem konutunun teslim edildiğinin anlaşıldığı, bu sebeple, davacı tarafından evinin hasar görmesi nedeniyle 7269 sayılı Kanun hükümleri gereğince hak sahibi kabul edildiğinden bahisle adına konut verilmesi ya da konut yardımı yapılması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Anılan karar Danıştay Ondördüncü Dairesi'nin 03/06/2015 günlü, E: 2014/7624, K: 2015/4763 sayılı kararıyla; borçlanmaların yapılması için bir duyuru yapıldığı ya da davacının borçlanmasını yapmasına rağmen, konutunu teslim almadığı yolunda idarece, dava dosyasına her hangi bir bilgi ve belge sunulamadığı gibi benzer davalarda yapılan ara kararlarına alınan cevaplarda da,ilgililerin borçlanmasını yapması ve konutunu teslim alması için ilanların yapıldığına dair her hangi bir belge sunulamadığı, 7269 sayılı yasa gereği hak sahibi olduğu anlaşılan ve süresi içinde talep ve taahhütname vermediği yönünde herhangi bir bilgi ve belge de bulunmayan davacının hak sahipliğinin devam ettiği sonucuna ulaşıldığı, idarece dosyayasunulan bilgi ve belgelerde Hazro İlçesi, Kavaklıboğaz Köyü'nde davacı adına konut tahsisiyapıldığının belirtildiği, bu durumda; afet sebebiyle borçlanmalarını yapan hak sahiplerine yapılacak konutların kalıcı (betonarme, kargir) konut olması gerektiği,adına kayıtlı olduğu iddia edilenafet konutunun kalıcı konut olması halinde buna ilişkin bilgi, belge ve tapu kayıtlarının istenildikten sonra incelenerek karar verilmesi gerektiği, eksik incelemeyle verilen davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle bozulmuş ise de; İdare Mahkemesince, bozma kararına uyulmayarak, dava konusu işlemin tesisine dayanak alınan mezkur Kanunda, afet sebebiyle borçlanmaları yapılan hak sahiplerine yapılacak konutların betonarme-kargir olması gerektiği yolunda bir düzenleme bulunmadığı gerekçesinin de eklenmesi suretiyle davanın reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.Davacı, Diyarbakır İdare Mahkemesi'nin 15/02/2016 günlü, E:2016/54, K:2016/129 sayılı ısrar kararını temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir.Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Diyarbakır İdare Mahkemesi'nce verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin reddine, Diyarbakır İdare Mahkemesi'nin 15/02/2016 günlü, E:2016/54, K:2016/129 sayılı ısrar kararının ONANMASINA, kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere09/02/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. " Danıştay Ondördüncü Dairesinin 6/11/2018 tarihli ve E.2017/4121, K.2018/6468 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"Hüküm veren Danıştay Ondördüncü Dairesince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun maddesinin fıkrasının (c) bendine göredavacının 7269 sayılı Kanun hükümlerine göre hak sahibi olduğunu belirttiği Recep Kayanın mirasçılarından olduğuna ilişkin mirasçılık belgesini karar düzeltme dilekçesi ekinde sunduğu görülmekle kararın düzeltilmesi istemi yerinde görüldüğünden Danıştay OndördüncüDairesiningünlü, 29/06/2017günlü, E:2016/7199, K:2017/4370 sayılı kararı kaldırılarak işin esası yeniden incelendi:Dava; Diyarbakır İli ve çevresinde 1975 tarihinde meydana gelen depremde Hani İlçesi, Gürbüz Köyünde bulunan davacının murisi Recep Kayanın evinin hasar görmesi nedeniyle 7269 sayılı Umumi Hayatlara Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun hükümleri gereğince hak sahibi kabul edildiğinden bahisle konut tahsis edilmesi için yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve konutlarını teslim almaları için herhangi bir ilan ve duyuru yapıldığı yolunda davalı idarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığından murisinhak sahipliğinin devam ettiği ve mirasçı sıfatıyla davacının konut tahsis edilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, bu karar, davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.7269 sayılı Umumi Hayatlara Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 02/07/1968 tarihli, 1051 sayılı Kanunun maddesiyle değişiklik yapılan; maddesinin (a) bendinde, yapılacak işlemlere esas olmak üzere Bakanlıkça kurulacak fen kurulları tarafından afetin meydana geldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesislerinin incelenerek hasar tespit raporunun düzenleneceği, maddesinin birinci fıkrasında bu Kanundan faydalanmak suretiyle inşaat kredisi verilmesini ya da bina yaptırılmasını isteyenlerinBakanlıkça yapılacak yardıma dair o yerde yapılan ilandan itibaren iki ay içinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı müracaatta bulunmaları ve taahhütname vermelerinin mecburi olduğu, maddesinde bu Kanuna göre arsa olarak dağıtılan veya üzerinde bina inşa edilen taşınmaz malların hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek sureti ile verileceği, bu taşınmaz malların üzerine Türkiye Emlak Kredi Bankasının isteği ile bu banka lehine tapu dairelerince borçlandırma senetlerine dayanılarak kanuni ipotek tesis olunacağı hükmü yer almaktadır.Afet Sebebiyle Hak Sahibi Olanların Tespiti Hakkında Yönetmeliğin maddesinde, bu yönetmelikte belirtilen esaslara ve kurallara göre hak sahibi niteliğini taşıyanların, talep ve taahhütname vermelerini sağlamak üzere durumun mahallinde ilan olunacağı, maddesinde, hak sahibi durumunda olanlardan inşaat kredisi verilmesini ya da bina yaptırılmasını isteyenlerin maddede belirtilen ilanın yapıldığı günden itibaren iki aylık süre içerisinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı olarak talep ve taahhütname vermelerinin şart olduğu, afet gören yerlerin bitişiğinde veya yakınında, üzerinde bina yaptırılmak üzere tespit edilip imar planına dâhil edilen kısımlar içinde binaları kamulaştırılanlar için bu sürenin, kamulaştırma kararının kendilerine bildirilmesinden veya bu durumun ilanından itibaren hesaplanacağı, hastalık, askerlik ve benzer sebeplerle, süresinde talep ve taahhütname verme imkânı bulamayanların durumlarının İmar ve İskân Bakanlığınca takdir edileceği, maddesinde ise hak sahipliği inceleme komisyonlarının talep ve taahhütnameleri en kısa zamanda inceleyip değerlendirerek hak sahipliği listelerini düzenleyeceği kurala bağlanmıştır.Yukarıda aktarılan hükümlerin temel amacının, binaların yıkılması, yanması veya oturulamayacak derecede ağır hasara uğraması sebebiyle afete maruz kalanları hak sahibi olarak yapılacak yardımlardan faydalandırmak olduğu tartışmasız olup, 7269 sayılı Yasa uyarınca hak sahibi kabul edilebilmek için madde gereğince yapılan ilandan itibaren iki ay içinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı müracaatta bulunarak taahhütname verilmesinin gerekmesi yanında, aynı Yasanın maddesi uyarınca taşınmaz malların hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek suretiyle borçlanmalarının yapılarak Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca mahallinde yaptırılacak duyurudan itibaren konutlarının hak sahiplerince teslim alınması gerektiği açıktır.Dosyanın incelenmesinden; Diyarbakır İli ve çevresinde 1975 tarihinde meydana gelen depremde Hani İlçesi, Gürbüz Köyünde bulunan davacının murisi Recep Kayanın evinin hasar görmesi nedeniyle 7269 sayılı Kanun hükümleri gereğince hak sahibi kabul edildiğinden bahisle konut tahsis edilmesi için yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı, İdare Mahkemesince hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve konutlarını teslim almaları için herhangi bir ilan ve duyuru yapıldığı yolunda davalı idarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığından murisinhak sahipliğinin devam ettiği ve mirasçı sıfatıyla davacının konut tahsis edilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verildiği, dava dilekçesinde ve davalı idare savunmasında ise deprem nedeniyle konutlar yapıldığının ve bazı hak sahiplerine bunların teslim edildiğinin belirtildiği anlaşılmıştır.Olayda, her ne kadar 7269 sayılı Kanunun maddesinin birinci fıkrasında yer alan amir hüküm gereği, Bakanlıkça afetin meydana geldiği yerde hak sahiplerinin borçlanmalarını yapabilmelerinin sağlanması, binayı teslim almaları için de ayrıca mahallinde duyuru yapılması gerektiği, ancak hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları için herhangi bir ilan ve duyuru yapıldığı yolunda davalı idarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamamış ise de dava dilekçesi, idare savunması ve dava konusu olayla benzer nitelikteki dosyaların birlikte incelenmesinden; 1975 yılında Lice İlçesi merkezli olarak meydana gelen depremde 8159 ailenin ağır hasar ve yıkık binalardan dolayı hak sahibi olarak kabul edildiği, 1975 yılında ihale usulü ile Lice merkezinde 1625 konut, köylerinde 1415 konut yapıldığı, aynı dönemde Hani, Kulp ve Lice ilçeleri ve köylerinde 1369 konut yapıldığı, 1976 yılında ilçe ve köylerde toplam 2706 konut yapıldığı, toplamda 7115 konutun tamamlanıp hak sahiplerine teslim edildiği, Lice ve Hani ilçe merkezlerinde yapılan konutların tamamının hak sahiplerine teslim edildiği, hak sahibi olup borçlanmayan ve borçlanma işlemlerini tamamlayıp halen konutlarda oturanların olduğu, 2013 yılında yapılan tespitlerde konutlarda hak sahipleri veya murislerinin oturduğu, bubilgiler vedeprem olayının üzerinden 40 yıl geçtiği dikkate alındığında, davacının da dilekçesinde deprem nedeniyle konutlar yapıldığını murisi dışındaki bazı hak sahiplerine bunların teslim edildiği yönündeki açıklamaları birlikte değerlendirildiğinde, hak sahibi listesindeki birçok kişiye ev teslimi yapılmış olması durumunun, hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları için ilan ve duyuru yapıldığının kabulünü gerektirdiği, aynı yörede birçok aileye konut yardımı yapılırken ilan ve duyuru yapılmadığının kabul edilmesinin davacının murisinin yapılan konut teslimlerinden haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.Bu durumda, davacının murisi hak sahibi listesinde yer almasına ve aynı yörede birçok kişiye konut yardımı yapılmasına karşın, hak sahibinin 7269 sayılı Kanun hükümleri uyarınca ilgili idarelere konut yardımı için süresinde başvuruda bulunup taahhütname verdiğine ve borçlandırıldığına dair belgelerin dosyada yer almadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık aksi yöndeki Mahkeme kararında ise hukuki isabet görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle; Diyarbakır İdare Mahkemesinin 31/03/2016 günlü, E:2015/1201, K:2016/340 sayılı kararının BOZULMASINA,"B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) adil yargılanma hakkının hukukun üstünlüğünün sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunu belirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini belirtmektedir. Hukukun üstünlüğünün temel unsurlarından biri, hukuki durumlarda belirli bir istikrarı garanti altına alan ve kamuoyunun mahkemelere olan güvenine katkıda bulunan hukuki güvenlik ilkesidir. Toplumun yargısal sisteme olan güveni hukuk devletinin esaslı unsurlarından biri olmasına rağmen birbirinden farklı yargı kararlarının devamlılık arz etmesi, bu güveni azaltacak nitelikte bir hukuki belirsizlik durumu yaratabilecektir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57). Diğer yandan bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58). Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve evrilen bir yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardaki değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, § 38). Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargı kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazı hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı açıktır (Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve Diğerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/.., 34173/96, 28/10/1999, § 59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti (k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008). AİHM, açık bir keyfîlik bulunan durumlar hariç ulusal mahkemelerin iç hukuku yorumlama şeklini sorgulamanın kendi görevi olmadığına dikkat çekmektedir. Benzer şekilde bu konuda -görünüşe göre benzer davalarda verilmiş olsalar bile- ulusal mahkemelerin farklı kararlarını karşılaştırmak da prensipte AİHM'in görevi değildir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 50). AİHM, mahkeme kararlarının çatışma ihtimalinin her biri kendi yargı alanında yetkili olan yargılama ve temyiz mahkemeleri ağına dayalı yargı sistemlerinin doğal bir özelliği olduğunu kabul etmiştir. Bu tip uyuşmazlıklar aynı mahkeme içinde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durum, kendi içinde Sözleşme'ye aykırı olarak değerlendirilemez (Santos Pinto /Portekiz, B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03, 24/3/2009, § 29; Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51). AİHM, bu konuda hüküm verirken değerlendirmesinin dayandığı kriterleri açıklamıştır. Söz konusu kriterler yüksek mahkemenin içtihadında derin ve süregelen farklılıklar olup olmadığı, iç hukukta bu tutarsızlıkların üstesinden gelmek için bir mekanizma bulunup bulunmadığı, bu mekanizmanın uygulanıp uygulanmadığı ve uygulandıysa ne ile sonuçlandığının tespitine dayanmaktadır (Beian/Romanya (No.1), B. No: 30658/05, 6/12/2007, §§ 37, 39; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 53). AİHM, bu bağlamda mahkemelerin uygulamalarında tutarlılığın ve içtihatlarında yeknesaklığın sağlanması için mekanizmalar oluşturulmasının önemini birçok defa hatırlatmış; yargı sistemlerini birbirine zıt kararlar verilmesini önleyecek şekilde yapılandırmanın devletlerin sorumluluğunda olduğunu ifade etmiştir. Ne var ki bu ilkelerin AİHM'in incelemek durumunda kaldığı çelişen yorumların bir yüksek mahkemenin birleştirici yetkisini uygulayabileceği yasal hükümlerle bağlantılı olarak yargı sisteminin aynı dalında meydana gelen davalar için öngörüldüğü belirtilmelidir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §§ 55, 80).
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/34154
Başvuru, deprem sebebiyle hak sahipliğinden yararlandırılması yönündeki talebin reddedilmesi nedeniyle eşitlik ilkesi ile adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru, haksız ödenen yaşlılık aylıklarının Sosyal Güvenlik Kurumunca yasal faizi ile birlikte geri ödenmesinin istenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 7/1/2013 tarihinde Tokat İş Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 9/9/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 3/12/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 12/2/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını süresi içinde 22/2/2016 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 4/7/2008 tarihinde (kapatılan) Tokat İş Mahkemesinde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanlığı aleyhine açtığı kurum işleminin iptali davasında, davalı Kurum müfettişlerince yapılan inceleme sonucunda düzenlenen rapora istinaden 1/1/2000 tarihinden itibaren geçerli olarak kendisine bağlanan yaşlılık aylığının 20/4/1982 ve 17/8/1983 tarihleri arasında prim hesabına usulsüz girişlerin yapıldığından bahisle iptal edildiğini ve bu durumda yaklaşık sekiz buçuk yıl yersiz olarak alındığı belirtilen 999 TL'nin yasal faizi ile birlikte toplam 938 TL olarak ödenmesi talebinde bulunulduğunu belirtmiş oysa ileri sürülen usulsüz prim ödemesi girişinde kusuru bulunmadığını aksine davalı Kurumun kusurunun bulunabileceğini ifade ederek yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkin kurum işleminin ve haksız ödendiği iddia edilerek kendisinden tahsil edilmek istenen yaşlılık aylıkları ile bunların yasal faizine ilişkin borcun iptaline, kendisine yeniden aylık bağlanmasına, ödenmeyen aylıkların da faizleri eklenerek ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Yapılan yargılama sonunda (kapatılan) Tokat İş Mahkemesi 24/12/2008 tarihli ve E.2008/190, K.2008/307 sayılı kararı ile davanın kabulüne hükmetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:"... Tokat Başsavcılığının müzekkere cevabından, SGK İl Müdürlüğünün suç duyurusuna konu dosyası ekindeki teftiş raporu içeriğine göre yalnızca bağkur çalışanları olan kamu görevlileri hakkında soruşturmanın neticelendirilmiş olup, aynı suç duyurusunda bir kısım sigortalılar hakkında da suç duyurusunda bulunulmuş ise de, soruşturma dosyası içeriğine göre bu kişilerin "konusu suç teşkil eden eylemlerine rastlanmadığından" bu kişiler hakkında ayrıca bir soruşturma yapılmadığını, 2008/2792 sayılı dosya üzerinde yapılan soruşturma neticesinde bağkur çalışanlarıyla ilgili, zaman aşımı sebebiyle takipsizlik kararı verildiğini, başka bir kimse hakkında soruşturma yapılmasına gerek duyulmadığını, kaldıki soruşturma yapılsa dahi aynı kişilerin eylemleri yönünden de dava zaman aşımı süresinin dolduğunun bildirildiği anlaşıldı.Davacıya ait bağkur sicil dosyası, 11/6/2007 tarih ve 4 sayılı müfettiş raporu, davacının yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkin belgeler davalı kurumdan getirtilerek dosya içerisine konulmuş, yapılan inceleme neticesinde davacının 21/12/2000 tarihinde emeklilik talebinde bulunduğu ve 01/01/2000 tarihinden geçerli olarak yaşlılık aylığı bağlandığı, müfettiş raporunda belirtildiği üzere 1981 ve 1982 yıllarına ait bir kısım ödeme primlerinin sorunlu olduğu, bu ödemelerin başka şahıslara ait ödemeler olduğunu, davacıya ait olduğuna dair belge ve herhangi bir makbuz bulunmadığı bu sebeple davacının yaşlılık aylığının bağlandığı tarihten itibaren kesilerek, davacıya ödenen 999,00 YTL yaşlılık aylığı ve 939,00 YTL işlemiş faiz olmak üzere; toplam 938,00 YTL borç çıkarıldığı anlaşıldı.  Yapılan yargılama ve toplanan delillerin değerlendirilmesi neticesinde; davacıya ait sicil-tahsis dosyası, müfettiş raporu, davacının yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkin belgeler, Tokat Başsavcılığının takipsizlik kararı ve dosya kapsamında bulunan delillerin bütünlük içerisinde değerlendirilmesi sonucunda, usulsüz prim ödemeleri girişi yapıldığı gerekçesiyle davacının yaşlılık aylığının kesildiği anlaşılmıştır. Sosyal hukuk devletinde, sosyal güvenlik, bireyler için bir hak olmakla beraber, aynı zamanda bir ödev olarak da kabul edilmiştir. Ancak bu ödevin bireyleri ilgilendiren kısmı olduğu gibi kamuyu ilgilendiren bir yanı da vardır. Bireye yüklediği yükümlülükten daha fazlasını kamuya yüklemiştir. Sosyal Güvenlik sisteminin "olmazsa olmaz" unsuru olan prim ödemelerinin takibi, tahsili, hatta sigortalıdan zorla tahsili yükümlülüğü de kamuya yani davalı kurumu bırakılmıştır. Nitekim 1479 sayılı yasanın Maddesi de bu hususu düzenlemektedir. Hal böyle iken davalı kurum, prim hesaplarını doğru ve dürüst bir şekilde tutma ve takip etme yetki ve sorumluluğuna sahip iken, davacının davalı kurumu yanılttığına dair bir eylemin de bulunmadığı göz önüne alınarak, davacıdan tahsil etmiş olduğu primleri yıllarca kullanıp emeklilik taleb tarihinde, talebin yasaya uygunluğunu denetleyip davacıya yaşlılık aylığı bağladıktan sonra, ödenmiş aylıklardan kaynaklanan yüksek miktarlarda borç ve faizi çıkartılarak davacıdan talep edilmesi, yaşlılık aylığının iptal edilmesi, işleminin iyi niyet ve hakkaniyet kurallarına uygun düşmeyeceği yönünde oluşan vicdani kanaat neticesinde davalı kurumun işleminin iptali, çıkarılan borcun iptali ve davacıya yeniden maaş bağlanması yönünde karar vermek gerekmiş bu itibarla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ..." İlk Derece Mahkemesi kararının temyiz edilmesi sonucu Yargıtay Hukuk Dairesi 15/2/2010 tarihli ve E.2009/182, K.2010/1353 sayılı ilamı ile bozmaya hükmetmiştir. İlamın ilgili kısımları şöyledir: "... Dosyadaki kayıt ve belgelerden davalı Kurumun Tokat Sigorta İl Müdürlüğünde görev yapan idarecilerin baskı ve ikna edici yollarla personelin bilgisayar şifrelerini öğrendikleri, Müdürlükte çalışanlarınbirbirlerinin şifrelerini öğrenip kullanabilecekleri bir ortam yaratıldığı, hattamüdürlükte çalışan temizlik firması elemanlarının dahi personelin şifrelerini bildiği ve bu şifrelerle ekran başında işlem yaptıkları, aralarındadavacı sigortalının da bulunduğu bir çok sigortalı yönünden hesaplara girilerek başka sigortalıların yaptıkları prim ödemelerinin bu sigortalı yapmış gibi prim ödeme hesaplarınageçirildiği, sonradan yapılan ödemelerin önceki tarihlerde yapılmış gibi prim ödeme hesaplarına girilerek birçok sigortalıya sanal hizmet süresi kazandırılarak yaşlılık ve ölüm aylıkları bağlandığı, sağlık karnesi verildiği, davacı sigortalı Suzi Alyüz’ün prim ödeme hesabına 1997 tarihindeyapılan 10 adet ödemelerin 1981- 1982 tarihli olarak girildiği, daha sonra bu tutarlar hesaptan çıkartılıp bu defa ödeme tarihlerinin 1997 olarak gösterildiği, girilen ödemelerin 6 adedinin sigortalı Z.'ye, 2 adedinin sigortalı İ.K.’ye 1 adedinin sigortalı İ.K’ye, 1 adedinin sigortalı N.Y’yeait hesaplardan çıkarıldığı, bu şekilde sigortalıya eski tarihle 14 aylık isteğe bağlı sigortalılık hizmet süresi kazandırıldığı ve ödemelerin yüklenmesinden sonra davacının yaşlılık aylığı talebinde bulunduğu ve kendisine 9060 gün sigortalılık süresi bulunması nedeniyle 2000 tarihi itibariyleyaşlılık aylığı bağlandığı,usulsüzlüklerin müfettiş tarafından ortaya çıkarılması üzerine davacınınsanal hizmet süresi iptaledilerek aylık bağlama tarihinde 8644 günü bulunup 9000 gün sigortalılık süresi bulunmadığından yaşlılıkaylığının iptal edilip davacıyafuzulen ödenen yaşlılık aylığı nedeniyleborç çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Sosyal Güvenlik Hukuku ilkeleri ve MedeniKanunun maddesininuygulanmasının zorunlu bir sonucu olarak sigortalıya uzunca bir süre sigortalı olduğu inancı verildikten yaşlılık aylığı bağlanıp uzunca süre ödendikten sonra sigortalılık süresinin ve yaşlılık aylığının iptal edilmesi iyiniyetten uzak olacaksa da kimse kendi hilesinden istifade edemeyeceğinden bu kuralın uygulanabilmesi için hileli şekilde oluşturulan sigortalılık süresi, ile usulsüz şekilde yapılan aylık bağlama işlemi sigortalının da katılımının bulunduğu muvazaalı bir eylem sonucu oluşturulmamalıdır. Bu halde davacının, iade ile yükümlü olacağı açık olup, İade yükümlülüğünün konusu ve kapsamı ise dava tarihinde yürürlükte olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun maddesine göre belirlenmelidir. Bu maddeye göre; “Kurumca işverenlere, sigortalılara,isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık süre de yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden…itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte …genel hükümlere göre geri alınır…” düzenlemesine göre, davacının kasıtlı ve hileli hareketi ile yaşlılık aylığı bağlanmasına neden olduğu sonucunun oluşması halinde, açıklanan bu madde kapsamında iade ile de yükümlü olduğu açıktır. Somut olaydasigortalının prim ödeme hesabına yapılan hileli giriş 1997 tarihinde yüklenmiş, davacıda ödemeye ilişkin herhangi bir belge ibraz etmemiştir. Bu halde davacının tahsis talep tarihinde tam yaşlılık aylığıkoşulları yönünden prim borcu olduğunu bildiği oluşturulan hileli sigortalılık süresinin, sigortalının da katılımında bulunduğu hileli bir işlem sonucu oluşturulduğunu göstermektedir. Bu durumda davacının olayda, Medeni Kanunun maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kuralının uygulanması isteme hakkının bulunmadığı ortadadır. Ne var ki; Anayasal Sosyal Güvenlik ilkeleri veaylık bağlamatarihinde yürürlükte olan 1479 Sayılı Yasa gereğince davacının davada ki istemi de dikkate alınarak, davacının iptal edilen hizmet süresinden sonra kalan sürelerinin kısmi yaşlılık aylığı yönünden yeterli olup olmadığının araştırılarak, varsa kısmi yaşlılık aylığı şartlarının oluştuğu tarihten itibaren aylık bağlanmasına karar verilmesi gerektiği halde mahkemece bu yöne ilişkin hiç inceleme yapılmadığı gibi davacının kesilen tam aylığına ilişkin prim borcunu sonradan ödeyip ödemediği de araştırılmamıştır.  Yapılacak iş; davacının, aylık bağlama tarihinde yürürlükte olan 1479 Sayılı Yasa gereğince iptal edilen hizmet süresi dışında kalan süreleri yönünden kısmi yaşlılık aylığı şartlarının olup olmadığını kurumdan sormak, varsa şartların oluştuğu tarihi takip eden aybaşından itibaren kısmi yaşlılık aylığı bağlanmasına karar vermek, davacının iade yükümlülüğüne ilişkin olarakta yukarıda açıklanan 5510 sayılı Yasa'nın maddesinde düzenlendiği şekilde kısmi yaşlılık aylığına karar verilmiş ise, iade yükümlülüğünü bu aylığın bağlanmasından önceki dönem yönünden tamamı üzerinden, sonrasında ise tam aylık ile kısmi aylık arasında ki oluşacak fark fazla ödemelerin miktarı dahi kurumdan sorulduktan sonra bildirilenödemeler yönünden değerlendirmek, kısmi aylık şartlarının bulunmadığı takdirde ise davaya konu miktarlar yönünden açıklanan ilkeler gereğince iade yükümlülüğü yönünden bir karar vermekten ibarettir. Kaldı ki davacınınkesilen tam yaşlılık aylığına ilişkin prim borcunu kurumun bildireceği gecikme zammı ve faizi ile ödemesi halinde de ödemeyi takip eden aybaşından itibaren yeniden bağlanabileceği gerçeği dahi mahkemece dikkate alınmalıdır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin ve özellikle davacının kısmi yaşlılık aylığı şartları yönünde değerlendirme ile iade yükümlülüğü olup olmadığı yolunda yeterli inceleme ve araştırma yapılmaksızın, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. ..." Öte yandan yargılama devam etmekte iken davalı kurum SGK Başkanlığı (Kurum) tarafından, başvurucuya haksız ödenen yaşlılık aylıklarının faizi ile birlikte geri ödenmesi yönünde Tokat İcra Müdürlüğü nezdinde başvurucu ile Kurum çalışanı olan ve usulsüz prim ödemeleri girişinde kusurunun olduğu ileri sürülen K. aleyhine ilamsız icra takibi başlatılmış; başvurucunun itirazı üzerine takip durmuş, bu defa davalı kurumca başvurucu aleyhine Tokat İş Mahkemesi nezdinde itirazın iptali davası açılmış, açılan bu dava da başvurucunun açtığı dava ile birleştirilmiştir. Tokat İş Mahkemesinin kapatılması üzerine yargılamaya Tokat İş Mahkemesinde devam edilmiştir. Yargılama sonunda Tokat İş Mahkemesi 8/3/2012 tarihli ve E.2010/134, K.2012/84 sayılı kararı ile davalı kurumun borç çıkarma işleminin iptal isteminin reddine, başvurucuya yaşlılık aylığı bağlanması isteminin kısmen kabulüne, itirazın iptali talebinin kabulüne hükmetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:"...Tarafların tüm delilleri toplanmış, dosya bilirkişiye gönderilmiş alınan bilirkişi raporundan dava tarihi itibariyle tam veya kısmi yaşlılık aylığı bağlama koşullarının haiz bulunmadığının tespit edildiği anlaşılmıştır.Davalı K. yönünden ise yapılan değerlendirmede, kurum müfettiş raporundan da anlaşılacağı üzere, ilgili personelin şifrelerinin idarecilerin baskısı sonucu elde edilerek temizlik şirketi mensuplarının dahi bilgisayarda bu şifrelerle çalışmasının temin edilmiş olduğundan kötü niyetli kişilerin böyle bir ortamda farkedilmeden usulsüz işlemleri gerçekleştirmelerini olanaklı bulunduğu belirtilmiş olması karşısında davalı K.'nin sorumlu tutulamayacağı kanaatine varılmıştır.Dosya kapsamında bulunan 29/05/2008 tarihli bilgisayar çıktısına göre usulsuz prim girişleriçıkarıldıktan sonra davacının ilk prim ödemesinin14/07/1980 yılında başladığı ve 30/12/1999 son bulduğu, 31/12/1999 tarihi itibariyle 22 yıl 4 ay 5 gün bağkur hizmetinin bulunduğu ve bu tarih itibariyle 12,25 TL fazla prim ödemesinin bulunduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. 22 yıl 4 ay 5 gün = 7920 gün hizmetine ilaveten 600 gün askerlik borçlanmasının toplamıyladavacının 8520 gün hizmetinin bulunduğu,bu hizmetsüresi ile davacının tam yaşlılık aylığına hakkazanamadığı, ancak 28/03/1953 d.lu olan davacının; 16 Şubat 2012 tarih ve 127 sayılı kurum müzekkere cevabından da anlaşılacağı üzere 28/03/2010 tarihinde kısmi yaşlılık aylığına hakkazanabileceği, bu yön itibariyle davacının açmış olduğu davanın kısmen kabulü gerektiğiancak daha önce davacıya bağlanan ve iptal edilen yaşlılık aylıklarının davalı kuruma iade edilmesi gerektiği, davalı Mahmut Kumaş'ın sorumluluğunun bulunmadığı anlaşılmış olmakla davacı Suzi Alyüz'ün kuruma karşı açmış olduğu kurum işleminin iptali, yaşlılık aylığının bağlanması davasının kısmen kabulü yönünde, davacı kurumun davalı Suzi Alyüz'e karşı açmış olduğu itirazın iptali davasınınkabulü yönünde, Mahmut Kumaş'a karşı açmış olduğu itirazın iptali davasının reddi yönünde karar vermek gerekmiş bu itibarla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/679
Başvuru, haksız ödenen yaşlılık aylıklarının Sosyal Güvenlik Kurumunca yasal faizi ile birlikte geri ödenmesinin istenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 24/10/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İkinci Komisyon tarafından başvurucunun tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası dışındaki diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddiaların kabul edilemez olduğuna, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası bakımından başvurunun Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12). Başvurucu, kurmay albay olarak görev yapmaktayken darbe teşebbüsüne yönelik soruşturmalar kapsamında 27/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucu 28/7/2016 tarihinde Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığına ifade vermiştir. Başvurucunun ifadesinin ilgili kısmı şöyledir: "Akıncılar'da bulunan Ana Jet Üs Komutanlığında 20/07/2016 tarihinden itibaren vekaleten harekat komutanı olarak görevlendirildim. Ben silahlı kuvvetler akademisinde görevliyim. 10/07/2016 günü saat 16:00 civarında İstanbul'da bulunan Kalender orduevine giriş yaptım ve pazartesi günü çıkış yaptım. 20/7/16 tarihine kadar İstanbul'da bulunan Silahlı Kuvvetler akademisinde görevliydim. Çarşamba gününe kadar buradaydım. Hava Kuvvetleri Komutanlığınca Akıncılar Ana Jet Üs komutanlığında harekat komutanı olarak vekaleten görevlendirilince salı akşamı ilişiğimi kesip Çarşamba günü göreve başladım. Akıncılar'da bulunan Savcılannın da bulunduğu ekibe olay yeri incelemesinde eşlik ettim. Bu Çarşamba günü bana telefon geldi ve Cumhuriyet Savcısı F. bey beni çağırdı, telefonurnu istedi, cüzdanımı ve anahtarlarımı aldı ve daha sonra gözaltına alındığım söylendi. 15/07/2016 tarihinde saat gece 22:15 sıralarında bilmediğim bir numaradan çağrı geldi. Telefonu açtığımda isminin B.Y. olduğunu söyledi. Kendisi daha önceden Hava Kuvvetlerinde görev yaptığımız birlikte çalıştığımız H.Y.nin eşiymiş. Yarbay H.Y.nin Akıncılar'a çağrıldığını söyledi. Bende bilgim olmadığını söyledim. H.Y. ile görüşmek istedim. Bu defa telefonda onunla konuştum. Kendisi bana Hava Kuvvetleri Komutanlığı Genel Sekreterliğinden birisinin aradığını ve Filoya gitmesini söyledi, Bende benim haberim yok, sen bir daha arayan kişiye geri dön dedim. O da on dakika sonra arayarak ulaşamadığını söyledi. Bunun üzerine filo komutanı Binbaşı A.yı aradım. Ulaşamadım, cevap vermedi. Bunun üzerine harekat komutanı Albay A.Ö.yü aradım. Ben, üstte faaliyet mi var, yoğunsunuz galiba dedim. H.Y.nin 1,5 yıldır uçmadığını, kendisini çağırdığını, ancak kendilerine bir faydası olup olmayacağını bilmediğimi söyledim. O da bana olsun, gelsin, hatta sende gel dedi. Bende İstanbul'da olduğumdan gelemeyeceğimi söyledim. Darbeye teşebbüsten o sırada haberim yoktu. H.yi tekrar arayarak ihtiyaçları varmış, istersen git dedim. Ancak sonrasını bilmiyorum. Ertesi gün 15:30 sıralarında H.Y. ile tekrar konuştuk, içeriye giremediğini ve geri dönmeye çalıştığını söyledi ve bir daha haber alamadım. Akşamki konuşmalardan sonra bizim silahlı kuvvetler akademisinin whatsapp grubunda ismini hatırlamadığım birisi Jandarma Harekat Merkezine sordum. Silahlı kuvvetler yönetime el koymuş anlamında cümleler vardı. Bu cümleyi tam hatırlamıyorum. Ancak whatsapp grubundan çıktığım için cep telefonumda olmayabilir. Bundan öncede Yarbay H.Y. whatsapp Ankara üzerinde uçaklar uçuyor dediğini hatırlıyorum. Bende bunu sorgulamaması ve TMH kapsamında olduğunu düşündüğümden vardır bir sebebi deyip alınmaması için gülücük koydum. Çünkü akademide yabancı uyruklu pek çok sayıda misafir askeri personel vardır. Geceleyin 02:30 sıralarında Kayseri İkmal Bakım Komutanlığında görevli H. Albay beni arayarak benim Akıncılar'da olduğumu düşündüğünü tahmin ederek bana gelişmeleri sordu. Bende Akıncılar'da görev yapmadığımı, İstanbul'da olduğumu söyledim. Onun bilgisi dahilinde uçuşların yasaklandığını, ancak üste uçuşların devam ettiğini söyledi. Ben bütün gece orduevinde kaldım. Kamera kayıtları mevcuttur. Yurtta Sulh Konseyi Yapılanmasından haberim yoktur. Kimlerden oluştuğunu bilmiyorum. TRT bildirisi ile haberim oldu. FETÖ/PDY ile bir irtibatım yoktur, ...Evimde ele geçirilen Casusluk Kumpası adlı kitabı Silahlı Kuvvetler Akademisinden satışa sunulan kitaplardan aldım. Bunun yanında 25-30 tane daha kitap olabilir. Mayıs ayında Kazakistan'a görevli olarak gitmiştim. Orada harcadığım dolarlardan kalan parayı evde bulunan 500 doların yanına koydum. Bu bir dolar bunlardan biri olabilir. Ben FETÖ örgütünden her hangi kimseyi tanımıyorum. Abi sıfatıyla tanımlandırılacak kimseyi tanımıyorum. NT kırtasiyeden ben alışveriş yapmadım. Muhtemelen eşim çocuklar okusun diye almış olabilir. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları Kitabından haberim yoktur. 22:14'deki whatsapp mesajım A. Ö. ile konuşmamdan sonradır. Ben kesinlikle darbe tesebbüsüne katılmadım. Her hangi bir talepte bulunulmadı. Kesinlikle katılmadım. Evimde ele geçen hususları açıkladım. Kesinlikle örgüte üye değilim." Başvurucu, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle 28/7/2016 tarihinde Ankara Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Başvurucunun sorgusu Ankara Batı Sulh Ceza Hâkimliğince 28/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu, Savcılıktaki ifadesine benzer beyanlarda bulunmuştur. Başvurucu, Ankara Batı Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan sorgusunun ardından 28/7/2016 tarihinde üzerine atılı suçlardan tutuklanmıştır. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Şüphelinin üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği konusunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların bulunması, kaçma ve delilleri karartma ihtimalinin bulunması, şüpheliye atılı suçun CMK maddesinde sayılan katalog suçlardan olması, suçun yasadaki cezasının üst sınırı itibariyle adli kontrol hükümleri uygulamanın yetersiz kalacağı ve toplumda suç işlenmesinin engellenmesi amacıyla şüphelinin CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince tutuklanmasına ... [karar verildi.]" Başvurucu bu karara itiraz etmiş, itirazı inceleyen Ankara Batı Sulh Ceza Hâkimliği 1/8/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Şüphelinin üzerine atılı suçun niteliği, tutuklamanın tarihi, süresi, kolluk tutanakları ve aşamalardaki ifadelere göre Ankara Batı Sulh Ceza Hâkimliği'nce verilen 2016/295 sorgu sayılı tutuklama kararında usule ve yasaya herhangi bir aykırılık bulunmadığından itirazın reddine karar vermek gerekmiş[tir]." Ankara Batı Sulh Ceza Hâkimliği 15/8/2016 tarihinde resen yaptığı inceleme sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiş, anılan karara yapılan itiraz Ankara Batı Sulh Ceza Hâkimliği tarafından kesin olarak reddedilmiştir. Söz konusu karar başvurucuya 22/9/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 24/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı 23/11/2016 tarihinde soruşturmanın geldiği aşamayı ve mevcut delil durumunu değerlendirerek başvurucunun tahliyesini talep etmiştir. Başvurucu, Ankara Batı Sulh Ceza Hâkimliğinin 23/11/2016 tarihli kararıyla tahliye edilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"... tutuklulukta geçen süre, dosyadaki mevcut delil durumu, şüphelilerin sabit ikamet sahibi oluşu nazara alındığında talep yerinde görülmüş ve şüphelilerin adli kontrol tedbiri uygulanmak suretiyle tahliyeleri ... [karar verildi.]" Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu hakkındaki soruşturma derdesttir. İlgili ulusal hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/55956
Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvurucu, hakkında tarh edilen katma değer vergisi (KDV) ve vergi ziyaı cezasına ilişkin açtığı iptal davasının reddedildiğini, bu nedenle Anayasa’nın , ve maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle vergi ziyaı cezalı KDV tarhiyatı nedeniyle uğradığı maddi zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir. Başvuru, 18/1/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvuruların Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölümün İkinci Komisyonunca, 17/6/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 10/10/2013 tarihinde yapılan toplantıda, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 18/11/2013 tarihli görüş yazısı başvurucu vekiline tebliğ edilmiş ve başvurucu vekili de 4/12/2013 tarihli yazı ile karşı beyanda bulunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun 2002, 2003, 2004 ve 2005 yılı hesaplarının incelenmesi neticesinde düzenlenen … tarih ve … sayılı vergi inceleme raporu uyarınca, … işlettiği golf sahası, otel ve tatil köyü ile ilgili olarak yönetim anlaşması yaptığı … isimli şirkete yurt dışında yaptırdığı reklam ve tanıtım hizmetlerine ilişkin ödediği fatura bedelleri üzerinden KDV hesaplayarak sorumlu sıfatıyla 2 No.lu KDV beyannamelerini vermediğinden bahisle, başvurucu aleyhine … YTL KDV ve bu tutar üzerinden … YTL vergi ziyaı cezası ikmalen tarh edilmiştir. Başvurucu tarafından hakkında tarh edilen KDV ve vergi cezasının iptali istemiyle açılan dava, … Vergi Mahkemesinin 22/10/2008 tarih ve … sayılı kararı ile reddedilmiştir. Karar oy çokluğuyla verilmiş olup, kararın gerekçesi şöyledir:“Yukarıda belirtilen kanun hükümlerinin olayla birlikte değerlendirilmesinden; davacı kurumun yurt dışında yaptırmış olduğu reklam ve pazarlama hizmetlerinin Türkiye'deki ticari faaliyetlerinin devamlılığı ve karlılığıyla doğrudan ilişkisi bulunduğu, bu ilişkinin faaliyet konusu olan otelcilik hizmetlerinden faydalanan müşteri sayısının arttırılmasıyla sağlandığı ve hizmetten sonuç olarak Türkiye'de faydalanıldığı açık olup, bu reklam ve tanıtım işlemlerinin yurt dışındaki potansiyel müşterilere yapılıyor olmasının yapılan hizmetten anıldığı şekilde Türkiye'de faydalanıldığı gerçeğini değiştirmeyeceği sonucuna varılmaktadır.Bu durumda, davacı firmanın yurt dışında yaptırdığı reklam ve pazarlama hizmetlerinden Türkiye'de faydalanıldığının kabul edilmesi gerektiğinden, bu hizmetlere ait fatura bedelleri üzerinden sorumlu sıfatıyla katma değer vergisi hesaplayarak 2 nolu beyanname ile bağlı bulunduğu vergi dairesine beyanda bulunulmayan davacı şirket adına davalı idarece ikmalen yapılan cezalı katma değer vergisi tarhiyatlarında yasal isabetsizlik bulunmamaktadır.” Başvurucu tarafından karar temyiz edilmiş ve Danıştay … Dairesinin 6/10/2011 tarih ve … sayılı kararı ile temyiz istemi reddedilerek karar onanmıştır. Bu karara karşı yapılan karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 26/11/2012 tarih ve … sayılı kararı ile reddedilmiştir. Karar, başvurucuya 4/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.” 4/1/1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “İkmalen vergi tarhı” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“İkmalen vergi tarhı, her ne şekilde olursa olsun bir vergi tarh edildikten sonra bu vergiye müteallik olarak meydana çıkan ve defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak miktarı tespit olunan bir matrah veya matrah farkı üzerinden alınacak verginin tarh edilmesidir. Özel kanunlarında ikmalen tarhiyata ilişkin olarak yer alan hükümler saklıdır.” Aynı Kanun’un “Vergi ziyaı” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Vergi ziyaı, mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden, verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder.Şahsi, medeni haller veya aile durumu hakkında gerçeğe aykırı beyanlar ile veya sair suretlerle verginin noksan tahakkuk ettirilmesine veya haksız yere geri verilmesine sebebiyet vermek de vergi ziyaı hükmündedir.Yukarıki fıkralarda yazılı hallerde verginin sonradan tahakkuk ettirilmesi veya tamamlanması veyahut haksız iadenin geri alınması ceza uygulanmasına mani teşkil etmez.” 25/10/1984 tarih ve 3065 sayılı Kanun’un “İşlemlerin Türkiye’de yapılması” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“İşlemlerin Türkiye'de yapılması: a) Malların teslim anında Türkiye'de bulunmasını, b) (Değişik : 27/1/2000 - 4503/3 md.) Hizmetin Türkiye'de yapılmasını veya hizmetten Türkiye'de faydalanılmasını, İfade eder.” Aynı Kanun’un “Vergi sorumlusu” kenar başlıklı maddesinin fıkrası şöyledir:“Mükellefin Türkiye içinde ikametgahının, işyerinin, kanuni merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığı, vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabilir.”
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/596
Başvurucu, hakkında tarh edilen katma değer vergisi (KDV) ve vergi ziyaı cezasına ilişkin açtığı iptal davasının reddedildiğini, bu nedenle Anayasa’nın 10. , 36. ve 73. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle vergi ziyaı cezalı KDV tarhiyatı nedeniyle uğradığı maddi zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir.
1
Başvuru; eğitim gören çocuklarla hafta sonu görüş ile eşle mahrem görüş taleplerinin reddedilmesi nedenleriyle aile hayatına saygı hakkının, ceza infaz kurumu koşullarına ilişkin şikâyetlerin incelenmemesi nedeniyle karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) Kurma veya Yönetme suçu şüphesiyle Düzce T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) tutukludur. Başvurucu 1/12/2017 tarihinde İnfaz Kurumuna dilekçe yazarak koğuş kapasitesinin çok üzerinde tutuklu ve hükümlü olması sebebiyle yerde yatmak zorunda kaldığını, bu kalabalıklık sebebiyle tuvalet ve banyo kullanımında sorunlar yaşandığını, hijyen koşullarının çok kötü olduğunu, bu durumlara bağlı olarak sağlık sorunları yaşadığını belirtmiştir. Ayrıca, revir kullanımı için yazdığı dilekçelere cevap alamadığını, verilen sıcak suyun asgari sağlıklı yaşam koşulları için yeterli olmadığını, aşırı kalabalık sebebiyle üniversite sınavlarına hazırlanamadığını, savunmasını hazırlayamadığını ve koğuşta sürekli kavgalar yaşandığını ifade ederek bu koşulların düzeltilmesine ilişkin talepte bulunmuştur. Başvurucu dilekçesinde ayrıca, eşle mahrem görüşme hakkından yararlandırılması ve üç çocuğundan ikisinin eğitimi devam ettiği için aile görüşünün hafta sonu yaptırılmasını talep etmiştir. İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı 1/12/2017 tarihli kararında başvurucunun mahrem görüşme ve açık ve kapalı görüşünün hafta sonu yaptırılması talebinde bulunduğunu ifade etmiştir. Mahrem görüşün ödül olarak düzenlendiğini, Kurumda haftanın altı günü açık ve kapalı görüşlerin planlandığı ve yaptırıldığını belirterek, çeşitli terör örgütleri ile ilgili tutuklu ve hükümlülerin Kurumda barındırılmakta olması, Kurumun fiziki koşulları ve personel sayısı ile kapasitenin üzerinde tutuklu ve hükümlü olmasını dikkate almak suretiyle başvurucunun taleplerinin, asayiş ve güvenlik açısından sorunlar yaşanmasına sebep olacağını değerlendirmiş ve talepleri reddetmiştir. Başvurucu, Düzce İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) başvurarak İnfaz Kurumunun taleplerinin çoğu hakkında hiçbir cevap vermediğini, sadece iki şikâyetini inceleyerek ret kararı verdiğini, şikâyetlerinin incelenmeyerek görmezden gelindiğini belirtmiş ve infaz kurumu koşullarına ilişkin şikâyetlerini tekrar dile getirerek itirazda bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği karar gerekçesinde İnfaz Kurumunun kararına yer vermiş, başvurucunun şikâyetinin mahrem görüşme ve hafta sonu görüş yaptırılması talebine ilişkin olduğunu ifade etmiş ve bu taleplerin tutuklu ve hükümlü sayısı ve sirkülasyonu, Kurumun fiziki koşulları ve personel sayısı dikkate alındığında taleplerin asayiş ve güvenlik açısından sorun yaratacağını değerlendirerek başvurucunun itirazını 19/1/2018 tarihinde reddetmiştir. Başvurucu, Düzce Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak gerek İnfaz Kurumu gerekse İnfaz Hâkimliğinin şikâyetlerini incelemediğini, sadece iki konudaki şikâyetini inceleyip ret kararı verdiğini ifade etmiş, ceza infaz kurumu koşullarına ilişkin şikâyetlerini tekrar belirtmiş ve karara itiraz etmiştir. Mahkeme, İnfaz Hâkimliği kararının usul ve yasaya uygun olduğunu değerlendirerek 20/4/2018 tarihli kararıyla itirazı reddetmiştir. Nihai karar, başvurucuya 2/5/2018 tarihinde tebliğ edildikten sonra başvurucu 31/5/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi eşle mahrem görüşme talebi ile ilgili ulusal ve uluslararası hukuku Alaattin Akdemir [GK] (B. No: 2018/33588, 6/2/2020, § 14-32) ve Ç. ([GK], B. No: 2017/34600, 6/2/2020, §§ 22-40) kararlarında, eğitim gören çocuklarla hafta sonu görüşme talebiyle ilgili ulusal ve uluslararası hukuku Orhan Alagöz (B. No: 2017/26845, 20/9/2018, §§ 13-23) kararında, karar hakkı ile ilgili ulusal ve uluslararası hukuku Bayram Ali Devecioğlu (B. No: 2017/39387, 15/9/2020) kararında incelemiştir. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun maddesi şöyledir:“İnfaz hâkimliklerinin görevleri şunlardır: Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri, barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahedeye tabi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak. Hükümlü ve tutuklular hakkında alınan disiplin tedbirleri ve verilen disiplin cezalarının kanun, tüzük veya yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı olduğu iddiasıyla yapılan şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak. Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurullarının kendi yetki alanlarına giren ceza infaz kurumları ve tutukevlerindeki tespitleri ile ilgili olarak düzenleyip intikal ettirdikleri raporları inceleyerek, varsa şikâyet niteliğindeki konular hakkında karar vermek. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılan konulara ilişkin hükümler saklıdır.” 4675 sayılı Kanun’un maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:“(2) Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./md.) Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./md.) Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekâletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./md.) İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.”
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/17279
Başvuru; eğitim gören çocuklarla hafta sonu görüş ile eşle mahrem görüş taleplerinin reddedilmesi nedenleriyle aile hayatına saygı hakkının, ceza infaz kurumu koşullarına ilişkin şikâyetlerin incelenmemesi nedeniyle karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru, kararın gerekçesi açıklanmadığı ve kanun yolu süresinin gerekçeli kararın tebliğinden başlayacağı açıkça belirtildiği hâlde tefhimden başlatılan süre gözetilerek istinaf talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucunun açtığı davada kanun yolu başvurusu, kanun yolu süresinin ilk derece mahkemesinin kararının tefhim tarihinden başlatılarak hesaplanması nedeniyle süresinde olmadığı gerekçesiyle kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucu nihai hükmü 24/3/2021 tarihinde öğrendikten sonra 25/3/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/23049
Başvuru, kararın gerekçesi açıklanmadığı ve kanun yolu süresinin gerekçeli kararın tebliğinden başlayacağı açıkça belirtildiği hâlde tefhimden başlatılan süre gözetilerek istinaf talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 30/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilir olduğuna, esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 2/10/2009 tarihinde tutuklanmış, 28/2/2013 tarihinde tahliye edilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 27/3/2009 tarihli iddianamesi ile silahlı terör örgütüne üye olma, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma, genel güvenliği kasten tehlikeye sokma, mala zarar verme, 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'na muhalefet, resmî belgede sahtecilik suçlarından cezalandırılması istemiyle başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. (Kapatılan) İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK mülga madde ile görevli)16/7/2013 tarihli kararı ile başvurucunun hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Ceza Dairesinin 6/3/2017 tarihli kararıyla dosyada bulunan eksikliklerin tamamlatılması ve bu hususta tebliğname düzenlendikten sonra gönderilmesinin temini için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmiştir. Gerekli eksikliklerin tamamlanması amacıyla dava dosyası (Kapatılan) İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK mülga madde ile görevli) yerine dava dosyasına bakan İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiş olup, eksikliklerin tamamlanması işlemleri devam etmektedir.
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/20414
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru; gözaltında kolluk görevlilerinin darp, tehdit ve hakaretine maruz kalma ve bu olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisiz olması ile gözaltında tutma koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının, gözaltı ve tutukluluk işlemleri nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının bunların yanı sıra adil yargılanma hakkının, suç ve cezada kanunilik ilkesinin, özel hayat ve aile hayatına saygı hakkının, ifade hürriyetinin, ayrımcılık yasağının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 13/9/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma, resmî belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçları isnadıyla 29/9/2016 tarihinde gözaltına alınmış; 13/10/2016 tarihinde tutuklanmıştır. 2/5/2019 tarihinde başvurucunun resmî belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçlarından beraatine, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine kararı verilmiş olup istinaf incelemesi devam etmektedir. Başvurucu 28/10/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçede gözaltında kötü koşullarda tutulduğuna ve gözaltında kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin şikâyette bulunmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun iddiaları hakkında Ankara Emniyet Müdürlüğünden bilgi talep edilmiş; başvurucunun sağlık raporlarının, kamera kaydı görüntülerinin, ilgili belge, tutanak, nezarethane raporu, ifade tutanağı ve fotoğrafların dosyaya sunulması istenmiştir. Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından başvurucunun adli muayene raporları, ilgili tutanaklar ile başvurucunun gözaltı sürecinde görev yapan polis memurlarının listesi Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmuştur. Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından başvurucunun Kamu Personeli Seçme Sınavı'nın (KPSS) eğitim bilimleri testinde yaşanan usulsüzlükler kapsamında gözaltına alındığı, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde nezerathane bulunmaması nedeniyle başvurucunun Asayiş Şube Müdürlüğü nezarethanesine konulduğu bildirilmiştir. Mali Suçlar Şube Müdürlüğünün kameralarının kapasitesini dolması nedeniyle 30-35 günlük kayıt tutulabildiği, bu nedenle başvurucunun gözaltı tarihlerine ilişkin görüntülerin temin edilemediği Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmiştir. Asayiş Şube Müdürlüğündeki görüntü alan cihazların ise 15 Temmuz darbe teşebbüsü nedeniyle gerçekleşen su baskını ve elektrik arızası nedeniyle çalışmadığının 19/7/2016 tarihinde tutanak altına alındığı, söz konusu arızanın 21/10/2016 tarihinde giderildiğinin aynı tarihli tutanakla tespit edildiği anlaşılmaktadır. Başvurucu hakkında gözaltında tutulduğu süreçte düzenlenmiş, Ankara Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi antetli, on altı adli muayene raporu bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu muayeneler en az yedi farklı doktor tarafından gerçekleştirilmiştir.Başvurucu tutuklandıktan sonra ise başvurucu hakkında Etimesgut Sait Ertürk Devlet Hastanesinde adli muayene raporu düzenlenmiştir. Toplam on yedi sağlık raporunun tamamında başvurucuda darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiş, herhangi bir şikâyet kaydedilmemiştir. Adli muayenelerin bir çoğuna güvenlik görevlilerinin de katıldığı anlaşılmakta ise de gözaltı sürecindeki 29/9/2016, 5/10/2016, 9/10/2016, 21/10/2016 tarihli muayenelere güvenlik görevlilerinin katıldığına ilişkin bir kayıt olmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu tutuklandıktan sonra düzenlenen 14/10/2016 tarihli raporda da muayeneye güvenlik görevlisinin katıldığına ilişkin bir kayıt bulunmamaktadır. Müdafi B.E. ile başvurucunun 11/10/2016 tarihinde yalnız görüştürüldüğüne ilişkin tutanak da dosyaya sunulmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun gözaltı sürecinde 4/12/2004 tarihli ve 5271 tarihli Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca atanan müdafi B.E.nin tanık sıfatıyla beyanı alınmıştır. Tanık beyanı şöyledir:"... Şikayetçi F.H.'yi hatırladım. Kendisine Ankara Barosu tarafından CMK uyarınca müdafii olarak atandım. Kendisi sorguya geldiğinde herhangi bir yara, bere, zor kullanmadan oluşmuş olabilecek herhangi bir rahatsızlığına rastlamadım. Sorgu öncesinde görevli polis memurları şüpheli ile baş başa görüşebilmem için gerekli imkanı zaman ve yer olarak sağladılar. Sorgu neticesinde tutanak tanzim edildi. Gerek şüphelinin, gerekse benim bütün söylediklerimiz aynen tutanağa geçirildi. Şüphelinin iddiası her ne kadar ifadesine ekleme yapılmasını polislerin engellediğine yönelik ise de böyle bir durum yaşanmadı. Onun ve benim bütün söylediklerimiz tutanağa geçirildi. Polis memurları oldukça nezaketliydiler. Ayrıca şikayetçi benim ile yaptığı ön görüşmede dahil olmak üzere herhangi bir şekilde göz altında iken zor kullanıldığına dair kötü muameleye, maruz kaldığına dair herhangi bir şey söylemedi. Eşine yönelik kötü muameleden de söz etmedi. Ben müdafii olarak atandığım dosyalarda şüphelilere her defasında bu tür durumlarla karşılaşıp karşılaşmadığını sorarım. Bu şahsa da sordum. Kesinlikle böyle bir iddiayı bana söylemedi. Söylese idi zaten tutanağa geçirip, gerekli yasal işlemlerin başlatılmasını sağlardım. Bildiklerim bundan ibarettir." Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 17/4/2017 tarihli kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:"15 Temmuz 2016 günü meydana gelen kalkışma sırasında silahlı terör örgütü mensuplarınca Ankara Emniyet Müdürlüğünün bombalandığı, bu sebeple binalarda ağır yıkım ve tahribatların oluştuğu, elektrik hatlarının kesildiği, su ve kanalizasyon şebekelerinde büyük hasarlar meydana geldiği, tüm güvenlik kamera sistemlerinin kullanılmaz hale geldiği, nezarethanelerin zarar gördüğü tespit edilmiştir.Bu tarihten sonra yapılan soruşturmalardaki şüpheli sayısının çokluğu sebebi ile emniyet kuvvetleri gözaltına alınan şüphelileri zorunluluk karşısında yönetmelikte belirtilen sayıdan fazla olarak nezarethanelerde tutmuş iseler de; bunun 15 Temmuz 2016 günü yaşanan kalkışmadan kaynaklandığı, görevlilerin şüphelilere baskı, taciz ve başka bir amaç ile bu işlemi gerçekleştirdiklerine dair bir delilin bulunmadığı, kanalizasyon, elektrik ve su şebekelerinin büyük zarar görmesi sebebi ile doğal ihtiyaçların karşılanmasında güçlük çekildiği, bunun da görevlilerin kasti davranışından kaynaklanmadığı, binanın zarar görmesinden ötürü olduğu, özellikle şikayetçinin tanık olarak gösterdiği müdafiinin polislerin bütün beyanlarını tutanağa geçirdikleri, şikayetçinin kendisinin gözaltında bulunduğu sırada herhangi bir kötü muameleyle veya işkence ile karşılaşmadığına dair beyanları karşısında şikayetçinin soyut iddiası dışında dilekçelerinde belirtilen iddialar ile ilgili görevliler hakkında kamu davası açmak için yeterli şüphenin... [bulunmadığı]" Başvurucunun yaptığı itiraz, Ankara Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/7/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu 13/9/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/34168
Başvuru, gözaltında kolluk görevlilerinin darp, tehdit ve hakaretine maruz kalma ve bu olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisiz olması ile gözaltında tutma koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının, gözaltı ve tutukluluk işlemleri nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının bunların yanı sıra adil yargılanma hakkının, suç ve cezada kanunilik ilkesinin, özel hayat ve aile hayatına saygı hakkının, ifade hürriyetinin, ayrımcılık yasağının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvurucu, “hırsızlık” suçunu işlediği iddiasıyla yargılandığı davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiğini, Ermeni asıllı olduğu için ayrımcılık yapıldığını ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, Anayasa’nın ve maddelerinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yargılamanın yenilenmesi veya tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 25/6/2013 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 10/10/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 16/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 13/1/2014 tarihli görüş yazısına, başvurucu karşı beyanda bulunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir: Başvurucu hakkında Şişli Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma üzerine, Şişli Sulh Ceza Mahkemesince 9/5/2005 tarihinde başvurucunun tutuklanmasına, ancak sabit ikametgâh sahibi olması nedeniyle kefalet karşılığı serbest bırakılmasına karar verilmiştir. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığınca, E.2005/6683 sayılı iddianame ile başvurucu hakkında “emniyeti suiistimal suretiyle hırsızlık” suçundan Şişli Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Mahkemece 30/9/2005 tarihinde görevsizlik kararı verilerek, dosya Şişli Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Şişli Asliye Ceza Mahkemesince, 6/5/2011 tarih ve E.2006/307, K.2011/362 sayılı kararla başvurucunun, “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak” suçundan 2 yıl 6 ay hapis ve 000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay Ceza Dairesinin 29/11/2012 tarih ve E.2012/19831, K. 2012/25585 sayılı ilâmı ile “1/3/1926 tarih ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (4) numaralı ve maddesinin (2) numaralı fıkraları gereğince suç tarihi olan 6/5/2005 ile Yargıtay’ın inceleme tarihi arasında 7 yıl 6 aylık zamanaşımı süresinin dolduğuna ve bu nedenle sanık hakkında açılan kamu davasının düşmesine” karar verilmiştir. Düşme kararı, 31/5/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 25/6/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (2) numaralı fıkrası ile maddesi, 765 sayılı mülga Kanun’un ve maddeleri.
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/4551
Başvurucu, “hırsızlık” suçunu işlediği iddiasıyla yargılandığı davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiğini, Ermeni asıllı olduğu için ayrımcılık yapıldığını ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yargılamanın yenilenmesi veya tazminat talebinde bulunmuştur.
1
Başvuru; bir anma töreni sırasında gerçekleştirdikleri eylemler nedeniyle terör örgütünün propagandasını yapma suçundan cezalandırılan başvurucuların ifade özgürlüğünün ihlal edildiği, milletvekili seçilerek dokunulmazlık hakkını kazanan başvurucu Figen Yüksekdağ Şenoğlu hakkında yargılamaya devam edilmesinin seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür. Başvuru 1/12/2016 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular Murat Akıncı, Dilek Keskin, Meriç Solmaz, Hasan Köse, Figen Yüksekdağ Şenoğlu, Sabahittin Pişkinbaş ve Soner Geçgel sırasıyla 1991, 1989, 1973, 1990, 1971, 1960 ve 1983 doğumlu olup olayların meydana geldiği tarihte çeşitli illerde ikamet etmektedir. 13/2/2012 tarihinde, Yasemin Çiftçi adlı kişinin mezarı başında gerçekleştirilen bir anma etkinliğindeki eylemleri nedeniyle başvurucular hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP/örgüt) terör örgütünün propagandasını yapma suçundan soruşturma başlatılmıştır. MLKP 1970'li yıllarda kurulan ve Marksist Leninist ilkelere dayalı komünist bir sistem kurmak amacıyla mevcut anayasal düzeni silah zoruyla yıkmayı hedefleyen bir terör örgütüdür. Marksist öğreti çizgisinde Leninist yöntemleri benimsemiş olan örgüt, iktidarın ele geçirilmesi akabinde kesintisiz devrim yoluyla komünizme geçişi hedeflemektedir. Örgüt, anılan hedefin ancak silahlı mücadele yoluyla gerçekleşeceğini savunmakta; silahlı mücadelenin ise şehirlerden köylere doğru gerçekleştirilecek bir halk ayaklanması yoluyla olacağını kabul etmektedir. MLKP terör örgütü, kurulduğu günden günümüze kadar değişik isimler altında birçok silahlı ve bombalı şiddet eylemleri gerçekleştirmiştir. Örgüt, ana gövdesi veya alt seksiyonları ile bugün de Türkiye içinde veya dışında Türkiye'ye karşı terör eylemlerine devam etmektedir. Örgütün 1994 yılında kurduğu ve mensuplarının Lübnan'da bulunan Bekaa Vadisi'ndeki kamplarda silahlı ve ideolojik eğitimden geçirilen Kızıl Müfrezeler, 2002 yılında oluşturulan, örgütün askerî ve silahlı kolu olan Fakirlerin ve Ezilenlerin Silahlı Kuvvetleri (FESK), Ölüm Orucu Tugayları, gençlik kolu olan Komünist Gençlik Örgütü (KGÖ), kadın kolu olan Komünist Kadın Örgütü (KKÖ), Alevi Kurtuluş Cephesi, Devrimci İşçi Milisleri, 2 Temmuz İntikam Müfrezeleri, MLKP Kürdistan Örgütü örgüte ait alt seksiyonlardan bazılarıdır. Somut olayın değerlendirilmesi noktasında önem taşıyan KKÖ, 2015 yılında MLKP terör örgütü tarafından gerçekleştirilen Komünist Kadın Konferansı'nda alınan karar doğrultusunda kurulmuştur. Konferans sonrası yapılan açıklamada KKÖ'nün MLKP terör örgütü mensubu iken terör eylemleri sırasında ölen K., Ş.G., Yasemin Çiftçi ve S.B.nin bıraktığı mirasın ışığında bazı faaliyetlerde bulunacağı belirtilmiştir. Hâlen son derece tehlikeli olan ve benimsediği terör eylemlerine devam eden örgütün bugüne kadar gerçekleştirdiği şiddet eylemlerinin sonucunda birçok insan hayatını kaybetmiş; örgüte yönelik gerçekleştirilen soruşturmalarda çok miktarda ve ağır nitelikli silah, patlayıcı ve diğer mühimmat ele geçirilmiştir (MLKP hakkında bir açıklama için bkz. Ahmet Urhan, B. No: 2014/13961, 9/10/2019, § 10). Örgütün terör eylemleri neticesinde üç güvenlik görevlisi şehit olmuş ve 103 güvenlik görevlisi ise yaralanmıştır. Bundan başka sivil hedeflere de saldıran örgüt, gerçekleştirdiği terör eylemlerinde üç sivilin ölümü ve 49 sivilin yaralanmasından sorumlu tutulmuştur. 12/3/2016 gibi yakın bir tarihte Irak'ta bulunan Kandil Dağlarındaki PKK terör örgütüne ait kamplarda, aralarında MLKP'nin de bulunduğu birçok terör örgütü bir basın açıklaması yapmış; basın açıklamasında bulunan terör örgütleri güç ve eylem birliği yapmak amacıyla Hakların Birleşik Devrim Hareketi adlı yapıyı kurduklarını ilan etmiştir. Öte yandan MLKP terör örgütünün Suriye ve Irak'ta PKK ve PYD terör örgütü ile hareket ettiği, Suriye'de devam eden çatışmalarda birçok mensubunun PKK ve PYD saflarında çatışırken ölü olarak ele geçirildiği yönünde bilgiler bulunmaktadır. 2012 yılında örgüt, tamamı İstanbul'da olmak üzere on bir bombalama eylemi gerçekleştirmiştir. Bazı özel ve kamuya ait yerlere ilave olarak Adalet ve Kalkınma Partisine (AK Parti) ait binalar, Sultanbeyli ve Kartal adliye binaları, Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı, Sultangazi Esentepe Polis Merkezi örgüt üyelerince bombalanmıştır. Eldeki başvuruyla bağlantılı olay da örgütün 2012 yılında gerçekleştirdiği söz konusu bombalama girişimlerinden biridir. Başvurucuların mezarı başında andıkları ve örgüt üyesi olan Yasemin Çiftçi, İstanbul'un Sancaktepe ilçesinde bulunan AK Parti İlçe Başkanlığı binasına bombalı terör saldırısı düzenlemek amacıyla beraberindeki bazı örgüt mensupları ile birlikte bir caddede yürüdüğü sırada çantasındaki zaman ayarlı ve basınç etkili el yapımı bombanın infilak etmesi sonucu 9/2/2012 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Yasemin Çiftçi'nin hayatını kaybettiği sırada yanında bulunan S.T. isimli şahsın 2013 yılı içinde Suriye'de PYD-YPG saflarında girdiği çatışmada öldüğü tespit edilmiştir. Örgütün Yasemin Çiftçi'nin ölümü ile sonuçlanan bombalama girişimi ilk olmadığı gibi son da olmamıştır. Çoğu polis merkezi, kaymakamlık ve adliye binaları ile diğer kamu binalarına yönelik olmak üzere örgüt 2013 ile 2020 yılları arasında şehirlerde otuzu aşkın, çeşitli tipte bomba ve roketatar ile terör eylemi gerçekleştirmiştir. Örgüt, yurt kırsalında gerçekleştirdiği faaliyetlerine 2019 yılına kadar devam etmiştir. Yurt dışında ise PKK terör örgütü ile sürdürülen iş birliğiyle Irak, Suriye ve İran'da faaliyetlerine devam etmektedir. Yasemin Çiftçi'nin hayatını kaybetmesinden dört gün sonra MLKP terör örgütü, "Yasemin yoldaş, sömürgeci faşist diktatörlükten hesap sorma mücadelesini yükseltme bilinci ve hedefiyle yöneldiği bir eylemin hazırlığındayken şehit düşmüştür." şeklinde bir açıklamayıörgüte ait bir internet sitesinde yayımlamıştır. Yasemin Çiftçi'nin cenazesi ailesi tarafından Adli Tıp Kurumundan alınmış ve kimseye haber verilmeden gece saatlerinde Adana'da toprağa verilmiştir. Defin işleminden iki gün sonra içlerinde Ezilenlerin Sosyalist Partisinin (ESP) kurucu başkanı olan başvurucu Figen Yüksekdağ Şenoğlu'nun bulunduğu yaklaşık kırk kişilik grup, mezarı başında Yasemin Çiftçi'yi -başvuruya konu- anma etkinliği yapmıştır. 13/2/2012 tarihinde düzenlenen bu etkinlikte yaklaşık 40 kişilik grup, Adana'da bulunan ESP bürosundan bayrak, terör örgütüne ait flama, pankart, döviz gibi malzemeleri alarak Buruk Mezarlığı'na gelmiş; burada "Yasemin Çiftçi Ölümsüzdür. Ölümsüzlerin ve Tutsakların Sesi Platformu" ibareli pankartların arkasında çeşitli sloganlar atmıştır. Atılan sloganlar "Şehitler Yaşıyor Parti Savaşıyor", "Şehitler Yaşıyor Komünistler Savaşıyor", "Yasemin Yoldaş Ölümsüzdür", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür", "Parti, Atılım Zafer, Zafer, Zafer" "Bedel Ödedik Bedel Ödeteceğiz", "Yaşasın Devrim ve Sosyalizm", "Parti Devrim ve Sosyalizm Yasemin Yoldaş Ölümsüzdür" şeklindedir. Başvurucuların da aralarında olduğu grup anılan sloganları söyleyerek Yasemin Çiftçi'nin mezarına kadar yürümüş, aynı zamanda grup içindeki bazı şahıslar göğsünde Yasemin Çiftçi'nin fotoğrafını taşımıştır. Yukarıda belirtilen sloganları atan grup içinde yer alan başvurucuların eylemlerinin şu şekilde olduğu iddia edilmiştir:- Başvurucu Meriç Solmaz, göğsünde Yasemin Çiftçi'nin fotoğrafını, elinde ise üzerinde herhangi bir ibare bulunmayan kırmızı flamayı taşımıştır. - Başvurucu Figen Yüksekdağ Şenoğlu göğsünde Yasemin Çiftçi'nin fotoğrafını taşımış; devrim şehitleri anısına yapıldığı belirtilen saygı duruşuna iştirak etmiş ve "Yasemin Yoldaş Ölümsüzdür, Devrim Şehitleri Ölümsüzdür" şeklinde sloganlar atmıştır. - Başvurucu Dilek Keskin göğsünde Yasemin Çiftçi'nin fotoğrafını, elinde ise üzerinde Yasemin Çiftçi'nin fotoğrafının bulunduğu karton dövizi taşımış, devrim şehitleri anısına yapıldığı belirtilen saygı duruşuna iştirak etmiş ve "Yaşasın Devrim ve Sosyalizm" şeklinde slogan atmıştır. - Başvurucu Hasan Köse göğsünde Yasemin Çiftçi'nin fotoğrafını, elinde ise üzerinde herhangi bir ibare bulunmayan kırmızı flamayı taşımış ve devrim şehitleri anısına yapıldığı belirtilen saygı duruşuna iştirak etmiştir. - Başvurucu Murat Akıncı atılan sloganlara eşlik etmiş; göğsünde Yasemin Çiftçi'nin fotoğrafını, elinde ise üzerinde herhangi bir ibare bulunmayan kırmızı flamayı taşımıştır. - Başvurucu Sabahittin Pişkinbaş, göğsünde Yasemin Çiftçi'nin fotoğrafını, elinde ise üzerinde Yasemin Çiftçi'nin fotoğrafının ve "Özgürlük adalet halklara eşitlik için kavgayı yükselt!" yazısının bulunduğu pankartı, üzerinde Yasemin Çiftçi'nin fotoğrafının bulunduğu karton dövizi taşımış; devrim şehitleri anısına yapıldığı belirtilen saygı duruşuna iştirak etmiş ve "Şehitler yaşıyor parti savaşıyor, şehitler yaşıyor komünistler savaşıyor, Yasemin yoldaş ölümsüzdür, devrim şehitleri ölümsüzdür, Yasemin yoldaş ölümsüzdür, yaşasın devrim ve sosyalizm" şeklinde sloganlar atmıştır. - Başvurucu Soner Geçgel göğsünde Yasemin Çiftçi'nin fotoğrafını, elinde ise üzerinde herhangi bir ibare bulunmayan kırmızı flamayı taşımış ve devrim şehitleri anısına yapıldığı belirtilen saygı duruşuna iştirak etmiştir. Anılan eylemleri nedeniyle başvurucular hakkındaki kamu davaları Adana Ağır Ceza Mahkemesine (Mahkeme) ayrı ayrı iddianamelerle açılmıştır. Mahkeme ayrı ayrı açılan kamu davalarını birleştirmiş ve tek bir dosya üzerinden yargılamayı yürütmüştür. Yapılan yargılama sonucunda Mahkeme 27/11/2013 tarihinde, başvurucuların terör örgütünün propagandasını yapma suçundan 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar vermiştir. Mahkûmiyet hükmünde, terör örgütünün propagandasını yapma suçundan yapılan değerlendirme şu şekildedir:" 2012 günü patlayıcı madde eylemi gerçekleştirmek amacıyla, İstanbul ili Sancaktepe ilçesi Akpınar Mahallesi Malkoçoğlu Caddesi üzerinde bulunduğu sırada çantasında bulunan zaman ayarlı, parça tesirli el yapımı bombanın infilak etmesi sonucu ölen MLKP terör örgütü üyesi Yasemin Çiftçi'nin cenazesi Adana'da ikamet eden ailesi tarafından teslim alınarak Adana'ya getirilmiş, Adana Buruk Mezarlığına gömülmüş,MLKP terör örgütünün propagandası yapmak amacıyla kurulan mlkp.info ve etha.com.tr internet sitelerinde ise olaya ilişkin görsel ve yazılı haberler yapılarak MLKP üyesi Yasemin Çiftçi şehit olarak nitelendirilmiştir. 2012 tarihinde terör örgütü üyesi Yasemin Çiftçi'yi mezarı başında anmak için düzenlenen etkinlikte aralarında sanıklar Murat Akıncı, Dilek Keskin, Meriç Solmaz, Hasan Köse, Figen Yüksekdağ Şenoğlu, Sabahittin Pişkinbaş ve Soner Geçgel'in de bulunduğu yaklaşık 40 kişilik grup ellerinde bayrak, flama, pankart, dövizlerle Buruk Mezarlığına gelerek burada 'Yasemin Çiftçi Ölümsüzdür. Ölümsüzlerin ve Tutsakların Sesi Platformu' imza ve ibareli pankartları taşıyarak burada, 'Şehitler yaşıyor parti savaşıyor', 'Şehitler yaşıyor Komünistler Savaşıyor', 'Yasemin Yoldaş Ölümsüzdür', 'Devrim Şehitleri Ölümsüzdür', 'Parti, Atılım Zafer, Zafer, Zafer' 'Bedel Ödedik Bedel Ödeteceğiz', 'Yaşasın Devrim ve Sosyalizm', 'Parti Devrim ve Sosyalizm Yasemin Yoldaş Ölümsüzdür' şeklinde adı geçen terör örgütünün propagandasını yapacak şekilde sloganlar atmış ,göğüsleri üzerinde Yasemin Çiftçi'nin fotoğrafını taşımış, terör örgütü üyesi olarak ölen sözde devrim şehitleri anısına saygı duruşunda bulunmuşlardır. Yapılan yargılama, internet çıktıları, fotoğraflar, sanık savunmaları ve tüm dosya kapsamından sanıkların yukarıda anlatıldığı şekilde kabul edilen eylemleri sırasında MLKP terör örgütünün destekçisi olduğunu belli edecek şekilde terör örgütü lehine slogan atmak, terör örgütüne ait flamalarını ve örgüt üyesi Yasemin Çiftçi'nin fotoğraflarını taşımak ve terör örgütü üyesi olarak ölen devrim şehitleri olarak nitelendirdikleri kişiler anısına saygı duruşunda bulunmak suretiyle sanıkların atılı propaganda suçunu işledikleri ve bu suçtan cezalandırılmaları gerektiği kanatine varıldığı, sanıkların eylemlerinin karar tarihinde yürürlükte bulunan 6459 sayılı yasanın maddesi ile değişik 3713 sayılı yasanın 7/2 maddesinde belirtilen MLKP terör örgütünün cebir, şiddet, tehdit yöntemlerini öven, meşru gösteren ve teşvik eden bir nitelik taşıdığı anlaşılmakla 6459 sayılı yasanın maddesi ile değişik 3713 sayılı yasanın 7/2 maddesi gereğince suçun niteliği işleniş biçimi ve özellikleri dikkate alınarak takdiren asgari hadden ceza tayini ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. ..." Mahkûmiyet hükmüne karşı başvurucular tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. Hükmün temyiz incelemesi devam ederken başvurucu Figen Yüksekdağ Şenoğlu 1/11/2015 tarihinde Halkların Demokratik Partisinden (HDP) Van milletvekili seçilmiştir. Mahkûmiyete ilişkin karar, Yargıtay Ceza Dairesi tarafından 22/9/2016 tarihinde onanmış; mahkûmiyet kararı hakkında yüksek mahkeme ayrıca bir değerlendirme yapmamıştır. Bununla beraber Yargıtay, başvurucu Figen Yüksekdağ Şenoğlu'nun mahkûmiyet hükmünden sonra milletvekili seçilmesi nedeniyle ayrıca bir değerlendirme yapmıştır. Başvurucu hakkında yapılan değerlendirme şu şekildedir:"Sanık Figen Yüksekdağ Şenoğlu hakkında milletvekili seçilmeden önce başlayan soruşturma ve kovuşturmaya devam edilerek hüküm kurulduğu anlaşılmakla;Milletvekillerinin yasama sorumsuzluğu; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83/ maddesinde 'Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerden, Mecliste ileri sürülen düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça, bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar' biçiminde ifadesini bulmuştur. Düzenlemenin amacı, milletvekillerinin yasama işlevlerini çekinmeksizin yerine getirebilecekleri bir ortam sağlamaktır. Yasama sorumsuzluğu, yasama çalışmalarıyla ilgili fiiller yönünden, milletvekilleri için tam bir koruma sağlar ve sürekli bir niteliktedir. Sorumsuzluk kapsamına giren bir eylemden ötürü milletvekilliği sıfatı sona ermiş olsa dahi kovuşturulamaz. Aynı maddenin fıkrasında ise 'Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguyaçekilemez,tutuklanamazveyargılanamaz.Ağırcezayıgerektirensuçüstühaliveseçimdenönce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.' denilmek suretiyle milletvekillerine nispi ve geçici bir dokunulmazlık sağlanmıştır. Yasama dokunulmazlığı, sorumsuzluktan farklı olarak, yasama çalışmaları dışındaki fiillerden dolayı milletvekillerine nispi ve geçici nitelikte bir koruma sağlar. Buradaki koruma karşımıza iki şekilde ortaya çıkmaktadır, birincisi muhakeme engeli, diğeri ise infaz engelidir. Bu şekilde milletvekillerinin keyfi ve asılsız ceza kovuşturmalarından ve tutuklamalardan korumak suretiyle vazife yapmaktan alıkonulmamasını sağlanmıştır. Hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması yasağına, 1982 Anayasasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ise Maddelerinde yer verilmiştir.Anayasamızın 14/ maddesinde 'Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri Devletin ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik, laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.' şeklinde temel ilkeyi ortaya koyduktan sonra, aksine davranışlara ilişkin müeyyidelere mevzuatta yer verilmiştir. Nitekim seçimden önce bu madde kapsamında suç işleyen milletvekili, Anayasanın 83/2 maddesinde öngörülen yasama dokunulmazlığından yararlanamayacaktır. Kanun koyucu, hangi suçların bu madde kapsamında olduğunu tahdidi olarak saymamıştır. Kapsamı belirleme görevi uygulayıcıya aittir. Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçların bu kapsamda kaldığından kuşku yoktur. Ancak, bu suçları işlemek amacı ile oluşturulan silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak suçunun madde kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği doktrinde tartışmalıdır. Bu madde de 2001 yılında yapılan değişiklik ile, Anayasada yer alan hak ve özgürlüklerin, bu hak ve özgürlükleri yıkmak 'amacı ile kullanılamayacağı' hükmü yerine, bu hak ve özgürlükleri yıkmayı 'amaçlayan faaliyetler' olarak kullanılamayacağı hükmü getirilmiştir. Yapılan değişiklik ile madde metninde yer verilen 'faaliyet' deyiminin sadece eylemi mi yoksa düşünce açıklamasını da içerip içermediği sorunun özünü teşkil etmektedir. Doktrinde 'faaliyetin' eylemi içerdiğini ileri süren görüşler olduğu gibi, eylem ve söylemi içerdiğini ifade eden yazarlarda mevcuttur. Nitekim Feyzioğlu; 'Bu düzenleme, fiil ya da suç tipini değil amacı esas almaktadır.' görüşünü savunarak, farklı bir bakış açısı sergilemiştir.Yargısal içtihatlara bakıldığında; Anayasa Mahkemesi 2008 tarih 2002/1 Esas, 2008/1 Karar sayılı kararında; Düşünce açıklamalarının Anayasanın maddesi kapsamında kötüye kullanma olarak değerlendirilebileceğini, ancak her düşünce açıklamasının değil, demokratik yaşam için doğrudan açık ve yakın tehlike oluşturan düşünce açıklamalarının bu kapsamda olduğu değerlendirilmelidir, sonucuna varmıştır. Yargıtay Ceza Dairesinin yerleşik içtihatlarında, terör örgütü propagandası suçunun Anayasanın madde kapsamında hakkın kötüye kullanımı olduğuna vurgu yapmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Da Becker/ Belçika, B. No: 214/56, 1962 tarihli karında, 'demokratik sisteme yönelik tehdidin ağırlığı ve süresi ile sıkı sıkıya orantılı bir şekilde, kullanılmalıdır.' demek suretiyle maddenin Devlete verdiği yetkinin çerçevesini çizmiştir.Avrupa Sözleşmesinin maddesindeki hak ve özgürlüklerin, yine hak ve özgürlükleri kullanarak ortadan kaldırılmasını yasaklanacağına ilişkin düzenleme, Anayasamızın ilgili maddesindeki kanun koyucunun amacı yargısal karar ve doktrindeki görüşler değerlendirildiğinde; ülkenin bölünmez bütünlüğüne ve anayasal düzene yönelik suç oluşturan söylem ve eylemlerin Anayasanın maddesi kapsamındaki hakkın kötüye kullanılması niteliğinde görüldüğünden, Demokratik yönetimlerde halkın iradesinin tecelli ettiği parlamentoda görevli üyelerin bu sisteme sadakat yemini ettikleri ve koruma yükümlülükleri de bulunduğu gözetildiğinde, demokratik sisteme yönelik eylemlere katılmaları halinde Milletvekili dokunulmazlığından istifade edememesi Anayasanın lafzına ve ruhuna uygun olacağının kabulü karşısında, yargılamaya devam edilerek hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir." Başvurucular, karardan 1/11/2016 tarihinde haberdar olduğunu belirtmiş; 1/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Hakkındaki mahkûmiyet kararının 21/2/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda okunmasıyla başvurucu Figen Yüksekdağ Şenoğlu'nun milletvekilliği düşmüştür. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu [GK], B. No: 2019/10634, 1/7/2021, §§ 25-43; Sırrı Süreyya Önder [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, §§ 23-
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/39759
Başvuru, bir anma töreni sırasında gerçekleştirdikleri eylemler nedeniyle terör örgütünün propagandasını yapma suçundan cezalandırılan başvurucuların ifade özgürlüğünün ihlal edildiği, milletvekili seçilerek dokunulmazlık hakkını kazanan başvurucu Figen Yüksekdağ Şenoğlu hakkında yargılamaya devam edilmesinin seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.
0
Başvurucu, hakkında açılan dava kapsamında tutuklu devam eden yargılama nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma hakkı başta olmak üzere anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 2/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 27/5/2013 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm, 24/7/2013 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 31/7/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünü 27/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Adalet Bakanlığı tarafından sunulan görüş başvurucuya 10/10/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı beyanlarını süresinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Adalet Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan ve kamuoyunda “Ergenekon soruşturması” olarak bilinen soruşturma kapsamında 27/7/2007 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucunun 30/7/2007 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde ve Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınmıştır. Başvurucu İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 30/7/2007 tarih ve Sorgu No: 2007/102 sayılı kararıyla tutuklanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 10/7/2008 tarihli iddianamesiyle başvurucunun “silahlı terör örgütüne üye olma, açıklanması yasak belgeleri temin etmek ve açıklamak, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri çalmak ve bulundurmak, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek, hükümete karşı silahlı isyana tahrik, 6136 sayılı kanununa muhalefet” suçlarından kamu davası açılmıştır. Başvurucunun,“Ergenekon” adlı yasadışı silahlı örgütün üyesi olduğu, bu örgütün amaçları doğrultusunda kaos ortamı oluşturup darbeye zemin hazırlanması sürecine hazırladığı kitaplarla katıldığı, kitaplarında devletin üst kademelerindeki seçilmiş yöneticileri, yahudi olmak veya ermeni olmak gibi asılsız isnatlarla yıpratıp halkın gözünde hedef ve düşman haline getirmeye çalıştığı ve “Ergenekon terör örgütünün talimatları doğrultusunda kendisine hedef olarak seçtiği Alman vakıfları davası ve misyonerlik davalarına müdahil olarak katılıp davaların Ergenekon terör örgütünün menfaatleri doğrultusunda sonuçlaması için girişimlerde bulunduğu iddia edilmiştir. Dava kapsamında 20/10/2008 tarihinde ilk duruşma yapılmış, başvurucunun savunması 25/11/2008 tarihinde alınmıştır. 22 ayrı iddianameyle açılan kamu davalarının birleştirilmesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 Esas sayılı dosyasında yürütülen dava kapsamında yargılama tutuklu olarak devam etmiştir. İlk derece mahkemesi, başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar verirken belirli bir süre “suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve evrak kapsamına göre adli kontrol tedbirinin de yetersiz kalacağı, yüklenen suçun CMK100/3-a maddesinde sayılan suçlardan olması” hususlarını gerekçe göstermiştir. 6352 sayılı Kanun kapsamında tutukluluk halinin yeniden değerlendirilmesi konusundaki talep Mahkemece, 27/7/2012 tarihli kararla reddedilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:"a-Sanık hakkında 30/7/2007 tarihli tutuklama sebeplerinin henüz ortadan kalkmamış olması,b-Tanık beyanlarının mahkemece alınmasının henüz tamamlanmamış olması, soruşturma ve kovuşturma aşamasında bazı sanıklar tarafından tanıklar ve itirafçı sanıklara yönelik beyanlarını değiştirmeleri konusunda menfaat, baskı ve tehdit uyguladıkları yönünde soruşturma ve bulguların bulunması nedeniyle de delilleri karartma şüphesinin devam ettiği,c-Mahkememizce yargılaması yapılan, örgüt yöneticisi ve örgüt üyesi oldukları iddia edilen bir kısmı sanıkların haklarında henüz tahkikat başlamadan, bir kısmının da soruşturma ve kovuşturma aşamasında yurt dışına kaçarak firari durumunda olması ve firar etmeye teşebbüs iddiasıyla soruşturma açılmış olması nedeniyle, aynı örgüt kapsamında yargılanan ve hakkında ağır cezai yaptırımlar istenen sanığın da kaçma şüphesinin bulunduğu,d-Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin maddesinde tutuklu yargılama için azami bir süre şartı getirilmediği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamasının da buna uygun olduğu, makul sürenin her bir dava, özellikle bu dava gibi karmaşık kabul edilebilecek davalar için özel olarak belirlenmesi gerektiği, görülmekte olan davanın kendine özgü yapısı, nitelik ve nicelik olarak ulaştığı devasa boyut, birleşen dava ve sanık sayısı, sanığa atılı suçun CMK maddesinde düzenlenen ve katalog suçlar kapsamında kabul edilen Devletin güvenliğine karşı suçlar ve Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile ayrıca Terörle Mücadele Kanunu kapsamında olduğu, bu suçlar için kanunda öngörülen tutukluluksuresinin üst sınırının 10 yıl olması, atılı suçların kanunda düzenlenen ceza miktarının alt ve üst sınırları, sanığın tutuklulukta geçirdiği süre ve benzer yargılamalardaki uygulamalar da göz önüne alındığında, tutuklu kalınan bu sürenin makul olduğu,e-Dosyadaki toplam sanık sayısı, davanın başlangıcındaki tutuklu sanık sayısı ile halen tutuklu olan sanık sayısı dikkate alındığında, mahkememizin şimdiye kadarki uygulamalarında, tutuksuz yargılamanın asıl olup, tutukluluğun istisna olarak uygulandığının görüldüğü,f- Sanık hakkında tutuklama gerekçelerinin çok ayrıntılı, somut olarak ve delillerin tartışılması suretiyle belirtilmesi halinde ihsas-ı rey itirazlarının söz konusu olabileceği, bu nedenle suç şüphesinin tespitinde bu durumun göz önünde bulundurulduğu,g- Dosyamızda mevcut yakalama ve arama tutanakları, inceleme raporları, telefon kayıtları, ses ve görüntü kayıtları, sanığa ait bilgisayarda ve diğer sanıkların bilgisayarlarında ele geçen bilgi ve belgeler, sanığa ait aşama ifadeleri ile diğer sanık ve tanık beyanları da göz önüne alındığında, sanığın atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamalarında tutukluluk için makul suç şüphesinin dahi yeterli görüldüğünün Mahkeme içtihatlarında da belirtildiği, bu nedenlerle atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesi bulunan sanık hakkında daha hafif koruma tedbiri olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının yetersiz kalacağı …" İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 8/2/2013 tarihinde tutukluluk incelemesinde “27/7/2012 tarihli oturumda tutuklu sanıklar için belirtilen ortak gerekçeler ile her bir sanık için belirtilen kısmın (g) bentlerinde ayrıntılı şekilde tutuklu sanıkların tutuklamayı gerektirir mevcut somut delillerin gösterildiği, ayrıca, tutuklu sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, AİHM uygulamalarında tutuklama için makul suç şüphesinin dahi yeterli görüldüğünün AİHM içtihatlarında da kabul edildiği, bu nedenlerle atılı suçları işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesi bulunan tutuklu sanıklar hakkında daha hafif koruma tedbiri olan adli kontrol tedbirinin uygulanmasının yetersiz kalacağı” gerekçesiyle başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Bu karara yapılan itiraz İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 28/2/2013 tarih ve Değişik İş 2013/162 sayılı kararıyla, tutukluluk için gösterilen gerekçenin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. İtirazın reddine ilişkin karar 9/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 2/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 5/8/2013 tarihli kararıyla başvurucunun isnat edilen suçlardan 28 yıl 19 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. 6/3/2014 tarihinde yürürlüğe giren 21/2/2014 tarih ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun sonrasında başvurucu İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince 11/3/2014 tarihinde serbest bırakılmıştır. Başvuru konusu yargılama temyiz aşamasındadır.B. İlgili Hukuk 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir” 5237 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” 5237 sayılı Kanun’un maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.” 5237 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.” 5237 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.” 5237 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklayan kimseye üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.” 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesi şöyledir:“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; … Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308), Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),…”
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/2809
Başvurucu, hakkında açılan dava kapsamında tutuklu devam eden yargılama nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma hakkı başta olmak üzere anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
1
Başvuru; terör örgütü kurma ve yönetme, terör propagandası yapma ve terörizmin finansmanı suçlarından dolayı başlatılan bir ceza soruşturması sırasında verilen kayyım atama kararı nedeniyle mülkiyet hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 6/5/2016 tarihlerinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. FETÖ/PDY Yapılanmasına ve Darbe Girişimine İlişkin Genel Bilgiler Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasına (PDY) ve darbe girişimine ilişkin genel bilgiler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12- FETÖ/PDY'nin mali yapılanmasına ilişkin genel bilgiler için bkz. Hamdi Akın İpek, B. No: 2015/17763, 24/5/2018, § B. Bireysel Başvuruya İlişkin Süreç Başvurucu, Belçika merkezli bir şirkettir. Başvurucu, olay tarihinde gazete ve dergi dağıtımı ile matbaacılık alanında faaliyet gösteren Cihan Medya Dağıtım Anonim Şirketinin (Şirket) %99,80 oranındaki hissedarıdır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 3/3/2016 tarihinde daha önce kayyım atanmış olan Feza Gazetecilik A.Ş. ile hukuki ve fiilî irtibatı bulunduğunu belirterek Şirkete 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesi gereğince kayyım atanmasını talep etmiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği 11/3/2016 tarihinde talebi kabul ederek başvurucunun ortağı olduğu Şirkete kayyım atanmasına karar vermiştir. Kararda, kayyım olarak atanan kişilerin yönetim organının tüm yetkilerine sahip olduğu belirtilerek Şirketin yönetim organının yetkilerinin tümü ile bu kayyımlara devredildiğine yer verilmiş ve yeni yönetim organının bu kayyımlarca oluşturulmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde;i. FETÖ/PDY ile eylem ve fikir birliği içerisinde olduğundan bahisle hakkında kayyım atama tedbiri uygulanan Feza Gazetecilik A.Ş.nin 2007 yılında kurulan Şirkete 2010 yılında 000 TL ile hissedar olduğu, 2014 yılında yine 000 TL ile hisselerini devrettiği, aradan geçen dört yıllık zamanda hiçbir değer artışı yapılmadığı, satılan hissenin değeri hususunda bir çalışma yapılmadığı,ii. Adana ve Trabzon tesislerinin Şirkete satıldığı, Şirket ile Feza Gazetecilik A.Ş. arasında düşük bedelli ve uzun vadeli çekler keşide edildiği, iki şirketin akdettiği matbaa kira sözleşmelerinde fahiş kira bedellerinin gösterildiği, satışlar sonucunda Şirketin Feza Gazetecilik A.Ş.ye 000 TL ödediği, buna karşılık Feza Gazetecilik A.Ş.nin sattığı gayrimenkullere ödediği kira miktarının 000 TL olduğu,iii. Zaman gazetesini dağıtım ve abonelik işlerinin Şirket tarafından yapıldığı,iv. Feza Gazetecilik A.Ş.ye ait bütün aktiflerin ortaklar ve yönetin kurulunun finansal operasyonları ile Şirkete mal kaçırma amacıyla hileli bir şekilde devredildiği, Feza Gazetecilik A.Ş. ve Şirket ile diğer bazı şirketlerin yapılanma şekli, idari ve mali işleri, finansal ve bilgi işlemlerinin ortak olduğu, söz konusu şirketlerin aynı binada bulunduğu,v. Şirketin 1/12/2015 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'ne göre Belçika uyruklu başvurucu şirket ile ortak olduğu belirtilmiştir. Başvurucu kayyım atama kararına itiraz etmiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği 25/3/2016 tarihinde kayyım atama kararının usul ve yasaya aykırılık içermediğini belirterek itirazı reddetmiştir. Nihai karar başvurucuya 8/4/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bireysel Başvuru Sonrası Süreç 1/9/2016 tarihli ve 29818 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanan 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında KHK'nın maddesi ile kayyımlık yetkisinin devri ve tasfiyesi düzenlenmiştir. Bu maddede daha önce kayyım atanmasına karar verilen şirketlerde görev yapan kayyımların yetkilerinin hâkim veya mahkeme tarafından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) devredileceği ve devir ile birlikte kayyımların görevlerinin sona ereceği hükme bağlanmıştır. Şirket, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin 4/11/2016 tarihli kararı ile TMSF'ye devredilmiştir. İlgili hukuk için bkz. Hamdi Akın İpek, §§ 35-
İfade özgürlüğü
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/8966
Başvuru, terör örgütü kurma ve yönetme, terör propagandası yapma ve terörizmin finansmanı suçlarından dolayı başlatılan bir ceza soruşturması sırasında verilen kayyım atama kararı nedeniyle mülkiyet hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru, ruhsatsız olan binanın yıkılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 15/4/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Ankara ili Altındağ ilçesi Yıldıztepe (Güneşevler) Mahallesi 23791 ada 5 parsel sayılı taşınmazın malikidir. Başvurucunun beyanına göre taşınmaz, murisi tarafından 16/8/1966 tarihinde edinilmiş ve üzerindeki bina da bu tarihten kısa bir süre sonra inşa edilmiştir. Yine başvurucu, murisi tarafından 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun hükümlerinden yararlanmak amacıyla 11/2/1985 tarihli başvurunun yapıldığını ifade etmiştir. Başvurucu, murisi tarafından Belediye İmar Müdürlüğüne yapılan 31/3/1983 tarihli başvuru neticesinde başvuru masrafı olarak 000 TL'nin Belediye İmar Müdürlüğünün Ziraat Bankası hesabına yatırıldığını belirtmiştir. Altındağ Belediyesi (Belediye) tarafından imar uygulaması sonucunda başvurucuya ait taşınmaz üzerindeki gecekondunun bir kısmının imar yolunda kaldığı gerekçesiyle bu kısmın yıkımına ve yine bu kısımda kalan ağaçların da kaldırılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, yıkım kararı üzerine 26/6/2007 tarihinde Ankara Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak taşınmaz üzerindeki yapı ve ağaçların değerinin tespitini talep etmiştir. Tespit talebi üzerine alınan bilirkişi raporunda, binanın imar yolunda kalan kısmının yapı değeri ile yıkımdan arta kalan kısmının kullanılabilir hâle getirilmesi için gerekli masrafın toplamının 779,25 TL; taşınmaz üzerindeki ağaç bedellerinin ise 320 TL olduğu tespit edilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde binanın hangi tarihte yapıldığına ilişkin bir bilgi yer almamaktadır. Diğer taraftan başvurucunun binanın 1983 yılı öncesinde yapıldığına ilişkin beyanına karşı idare tarafından derece mahkemelerine bir itirazda bulunulmamıştır. Binanın yıkım tarihi de yine başvuru formu ve eklerinden anlaşılmamakla birlikte yıkım işlemi üzerine başvurucu tarafından 2007 yılında dava açıldığı dikkate alındığında söz konusu yapının belirtilen tarihler arasında en az yirmi dört yıl süre boyunca kullanıldığı değerlendirilmiştir. Başvurucu, imar uygulaması kapsamında yıkım nedeniyle oluşan zararının tazmin edilmemesi nedeniyle 27/12/2007 tarihinde Belediye aleyhine alacak davası açmıştır. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi davanın idari yargının görev alanına girip girmediği noktasında karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. Danıştay Başsavcılığının 21/7/2008 tarihli kararıyla olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılarak dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi yönünde hüküm tesis edilmiştir. Mahkemece bu karar doğrultusunda 6/11/2008 tarihli kararıyla görevsizlik kararı verilerek dosyayı Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesinin 2/3/2009 tarihli kararıyla davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu karara bağlanmıştır. Bu karar üzerine davaya Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) devam edilmiştir. Başvurucu; anılan davada 2981 sayılı Kanun kapsamındaki imar affı hükümlerinden yararlanmak istemiyle murisi tarafından süresi içinde başvuru yapıldığını, başvuru masrafının ödendiğini, 2981 sayılı Kanun'un maddesinde düzenlenen hak sahibi olamayacak kişiler kapsamında olmadığını öne sürmüştür. Başvurucu, taşınmaz üzerindeki binanın 1/10/1983 tarihinden önce yapıldığının murisi tarafından yapılan başvuru üzerine Belediye tarafından tespit edildiğini belirtmiştir. Davalı Belediye, başvurucunun bu yöndeki beyanlarının aksine bir şey söylememektedir. Belediye; davaya karşı savunmasında, başvuruya konu taşınmaz için geçerli bir imar affı müracaatının bulunmadığını ileri sürmüştür. Mahkeme 26/7/2011 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda, imar planı kapsamında yol olarak belirlenen alan üzerinde yer alan yapının ruhsatsız olmasına rağmen imar affı yasasından yararlanan bir yapı olması durumunda enkaz bedelinin ödenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Fakat Mahkeme kararında, başvurucu tarafından imar affından yararlanmak amacıyla yapılan bir başvurunun olup olmadığı ve bu konunun akıbeti hakkında herhangi bir değerlendirmeye yer verilmemiştir. Sonuç olarak görev ve sorumluluğu bulunan idare açısından gecekondunun yıkılmasının hizmet kusuru olarak değerlendirilemeyeceği, yapının yıkımı nedeniyle oluşan zararın idare tarafından tazmin edilmesinin hukuken mümkün olmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucunun temyiz talebi Danıştay Ondördüncü Dairesinin 16/4/2014 tarihli kararıyla reddedilmiş, karar onanmıştır. Karar düzeltme isteminin de aynı Dairenin 25/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmesi üzerine karar kesinleşmiştir. Nihai karar, başvurucu vekiline 17/3/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 15/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 13/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun "Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapılar" kenar başlıklı maddesi şöyledir:  “Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshasıda muhtara bırakılır.Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir.Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir.” 2981 sayılı Kanun’un "Bu Kanun hükümlerinden yararlanamayacak olanlar" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:  “Aşağıdaki durumlara uyan yapılar bu Kanun hükümlerinden yararlanamazlar:....10 Kasım 1985 tarihinden sonra yapılan gecekondular ile inşaasına başlanan imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı yapılar ve (...) (1) Çanakkale Boğazında 2 Haziran 1981 tarihinden sonra yapılan gecekondular ile 1 Ekim 1983 tarihinden sonra inşasına başlanan imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı yapılar”.B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında, mülkiyet hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak özerk bir yorum esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129). AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak müdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin anlamı kapsamında bir mülk ile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir meşru beklenti de mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], B. No: 44912/98, 28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. Pine Valley DevelopmentsLtd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87, 29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No: 17849/91, 20/11/1995, § 31). Öneryıldız/Türkiye kararına konu olayda, Ümraniye çöplüğünde meydana gelen metan gazı patlaması sonucu gerçekleşen toprak kayması dolayısıyla başvurucuya ait gecekondu zarar görmüştür. AİHM, başvurucunun konutunun bulunduğu taşınmazın Hazineye ait olduğunu ve bir gün bu taşınmazı devralma beklentisinin mülk teşkil etmediğini kabul etmiştir. Ancak AİHM, 1988 yılında ruhsatsız olarak inşa edilmesinden 1993 yılında meydana gelen kazaya kadar belediye makamlarınca anılan taşınmazda bulunan gecekondunun yıktırılmadığına dikkat çekmiştir. Kararda; yetkili makamların başvurucu ve yakın akrabalarının bu evde oluşturdukları toplum ve aile çevresinde hiç rahatsız edilmeden yaşamasına izin verildiği, üstelik başvurucudan emlak vergisi alındığı ve ücret karşılığında başvurucunun kamu hizmetlerinden yararlanmasının sağlandığı belirtilmiştir. AİHM bu sebeple yetkili makamların başvurucu ve akrabalarının meskenleri ile taşınır mallarında mülkiyet hakkına ilişkin bir menfaate (proprietary interest) sahip olduğunun fiilî (de facto) olarak kabul edildiği tespitinde bulunmuştur. AİHM; imar uygulamaları bakımından belirli bir takdir yetkisi olduğunu ancak bu takdir hakkının zamanında, uygun ve hepsinden önemlisi tutarlı bir şekilde harekete geçme yükümlülüğünü sona erdirmeyeceğini belirtmiştir. AİHM'e göre somut olayda bu yükümlülüğe uyulmadığı gibi kaçak yapıları engellemeye yönelik kanunların uygulanmasında oluşturulan belirsizliğin başvurucunun meskenine ilişkin durumun bir gece içinde değişebileceğini sanmasına neden olması mümkün değildir. AİHM, başvurucunun meskenine yönelik mülkiyet hakkına ilişkin menfaatinin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin ilk cümlesi çerçevesinde önemli bir menfaat ve dolayısıyla bir mülk oluşturduğu sonucuna varmıştır (Öneryıldız/Türkiye, §§ 124-129). Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye (B. No: 22035/10, 15/11/2016) kararına konu olay, 1997 yılında yaptırılan başvuruculara ait konutun bir okul inşaatı sırasında zarar görmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Bu olayda derece mahkemeleri konutun ruhsatsız olduğu gerekçesiyle başvurucuların tazminat taleplerini reddetmişlerdir. Öneryıldız/Türkiye kararına atıfla ruhsatsız olarak yapılmış olsa da kamu makamlarınca bu yapının yıktırılmadığı veya yıkımı yönünde bir işleme de girişilmediğine dikkat çekilerek tapuya tescil edilen konut yönünden başvurucuların Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin birinci paragrafında ifade edilen anlamda mülk teşkil edebilecek menfaatlerinin olduğu belirtilmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 40-47). AİHM; başvuruyu genel ilke niteliğindeki mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına ilişkin birinci kural çerçevesinde incelemiş (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 52, 55), müdahalenin kanuni dayanağının çevreyi korumak yönünde bir meşru amacı içerdiğini kabul etmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 68, 69). Ancak AİHM'e göre somut olayın koşullarında oluşan maddi zarara rağmen başvurucuların tazminat taleplerinin reddedilmesi, başvurucuların mülkiyet hakkı kapsamındaki menfaatleri ile kamunun yararı arasındaki adil dengeyi bozmuş; başvuruculara aşırı ve olağan dışı bir külfet yükletilmesine yol açmıştır. AİHM, bu gerekçelerle başvurucuların mülkiyet haklarının ihlaline karar vermiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 70, 71).
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/6427
Başvuru, ruhsatsız olan binanın yıkılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, açılan tazminat davasında uyuşmazlığın esasına etkili iddianın karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu ve babası aleyhine 24/1/2014 tarihinde sözleşmeden kaynaklanan tazminat davası açılmıştır. Davayı inceleyen Konya Asliye Hukuk Mahkemesi 10/5/2016 tarihli kararıyla davayı kısmen kabul etmiştir. Kararın gerekçesinin ve hükmün ilgili kısmı şöyledir:"...Mahkememizce toplanan delillerin ele alınarak yapılan değerlendirilmesinde; dava konusu taşınmazın 2007 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile satıcı Esin Doğanay tarafından alıcı [A.A.ya] satıldığı, sözleşmede kefil olarak [nin de] imzasının bulunduğu, S.S. [] Konut Yapı Kooperatifi tarafından davacıya dava konusu taşınmazın mülkiyetinin kooperatife ait ancak kura sonucu Esin Doğanay adına tekabül ettiği ve Esin Doğanay'ın üyelikten ihraç edildiği ve davacının daireyi tahliye etmesine dair ihtarname gönderildiği, davacı vekili tarafından davalılara borçlarını ödemeleri için ihtarname gönderildiği ancak davalılar tarafından borcun ödenmediği, davacının daireye oturduktan sonra evin tamamlanması için 630 TL masraf yaptığının bilirkişi raporuyla tespit edildiği anlaşılmakla davanın kısmen kabulüne ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/25477
Başvuru, açılan tazminat davasında uyuşmazlığın esasına etkili iddianın karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru; Cizre'de uygulanan sokağa çıkma yasağı sırasında tıbbi yardım ve tedavi sağlanmaması ve güvenlik kuvvetlerinin güç kullanımı neticesi ölüm meydana gelmesi nedeniyle yaşam hakkının ve bu hak bağlamında etkili soruşturma yapma yükümlülüğünün, sokağa çıkma yasağı uygulaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, cenazelerin bulundukları sıradaki fiziksel durumları, cenazeleri teslim alırken ve defin için dinî merasim sırasında yaşanan zorluklar nedeniyle kötü muamele yasağı, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile din ve vicdan özgürlüğünün, Av. Ramazan Demir’in bazı başvurucular adına Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine geçici tedbir talebiyle bireysel başvurular yapmasının ardından bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanması nedeniyle bireysel başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Anayasa Mahkemesine 27/1/2016-26/12/2019 tarihleri arasında kişi ve konu bakımlarından bağlantılı görülen bireysel başvurular yapılmıştır. Bu kapsamda 17/11/2017 tarihinde Cizre'de uygulanan sokağa çıkma yasağı sırasında B.K.nın güvenlik güçlerinin güç kullanımı sonucu ölümü nedeniyle yaşam haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Gazal ve Reşit Kolanç tarafından yapılan bireysel başvuru 2017/37897 bireysel başvuru numarası üzerinden değerlendirilmeye başlanmıştır. Av. Ramazan Demir ve Av. Gülşen Özbek 27/1/2016 tarihinde, aralarında Mehmet Tunç ile Asya Yüksel'in de bulunduğu on dört kişinin Cizre ilçesinde bir binada yaralı şekilde mahsur kaldığı, tıbbi yardıma ihtiyaç duymasına karşın bölgede devam eden silahlı çatışmalar ve uygulanmakta olan sokağa çıkma yasağı nedeniyle dışarı çıkamadığı iddialarını dile getirerek geçici tedbir uygulanması talebiyle bireysel başvuruda bulunmuştur. Belirtilen başvuru 2016/1652 bireysel başvuru numarasıyla değerlendirmeye alınmış ve başvurucu vekillerinden eksikliklerin giderilmesi istenmiştir. İlerleyen süreçte Mehmet Tunç ve Asya Yüksel'in hayatlarını kaybettiği anlaşılmıştır. Eksiklik bildirimine verilen cevapta Mehmet Tunç'un ölümü nedeniyle başvuruya babası Ahmet Tunç ile eşi Zeynep Tunç ve Asya Yüksel'in ölümü nedeniyle başvuruya babası Abdulkerim Ürün'ün devam edeceği, ayrıca bu kişileri Anayasa Mahkemesinde Av. Ramazan Demir, Av. Benan Molu ve Av. Hüseyin Tül'ün temsil edeceği bildirilmiştir. Bu gelişmeler üzerine aynı tarih ve yerde gerçekleştiği iddia edilen diğer ölüm olaylarına ilişkin başvurularla birlikte değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek Mehmet Tunç (Ahmet Tunç ve Zeynep Tunç tarafından takip edilen) ve Asya Yüksel'in (Abdulkerim Ürün tarafından takip edilen) bireysel başvuruları 2016/1652 sayılı dosyadan ayrılmış; 2017/37897 numaralı somut başvuru ile birleştirilmiştir. Ayrıca devam eden süreçte Mehmet Tunç'un ölümü ile ilgili olarak babası Ahmet Tunç, annesi Esmer Tunç, eşi Zeynep Tunç ve çocukları Çiğdem Tunç, Evin Tunç, Barış Tunç ve Serhat Tunç; Av. Ramazan Demir, Av. Hüseyin Tül, Av. İlyas Tarım ve Av. Nevroz Uysal eliyle yeni bir bireysel başvuruda bulunmuştur. 2018/22599 bireysel başvuru numarasına kaydedilen bu başvuru da kişi ve konu bakımından birlikte değerlendirme gereği nedeniyle 2017/37897 numaralı somut başvuru dosyası ile birleştirilmiştir. Av. Ramazan Demir ve Av. Banu Güveren 9/2/2016 tarihinde, aralarında Yasemin Çıkmaz ile Serdar Özbek'in de bulunduğu dokuz kişinin Cizre ilçesinde bir binada yaralı şekilde mahsur kaldığı, tıbbi yardıma ihtiyaç duymasına karşın bölgede devam eden silahlı çatışmalar ve uygulanmakta olan sokağa çıkma yasağı nedeniyle dışarı çıkamadığı iddialarını dile getirerek geçici tedbir uygulanması talebiyle bireysel başvuruda bulunmuştur. Yasemin Çıkmaz adına babası Abdullah Çıkmaz, Serdar Özbek adına babası Abdulkerim Özbek'in yaptığı bu başvuru 2016/2602 bireysel başvuru numarasıyla değerlendirmeye alınmış ve başvurucu vekillerinden eksikliklerin giderilmesi istenmiştir. İlerleyen süreçte Yasemin Çıkmaz ve Serdar Özbek'in hayatlarını kaybettiği anlaşılmıştır. Eksiklik bildirimine verilen cevapta Yasemin Çıkmaz'ın ölümü nedeniyle başvuruya babası Abdullah Çıkmaz, Serdar Özbek'in ölümü nedeniyle başvuruya babası Abdulkerim Özbek'in devam edeceği, ayrıca bu kişilerin vekilliği görevini Av. Ramazan Demir, Av. Benan Molu ve Av. Hüseyin Tül'ün yerine getireceği bildirilmiştir. Bu gelişmeler üzerine aynı tarih ve yerde gerçekleştiği iddia edilen diğer ölüm olaylarına ilişkin başvurularla birlikte değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek Yasemin Çıkmaz ve Serdar Özbek'in (Abdullah Çıkmaz ve Abdulkerim Özbek'in takip ettiği) bireysel başvuruları 2016/2602 sayılı dosyadan ayrılmış ve somut başvuru ile birleştirilmiştir. Ayrıca devam eden süreçte Yasemin Çıkmaz'ın ölümü ile ilgili olarak babası Abdullah Çıkmaz ve Serdar Özbek'in ölümü ile ilgili olarak babası Abdulkerim Özbek ve eşi Buşra Özbek; Av. Ramazan Demir ve Av. Hüseyin Tül eliyle yeni bireysel başvurularda bulunmuştur. Sırasıyla 2017/14431 ve 2017/27999 bireysel başvuru numaralarına kaydedilen bu başvurular da kişi ve konu bakımından birlikte değerlendirme gereği nedeniyle 2017/37897 numaralı somut başvuru dosyası ile birleştirilmiştir. Son olarak B.nin ölümüyle ilgili olarak babası Tacettin Benzer tarafından yapılan, kişi ve konu bakımından bağlantılı görülen 2020/897 numaralı bireysel başvuru 2017/37897 numaralı somut başvuru ile birleştirilmiştir. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Birinci Bölüm tarafından 4/5/2020 tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. Başvuru formu ve ekleri, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) ve açık kaynaklardan elde edilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Mehmet Tunç, Asya Yüksel, Yasemin Çıkmaz, Serdar Özbek, B.K., ve B. Şırnak'ın Cizre ilçesinde sokağa çıkma yasağı uygulandığı dönemde güvenlik güçlerinin PKK/KCK terör örgütü mensuplarına yönelik düzenlediği operasyonun ardından 9/2/2016 tarihinde Cudi Mahallesi Niran Sokak 7 No.lu binada yapılan aramada ölü olarak bulunmuştur. Cizre ve Şırnak Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından başvurucuların yakınlarının ölü bulunması olayıyla ilgili yürütülen soruşturmalar, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesiyle neticelenmiştir. Başvuruya konu olayların anlatımından önce bu olaylar öncesinde yaşanan gelişmelerin açıklanması gerekmektedir.A. Olayların Arka Planı PKK/KCK Terör Örgütü, Çözüm Süreci ve 6-7 Ekim Olayları Türkçe adı Kürdistan İşçi Partisi olan PKK'nın silahlı bir terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün gerçekleştirdiği terörist şiddet; bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene, millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağır bir tehdit oluşturmaktadır. Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör, onlarca yıldır ülkemizin hayati bir sorunu hâline gelmiştir. PKK terör örgütü, belirli dönemlerde saldırılarına ara vermişse de hiçbir zaman silah bırakma ve militanlarını dağıtma yoluna gitmemiştir. Kurulduğu 1978 yılından itibaren çeşitli isimler altında varlığını devam ettiren örgütün 1984 yılında başlayan silahlı terör eylemleri nedeniyle 000'in üzerinde insan hayatını kaybetmiştir. 2002 yılında KADEK, 2003 yılında KONGRA-GEL ve 2007 yılında KCK isimlerini alan örgüt Suriye, İran, Irak ve Türkiye'nin bir kısmında bağımsız ve konfederatif bir devlet kurmayı amaç edinmiştir. KCK Sözleşmesi adıyla sözde bir anayasa hazırlayan PKK/KCK terör örgütü bu belgede amaçlarını, yönetim şemasını ve eylem biçimlerini açıklamıştır. Türkiye, PKK kaynaklı terör eylemlerinin sona erdirilmesi için yürütülen güvenlik operasyonlarının yanı sıra 2009 yılından itibaren bir demokratik açılım süreci başlatmıştır. Millî birlik ve kardeşlik projesi veya çözüm süreci olarak da adlandırılan bu çalışmalar 13/11/2009 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda tartışılmış; sürece sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, gazeteciler, yazarlar ve akademisyenlerin katılımı sağlanmıştır. 1/10/2012 tarihinde demokratikleşmeye ilişkin 63 maddelik bir yol haritası açıklanmış, bu yol haritasında belirtilen ilkeler doğrultusunda çeşitli yasal değişiklikler yapılmıştır. 2013 yılı Nisan ayında süreci geniş toplumsal kesimler ile paylaşmak amacıyla Akil İnsanlar Heyeti adıyla bir heyet oluşturulmuş ve bu Heyet daha sonra çalışmaları hakkında bir rapor hazırlamıştır. Aynı tarihlerde TBMM bünyesinde çözüm sürecinin değerlendirilmesine ilişkin bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuş ve ayrıca sürecin önemli bir parçası olarak PKK terör örgütü üyelerinin Türkiye dışına çıkmaları için idari düzenlemeler yapılmıştır. Silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşleri ile sosyal yaşama katılım ve uyumlarının temini için gerekli tedbirleri alma görevi yükleyen 10/7/2014 tarihli ve 6551 sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun 16/7/2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bütün bu gelişmelere karşılık olarak PKK terör örgütü 21/3/2013 tarihinde PKK, KCK ve HPG [Halk Savunma Güçleri (PKK terör örgütünün askerî kanadı)] olarak tek taraflı eylemsizlik ve ateşkes ilan ettiğini, 8/5/2013 tarihinde de silahlı unsurlarını Türkiye dışına çıkarmaya başladığını duyurmuştur. Bir taraftan yukarıda yer verilen çözüm sürecine ilişkin gelişmeler yaşanırken bir taraftan da 2011 yılında Orta Doğu’da yaşanan siyasi istikrarsızlık ve şiddet olaylarına -özellikle Suriye’de başlayan iç savaşa- bağlı olarak PKK terör örgütünün eylemleri şiddetini artırmıştır. 2012 yılında kırsal alanda yapılan güvenlik operasyonlarında PKK/KCK terör örgütü ağır kayıplar vermiş ve bu kayıpların ardından çözüm süreci görüşmelerini kabul edeceğini bildirmiştir. Öte yandan 2012 yılında örgütün yöneticilerinden Abbas kod adlı Duran Kalkan tarafından yazılan ve “Kıra Dayalı Şehir Gerillacılığı” başlığı taşıyan bir dokümanda yer alan ifadelerden örgütün kırsal alandaki faaliyetlerini şehir merkezlerine taşımak üzere bir strateji değişikliğine gittiği anlaşılmıştır. Söz konusu dokümanda, örgüt tarafından “Devrimci Halk Savaşı” olarak adlandırılan bu strateji çerçevesinde sivil halkın yaşadığı yerleşim merkezlerine taşınacak silahlı çatışmalarla şehirlerin bir savaş alanı hâline getirilmesi istenmektedir. Yine Duran Kalkan tarafından yayımlanan “Dördüncü Stratejik Dönem ve Devrimci Halk Savaşı” adlı başka bir dokümanda demokratik özerkliğin hayata geçirilmesine dair ilke ve talimatlar yer almıştır. Bu dokümana göre yedi boyutu bulunan demokratik özerklikte devletin yargı sistemi durdurularak yerine KCK’nın yargı sistemi örgütlenecektir. Belgede ayrıca öz savunma birlikleri kurularak demokratik özerklik ilan edilen yerlerde güvenlik ve asayişin bu birimler eliyle sağlanması gibi talimatlar yer almıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığının terör örgütünün yukarıda anlatılan yeni stratejisi çerçevesinde kurduğu Demokratik Kent Meclisleri hakkındaki 3/2/2012 tarihli değerlendirme yazısının sonuç kısmı şöyledir: “Terör örgütünün KCK sistemiyle hedeflediği konfederal Devlet yapılanmasına ulaşmak için halihazırdaki Devlet yapılanmasına alternatif yapılar oluşturmaya çalıştığı, (sözde) Demokratik Kent Meclisleri yapılanmasıyla tüm bu yapıları bir merkezden kontrol etmeye çalıştığı, (sözde) Demokratik Özerklik hedefine ulaşmak için (sözde) Devrimci Halk Savaşı Stratejisini başlatmayı ve müzahir kitleleri ‘kent isyanları’ olarak nitelediği, bir direnişe hazırlamayı planladığı, müzahir kitlelerin Devlete ihtiyaç duymadan yaşamlarını devam ettirmelerine imkân verecek diğer bazı yapılanmalar aracılığıyla (güvenlik, sağlık, eğitim, yargı vb.) da isyan bilincinin kuvvetlendirilmeye çalışıldığı, hedefler kapsamında Kent Meclisleri-Kent Konseyleri-İl Konseyleri-İlçe Meclisleri-Mahalle Meclisleri gibi yapılara rollerin verildiği ve tüm yapılanmaların teröristbaşı tarafından verilen ‘özerkliğin fiilen inşa, edilmesi’ talimatına uygun bir şekilde hayata geçirilmeye çalışıldığı değerlendirilmektedir.” PKK terör örgütü yukarıda yer verilen talimat ve belgelerde belirtilen hedefleri doğrultusunda 2013 yılı Şubat ayında yerleşim merkezlerinde YDG-H (Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) adıyla yeni bir oluşuma gittiğini açıklamıştır. 2013 yılı yaz aylarından itibaren YDG-H içinde Asayiş Birimi adı verilen silahlı unsurların video görüntüleri internet üzerinden yayımlanmaya başlanmıştır. 25/6/2013 tarihinde gençlerden oluşan, başlarında yüzlerini de gizleyen poşu diye tabir edilen örtüler ve üzerilerinde “asayiş” yazan siyah tişörtler bulunan kalabalık bir grubun yemin töreni görüntüleri servis edilmiştir. Askerî nizamda gerçekleşen bu törende YDG-H mensuplarının PKK terör örgütünün daha kıdemli üyelerine tekmil vererek bir belge aldıkları görülmektedir. İlerleyen aylarda benzer kıyafetleri giyen silahlı YDG-H mensuplarının kimlik kontrolü ve arama yapma, yol kesme, araç yakma, insan kaçırma şeklindeki eylemlerinin görüntüleri PKK terör örgütü tarafından internet üzerinden kamuoyuyla paylaşılmaya devam edilmiştir. 7/11/2014 tarihinde Cizre ilçesi Nur Mahallesi'nde başından vurularak öldürülen ve cesedi sokakta bırakılan 22 yaşındaki A.B.nin cinayeti YDG-H’ye bağlı Botan Şehit Reber Timi tarafından üstlenmiştir. Suriye'nin Türkiye sınırında bulunan Ayn el Arap (Kobani) kentinde PKK'nın Suriye kolu PYD-YPG ile DAEŞ arasındaki çatışmalar 2014 yılının Eylül ayı sonunda ve Ekim ayı başında yoğunlaşmıştır. PKK terör örgütünün Kobani’deki PYD-YPG gruplarına Türkiye üzerinden silah nakline izin verilmediği bahanesiyle yaptığı kışkırtma ile bazı yerleşim merkezlerinde çeşitli şiddet hareketleri yaşanmaya başlamıştır. 30 Eylül'de Cizre'de YDG-H üyeleri yolları barikat kurularak kapatmış, yoldan geçen araçlara kimlik kontrolü yapmış; polise taş, ses bombası, havai fişek ve molotofkokteyli ile saldırı düzenlemiştir. PKK yöneticilerinden Murat Karayılan sosyal medya hesabından 5/10/2014 günü saat 07'de "Gençleri kadınları 7’den 70 e herkesi Kobane'ye sahip çıkmaya onurumuzu namusumuzu korumaya metropolleri işgal etmeye çağırıyoruz." şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Murat Karayılan'ın şehirlerin işgal edilmesini talep ettiği bu açıklamasını 6-7-8/10/2014 tarihlerinde PKK bağlantılı internet sitelerinde yayımlanan YDG-H ve KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığının benzer açıklamaları izlemiştir. Örnek olarak bir internet sitesinde PKK gençlik yapılanması adına yapılan "Kürdistan'da Devlet Namına Bir Şey Kalmamalı" başlıklı açıklamada şu ifadelere yer verilmiştir: "Kürt gençlik hareketi Komalen Ciwan devrim halk savaşını her alanda güçlü yürütme çağrısında bulunarak, Devletin Kürdistan'da hiçbir meşruiyeti kalmamıştır, kalmamalıdır da, yasaklarla Kürdistan'ı zindana çevirmeye çalışan kararlarına karşı Kürdistan'ı onlar için zindanı çevirmeli, mezar etmeli. Kürdistan'da devlet namına bir şey kalmamalıdır.” Ayrıca Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulunca 6/10/2014 tarihinde bir sosyal medya sitesi üzerinden "Şu anda toplantı halinde olan HDP MYK'dan halklarımıza acil çağrı, Kobani'de durum son derece kritiktir. IŞİD saldırılarının ve AKP iktidarının Kobani'ye ambargo tutumunu protesto etmek üzere halklarımızı sokağa çıkmaya ve sokağa çıkmış olanlara destek vermeye çağırıyoruz." şeklinde bir paylaşım yapılmıştır (Ayhan Bilgen [GK], B. No: 2017/5974, 21/12/2017, §§ 12-14). Bu gelişmelerin ardından günlerce devam eden ve kamuoyunda 6-7 Ekim olayları olarak adlandırılan terör ve şiddet eylemleri ortaya çıkmıştır (6-7 Ekim olayları ile ilgili açıklamalar için ayrıca bkz. Selahattin Demirtaş [GK], B. No: 2016/25189, 21/12/2017, §§ 24-30). 6-7 Ekim olayları sırasında Cizre’nin de aralarında olduğu bazı merkezlerde terör örgütü mensupları yollara patlayıcı madde ile doldurdukları barikatlar kurmak ve hendek kazmak suretiyle yalıtılmış bölgeler oluşturmaya çalışmıştır. Çeşitli kuruluşlar tarafından verilen sayılar arasında farklılıklar olsa da kamu makamlarının ve soruşturma mercilerinin tespitlerine göre 36 ayrı il ve toplam 135 yerleşim merkezinde gerçekleştirilen şiddet eylemleri sonucunda iki güvenlik görevlisi şehit olmuş, 331 güvenlik görevlisi yaralanmıştır. Olaylarda 35 sivil hayatını kaybederken 426 sivil yaralanmıştır. 197 okul yakılmış, 269 kamu binası tahrip edilmiş, sivil kişilere ait 731 ev ve iş yeri yağmalanıp yakılmış, 737’si kamuya ait 881 araç kullanılamaz hâle getirilmiştir (Ayhan Bilgen, §§ 15, 16). Bu olaylar sırasında Diyarbakır'da Kurban Bayramı'nda et dağıtmak isteyen 16 yaşındaki Y.B., R.G., A. ve H.G. bir grubun silah, taş, sopa ve kesici aletli saldırısına uğramaları sonucu sığındıkları binanın üçüncü katında linç edilerek öldürülmüştür. Binadan atılan Y.B. ve arkadaşlarının cesetlerine işkence yapıldığı, Y.B.nin cesedinin üzerinden arabayla geçildiği, A.nin başının taşla ezildiği haberleri ve olaya ilişkin görüntüler basına yansımış; bu olaylar nedeniyle açılan kamu davasında yargılananlardan 15 kişi canavarca hisle çocuğa karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir (PKK/KCK terör örgütü, çözüm süreci ve 6-7 Ekim olayları ile ilgili açıklamalar için ayrıca bkz. Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 8-27)). "Öz Yönetim" İlanları ve Hendek Olayları 11/10/2014 tarihinde PKK terör örgütü yöneticilerinden Cemil Bayık daha önce Türkiye dışına çıkardıkları tüm silahlı PKK unsurlarını Türkiye’ye geri gönderdiklerini açıklamıştır. Bu açıklamaya rağmen çözüm süreci çeşitli kurum ve heyetlerin görüşmeleri ile devam etmiştir. Ancak Türkiye’nin PKK/KCK’nın silah bırakması talebine karşı örgüt tarafından 12/6/2015 tarihinde “Şunu açıkça vurgulamalıyız ki, PKK'nın Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi bırakma konusu ve bunun iradesi tamamen bize aittir… HDP’nin ve Öcalan'ın 'silah bırak' çağrısı yapmasını beklemek ve bu yönlü dayatmalarda bulunmak çözümsüzlükte ısrardır ve bunu da hareketimizin kabul etmesi mümkün değildir.” şeklinde bir açıklama yapılarak silah bırakılmayacağı bildirilmiştir. Örgüt yöneticilerinden Murat Karayılan 29/6/2015 tarihinde 6-7 Ekim olaylarını hatırlatarak Türkiye’nin Suriye'nin kuzeyine bir askerî müdahalede bulunması hâlinde Türkiye’nin tamamının bir savaş sahasına dönüşeceği tehdidinde bulunmuştur. PKK/KCK terör örgütü 2015 yılı Temmuz ayında ateşkesi sona erdirdiğini açıklamıştır. Türkiye, anlatılan sürecin sonucunda 2015 yılı Temmuz ayından itibaren giderek yoğunlaşan terör saldırılarına maruz kalmıştır. Örgüt yöneticilerinden Bese Hozat bir gazeteye “Yeni Süreç: Devrimci Halk Savaşıdır” başlıklı bir yazı yazarak şehirlerde devrimci halk savaşı başlatılması ve her türlü saldırıya karşı savunma geliştirilmesi çağrısında bulunmuştur. 19/7/2015 tarihinde PKK terör örgütü yöneticilerinden Cemil Bayık örgüt üyelerine silahlanma, köy, kent ve mahallelerde yer altı sistemi, tüneller ve mevzi sistemi geliştirme çağrısında bulunmuştur. PKK/KCK yöneticileri tarafından yapılan diğer çağrılarda benzer şekilde kent merkezlerindeki örgüt üyelerinin silahlanmaları ve bu yerlerde "öz yönetim" ilan edilmesi talimatları verilmiştir. Bu açıklamaların yapıldığı aynı tarihlerde Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde canlı bomba saldırısı sonucu 33 vatandaş yaşamını yitirmiştir. DAEŞ terör örgütü tarafından üstlenen bu saldırıdan iki gün sonra 22/7/2015 tarihinde Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde 24 ve 25 yaşlarındaki iki polis memuru evlerinde uyumakta iken başlarından vurularak şehit edilmiştir. Ceylanpınar saldırısı PKK/KCK terör örgütü tarafından üstlenmiş ve Suruç saldırısına misilleme olarak gerçekleştirildiği açıklanmıştır. Ceylanpınar terör saldırısı çözüm sürecini tamamen sona erdiren olay olarak kabul edilmektedir. Tırmanan terör saldırılarını PKK/KCK terör örgütünün "öz yönetim" ilanları izlemiştir. PKK/KCK terör örgütü tarafından 12/8/2015 tarihinde yapılan açıklamada “...Silopi, Cizre, Nusaybin ve Şırnak Halk Meclisleri, bundan sonra devlet kurumlarını tanımayacaklarını ve onlarla hiçbir işlerinin olmadığını, kendi işlerini kendilerinin yapacağını; kendi öz yönetimlerini kuracaklarını…” denilerek "öz yönetim" ilan edilmiştir. Açıklamada ayrıca “…öz yönetimlerine saldırıldığı takdirde meşru öz savunma haklarını kullanacakları…” belirtilmiştir. İlerleyen süreçte Siirt ve Batman illeri ile Yüksekova, Varto, Bulanık, Edremit (Van), İpekyolu, Sur, Silvan, Lice, Doğubayazıt ve Hizan ilçelerinde, ayrıca İstanbul'un Gülsuyu ve Gazi Mahallelerinde benzer açıklamalarla "öz yönetim" ilan edilmiş; böylece "öz yönetim" ilan edilen yerleşim merkezi sayısı 18’e yükselmiştir (PKK terör örgütünün devrimci halk savaşı stratejisi ve "öz yönetim" çağrıları hakkında detaylı açıklamalar için ayrıca bkz. Seyid Narin [GK], B. No: 2018/20156, 18/5/2022, § 24). "Öz yönetim" ilan edilen bölgelerde Öz Savunma Birlikleri (ÖSB) adı altında silahlı gruplar oluşturan PKK terör örgütü, bu gruplar ve YDG-H eliyle yollara barikat kurma, hendek kazma ve tünel açma gibi eylemlerde bulunmuştur. İlerleyen süreçte bu eylemlere kırsal alandan gelen üyelerin de katılmasıyla PKK terör örgütü YDG-H yapılanmasını lağvederek "öz yönetim" ilan edilen tüm bölgelerdeki silahlı birliklerini YPS (Sivil Savunma Birlikleri) çatısı altında topladığını ilan etmiştir. 25/12/2015 tarihinde YDG-H Cizre unsurları tarafından bir sosyal medya sitesi üzerinden yapılan açıklamayla Cizre’de YPS-Botan Biriminin kurulduğu ve silahlı mücadelenin artık bu birim tarafından yerine getirileceği bildirilmiştir. "Öz yönetim" ilan ettiği tüm bölgelerde benzer bir strateji ile barikat ve hendeklere patlayıcı döşeyen, yolları patlayıcı düzenek kurmak suretiyle tuzaklayan ve karargâh olarak kullandığı binaları tünel kazarak birbirine bağlayan örgüt, bu şekilde ulaşımı engellediği bölgelerde güvenlik güçleri ve sivilleri hedef alan saldırılar düzenlemiştir. Yollar, köprüler, okul ve hastaneler dâhil kamu binaları, ambulanslar dâhil kamuya ve özel kişilere ait araç ve eşyaların terör saldırılarına maruz kalması, bir kısmının tahrip edilmesi neticesi eğitim, sağlık ve ulaşım gibi temel kamu hizmetlerine erişim durma noktasına gelmiştir (Cizre Devlet Hastanesine roketatar ve uzun namlulu silahlar kullanılarak yapılan terör saldırıları ile Cizre ilçesinde terör örgütü mensupları tarafından gerçekleştirilen saldırılar, oluşturulan hendek ve barikatlarla ilgili arka plan bilgisi için ayrıca bkz. Naile Bülbül, B. No: 2018/11016, 2/2/2022, § 24; Emine Gerez ve diğerleri, B. No: 2018/37620, 2/2/2022, § 33). Bu gelişmelerin ardından "öz yönetim" ilan edilen bölgelerde terörle mücadele için geniş çaplı operasyonları başlatılmıştır. Terör saldırıları ve devamında kamu düzeninin yeniden tesisi için yapılan güvenlik operasyonlarında yüzlerce güvenlik görevlisi şehit olmuş, binlercesi yaralanmıştır (hendek olayları ile ilgili açıklamalar için ayrıca bkz. Ayşe Çelik, B. No: 2017/36722, 9/5/2019, §§ 10-13). Terörle mücadele operasyonlarının düzenlendiği bazı yerlerde ise sokağa çıkma yasakları uygulanmıştır. Bu kapsamda Şırnak Valiliği Cizre ilçesinde ilk olarak 4/9/2015 tarihinden itibaren terör örgütü mensuplarının etkisiz hâle getirilmesi, mayın ve patlayıcılarla tuzaklanmış barikat ve hendeklerin bertaraf edilmesi, vatandaşların can, mal güvenliğinin ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini açıklamıştır. Cizre'de bu tarihten itibaren çeşitli defalar kaldırılıp yeniden uygulamaya konulan ve uygulama saatleri değiştirilen sokağa çıkma yasağı 10/4/2017 tarihinde tamamen kaldırılmıştır. Başvuruya konu olayların meydana geldiği tarihte, Cizre'de 14/12/2015 günü ilan edilen ve tam gün esasına göre uygulanmakta olan sokağa çıkma yasağı devam etmektedir (Bu olaylar ve 2015-2016 yıllarında yaşanan diğer terör hadiseleri ile ilgili açıklamalar için ayrıca bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 28-32).B. Geçici Tedbir Uygulanması Talebiyle Yapılan Bireysel Başvurular 27/1/2016 Tarihinde Yapılan 2016/1652 Numaralı Bireysel Başvuru 2016 yılı Ocak ayından itibaren bazı kişi, kurum ve medya organı; Cizre’de düzenlenen güvenlik operasyonlarında yaralanan sivil kişilerin belirli binaların bodrum katlarına sığındıkları, çatışma ortamı ve sokağa çıkma yasağı nedeniyle dışarı çıkamadıkları, gıda ve sağlık yardımına ihtiyaç duydukları iddialarını dile getirmiştir. Diğer bazı basın organlarında ise bu binalarda bulunan kişilerin PKK terör örgütü mensubu olduğu, terör örgütü tarafından karargâh olarak kullanılan binaların yer altı tünel sistemi ile birbirlerine bağlı olduğu ve buralardan operasyon yapan güvenlik güçlerine ateş açıldığı iddiaları yer almıştır. 23/1/2016 tarihinde doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuran bazı avukatlar, aralarında Mehmet Tunç ve Asya Yüksel'in de bulunduğu 13 kişi ile birlikte isimleri tespit edilemeyen çok sayıda kişinin Cizre’de güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu yaralandığını, Cudi Mahallesi Caferi Sadık Sokak üzerinde bulunan bir binanın bodrum katında mahsur kalan bu kişilerin hastaneye sevklerine izin verilmediğini ileri sürerek geçici tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. AİHM, 26/1/2016 tarihinde geçici tedbir talebi konusunda karar verilmesinin ertelenmesine karar vermiştir. AİHM bu erteleme kararında, bölgedeki ağır durumun farkında olduğunu ancak silahlı çatışmaların değişken ve öngörülemez durumu gözetildiğinde henüz Türk yargısal kurumları tarafından da incelenmeyen olaylardaki bilgi yokluğunun ve olayların tam olarak anlaşılmasındaki güçlüklerin görevini engellediğini belirtmiştir. AİHM kararında ayrıca ulusal mahkemelerin yaşamları gerçek ve yakın bir tehdit altında olan kişilere koruma sağlanması için yerel makamlarla doğrudan iletişime geçme yetkileri ve olanakları olduğunu belirterek başvurucuları ivedi bir şekilde Anayasa Mahkemesinden tedbir talebinde bulunmaya teşvik etmiştir (Yavuzel ve diğerleri/Türkiye, B. No: 5317/16). Bu gelişmeler üzerine 27/1/2016 tarihinde Av. Ramazan Demir ve Av. Gülşen Özbek, aralarında Mehmet Tunç ile Asya Yüksel'in de bulunduğu on dört kişinin Bostancı Sokak 23 No.lu binada yaralı şekilde mahsur kaldığı, bu kişilerin bulundukları binanın bombalanmaya devam edildiği ve tıbbi yardıma ihtiyaç duymalarına karşılık bölgede devam eden silahlı çatışmalar ve uygulanmakta olan sokağa çıkma yasağı nedeniyle dışarı çıkamadıkları iddialarını dile getirerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuruda, Şırnak Valiliği tarafından verilen sokağa çıkma yasağı kararının uygulanmaması ve bu kişilerin yaşamları ile fiziksel bütünlüklerinin korunması konularında Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) maddesi uyarınca tedbir kararı verilmesini talep etmişlerdir. Anayasa Mahkemesi, iddialarda dile getirilen konularla ilgili olarak başvurucuların avukatları ve Şırnak Valiliğinden bilgi talebinde bulunmuştur. Bu bilgilerin temin edilmesinin ardından Anayasa Mahkemesine yapılan tedbir talebi 29/1/2016 tarihli tedbire ilişkin ara kararıyla reddedilmiştir. Ret kararında belirsizliğin ortadan kalkması durumunda kamu makamları tarafından sağlık görevlileri ve güvenlik güçlerinin yaşam hakları da dikkate alınarak başvurucuların sağlık hizmetlerine erişimi için gerekli tedbirlerin alınmasına ve Şırnak Valiliğinin gelişmelerden Anayasa Mahkemesini gecikmeksizin bilgilendirmesine karar verilmiştir. İddialarda dile getirilen olaylarla ilgili olarak Şırnak Valiliğinin 27/1/2016 tarihinde yaptığı basın duyurusu şöyledir: “İlimiz Cizre ilçesinde vatandaşlarımıza yönelik 112 acil servis ve diğer sağlık hizmetleri titizlikle ve aralıksız yürütülmektedir. Bu çerçevede 112 acil servis hizmetlerine gelen çağrılara ilgili sağlık personelimizce anında cevap verilmekte ve gereği yerine getirilmektedir.Bu bağlamda bazı basın yayın organlarında ve sosyal medyada; Cizre de bir evin bodrumunda bulunduğu iddia edilen 30 yaralıya ambulans gönderilmesine izin verilmediği yönünde çıkan haberlerin tamamı asılsız ve gerçek dışıdır. Konu ile ilgili olarak: Bölücü Terör örgütünün yaptığı patlayıcı tuzaklı barikatlar, hendekler ve ambulanslarımızla sağlık görevlilerimize yönelik silahlı saldırılar nedeni ile bahse konu adrese ambulanslarımız intikal edememiştir. Bu bakımdan ambulanslarımız en yakın yere intikal ettirilmiş ve varsa yaralıların bu noktaya getirilmesi istenilmiş, ancak tüm çabalarımıza rağmen yaralılar ve arayanlar tarafından bu çağrımıza olumlu cevap verilmemiştir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” Şırnak Valiliğinin 30/1/2016 tarihli basın duyurusu şöyledir:  “İlimiz Cizre ilçesinde vatandaşlarımıza yönelik sağlık hizmetleri 112 acil servis ve diğer sağlık birimlerince özenle ve aralıksız yürütülmektedir. Bölgede terör örgütü ile mücadele esnasında bölücü terör örgütünün yaptığı patlayıcı tuzaklı barikatlar, hendekler ile ambulanslarımız ve sağlık görevlilerimize yönelik silahlı saldırılar, sağlık hizmetlerinde personel ve ekipmanımıza büyük zorluklar yaşatmasına rağmen, sağlık ekiplerimiz büyük bir gayretle görevlerini yerine getirmektedirler. Bu bağlamda; güvenlik kuvvetlerimizin terörle mücadeleye yoğun bir şekilde devam etmesine rağmen, bölgede bir evin bodrumunda bulunduğu iddia edilen yaralılarla ilgili olarak, yaralıların yanından aradığını iddia eden ve ambulansların gelmesi halinde bulundukları bodrumdan çıkarak ambulanslara geleceklerini ifade eden kişinin talebi üzerine, bahse konu yerin yakınına kadar 10 ambulansın yanı sıra Cizre ve Şırnak Belediyelerine ait 2 hasta nakil aracı gönderilmiş, gelmeleri halinde kendilerinin sağlıklı bir şekilde hastaneye intikal ettirilecekleri söylenmiş ancak önceki günlerde olduğu gibi saatlerce beklenmesine rağmen gelmemişlerdir. Konu ile ilgili her türlü çalışma yapılmış ancak iddia edilen yaralılardan olumlu bir cevap alınamamıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” Şırnak Valiliğinin olaylarla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine 28/1/2016 tarihinde verdiği bilgiler özetle şöyledir: i. Sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgelerde terör örgütü üyelerinin saldırıları devam etmektedir. Terör örgütü, silahlı ve bombalı eylemlerle temel kamu hizmetlerinin sunulmasını engellemektedir. Sokağa çıkma yasaklarıyla, yerleşim yerleri içinde terör örgütü mensupları ile girilen silahlı çatışmalar sırasında bölgede yaşayan vatandaşlarımızın can ve mal emniyetinin sağlanması amaçlanmaktadır. ii. Şırnak Valiliği güvenlik operasyonlarının icra edileceği Silopi ve Cizre ilçelerinde yaşayan halkın temel ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli planlama ve düzenlemeleri yapmıştır. Bu kapsamda Cizre Devlet Hastanesi hizmet vermeye devam etmekte, dört eczane dönüşümlü olarak eczacılık hizmetlerini sürdürmektedir. Ambulanslar 14/12/2015 ile 27/1/2016 tarihleri arasında 295 vakaya müdahale etmiştir. 112 ve 155 yardım hatları faaliyettedir. 155 hattına başvuran tüm vatandaşlara gıda ve temel ihtiyaç malzemesi dağıtımı yapılmıştır. Bazı market ve bakkallarla birlikte ekmek fırınları açık tutulmaktadır.iii. 5/9/2015-4/1/2016 tarihleri arasında Cizre’de 112 Acil yardım hattına yapılan çağrıların %84’ü cevaplanmıştır. Sağlık personelinin yaşamlarının korunması amacıyla müdahale edilemeyen vakalara, vaka bölgesinde güvenlik sağlandıktan hemen sonra müdahale edilmektedir. Bu süreçte sağlık personeli ve ambulanslar terör örgütü tarafından birçok defa saldırıya uğramış, buna rağmen hizmetler devam etmiştir. Şırnak Valiliğinin yazı ekinde gönderdiği belgelerde yer aldığı şekliyle Cizre'de PKK terör örgütünün saldırısına uğrayan sağlık personelince düzenlenen tutanaklardan bazılarının ilgili kısmı şöyledir:  “…ekibimiz terör örgütü eli silahlı şahıslar tarafından durdurulup ambulans ekibindeki sağlık personelleri bir eve alınmıştır. 17 yaşında sağ el yaralanması olan bir hastaya ilk müdahalenin yapılması istenmiştir. Ekip terör örgütü şahıslarına hastanın hastaneye götürülmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Ancak ekibi alıkoymuşlardır. 17 yaşındaki çocuğun yakalanma kararı çıktığını, hastaneye götürdüğünüzde tutuklanacağını ve tutuklanacağı zamanda ambulans ekibini sorumlu tutacaklarını söylemişlerdir. Sağlık personeli ve ambulans şoförünün fotoğraflarını çekip ölümle tehdit etmişlerdir. 17 yaşındaki sağ el yaralanması olan hasta Şırnak Devlet Hastanesine sevk edildi. Şırnak Devlet Hastanesinden de Diyarbakır eğitim araştırma hastanesine sevk edilmiştir.""Hasta nakli için Cizre Devlet Hastanesine çıkış yapan ekibimiz Cizre Yafes Köprüsünde ateş açılmıştır. Kurşun ambulansımızın camına denk gelmiştir.""KKM’ye [KKM: 112 acil yardım hattı komuta kontrol merkezi] el yapımı patlayıcı atılmıştır. Personel zarar görmeden özel harekât polisleri tarafından tahliye edilmiştir.” Şırnak Valiliğinin verdiği bilgilere göre yaralıların bulunduğu iddia edilen bölge teröristlerin silahlı eylemlerine devam ettikleri bir bölgedir. Cudi Mahallesi'ndeki sokaklarda patlayıcı ile tuzaklanmış hendek ve barikatlar bulunmaktadır. Bölgede yüzlerini gizleyerek, sokak ve evlere kurulan barikatların arkasından güvenlik güçlerine ve sivillere ateş açan terörist unsurlarla güvenlik güçleri arasındaki çatışmalar devam etmektedir. Güvenlik operasyonlarının başladığı tarihten 28/1/2016 tarihine kadar 276 terör örgütü mensubu etkisiz hâle getirilmiş, 545 barikat açılmış, 184 hendek kapatılmış, 058 el yapımı patlayıcı düzenek etkisiz hâle getirilmiştir. Operasyonlarda 15 güvenlik görevlisi şehit olmuştur. Şırnak Valiliği, başvuruda belirtilen Cudi Mahallesi Bostancı Sokak No: 23 adresinde veya başka bir adreste bulunan bir binanın bodrum katında yaralılar olduğuna dair başvurucular tarafından resmî makamlara yapılan bir başvuru bulunmadığını, bu kişilerle ilgili olarak resmî makamlara iletilen tüm başvuruların dönemin Milletvekili Faysal Sarıyıldız tarafından yapıldığını bildirmiştir. Şırnak Valiliğinin verdiği bilgilere göre Faysal Sarıyıldız, 23/1/2016 tarihinde 112 yardım hattını arayarak Cudi Mahallesi Caferi Sadık Sokak No: 5-7 adresinde yaralı şahısların olduğunu bildirmiştir. Bu bildirim üzerine verilen adrese çok yakın olan ve güvenli nokta olarak belirlenen bir petrol istasyonu önüne sağlık ve güvenlik ekipleri sevk edilmiş, yaralıların bu noktaya getirilmeleri istenmiştir. Ancak yaralı olduğu iddia edilen şahısların bu noktaya getirilmesi talebini Faysal Sarıyıldız reddetmiştir. Başvurucuların avukatları 23/1/2016 tarihinde AİHM nezdinde yaptıkları başvuruda yaralı şahısların bulunduğu evin Caferi Sadık Sokak'ta olduğunu bildirmiştir. AİHM’e 25/1/2016 tarihinde yapılan bildirimde ise aynı şahısların Bostancı Sokak No: 23 adresinde oldukları iddia edilmiştir. Ayrıca AİHM’e yapılan başvuruda aynı yerde yaralılarla birlikte yaralı olmayan kişilerin de olduğu iddia edilmiştir. Bu bilgilere göre Şırnak Valiliği, hazır bekletilen sağlık ekiplerine ulaşmaları için yaralıların petrol istasyonu önüne gelmelerine yardım etmeyen kişilerin, aynı yaralı şahısları Caferi Sadık Sokak'tan Bostancı Sokak'a götürdüklerinin anlaşıldığını düşünmektedir. Şırnak Valiliğinin açıklamalarına göre 2016/1652 numaralı bireysel başvuru dosyasında ismi yer alan başvurucu Mehmet Tunç 26/1/2016 tarihinde, Y. ise 27/1/2016 tarihinde bazı haber sitelerine demeç vermiştir. İletişim imkânları olduğu anlaşılan bu kişiler, kendileri ya da birlikte oldukları diğer kişilerin -yaralı olduğu iddia edilen- sağlık durumları, yerleri vb. konularda yetkili kişilerle irtibat kurmak yerine haber siteleriyle iletişime geçmeyi tercih etmiştir. Avukatlar tarafından 25/1/2016 tarihinde AİHM’e yapılan bildirimde Mehmet Tunç'un ağır yaralı olduğu bildirilmiştir. Ağır yaralı olduğu belirtilen Mehmet Tunç'un 26/1/2016 tarihinde bir internet sitesinde konuşması yayımlanmıştır. Bunun bir gün sonrasında 27/1/2016 tarihinde ise Faysal Sarıyıldız, verdiği demeçte Mehmet Tunç'un hafif yaralı olduğunu bildirmiştir. Şırnak Valiliği, Bostancı Sokak 23 No.lu evin H.A. adlı şahsa ait olduğunun tespit edildiğini bildirmiştir. Başvuru dosyasındaki belgelere göre H.A. ile telefonla irtibat kurulmuş ve H.A. binada operasyonlar başlamadan önce aile bireylerinin oturduğunu ancak şu an bu adreste aile bireylerinden kimsenin bulunmadığını bildirmiştir. H.A. binada yaralı olarak bulunduğu iddia edilen şahıslardan sadece Mehmet Tunç'u tanıdığını beyan etmiştir. Şırnak Valiliğinin verdiği bilgilere göre 27/1/2016 tarihi saat 33’ten itibaren yaralıların bulunduğunun iddia edildiği bölgeye biri Cizre Belediyesine ait olmak üzere iki ambulans sevk edilmiştir. Belediyeye ait ambulansın şoförü A.G. ile irtibat kurularak yaralıların bulunduğu adresi bilmesi veya bu kişilerle iletişim kurabilmesi hâlinde yaralıların bulundukları yerden alınabileceği bildirilmiştir. 28/1/2016 günü saat 49’a kadar birçok kez telefonla iletişim kurulan A.G.; şahıslarla Faysal Sarıyıldız'ın görüştüğünü, şahısların adreslerini tam olarak bilmemekle birlikte Ömer Hayyam Sokak'ta dört katlı bir binada olduklarının söylendiğini, bu sokağın girişinin hendeklerle kapalı olduğunu bildirmiştir. Saat 49’da yapılan son görüşmede A.G.; Faysal Sarıyıldız'ın Cizre Belediyesine ait ambulansın personelinin tamamlanmasından ve adreslerin netleşmesinden sonra yaralıların gündüz saatlerinde alınabileceğini söylediğini beyan etmiştir. A.G.ye Sağlık Bakanlığına ait ambulansın hazır beklediği, bu ambulanstaki personelden faydalanılabileceği, yaralı olduğu iddia edilen kişilerin tedavisinin yapılması gerektiği iletilmiştir. A.G, Faysal Sarıyıldız ile görüştükten sonra Faysal Sarıyıldız'ın adresi bilmediğini, bu nedenle şahısların adres netleştikten sonra gündüz saatlerinde alınabileceklerini söylediğini ifade etmiştir. A.G. yaralı olduğu iddia edilen kişilere ulaşılmaya çalışılan 27/1/2016-28/1/2016 tarihlerindeki olaylarla ilgili olarak Faysal Sarıyıldız ile yaralıların alınması yönünde görüşmeler yaptığını, Faysal Sarıyıldız'ın yaralıların tam adresini vermediğini ancak adresi "Ömer Hayyam Sokak'ta dört katlı kırmızı bir bina" şeklinde tarif ettiğini, girişinde hendekler olan bu bölgeye giremediklerini, emniyet yetkililerinin de hendeklerin bulunduğu ve çatışmaların yaşandığı Bostan Sokak'ta yaralıların olabileceğini kendisine ilettiklerini ancak bölgenin güvenli olmayışı ve hendekler yüzünden ulaşım sağlayamadıklarını ifade etmiştir. Şırnak Valiliği, yaralı oldukları iddia edilen kişilerle ilgili olarak hâlihazırda emniyet ya da sağlık birimlerine resmî bir müracaat olmadığını bildirmiştir. Bu kişilerin tam olarak hangi adreste oldukları ve sağlık durumları tespit edilememektedir. Bu şahısların bulundukları iddia edilen sokaktaki patlayıcılarla tuzaklanmış hendek ve barikatların kaldırılması, tıbbi yardıma ihtiyaç duyduğu belirtilen insanlara gerekli yardımın ulaştırılabilmesi, bölgedeki terör örgütü mensuplarının etkisiz hâle getirilerek bölgenin emniyetinin sağlanması için söz konusu adreslere sevk edilen güvenlik güçlerine mütemadiyen ateş açılmaktadır. 27/1/2016 günü saat 30’da bu saldırılarda bir uzman jandarma çavuş yaralanmıştır. Bütün bu saldırılara rağmen gerek sağlık görevlileri gerekse emniyet görevlileri şahısların tıbbi yardım alması ve hayatta kalması için azami çabayı göstermiştir. 2016/1652 numaralı başvuruda dile getirilen olay ve iddialarla ilgili olarak Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından verilen bilgiler özetle şöyledir:i. Cudi Mahallesi Caferi Sadık Sokak'ta yaralı vaziyette 13-14 kişi olduğunun Faysal Sarıyıldız tarafından 23/1/2016 tarihinde 112 görevlilerine bildirilmesi üzerine aynı gün saat 27’den itibaren bu kişilerin alınması için çalışma başlatılmıştır. İlk önce, yaralıların bulunduğu iddia edilen yerin çevre yoluna yakın olması nedeniyle bu bölgeye getirilmeleri düşünülmüş ancak Faysal Sarıyıldız'ın yaralıların Cudi Mahallesi Nusaybin Caddesi üzerindeki petrol istasyonu yanından alınması talebi üzerine sağlık ekipleri buraya yönlendirilmiştir. Saat 38 sıralarında sağlık görevlileri petrol istasyonu civarında yaralıları beklemeye başlamış, Faysal Sarıyıldız 112 yardım hattını arayarak yaralıların buraya getirileceğini bildirmiştir. Saat 42’de 112 görevlileriyle tekrar görüşüldüğünde Faysal Sarıyıldız'ın 112 yardım hattını arayarak petrol istasyonunun üst tarafında bir sokakta bulunan bir binanın bodrum katında 20 kadar yaralı olduğunu ve bu adresten yaralıların alınması için ambulans talebinde bulunduğu bildirilmiştir. Belirtilen adresin güvenli olup olmadığı, bölgede görevli ÇINAR kod adlı güvenlik birimine sorulmuş; bölgenin güvenli olmadığı bilgisi alınmıştır. Bunun ardından ERDEM-4 kodlu operasyon komutanından bölgede çatışmaların devam ettiği, 112 görevlilerine ateş açılabileceği bilgisi alınmış, 112 görevlilerine adresin güvenli olmadığı ancak yaralıların güvenli bölge olarak tespit edilen mezarlık civarından alınabileceği bildirilmiştir.ii. 24/1/2016 tarihi saat 57’de 112 görevlileri, Faysal Sarıyıldız'ın kendilerini arayarak Caferi Sadık Sokak üzerindeki beş katlı bir binanın bodrum katında, 30 kadar yaralı şahsın bulunduğunu ilettiğini bildirmiştir. EJDER-6 kod adlı operasyon sektör komutanından bölgenin güvenli olup olmadığı sorulmuş ve bölgede teröristlerle sıcak temasın devam ettiği bilgisi alınmıştır. Bunun üzerine 112 ekipleri Nusaybin Caddesi'ne sevk edilerek bölge güvenli hâle geldiği zaman yaralıların bulunduğu adrese gidilebileceği bildirilmiştir. Saat 09 sıralarında bölgede görevli EJDER-6 Birimi tarafından Caferi Sadık Sokak üzerindeki terör örgütü üyelerine, araç megafonu ile "Teslim olun." çağırısı yapıldığı ancak terör örgütü üyelerinin bu çağrıya ateş açarak karşılık vermesi üzerine bölgede çatışma başladığı bildirilmiştir.iii. 27/1/2016 günü saat 30-45 arasında, yaralıların bulunduğu iddia edilen Bostancı Sokak'ta görevli güvenlik birimleri YLÇN 1 ve EKİN 20 tarafından yapılan "Teslim olun." çağrısına teröristler ateşle karşılık vermiştir. Saat 30 civarında EKİN 6 Birimi tarafından Bostancı Sokak'ta tekrar "Teslim olun." çağrısı yapıldığı sırada teröristlerin ateş açması sonucu bir güvenlik görevlisi yaralanmıştır.iv. Askerî yetkililerin operasyonda kullanılmak üzere hazırladığı haritaya göre Bostancı Sokak, terör örgütü mensupları tarafından el yapımı patlayıcı düzenekleri ve mayınlar ile tuzaklanmış; sokak üzerinde barikatlar kurulmuş ve hendekler oluşturulmuştur. Bu hâliyle araç girişi mümkün olmayan Bostancı Sokak ve civarında silahlı çatışmalar yoğun bir şekilde devam etmektedir. Bu nedenle Bostancı Sokak'a 112 ve 155 ekiplerinin intikal etmeye çalışması durumunda can ve mal kaybı yaşanması muhtemeldir. Tedbir taleplerinde dile getirilen iddialarla ilgili olarak başvurucuların avukatları, binada mahsur kalan kişilerden biri olarak bildirilen Y.nin telefonunu Anayasa Mahkemesine iletmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu telefon numaralarını Şırnak Valiliğine bildirilerek başvurucuyla telefon irtibatı kurulması hâlinde yaralı olduğu iddia edilen kişilerin sağlık durumları ve konumları hakkında bilgi alınabileceğini ve sağlık hizmeti yönünden gerekli girişimlerde bulunulabileceğini ifade etmiştir. Yaralı olduğu iddia edilen kişilere tıbbi müdahalede bulunabilmek için 28/1/2016 günü saat 01’den itibaren güvenli bölgede bekleyen sağlık görevlileri, avukatların ilettiği telefon numaralarından Y.ye ulaşmaya çalışmıştır. Saat 13’te Y. ile telefon irtibatı kurulmuştur. Şırnak Valiliği, Y. ile sağlık görevlileri arasında geçen telefon görüşmesine ait ses kayıtlarını Anayasa Mahkemesine sunmuştur. 8 dakika 28 saniye süren ve bir bölümü ses kalitesinin bozukluğu ve parazit nedeniyle anlaşılamayan bu görüşme özetle şöyledir:- Kendisini Dr. olarak tanıtan sağlık personeli Anayasa Mahkemesi kararı uyarınca aradığını belirterek Y.nin sağlık durumu ve hasta sayısını öğrenmek istemiştir. Y. 19 yaralı, 6 ölü olduğunu söyleyerek cevap vermiştir. Dr. daha sonra Y.nin açık adresini sormuştur. Y. bu bilginin Faysal Sarıyıldız'dan alınabileceğini, Faysal Sarıyıldız'ı aramaları gerektiğini söylemiştir. Dr. yaralıların durumunu sorduğunda Y. 19 yaralıdan dördünün durumunun ağır olduğunu ve bir süredir su almadığını belirtmiştir. Dr. , Y.ye ambulansların ve sağlık ekiplerinin sürekli olarak güvenli bölgede beklediklerini, bulundukları yerden çıkmaları hâlinde her türlü yardımın yapılacağını belirtmiş; yaralıları güvenli bölgeye getirme olasılıkları olup olmadığını sormuştur. Y.nin imkânları olmadığını söylemesi üzerine Dr. amaçlarının yardım etmek olduğunu, yaralıların getirilmesi hâlinde her türlü güvencenin sağlanacağını belirtmiştir. Y. ise hangi güvenceyle yaralıları getireceklerini, çıkmaları hâlinde öldürülmeyeceklerinin garantisinin 112 tarafından mı verildiğini sormuştur. Dr. emniyet görevlilerinin yaralılara yardım etmek amacıyla defalarca arayarak kendilerini güvenli bölgeye yönlendirdiklerini, amaçlarının yardım etmek olduğunu, böyle bir güvence olmasa sağlık ekiplerinin bölgede bulunamayacaklarını söyleyerek Y.ye cevap vermiştir. Y., Faysal Sarıyıldız ve arkadaşlarının yaralıları almak için bölgeye geldiklerini ancak "Çatışma var." bahanesiyle bunlara izin verilmediğini, burada bir çelişki olduğunu belirtmiştir. Dr. buna karşılık olarak bir doktor ve acil sağlık görevlisi olarak konuştuğunu, görev ve amaçlarının yaralılara yardım etmek olduğunu ve tamamen bu amaçla olay yerinde bulunduklarını, yaralı olan herkesin tüm haklara sahip olduğunu, sağlık görevlileri için yaralı kişinin kim olduğunun önemli olmadığını, hâli, gücü yerinde olanların yaralıları güvenli bölgeye getirmesi için emniyet birimlerinin her türlü güvenceyi verdiğini, aksi takdirde kendilerinin bu bölgeye gelmesi ve yardım için beklemesinin mümkün olmadığını söylemiştir. Y. işin diplomasi boyutunu bilmediğini, bir bodrum katında olduklarını, yürüyemediğini, kendisini kaldıracak kimsenin de olmadığını belirtmiştir. Konuşma, Dr. nin sağlık durumu daha iyi olanların yaralıları güvenli bölgeye getirmesini istemesi ve Y.nin bunun mümkün olmadığını söylemesi ile devam etmiştir. Y., 19 yaralıdan beşinin durumunun ağır olduğunu, bu kişilerin her an yaşamlarını kaybedebileceğini belirtmiştir. Y. mümkünse Milletvekili Faysal Sarıyıldız ve Milletvekili İdris Baluken'in aranmasını, kendisinin yardım edebileceği bir şey olmadığını söylemiştir. 2016/1652 numaralı bireysel başvuru kapsamında yapılan geçici tedbir talebinin reddine karar verilirken aynı kararda ayrıca Şırnak Valiliğinin gelişmelerden Anayasa Mahkemesini gecikmeksizin bilgilendirmesi istenilmiştir. Bu talep uyarınca Şırnak Valiliğinin 2/2/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunduğu bilgiler özetle şöyledir:i. 29/1/2016 tarihinden itibaren yaralıların bulunduğu iddia edilen adrese giden yollarda ve sokaklara teröristlerce döşenen el yapımı patlayıcıların imha edilmesine yönelik çalışmalara devam edilmiş, bu çalışmalar sırasında teröristlerin açtığı ateş ve saldırılarda kullandığı patlayıcılar nedeniyle 4 güvenlik görevlisi şehit olmuş, 10 güvenlik görevlisi yaralanmıştır.ii. 30/1/2016 günü saat 22’de İ.B. 112 hattını arayarak Cudi Mahallesi Nusaybin Caddesi üzerindeki petrol istasyonu arkasında yaralıların bulunduğunu bildirmiştir. 30/1/2016 günü saat 22 ile 20 saatleri arasında İ.B. ile sağlık ve güvenlik görevlileri arasında müteaddit defa yapılan telefon görüşmelerinin içeriği özetle şöyledir:- İ.B. görevlilere petrol istasyonu ve Nusaybin Caddesi yakınlarındaki üç katlı kırmızı bir binanın bodrum katında olduklarını, kendisi ile birlikte 16 yaralı olduğunu, bunlardan 7'sinin durumunun ağır olduğunu, 9 kişinin sağlıklı olduğunu, ayrıca 6 kişinin öldüğünü söylemiştir. İ.B. yaralılarla birlikte sağlıklı kişilerin isimlerini de görevlilere iletmiş; ölü olanların isimlerini bilmediğini söylemiştir. İ.B. kendisi ile birlikte toplam 25 kişinin ismini bildirmiştir. Bu kişiler arasında Mehmet Tunç veya Asya Yüksel bulunmamaktadır. İ.B. ve İ.B.nin yanında olup ismini beyan etmeyen bir kişi, bulundukları binanın hemen yanında yıkılmak üzere olan mavi, beyaz renkli bir bina olduğunu, sokakta bir tekel bayisi, sokağın başında bir mermer dükkânı bulunduğunu, güvenli bölgenin yakın olduğunu söyleyerek bulundukları yeri tarif etmeye çalışmıştır. İ.B. yanlarında silah, bomba vb. bir malzeme olmadığını, bildiği kadarıyla binada tuzaklanmış bomba bulunmadığını, yanındakilerin tümünün sivil olduğunu beyan etmiş; dört gündür su almadıklarını, iki gündür yemek yiyemediklerini ifade etmiştir. - Emniyet görevlileri İ.B.ye 29/1/2016 tarihinde Nusaybin Caddesi'ne yaralı olduğu belirtilen şahıslara yardım amacıyla ambulans ve sağlık görevlilerinin sevk edildiğini, şahısların gelmesi için megafonla çağrı yapıldığını ancak kimsenin dışarı çıkmadığını bildirmiştir. Emniyet görevlileri ayrıca 29/1/2016 tarihinde yaralı şahısların tedavilerini sağlamak üzere bölgede görevlendirilen güvenlik güçlerine teröristlerce ateş açıldığını, bir güvenlik görevlisinin şehit olduğunu, iki güvenlik görevlisinin yaralandığı bilgisini vermiştir. İ.B. ise gelen sağlık görevlilerini görmediklerini ve çağrıları duymadıklarını ancak şu an dışarı çıkmak istediklerini, petrol istasyonu yanına gelebileceklerini, on gündür bir şey yiyip içmediklerini, tedavi almadıklarını belirtmiştir. Emniyet görevlileri İ.B.ye dışarı çıkmalarında herhangi bir sakınca olmadığını, ellerini kaldırarak derhâl dışarı çıkmaları hâlinde bölgedeki polis ve askerlerin kesinlikle ateş açmayacakları, yaralı şahısların ambulanslar marifetiyle hastaneye kaldırılarak tedavilerinin sağlanacağı bilgisini vermiştir.- İ.B. kendisinin Hakkâri’den geldiğini, beraberindeki kişilerin çoğunun da Cizre’de ikamet etmediğini, bu kişilerin sokağa çıkma yasağı ilan edilmeden bir gün önce büyük şehirlerden gelen üniversite öğrencileri olduğunu, ilçenin farklı yerlerinde yaralandıklarını, kendisini şu anda bulunduğu adrese kimin getirdiğini, diğer yaralı şahıslarla aynı adreste nasıl bulunduğunu bilmediğini ifade etmiştir.- Saat 08’de başlayan son telefon görüşmesinde ise İ.B., Milletvekili Faysal Sarıyıldız'ın kendileri ile telefon bağlantısı kurarak yaklaşık bir saat içinde ambulanslar ile kendilerini aldıracaklarını belirttiğini beyan etmiştir.iii. İ.B. ile sağlık ve emniyet görevlilerinin bu görüşmelerinin ardından Milletvekili Faysal Sarıyıldız 155 yardım hattını arayarak görevlilerle irtibat kurmuştur. Tutanaklara yansıdığı şekliyle bu görüşmede emniyet görevlileri Faysal Sarıyıldız'a, bildirilen adreste teröristlerle güvenlik görevlileri arasında sıcak temasın devam ettiğini, güvenli bölgede bekletilen ambulansların adrese 300 metre mesafede olduğunu ve dışarı çıkan biri olması hâlinde iki dakika içinde müdahale edilebileceği, bu kişilere her türlü yardımın ve tedavinin yapılacağı, operasyonun başladığı günden itibaren yaklaşık 700 kişinin ambulanslarla hastaneye götürülerek tedavi edildiği hususlarında bilgi vermiş; ayrıca bu kişilerin ellerini kaldırarak dışarı çıkmaları hâlinde güvenlik görevlilerinin kesinlikle ateş açmayacağını, şimdiye kadar silahlı olmayan ve güvenlik görevlilerine ateş açmayan kimseye ateş açılmadığını ancak bölgede bulunan silahlı terörist unsurların dışarı çıkan kişilere saldırı düzenleyip düzenlemeyecekleri konusunda bir garanti verilemeyeceğini iletilmiştir.iv. 30/1/2016 günü saat 21’de Sağlık Bakanlığı Koordinatörü Dr. A.S. 112 yardım hattını arayarak olayla ilgili son durumu aktarmıştır. Dr. A.S. birisi dört yataklı olmak üzere yedi ambulansın olay yerinde beklediğini, bunlardan birinin yaralı şahısların bulunduğu iddia edilen kırmızı renkli binaya 200 metre mesafedeki güvenli bölgede olduğunu, belediyeye ait ambulansın görevlisi ile iki itfaiye görevlisinin kırmızı binayı kontrole gittiğini bildirmiştir. 30/1/2016 günü anlatılan olaylar yaşanmakta iken saat 16 ile 24 arasında Cizre Kaymakamı A.A., Sağlık Bakanlığı yetkilileri ve HDP Milletvekilleri arasında da telefon görüşmeleri yaşanmıştır. Bu görüşmeler neticesi Emniyet yetkilileri tarafından düzenlenen tutanağa göre olaylar şöyle gelişmiştir:i. Milletvekilleri, Cudi Mahallesi Nusaybin Caddesi üzerindeki petrol istasyonu arkasında olan binadaki yaralı kişilerin alınması ve tedavilerinin sağlanması amacıyla bölgeye ambulans sevk edilmesi hâlinde yaralıların çıkış yapacaklarını bildirmiştir. Yetkililer tarafından milletvekillerine şahısların ellerini kaldırarak çıkış yapmaları halinde tedavilerinin sağlanacağı bildirilmiştir.ii. Milletvekillerinin belirttiği bölgeye 112 Acil Servisine bağlı sağlık görevlileri, on ambulans, Şırnak ve Cizre Belediyelerine ait iki hasta nakil aracı sevk edilmiştir. Yaralıların olduğu belirtilen bölgede görevliler, megafonla bu kişilerin dışarı çıkmaları için çağrı yapmış ancak dışarı çıkan olmamıştır. iii. Bu sırada milletvekilleri de görevlilere, yaralı şahısların dışarı çıkmayacaklarını ve kendilerinin yaya olarak yaralı şahısların bulundukları adrese geçmek istediklerini iletmiştir. Görevliler ise milletvekillerine, yaya olarak bölgeye gitmelerine engel olunmayacağını ancak bölgede terör örgütü mensuplarının bulunduğunu, bunlarla güvenlik güçleri arasındaki silahlı çatışmanın devam ettiğini, bu nedenle sorumluluk kabul etmeyeceklerini bildirmiştir. iv. Milletvekilleri bunun üzerine Cizre Belediyesine ait ambulansla belediye görevlilerinin belirtilen adrese geçmelerini istemiştir. Bu talep üzerine belediye görevlileri yaralıların bulundukları iddia edilen adrese yönlendirilmiştir. Belediye görevlileri bir süre sonra 155 yardım hattını arayarak bölgenin güvenli olmaması nedeniyle söz konusu adrese yaya olarak gitmeyeceklerini bildirmiştir.v. 112 Acil Servise bağlı ambulanslar ve sağlık görevlileri uzun süre Nusaybin Caddesi üzerinde beklemiş ancak gelen olmamıştır. Ayrıca tedbir talebiyle yapılan bireysel başvuruda, yaralı kişilerden biri olarak belirtilen Mehmet Tunç'un bazı haber kanallarına telefon yoluyla bağlanarak açıklamalar yaptığı anlaşılmıştır. Bu açıklamalardan bazıları özetle şöyledir:i. Mehmet Tunç 8/9/2015 tarihinde bir haber kanalına bağlanarak bütün Kürt güçlerine, HPG’ye, YPG’ye seslenmek istediğini, artık son noktada olduklarını söylemiştir. Şu an ellerinde 100-200 genç kaldığını, bunların teslim olmak istemediğini, direneceklerini, atılan bombalarla çemberin geçen her dakika daraldığını ifade etmiştir.ii. Mehmet Tunç 4/2/2016 tarihinde bir haber kanalına telefonla bağlanarak çok sayıda yaralı şahısla birlikte üst katlarında yangın çıkan bir binanın alt katında bulunduklarını, binaya müdahale edilerek yangının söndürülmemesi durumunda içeridekilerin yanarak öleceğini ifade etmiştir. Mehmet Tunç bulundukları evin tam adresini vermeleri hâlinde infazla karşı karşıya kalacakları için bulundukları adres sorulduğunda tam adresi veremediğini ancak yanan binanın Cizre’nin her yerinden görülebildiğini söylemiştir. Mehmet Tunç bu görüşmede ayrıca daha önce bulunduğu binanın bodrum katından çıktığını, şu anda olduğu yere geldiğini, diğer adreste hiçbir güç kalmadığı için oradaki kişilerle bir irtibatının olmadığını ifade etmiştir. Cudi Mahallesi Bostancı Sokak 23 No.lu binanın bodrum katında mahsur kalan yaralı kişilerle ilgili olarak ayrıca Kamu Denetçiliği Kurumuna (Ombudsmanlık) 25/1/2016 ve 16/2/2016 tarihlerinde iki ayrı şikâyette bulunulmuştur. Bu şikâyetlerde olayın araştırılması, sorumluların tespit edilmesi ve yaşam hakkı başta olmak üzere hak ihlallerinin giderilmesi için gerekli tedbirlerin alınması talep edilmiştir. Ombudsmanlık 14/7/2016 tarihli kararıyla şikâyetlerin reddine karar vermiştir (2016/737 sayılı şikâyet). 9/2/2016 Tarihinde Yapılan 2016/2602 Numaralı Bireysel Başvuru 23/1/2016 ve 26/1/2016 tarihlerinde doğrudan AİHM’e başvuran bazı avukatlar çok sayıda kişinin Cizre’de güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu yaralandığını, belirli binaların bodrum katlarında mahsur kaldığını ileri sürerek bu kişilerin yaşam haklarının korunması için geçici tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. AİHM’in kendisine yapılan bu tedbir talepleri hakkında Anayasa Mahkemesinden tedbir uygulanması talebinde bulunulabileceği yönündeki kararı üzerine bu kez avukatlar Anayasa Mahkemesine tedbir talebiyle bireysel başvuruda bulunmuştur. Bu kapsamda 9/2/2016 tarihinde Av. Ramazan Demir ve Av. Banu Güveren, aralarında Yasemin Çıkmaz ile Serdar Özbek'in de olduğu dokuz kişinin Cudi Mahallesi Narin Sokak'ta (bazı evrakta "Niran" olarak geçmektedir) bulunan bir binada yaralı şekilde mahsur kaldığı, bu kişilerin bulundukları bölgede saldırıların devam ettiği, yakınları talep etmesine rağmen sağlık hizmetlerine erişemedikleri ve bu adrese sığınan yaralı sayısının giderek arttığı iddialarını dile getirerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesine 10/2/2016 tarihinde ulaşan bu başvuruda, Şırnak Valiliği tarafından verilen sokağa çıkma yasağı kararının uygulanmaması ve bu kişilerin yaşamları ile fiziksel bütünlüklerinin korunması hususunda İçtüzük'ün maddesi uyarınca geçici tedbir kararı verilmesi talep edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, iddialarla ilgili olarak başvurucuların avukatları ve Şırnak Valiliğinden bilgi talebinde bulunmuştur. Bu bilgilerin temin edilmesinin ardından Anayasa Mahkemesine yapılan tedbir talebi, 12/2/2016 tarihli tedbire ilişkin ara kararıyla reddedilmiştir. Ret kararında ayrıca kim olduğuna bakılmaksızın başvurucu oldukları belirtilen kişilerin bulundukları yerin tespiti ve sağlık hizmetine erişimleri için kamu makamlarının gerekli tedbirleri almaya devam etmesine ve Şırnak Valiliğinin gelişmelerden Anayasa Mahkemesini gecikmeksizin bilgilendirmesine karar verilmiştir. Şırnak Valiliğinin belirtilen olay ve iddialarla ilgili 10/2/2016 tarihinde verdiği bilgiler özetle şöyledir:i. Sokağa çıkma yasağı süresince vatandaşların gıda, sağlık, cenaze vb. ihtiyaçlarını 112 ve 155 yardım hatlarına iletmeleri durumunda kaymakamlıklarca talepler konusunda gerekli çalışmalar yapılmaktadır. Sokağa çıkma yasağı süresince ilçeden ayrılmak isteyen ve bu taleplerini 155 yardım hattına ileten vatandaşlara kaymakamlık koordinesinde ve güvenlik birimlerinin kontrolünde ilçeyi terk etmeleri konusunda yardımcı olunmaktadır. Sokağa çıkma yasağı ilan edilen ilçelerde 112 yardım hat sayısı 9’dan 12’ye, nöbetçi personel sayısı ise 6’dan 12’ye çıkarılmıştır. Diğer illerden 6 ambulans ve acil sağlık personeli görevlendirilmiştir. Hastaneler 24 saat esasına göre hizmet vermektedir. Sağlık kuruluşlarında ilaç ve tıbbi malzeme stoku yeterli seviyededir. 14/12/2015 tarihinden sonra Şırnak, Cizre, Silopi ve İdil Devlet Hastanelerinde diğer illerden 51 uzman hekim, 27 pratisyen hekim ve 212 yardımcı sağlık personeli takviye amacıyla görevlendirilmiştir. Hastanelere başvurmaları hâlinde vatandaşlara gerekli sağlık hizmetleri sunulmaktadır. Yollara döşenen mayınlar ve kurulan barikatlara rağmen emniyet birimleri ile koordine edilerek güvenli olarak belirlenen noktalardan hastalar alınmakta ve hastaların sağlık kuruluşlarına intikali sağlanmaktadır.ii. Cizre’de hem sabit telefon hatları hem de GSM hatları ile telefon görüşmeleri yapılabilmektedir. Buna karşılık başvurucular, resmî makamlara doğrudan başvuru yapmamakta; üçüncü şahıslar üzerinden resmî kurumlara ulaşmaktadır. Dosyada yer alan isimlerin yaralı olduğu bilgisi akrabaları veya üçüncü şahıslar tarafından resmî kurumlara bildirilmiştir. Gerek bu dosyada gerekse Anayasa Mahkemesine daha önce yapılan başvurularda, yaralı oldukları iddia edilen şahısların adresleri bilerek gizlenmekte; yanlış adresler verilmekte ve şahısların bulunduğu yerler devamlı surette değiştirilmektedir.iii. Cizre Kaymakamlığından temin edilen belgeler, 112 yardım hattına yapılan çağrıların kayıtları ve İl Sağlık Müdürlüğünce gönderilen bilgi ve belgelere göre tüm çabalara karşılık başvuruculara ulaşılamamıştır. Bu duruma; başvurucuların resmî makamlara bulundukları yeri tam olarak bildirmemeleri, sağlıklı iletişim bilgisi vermemeleri ve bölgede güvenlik kuvvetleriyle terör örgütü mensupları arasında yaşanan şiddetli çatışmalar neden olmuştur. Sokağa çıkma yasağının hüküm sürdüğü ve silahlı çatışmaların yaşandığı bir ilçede çok sayıda yaralının aynı binada toplanmış olması ve bu sayının giderek arttığının ifade edilmesi bahse konu kişilerin terör örgütü ile irtibatlı oldukları şüphesini doğurmaktadır. Aksi takdirde normal bir vatandaşın yaralandığında gidip herhangi bir binanın bodrum katına değil sağlık kuruluşlarına sığınması gerekir. Bu şahıslar başvuru formunda belirtilen binaların bodrum katlarına kendi gayretleri veya başkalarının yardımı ile ulaşabiliyorlarsa sağlık kuruluşlarına da ulaşabilecektir. Şahısların sağlık kurumlarına gitmek yerine yaralıların toplandığı bir bodruma gitmeleri bunların terör örgütünün talimatı ile hareket ettiğine işaret etmektedir. Cizre Kaymakamlığınca 10/2/2016 tarihinde gönderilen belgelerin içeriği ve olaylarla ilgili verilen bilgiler özetle şöyledir:i. Cizre’de devam eden terörle mücadele operasyonları kapsamında Cizre'de yaşayan kişilerin yaşamlarının ve fiziksel bütünlüklerinin korunması, sağlık hizmetlerine erişimlerinin sağlanması için gerekli tüm tedbirler alınmıştır ve uygulanmaktadır. Cizre’de telefon hatları normal olarak çalışmaktadır. Cizre’de mukim veya Cizre ile irtibat kurmak isteyen kişiler telefon ve diğer iletişim araçlarını normal şekilde kullanmıştır ve kullanmaya devam etmektedir. 112 ve 155 yardım hatları açık ve çalışır durumdadır.ii. Niran Sokak'ta oldukları iddia edilen yaralılarla ilgili resmî bir müracaat bulunmamaktadır. Mehmetçik Sokak ve Niran Sokak içinde kalan bölge silahlı çatışma bölgesidir. iii. 6/2/2016 tarihinde, güncel haritaya göre Cudi Mahallesi Mehmetçik Sokak ile Niran Sokak kesişiminde bulunan C-3186 ve C-3184 numaralı binalarda arama yapılmıştır. Arama sonucunda; - Fişek yataklarında hâlen mermi bulunan AK47 Kalaşnikof marka iki silah, bu silahlara takılı hâlde şarjörler, yedek şarjörler ve silahlara ait fişekler,- Hücum yelekleri ve Beretta marka bir adet tabanca,- Patlayıcı yapımında kullanılan 2,5 kg toz madde, çok sayıda elektrikli kapsül, piller, koli bantları, ateşleme fitili ve infilak fitili gibi malzemeler bulunmuştur.iv. 7/2/2016 tarihinde, güncel haritaya göre Niran Sokak No: 2 adresinde bulunan C-3152 numaralı binada yapılan arama sonucunda;- AK47 Kalaşnikof marka silahlara ait çok sayıda boş kovan ve dolu fişekler ile başka bir uzun namlulu silaha ait dolu fişekler,- Hücum yelekleri, kanlı bir bez parçası, - Bir adet telsiz ve bir adet el bombası bulunmuştur.v. 7/2/2016 tarihinde, güncel haritaya göre Niran Sokak adresinde bulunanC-3151 numaralı binada yapılan arama sonucunda;- AK47 Kalaşnikof marka dört tüfek, bu silahlardan atılmış fişeklere ait çok sayıda boş kovan, bu silaha ait dolu fişekler ve şarjörler,- Bir adet roketatar silahı,- Bir adet BİXİ tabir edilen ağır makineli tüfek ve bu tüfeğe takılı vaziyette bir adet mayon (şerit biçiminde dizilmiş mermi yığını) ve mayon üzerinde dolu fişekler,- Beretta marka bir adet tabanca,- M16 marka saldırı tüfeğine ait bir şarjör ve şarjöre basılı vaziyette dolu fişekler, - Glock marka tabanca şarjörü ve şarjöre basılı hâlde dolu fişekler,- El telsizleri, piller, çok sayıda ve farklı ebatlarda dolu fişekler bulunmuştur.- Ayrıca terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen yedi kişinin cesedine ulaşılmıştır.vi. 9/2/2016 tarihinde, Niran Sokak adresinde bulunan güncel haritaya göre C 3158 sayılı binada yapılan arama sonucunda;- AK47 Kalaşnikof marka tüfeğe ait çok sayıda dolu fişek ve şarjör ile bir adet telsiz bulunmuştur.- Ayrıca binanın bodrum katında bir, ikinci kat balkonunda iki olmak üzere terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen üç kişinin cesedine ulaşılmıştır.vii. 10/2/2016 tarihinde, Niran Sokak No: 7 adresinde bulunan binada yapılan arama sonucunda;- Terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen beş kişinin cesedine ulaşılmış, AK47 Kalaşnikof marka iki tüfek, bu tüfeklere ait şarjör ve fişekler ile birlikte pil, cep telefonu gibi yaşam malzemeleri bulunmuştur. 24/1/2016 günü saat 40’ta 155 yardım hattı görevlileri tarafından düzenlenen tutanakta, operasyonda görevli askerî yetkili tarafından Caferi Sadık Sokak ve Nusaybin Caddesi civarında güvenlik görevlilerine ateş açıldığı, çatışmanın devam ettiği bilgisinin verildiği bildirilmiştir. 27/1/2016 günü saat 37’de düzenlenen tutanakta da benzer şekilde Bostancı Sokak No: 23 adresinde yaralı şahısların bulunduğu iddiası üzerine bölgede görevli güvenlik güçleriyle irtibat kurulduğu ve bölgede çatışmanın devam ettiği bilgisinin alındığı ifade edilmiştir. Çatışma bölgesinde belirli binalara yaralı olarak sığındıkları iddia edilen kişilerle ilgili olarak 27/1/2016 ve 28/1/2016 tarihlerinde düzenlenen tutanaklara göre emniyet yetkilileri, Sağlık Bakanlığına ait ambulanslar dışında Cizre Belediyesine ait bir ambulansın şoförü olan A.G. adlı kişiyle de irtibat kurmuştur. Bu tutanaklara ve A.G.nin beyanına göre olaylar özetle şöyle gelişmiştir:- 27/1/2016 günü saat 00 sıralarında belediye itfaiye çavuşunun emri ile 112 Acil Servisin ambulansı ile Cizre Belediyesine ait ambulans yaralıları almak üzere kavşak bölgesinde beklemeye başlamıştır. Burada uzun bir süre bekledikten sonran kavşak bölgesine geçen ambulans bu bölgede de iki saat kadar yaralıların gelmesini beklemiştir. Kimsenin gelmemesi üzerine geri dönen ambulans saat 30 sıralarında yeniden yaralıları beklemek üzere güvenli bölgeye intikal etmiştir. 28/1/2016 günü saat 30’a kadar bölgede beklenmesine karşılık yine gelen kimse olmamıştır. Ambulans şoförü A.G. bunun üzerine Milletvekili Faysal Sarıyıldız'la cep telefonundan irtibat kurarak yaralıların tam olarak bulunduğu yeri sormuştur. Faysal Sarıyıldız bu kişilerin kesin olmamakla birlikte Ömer Hayyam Caddesi üzerinde bulunan dört katlı kırmızı binada bulunabileceklerini ifade etmiştir. A.G ise Faysal Sarıyıldız'a Ömer Hayyam Sokak'ın Nusaybin Caddesi girişinde bir hendeğin olduğunu, ambulansın bu hendeği aşarak sokağa girmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. Faysal Sarıyıldız'ın bu durumu bildiğini, konunun Kaymakamlık ve Valilik birimleriyle görüşülmesinin daha uygun olacağını bildirmesi üzerine A.G. emniyet görevlileriyle irtibat kurarak yaralıların Bostancı Sokak üzerinde bir binada olabilecekleri bilgisini almıştır ancak Bostancı Sokak üzerinde barikat bulunması ve çatışmaların devam etmesi nedeniyle ambulansla bölgeye ulaşmak mümkün olmamıştır. 112 Acil'de görevli sağlık personeli ile 155'te görevli emniyet personelinin düzenlediği tutanaklardan, gönderdikleri görev belgelerinden ve Telsiz Konuşma Tutanaklarından 23/1/2016 tarihinden bireysel başvuru tarihine kadar yaralı şahısların bulunduğu iddia edilen bölgeye en yakın güvenli bölge olarak belirlenen ve kavşak bölgelerinde sağlık personeli ve ambulansların 24 saat, devamlı olarak görevlendirildiği anlaşılmıştır. Ancak bölgeye ulaşan güvenlik güçlerinin "Teslim ol." çağrılarına ateşle karşılık verilmesi, sağlık görevlilerinin yaralı şahısların güvenli bölgeye gelmeleri yönünde megafonla yaptığı anonslara yanıt verilmemesi, süreklilik arz eden çatışma ortamı, sokak girişlerine kazılan hendekler ve kurulan barikatlar nedeniyle ambulansların yaralıların bulunduğu bölgeye girme teşebbüsleri başarısız olmuştur. Örneğin 4/2/2016 günü saat 40’ta düzenlenen tutanağa göre bu tarihte kavşakta bekleyen ambulanslar Nusaybin Caddesi Emir Tajdin Sokak'a yönlendirilmiş ve sağlık personeli, yaralı şahısların ambulanslara gelmeleri yönünde megafonla anonslar yapmıştır. Bir süre sonra terör örgütü mensuplarının yaralı şahısları almaya gelen sağlık personeline eylem yapmaya hazırlandıkları yönünde telsiz konuşmaları tespit edilmiş ve atılan bombalardan gelen şarapnel parçaları ambulansların önüne düşmeye başlamıştır. Bunun üzerine ambulanslar ve sağlık görevlileri olay yerinden ayrılmak zorunda kalmıştır. Bir başka örnekte 28/1/2016 tarihinde yaralıların bulunduğu iddia edilen bölgede operasyon yapan güvenlik görevlileri aşağıdaki telsiz görüşmelerini yapmıştır:- Saat 42 Ekin 6 kodlu ekip: “Burada hala unsurlara roket atıyorlar.”- Saat 44 Haber Merkezi: “Belediye ambulansı ve cenaze aracı tekrar Dörtyol kavşağına döndüler, tamam.” - Yavuz 6 Kodlu Ekip: “Anlaşıldı merkez. Elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyoruz ancak bize ateş ediyorlar, tamam.”- Saat 46 Ender 6 kodlu ekip: “Bölücü terör örgütü mensuplarının bulunduğu kırmızı binadan bize roket attılar, ayrıca dağ kapı tarafından da ateş geliyor. Şu an sütre gerisine çekildik bekliyoruz.” Başvuruya konu olayların yaşandığı tarihlerde Cizre’de yürütülen güvenlik operasyonunda çok sayıda güvenlik görevlisi şehit olmuştur. Şehit personelle ilgili düzenlenen tutanaklara göre Cudi Mahallesi'nde yaşanan bazı terör olayları şöyledir:i. 18/12/2015 tarihinde Cudi Mahallesi Ahmet El Ceziri İlköğretim Okuluna atılan roket sonucu yaralanan Jandarma Uzman Çavuş S.H. kaldırıldığı Cizre Devlet Hastanesinde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit olmuştur.ii. 1/1/2016 tarihinde Cudi Mahallesi Caferi Sadık Caddesi'nde bulunan tanka roket atılması sonucu askerî personel A.Ö. şehit olmuş, İ.K., H.K., S.Y. ve Ta. yaralanmıştır.iii. 31/1/2016 tarihinde Cudi Mahallesi Reyhan Sokak’ta bulunan güvenlik güçlerine terör örgütü üyelerince uzun namlulu silahlarla ateş açılmıştır. Güvenlik güçlerinin karşılık vermesi üzerine başlayan çatışmada bir terör örgütü mensubu yaralanmış, bu yaralı kişi ile birlikte toplam üç terör örgütü mensubu Devran Sokak 27 No.lu binaya kaçmıştır. Güvenlik güçlerinin kaçan teröristleri takibi sonucunda bu binadan bir kez daha uzun namlulu silahlarla güvenlik güçlerine ateş açılmış ve yeniden çatışma başlamıştır. Bu çatışma sırasında bir terör örgütü mensubu etkisiz hâle getirilmiş, diğer iki PKK mensubu ise kaçarak Nil Sokak 8 No.lu binaya girmiştir. Bu binaya giren teröristlerin operasyon yapan güvenlik güçlerine uzun namlulu silahlar ve el bombası kullanarak gerçekleştirdikleri saldırı sonucunda askerî personel A.S. ve polis memurları T. ile Ö.G. şehit olmuştur. iv. 31/1/2016 tarihinde Cudi Mahallesi Zeren Sokak üzerinde bulunan bir binadan güvenlik güçlerine roket atılması sonucu Jandarma Uzman Çavuş E.B. şehit olmuştur.v. 16/12/2015 tarihinde Cudi Mahallesi'nde teröristlerin açtığı ateş sonucu yaralanan polis memuru A.A.G. 22/12/2015 tarihinde tedavi gördüğü hastanede kurtarılamayarak şehit olmuştur.vi. 31/12/2015 tarihinde Cudi Mahallesi Bağcı Sokak'ta operasyon yürüten üç ayrı güvenlik gücü ekibine terör örgütü mensuplarınca roketatar ve uzun namlulu silahlarla yoğun bir saldırı düzenlenmiştir. Bu ilk saldırıda üç güvenlik görevlisinin yaralanması üzerine bölgeye yaralıların tahliyesi ve takviye amacıyla güvenlik ekipleri sevk edilmiştir. Tahliye ve takviye amacıyla bölgeye gelen ekiplere de roketatar, el bombası ve uzun namlulu silahlarla saldırılmıştır. Bu olaylar sonucunda polis memuru E.K. şehit olmuş, beş polis memuru yaralanmıştır.vii. 19/1/2016 tarihinde Cudi Mahallesi Zaman Sokak'ta faaliyet yürüten güvenlik güçlerine teröristlerce gerçekleştirilen roketatarlı saldırı sonucunda polis memuru Ö.E. şehit olmuştur.viii. 22/1/2016 tarihinde Cudi Mahallesi Bostancı Sokak ile Mehmet Fatih Sokak kesişiminde faaliyet gösteren güvenlik güçlerine roketatarlı saldırı düzenlenmiştir. Saat 30 sıralarında gerçekleşen bu saldırıda başına şarapnel parçası isabet eden polis memuru B.Ö. ağır yaralanmış, devam eden çatışmalar nedeniyle ancak saat 30’da olay yerinden tahliye edilebilmiş ve kaldırıldığı Şırnak Askerî Hastanesinde tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit olmuştur.ix. 5/2/2016 tarihinde terör örgütü üyelerince Cudi Mahallesi C-3146 numaralı adreste faaliyet yürüten güvenlik güçlerine uzun namlulu silahlarla ateş açılmış, bu saldırı sonucunda polis memuru K.Y. şehit olmuştur. 16/12/2015-8/2/2016 tarihleri arasında Cudi Mahallesi'nde güvenlik güçlerine yapılan terör saldırılarında çok sayıda güvenlik görevlisi yaralanmıştır. Yaralanan personel hakkında düzenlenen tutanaklara göre belirtilen tarihlerde Cudi Mahallesi'nde yaşanan terör olaylarından bazıları şöyledir:- 16/12/2015 tarihinde terör örgütü üyelerinin uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda bir askerî personel ile üç polis memuru yaralanmıştır.- 17/12/2015 tarihinde terör örgütü üyelerinin Şakrak Sokak'ta uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda bir askerî personel yaralanmıştır.- 18/12/2015 tarihinde terör örgütü üyelerinin iki ayrı yerde uzun namlulu silah ve roketatarla gerçekleştirdiği saldırılarda iki askerî personel ile bir polis memuru yaralanmıştır.- 19/12/2015 tarihinde terör örgütü üyelerinin uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda iki askerî personel ile bir sivil yaralanmıştır.- 21/12/2015 tarihinde terör örgütü üyelerinin uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdikleri saldırıda bir polis memuru yaralanmıştır.- 27/12/2015 tarihinde terör örgütü üyelerinin Ay Sokak'ta roketatarla gerçekleştirdiği saldırıda bir askerî personel ile bir polis memuru yaralanmıştır.- 31/12/2015 tarihinde terör örgütü üyelerinin Bağcı Sokakta uzun namlulu silahlar, el bombası ve el yapımı patlayıcı kullanarak gerçekleştirdikleri saldırıda beş polis memuru yaralanmıştır.- 1/1/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin Caferi Sadık Sokak'ta bulunan zırhlı araca roketatarla gerçekleştirdiği saldırıda dört askerî personel yaralanmıştır.- 8/1/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin Yarma Sokak'ta uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda bir askerî personel yaralanmıştır. Aynı tarihte Renk Sokak üzerinde gerçekleştirilen saldırıda ise bir polis memuru yaralanmıştır.- 12/1/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin Zengin Sokak, Tepe Sokak ile Karma Sokak’ın kesiştiği noktada ve diğer iki yerde uzun namlulu silahlar, el yapımı patlayıcı ve roketatarla gerçekleştirdiği dört ayrı saldırıda altı askerî personel yaralanmıştır.- 14/1/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin Yayla Sokak ile Yokuşlu Sokak’ın kesiştiği noktada uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdikleri saldırıda iki askerî personel yaralanmıştır.- 16/1/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin Seyri Cizre bölgesi ve Sarmaşık Sokak’ta uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiği iki ayrı saldırıda iki polis memuru yaralanmıştır.- 17/1/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda bir polis memuru yaralanmıştır.- 18/1/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin Mezbaha Sokak ile Dolma Sokak’ın kesiştiği noktada, Meltem Sokak ile İdris Sokak’ın kesiştiği noktada roket, el bombası ve uzun namlulu silahlar kullanarak gerçekleştirdiği iki ayrı saldırıda iki polis memuru yaralanmıştır.- 21/1/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin Uludağ Sokak’ta yola döşedikleri uzaktan kumandalı, el yapımı patlayıcıyı patlatmaları sonucu bir polis memuru yaralanmıştır.- 22/1/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin Bostancı Sokak ile Mehmet Fatih Sokak’ın kesiştiği noktada roketatarla gerçekleştirdiği saldırıda üç askerî personel ile iki polis memuru yaralanmıştır.- 23/1/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin Onur Sokak ile Sarıyıldız Sokak’ın kesiştiği noktada uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda bir askerî personel yaralanmıştır.- 26/1/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin C-2892 numaralı adreste uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda bir polis memuru yaralanmıştır.- 27/1/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin Bostancı Sokak'ta uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda bir askerî personel yaralanmıştır.- 28/1/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin Huzur Sokak'ta el bombası ile gerçekleştirdiği saldırıda bir askerî personel yaralanmıştır.- 29/1/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin gerçekleştirdiği silahlı saldırıda bir askerî personel yaralanmıştır.- 31/1/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin Zeren Sokak’ta (C-2881) roketatarla gerçekleştirdiği saldırıda bir askerî personel ile üç polis memuru yaralanmıştır.- 3/2/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin Mehmetçik Sokak ile Doğuş Sokak’ın kesiştiği noktada ve başka bir adreste uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiği iki ayrı saldırıda iki askerî personel yaralanmıştır.- 4/2/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin Fatih Sokak'ta uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda bir polis memuru yaralanmıştır.- 5/2/2016 tarihinde terör örgütü üyelerinin Narin Sokak No: 12 (C-3158) ve C-3146 adreslerinde uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiği iki ayrı saldırıda üç askerî personel ile bir polis memuru yaralanmıştır.- 8/2/2016 günü saat 00 sıralarında Cudi Mahallesi Narin Sokak No: 4 (C-3151) adresinde arama tarama faaliyeti yürüten güvenlik güçlerince terör örgütü mensuplarına ait olduğu değerlendirilen yedi ceset ve bu cesetlerin yanında AK47 marka, otomatik dört saldırı tüfeği görülmüştür. Güvenlik güçleri, cesetler ve silahları bulundukları yerden almaya çalıştıkları sırada terör örgütü mensuplarının yoğun silahlı saldırısına maruz kalmıştır. Açılan ilk ateşte iki askerî personel ve iki polis memuru yaralanmış, ceset ve silahların bulundukları yerden alınmaları mümkün olmamıştır. Aynı tarihte C-3188 adresinde faaliyet yürüten güvenlik güçlerine yapılan silahlı saldırıda ise beş polis memuru yaralanmıştır. Ulusal ve Uluslararası Kuruluşların Raporları Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından hazırlanan, 3/3/2016-12/3/2016 tarihleri arasında Cizre'de yapılan gözlemlere dayandığı belirtilen 20/4/2016 tarihli "Cizre Raporu"nun ilgili kısmında; ikinci vahşet bodrumu olarak nitelenen Cudi Mahallesi Narin Sokak 6 No.lu binaya güvenlik güçleri tarafından 7/2/2016 tarihinde operasyon düzenlendiği, tanıklara göre operasyonda tahrip gücü yüksek bir patlayıcı kullanıldığı, bu nedenle binanın tümden yıkıldığı belirtilmiştir. Raporda ayrıca gözlem yapıldığı tarihte bina enkazının tamamen taşındığı, geriye sadece bina temelinin kaldığının görüldüğü hususları yer almıştır. Raporda, Cizre'de Narin Sokak'ta bulunan bu bina dâhil üç binanın enkazından ve civardaki evlerden toplam 177 cenaze çıkarıldığı iddia edilmiştir. İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Vakfı, Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası, Diyarbakır Barosu ve Gündem Çocuk Derneği tarafından hazırlanan "14/12/2015-02/3/2016 79 Günlük Sokağa Çıkma Yasağı Cizre Gözlem Raporu"nda 31/3/2016 tarihli ilgili kısımlarında ikinci bodrum olarak nitelenen Narin Sokak 6 No.lu adresindeki binaya ilişkin gözlem ve tespitler aktarılmıştır. Raporda; aslında beş katlı olan binanın tamamıyla yıkılmış olduğu, moloz yığını hâline geldiği, mahalle sakinlerinin özellikle güneşli ve sıcak havada binanın bulunduğu alandan çok yoğun ceset kokusu geldiğini aktardıkları hususları yer almıştır. Raporda ayrıca binanın yıkılması sonucu ortaya çıkan molozun güvenlik güçleri tarafından deliller toplanmadan Dicle Nehri kenarına döküldüğü, molozlar arasında insan uzuvlarının da olduğu iddiaları dile getirilmiştir. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri 2/12/2016 tarihinde "Türkiye'nin Güneydoğu Bölgesindeki Terörle Mücadele Operasyonlarının İnsan Haklarına Etkilerine İlişkin Memorandum"u (memorandum) yayımlamıştır. Memorandumun "Güvenlik Güçlerinin Tutumundan Kaynaklanan Ciddi İnsan Hakları İhlalleri İddiaları" bölümünün Cizre ile ilgili kısmında özetle şu hususlara yer verilmiştir:i. Çeşitli ulusal ve uluslararası kuruluşlar Cizre'de yürütülen güvenlik operasyonlarıyla ilgili raporlar düzenlemiştir. AİHM'e bu operasyonlarda yaralanan ve acil tıbbi yardıma ihtiyaç duyduğu belirtilen kişilerle ilgili tedbir talepli başvurular yapılmıştır.ii. AİHM önüne gelen beş başvuru için geçici tedbir uygulanması kararı verdikten sonra diğer başvurular hakkında Anayasa Mahkemesinden tedbir talep edilmesini istemiştir. Anayasa Mahkemesi, başvurularda dile getirilen iddialarla yetkili makamlardan alınan bilgiler arasındaki çelişkiye vurgu yaparak tedbir taleplerini reddetmiştir. AİHM Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeyi tatmin edici bularak başka bir geçici tedbir kararı vermemiştir.iii. Operasyonlarda güvenlik personeli dışında kaç kişinin hayatını kaybettiğine dair çelişkili bilgiler vardır. Operasyonlarda güvenlik güçlerince ağır silahların kullanıldığı iddia edilmektedir.iv. Cizre'de üç ayrı bodrum katında gerçekleşen olaylar ve buralarda hayatını kaybeden kişilerle ilgili de çelişkili bilgiler bulunmaktadır. Buralarda yaşanan olaylar tedbir talepli başvuruların da ana kaynağını oluşturmaktadır.Memorandumun "Sonuç ve Tavsiyeler" kısmında başvuru konusu olaylarla ilgili olduğu ölçüde ve özetle şu hususlar yer almıştır:i. Komiser Türkiye'nin karşı karşıya olduğu terör tehdidinin tamamıyla farkındadır. Memorandumdaki hiçbir şeyin NATO, AB ve bir çok devlet tarafından terörist olarak tanınan PKK terör örgütünün eylemlerini mazur gösterdiği düşünülemez.ii. Türkiye'nin Güneydoğu bölgesinde yaşanan olaylara sokağa çıkma yasağı ilanı ve beraberinde güvenlik operasyonları başlatılarak yanıt verdiği görülmektedir. Komiser Türkiye'yi, sokağa çıkma yasaklarının terörle mücadelenin zaruretleri ile orantılı bir tedbir olmaması nedeniyle, bu uygulamaya son verilmesine davet etmektedir.iii. Operasyonlar sırasında yaşanan hak ihlallerinin mesnetsiz olduğunu ikna edici bir biçimde ispat etme yükü Türk makamlarına aittir. Ayrıca ihlal iddiaları ile ilgili etkili bir soruşturma yapılması ve devlet görevlilerine cezasızlık durumu yaratacak uygulamalardan kaçınılması gerekmektedir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin (Komiserlik) "Türkiye'nin Güneydoğusundaki İnsan Hakları Durumuna İlişkin Rapor Temmuz 2015- Aralık 2016" başlıklı raporunun (BM raporu) "Güvenlik Operasyonları Kapsamında Ölümler" bölümünün Cizre ile ilgili kısmı özetle şöyledir:i. Hükûmet kaynaklarına göre Temmuz 2015-Kasım 2016 arasındaki terör eylemlerinde 323 sivil ve 799 güvenlik personeli hayatını kaybetmiştir. 040 sivil ve 428 güvenlik personeli yaralanmıştır. Bir Türk sivil toplum kuruluşu tarafından hazırlanan raporda yalnızca Cizre'de üç ayrı olayda yerel halktan 189 kişinin öldüğünün düşünüldüğü bildirilmiştir.ii. 2016 yılı Ocak-Şubat aylarında Cizre ilçesindeki bazı binaların bodrum katlarında mahsur kalan sivil kişilerin bombardımana tabi tutulduğu bildirilmiştir. Bazı raporlara göre olayların meydana geldiği binaların tamamen yıkılması ve yıkıntıların kaldırılması nedeniyle ölenlerin kimlik tespiti yapılması büyük ölçüde engellenmiştir. BM raporunun "Sonuçlar ve Öneriler" bölümünde özetle şu hususlar yer almıştır:i. Komiserlik eş zamanlı olarak darbe teşebbüsüyle başa çıkan, Güneydoğuda güvenlik operasyonu yürüten ve bir dizi terör saldırısıyla uğraşan Türkiye'nin durumunun farkındadır.ii. Komiserlik Türkiye'nin Güneydoğusundaki insan hakları durumunun ciddi ölçüde kötüleşmesinden endişe duymaktadır. Bu nedenle güvenlik operasyonları sırasında aşırı güç kullanımının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması, can kayıpları ile ilgili soruşturma yapılarak hukuk dışı öldürme olaylarının faillerinin adalet önüne çıkarılması ve 24 saat devam eden açık uçlu sokağa çıkma yasaklarının durdurulması önerilmektedir. Cizre'de 4/9/2015-12/9/2015 tarihlerinde uygulanan ilk sokağa çıkma yasağı ve bu dönemde yürütülen terörle mücadele operasyonlarının ardından İçişleri Bakanlığınca hazırlanan raporda özetle şu bilgilere yer verilmiştir: - Cizre ilçesi YPG kontrolündeki Suriye'nin kuzeyi ile sınır olması nedeniyle PKK/KCK terör örgütünce şehir çatışmalarını başlatmak için özellikle seçilmiştir. Nur, Cudi, Sur ve Yasef Mahallelerinde güvenlik güçleriyle çatışmak için mevzi ve cephanelik hazırlayan örgüt, buralarda tünel ve duvarlarla birbirine bağladığı 150 evi cephanelik ve çatışma üssü olarak kullanmıştır. Örgüt, mahalle giriş çıkışları ile bu 150 evin bulunduğu sokakları hendeklere koydukları bombalarla tuzaklayıp kum torbalarıyla çevirmiş ve sokaklara barikat kurmuştur. Sokakların girişlerine roketatarlı ve Kalaşnikof marka silahlı militanlar yerleştirmiştir. YPG saflarında çatışan dağ kadrosundan 30 kişi Cizre'ye gelerek 200 YDG-H üyesini çatışmalar için organize etmiştir. - Operasyon öncesi örgüt militanlarının kullandığı ev ve sokakların haritası çıkarılıp tuzaklanan mayınlı yollar, hendek ve barikatlar tespit edildikten sonra 4 Eylül'de kapsamlı operasyon başlamıştır. Operasyonlarla birlikte YDG-H üyelerini örgütleyen dağ kadrosundan teröristler, çatışma inisiyatifini YDG-H üyelerine bırakarak kaçmış; kaçarken tuzaklanmış, barikatlarla set örülmüş yolları kullanmıştır. Kaçmayı kolaylaştırmak için trafo ve sokak lambaları roketatarlarla hedef alınmıştır. - Operasyonlarda 60 barikat ile 30 bomba tuzaklı hendek imha edilmiştir. EYP olarak adlandırılan el yapımı yirmi patlayıcı etkisiz hâle getirilirken 800 kg patlayıcı madde imha edilmiştir. Çatışmalar süresince 32 örgüt mensubu öldürülmüş, 2’si dağ kadrosundan olmak üzere 10 örgüt üyesi gözaltına alınmıştır. - 22/7/2015 tarihi sonrası PKK terör örgütünün saldırılarında hayatını kaybeden vatandaşların sayısı 335’e ulaşmış, 106 vatandaş da yaralanmıştır. Söz konusu saldırılarda 859 güvenlik görevlisi şehit olmuş, 711 güvenlik görevlisi ise yaralanmıştır. İçişleri Bakanlığının olaylar sırasında yaşandığı iddia edilen insan hakkı ihlalleriyle ilgili olarak 23/1/2017 tarihinde yaptığı basın açıklamasının ilgili kısmı şöyledir: "... PKK, AB ile ABD ve diğer birçok ülkenin terör örgütleri listesinde bulunan hain bir terör örgütüdür. Türkiye, yasal ilkeler ile insan hakları belgelerinde yer alan norm ve standartlar çerçevesinde terörle mücadele faaliyetlerini yürütürken; bilhassa PKK terör örgütünün propagandası sonucunda mesnetsiz iddiaların hedefi olmaktadır. Türkiye demokratik standartların yükseltilmesi yönünde önemli adımlar atarken; 22 Temmuz 2015 günü terör örgütü tarafından Ceylanpınar TOKİ Konutlarındaki evlerinde 2 polis memurumuz şehit edilmiştir. Temmuz 2015’ten bu yana, PKK terör örgütü, terör şiddetine başvurmayı tercih etmiş ve terör eylemlerini arttırmıştır. Terör örgütü özellikle örgütün Suriye kanadını oluşturan PYD/YPG ile Suriye’de elde ettiği tecrübeyi Türkiye’ye aktarmak amacıyla yeni bir taktik belirleyip; terör şiddetini şehir merkezlerine taşımıştır. Bu amaç doğrultusunda terör örgütü, şehir merkezlerindeki yapılanmaları ile kırsal yapılanmaları arasındaki irtibatı kuvvetlendirmiş, kırsaldaki militanların ve işbirlikçilerinin sayısını artırmış, şehir gerillacılığı söylemiyle silahlı/bombalı eylem yapabilecek kabiliyete haiz şehir yapılanmaları oluşturmuş ve adına 'Devrimci Halk Savaşı Stratejisi' dediği yeni bir strateji ortaya koymuştur.... Güvenlik güçlerinin hareket kabiliyetinin engellenmesi amacıyla PKK mensuplarınca Cizre, Silopi, Sur, İdil, Nusaybin ilçeleri başta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde terör örgütü mensupları tarafından yerleşim yerlerinde hendek ve barikatlar oluşturulmuş; halkın güvenliğine kast edilmiş ve yaşam standartları kötüleştirilmiştir. Örgüt mensupları bu hendek ve barikatları tuzaklayarak güvenlik güçlerinin müdahalesini zorlaştırmaya çalışmıştır. Ayrıca; terör örgütü, Suriye’de yaşanan otorite boşluğunu fırsat bilerek ülkemize çok sayıda silah ve patlayıcı aktarımında bulunmuştur. PYD/YPG ve PKK terör örgütleri arasında kadro ve mühimmat aktarımı yapıldığı, bu amaçla Suriye’den sınırımızı geçen tüneller açıldığı tespit edilmiştir. Tünellerde içerisinde patlayıcıların olduğu çok sayıda mühimmat ele geçirilmiş, tünellere yönelik imha çalışmaları yürütülmüştür. PYD/YPG’nin PKK terör örgütünün Suriye yapılanması olduğu su götürmez bir gerçek olarak durmaktadır. ... PKK terör örgütü, tahkim edilen hendek/barikatlar ile sözde kurtarılmış bölgeler oluşturarak şehirlerde kontrolü ele geçirmeyi hedeflemiştir. Bu stratejinin bir sonraki aşamasında ise Suriye benzeri kanton bölgeler oluşturarak sözde Demokratik Özerklik ilan etmeyi amaçlamıştır. Terör örgütü bu stratejisi ile bomba düzenekli hendek/barikatlar kurup, kamu düzeninin bozulduğu algısı oluşturarak olumsuz görüntülerle uluslararası alanda ülkemizi zor duruma düşürmeye, kamu kurumlarını iş yapamaz hale getirmeye, sivil vatandaşlara yönelik baskı ve tehdit sonucu halkta can güvenliği konusunda endişe yaratmaya, kurulan hendek ve barikatlarla halkın sağlık, eğitim gibi sosyal ihtiyaçlarını engelleyerek günlük yaşantısını olumsuz etkilemeye ve halkı devletle karşı karşıya getirmeye çalışmıştır. Terör örgütü mensupları operasyonlar sırasında çocuk ve kadınların aralarına sızarak güvenlik güçlerine yönelik silahlı eylemlerde bulunmuş, bölge halkı üzerinde baskı kurmaya çalışmış ve bu kişileri aynı zamanda canlı kalkan olarak kullanmıştır. Örgüt manevra kabiliyeti kazanmak için bölgede yaşayıp örgüte müzahir olmayan ve destek vermeyen insanları evlerinden göç etmeye zorlamış, boşalan bu evleri kullanarak rahat hareket sağlayabileceği sığınak ve alanlar oluşturmuştur. Güvenlik güçlerinin başarılı operasyonları sonucu köşeye sıkışan terör örgütü her türlü stratejiyi denemiş bu stratejilerini uygularken bölge halkının can ve mal güvenliğini hiçe saymıştır. Boşaltmaya zorladığı evler arası tüneller açmak yoluyla kendine bağlantı hatları kurmuş, bu hatlardan eleman ve mühimmat aktarımında bulunmuştur. 22 Temmuz 2015 tarihi sonrası PKK terör örgütünün saldırılarında hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 335’e ulaşmış, 106 vatandaşımız da yaralanmıştır. Söz konusu saldırılarda 859 güvenlik görevlimiz şehit olmuş, 711 güvenlik görevlimiz ise yaralanmıştır. Derik’te yaşayan insanlara en güzel şekilde hizmet etmekten başka gayesi bulunmayan Mardin Derik kaymakamımız hain bir saldırı neticesinde şehit edilmiştir. Bağımsız ve hukukun üstünlüğüne bağlı demokratik bir ülke olarak, Türkiye’nin vatandaşlarını terörizme karşı korumak için gerekli önlemleri alma ve anayasal düzen ile uluslararası normlar doğrultusunda topraklarında kamu düzenini tesis etme görevi ve yükümlülüğü vardır. Bu çerçevede Devletimiz, Ülkemizin her köşesinde kamu düzenini bozmaya yönelik eylemleri sonuçsuz bırakmakta kararlıdır. Ayrıca, PKK Türkiye'nin bölgede mücadele ettiği tek terör örgütü değildir. Kolluk kuvvetlerimiz eş zamanlı olarak Türkiye'ye yönelik saldırılarında yüzlerce kişinin hayatına kasteden DEAŞ, FETÖ, DHKP/C terör örgütlerine karşı da mücadele etmektedir. Türkiye ayrım yapmaksızın bütün terör örgütleriyle kararlılıkla mücadele etmeye devam edecektir. Tehdidin şiddetine rağmen, bazı Avrupa ülkeleri de terör tehdidiyle OHAL ilan ederken, Türkiye, o dönemde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini sınırlandırma yoluna gitmemiş ve 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen terörist darbe girişiminden önce, PKK terörüne karşı mücadelesini Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini sınırlandırmadan yürütmüştür. Türkiye hukuk sınırları dâhilinde ve yasalar ile uluslararası yükümlülükler doğrultusunda, vatandaşlarını PKK teröründen korumak amacıyla etkin bir şekilde terörle mücadele operasyonlarını yürütmüştür. Türkiye’nin terörle mücadele operasyonları çerçevesinde aldığı tedbirler, vatandaşlarını PKK’dan korumaya yönelik meşru, gerekli ve orantılı tedbirlerdir. Terör örgütü PKK’nın şehir yapılanması olan YDG-H isimli terör örgütü, kırsal kadrolarıyla takviyeli bir şekilde, Ülkemizin çeşitli bölgelerinde, başta yaşam hakkı olmak üzere, özgürlük ve güvenlik hakkı, konut dokunulmazlığı ve mülkiyet hakkı gibi temel hakları hedef alan terör saldırıları gerçekleştirmiştir. Yine PKK terörü, bu bölgelerde yaşayan insanların sağlık hizmetlerine erişimini ve temel eğitim hakkından faydalanmasını engellemeye çalışmıştır. Okullar, hastaneler, ambulanslar, barajlar gibi altyapılar dâhil olmak üzere kamu binalarını ve özel ticari işletmeleri hedeflemiştir. 22 Temmuz 2015 tarihinden itibaren, PKK, 247 kamu binasına, 6 baraja, 231 özel ticari işletmeye, 19 ambulansa ve 643 araca saldırı düzenlemiştir. PKK, ağır silahlar kullanmıştır. Sadece Temmuz 2015’ten bu yana, 166 silah; 117’si Uzun Namlulu ve Ağır (45 Bixi, 44 Kanas, 997 Kaleşnikof, 22 M16, 2 Lançer, 2 G3, 3 Zağros, 1 Doçka, 1 M1, 3 adet havan, 115 adet roketatar, 445 adet roketatar mermisi, 046 adet EYP (El Yapımı Patlayıcı), 341 adet el bombası, 016 adet mühimmat, 546 kg patlayıcı yapımında kullanılan malzeme ele geçirilmiştir. Sokağa çıkma yasağı uygulanan 1 il ve 11 ilçe merkezinde (Silvan, Varto, Derik, Dargeçit, Bağlar, Sur, Cizre, Silopi, İdil, Yüksekova, Nusaybin, Şırnak Merkez); teröristler ve onların destekçileri (belediyeler) tarafından açılan 630 çukur-barikat kaldırılmış ve tuzaklanan 187 bomba düzeneği imha edilmiştir. Anayasanın devletin temel amaç ve görevlerini belirten 5 inci maddesinde de ifade edildiği üzere; kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayan engelleri ortadan kaldırmak şeklinde devletin pozitif yükümlülüğünün yasal dayanağı ortaya konulmuştur. Devlet pozitif yükümlülüklerinin bir gereği olarak bölgede huzur ve kamu düzeninin sürdürülmesi ve şiddetten etkilenen kişilerin korunması için çeşitli adımlar atmış ve atmaktadır. Bu kapsamda yürütülen operasyonlar esnasında yaşanabilecek çatışmalardan zarar görme ihtimali bulunduğu için bölge halkının tahliye edilmesi öncelikli tedbir olarak uygulanmıştır. Ancak ilerleyen süreçte terörist unsurların yerleştiği mahallerde tahliyeleri önlemesi neticesinde, kamu düzeninin sağlanması, halkın can ve mal güvenliğinin korunması amacıyla PKK terör örgütü mensuplarınca sözde kurtarılmış bölgeler oluşturarak sözde Demokratik Özerklik ilan etme hedefiyle tahkim edilen hendek ve barikatların kaldırılması, hendek, barikat ve bölge halkının evlerine tuzaklanmış EYP’li düzeneklerin imha edilmesi ve bölgede kamu düzenini bozmaya çabalayan örgüt mensuplarının yakalanması veya etkisiz hale getirilmesi amacıyla sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir.... Avrupa Konseyinin kurucu üyesi olan, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokrasiyi benimsemiş, demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarını rehber edinen, Avrupa Birliği ile müzakere sürecinde olan ve temel hak ve özgürlükleri en üst düzeyde koruma altına almış bir hukuk sistemine sahiptir. Bu bağlamda, Anayasamızın maddesine göre, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalar, ulusal kanunların üstünde görülmüştür. Terörle mücadele kapsamında yürütülen tüm operasyonlarda, güvenlik görevlilerimiz, zor kullanma ve silah kullanma yetkilerini hukuka uygun olarak ‘kanunilik', 'zorunluluk', 'meşru amaç' ve 'ölçülülük (denge)' kriterlerine azami özen göstererek kullanmaktadır. Bu yetkilerin kullanılmasında yasal sınırların aşılması ile ölçülülük ve gereklilik koşullarına uygun hareket edilmemesi durumunda ise ilgililer hakkında adli ve idari soruşturmalar açılmakta ve açılan bu soruşturmalar hassasiyetle yürütülmektedir. Güvenlik güçlerince yapılan operasyonel faaliyetler sırasında sivillerin zarar görmemesi için gerekli her türlü tedbir alınmış, bu hususa özel önem verilmiştir. Vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamak için ilan edilen sokağa çıkma yasakları, sürekli gözden geçirilmekte ve şartlara göre gerektiğinde kaldırılmaktadır. Terörle mücadele operasyonlarında ilerlemeler kaydedildiğinden, bu tedbirin uygulanması önemli ölçüde azaltılmıştır. Siviller hiçbir zaman kanunsuz bir uygulamaya maruz kalmamış, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı yerlerde sivillerin her türlü ihtiyacı karşılanmıştır. Ayrıca bir bölgede uygulanan sokağa çıkma yasağı vatandaşların can güvenliği için terörist unsurlar ve tehdit oluşturan tuzak ve bombalar o bölgede tamamen temizlenene kadar sürmektedir.... Sokağa çıkma yasağı süresince bölgedeki operasyonlar öncesi ayrılmak isteyen insanların hızlı ve güvenli bir şekilde tahliye edilmesi sağlanmıştır. Halkın temel ihtiyaçlarını karşılamak ve sağlık hizmetlerini kesintisiz olarak sağlamak için gerekli önlemler alınmıştır. 155 'Polis İmdat' ambulans çağırmak veya yiyecek istemek için faal olarak kullanılmıştır. Bombalı tuzaklar, hendek ve barikatlara rağmen 112 'Acil Yardım Çağrı Merkezi' faaliyetlerini kesintisiz sürdürmüştür. Binalarda saklanan PKK’lı teröristlerin ateş etmeleri ve bombalı saldırılarda bulunmalarına rağmen günlük ihtiyaçların dağıtımı ile elektrik ve su hizmetleri kesintisiz bir şekilde sağlanmıştır. Sokağa çıkma yasağı süresince ihtiyaçların karşılanması amacıyla açılan eczane, süpermarket ve fırınlardan ihtiyacını karşılayan sivil halk sokağa çıkma yasağını ihlal ettiği gerekçesiyle herhangi bir cezai yaptırıma maruz kalmamıştır.... Sivil halkın sağlık, eğitim gibi en temel kamu hizmetlerini dahi almasını engellemeye yönelik olarak ambulanslara, hastanelere, okullara saldıran PKK terör örgütü, tüm bu terör eylemlerinin sorumluluğundan kaçabilmek için yoğun bir propaganda faaliyeti yürütmektedir. Terör örgütünün açmış olduğu hendeklerin can güvenliği riski oluşturması nedeniyle, bölgede yaşayan halk dışarıya çıkamamış veya bulundukları yerlerden bir süreliğine ayrılmak durumunda kalmışlardır. Ailelerin gündelik hayatları durma noktasına gelmiş, çocuklar oyun alanlarına çıkıp sosyal hayata karışma imkânından mahrum kalmış, aile içi ilişkiler olumsuz etkilenmiş, aileler çocuklarının güvenliğinden duydukları endişeden dolayı psikolojik olumsuzluklar yaşamışlardır. Bireyler terörün yol açtığı endişenin beraberinde hendeklerin, tuzaklanmış patlayıcıların oluşturduğu risk nedeniyle işlerine gidememiş, ekonomik açıdan kayıplar yaşamışlardır. Sokağa çıkma yasağı uygulanan yerleşim birimlerinde, halkın temel ihtiyaçlarının karşılanması ve özellikle sağlık hizmetlerinden yararlanılması için her türlü tedbir alınmıştır. Çatışma bölgelerine daha hızlı müdahale edilebilmesini teminen, Sur başta olmak üzere sokağa çıkma yasağı uygulanan ilçelerimize zırhlı ambulans araçları tahsis edilmiştir. Bu araçlar sayesinde çatışma bölgesindeki yaralılar zamanında alınarak yerinde tedavi edilmiş veya hastaneye nakilleri gerçekleştirilmiştir.… Özel mülkiyete gayrimeşru şekilde güvenlik güçlerince el konulduğu iddiaları örgüte müzahir kesimlerce maksatlı olarak yapılmış iddialardan ibaret olmakla birlikte teröristlerce üs olarak kullanılan, tuzaklama yapılarak boşaltılan ikametlere tuzaklamaların temizlenmesi esnasında sadece girilerek müdahale edilmiştir. Operasyonlar esnasında hiçbir mülkiyet bilerek ve gereksiz yere yıkılmamış, terörist unsurlarca kullanılan, tuzaklama yapılan veya tünellerle başka evlere bağlanan ikametler teröristlerin ve tuzaklamaların temizlenmesi amacıyla kullanılmıştır. Hiçbir sivil vatandaşın şahsi eşyası gasp edilmemiştir...." Başvuruya Konu Ceza Soruşturmaları B.K.nın Ölümüyle İlgili Olarak Yürütülen Ceza Soruşturması 9/2/2016 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü, Cizre Başsavcılığına hitaben yazdığı talep yazısı ile güncel haritaya göre Cudi Mahallesi C-3185 numaralı bina, eklenti ve müştemilatında arama ve elkoyma izni verilmesini talep etmiştir. Bu yazıda, bölücü terör örgütü mensuplarının evlerini terk eden vatandaşların ikametgâhlarına mayın ve el yapımı patlayıcı düzenekleri ile tuzaklar hazırladıklarını, arama yapılması talep edilen binadan askerî unsurlara ve emniyet unsurlarına yoğun şekilde uzun namlulu silahlarla ateş açıldığını belirtmiştir. Başsavcılık aynı tarihte bina ve eklentilerinde arama yapılmasına, şüphelilerin bulunmaları hâlinde yakalanmalarına, delil ve suç eşyalarına el konulmasına karar vermiştir. 9/2/2016 tarihinde Cudi Mahallesi Narin Sokak üzerinde bulunan C-3185 sayılı binada arama yapılmıştır. On beş polis memuru tarafından imzalanan 9/2/2016 tarihli Ev Arama ve Elkoyma Tutanağı’nın içeriği şöyledir: “Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 08/02/2016 tarih ve 09:40 saatli arama kararı ile Cudi Mahallesi Niran Sokak Üzerindeki Güncel Haritaya Göre C 3185 sayılı bina eklenti ve müştemilatında operasyonu düzenleyen güvenlik güçlerine yönelik uzun namlulu silahlar ile ateş açıldığı, BTÖ (Bölücü Terör Örgütü) mensuplarının evlerini terk eden vatandaşların ikametlerinde tuzaklamalı patlayıcı madde yerleştirdikleri, bu evleri kullanarak güvenlik güçlerine silahlı ve bombalı saldırılar düzenlediklerinden arama kararı talep edilmiş, 08/02/2016 günü saat 09:55 sıralarında Arama-5 ve Arama-6 ekipleri olarak söz konusu yere intikal edilmişti.Ancak 09/02/2016 tarih ve saat 12:15 saatli Olay ve Ev Arama Tutanağımızda belirttiğimiz gibi 08/02/2016 günü saat 11:00 sıralarında arama mahalline yaklaşık 20 metre uzaklıkta bulunan ve güncel harita numarası C 3158 olan binadan BTÖ mensupları tarafından arama ekipleri olarak biz görevlilere, arama yapılan yerin çevre emniyetini alan Jandarma Özel Harekat ve Polis Özel Harekat mensuplarına yönelik bombalı ve silahlı saldırı yapılması ve silahlı çatışma çıkması üzerine arama sonlandırılmış ve olay yerinden hiçbir delil alınmadan arama mahalli terk edilmiştir.09/02/2016 günü saati 14:30 sıralarında bölgede operasyon yapan Askeri unsurlar tarafından arama mahallinin güvenliğinin sağlandığı ve arama yapılabileceğinin bildirilmesi üzerine tekrar arama kararı talep edilmiş ve Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 09/02/2016 tarih ve 14:50 saatli arama kararına istinaden 09/00/2016 günü saat 15:10 sıralarında söz konusu adrese intikal edilmiştir.Arama işlemine dijital fotoğraf makinesi ve kamera çekimi eşliğinde-08/02/2016 günü kalınan yerden devam edilmeye başlanmış ve devam eden arama çalışmalarında; Tarafımızdan 18 numara ile numaralandırılan C 3185 sayılı binanın kapı girişinde bulunan erkek cesedi molozların arasından çıkartılarak ceset torbasına konulmuştur. 08/02/2016 tarihinde| yapıları aramada ele geçirilen silahların Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünde yapılan kontrollerinde;Tarafımızdan 4 numara ile numaralandırılan 1 adet Kaleşnikof AK. 47 marka tüfeğin seri numarasının bulunmadığı, fişek yatağında 1 adet boş kovan bulunduğu, şarjörünün bulunmadığı, tüfeğin ise parçalanmış vaziyette olduğu görülmüştür. Tarafımızdan 10 numara ile numaralandırılan 1 adet Kaleşnikof AK 47 marka tüfeğin yapılan kontrolünde seri numarasının SO 4753-1988 olduğu, kapak arka kısmında SO4753 ibaresi bulunduğu, fişek yatağında 1 adet boş kovan bulunduğu şarjörünün deforme olduğu görülmüştür.Tarafımızdan numara ile numaralandırılan 1 adet Kaleşnikof AK 47 marka tüfeğin yapılan kontrolünde parçalanmış vaziyette olduğu, seri numarasının 1986 RN 4755 olduğu, kapak arka kısmında 107 ibaresi bulunduğu, şarjörünün bulunmadığı, fişek yatağının boş olduğu görülmüştür.Tarafımızdan 12 numara ile numaralandırılan 1 adet Kaleşnikof AK 47 marka tüfeğin yapılan kontrolünde seri numarasının 1974 SE 4745 olduğu, kapak arka kısmında 3584 ibaresi bulunduğu, fişek yatağında 1 adet boş kovan bulunduğu, şarjörünün deforme olduğu görülmüştür.Tarafımızdan. 13 numara ile numaralandırılan 1 adet Kaleşnikof AK 47 marka tüfeğin yapılan kontrolünde seri numarasının AM 3941-1988 olduğu, fişek yatağında 1 adet boş kovan bulunduğu, şarjörünün deforme olduğu, şarjörde 10 adet deforme olmuş kovan ile 9 adet çekirdek bulunduğu, toplamda 11 adet kovan ve 9 adet çekirdek bulunduğu görülmüştür.Tarafımızdan 14 numara ile numaralandırılan seyyar dipçikli 1 adet Kaleşnikof AK 47 marka tüfeğin yapılan kontrolünde seri numarasının 1972-EH 4512 olduğu, üst tarafında 7566 ibaresi bulunduğu, fişek yatağının ve şarjörünün boş olduğu, şarjörünün deforme olduğu görülmüştür.Arama mahallinden, molozların arasından çıkartılan 5 bayan, 6 erkek ve 1 adet parçalanmış BTÖ mensubunun cenazesi ceset torbalarına konulduktan sonra gerekli işlemler için Cizre Belediyesine ait 73 DY 205 plaka sayılı ve Mardin Büyükşehir Belediyesine ait 47 AB 603 plaka sayılı cenaze araçları ile iki seferde Cizre Devlet Hastanesine intikal ettirilmiş ve buradaki görevlilere teslim edilmişlerdir.Arama yapılacak binanın bodrum katı üzerine çöktüğünden, bina veya ikamet vasfını kaybettiğinden ve bütün girişlerinin kapalı olmasından dolayı bina içerisine girilememiş ve arama işlemi yapılamamıştır, Yapılacak arama için arama bölgesinde silahlı çatışmalar devam ettiğinden ve şahısların BTÖ”nün tehditlerinden korktuklarından hazurun, muhtar ve aza temin edilememiştir. Arama sırasında tarafımızdan numaralandırılarak alınan ve yukarıda özellikleri belirtilen silah; şarjör, kovan ve çekirdeklerle ilgili karara istinaden elkonulmuş ve gerekli işlemler için Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü TEM Büro Amirliğine teslim edilmişlerdir.Arama işlemine 09/02/2016 günü saat 17:00 sıralarında son verilerek Arama-5 ve Arama:6 ekipleri olarak arama mahallinden ayrılınmıştır.İşbu olay ve ev arama tutanağı tarafımızdan tanzimle altı birlikte imzalanmıştır.09/02/2016 Saat 18:00” Arama işlemine ilişkin olarak 9/2/2016 tarihinde saat 00'da düzenlenen ve beş uzman tarafından imzalanan 627 sayılı olay yeri inceleme raporunun içeriği şöyledir: “Bahse konu adreste bulunan yere TEM Büro amirliği görevlileri ile birlikte Cumhuriyet Savcılığının 2016 tarih ve saat:40 Arama Kararına istinaden yukarıda açık adreste 09:55 sıralarında Arama 5, Arama 6, Polis Özel harekât ve Jandarma Özel harekât görevlileri ile birlikte intikal edildi. Olay yerinde çalışmalarımız devam etmekte iken; 2016 günü saat:00- sıralarında yaklaşık 20 (yirmi) metre| ilerimizde BTÖ mensupları tarafından arama görevlileri olarak biz görevlilere, arama yapılan yerin çevre emniyetini alan Jandarma Özel Harekat ve Polis Özel Harekat mensuplarına yönelik bombalı: ve silahlı saldırı başlamış, bu çatışma esnasında BTÖ mensuplarının: unsurlarımıza uzun namlulu silahlar ve el bombaları ile saldırmaları neticesinde yaralılarımızın bulunduğu bilgisi tarafımıza ulaşmış, arama yapan Arama-5 ve Arama-6 ekipleri olarak biz görevlilere operasyonu yöneten Askeri yetkililer tarafından bir an önce olay yerinden çıkmamız ve sıcak çatışma ortamından uzaklaşmamız gerektiği söylendiğinden kendi can güvenliğimizi ve emniyetimizi alarak hızlı bir şekilde arama bölgesi terk edilmiştir. Bununla ilgili Cumhuriyet Savcısına bilgi verilmiş olup Olay ve ev Arama Tutanağı tanzim edilmiştir. Savcısının talimatları doğrultuşundu 2016 günü saat:10: sıralarında tekrar intikal edildi. Olay yeri yakınında BTÖ unsurları ile silahlı çatışmanın halen devam etmekte olduğu görüldü ve ortamın can güvenliği açısından. Uygun olmaması ve çatışmanın devam etmesinden dolayı hızlıca olay yerinin incelemesine başlandı. Olay yerinin bahse konu sokak içerisinde çökmüş tek katlı olan betonarme binanın Niran Sokak üzerine bakan tarafında sokak kenarında olduğu görüldü. Bahse konu binanın sokak tarafı enkazı(molozlar) altında ve sokak içerisinde Bölücü terör örgütü (BTÖ) mensuplarına ait 5 bayan, 6 erkek ve 1 adet ceset parçası ve bu cesetlerin yakınında bulunan isimleri ve özellikleri bulgu delil listesinde yazılı olan 6 adet tahrip olmuş kaleşnikof silahlâr ve bu silahlara ait materyaller incelenmek üzere tarafımızdan usulüne uygun olarak alımmış ve paketlenmiştir. Olay yerinde bulunan cesetler ve ceset parçası, ceset torbalarına konulduktan sonra gerekli işlemler için Cizre Belediyesine ait 73 DY 205 plaka sayılı ve Mardin Büyükşehir Belediyesine ait 47 AB 603 plaka sayılı cenaze araçları ile iki seferde Cizre Devlet Hastanesine intikal ettirilmiş ve buradaki görevlilere teslim edilmişlerdir. Olay yerinin çeşitli açılardan kamera ve fotoğraf çekimleri yapılarak çalışmaya son verilmiştir.” 9/2/2016 tarihli olay yeri inceleme raporunda bulgu numaraları yanında cesetlerin ve silahlar ile mühimmatların nerede bulunduğuna dair açıklamalar da yer almıştır. Bu açıklamalara göre olay yerinde 11 ceset, 1 ceset parçası, Kalaşnikof marka 6 silah ile bu silahlara ait mermi ve şarjörler bulunmuştur. Rapordaki açıklamalar şöyledir:- Bina giriş kapısının sol tarafında bulunan erkek cesedi (1) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır. - Bina giriş kapısının önünde bulunan kadın cesedi (2) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır.- Bina giriş kapısının sağ tarafında, sokak üzerinde bulunan erkek cesedi (3) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır. Sokağın karşı tarafında bu cesede ait olduğu düşünülen bir ceset parçası bulunmuş ve (3/1) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır.- (3) numaralı cesedin yanında bulunan, seri numarası belli olmayan üç parça hâlinde, parçalanmış Kalaşnikof marka tüfek (4) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır. Bu silahın fişek yatağından çıkan kovan (4/A) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır. - Bina giriş kapısı sağ tarafında bulunan kadın cesedi (5), aynı yerde bulunan erkek cesedi (6) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır.- Bina giriş kapısının sağ tarafında bulunan kadın cesedi (7), aynı yerde bulunan erkek cesedi (8), aynı yerde bulunan bir başka kadın cesedi ise (9) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır.- Çöken binanın enkazı altından bulunan, kapak kısmında 1988-SO4753 yazan Kalaşnikof marka tüfek ve bu tüfeğe takılı deforme olmuş şarjör (10), bu silahın fişek yatağından elde edilen kovan (10/A) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır.- Çöken binanın enkazı altından bulunan, kapak kısmında 1986 RN4755 yazan Kalaşnikof marka silah parçası (11) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır.- Çöken binanın enkazı altında bulunan, kapak kısmında 1974 SE4745 yazan Kalaşnikof marka silah ve bu silaha ait deforme olmuş şarjör (12) bulgu numarasıyla, bu silahın fişek yatağından elde edilen kovan (12/A) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır.- Çöken binanın enkazı altında bulunan AM3941-1988 ibareli Kalaşnikof marka silah ve bu silaha takılı şarjör (13), bu silahın fişek yatağından elde edilen kovan (13/A), şarjörde bulunan kovanlar (13/B), şarjörde bulunan mermi çekirdekleri (13/C) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır.- Çöken binanın enkazı altında bulunan 1972-EH4512 ibareli Kalaşnikof marka tüfek ve bu tüfeğe takılı deforme olmuş şarjör (14) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır. - Bina ile bahçe duvarı arasında bulunan erkek cesedi (15), aynı yerde bulunan kadın cesedi (16) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır. - Sokak üzerinde bir ceset parçası bulunarak (17) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır. - Bina kapı girişi enkaz içinde bulunan erkek cesedi (18) bulgu numarası ile numaralandırılmıştır. 9/2/2016 tarihli olay yeri inceleme raporunda ayrıca elde edilen silahlardan birinin (3) numara ile numaralandırılan cesedin yanında, diğer beş silahın ise çöken binanın enkazının altında bulunduğu belirtilmiştir. Başsavcılık, bahsi geçen arama ve elkoyma işlemlerinde bulunan cesetler ile ilgili olarak aynı tarihte soruşturmalar başlatmıştır. 2016/583 sayılı soruşturma kapsamında 9/2/2016 tarihinde C-3185 olarak numaralandırılan bina yakınlarında bulunan ve kimliği bilinmeyen (16) numaralı kadın cesedi üzerinde ölü muayene işlemi yapılmıştır. Bu işlem sonucunda düzenlenen Adli Ölü Muayene Tutanağı'nda yer alan bilgi ve bulgular özetle şöyledir:i. 9/2/2016 tarihinde operasyonel faaliyet yürütülen Cudi Mahallesi'nden yirmi yedi ayrı cesedin Cizre Devlet Hastanesine getirildiği Cumhuriyet savcısına bildirilmiştir. Cumhuriyet savcısı saat 30 sıralarında ölü muayene işlemleri için hastaneye gelmiştir. Ölü muayenesi yapılan cesedin konulduğu ceset torbası üzerinde “C-3185 16 bayan” ibaresinin yazılı olduğu belirlenmiştir. Kimliği bilinmeyen cesede (2) rakamı verilerek ölü muayenesine başlanmıştır. Muayene işlemine fotoğrafçı, kameraman, otopsi yardımcısı ve Cumhuriyet savcısı katılmıştır.ii. Cesedin elbiseleri çıkarılarak atış artığının ve atış mesafesinin belirlenebilmesi amacıyla ceset, Olay Yeri İnceleme Birimine teslim edilmiştir. Olay Yeri İnceleme Birimi ayrıca cesedin parmak izlerini, el ve yüz svaplarını almıştır.iii. Cesedin kafatasının arkasında çökme şeklinde kemik kırığı ve buna bağlı olarak baş bölgesinde şekil bozukluğu olduğu tespit edilmiştir. Boynun sağ tarafında omzu kaplayacak şekilde yanık dokusu olduğu belirlenmiştir. Sırt bölgesinde, kalçaya kadar uzanan geniş bir yanık alanı bulunduğu görülmüştür. Her iki kolda yanık dokusunun olduğu, sol kolda bilek bölgesi dâhil yanığa bağlı deformite bulunduğu tespit edilmiştir. Göğüs bölgesinden bacağa kadar olan alanda geniş bir yanık alanı bulunduğu belirlenmiştir. Sol kalça kemiğinin arka tarafında sargı bezi ve yara bandıyla kapatılmış bir yara alanı olduğu tespit edilmiş, sargı bezi kaldırıldığında bu alanda kısmen iyileşmiş 8x5 ebadında yaralanma mevcut olduğu görülmüştür. Sağ ayak bileğinin iç kısmında, sol ayağın üst kısmında, sol bacağın arka kısmında ve ayak topuğunda abrazyon, sıyrık ve yarılma şeklinde yaralanmalar belirlenmiştir.iv. Tespit edilen bulgulara göre kesin ölüm sebebi tayin edilemediğinden cesedin Mardin Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verilerek ölü muayene işlemine 9/2/2016 günü saat 30'da son verilmiştir. 10/2/2016 tarihinde Mardin Devlet Hastanesinde ceset üzerinde klasik otopsi işlemi yapılmıştır. Otopsi işlemine Cumhuriyet savcısı, adli tıp uzmanı ve otopsi yardımcısı iştirak etmiştir. Otopsi işlemine başlanmadan çekilen röntgen filminde vücutta iki mermi çekirdeği bulunduğu belirlenmiştir. İşlemler kamera ve fotoğraf çekimi yapılarak kayıt altına alınmıştır. Cesetten DNA analizine esas olmak üzere kan ve saç örneği, toksikolojik incelemede kullanılmak üzere idrar, safra sıvısı ve kan örneği alınmıştır. 10/2/2016 tarihli Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağı'nda belirtilen harici bulgular şöyledir: "1- Sol poplietal bölgede 4x3 cm lik cilt altı seyirli laserasyon,2- Sol uyluk orta arka yüzde 1x5 cm lik kas doku seyirli laserasyon,3- Sol pelvis yanda 5x6 cm lik ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası,4- Sol dizin 5 cm üzerinde 5 cm lik ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası,5- Sağ ayak bileği medialde 1x1 cm lik laserasyon,6- Sol ayak meta tars üzerinde 2x1 cm lik laserasyon,7- Sol topukta laserasyon,8- Sol el dorselinde ve parmaklarda epidermal soyulma,9- Sağ pelvis yanda, her iki ön kolda, göğüs yan duvarlarda, sırtta her iki gluteal bölgede, alt eksremite arka yüzlerde is ve yanık,10- Sağ temporooksipital bölgede 6x8 cm lik yara dudakları düzensiz laserasyon olduğu ve bu alanda beyin dokusunun dışa protrüze olduğu,11- Sağ SİAS'ın 5 cm üzerinde 1 adet epidermal yerleşimli 2x5 cm boyutunda yanmış plastik materyal olduğu tespit edilmiştir." 10/2/2016 tarihli tutanağa göre ceset üzerinde yapılan klasik otopsi sonucu elde edilen bilgi ve bulgular özetle şöyledir: i. Baş bölgesi açılarak yapılan incelemeye göre saçlı deri altında, haricî muayenede tarif edilen bölgede kanama ve laserasyon mevcuttur. Oksipital, pariyatal kemiklerde parçalı kırık bulunmaktadır. Beyin dokusunda laserasyon ve yaygın sak görünümü izlenmiştir. Kafatası arka çukurunda parçalı kırıklar mevcuttur. Boyun ve göğüs bölgesi ile batın bölgesi açılarak yapılan incelemelerde otopsi raporuna yansıyan belirgin patolojik bulgu bulunmamaktadır.ii. Batın bölgesi açıldığında haricî muayenede (3) rakamı ile tarif edilen mermi çekirdeği giriş deliği takip edilerek gluteal bölgedeki kas dokusu içinden bir mermi çekirdeği elde edilmiştir. Haricî muayenede (4) numara ile tarif edilen mermi çekirdeği giriş trasesi incelendiğinde kas dokusu içinde bir mermi çekirdeği daha bulunmuştur. Bulunan mermi çekirdekleri Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmiştir. Mermi çekirdeklerinin vücut içinde kaldığı ve hayati tehlikeye sokacak yaralanmaya neden olmadığı tespit edilmiştir. Tutanağın sonuç bölümünde ölüm nedeni ve ölüm zamanına ilişkin kanaatler şöyle ifade edilmiştir:"1-Şahsın bomba veya benzeri mühimmat patlaması ile husulü mümkün kafa travmasının yol açtığı, kafatası kemik kırıkları ile beyin doku harabiyeti ve beyin kanaması nedeni ile öldüğü,2- Şahsın vücuduna iki adet mermi isabet ettiği, öldürücü nitelikte olmadıkları, kıyafetli bölgeye isabet etmesinden ötürü atış mesafesinin elbiselerin kriminolojik incelemesi sonucunda tespit edilebileceği,3- Otopsi işlemi sonucunda alınan biyolojik örneklerin sistematik toksikolojik analiz amacıyla Diyarbakır Adli Tıp Grup Başkanlığına gönderilmesinin uygun olacağı,4- DNA analizi amacıyla kan ve saç örnekleri alındığı,5- Otopsi işlemi esnasında iki adet mermi çekirdeği elde edildiği,6- Mevcut bulgularla şahsın ölümünün otopsi zamanı olan 10/2/2016 günü 09:45 itibarıyla 12-36 saat öncesinde meydana geldiği kanaatlerimi bildiririm dedi". Mardin ve Cizre Emniyet Müdürlükleri, kimliği belirlenemeyen kadın cesedinden alınan parmak izlerinin veri tabanlarında bulunan izlerle eşleşmediğine dair11/2/2016 ve 15/2/2016 tarihli parmak izi karşılaştırma raporları düzenlemiştir. Başsavcılık ölen şahsın kimliğinin tespit edilmesi ve olayın faillerinin belirlenmesi amacıyla 19/2/2016 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğüne hitaben bir müzekkere düzenlemiştir. Müzekkerede özetle şu talepler yer almaktadır:i. Ölüm olayının gerçekleştiği yerin tespit edilerek olay yeri incelemesi yapılması, olay yeri incelemesi yapılamıyorsa bunun nedenlerinin periyodik olarak bildirilmesiii. Olayın meydana geldiği yerdeki kamuya ve özel kişilere ait tüm kamera kayıtlarının tespit edilerek gönderilmesi, ölüm olayına ilişkin telsiz kayıtlarının gönderilmesiiii. Ölenin kimliğinin tespiti için yapılacak işlemlerde Başsavcılıktan talimat alınması, kimliğin tespiti hâlinde ölen kişinin yakınlarının mağdur/müşteki sıfatıyla beyanlarının alınması, ölenle ilgili kayıp başvurusu dâhil tüm adli kayıtların çıkarılmasıiv. Olayla ilgili bilgisi bulunan kişilerin tespit edilerek tanık sıfatıyla beyanlarının alınmasıv. Olay faillerinin belirlenmesi amacıyla araştırma yapılmasıvi. Cesetten elde edilen deliller üzerinde kriminal araştırma yapılmasıvii. Ölen şahıs hakkında yazılı ve görsel basın, internet siteleri ve sosyal medyada çıkan ve çıkabilecek haberlerin takip edilmesi, bulunması hâlinde tespitlerin yapılmasıviii. Olay faillerinin tespiti ve delil olabilecek her türlü bilgi ve bulguya ulaşılabilmesi için gerekli görülecek diğer hususlarla ilgili olarak Başsavcılıktan talimat alınmasıix. Olayın hassasiyetine binaen talep edilen işlemlerin eksiksiz ve ivedi bir şekilde tamamlanması Otopsi sırasında alınan örnekler üzerinde yapılan DNA incelemesi sonucu cesedin B.K.ya ait olduğu tespit edilmiştir. Başvurucu Reşit Kolanç 25/2/2016 tarihinde Mardin Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla ifade vererek cesedin kızı B.K.ya ait olduğunu ve tarafına teslim edilmesini istediğini belirtmiştir. Ceset aynı tarihte düzenlenen defin ruhsatı ile birlikte başvurucu Reşit Kolanç'a teslim edilmiştir. 16/5/2016 tarihinde başvurucu Reşit Kolanç'ın Başsavcılık tarafından müşteki sıfatıyla alınan beyanı şöyledir:"Yukarıda yazılı bulunan kimlik bilgileri doğrudur ve bana aittir, halen belirttiğim adreste ikamet ederim. [B.K.] benim öz kızım olur. Kendisi Gazal kızı 04/04/1994 Cizre doğumludur. Ben tarihten 5 yıl kadar önce Cudi mahallesinde bulunan ikametimi şu an oturmakta olduğum Konak mahallesine taşıdım. Uygulanan sokağa çıkma sırasında da bu adreste ikamet ettim. Kızım 2 yıl önce Cizre Merkez Anadolu Lisesinden mezun olmuş ve Ankara ilinde üniversiteyi kazandığını bana söylemişti, maddi durumumuz iyi olmadığı için kendisini üniversiteye gönderemedim. Fakat bana hangi üniversiteyi ve hangi bölümü kazandığını bana söylememişti. Kızım liseden mezun olduktan sonra bizim yanımızdan ayrıldı. Bununla ilgili olarak ayrılmasından 10 gün kadar sonra Cizre Emniyet Müdürlüğüne giderek kızım ile ilgili kayıp başvurusunda bulundum ve ifade verdim. Bu başvurumun tarafınıza intikal edip etmediğini bilmiyorum. Bu iki yıllık süreçte kızımla ne yüz yüze ne de telefonla görüşmemiz söz konusu olmadı, kendisiyle irtibatımız tamamen koptu. Bazı tanıdıklarımda Cizre'de ki sokağa çıkma yasağı sırasında ölenler arasında kızımın da olduğunu duymam üzerine Mardin'de bulunan kriz masasına gidip kan örneği verdim. Bunun üzerine Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2016/741 soruşturma sayılı dosyası kapsamında klasik otopsi işlemi yapılan cesedin kızım [B.K.ya] ait olduğu tespit edildi. Cesedi teslim alırken kendisini ayrıca teşhis ettim, bu nedenle bu cesedin kızıma ait olduğu konusunda herhangi bir tereddüdüm ve şüphem bulunmamaktadır. Kızımın kayıp olduğu dönemde nerede ve kimlerin yanında kaldığını bilmiyorum. Kızımın terör örgütüne birlikte bulunduğumuz dönemde herhangi bir sempatisi bulunmuyordu. Bir kez Cizre’de karıştığı iddia edilen bir örgütsel suçla ilgili karakola gidip bildiklerimi orada da anlatmıştım, kendisinin örgüt üyesi olup olmadığını bilmiyorum. Ceset üzerinden çıkan ve atış artığı içeren bulgular ile ilgili herhangi bir bilgim yoktur. Ben bu eylemin fail ya da faillerinin tespit edilebileceğini düşünmüyorum, bu nedenle kızımın ölümüyle ilgili herhangi bir kimseden şikayetçi değilim, beyanım bundan ibarettir, dedi. ..." Başsavcılık 3/6/2016 tarihinde İlçe Emniyet Müdürlüğüne gönderdiği yazıda; 19/2/2016 tarihli yazının akıbeti hakkında bilgi verilmesini, buna ek olarak B.K.nın silahlı terör örgütü üyesi olup olmadığına ilişkin ayrıntılı araştırma yapılmasını ve ilgili belgelerle birlikte araştırma sonucunun bildirilmesini istemiştir. Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü 8/8/2016 tarihinde Fail Araştırma Tutanağı düzenlenmiştir. Bu tutanağa göre Niran Sokak No: 7 adresinde yapılan aramada B.K.nın ölü bulunması olayı ile ilgili olarak tanık ve MOBESE kamerası görüntüsü bulunmadığından olayın fail/faillerinin tespiti mümkün olmamıştır. Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından 8/8/2016 tarihinde düzenlenen Kamera Araştırma Tutanağı'nda ise "... maktulün eks vaziyette bulunduğu yer ve çevresinde yapılan araştırmalar neticesinde herhangi bir MOBESE ve kamuya/özel kişiye ait kamera sisteminin bulunmadığı anlaşılmıştır." denilmektedir. Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünün 8/8/2006 tarihinde düzenlediği Arşiv Araştırma Tutanağı'nda B.K.nın PKK/KCK terör örgütü ile irtibatına dair özetle şu hususlar yer almaktadır:i. Şırnak Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün (TEM) 3/9/2015 tarihli yazısına göre 27/8/2015 günü Cizre ilçesi Nur Mahallesi'ndeki Şehit Yarbay Gülova Kışlası'na yapılan silahlı saldırıyı düzenleyenler arasında PKK/KCK terör örgütünün silahlı kanadı olan HPG/Yerel Birlikleri içinde faaliyet yürüten B.K.nın da olduğu konusunda istihbari bilgiler mevcuttur.ii. TEM'in 12/3/2015 tarihli yazısında B.K.nın Cudi Dağı bölgesinden örgütün silahlı dağ kadrosuna katıldığına ve kod adı kullandığına dair istihbari bilgiler mevcuttur.iii. Başsavcılığın 2016/170, 2016/24, 2016/80, 2016/175, 2015/3734, 2016/56, 2016/171, 2016/2064, 2016/537, 2016/1239, 2016/909, 2016/3256 ve 2016/966 numaralı soruşturmaları kapsamında A., K., Ş.İ., Y., R., S.A., S.B., E.T., B.B., Y., Ş.G., N.A. ve O.; B.K.nın fotoğrafını teşhis ederek PKK/KCK terör örgütü ile irtibatına dair anlatımda bulunmuştur. Benzer şekilde Başsavcılık tarafından yürütülen farklı soruşturmalar kapsamında dinlenen sekiz gizli tanık da ifadelerinde B.K.nın terör örgütü ile irtibatlı olduğunu beyan etmiştir.iv. B.K. hakkında suç kaydı, yakalama kararı veya adli soruşturma/kovuşturma bulunmamaktadır. Arşiv Araştırma Tutanağı'na göre yukarıdaki paragrafta belirtilen şahısların B.K. hakkında yaptıkları teşhis kapsamında verdikleri ifadelerden bazıları şöyledir:- Ş.İ.nin 11/1/2016 tarihli ifadesi: "Fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahsı SEMA (K) ismi ile tanıyorum, örgütü(n) dağ kadrosundan olduğunu biliyorum, kendisi ile Yafes Mahallesi Gökhan Sokakta barikatta nöbet tutarken tanıştım, sivil kıyafet giyer ve Kaleşnikof marka silah kullanır."- K.nin 4/1/2016 tarihli ifadesi:"Fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs SEMA (K) isimli şahıstır, açık kimlik bilgilerini bilmiyorum, aktif olarak örgüt içerisinde faaliyet gösterir, Sur Mahallesi sorumlusudur, RUKEN (K) ile irtibatlıdır."- E.T.nin 24/1/2016 tarihli ifadesi:"Fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahsı [B.K.] olarak bilirim. SEMA (K) olarak tanırım. YJA-STAR içerisinde faaliyet gösterir. Silahlı çatışmalara katılır. Kalashnikov silah taşır. Cizre'de YPS-JİN'in kuruluşunda komut veren kişidir. Cizre İlçesin'de halkı devlete karşı kışkırtarak isyana teşvik eder. Halkın zorla örgütte faaliyet göstermesini sağlar. Örgüt mahkemelerinde etkin birisidir. Söz sahibidir. Düşüncelerini örgüt mahkemelerinde uygulattırır."- B.B.nin 6/2/2016 tarihli ifadesi:"Fotoğrafta göstermiş olduğunuz kişiyi B.K isimli şahıs olarak tanırım. YPS-JİN içerisinde faaliyet gösterir. Kalashnikov marka silah taşır. Dörtyol kavşağında yol kesme eylemlerinde çok kez gördüm. Barikatta nöbet tutanlara yemek verirken gördüm."- Y.nin 20/2/2016 tarihli ifadesi:"Fotoğraf-19'daki şahsı ismen tanı(mı)yorum, fakat Cizre İlçesi Cudi Mahallesinde Mezbaha Sokakta ve çevresinde bulunan terör örgütü mensuplarının yapmış olduğu hendeklerde ve barikatlarda sürekli silahlı olarak kendisini görüyordum. Dağdan geldiğini duydum."- Gizli tanık GÜMÜŞ'ün Cumhuriyet savcısı huzurunda verdiği 20/4/2016 tarihli ifadesi:"Fotoğraf-19'daki şahsın ismini [B.K.] olarak bilmekteyim. 2012-2014 yılları arasında ZİLAN kod adlı [E.G.] ile birlikte Cizre İlçesi'nde kırsala örgüte eleman kazandırıyordu. 2014 yılı başlarında ise [E.G] ile beraber Cudi Cevizdüzü kırsalına gittiler ve [B.K.] örgüte bu şekilde katılım yapmıştı. Bu kişinin kırsala katılımını ve kendisinin kırsalda silahlı olarak faaliyet yürüttüğünü görmüştüm. 2015 yılında Cizre İlçesi'nde kurulan hendek ve barikatların sürecine kadar [B] kırsalda kaldı ve Cizre'de hendek ve barikatların kurulması ile Cizre İlçesi'ne kırsaldan dönüş yaptı. Barikatlarda nöbet tutarak ve Cudi Mahallesi'nde sorumlu olarak örgüt adına faaliyet yürüttü. MAMO kod adlı örgüt mensubu ile birlikte hareket ederdi ve talimatları MAMO'dan alarak YDG-H mensuplarına aktarırdı. Güvenlik güçleri ile girdiği çatışmalarda öldü." Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü 6/8/2016 tarihinde B.K. hakkında internet ortamında yayımlanan bazı haberlerle ilgili olarak İnternet Tespit Tutanağı düzenlenmiştir. Bu tutanağa göre 26/2/2016 tarihinde Facebook adlı internet sitesinde "YPS CİZRE" kullanıcı adıyla yer alan haberde '"Şehit heval [B.K.] mekanın cennet olsun. Merak etme yürüdüğün yoldan yolumuzu şaşırmayacağız." denilmektedir. Ayrıca 28/2/2016 tarihinde aynı sitede aynı kullanıcı adıyla paylaşılan haberde B.K.nın örgüt kıyafetli fotoğrafının üstünde "TOPRAĞIN BOL MEKANIN CENNET OLSUN EY ŞEHİD!" ifadesi yer almaktadır. Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen 19/7/2016 tarihli bir başka tutanakta, askerî yetkililer tarafından operasyon kapsamında kullanılmak üzere hazırlanan haritaya göre C-3185 olarak numaralandırılan binanın açık adresinin "Cudi Mahallesi Niran Sokak No: 7 Cizre/ŞIRNAK" olduğunun tespit edildiği belirtilmektedir. Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü, Başsavcılığın 19/2/2016 ve 3/6/2016 tarihli yazılarına cevap vermiş ve yukarıdaki paragraflarda anlatılan tutanakları cevap yazısına eklemiştir. 8/8/2016 tarihinde gönderilen bu cevap yazısında tutanaklarda da belirtildiği gibi olayla ilgili tanık, kamera görüntüsü veya olayın faillerinin tespit edilemediği hususları yer almaktadır. Başsavcılık, B.K.nın ölümüyle ilgili olarak kasten öldürme suçundan yürüttüğü soruşturma sonucunda 1/12/2016 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...PKK/KCK terör örgütünün hedef ve talimatları doğrultusunda terör örgütünün nihai hedefine ulaşabilmesi amacıyla Doğu ve Güneydoğu'da bulunan başta il ve ilçeler olmak üzere bazı il ve ilçelerde 15/08/2015 tarihinde sözde özyönetim ilan ettiği, bu ilanın gerçekleştiği ilçelerden birinin de Cizre olduğu bu doğrultuda Cizre ilçesinde sözde bir Cizre Halk Meclisi oluşturulduğu bu illegal yapının devlet kurum ve kuruluşlarını tanımadığını ifade ederek örgütün hedef ve talimatları doğrultusunda ÖSB/YDG-H ( Öz Savunma Birliği) adı altında yeni bir yapılanmaya gittiği bu yapılanmanın ilçenin bazı mahallelerine (Cudi, Yafes, Sur ve Nur mahalleleri) güvenlik kuvvetlerinin girmelerini engellemek amacıyla kum çuvalları , kaya parçaları taş vb. Malzemeler kullanarak barikat ve hendek inşa ettikleri, söz konusu barikat ve hendeklere el yapımı patlayıcı ve mayınlarla tuzaklama gerçekleştirerek söz konusu mahallelerde ki yay ve araç trafiğine eğitim öğretim faaliyetlerinin sağlanmasına, sağlık emniyet ve adalet hizmetlerinin yerine getirilmesine engel oldukları görülmüştür. Terör örgütünün bu faaliyetlerine devam etmesini engellemek amacıyla Cizre ilçesinde 8 gün süren sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve söz konusu yasak süresince ilçemiz Sur, Cudi, Yafes ve Nur mahallelerinde terör örgütüne karşı operasyonlar başlatılmıştır. Söz konusu sokağa çıkma yasağının ardından terör örgütünün eylemlerini sonlandırmaması ve daha da yoğunlaştırması üzerine Şırnak Valiliği tarafından 14/12/2015 günü saat 23:00'dan itibaren geçerli olmak üzere 5442 sayılı yasanın 11/C maddesi gereği sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, sokağa çıkma yasağı süresince PKK/KCK terör örgütünün gençlik yapılanması olan ÖSB/YDG-H örgütünün mensuplarının etkisiz hale getirilmesi, yakalanması, söz konusu örgütün üyelerince ilçe genelinde açılan barikat ve hendeklerin ortadan kaldırılması ve yine örgüt mensuplarınca ilçe geneline yerleştirilen mayınlar ve patlayıcıların bertaraf edilmesi amacıyla terör örgütüne yönelik operasyonların devam ettirildiği görülmüştür. 25/12/2015 tarihinde PKK/KCK terör örgütünün mevcut konjonktüre uygun olarak şehirlerde var olan ÖSB/YDG-H mensupları ile kırsal alanda faaliyet gösteren HPG mensuplarını bir araya getiren yeni bir örgüt kurduğu, söz konusu örgütün YPS (Yekineyen Parestina Sivil / Sivil Savunma Birlikleri) adı altında faaliyete başladığı söz konusu örgütün sokağa çıkma yasağı ilan edilen Cizre ilçesinde silahlı faaliyet gösterdiği, örgütün ilan ettiği sözde özyönetim çağrısını güçlendirmek amacıyla kıra dayalı şehir eylemleri düzenleme şeklinde eylemler gerçekleştirdiği, bu doğrultuda çatışma yaşanan alanlarda kırsal alandan gelen teröristler ile YDG-H mensubu teröristlerin birlikte hareket ettikleri anlaşılmıştır....Sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde operasyonların yoğun bir şekilde devam ettiği mahallelerdeki terör örgütü mensuplarınca kullanılan evlerde örgüt mensuplarının yakalanabilmesi, örgüt mensuplarınca hazırlanan patlayıcıların imha edilebilmesi ve soruşturmalara dair delil elde edilebilmesi amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığımızca verilen arama kararlarına istinaden aramalar yapıldığı,09/02/2016 tarihinde Cudi Mahallesi Narin Sokak No:7 C-3185 nolu binada arama yapıldığı, yapılan arama neticesinde bulunan kimliği belirsiz cesetlerden birisi üzerinde ölü muayene ve otopsi işlemi yapıldığı,Otopsi tutanağına göre; ölenin buğday tenli, uzun siyah saçlı, kahverengi gözlü bir bayan cesedi olduğu kişinin ölümünün bomba veya benzeri mühimmat patlaması ile husulü mümkün genel kafa tramvasının yol açtığı kafatası kemikleri, vertebra, kot, estremite kırıklığı ve amputasyonu ile müterafik göğüs, batın içi organ ve büyük damar yaralanmasının neden olduğu masif iç ve dış kanama neticesinde meydana gelmiş olduğu,Müşteki Reşit Kolanç'tan alınan DNA'nın incelenmesi sonucunda ölen kimliği belirsiz şahıslarla yapılan DNA karşılaştırmaları sonucunda ölen kimliği belirsiz cesedin [B.K.] isimli kişiye ait olduğunun tespit edilmesi üzerine cenazenin müştekinin babası olan Reşit KOLANÇ'a teslim edildiği,Tanık [A.nin] [B.K.] hakkında 'fotoğrafta göstermiş olduğunuz şahıs SEMA (K)[B.K.], PKK/KCK terör örgütünün kırsal kadrosunda yer almaktadır.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [K.nin] [B.K.] hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs SEMA (K) isimli şahıstır. Açık kimlik bilgilerini bilmiyorum. Aktif olarak örgüt içerisinde faaliyet gösterir. Sur Mahallesi sorumlusudur RUKEN (K) ile irtibatlıdır.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [Ş.İ.nin] [B.K.] hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahsı SEMA (K) ismi ile tanıyorum. Örgütün dağ kadrosundan olduğunu biliyorum. Kendisi ile yafes mahallesi gökhan sokakta barikatta nöbet tutarken tanıştım. Sivil kıyafet giyer ve kalaşnikov marka silah kullanır.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [Y.nin] [B.K.] hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahsı DEVRİM (k) olarak bilirim. M-16 marka silah kullanır. 5 yıldır kırsaldaydı. 5-6 aydır da Cizre'de olduğunu ve Sur Mahallesi sorumlusu olduğunu biliyorum'. şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [R.nin] [B.K.] hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs SEMA (K) isimli şahıstır. Açık kimlik bilgilerini bilmiyorum, kırsal kadrodandır. RUKEN (K) isimli şahıs ile birlikte gezer. Kalaşnikov marka silah kullanır.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [S.A.nın] [B.K.] hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs SEMA (K) isimli şahıstır. Açık kimlik bilgilerini bilmiyorum. Kırsal kadrodandır. RUKEN (K) isimli şahıs ile birlikte gezer. Kalaşnikov marka silah kullanır.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [S.B.nin] [B.K.] hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs SEMA (K)[B.K.] olarak tanırım. Örgüt mensuplarının tıbbi işlerini halleder. İlaç temini yapar. Kırsalcıdır. Sorumlu düzeyde faaliyette bulunur.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [E.T.nin] [B.K.] hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahsı SEMA (K) olarak tanırım. YJA-STAR içerisinde faaliyet gösterir. Silahlı çatışmalara katılır. Kalaşnikov silah taşır. Cizre'de YPS-JİN'in kuruluşunda komut veren kişidir. Cizre ilçesinde halkı devlete karşı kışkırtarak isyana teşvik eder. Halkın zorla örgütte faaliyet göstermesini sağlar. Örgüt mahkemelerinde etkin birisidir. Söz sahibidir. Düşüncelerini örgüt mahkemelerinde uygulattırır.' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli Tanık DEFNE'nin [B.K.] hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahsı simaen tanırım. Açık kimlik bilgilerini bilmem. MAMO (K) isimli Cizre sorumlusu şahsın yanında gördüm.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [B.B.nin] [B.K.] hakkında "fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz kişiyi [B.K.] isimli şahıs olarak tanırım. YPS - JİN içerisinde faaliyet gösterir. Kalaşnikov marka silah taşır. Dörtyol kavşağında yol kesme eylemlerinde çok kez gördüm. Barikatta nöbet tutanlara yemek verirken gördüm." şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [Y.nin] [B.K.] hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahsı ismen tanıyorum. Fakat Cizre ilçesi Cudi Mahallesinde Mezbaha sokakta ve çevresinde bulunan terör örgütü mensuplarının yapmış olduğu hendeklerde ve barikatlarda sürekli silahlı olarak kendisini görüyordum. Dağdan geldiğini duydum.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [Ş.G.nin] [B.K.] hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahsı ismen tanımıyorum. Kendisinin nerede ikamet ettiğini ve açık kimlik bilgilerini bilmiyorum. Bu şahsı daha önce de ifademde belirttiğim gibi Sur Mahallesi'nde ikametimin yakınında bulunan ve sürekli olarak alışveriş yaptığım [Ö.E.] isimli şahsa ait olan dükkandan sigara aldığım esnada dükkan önünde bulunan barikatın yanında bulunan 11 tane örgüt mensubu şahısların arasındaydı. Bu şahsın elinde uzun namlulu silah vardı, ayrıca yüzü açıktı. Diğer örgüt mensupları ile birlikte barikatta nöbet tutmaktaydı şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [N.A.nın] [B.K.] hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs SEMA (K) isimli şahıstır. Açık kimlik bilgilerini bilmiyorum. YJA -STAR yapılanması içerisinde faaliyet yürütür. Kırsal kadrodandır. Aktif olarak örgüt içerisinde faaliyet gösterir. FARKİN isimli şahısla birlikte dolaşır. Benim noktada nöbet tutmamı sağlayan şahıstır. Noktalarda sorumlu kişidir. Beyaz volswagen Caddy türü araçla noktaları denetlerdi. Noktaların ihtiyaçlarını karşılardı. Yeni katılımların kayıtlarını tutardı. Silah getirip teslim eder, isimlerini yazardı.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [O.nun] [B.K.] hakkında 'fotoğraftaki şahsı SEMO (K) olarak tanırım örgüt içerisinde üst düzey sorumlu, Kerem Otel arkasındaki barikattan ve Doğuş sokaktan sorumlu kişiydi.' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli Tanık DOĞUKAN'ın [B.K.] hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz kişinin ismini bilmiyorum. Bu kişiyi YDG - H üyelerinin içerisinde sırt çantalı olarak görmüştüm. YDG-H toplantılarına katıldığını bilmekteyim.' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli Tanık BATIKAN'ın [B.K.] hakkında 'fotoğraftaki şahsın ismini [B.K.], kod ismini Sema Devrim olarak bilirim. Cudi Mahallesi'nde güvenlik güçleri ile girdiği çatışmalarda öldüğünü bilmekteyim. Son olarak güvenlik güçlerinin Cudi mahallesindeki alanı daralttıklarında Cudi Taziye Evi'nin yanında kendisini görmüştüm. Fazla olan silah ve mühimmatı gömmek ve saklamak için MAMO (k) adlı kişi ve RUKEN (K) adlı bayanla birlikte toplayarak o civarda bir yere yer altına sakladıklarını bilmekteyim.' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli Tanık GÜMÜŞ'ün [B.K.] hakkında 'fotoğraftaki şahsın ismini [B.K.] olarak bilmekteyim. 2012-2014 yılları arasında ZİLAN kod adlı [E.G.] ile beraber Cizre İlçesinde kırsala örgüte eleman kazandırıyordu. 2014 yılının başlarında ise [E.G.] ile beraber Cudi Cevizdüzü kırsalına gittiler ve [B.K.] örgüte bu şekilde katılım yapmıştı. Bu kişinin kırsala katılımını ve kendisinin kırsalda silahlı olarak faaliyet yürüttüğünü görmüştüm. 2015 yılında Cizre ilçesinde kurulan hendek ve barikatların sürecine kadar [B.] kırsalda kaldı ve Cizrede hendek ve barikatların kurulması ile Cizre ilçesinde dönüş yaptı. Barikatlarda nöbet tutarak ve cudi mahallesinde sorumlu olarak örgüt adına faaliyet yürüttü. MAMO kod adlı örgüt mensubu ile birlikte hareket ederdi ve talimatları MAMO dan alarak YDG -H mensuplarına aktarırdı. Güvenlik güçleri ile girdiği çatışmalarda öldü.' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli Tanık YILDIZ'ın [B.K.] hakkında 'fotoğraftaki kişinin ismini SEMA olarak bilirim. SEMA, RUKEN ve MAMO kod adlı örgüt mensupları ile birlikte gezerdi. MAMO kendisini barikatları kontrol etmesi için gönderirdi. O da barikatları ve barikatlarda nöbet tutan kişileri kontrol ederdi. Kendisinin kırsaldan geldiğini biliyorum keleş silah taşırdı. Güvenlik güçlerine karşı çatışmalara girmiştir.' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli Tanık ASYA'nın [B.K.] hakkında 'fotoğraftaki kişinin ismini bilmiyorum. Yafes mahallesi gökhan sokak üzerindeki barikatta gerilla giyimli ve elinde keleş silahlı olarak gördüm.' şeklinde beyanda bulunduğu, Gizli Tanık İSKENDER'in [B.K.] hakkında 'fotoğraftaki şahsın Cizreli olmadığını bilirim. Kendisinin barikat ve hendekler üzerinde dolaştığını belinde tabanca taşıdığını, sürekli yanında birisinin Mardinli olduğunu bildiğim iki şahıs ile dolaştığını gördüm. Mehmet Tunç'un evinde kalarak silahlı olaylara katıldığını gördüm.' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli Tanık Bakır’ın [B.K.] hakkında 'fotoğraftaki şahsın adını [B.K.] Olarak bilirim. İdil caddesi üzerinde keleş marka silah ile gezer, idil caddesine bağlantısı olan ara sokaklarda bulunan hendek ve barikatlarda nöbet tutardı' şeklinde beyanda bulunduğu, [B.K.] ele geçtiği ikamette yapılan aramada terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen 5 bayan ,6 erkek ve 1 adet parçalanmış BTÖ mensubu başka şahısların da cesetlerinin bulunduğu ve terör örgütü mensuplarınca kullanılan çok sayıda Kalaşnikov silah ve şarjörleri, kalaşnikov mermileri ve kovanların ele geçtiği,Tahkikat kapsamında yapılan internet araştırmalarında www.bestanuce.info adlı sitede yer alan haber metninde Cizira Botan sokaklarının heval seması [B.K.] kısa yaşamına büyük direnişler sığdırdı. Önce rojava da direnen [B.] ardından Cizre'deki büyük direnişe katıldı. Ailesinin [B.] isminin hikayesi ile büyüdüğünü ifade ederek [B.] bir katliam var buna sessiz kalamam, siz de kalmayın burada bir insanlık suçu yaşanıyor, sözlerini geride bıraktığını ifade ettiği, Ölen [B.K.ya] ait cesedin terör örgütü mensuplarınca kullanılan evde yanında kalaşnikov silah ve mermiler ile bulunduğu halde ele geçmiş olması, ikamet içerisinde terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen ve yanlarında kalaşnikov silah ve fişekler ele geçen başka şahıslara ait cesetlerin de bulunması, [B.K.nın] terör örgütü üyesi olarak faaliyetlerde bulunduğuna dair 21 farklı kişinin birbiri ile uyumlu beyanlarının olması, şahsa ait kıyafetlerde yapılan incelemelerde antimon (Sb) elementinin tespit edildiği ve tüm dosya kapsamına göre; ölen [B.K.nın] terör örgütü PKK üyesi olduğu, Cizre ilçesinde terör örgütü PKK'nın amaçları doğrultusunda ilan edilen sözde öz yönetim kapsamında birçok yerde silahlı faaliyet gösterdiği değerlendirilmektedir. [B.K.nın] sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde güvenlik güçleri tarafından başlatılan operasyonda diğer terör örgütü üyeleri ile birlikte güvenlik güçleri ile yapılan çatışmalara katıldığı, [B.K.nın] güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet gösterdiği esnada meşru müdafaa hakkı kapsamında güvenlik güçlerince öldürüldüğü değerlendirilmektedir. Güvenlik güçlerinin Cizre ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı esnasında terör örgütü üyeleri tarafından mahallelere güvenlik güçlerinin girmesinin engellenmesi amacıyla kurulan hendek ve barikatların ortadan kaldırılması, yine örgüt mensupları tarafından güvenlik güçlerinin şehit edilmesi ve yaralanması amacıyla hazırlanan patlayıcıların imha edilmesi, örgüt mensuplarının yakalanması, etkisiz hale getirilmesi, ilçede kamu düzeninin ve güvenliğin sağlanması, kişilerin anayasada düzenlenen hak ve hürriyetlerinin korunması şeklindeki amaçlarla ilçede görev yaptıkları anlaşılmaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda operasyon gerçekleştiren güvenlik güçlerine uzun namlulu silahlarla, roket atarlarla, el yapımı patlayıcı ve mayınlarla saldırılar gerçekleştirilmiş olup, bu saldırılarda çok sayıda polis ve asker şehit olmuş, bunun yanı sıra terör örgütünün silahlı saldırıları esnasında çok sayıda sivil vatandaş da yaralanmış ve vefat etmiştir. [B.K.nın] ölümünde güvenlik güçlerinin yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda almış oldukları operasyon emrini yerine getirmek için örgüt mensuplarının silahlı ve bombalı eylemlerde bulundukları mahallelerde bulunuyor olmaları sebebiyle yetkili bir merciden almış oldukları hukuka uygun bir emri yerine getirdikleri, bu emrin yerine getirilmesi esnasında kendilerine, diğer güvenlik güçlerine ve sivil halka örgüt mensuplarınca yöneltilen, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıları o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde def etme zorunluluğunda bulundukları, yani meşru müdafaa hakkı kapsamında hareket ettikleri değerlendirilmiş, meşru müdafaa sınırının aşıldığına dair herhangi bir delil elde edilememiştir. Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde düzenlenen ve bir hukuka uygunluk sebebi olan meşru müdafaa halinde bulunan kişilere ceza verilmeyeceği düzenlenmiştir. Buna göre terör örgütü üyesi olan ve güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet yürüttüğü dosyadaki delil durumundan anlaşılan [B.K.ya] yönelik fiilde meşru müdafaa şartlarının oluştuğu, olayda hukuka uygunluk sebebi bulunduğu, bu sebeple eylemi gerçekleştiren kişiye ceza verilemeyeceği anlaşılmıştır.Her ne kadar [B.K.nın] ölümü olayı ile ilgili olarak soruşturma yürütülmüş ise de;Olayda hukuka uygunluk sebeplerinin mevcut olduğu anlaşıldığından kamu adına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA......" Başvurucu Reşit Kolanç 18/4/2017 tarihinde avukatları vasıtasıyla verdiği dilekçe ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Yaşam hakkının maddi yönden ve etkili soruşturma yapma yükümlülüğü bakımından ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü itiraz dilekçesinde dile getirdiği hususlar şu şekilde özetlenebilir:i. AİHM, terörle mücadele kapsamında düzenlenen bir operasyonda operasyonun planlanması ve kontrolü gibi konuların detaylı şekilde incelenmesi ve kullanılan gücün mutlak zorunlu ve orantılı olduğu hususunda sert bir gereklilik testi uygulanmasını öngörmektedir.ii. B.K. ile birlikte yaralı olarak bekleyen ve sağlık yardımı talep eden onlarca kişinin yeri bilinmesine karşılık bu kişilere sağlık yardımı yapılmamış ve bu kişiler bulundukları bodrumda yakılarak öldürülmüştür. Maktulün durumu hem maktulün kendisi hem yakınları hem de milletvekilleri tarafından 112 ve 155 numaralı telefonlara bildirilmesine rağmen maktulün yaşam hakkının korunmasına yönelik bir tedbir alınmamıştır. Bilakis maktulün bulunduğu bodrum bombalanmaya devam edilmiştir. Sivillerin rastgele bombalanması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) uluslararası insani hukuk kuralları ve silahlı çatışmalarda güç kullanımını düzenleyen uluslararası antlaşma kuralları ile bağdaşır bir durum değildir.iii. AİHM ilkeleri dikkate alındığında kızının ölümü ile ilgili yürütülen soruşturmada önemli eksiklikler bulunmaktadır. Arama ve olay yeri inceleme işlemleri, bizzat ölüm olayının şüphelisi olması gereken güvenlik güçleri tarafından savcı bulunmaksızın yapılmıştır. Bu durum soruşturmanın tarafsız ve bağımsız bir organ tarafından yürütülmediğini göstermektedir.iv. Başsavcılık ve Emniyet Müdürlüğü arasındaki yazışmalardan operasyonun askerî yetkililer tarafından yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Maktulün cenazesinin bulunduğu bina askerî harita üzerinde C-3185 olarak kodlanmasına karşın soruşturma dosyasında operasyona katılan askerlerin sayısı, operasyon sırasında durdukları yerler, kimlikleri, kullanılan silahlar vb. hiçbir detay yer almamaktadır. Soruşturmanın hiçbir yerinde operasyona katılan askerî unsurlardan bahsedilmemektedir.v. Maktul ve onunla birlikte bulunan diğer on bir kişinin cenazesi ile silahlar olay yerinde fotoğraflanmamıştır. Silahlar üzerindeki parmak izlerinin tespiti için bir inceleme yapılmamıştır. Maktulün vücudundaki yanıkların nasıl bir silah kullanımı sonucu meydana geldiği araştırılmamıştır.vi. Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan tutanağa göre binanın bodrum katı üzerine çökmesi nedeniyle içine girilememiş ve arama yapılamamıştır. Arama yapılamaması, maktul ve diğer kişilerin nasıl öldüklerine dair önemli delillerin toplanamamış olması anlamına gelmektedir. İçine girilemediği iddia edilen binadan silah, mermi ve kovan elde edilmiş ancak elde edilen bu materyaller üzerinde kriminal inceleme yaptırılmamıştır.vii. Maktulün kıyafetlerinin cenazesinin Adli Tıp Kurumuna sevkinin ardından kaybolduğu anlaşılmaktadır.viii. Çatışmanın meydana geldiği bölgede hemen her köşede MOBESE veya dükkânların kameraları bulunmaktadır. Çatışma bölgesinde kamerası olan tank ve panzerler dolaşmaktadır. Buna karşılık olaya ilişkin kamera kaydı bulunamamıştır.ix. Soruşturma kapsamında hiçbir tanığın veya operasyona katılan güvenlik görevlilerinin beyanı alınmamıştır. Bu durum soruşturmanın başında güvenlik görevlilerinin bir sorumluluğu bulunmadığına yönelik bir ön kabul olduğu anlamına gelmektedir.x. Soruşturma sırasında kızının cenazesini teşhis etmesi için yalnızca başvurucu Reşit Kolanç’ın beyanı alınmış, bunun dışında aileden kimsenin beyanı alınmamıştır. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itiraz, Cizre Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/4/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Ret kararında kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu belirtilmiştir. Ret kararı başvurucu vekiline 18/10/2017 tarihinde tebliğ edilmiş, 17/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. B.nin Ölümüyle İlgili Yürütülen Ceza Soruşturması 9/2/2016 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca Cudi Mahallesi C-3185 No.lu binada arama ve elkoyma işlemleri yapılmasına dair verilen karar üzerine aynı tarihte yapılan arama ve elkoyma işlemlerine dair tutanak içeriği özetle şöyledir:i. 8/2/2016 tarihinde aynı adres için Başsavcılıktan arama izni alınmış ve sabah 55 sıralarında arama ve elkoyma işlemleri için adrese gelinmiştir. Arama devam ettiği sırada C-3185 numaralı binaya 20 metre uzaklıkta bulunan, haritada C-3158 olarak numaralandırılan binadan arama yapan görevlilere ve arama yapılan yerin çevre emniyetini alan Jandarma Özel Harekât ve Polis Özel Harekât mensuplarına bombalı ve silahlı saldırı yapılmış; çatışma çıkmıştır. Bunun üzerine arama sonlandırılarak hiçbir delil alınmadan olay yeri terk edilmiştir. 8/2/2016 tarihinde yaşanan bu olaylarla ilgili aynı gün saat 15'te Olay ve Ev Arama Tutanağı düzenlenmiştir.ii. 9/2/2016 günü saat 30 sıralarında bölgede operasyon yapan askerî unsurlar tarafından olay mahallinin güvenliğinin sağlandığı ve arama yapılabileceğinin bildirilmesi üzerine aynı adres için Başsavcılıktan bir kez daha arama izni alınarak saat 10 sıralarında adrese gelinmiştir. Dijital fotoğraf makinesi ve kamera çekimi eşliğinde arama işlemlerine 8/2/2016 günü kalınan yerden devam edilmiştir.iii. Arama yapılacak bina bodrum katının üzerine çöktüğü, bina veya ikamet vasfını kaybettiği ve bütün girişleri kapalı olduğundan bina içine girilememiş; arama işlemi yapılamamıştır. Arama bölgesinde silahlı çatışmaların devam etmesi, terör örgütünün tehdidinden korkmaları nedeniyle aramaya eşlik etmek üzere muhtar ve aza temin edilememiştir. iv. Arama mahallinde molozların arasından çıkarılan beş kadın, altı erkek ve bir parçalanmış ceset Cizre ve Mardin Belediyelerine ait cenaze araçlarıyla Cizre Devlet Hastanesine gönderilmiştir. v. 8/2/2016 tarihinde yapılan aramada ele geçirilen silahların Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünde yapılan kontrollerinde; Kalaşnikof AK 47 marka, bir kısmı deforme olmuş altı otomatik tüfek, bu tüfeklere ait şarjör, mermi ve boş kovanlar oldukları belirlenmiştir. El konulan silahlar, Cizre Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Büro Amirliğine teslim edilmiştir.vi. Arama işlemine 9/2/2016 günü saat 00'de son verilmiştir. (Arama ve elkoyma karar ve tutanağı ile olay yeri inceleme raporu için ayrıca bkz. yukarıda §§ 68-72). Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Cizre Sulh Ceza Hâkimliğinin 10/2/2016 tarihli ve 2016/669 İş sayılı kararıyla olay yerinden elde edilen Kalaşnikof marka, deforme olmuş vaziyetteki altı silah, bu silahlara ait yine deforme olmuş vaziyetteki dört şarjör ile boş kovanlara ve mermi çekirdeklerine el konulmasına karar verilmiştir. Başsavcılık tarafından bahsi geçen arama ve elkoyma işlemlerinde bulunan cesetlerle ilgili olarak aynı tarihte ayrı ayrı soruşturmalar başlatılmıştır. Bu kapsamda 2016/586 sayılı soruşturma kapsamında 9/2/2016 tarihinde C-3185 olarak numaralandırılan bina yakınlarında bulunan ve kimliği bilinmeyen, olay yeri inceleme raporunda (3) numaralı bulgu olarak belirtilen ceset üzerinde ölü muayene işlemi yapılmıştır. Bu işlem sonucunda düzenlenen Ölü Muayene Tutanağı'nda yer alan bilgi ve bulgular özetle şöyledir:i.9/2/2016 tarihinde operasyonel faaliyet yürütülen Cudi Mahallesi'nden yirmi yedi cesedin Cizre Devlet Hastanesine getirildiği Cumhuriyet savcısına bildirilmiştir. Cumhuriyet savcısı saat 30 sıralarında ölü muayene işlemleri için hastaneye gelmiştir. Ölü muayenesi yapılan cesedin konulduğu ceset torbası üzerinde “C-3185” ve “3/1 parça ve üç erkek parçalanmış” ibarelerinin yazılı olduğu belirlenmiştir. Kimliği bilinmeyen cesede (5) rakamıyla numara verilerek ölü muayenesine başlanmıştır. Muayene işlemine fotoğrafçı, kameraman, otopsi yardımcısı ve Cumhuriyet savcısı katılmıştır.ii. Üzerinden kimliğinin tespitine yarar bir eşya elde edilemeyen ceset üzerindeki elbiseler çıkarılarak ceset, atış artığı ve atış mesafesinin belirlenebilmesi amacıyla Olay Yeri İnceleme Birimine teslim edilmiştir. Ayrıca Olay Yeri İnceleme Birimine cesedin parmak izleri ile el ve yüz svaplarının alınması talimatı verilmiştir.iii. Cesedin siyah saçlı ve kahverengi gözlü bir erkek olduğu, ceset üzerinde yer yer ölü morluklarının ve yoğun bir şekilde ölü katılığının bulunduğu belirlenmiştir. Ayrıca neredeyse tamamen parçalanmış vaziyetteki ceset üzerinde ayırt edici bir dövme tespit edilememiştir.iv. Yanmış ve parçalanmış vaziyetteki cesedin bütünlüğünün daha fazla bozulmaması için ceset parçaları ayrıştırılmamış, bu hâliyle ceset üzerinde oynama yapılmasının cesede ve ceset üzerindeki bulgulara zarar verebileceği düşüncesiyle başka bir tespit işlemi yapılmamıştır. v. Tespit edilen bulgulara göre kesin ölüm sebebi tayin edilemediğinden cesedin Mardin Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verilerek ölü muayene işlemine 9/2/2016 günü saat 30'da son verilmiştir. Ölü muayene işlemine katılan Olay Yeri İnceleme görevlileri tarafından düzenlenen 9/2/2016 tarihli raporda, ölü muayene işlemine kamera ve fotoğraf görüntüleri almak üzere iştirak edildiği, cesedin baş kısmının kısmen belli olduğu ancak vücudun parçalanmış hâlde olduğu, cesedin üzerinden çıkan elbiselerin muhafaza altına alındığı, vücut bütünlüğü bozulmuş olduğundan parmak izi ve el svapı alınamayıp yanak svaplarının alındığı belirtilmiştir. Ceset üzerinden elde edilen bir adet pantolon parçası, yanak bölgesinden alınan svapla birlikte kriminal inceleme yapılmak üzere Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne gönderilmiştir. 10/2/2016 tarihinde Mardin Devlet Hastanesinde ceset üzerinde klasik otopsi işlemi yapılmıştır. Otopsi işlemine Cumhuriyet savcısı, adli tıp uzmanı ve otopsi yardımcısı iştirak etmiştir. Otopsi işlemine başlanmadan çekilen röntgen filminde vücutta çok sayıda şarapnel parçası ve yaygın parçalı kemik kırıkları olduğu görülmüş, mermi çekirdeğine rastlanmamıştır. Üzerinde kıyafet bulunmayan cesetle ilgili olarak 10/2/2016 tarihli Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağı'nda belirtilen haricî bulgular şöyledir:  “…cesedin siyah kısa saçlı, yanık sebebiyle göz rengi değerlendirilemeyen, 1,5 cm uzunlukta siyah sakal ve bıyıklı, haricen sünnetli bir erkeğe ait olduğu görüldü. Cesette ölü katılığı, ölü lekeleri ileri derecede parçalanma nedeniyle değerlendirilemedi. Cesedin her iki alt ekstremitesi ampüte idi ve vücuttan ayrı olarak ceset torbası içinde yer almaktaydı. Yer ye sol üst ekstremite dokuları yer almaktaydı. Göğüs ve batın bölgesi tamamen parçalanmıştı. Yer yer bağırsak parçaları yoğun ezilmiş kas ve yağ doku çoklu ayırt edilemeyen kemik kırıkları olduğu görüldü. Baş bütünlüğü mevcuttu. Kafatası kubbe bölümünde beyin dokunun izlendiği parçalı kırık görüldü. Kırıklar yardımıyla kafatası açıldığında beyin dokuda yer yer harabiyet ve beyin kanaması izlendi. Uzuvlar üzerinde yer yer yanık alanları görüldü. Yüz bölgesinde yüzeysel siyah yanıklar mevcuttu. Parçalanmış ve ezilmiş yumuşak dokular içerisinden çıkarılabildiği kadarıyla büyük şarapnel parçaları elde edilerek Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildi. Diğer röntgen filminde izlenen şarapnel parçalarının küçük olması ve dokuların aşırı parçalanması nedeniyle elde edilmesi tıbben mümkün değildi. Otopsi işlemi esnasında sistematik toksikolojik analize esas olacak sıvı ve organ örnekleri mevcut değildi. Gerekli görüldüğü takdirde kullanılmak üzere DNA analizine esas olmak üzere saç örneği, femur kemik örneği, kas doku örneği alınarak Cumhuriyet Savcılığına teslim edildi.” Tutanağın sonuç bölümünde ölüm nedenine ve ölüm zamanına ilişkin kanaatler şöyle ifade edilmiştir:" 1-Şahsın bomba veya benzeri mühimmat patlaması ile husulü mümkün genel vücut travmasının yol açtığı, çoklu kemik kırıkları ile kafatası kemik kırıkları ile müterafik iç organ, beyin doku harabiyeti, çoklu ampütasyonların neden olduğu masif iç ve dış kanama nedeni öldüğü,2- DNA analizi amacıyla kas, kemik ve saç örnekleri alındığı,3- Otopsi işlemi esnasında mermi çekirdeği elde edilmediği,4- Otopsi işlemi esnasında şarapnel parçaları elde edildiği,5- Cesedin ileri derecede parçalanması sebebiyle ölüm zamanının tahminine tıbben imkân bulunmadığı kanaatlerimi bildiririm dedi." Otopsi sırasında Olay Yeri İnceleme görevlileri, cesedin sol el dış yüzeyinden svap örneği ve ayrıca parmak izleri almıştır. Cesetten alınan parmak izleri ile olarak veri tabanlarında yapılan araştırma sonucunda cesedin 22/6/1996 doğumlu B.ye ait olduğu belirlenmiş ve bu hususta Mardin Emniyet Müdürlüğü tarafından 12/2/2016 tarihli tutanak düzenlenmiştir. B.nin babası başvurucu Tacettin Benzer 14/2/2016 tarihinde Mardin Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla ifade vererek özetle B.nin nasıl öldüğü konusunda bilgisi olmadığını ve cesedinin tarafına teslim edilmesini istediğini belirtmiştir. Aynı tarihte ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığınca B.nin cesedinin defninde ve defin için nakledilmesinde adli yönden sakınca bulunmadığına dair defin ve nakil ruhsatı düzenlenmiştir. B.nin cesedinin aynı tarihte babası başvurucu Tacettin Benzer’e teslim edildiği anlaşılmıştır. 25/5/2016 tarihinde Adli Tıp Kurumu Kimya İhtisas Dairesince düzenlenen raporda, B.den alınan saç örnekleri üzerinde yapılan uyutucu, uyuşturucu ve sistematik toksikolojik analizler sonucunda saçta, sistematiklerindeki maddelerin bulunmadığının tespit edildiği bildirilmiştir. Başsavcılık ölen şahsın kimliğinin tespit edilmesi ve olayın faillerinin belirlenmesi amacıyla 19/2/2016 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğüne hitaben bir müzekkere düzenlemiştir. Müzekkerede özetle şu talepler yer almaktadır:i. Ölüm olayının gerçekleştiği yerin tespit edilerek olay yeri incelemesi yapılması, olay yeri incelemesi yapılamıyorsa bunun nedenlerinin periyodik olarak bildirilmesiii. Olayın meydana geldiği yerdeki kamuya ve özel kişilere ait tüm kamera kayıtlarının tespit edilerek gönderilmesi, ölüm olayına ilişkin telsiz kayıtlarının gönderilmesiiii. Ölenin kimliğinin tespiti için yapılacak işlemlerde Başsavcılıktan talimat alınması, kimliğin tespiti hâlinde ölen kişinin yakınlarının mağdur/müşteki sıfatıyla beyanlarının alınması, ölenle ilgili kayıp başvurusu dâhil tüm adli kayıtların çıkarılmasıiv. Olayla ilgili bilgisi bulunan kişilerin tespit edilerek tanık sıfatıyla beyanlarının alınmasıv. Olay faillerinin belirlenmesi amacıyla araştırma yapılmasıvi. Cesetten elde edilen deliller üzerinde kriminal araştırma yapılmasıvii. Ölen şahıs hakkında yazılı ve görsel basın, internet siteleri ve sosyal medyada çıkan ve çıkabilecek haberlerin takip edilmesi, bulunmaları hâlinde tespitlerinin yapılmasıviii. Olay faillerinin tespiti ve delil olabilecek her türlü bilgi ve bulguya ulaşılabilmesi için gerekli görülecek diğer hususlarla ilgili olarak Başsavcılıktan talimat alınmasıix. Olayın hassasiyetine binaen talep edilen işlemlerin eksiksiz ve ivedi bir şekilde tamamlanması Başvurucu Tacettin Benzer’in 6/5/2016 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan beyanının ilgili kısmı şöyledir: “…[B.] benim öz oğlum olur, anne adı Ergül'dür, 22/06/1996 Cizre doğumludur. Ben oğlumun cenazesini Mardin Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla ifade verdikten sonra teslim aldım. Parmak izi eşleşme raporu bulunması nedeniyle Mardin Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/745 sayılı dosyası kapsamında klasik otopsi işlemleri yapılan cesedin kimlik bilgilerini belirttiğim öz oğlum [B.ye] ait olduğu konusunda herhangi bir şüphem ve tereddütüm bulunmamaktadır. Zaten Mardin'de morgda cesedi teslim aldığım sırada kendisini açık bir şekilde teşhis etmiştim. Sokağa çıkma yasağı süresince ailemle birlikte ikamet ettik, oğlum [] yasaktan kısa bir süre önce İstanbul'a çalışmaya gideceğini söyleyerek evden ayrıldı. Biz yasak boyunca evimizden ayrılmadık. [] evden ayrıldıktan sonra kendisi ile herhangi bir şekilde iletişim kuramadık. Yasağın devam ettiği süre içerisinde komşumuza televizyon izlemeye gittiğim sırada İMC tv isimli televizyon kanalında Cudi mahallesinde yaralanan şahıslar arasında oğlum [nin] isminin geçtiğini de gördüm. Yasak başladıktan 2 ay sonra ise oğlum [nin] cesedinin klasik otopsi işlemi nedeniyle Mardin'de bulunduğunu öğrendim. Bunu bana Cizre dışında ikamet eden bir yakınım televizyonda gördüğünü söylemesi üzerine bildirmişti. Bunun üzerine Mardin'e gidip cesedi teslim aldım ve sonrasında defin işlerini gerçekleştirdim. Oğlum [] zaman zaman karınca sıfatıyla Irak ülkesine gidip gelirdi ve bu şekilde para kazanırdı, sonradan oğlumun evden ayrıldıktan sonra Cizre'de bulunan bir inşaatta 3 gün süreyle çalıştığını ve bir miktar para aldığını, inşaat ustası olan Hüsnü isimli şahıstan parayı aldıktan sonra ona İstanbul'a gideceğini söyleyerek yanında ayrıldığını öğrendim. Hüsnü isimli şahsı ifade vermesi için Cumhuriyet Başsavcılığınıza getireceğim. Hüsnü isimli şahsın Cudi mahallesinde oturduğunu öğrendim, oğlumun cesedinin Cudi mahallesinde bulunmasının sebebi yasak öncesinde iş nedeniyle buraya gitmiş olması olabilir. Oğlumun nasıl ve ne şekilde öldüğünü bilmiyorum, bu konuda sonrasında çevreden duyduğum herhangi bir şey yoktur. Oğlumun silahlı terör örgütüyle herhangi bir bağlantısı bulunmamaktadır, herhangi bir sempatisi de yoktu. Kendisinin neden öldüğü konusunda ayrıntılı soruşturma yapılmasını talep ediyoruz, oğlumun ölümüne neden olan kişi yada kişilerin tespit edilerek cezalandırılmasını istiyorum. Cesedi teslim aldıktan sonra cesedin baş üst kısmında mermi giriş deliği olduğunu gördüm, oğlumu muhtemelen öldürüldükten sonra bulunduğu yere götürüldüğünü düşünüyorum. Eylemin fail yada faillerinden şikayetçiyim. Beyanım bundan ibarettir, dedi.” Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 3/6/2016 tarihinde İlçe Emniyet Müdürlüğüne gönderdiği yazıda 19/2/2016 tarihli yazının akıbeti hakkında bilgi verilmesini, buna ek olarak B.nin silahlı terör örgütü üyesi olup olmadığına ilişkin ayrıntılı araştırma yapılmasını ve ilgili belgelerle birlikte araştırma sonucunun bildirilmesini istemiştir. Başsavcılık 2/12/2016 tarihinde İlçe Emniyet Müdürlüğüne gönderdiği bir başka yazıda ayrıca B.nin terör örgütü ile bağlantısının olup olmadığı, hakkında herhangi bir teşhis bulunup bulunmadığı, herhangi bir eyleme katılıp katılmadığı, katıldıysa bu eylemlerin niteliği, hangi tarihlerde yapıldığı, maktul hakkında silahlı terör örgütü üyesi olduğuna dair istihbari bilginin olup olmadığı, B. hakkında herhangi bir istihbari bilgi var ise bu bilginin kaynağı, ayrıca teşhis dışında şahsın terör örgütüne üye olduğuna ilişkin delil/delillerin olup olmadığı hususlarının araştırılması ve olayı gerçekleştiren fail ya da faillerin tespitine yönelik gerekli araştırmaların titizlikle yapılarak sonucunun bildirilmesi talebinde bulunmuştur. Cizre ilçe Emniyet Müdürlüğünün Cumhuriyet Başsavcılığının belirtilen taleplerine cevaben gönderdiği 9/8/2016 tarihli yazı içeriği özetle şöyledir:i. 9/2/2016 tarihinde Cudi Mahallesi Niran Sokak No: 7 (C-3185) adresinde yapılan işlemlere ilişkin Arama ve Elkoyma Tutanağı ile olay yeri inceleme raporu gönderilmiştir.ii. Olay yeri ve çevresinde yapılan araştırmalarda kamuya veya özel kişilere ait bir kamera sistemi tespit edilememiştir.iii. Olayla ilgili bilgi sahibi olan kimse tespit edilemediğinden ifadeler alınamamıştır.iv. Olayın faili/faillerinin açık kimlik ve adresleri tespit edilememiştir ancak bu konudaki çalışmalar devam etmektedir.v. Ölü muayene işleminin ardından düzenlenen olay yeri inceleme raporu ekindeki bulgular kriminal inceleme için Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne gönderilmiştir. Kriminal inceleme sonuçları belirtilen birim tarafından doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığının ilgili soruşturma dosyasına gönderilecektir.vi. Olayla ilgili olarak düzenlenen İnternet Tespit Tutanakları ve Arşiv Araştırma Tutanağı yazı ekinde gönderilmiştir. Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünün 8/8/2016 tarihinde düzenlediği Kamera Araştırma Tutanağı'nda "... maktulün eks vaziyette bulunduğu yer ve çevresinde yapılan araştırmalar neticesinde herhangi bir MOBESE ve kamuya/özel kişiye ait kamera sisteminin bulunmadığı anlaşılmıştır." denilmektedir. Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünün Şırnak Emniyet Müdürlüğüne hitaben yazdığı 16/6/2016 tarihli bilgi ve belge talebi konulu yazının ilgili kısmı şöyledir: “ PKK/KCK terör örgütü adına şiddet içerikli sokak eylemleri düzenleyen, propaganda yapan, vatandaşlarımıza yönelik tehdit, silahlı ve bombalı saldırı, suikast, adam kaçırma, örgüte eleman ve maddi kaynak temini ile halkı isyana ve suça teşvik eden şahısların tespit edilerek suç delilleriyle birlikte yakalanmalarını sağlamak ve özellikle değişken isimle şehir merkezlerinde örgüt adına illegal eylemler gerçekleştiren oluşumların faaliyetlerinin deşifre edilerek engellenmesine yönelik yapılan çalışmalar kapsamında İlimiz Cizre İlçesi’nde kamu düzeninin sağlanması, halkın can ve mal güvenliğinin korunması, PKK/KCK terör örgütü mensuplarınca açılmış hendeklerin kapatılması, barikat ve mevzilerin yıkılması, tuzaklı el yapımı patlayıcı düzeneklerin bertaraf edilmesi, PKK/KCK terör örgütü ve örgütün silahlı aparatlarından ÖS/YDG-H (Öz Savunma/Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) mensuplarının etkisiz hale getirilmesi/yakalanması amacıyla Şırnak Valiliğinin 14/12/2015 tarihli ve … sayılı yazısına istinaden Şırnak Valiliği tarafından 14/12/2015 günü saat 23:00’dan itibaren geçerli olmak üzere 5442 sayılı İller İdaresi Kanununun 11/C maddesi gereği ikinci bir emre kadar Cizre İlçesi genelinde sokağa çıkma yasağı ilan edilerek halka duyurulmuş, Cizre İlçesi’ne giriş ve çıkışlar araç ve yaya trafiğine kapatılmış, ilan edilen sokağa çıkma yasağının hemen akabinde Emniyet ve Jandarma kolluk güçleri ve Askeri güçler ile birlikte müşterek planlı operasyon başlatılmış, operasyona 02/03/2016 tarihinde son verilmiştir.Operasyon sürecinde etkisiz hale getirilen ve şu ana kadar kimliği tespit edilebilen terör örgütü mensubu 152 şahsın açık kimlik ve adres bilgilerinin yer aldığı nüfus kayıt örnekleri dökümleri yazımız ekinde gönderilmiş olup……” Cizre Emniyet Müdürlüğünün düzenlediği 19/7/2016 tarihli tutanakta askerî haritada C-3185 olarak numaralandırılan binanın açık adresinin Cudi Mahallesi Niran Sokak No: 7 olduğu belirtilmiştir. Cizre Emniyet Müdürlüğünün düzenlediği 9/8/2016 tarihli Arşiv Araştırma Tutanağı'nda;i. Hakkında soruşturma yürütülen R.nin B.yi fotoğrafından teşhis ederek “Fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs SOFİ (K) B. isimli şahıstır. ÖSB eğitimlidir. Nur Mahallesinde aktif olarak faaliyet yürütür.” ve “Fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs B. isimli şahıstır. Nur Mahallesinde K. isimli şahıs ile aktif olarak faaliyet yürütür.” şeklinde beyanlarda bulunduğu,ii. Hakkında soruşturma yürütülen O.nun B.yi fotoğrafından teşhis ederek “Fotoğraf 13’teki şahsı Nurettin SOFİ olarak tanırım. Cudi Mahallesinde elinde Kalashnikov ve Kanaslı gördüm.” şeklinde beyanda bulunduğu,iii. Gizli tanık Batıkan’ın Cumhuriyet savcısı nezaretinde B.yi fotoğrafından teşhis ederek “Fotoğraf-98’deki şahsın ismini bilmiyorum. Kod adı Sufi idi. Nur Mahallesinde güvenlik güçleri ile silahlı çatışmalara girerdi. Nur Mahallesinin güvenlik güçleri tarafından sıkıştırılması sonrasında ise Cudi Mahallesi’ne gelerek güvenlik güçleri ile silahlı olarak çatışmalara devam etti ve Cudi Mahallesi’ndeki çatışmalarda öldüğünü biliyorum.” şeklinde beyanda bulunduğu,iv. Gizli tanık Güven’in Cizre Cumhuriyet savcısı nezaretinde B.yi fotoğrafından teşhis ederek “Fotoğraf-55’teki şahsın ismini bilmiyorum, ancak silahlı olarak eylemlere katılırdı. Kobane olayları sırasında Nusaybin Caddesi’nde meydana gelen olaylara aktif olarak katılırdı. Gençlikle birlikte hareket ederdi. Hatırladığım kadarıyla Nusaybin Caddesi’nde bulunan A101 isimli marketin molotoflanarak yağmalanması olayına öncülük etmişti.” şeklinde beyanda bulunduğu,v. POL-NET (Polis Bilişim Sistemi) üzerinden yapılan sorgulamada B. hakkında yakalama kararı veya suç kaydı bulunmadığının tespit edildiği hususları yer almıştır. Cizre Emniyet Müdürlüğünün düzenlediği 6/8/2016 tarihli İnternet Tespit Tutanağı'nda;i. Facebook adlı sosyal medya sitesinde "YPS Cizre" kullanıcı adıyla yer alan haber metninde B.den şehit olarak bahsedildiği, ii. diclehaber.com adlı sitede B.nin cesedinin hastaneden "Şehid namirin (Şehitler ölmez.)" sloganları eşliğinde teslim alındığı, iii. Aynı sitede yer alan bir başka haberde B.nin doğup büyüdüğü toprakları işgal eden devlet güçlerine karşı savunduğu, Cizre’de ilan edilen sıkıyönetim uygulamalarına karşı YPS saflarında yerini alarak direnişte verdiği mücadele ile ölümsüzleştiği, devlet güçlerinin tank ve toplarına karşı iki ay boyunca direndiği, arkadaşlarıyla birlikte teslim olun çağrılarına direnerek yanıt verdiği,iv. diclehaber.com sitesinde yer alan bir başka haberde, en son yaralıların kaldığı eve geçen B.nin "Burada sonuna kadar direneceğiz." diyerek direniş destanı yazan arkadaşları ile birlikte ölümsüzleştiği,v. anfturkce.net adlı internet sitesinde yer alan haberde, B.nin Botanlı direnişçi bir aileden geldiği ve bu geleneğin sürdürücüsü olduğu, iki amcası ve bir amcasının oğlu PKK saflarında yaşamını yitiren, bir amcası hâlen gerilla saflarında olan B.nin bodrumda diri diri yakılarak katledildiği hususlarına yer verilmiştir. Başsavcılık, B.nin ölümüyle ilgili kasten öldürme suçundan yürüttüğü soruşturma sonucunda 22/1/2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...Terör örgütünün gençlik yapılanması tarafından ülke genelinde gerçekleştirilen eylemlere molotof kokteyli atma, kundaklama, korsan gösteri tertipleme, barikat kurma, taşlı saldırılarda bulunma gibi yasadışı faaliyetler gösterilebilir. 2013 yılının başından itibaren YDG-H faaliyetleri ele alındığında bu yapılanmanın şehir merkezleri ve metropollerde yasadışı gösteri ve şiddet eylemlerini yoğunlaştırdıkları terör örgütünün müzahir kitleler üzerinde ki hakimiyetini arttırmaya yönelik eylem ve faaliyetlerini devam ettirdikleri terör örgütünün kırsal alanlardaki üyelerinin bulunmadığı zamanlarda şehirlerdeki muhtemel boşluğu doldurma şeklinde eylem yaptıkları anlaşılmaktadır. Sonuç olarak YDG-H isimli terör örgütünün PKK/KCK terör örgütünün hedef ve stratejilerine uygun olarak ve alınan kararlar doğrultusunda faaliyet gösteren terör örgütünün gençlik yapılanması olduğu görülmektedir. YDG-H isimli terör örgütünün 2013 yılı içerisinde Cizre ilçesinde askeri görünümlü bir törenle Abdullah Öcalan'ın fotoğrafları ve terör örgütünün sözde bayrak ve flamalarının da bulunduğu bir alanda yüzü kapalı ve silahlı kişilerce kuruluşunun ilan edilip söz konusu örgütün kuruluş ilanının ardından ilçe de bulunan Nusaybin ve İdil caddeleri üzerinde çeşitli şiddet eylemlerinin örgüt mensupları tarafından gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Ayrıca YDG-H isimli terör örgütünün YDGK-H şeklinde (Yurtsever Devrimci Genç Kadın Hareketi) adı altında bir kadın yapılanmasının da var olduğu tespit edilmiştir. YDG-H isimli örgütün kuruluş ilanını gerçekleştirdiği tarihte kendilerini sözde asayiş üyesi olarak tanıttıkları, bu kişilerin faaliyet gösterdikleri il ve ilçelerde yol kesme, kimlik kontrolü yapma gibi eylemleri gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. PKK/KCK terör örgütünün hedef ve talimatları doğrultusunda terör örgütünün nihai hedefine ulaşabilmesi amacıyla Doğu ve Güneydoğu'da bulunan başta il ve ilçeler olmak üzere bazı il ve ilçelerde 15/08/2015 tarihinde sözde özyönetim ilan ettiği, bu ilanın gerçekleştiği ilçelerden birinin de Cizre olduğu bu doğrultuda Cizre ilçesinde sözde bir Cizre Halk Meclisi oluşturulduğu bu illegal yapının devlet kurum ve kuruluşlarını tanımadığını ifade ederek örgütün hedef ve talimatları doğrultusunda ÖSB/YDG-H (Öz Savunma Birliği) adı altında yeni bir yapılanmaya gittiği bu yapılanmanın ilçenin bazı mahallelerine (Cudi, Yafes, Sur ve Nur mahalleleri) güvenlik kuvvetlerinin girmelerini engellemek amacıyla kum çuvalları , kaya parçaları taş vb. Malzemeler kullanarak barikat ve hendek inşa ettikleri, söz konusu barikat ve hendeklere el yapımı patlayıcı ve mayınlarla tuzaklama gerçekleştirerek söz konusu mahallelerde ki yay ve araç trafiğine eğitim öğretim faaliyetlerinin sağlanmasına, sağlık emniyet ve adalet hizmetlerinin yerine getirilmesine engel oldukları görülmüştür. Terör örgütünün bu faaliyetlerine devam etmesini engellemek amacıyla Cizre ilçesinde 8 gün süren sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve söz konusu yasak süresince ilçemiz Sur, Cudi, Yafes ve Nur mahallelerinde terör örgütüne karşı operasyonlar başlatılmıştır. Söz konusu sokağa çıkma yasağının ardından terör örgütünün eylemlerini sonlandırmaması ve daha da yoğunlaştırması üzerine Şırnak Valiliği tarafından 14/12/2015 günü saat 23:00'dan itibaren geçerli olmak üzere 5442 sayılı yasanın 11/C maddesi gereği sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, sokağa çıkma yasağı süresince PKK/KCK terör örgütünün gençlik yapılanması olan ÖSB/YDG-H örgütünün mensuplarının etkisiz hale getirilmesi, yakalanması, söz konusu örgütün üyelerince ilçe genelinde açılan barikat ve hendeklerin ortadan kaldırılması ve yine örgüt mensuplarınca ilçe geneline yerleştirilen mayınlar ve patlayıcıların bertaraf edilmesi amacıyla terör örgütüne yönelik operasyonların devam ettirildiği görülmüştür. 25/12/2015 tarihinde PKK/KCK terör örgütünün mevcut konjonktüre uygun olarak şehirlerde var olan ÖSB/YDG-H mensupları ile kırsal alanda faaliyet gösteren HPG mensuplarını bir araya getiren yeni bir örgüt kurduğu, söz konusu örgütün YPS (Yekineyen Parestina Sivil / Sivil Savunma Birlikleri) adı altında faaliyete başladığı söz konusu örgütün sokağa çıkma yasağı ilan edilen Cizre ilçesinde silahlı faaliyet gösterdiği, örgütün ilan ettiği sözde özyönetim çağrısını güçlendirmek amacıyla kıra dayalı şehir eylemleri düzenleme şeklinde eylemler gerçekleştirdiği, bu doğrultuda çatışma yaşanan alanlarda kırsal alandan gelen teröristler ile YDG-H mensubu teröristlerin birlikte hareket ettikleri anlaşılmıştı....Sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde operasyonların yoğun bir şekilde devam ettiği mahallelerdeki terör örgütü mensuplarınca kullanılan evlerde örgüt mensuplarının yakalanabilmesi, örgüt mensuplarınca hazırlanan patlayıcıların imha edilebilmesi ve soruşturmalara dair delil elde edilebilmesi amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığımızca verilen arama kararlarına istinaden aramalar yapıldığı,09/02/2016 tarihinde Cudi Mahallesi Niran Sokak No:7( C-3185) Cizre/ Şırnak sayılı binada arama yapıldığı, yapılan arama neticesinde bulunan kimliği belirsiz cesetlerden birisi üzerinde ölü muayene ve otopsi işlemi yapıldığı,Otopsi tutanağına göre; maktulün ölümünün bomba veya benzeri mühimmat patlaması ile husulü mümkün genel vücut travmasının yol açtığı, çoklu kemik kırıkları ile müterafik iç organ, beyin doku harabiyeti, çoklu amputasyonların neden olduğu masif iç ve dış kanama neticesinde meydana gelmiş olduğu,Parmak izi eşleşme raporu sonucunda kimliği belirsiz cesedin [B.] isimli kişiye ait olduğunun tespit edilmesi üzerine cenazenin maktulün babası olan Tacettin Benzer'e teslim edildiği,Gizli tanık Fırtına'nın [B.] hakkında 'Şahsın adını Serdar olarak bilirim. Çawreş kod adlı Botan isimli teröristin yanında faaliyet yürüttüğünü, güvenlik güçleri ile silahlı çatışmaya girdiğini ve hendeklerde nöbet tuttuğunu bilirim. Şahsın operasyonlar esnasında öldürüldüğünü duydum.' şeklinde beyanda bulunduğu, [R.nin] [B.] hakkında 'Fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs SOFİ (K) [B.] isimli şahıstır. ÖSB eğitimlidir. Nur Mahallesinde aktif olarak faaliyet yürütür.' şeklinde beyanda bulunduğu, [H.nin] [B.] hakkında 'Fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs [B.] isimli şahıstır. Nur Mahallesinde Doğan Küçük isimli şahıs ile aktif olarak faaliyet yürütür.' şeklinde beyanda bulunduğu, [O.nun] [B.] hakkında 'Fotoğraftaki şahsı Nurettin SOFİ olarak tanırım. Cudi Mahallesinde elinde kaleşnikof ve kanaslı gördüm.' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli Tanık Batıkan'ın [B.] hakkında 'Fotoğraftaki şahsın ismini bilmiyorum. Kod adı Sufi idi. Nur Mahallesinde güvenlik güçleri ile silahlı çatışmalara girerdi. Nur Mahallesinin güvenlik güçleri tarafından sıkıştırılması sonrasında ise Cudi Mahallesine gelerek güvenlik güçleri ile silahlı olarak çatışmalara devam etti ve Cudi Mahallesindeki çatışmalarda öldüğünü biliyorum.' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli Tanık Güven'in [B.] hakkında, 'Fotoğraftaki şahsın ismini bilmiyorum ancak silahlı olarak eylemlere katılırdı. Kobani olayları sırasında Nusaybin Caddesinde meydana gelen olaylara aktif olarak katılırdı. Gençlikle birlikte hareket ederdi, hatırladığım kadarıyla Nusaybin Caddesinde bulunan A101 isimli marketin mototoflanarak yağmalanması olayına öncülük etmişti.' şeklinde beyanda bulunduğu, [B.nin] ele geçtiği ikamette yapılan aramada terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen bayan ve erkek başka şahısların da cesetlerinin bulunduğu ve terör örgütü mensuplarınca kullanılan çok sayıda Kalaşnikov silah ve şarjörleri ile birçok mühimmatın ele geçtiği,Tahkikat kapsamında yapılan internet araştırmalarında facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde YPS CİZRE adlı sayfada yer alan paylaşımda [B.nin] fotoğraflarının paylaşılarak başlık kısmında 'Şehit rumeta mene em doza bernadin' ifadesinin yer aldığı, www.diclehaber.com adlı sitede yayınlanan haberde 'Cizre'de ilan edilen sıkıyönetim uygulamalarına karşı YPS saflarında yerini alan [B.], Botan direnişinde verdiği mücadele ile ölümsüzleşir. Yaklaşık iki ay boyunca devlet güçlerinin tank ve toplarına karşı direnişi sürdürmeye devam eden [B.] ve arkadaşları, devlet güçlerinin 'teslim olun' çağrılarına direnerek yanıt verdiler şeklinde haber metninin yayınlandığı; diclehaberin başka bir haber metninde ise; 'Hayatını doğduğu ve sevdalısı olduğu kentte geçiren [B.] tıpkı birçok arkadaşının yaptığı gibi devlet güçlerinin saldırılarına karşı kentini ve insanlarını yalnız bırakmamak için mahallesinden ayrılmadı. En son yaralıların kaldığı eve geçen [B.] burada sonuna kadar direneceğiz diyerek direniş destanı yazan arkadaşlarıyla birlikte ölümsüzleşti' şeklinde haberler yapılarak maktulün terör örgütü adına faaliyet yürüttüğünün anlaşıldığı,Maktul [B.ye] ait cesedin terör örgütü mensuplarınca kullanılan evde silah ve mermiler ile bulunduğu halde ele geçmiş olması, ikamet içerisinde terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen şahıslara ait cesetlerin bulunması ve cesetlerin yanlarında silah ve başkaca mühimmatların ele geçirilmesi, [B.nin] terör örgütü üyesi olarak faaliyetlerde bulunduğuna dair birçok kişinin birbiri ile uyumlu teşhis beyanlarının olması ve tüm dosya kapsamına göre; ölen [B.nin] terör örgütü PKK üyesi olduğu, Cizre ilçesinde terör örgütü PKK'nın amaçları doğrultusunda ilan edilen sözde öz yönetim kapsamında birçok yerde silahlı faaliyet gösterdiği değerlendirilmektedir. [B.nin] sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde güvenlik güçleri tarafından başlatılan operasyonda diğer terör örgütü üyeleri ile birlikte güvenlik güçleri ile yapılan çatışmalara katıldığı, [B.nin] güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet gösterdiği esnada meşru müdafaa hakkı kapsamında güvenlik güçlerince öldürüldüğü değerlendirilmektedir. Güvenlik güçlerinin Cizre ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı esnasında terör örgütü üyeleri tarafından mahallelere güvenlik güçlerinin girmesinin engellenmesi amacıyla kurulan hendek ve barikatların ortadan kaldırılması, yine örgüt mensupları tarafından güvenlik güçlerinin şehit edilmesi ve yaralanması amacıyla hazırlanan patlayıcıların imha edilmesi, örgüt mensuplarının yakalanması, etkisiz hale getirilmesi, ilçede kamu düzeninin ve güvenliğin sağlanması, kişilerin anayasada düzenlenen hak ve hürriyetlerinin korunması şeklindeki amaçlarla ilçede görev yaptıkları anlaşılmaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda operasyon gerçekleştiren güvenlik güçlerine uzun namlulu silahlarla, roket atarlarla, el yapımı patlayıcı ve mayınlarla saldırılar gerçekleştirilmiş olup, bu saldırılarda çok sayıda polis ve asker şehit olmuş, bunun yanı sıra terör örgütünün silahlı saldırıları esnasında çok sayıda sivil vatandaş da yaralanmış ve vefat etmiştir. [B.nin] ölümünde güvenlik güçlerinin yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda almış oldukları operasyon emrini yerine getirmek için örgüt mensuplarının silahlı ve bombalı eylemlerde bulundukları mahallelerde bulunuyor olmaları sebebiyle yetkili bir merciden almış oldukları hukuka uygun bir emri yerine getirdikleri, bu emrin yerine getirilmesi esnasında kendilerine, diğer güvenlik güçlerine ve sivil halka örgüt mensuplarınca yöneltilen, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıları o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde def etme zorunluluğunda bulundukları, yani meşru müdafaa hakkı kapsamında hareket ettikleri değerlendirilmiş, meşru müdafaa sınırının aşıldığına dair herhangi bir delil elde edilememiştir. Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde düzenlenen ve bir hukuka uygunluk sebebi olan meşru müdafaa halinde bulunan kişilere ceza verilmeyeceği düzenlenmiştir. Buna göre terör örgütü üyesi olan ve güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet yürüttüğü dosyadaki delil durumundan anlaşılan [B.ye] yönelik fiilde meşru müdafaa şartlarının oluştuğu, olayda hukuka uygunluk sebebi bulunduğu, bu sebeple eylemi gerçekleştiren kişiye ceza verilemeyeceği anlaşılmıştır.Her ne kadar [B.nin] ölümü olayı ile ilgili olarak soruşturma yürütülmüş ise de;Olayda hukuka uygunluk sebeplerinin mevcut olduğu anlaşıldığından kamu adına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA......" Başvurucu Tacettin Benzer 6/11/2017 tarihinde avukatı aracılığıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. B.nin yaşam hakkının maddi yönden ve etkili soruşturma yapma yükümlülüğü bakımından ihlal edildiğini ileri sürdüğü bu itiraz dilekçesinde dile getirdiği hususlar şu şekilde özetlenebilir:i. AİHM, terörle mücadele kapsamında düzenlenen bir operasyon sırasında devletlere, güvenlik güçlerinin operasyonu planlama ve mümkün olduğunca PKK tarafından açılacak ateş de dâhil sivillerin hayatına gelecek zararı engelleme ya da en aza indirecek şekilde operasyon düzenleme yükümlülüğü yüklemiştir. Özellikle ölümcül kuvvetin kullanıldığı durumlarda sadece kuvveti uygulayan kişiler değil aynı zamanda inceleme altındaki olayın planlanması ve kontrolü ile ilgili konular detaylı olarak incelenmeli, devlet tarafından alınan mutlak zorunlu ve orantılı tedbirler için normalden daha sert ve zorlayıcı bir gereklilik testi uygulanmalıdır. ii. B. ve yaralı olarak bekleyen, sağlık yardımı talep eden onlarca kişinin yeri bilinmesine karşın bu kişilere sağlık yardımı yapılmamış, bu kişiler bulundukları bodrumda yakılarak öldürülmüştür. Maktulün durumu hem maktulün kendisi hem yakınları hem de milletvekilleri tarafından 112 ve 155 numaralı telefonlara bildirilmesine rağmen maktulün yaşam hakkının korunmasına yönelik bir tedbir alınmamıştır. Bilakis maktulün bulunduğu bodrum bombalanmaya devam edilmiştir. Sivillerin rastgele bombalanması Sözleşme, uluslararası insani hukuk kuralları ve silahlı çatışmalarda güç kullanımını düzenleyen uluslararası antlaşma kuralları ile bağdaşmamaktadır.iii. AİHM ilkeleri dikkate alındığında B.nin ölümü ile ilgili yürütülen soruşturmada önemli eksiklikler bulunmaktadır. Arama ve olay yeri inceleme işlemleri savcı bulunmaksızın bizzat ölüm olayının şüphelisi olması gereken güvenlik güçleri tarafından yapılmıştır. Bu durum soruşturmanın tarafsız ve bağımsız bir organ tarafından yürütülmediğini göstermektedir. iv. Başsavcılık ve Emniyet Müdürlüğü arasındaki yazışmalardan operasyonun askerî yetkililer tarafından yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Maktulün cenazesinin bulunduğu bina askerî harita üzerinde C-3185 olarak kodlanmasına karşın soruşturma dosyasında operasyona katılan askerlerin sayısı, operasyon sırasında durdukları yerler, kimlikleri, kullanılan silahlar vb. detay yer almamaktadır. Soruşturmanın hiçbir yerinde operasyona katılan askerî unsurlardan bahsedilmemektedir. v. Maktul ve onunla birlikte bulunan diğer on bir kişinin cenazeleri ile silahlar olay yerinde fotoğraflanmamıştır. Silahlar üzerindeki parmak izlerinin tespiti için bir inceleme yapılmamıştır. Maktulün vücudundaki yanıkların nasıl bir silah kullanımı sonucu meydana geldiği araştırılmamıştır.vi. Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan tutanağa göre binanın bodrum katı üzerine çökmesi nedeniyle içine girilememiş ve arama yapılamamıştır. Arama yapılamaması maktul ve diğer kişilerin nasıl öldüklerine dair önemli delillerin toplanamamış olması anlamına gelmektedir. İçine girilemediği iddia edilen binadan silah, mermi ve kovan elde edilmiş ancak elde edilen bu materyaller üzerinde kriminal inceleme yaptırılmamıştır. vii. Maktulün kıyafetlerinin cenazesinin Adli Tıp Kurumuna sevkinin ardından kaybolduğu anlaşılmıştır.viii. Çatışmanın meydana geldiği bölgede hemen her köşede MOBESE veya dükkânların kameraları bulunmaktadır. Çatışma bölgesinde kamerası bulunan tank ve panzerler dolaşmaktadır. Buna rağmen olaya ilişkin kamera kaydı bulunamamıştır.ix. Soruşturma kapsamında hiçbir tanığın veya operasyona katılan güvenlik görevlilerinin beyanı alınmamıştır. Bu durum soruşturmanın başında güvenlik görevlilerinin bir sorumluluğu bulunmadığına yönelik bir ön kabul olduğu anlamına gelmektedir.x. AİHM, maktul ile aynı binada yaşamını yitiren müştekiler ile ilgili kendisine yapılan başvuruda Hükûmetten savunma istemiş ve Hükûmete Sözleşme'nin maddesinin maddi yönden ve etkili soruşturma yükümlülüğü bakımından ihlal edilip edilmediği yönünde sorular yöneltmiştir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itiraz Cizre Sulh Ceza Hâkimliğinin 10/11/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Ret kararının ilgili kısmı şöyledir: “…Bu kapsamda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen soruşturma dosyasının incelenmesinde; şüpheliler hakkında müşteki tarafça öne sürülen iddiaların yeterince araştırıldığı, iddiaları destekleyecek nitelikteki delillerin toplandığı, iddiaya konu olayın yeterince irdelendiği ve soruşturma sonunda maktule yönelik fiilde meşru müdafaa şartlarının oluştuğu bu sebeple eylemi gerçekleştiren kişiye ceza verilemeyeceği anlaşıldığından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, bu karara karşı verilen itiraz dilekçesinde ileri sürülen kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olay ve delillerin verilen kararın değiştirilmesini ve kaldırılmasını gerektirecek kuvvette olmadığı ve eksik inceleme yapıldığı iddiasının yerinde olmadığı, bu haliyle kamu davasının açılması için yeterli nedenlerin bulunmadığı, tüm dosya kapsamının incelenmesinde; maktulün bulunduğu yerde veya civarında olayı gören kimsenin veya herhangi bir kamera görüntüsünün bulunmadığının anlaşıldığı, bu nedenle gerekli araştırmalara rağmen şüphelilerin tespit edilemediği, dosyada bulunan teşhis tanıkları [R.], [H.] ve [O.] alınan ifadelerinde maktul [B.nin] terör örgütü kapsamında aktif faaliyet gösterdiğini beyan ettikleri, gizli tanıklar Fırtına, Batıkan ve Güven'in maktul [B.] hakkında terör örgütü adına faaliyet yürüttüğünü, güvenlik güçleri ile silahlı çatışmaya girdiğini ve örgütün silahlı eylemlerine katıldığını belirttikleri, [B.nin] PKK/KCK terör örgütünün silahlı yapılanmalarından olan YPS içerisinde faaliyet yürüttüğüne dair istihbari bilgilerin bulunduğu, maktulün ele geçtiği ikamette yapılan aramada şahısların cesetlerinin yanında terör örgütü mensuplarınca kullanılan çok sayıda kalaşnikov marka silah, fişekler, el bombaları, hücum yelekleri ele geçirildiği, örgüte müzahir haber sitelerinde [B.nin] örgüt adına faaliyet yürüterek direnişlerde bulunduğunun belirtildiği, yine söz konusu örgüte müzahir internet sitelerinde maktulün fotoğraflarının kahraman olarak paylaşıldığı dosya kapsamında bulunan evraklardan anlaşılmıştır. Cizre ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı döneminde terör örgütü mensuplarının yakalanması, etkisiz hale getirilmesi, ilçede güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanması, sivil halkın hak ve hürriyetlerinin korunması amacı ile güvenlik güçleri tarafından yapılan operasyonlarda, belirtilen amaçların gerçekleşmesi için silahlı terör örgütü mensuplarının mevcut saldırılarına veya gerçekleşmesi muhakkak olan saldırılara karşı güvenlik güçlerinin bu durumdan korunmaları ve orantılı olarak karşı saldırıda bulunmalarının 5237 sayılı TCK'nun 25/ maddesinde düzenlenen meşru müdafaa kapsamında kaldığının anlaşıldığı, TCK'nun 25/ maddesinde 'Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.' şeklinde yer alan düzenleme uyarınca; terör örgütü üyesi olan ve güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet yürüttüğü dosyadaki delil durumundan anlaşılan [B.ye] yönelik fiilde meşru müdafaa şartlarının oluştuğu, olayda hukuka uygunluk sebebinin bulunduğu, bu sebeple eylemi gerçekleştiren kişiye ceza verilemeyeceği anlaşıldığından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirilmekle, itirazın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.KARAR (Gerekçesi açıklandığı üzere); 1-Usul ve yasaya uygun bulunan takipsizlik kararına müşteki vekili Av.İlknur Alcan tarafından yapılan İTİRAZIN REDDİNE...…”Ret kararı başvurucu vekiline 26/11/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, 26/12/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. Başvuru formunda ayrıca B.nin ölümü nedeniyle İçişleri Bakanlığı aleyhine Mardin İdare Mahkemesinde 2017/3633 Esas sayılı dosya ile tam yargı davası açıldığı, bu davanın reddi üzerine istinaf talebinde bulunulduğu ve bu talebin kabul edildiği, tam yargı davasının Mardin İdare Mahkemesinde devam ettiği bildirilmiştir. UYAP'tan yapılan araştırmada Mardin İdare Mahkemesinin tam yargı davasını süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddettiği, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinin 26/5/2021 tarihli ve E.2021/648, K.2021/1042 sayılı kararıyla istinaf istemini kabul ettiği ve yargılamaya devam edilerek esas hakkında bir karar verilmesi için dosyayı İdare Mahkemesine gönderdiği anlaşılmıştır. Mehmet Tunç'un Ölümüyle İlgili Olarak Yürütülen Ceza Soruşturması 9/2/2016 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cudi Mahallesi C-3185 adresindeki binada arama ve elkoyma işlemleri yapılmasına karar verilmiştir. Arama işlemine ilişkin olarak 9/2/2016 tarihinde saat 00'da düzenlenen ve beş uzman tarafından imzalanan olay yeri inceleme raporu içeriği özetle şöyledir: - 8/2/2016 tarihinde aynı adres için Başsavcılıktan arama izni alınmış ve sabah 55 sıralarında arama ve elkoyma işlemleri için adrese gelinmiştir. Saat 00 sıralarında, arama yapan görevlilere ve arama yapılan yerin çevre emniyetini alan Jandarma Özel Harekât ve Polis Özel Harekât mensuplarına terör örgütü üyelerince bombalı ve silahlı saldırı yapılmış; saldırı sonucu yaralanan görevliler olmuştur. Operasyonu yöneten askerî yetkililer tarafından sıcak çatışma bölgesinden bir an önce uzaklaşılması gerektiğinin bildirilmesi üzerine aramaya son verilerek alandan çıkılmıştır.- 9/2/2016 günü saat 10 sıralarında arama işlemi için yeniden aynı adrese gelinmiştir. Adrese gelindiğinde olay yeri yakınlarında terör örgütü ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmalar devam etmektedir. Bu ortamda yeniden arama işlemine başlanmıştır.- Adresin Narin Sokak üzerinde tek katlı çökmüş bir bina olduğu tespit edilmiştir. Binanın sokak tarafındaki enkazı altında ve sokak içinde terör örgütü mensuplarına ait beş kadın, altı erkek cesedi ve bir kişiye ait ceset parçası bulunmuştur. Bu cesetlerin yakınında tahrip olmuş Kalaşnikof marka altı tüfek ve bu silahlara ait materyaller bulunarak muhafaza altına alınmıştır. Cesetler torbalara konularak Cizre Devlet Hastanesine gönderilmiştir. Olay yerinin çeşitli açılardan kamera ve fotoğraf çekimi yapılarak çalışmaya son verilmiştir. Cizre Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen 9/2/2016 tarihli arama ve elkoyma işlemlerine dair tutanak, olay yeri inceleme raporu ile Cizre Sulh Ceza Hâkimliğinin 10/2/2016 tarihli elkoyma kararına yukarıdaki paragraflarda yer verilmiştir (bkz. §§ 68-72,94). Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bahsi geçen arama ve elkoyma işlemlerinde bulunan cesetler ile ilgili olarak aynı tarihte soruşturmalar başlatılmıştır. 2016/579 sayılı soruşturma kapsamında 9/2/2016 tarihinde C-3185 olarak numaralandırılan bina yakınlarında bulunan ve kimliği bilinmeyen erkek cesedi üzerinde ölü muayene işlemi yapılmıştır. Ölü muayene işlemine Cumhuriyet savcısı ile birlikte fotoğraf ve kamera görüntüsü çekimi için iki olay yeri inceleme görevlisi, otopsi yardımcısı ve genel cerrahi uzmanı bir hekim katılmıştır. Bu işlem sonucunda düzenlenen Adli Ölü Muayene Tutanağı'nda yer alan bilgi ve bulgular özetle şöyledir:i. Cesedin üzerinde C-3185 yazan bir ceset torbası içinde getirildiği, üzerinde kıyafet bulunmadığı, 180-185 cm boylarında bir erkeğe ait olduğu tespit edilmiştir.ii. Saçlı deri sol frontopariyeteral bölgede kemik bütünlüğünün bozulduğu ve beyin dokusunun gözlendiği sol zigomatik bölgede yaklaşık 6x6 cm'lik altında muhtemel kırığın olduğu doku defekti, yüz ve saçlı deri bölgesinde 3 ve derece yanık olduğu, boyun bölgesinde 3 ve derece yanık bulunduğu gözlenmiştir.iii. Toraks duvarında 3 ve derece yanık olduğu, sol toraks duvarı bütünlüğünün tamamıyla bozulduğu görülmüştür. Toraks içi organlarının evisere olduğu batın ön duvarında ayrı derece yanık olduğu, göbek altı kısmında duvarın tamamen bozulduğu, bu bölgede ve batın sol tarafında batın içi organlarının evissere olduğu, sırt bel glutea da yaygın, ileri derece yanığa bağlı karbonizasyon gözlenmiştir. iv. Sağ üst ekstremitede derece yanık olduğu, cilt bütünlüğünün bozulduğu, kas ve tendon yapılarında yer yer karbonizasyon bulunduğu, sol üst ekstremitenin tamamında 3 ve derece yanık ve hümerus açık kırığı olduğu, sol alt ekstremite pelvik bölgeden itibaren diz bölgesine kadar ve yine sağ alt ekstremitede pelvisten ayak bileğine kadar ileri derece yanık ve karbonizasyon gözlenmiştir. Diz altında derece yanık olduğu, sağ ayakta ayak sırtı bölgesinde iki adet, plantor bölgede bir adet değişik boyut ve derinlikte parçalı kesi olduğu gözlenmiştir.v. Tespit edilen bulgulara göre kesin ölüm sebebi tayin edilemediğinden cesedin Şanlıurfa Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verilerek ölü muayene işlemine 9/2/2016 günü saat 33'te son verilmiştir. 9/2/2016 tarihinde yapılan ve yukarıda belirtilen ölü muayene işlemi, hazır bulunan olay yeri görevlileri tarafından kamera ve fotoğraf çekimi yapılarak kayıt altına alınmıştır. Bu konuda düzenlenen 2016/662 sayılı olay yeri inceleme raporunda cesedin durumu uygun olmadığı için svap alınamadığı ancak sağ elin uygun olan parmaklarından parmak izlerinin alındığı, cesedin üzerinde kıyafet bulunmadığı belirtilmiştir.10/2/2016 tarihinde Şanlıurfa Adli Tıp Kurumunda ceset üzerinde klasik otopsi yapılmıştır. Otopsi işlemine Cumhuriyet savcısı, üç adli tıp uzmanı, üç otopsi yardımcısı ile iki fotoğrafçı iştirak etmiştir. Otopsi işlemine başlamadan çekilen röntgen filminde baş ve gövdede düzensiz şekilli, küçük çaplı birkaç tane şarapnel parçası ile uyumlu metalik imajlar bulunduğu belirlenmiştir. DNA analizinde kullanılmak üzere cesetten üç adet diş ile sternum parçası, toksikolojik analiz için iç organ örnekleri alınmıştır. 10/2/2016 tarihli Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağı'nda belirtilen haricî bulgular özetle şöyledir: i. Ceset 180 cm boyunda, 80-85 kg ağırlığında uçları yanmış kısa siyah saçlı, uçları yanmış kısa siyah bıyıklı, buğday tenli bir erkeğe aittir. Ekstrekmiteler büyük ölçüde yanmış olduğundan cesette ölü katılığı ve ölü lekeleri tefrik edilememiştir.ii. Kafada ve gövdede yoğun miktarda hafif kurumuş çamursu toprak bulaşığı olduğu, toprak bulaşığı temizlendiğinde ise yüzde saçlı deride, boyunda, gövde ön ve yan yüzlerde, sırtta 2 ve derece yanık alanı olduğu, alt ekstremiteler ön ve arka yüzlerde, sol omuzda, pubik bölgede, sırtta lomber ve gluteal bölgelerde, geniş 2 ve derece yanık nedeniyle kas dokularının açığa çıktığı, yer yer kömürleşmiş yumuşak doku bulunduğu görülmüştür.iii. Sol ve sağ humerus diafizinde, sol tibia diafizinde açık kırıklar olduğu, göğüs sol yanda koltuk altından sol SİAS’a kadar uzanan geniş 50x20 cm’lik alanda yumuşak doku defekti ile bu alandan dışarı protrrude olmuş batın ve göğüs iç organları bulunduğu, sağ ayakta küçük çaplı, muhtemel ateşli silah ürünü (şarapnel/yabancı cisim) birkaç giriş çıkış yarası olduğu tespit edilmiştir.iv. Kafada, sol taraf şakak ve yanakta kenarları düzensiz 11x7 cm’lik lazerasyon, sağ kulak alt ucunda 5x5 cm’lik lazerasyon, sağ kaş medialinde 2x0,5 cm’lik ve çene ön kısım sol tarafta 2x1 cm’lik düzensiz kenarlı, muhtemel ateşli silah ürünü (şarapnel/yabancı cisim) giriş yaraları olduğu, burun sırtında 2x1 cm’lik yüzeysel lazerasyon olduğu görülmüştür. v. Oksipital bölgede 2x2 cm’lik, sağ temporalde 1x1 cm’lik, oksipitopariyetalda 2x2 cm’lik cilt yüzeyinde atış artığı ya da iz lekesi izlenmeyen düzensiz kenarlı ve yıdızvari görünümlü, muhtemel ateşli silah ürünü giriş yaraları olduğu düşünülmüştür. 10/2/2016 tarihli tutanağa göre ceset üzerinde yapılan klasik otopsi sonucu elde edilen bilgi ve bulgular özetle şöyledir: i. Baş bölgesi açılarak yapılan incelemede saçlı deri altında sol frontotemporoparyetal ve oksipital bölgede hematom ile bu bölge kubbe kemiklerinde 20x15 cm’lik alanda parçalı kırıklar olduğu tespit edilmiştir. Haricen ve beyin kesitlerinde yaygın SAK ile sol hemisferde trase boyunca geniş lazerasyon izlenmiştir. Kafa kaide kemikleri sol taraf orta fossada ayrıklı lineer kırıklar olduğu görülmüştür. Boyun bölgesi incelendiğinde trakea ve özefagus lümenleri içinde sıvama tarzı kanlı sıvı olduğu, hyoidkemik, troid kıkırdak ve boyun omurlarının sağlam olduğu belirlenmiştir.ii. Göğüs bölgesi açılarak yapılan incelemede sol taraf 6- kaburgalar hizasında geniş doku defekti olduğu, diyafragmanın bu seviyede solda parçalanmış olduğu görülmüştür. Sol taraf 4-10 kotlarda ön aksiller hat hizasında muhtemel ateşli silah ürünü (şarapnel/yabancı cisim) geçişine bağlı kırıklar olduğu tespit edilmiştir. Her iki göğüs boşluğunda 250 ml civarında çürüme sıvısıyla karışık kan olduğu görülmüştür. Perikardın sağ yanında küçük bir alanda tam kat rüptüre olduğu izlenmiştir. Her iki akciğer yüzey ve kesitlerinde tüm loblarda ateşli silah ürünü (şarapnel/yabancı cisim) geçişine bağlı geniş lasere alanlar izlenmiştir. T7-L5 seviyesinde vertabra korpuslarında ayrıklı kırıklar, sağ taraf 4- kotlarda paravertabral bileşkeye 7 cm mesafede parçalı kırıklar mevcuttur.iii. Batın içinden otopsi masasına 2x0,7 cm boyutlarında bir adet şarapnel parçası düşmüştür. Batın içinde 200 ml civarında hafif çürüme sıvısıyla karışık serohemorojik sıvı birikimine rastlanmıştır. Karaciğer sağ lobunun büyük oranda lasere olduğu görülmüştür. Bağırsakların batın sol yandaki doku defektinden dışarı çıkmış olduğu ve jejunum seviyesinde bağırsak yüzeylerinde yanıklar olduğu tespit edilmiştir. Tutanağın sonuç bölümünde ölüm nedenine ilişkin kanaatler şöyle ifade edilmiştir:"1-Kişinin ateşli silah ürünü (şarapnel/yabancı cisim) yaralanmasına bağlı ekstremite, kaburga, omurga ve kafatası kubbe-kaide kemik kırıkları ile birlikte beyin zarı kanaması, beyin harabiyeti ve iç organ hasarından gelişen iç ve dış kanama ve yanık sonucu öldüğü,2- Kişinin vücuduna çok sayıda ateşli silah ürünü (şarapnel/yabancı cisim) isabet etmiş olup, kafa, göğüs, batın bölgelerinde tarif eden yaralanmalar müstakilen ve müştereken öldürücü nitelikte olduğu,3- Cesetten otopsi işlemi sırasında 1 adet şarapnel parçası elde edildi, ateşli silah mermi çekirdeği elde edilmediği,4- Cesetten alınan iç organ (karaciğer, böbrek, kas dokusu) örneklerinin alkol, uyutucu-uyarıcı ve sistematik toksikolojik analiz için Adli Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığına gönderilmesinin uygun olduğu,5- Cesetten otopsi esnasında gerektiğinde DNA analizinde kullanılmak üzere alınan 3 adet diş ile sternum parçası örneğinin ve 3 adet şarapnel parçasının usulüne uygun paketlendikten sonra Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmek üzere olay yeri inceleme ekibinde görevlisi [Ç.E.K.ya] teslim edilmesinin uygun olduğu kanaatindeyim……” 15/2/2016 tarihinde Cizre Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen tutanakta ölü muayene işlemi sırasında kimliği belirsiz erkek şahıstan alınan on parmak basım izlerinin Otomatik Parmak İzi ve Avuç İzi Teşhis Sistemi'nde yapılan arşiv araştırmasında bir kaydının bulunamadığı bildirilmiştir. Başsavcılık ölen şahsın kimliğinin tespit edilmesi ve olayın faillerinin belirlenmesi amacıyla 16/2/2016 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğüne hitaben bir müzekkere düzenlemiştir. Müzekkerede özetle şu talepler yer almaktadır:i. Ölüm olayının gerçekleştiği yerin tespit edilerek olay yeri incelemesi yapılması, olayın ne şekilde gerçekleştiğine ilişkin olarak tutanak tutulması, delil olabilecek eşyanın muhafaza altına alınarak inceleme için Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne gönderilmesiii. Olayın meydana geldiği yerdeki kamuya ve özel kişilere ait tüm kamera kayıtlarının tespit edilerek gönderilmesi, ölüm olayına ilişkin telsiz kayıtlarının gönderilmesiiii. Ölenin kimliğinin tespiti için yapılacak işlemlerde Başsavcılıktan talimat alınması, kimliğin tespiti hâlinde ölen kişinin yakınlarının mağdur/müşteki sıfatıyla beyanlarının alınması, ölenle ilgili kayıp başvurusu dâhil tüm adli kayıtların çıkarılmasıiv. Olayla ilgili bilgisi bulunan kişilerin tespit edilerek tanık sıfatıyla beyanlarının alınması, beyanlarının alınamaması durumunda açık adres ve kimlik bilgilerinin Başsavcılığa bildirilmesiv. Olay faillerinin belirlenmesi amacıyla araştırma yapılmasıvi. Olay yerinden ve cesetten elde edilen deliller üzerinde kriminal araştırma yapılmasıvii. Ölen şahıs hakkında yazılı ve görsel basın, internet siteleri ve sosyal medyada çıkan ve çıkabilecek haberlerin takip edilmesi, bulunmaları hâlinde tespitlerinin yapılmasıviii. Olay faillerinin tespiti ve delil olabilecek her türlü bilgi ve bulguya ulaşılabilmesi için gerekli görülecek diğer hususlarla ilgili olarak Başsavcılıktan talimat alınmasıix. Olayın hassasiyetine binaen talep edilen işlemlerin eksiksiz ve ivedi bir şekilde tamamlanması Mehmet Tunç'un annesi olan başvurucu Esmer Tunç 29/2/2016 günü Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuş ve üzerinde otopsi işlemi yapılan kimliği belirsiz erkek cesedini Mehmet Tunç olarak teşhis etmiştir. Aynı gün defin ruhsatı düzenlenerek Mehmet Tunç'un cesedi başvurucu Esmer Tunç’a teslim edilmiştir. Şanlıurfa Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/2/2016 tarihli kararıyla otopsi sırasında alınan örnekler üzerinde kimlik tespiti amacıyla moleküler genetik inceleme yapılmasına karar verilmiştir. Bu incelemeyi yapan Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi 10/3/2016 tarihli raporunda, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan otopsi sırasında alınan biyolojik materyallerden elde edilen DNA profili ile başvurucu Esmer Tunç’un DNA profilinin %99,99 uyumlu olduğunu ve Esmer Tunç’un otopsisi yapılan bu kişinin annesi olabileceğini belirtmiştir. Aynı Kurum ayrıca başvurucu Ahmet Tunç'un %99,9 ihtimalle otopsisi yapılan kimliği belirsiz cesedin babası olduğuna dair 7/3/2016 tarihli rapor düzenlemiştir. Adli Tıp Kurumu Kimya İhtisas Dairesinin 29/3/2016 tarihli raporunda, otopsi sırasında alınan kas ve iç organ örnekleri üzerinde yapılan incelemede sistematiklerindeki maddelerin bulunmadığı bildirilmiştir. Cizre Emniyet Müdürlüğünün 19/7/2016 tarihinde olayın gerçekleştiği adresin tespitine dair düzenlediği tutanağın içeriği şöyledir: “09/02/2016 günü Cudi Mahallesi'nde yer alan ve askeri yetkililer tarafından operasyon kapsamında kullanılmak üzere hazırlanan haritaya göre C-3185 olarak numaralandırılan binada yapılan arama işlemi ile ilgili olarak askeri numaralandırmaya göre belirlenen bahse konusu yerin açık adresinin tespit edilebilmesi amacıyla yapılan adres tespit çalışmaları neticesinde söz konusu adresin Cudi Mahallesi Niran Sokak No:7 (C-3185) Cizre/ŞIRNAK sayılı adres olduğunun tespit edildiğine dair;…” Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğünün Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda belirtilen (bkz. § 126) taleplerine cevaben gönderdiği 9/8/2016 tarihli yazı içeriği özetle şöyledir:- 9/2/2016 tarihinde Cudi Mahallesi Niran Sokak No: 7 (C-3185) adresinde yapılan işlemlere ilişkin Arama ve Elkoyma Tutanağı ile olay yeri inceleme raporu gönderilmiştir.i. Olay yeri ve çevresinde yapılan araştırmalarda kamuya veya özel kişilere ait bir kamera sistemi tespit edilememiştir.ii. Olayla ilgili bilgi sahibi olan kimse tespit edilemediğinden ifadeler alınamamıştır.iii. Olayın faili/faillerinin açık kimlik ve adresleri tespit edilememiştir ancak bu konudaki çalışmalar devam etmektedir.iv. Ölü muayene işleminin ardından düzenlenen olay yeri inceleme raporundan cesetten kıyafet veya svap elde edilemediği anlaşılmıştır. Bu nedenle herhangi bir kriminal inceleme yaptırılmamıştır. v. Olayla ilgili olarak düzenlenen İnternet Tespit Tutanakları yazı ekinde gönderilmiştir. Emniyet Müdürlüğünün bu cevap yazısının ekinde yer alan 6/9/2015 tarihli, PKK/KCK faaliyetleri konulu yazısında özetle; i. 12/7/2015 tarihinde PKK/KCK terör örgütünün merkez yönetimi tarafından Şırnak, Cizre, Silopi ve Nusaybin'in kendi "öz yönetim"lerini kuracaklarını açıklamasının ardından terör örgütünün talimatıyla 13/8/2015 tarihinde Cizre İlçesi'nde Cizre Özerklik Halk Meclisi adı altında bir geçici meclis yönetimi kurulduğu,ii. Bu oluşum içinde faaliyet yürüten şahıslar ile ilgili yapılan araştırmada 3/9/2015 günü saat 00 sıralarında Cizre ilçesinde Cizre Özerklik Halk Meclisi içinde faaliyet yürüten şahıslar, HDP (Halkların Demokratik Partisi) ve DBP (Demokratik Bölgeler Partisi) ilçe teşkilatı içinde faaliyet yürüten şahıslar ile terör örgütünün silahlı kanadı HPG/Yerel Birlikler içinde faaliyet yürüten bazı silahlı kişilerin de aralarında olduğu bir grubun Nur ve Cudi Mahallelerinde ikamet eden nüfuzlu bazı aileleri ziyaret ettiği,iii. Söz konusu ziyaretlere katılanlar arasında Cizre Belediyesi Eş Başkanı, HDP Cizre İlçe Başkanı, HDP Cizre İlçe Eş Başkanı ve DBP Cizre İlçe Başkanı'nın da bulunduğu, Cizde Özerklik Halk Meclisi başkanı sıfatıyla Mehmet Tunç ve eş başkanı sıfatıyla Asya Yüksel ile birlikte Cizre Demokratik Halk Meclisi Hukuk İşleri sorumluları ve Meclis Yürütme Kurulu üyelerinin de bu ziyaretlere katıldığı, ziyaretler esnasında Mehmet Tunç ve Asya Yüksel'in güvenlik güçlerinin önümüzdeki birkaç gün içinde mahallelere girerek operasyon yapacağı, bu durumun özerklik ilanının ihlali olduğu ve halkın bu noktada meşru müdafaa hakkının doğacağı, silahı olmayanlara AK-47 marka silah verileceğini söyleyerek ziyaret ettikleri şahıslara operasyona karşı sokak nöbetlerine katılmaları şeklinde konuşmalar yaptıkları, bazı aile ve şahısların silah almayı kabul etmeleri üzerine bu kişilerin isimlerinin alınarak terör örgütüne verildiği yönünde istihbari bilgiler bulunduğu belirtilmiştir. Soruşturma dosyasında yer alan belgelere göre yaralama, silahlı terör örgütüne üye olma, toplantı veya gösteri yürüyüşlerine silah veya yasak olan diğer aletlerle katılma gibi suçlardan devam eden ceza davaları bulunan Mehmet Tunç'un PKK terör örgütü ile irtibatı ve hendek olaylarındaki rolüne dair on gizli tanığın ve iki tanığın Cizre ve Şırnak Cumhuriyet savcıları önünde yaptıkları teşhis işlemleri ve anlatımları bulunmaktadır. Bu anlatımlarda Mehmet Tunç'un özetle;i. PKK terör örgütü dağ kadrosundan gelen Mamo kod adlı terör örgütü üyesiyle birlikte Cizre’de barikatların kurulması, kontrolü ve güvenlik güçlerine yapılacak eylemlerin planlanmasında çalıştığı, Mamo kod adlı terör örgütü üyesinin ihtiyacı olan araçları temin ettiği, ilçe ile ilgili bilgi verdiği, bu eylemlerine çatışmaların sonuna kadar devam ettiği,ii. Örgütle Parti arasında bilgi akışı sağladığı, çatışmalarda yaralanan örgütçülerin sivil olarak gösterilip hastaneye taşınmasına yardım ettiği, iii. "PKK ile bağlantılı ve organizatör" olduğu, "örgüt tarafından atanmış Cizre kaymakamı konumunda" olduğu, "örgütün Cizre’de kilit isimlerinden birisi" olduğu, "terör örgütünün Cizre İlçesi'nde kurduğu mahkemede görevli" olduğu, mahalle sorumlularının talimatları Mehmet Tunç'tan aldığı, Mehmet Tunç'un belediye başkanına dahi talimat verebildiği, mahalleleri gezerek kırsaldan gelen örgüt mensuplarına mahalleler ve mahalledeki kişiler hakkında bilgi verdiği, iv. Dağ kadrosundan örgüt mensuplarının geldiklerinde Mehmet Tunç'un evinde kaldıkları, Mehmet Tunç'un bunlara patlayıcı döşenecek yerleri, asker ve polislere saldırı düzenlenecek noktaları gösterdiği, Mehmet Tunç'un evinin bahçesinden farklı noktalara patlayıcı kablolar çekildiği,v. PKK/KCK terör örgütü gençlik yapılanması YDG-H’nin eş başkanı olduğu, YDG-H Asayişin yaptığı faaliyetlerden sorumlu olduğu, etrafında sürekli silahlı adamları olduğu, terör olayları sırasında kalabalığı yönlendirdiği,vi. Sokağa çıkma yasakları sırasında terör örgütünün propagandasını yaparak mahallelerin boşaltılmamasını talep ettiği, her gece mahallelerden örgüt üyelerine vermek üzere zorla para ve yemek topladığı, araçla mahallelerde gezerek megafonla terör örgütünün propagandasını yaptığı,vii. Cizre KCK eş başkanı ve PKK/KCK terör örgütü talimatıyla kurulan "Cizre öz yönetimi" eş başkanı olduğu, PKK terör örgütünün dağ kadrosundan gelen talimatları bizzat uygulayan kişi olduğu, ilçede tüm örgütsel faaliyetlerin talimatını veren kişi olduğu belirtilmiştir. Yazı eklerinde yer alan İnternet Tespit Tutanaklarında yer alan bilgiler özetle şöyledir: i. 1/3/2016 tarihli 'ozgurgundem.com' adli sitede yer alan 'Fedaice direnip onur abidesi oldular' başlıklı haberde şu ifadeler kullanılmıştır:"...Vahşet bodrumlarında bulunan yaralıların durumunu kamuoyuyla paylaşırken kullandığı, ‘Kimse bizden teslim olmamızı beklemesin. Biz ilk gün olduğu gibi omuz omuza direneceğiz ve bu uğurda gerekirse şehit olacağız’ sözleri aynı zamanda Cizir'de yaşanan direnişin boyutunu da gözler önüne serdi. Mehmet Tunç, ‘100 kişinin katledilmesiyle bu hareketin bitmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Herkesin moralini iyi tutması lazım. Hiç kimsenin şüphesi olmasın, mücadeleye devam eden arkadaşlara selamlarımı iletiyorum’ demişti. Tunç'un son sözleri ise ‘Biz direndik, diz çökmedik bizimle gurur duyun’ olmuştu." ii. 29/2/2016 tarihli anfturkce.net sitesinde yayımlanan "Tunç, Teslimiyet bizim için ihanettir demişti" başlıklı haberde şu ifadeler yer almaktadır: “On binlerce asker ve polislerle Cizre'yi kuşatma altına alan devlet, ‘özgürlük sevdamızdan bizi alıkoyamazsınız’ diyen Cizre halkı, aylardır eşsiz direniş içerisinde tarihin sayfalarında yerini aldı. Cizreli Berivan'dan sonra Cizre'nin yurtsever halkına öncülük eden Cizre Halk Meclisi Mehmet Tunç, kamuoyuna seslendiği her seferinde, ‘biz Mazlumların, Hayrilerin, Kemallerin çizgisinden geliyoruz. Teslimiyet bizim için ihanettir. Kimse bizim teslim olmamızı beklemesin’ sözleri ile belki yüzyıllarca unutmayacak tarihi sözlerin altına imzasını attı.” iii. 1/3/2016 tarihli anfturkce.net sitesinde yer alan "Mehmet Hevalin ardından…" başlıklı yazıda şu ifadeler yer almaktadır: “Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanları Asya Yüksel ve Mehmet Tunç ile ilk karşılaştığımda Cizre bu kadar yıkılmamış, insanlık bu kadar ayaklar altına alınmamıştı. Hendekler vardı yine Cizre'nin mahallelerinde. Ancak kan değil, hendekleriyle birlikte hayat günlük rutininde akıp gidiyordu.… Yafes Mahallesi'ni dolaşırken sormuştum: 'Bütün eşbaşkanlar tutuklu, siz nasıl dışarıdasınız? Oldukça rahattılar. Tebessümle yanıt vermişti Mehmet heval: ‘Özgür alanlarda rahatça dolaşabiliyoruz.’ O özgür alanlar hendeklerle korunan mahallelerdi. ‘Mesela sizinle belediyeye gelemeyiz, çünkü bina hendeklerle korunan mahallelerin dışında, oraya gelirsek gözaltına alınabiliriz’ diye eklemişti [A] heval…" iv. bestanuce.info sitesinde yer alan 8/3/2016 tarihli ve "Mehmet heval direnişiyle tarihe mührünü vurdu" başlıklı yazıda şu ifadeler yer almaktadır: “…Cizre'de yaralıların mahsur kaldıkları binalara devlet güçlerinin saldırısında katledilen ve sergilediği tarihi direnişi ve 'Biz direndik, diz çökmedik, bizimle gurur duyun' sözleri ile veda eden Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç'u cezaevi arkadaşı DBP Şırnak İl Eşbaşkanı Salih Gülenç anlattı. …Mehmet Tunç'un cezaevinde kısa sürede Kürtçe ders vermeye de başladığını söyleyen Gülenç, Mehmet Tunç'u şu sözlerle anlattı: ‘Mehmet heval her alanda kendisini geliştiriyordu, Apocu bir kişiliğe sahipti. Onda öyle bir ruh vardı. Önder Apo'yu anlamak için çok çalışıyordu. Devamlı olarak, 'Zindan devrim alanıdır. Kürdistan kazanmıştır, çok kısa zamanda hepimiz özgürleşeceğiz' diyordu. Mehmet heval her zaman heyecanlıydı ve gülüyordu. Özellikle bu yanları yanında kalan tüm arkadaşların da dikkatini çekmiş ve onları etkilemiştir.’…Mehmet Tunç'un cezaevinden çıktığı günlerde DAİŞ çetelerinin Rojava ve Şengal'e saldırılarının yoğun bir şekilde devam ettiğini belirten Gülenç, Mehmet Tunç'un Şengal ya da Rojava'ya giderek çetelere karşı direnmek için kendisini dayattığını ifade etti. Gülenç, ‘Mehmet Tunç bu önerisini arkadaşlara iletti. Ancak arkadaşlar onun demokratik özerklik çalışmalarında yer almasını istedi. Bu konu da gelişkin bir arkadaştı. Çok fazla emeği de oldu. Zaten Karayılan da dile getirdi, Mehmet Tunç, sivil alanda dönemin öncülüğünü yaptı. Dönemin ruhunun simgesi oldu. Yine Bayık da Mehmet Tunç'u dönemin Seyid Rızası olarak tanımladı. Son saatlerine kadar da 'teslim olmayacağız' dedi. …Mehmet Tunç'un bu sözlerini her Kürt genci ve siyasetçisi örnek almalı' diye konuştu.Konuşmasının sonunda, ‘Özyönetim şehitleri iradelerini AKP'ye teslim etmediler’ diyen Gülenç, direnişi büyütme çağrısında bulunarak, şunları kaydetti: ‘Mehmet heval ve diğer özyönetim şehitleri büyük bir kahramanlıkla direndiler. Teslim olmadılar. Onların direnişi sayesinde başımız diktir. Beyaz bayrağı alıp çıkabilirlerdi, ama yapmadılar. Destan yazdılar ve tarihe mühürlerini vurdular. Mehmet Tunç şahsında tarihe mühürlerini vurdular. Her kes bilsin ki; AKP hükümeti Cizre'de kaybetti.’” v. anfturkce.net sitesinde yer alan 1/3/2016 tarihli "Mehmet Tunç ve O.T.yi binler uğurladı" başlıklı yazıda şu ifadeler yer almaktadır: “…Cizre'de özyönetim direnişinde mahsur kaldıkları vahşet bodrumlarında ‘Diz çökmeyeceğiz, halkımız bizimle gurur duysun’ sözleriyle hafızalarda yer edinen Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç, ile kardeşi [O.T.], Şırnak'ta binlerce kişinin katıldığı törenle son yolculuğuna uğurlandı. Bahçelievler Mahallesi'ndeki Nalaro Mezarlığı'nda son yolculuğuna uğurlanan Tunç, kardeşlerin cenaze törenine; DTK Eşbaşkanı [S.], HDP Eş Genel Başkanı [F.Y.], çok sayıda HDP milletvekili, Şırnak Halk Meclisi eşbaşkanları … DBP, HDP ve MEYADER yöneticileri de katıldı.Tunç kardeşlerin tabutlarını Bahçelievler Mahallesi girişinde omuzlayan kitle, Mehmet Tunç'un, Cizre direnişi sırasında söylediği, ‘Diz çökmedik, çökmeyeceğiz. Halkımız bizimle gurur duysun' sözlerine atfen ‘Diz çökmedik, çökmeyeceğiz’, ‘Botan sizinle gurur duyuyor’, ‘Biji Serok Apo’, ‘Biji birxwedana Cizir’, ‘Ey şehid xwina we erdö namine’, ‘İntikam’ ve ‘Şehid namirin’ sloganlarını haykırdı. Üzerinde Tunç kardeşler ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fotoğraflarının bulunduğu pankartın da açıldığı yürüyüşle ardından mezarlığa gelindi. Nergis ve karanfillerle uğurlandılar Yakalarına Mehmet Tunç'un, fotoğraflarını asan halk, ‘Rakin şehid min rakin’ ağıdını söyleyerek, Tunç kardeşlerin tabutlarına baharın gelişilin sembolü olan nergisleri bıraktı…” Soruşturma dosyasında bulunan 9/7/2016 tarihli Kamera Araştırma Tutanağı'nda Mehmet Tunç'un cesedinin bulunduğu yer ve çevresinde yapılan araştırmalar neticesinde herhangi bir MOBESE ve kamuya/özel kişiye ait kamera sisteminin bulunmadığı belirtilmiştir. Aynı tarihli Fail Araştırma Tutanağı'nda ise olayın meydana geldiği yerin çevresinde MOBESE kamerasının olmaması, olaya ilişkin failin/faillerin tespitini yapabilecek ölçüde herhangi bir tanığın olmaması nedeniyle olay faili şahıs/şahısların açık kimlik ve adres tespitinin yapılamadığı, failin/faillerin tespitine ve teminine yönelik çalışmalara devam edildiği belirtilmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 7/11/2016 tarihli müzekkereyle, 8/2/2016 tarihinde Cudi mahallesi, Niran Sokak C-3185 numaralı binada yapılan aramada Mehmet Tunç dışında on cesedin daha bulunduğunu belirterek bu on cesedin kimlik bilgilerinin tespit edilip edilmediğinin ve soruşturma numaralarının bildirilmesini, ölen şahısların terör örgütü üyeliği ile ilgili olarak haklarında araştırma tutanağı tanzim edilmesini, Mehmet Tunç'un Cizre ilçesindeki sokağa çıkma yasağı döneminde internet ortamında paylaşılan medya ile telefon görüşmelerinin CD hâline getirilmesini istemiştir. Cizre Emniyet Müdürlüğü bu yazıya verdiği 14/11/2016 tarihli cevapta C-3185 numaralı adreste cesetleri bulunan kişilerin Mehmet Tunç ile birlikte B., A.E., H.Ç., Asya Yüksel, Serdar Özbek, A.G., Yasemin Çıkmaz, K., Z.B., B.K. ve B. olduğunu bildirmiş; Mehmet Tunç'un sokağa çıkma yasağı döneminde internet ortamında paylaşılan, medya kuruluşlarına telefonla bağlanarak yaptığı açıklamaların bir DVD ile gönderildiğini ifade etmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı Emniyet Müdürlüğüne hitaben yazdığı 9/1/2017 tarihli müzekkereyle, olayların yaşandığı gün ve bir gün öncesine ait telsiz kayıtlarının rapor hâline getirilerek gönderilmesini istemiştir. Emniyet Müdürlüğü bu yazıya cevaben cesetlerin bulunduğu 9/2/2016 günü ile bir gün öncesi olan 8/2/2016 gününe ait tüm telsiz kanallarının muhabere kayıtlarının dijital ses dosyaları hâlinde, DVD ortamında gönderildiğini, ayrıca bu telsiz kayıtlarının PDF dosya uzantılı formatta, dijital olarak CD ortamında gönderildiğini bildirmiştir. Soruşturma dosyasında bulunan telsiz konuşmaları ile insansız hava aracı (İHA) ve MOBESE kayıtlarından, başvuruya konu olayın geçtiği yer ve çevresinde yaşanan silahlı çatışmalar, düzenlenen operasyonlar ve yapılan adli işlemlerle ilgili olduğu değerlendirilen hususlar şu şekildedir: 1-  7/2/2016-8/2/2016 tarihleri arasında kanalda yapılan telsiz görüşmelerinden tespit edilen hususlar özetle şöyledir: Arama 4 ekibi kavşağa ambulans istemiştir. Devam eden görüşmelerde Arama 7 ekibinden bir görevlinin çatışmada yaralandığı, bu görevli ile birlikte Narin Sokak ve Nusaybin Caddesi'nin Mehmetçik Sokak girişinde yaşanan çatışmalarda yaralanan çok sayıda güvenlik görevlisinin hastaneye götürüldüğü bilgileri verilmiştir. Ayrıca C 3157 numaralı bina yakınında arama yapan ekibin saldırıya uğraması sonucu Olay Yeri İnceleme görevlilerine ait olan, içinde olay yeri fotoğraflarının da bulunduğu malzemeler çatışma bölgesinde kalmıştır. Yine bu görüşmelere göre çatışma bölgesinde bulunan bir tünel için arama ekibi çağırılmış ancak sıcak temasın devam etmesi nedeniyle aramadan vazgeçilmiştir. 2-  7/2/2016-8/2/2016 tarihleri arasında kanalda yapılan telsiz görüşmelerinden tespit edilen hususlar özetle şöyledir: Terör örgütü mensuplarının kendi aralarında yaptıkları telsiz görüşmelerinde terör örgütü mensuplarından oluşan 18 kişilik bir grubun çatışma bölgesine gelmesini bekledikleri tespit edilmiştir. Ayrıca terör örgütü mensupları, herkesin bulunduğu yerde kalması, kimsenin dışarı çıkmaması yönünde birbirlerine talimat vermiş; bölgedeki caminin üst tarafında bulunduklarını, yakında bir kişi gördüklerini ve bu kişi hareket ederse onu öldüreceklerini söylemiştir. C 3157 ve C 3158 numaralı binalarda arama yapan görevlilere doğru terör örgütü mensuplarınca ateş edildiği bilgisi yer almıştır. 2186 numaralı binada teröristlere ait bir telsiz bulunduğu belirtilmiş ve buraya arama ekibi gönderilmesi istenmiştir.3-  7/2/2016-8/2/2016 tarihleri arasında kanalda yapılan telsiz görüşmelerinden tespit edilen hususlar özetle şöyledir: Bölgede bulunan Avcı 69, Avcı 64 ve Avcı 70 kodlu birimler gece saatlerinde teröristlerin sızmalarını engellemek için el bombası faaliyetinde bulunmuştur. Saat 11 sıralarında Ender 250 birimi S 265 numaralı binada tespit edilen bir terör örgütü mensubunun etkisiz hâle getirildiğini bildirmiştir. Ayrıca bu kanaldan bölgedeki güvenlik güçlerinin keskin nişancılara karşı dikkatli olmaları gerektiği, bölgede nişancı bulunduğuna dair telsiz kestirmesi alındığı bilgisi verilmiştir. Sabah saatlerinde bölgede operasyon başlatılmış, Ekin 210 birimi 277, 278 ve 280 numaralı binalara girdiğinde tünel ile karşılaşmış ve tünellere el bombası faaliyeti yapmıştır. Avcı 8 birimi de bir tünel tespit ederek buraya operasyon düzenlemiştir. Saat 51'de Avcı 7 birimine kırmızı binanın ön tarafından terör örgütü mensuplarınca ateş edilmiştir. Saat 20'den itibaren bölgedeki binalara giren güvenlik görevlileri terör örgütü mensuplarına ait silah ve mühimmat bulmuştur. Avcı 81 birimi cami yakınlarındaki binada (S-223) bir terör örgütü mensubunun cesedi ile birlikte bir Kalaşnikof marka tüfek, bir Kanas marka keskin nişancı tüfeği bulmuştur. Yavuz 6 ve Avcı 81 birimleri S 223 numaralı binada devam eden araştırmada M16 marka bir tüfek ve rayfil, bir terör örgütü mensubunun cesedi ve Kalaşnikof marka üç tüfek daha bulmuştur. Avcı 7 birimi binada terör örgütü mensuplarına ait bir yelek ve şarjör bulduğunu anons etmiştir. Bunun hemen ardından terör örgütü mensuplarının bölgedeki güvenlik görevlilerini çapraz ateşe aldıkları ve Bixi diye tabir edilen ağır makineli tüfek ve roket kullanarak saldırı düzenleyeceklerine dair telsiz kestirmesi tespit edildiği anons edilmiştir. Telsiz anonslarına göre aynı anda (saat 42) başlayan terör saldırısında Üsteğmen A.Y.Ç.ile birlikte Uzman Çavuş E.K., polis memurları E. ve Ö.Ç. yaralanmıştır. Yaralanan güvenlik görevlilerinden biri 3158 numaralı binada bulunmaktadır. Diğer yaralılar Avcı 7 ve Avcı 89 birimlerinde görevlidir. Devam eden çatışmada Ender 20 birimi sarı renkli binanın çatısında bulunan silahlı iki terör örgütü mensubunun etkisiz hâle getirildiğini bildirmiştir. Avcı 68 birimi de dört terör örgütü mensubunun etkisiz hâle getirildiğini, 3188 numaralı binada başka terör örgütü mensuplarının da olduğunu, onları izlemeye devam ettiklerini anons etmiştir. Ender 250 biriminin bir terör örgütü mensubunun keskin nişancı tarafından etkisiz hâle getirildiğini anons etmesinin ardından Avcı 89 birimi çatışmalarda iki güvenlik görevlisinin daha yaralandığını telsizle haber vermiştir. Aynı dakikada Arama 5 ekibi Niran Sokak'ta yaralıları olduğunu belirterek ambulans talep etmiştir (Başvuru dosyasındaki bilgilere göre Niran Sokak C 3188 numaralı bina ve çevresinde yaşanan telsiz anonslarına konu bu çatışmalarda polis memurları F., E.Y., Ö.F.B., B.Y., ve Y.E.A. yaralanmıştır.). Telsiz görüşmelerine göre yaralıları tahliye etme çalışmaları devam ederken Ender 210 birimi ve 3188 numaralı binada bulunan terör örgütü mensupları arasındaki çatışma da sürmektedir. Ender 210 birimi bu çatışmalar sırasında 3188 numaralı binada bulunan iki terör örgütü mensubunun etkisiz hâle getirildiğini, bir güvenlik görevlisinin yaralandığını ve Niran Sokak'tan tahliyesi gerektiğini ancak ateş altında olduklarını anons etmiştir. Ender 250 birimi saat 20'de yaptığı telsiz anonsunda sarı renkli, yanmış binada bir terör örgütü mensubunun etkisiz hâle getirildiğini bildirmiştir. Bunun hemen ardından Rozan kod adlı terör örgütü mensubunun telsiz konuşmalarının tespit edildiği anons edilmiştir. Rozan kodlu terör örgütü mensubunun telsizle diğer terör örgütü mensuplarına sarı renkli binanın çatısında olduğunu, aynı yerde bulunan diğer kişilerin şehit olduklarını, kendisinin de şehit olma ihtimali bulunduğunu, bir noktadan saldırı başlatılırsa belki çıkabileceğini söylediği tespit edilmiştir. Devam eden telsiz görüşmelerinde C 3158 ve 3188 numaralı binalarda düşman unsurları bulunduğu, C 3160 numaralı binada terör örgütü mensubu görüntüsü alındığı, C 3152, C 3159 ve C 3160 numaralı binalar arasında terör örgütü mensuplarının geçiş yaptığı anons edilmiştir. Tosun 1 birimi aracına üç mermi isabet ettiğini ancak yaralı bulunmadığını, Ender 250 birimi ise 3159 numaralı binada bir terör örgütü mensubunun etkisiz hâle getirildiğini telsizle haber vermiştir. Saat 12'de Avcı 7 birimi girdikleri binada tünel bulduklarını, buradan kendilerine ateş edildiğini, duvarı patlatarak sıcak temasa girdiklerini anons etmiştir. Bunun ardından Avcı 81 birimi kendilerine ateş edildiğini ve tünele uygulama yaptıklarını, kablo parçaları bulduklarını, bomba imha ekiplerinin bunları incelediğini, kendilerinin ise binanın üst katına çıktıklarını, Avcı 78 birimi de terör örgütü mensuplarının bulunduğu binanın altında bir dehliz bulunduğunu, bomba uzmanlarının burada uygulama yaptığını anons etmiştir. Telsiz görüşmelerine göre terör örgütü mensuplarıyla sıcak temasa giren Avcı 7 birimine el bombası atılmıştır. Ekin 240 birimi de kendisine ateş eden bir terör örgütü mensubunu etkisiz hâle getirmiştir. Bu andan itibaren terör örgütü mensuplarının saldırısı ile yeniden şiddetlenen çatışmalarda Jandarma Uzman Çavuş A.A., A.Ş. ve F.Ç. yaralanmıştır. Yaralı güvenlik görevlileri uzun bir uğraş sonucu Nusaybin Caddesi'nde bekleyen ambulansa götürülmüş ancak yaralı bir görevlinin silahı olay yerinde kalmıştır. Çatışmada bir terör örgütü mensubu Avcı 7 birimi tarafından, 3158 numaralı binadan 3160 numaralı binaya geçen bir başka terör örgütü mensubu ise Ender 210 birimi tarafından etkisiz hâle getirilmiştir. Aynı anda Nusaybin Caddesi'nin diğer tarafında bulunan Sur Mahallesi'ndeki S 264, 271, 272, 274, 275, ve 276 numaralı binalar çevresinde de çatışmalar devam etmektedir. Ekin 6 birimi bu çatışmalar sırasında mozaikli binanın yanındaki binada tünel çıkışı tespit ettiklerini, 275 ve 276 numaralı binalar arasında birisi Bixi marka ağır makineli tüfek kullanan iki terör örgütü mensubunun etkisiz hâle getirildiğini anons etmiştir. Kartal 10 birimi ise S 271 ve 272 numaralı binalar çevresinde terör örgütü mensubu keskin nişancı bulunduğunu telsizle haber vermiştir.4-  7/2/2016-8/2/2016 tarihleri arasında kanalda yapılan telsiz görüşmelerinden tespit edilen hususlar özetle şöyledir: Sabah saat 30'dan itibaren yapılan telsiz anonslarından güvenlik güçlerince C 3149, C 3150, C 3151, C 3152, C 3153 ve C 3154 numaralı, ayrıca C 3181 ve C 3182 numaralı binalarda temas araması başlatılmıştır. Yine bu anonslara göre olay yerine gelen ekipler C 3151 sayılı binada yanmış ceset bulunduğu, C 3154 numaralı bina çevresinde de çok sayıda ceset olduğu bilgisini vermiştir. Bölgede operasyon yürüten birlikler tarafından C 3151 numaralı binada terör örgütü mensuplarına ait beş ya da altı ceset, Kalaşnikof marka on bir tüfek, çok sayıda şarjör ve mühimmat, C 3185 ve C 3186 numaralı binalarda terör örgütü mensuplarına ait cesetler, C 3156 numaralı binada zırh delici dört kutu mermi, C 3157'de tank mühimmatı ile tuzaklanmış patlayıcı, C 3159 numaralı binada tuzaklanmış LPG tüpü ve pimi çekilip atılmış ancak patlamamış bir el bombası olduğu tespit edilmiştir. Bu tespitlerin devam ettiği saat 00 civarında C 3157 ve C 3158 numaralı binalarda temas aramasında bulunan güvenlik güçlerine terör örgütü mensupları el bombası ve ateşli silahlarla bir saldırı başlatmıştır. Bu saldırıda C 3158 numaralı binada bulunan Ejder 210 biriminden bir görevli yaralanmıştır.5-  Sabah 27 sıralarında hastane çatısında ve 6024 olarak tabir edilen noktada bulunan MOBESE kamera kayıtlarına göre S 231 numaralı bina civarına tank unsuru tarafından faaliyet yapılmıştır.6-  8/2/2016-9/2/2016 tarihleri arasında kanalda yapılan telsiz görüşmelerinden tespit edilen hususlar özetle şöyledir: Adli kolluk birimleri, daha önce arama kararı verilen ancak çatışmalar nedeniyle araması yarım kalan C 3185 numaralı bina için yeniden arama kararı talep etmiştir. Bu arada devam eden çatışmalarda yaralanan ve şehit olan güvenlik görevlilerinin bulunduğu çatışma alanlarına güvenli bir mesafeye ambulanslar sevk edilerek yaralı ve şehitlerin tahliyesi için çalışılmış ve bu konuda çok sayıda anons yapılmıştır. Aynı anda, aramalarda görevlendirilen Olay Yeri İnceleme ekipleri merkez telsiz istasyonu tarafından adli karar ve görevler ile ilgili olarak yönlendirilmiştir. C 3159 ve C 3160 numaralı binalar arasında bir terör örgütü mensubu etkisiz hâle getirilmiştir. Aynı yerde patlamamış bir el bombası da bulunmuştur.7-  8/2/2016-9/2/2016 tarihleri arasında kanalda yapılan telsiz görüşmelerinden tespit edilen hususlar özetle şöyledir: Saat 03'te Bayraktar (İHA) görüntülerinden S 254 bölgesine bir terör örgütü mensubunun girdiği tespit edilmiştir. Hemen ardından aynı binaya dört terör örgütü mensubunun daha girdiği anons edilmiş ve S 254 numaralı binanın kuzey balkonundan güvenlik güçlerine ateş açılmasıyla çatışma başlamıştır. Sur Mahallesi Akdeniz Sokak'ta bir terör örgütü mensubu vurularak yaralanmıştır. Saat 00'de Ejder 6 birimi 3164 ve 3158 numaralı binalara tank uygulaması olacağı bilgisini vermiştir. Yaklaşık bir saat sonra aynı birim tarafından 3158 numaralı binada bir terör örgütü mensubunun etkisiz hâle getirildiği bildirilmiştir. Bu terör örgütü mensubunun etkisiz hâle getirilmesinin ardından güvenlik güçlerinin 3158, 3159 ve 3160 numaralı binalarda temas aramasına girdikleri tespit edilmiştir. Bu sırada Ejder 240 birimine terör örgütü mensuplarınca ateş açılmış ve diğer birimler Ejder 240 birimini, bulundukları binada terör örgütü mensupları olduğu yönünde uyarmıştır. Ejder 210 birimi ise S 231 numaralı binada ısı kaynağı alarak uygulama yapıldığını ve bir terör örgütü mensubunun etkisiz hâle getirildiğini, binada bir ısı kaynağı daha bulunduğunu bildirmiştir. Saat 51'de Ejder 220 birimi temas aramasında bulundukları 3158 numaralı binanın arka tarafından içeride yaralıların olduğunu ve teslim olmak istediklerini söyleyerek yanlarına gelen iki terör örgütü mensubunun ateş açması üzerine ateşle karşılık vererek bu kişileri etkisiz hâle getirdiklerini, içeride başka terör örgütü mensuplarının da bulunduğunu anons etmiştir. Ejder 220 birimi 3158 numaralı binanın alt katlarında el yapımı patlayıcılar olduğu konusunda diğer birimleri uyarmıştır. Saat 13'te yine Ejder 220 birimi terör örgütü mensuplarıyla sıcak temas yaşanan 3158 numaralı binada yangın çıktığını, yangına müdahale edemediklerini, aşağıya da inemediklerini, bu nedenle çatıda beklediklerini, binanın alt katlarından sesler geldiğini, her an çatışma çıkma olasılığı nedeniyle itfaiyenin gelmesinin de uygun olmadığını anons etmiştir. Bölgede devam eden çatışmalarda 3159 ile 3160 numaralı binalar arasında bir terör örgütü mensubu etkisiz hâle getirilmiştir. Etkisiz hâle getirilen terör örgütü mensubunun elinde pimi çekilmiş bir el bombası olduğu tespit edilmiştir. Yanan binanın üçüncü katından aşağıya atlayan üç terör örgütü mensubu vurularak etkisiz hâle getirilmiştir. Yaralı olduğu değerlendirilen üç terör örgütü mensubu, Kobra 403 birimine otomatik tüfeklerle ateş açmış, bunlardan 3158 numaralı binanın bahçesinde olan biri, keskin nişancı atışıyla etkisiz hâle getirilmeye çalışılmıştır. Öğle saatlerinde temas aramaları sona ermiş; 3159 ve 3160 numaralı binalarda iki terör örgütü mensubu, 3158 numaralı binada ise altı terör örgütü mensubu etkisiz hâle getirildiği tespit edilmiştir. Saat 10'da ise Avcı 7 birimi terör örgütü mensuplarının saldırısına uğradıklarını ve yaralılar olduğunu anons etmiştir. Akdeniz Sokak (S 227 bina) ve çevresinde bulunan güvenlik güçlerine otomatik tüfek ve el bombası kullanılarak yapılan saldırıda polis memurları S.A. ve S.İ. ile Uzman Çavuş B. yaralanmış, ayrıca Akdeniz sokak karşısında bulunan bir evde terör örgütü mensubu keskin nişancı bulunduğu bildirilmiştir. Aynı bölgede devam eden operasyonda Avcı 8 birimi 271 numaralı binada tünel tespit etmiştir. Saat 23'ten itibaren bölgedeki terör örgütü mensupları el bombaları ve otomatik tüfekler kullanarak yoğun bir saldırı başlatmıştır. Avcı 73 biriminden bir görevlinin yaralanmasının ardından bu kişinin bulunduğu binanın çevresine takviye olarak gitmek isteyen ekiplere de terör örgütü mensuplarınca ateş açılmış, görevliler telsizle ekip ve mühimmat takviyesi talep etmiştir. Avcı 73 biriminde yaralanan görevliler telsiz anonslarına göre saat 43'te zırhlı araçlarla bölgeden tahliye edilebilmiştir. Bunun hemen ardından bu kez terör örgütü mensuplarının Avcı 7 birimine el bombası ve otomatik tüfekler kullanarak yaptıkları saldırı sonucu bu birimde görevli polis memuru O.Y. yaralanmış, çatışma bölgesinden saat 27'de tahliye edilebilmiş ancak kaldırıldığı Cizre Devlet Hastanesinde şehit olmuştur. Aynı bölgede Kobra 4 birimine yönelik saldırıda er şehit olmuş, er S ile Üsteğmen K.K. ve Yüzbaşı A.B. yaralanmıştır. Niran Sokak'a cenaze aracı ve kepçe getirilmesi talep edilmiştir. Ayrıca bomba imha uzmanlarınca Niran Sokak ile Mehmetçik Sokak'ın kesişme noktasında bulunan bir el bombası kontrollü şekilde imha edilmiştir.8-  8/2/2016 tarihinde saat 46'da hastane çatısında bulunan MOBESE kamera kayıtlarından Sur Mahallesi Akdeniz Sokak civarına tank unsuru tarafından faaliyet yapıldığı tespit edilmiştir. Saat 15'te güvenlik güçlerince S 231 numaralı binaya faaliyette bulunulmuştur.9-  9/2/2016 tarihinde kanalda yapılan telsiz görüşmelerinden tespit edilen hususlar özetle şöyledir: Nusaybin Caddesi üzerinde bulunan bir patlayıcı, kontrollü şekilde imha edilmiştir. 6036 ve 6024 telsiz kodlu polis ekiplerine silahlı saldırı yapılmış, ve bir güvenlik görevlisi yaralanmıştır. Saat 56'da yapılan telsiz anonsuyla aramalarda görevli hiçbir personelin olay yerine ait fotoğraf ve görüntü almaması, fotoğraflama ve kamera görüntüsü alma işlemlerinin Olay Yeri İnceleme birimleri tarafından yerine getirilmesi talimatı verilmiştir. Niran Sokak üzerinde bulunan binalar için adli birimlerden arama kararları talep edilmiştir.10-  9/2/2016 tarihinde kanalda yapılan telsiz görüşmelerinde S 296 numaralı binada bulunan terör örgütü mensuplarının binayı ateşe vererek Akdeniz Sokak yönüne doğrukaçtıkları, bölgede operasyon yapılan bir binadan güvenlik güçlerine ateş eden bir kadın terör örgütü mensubunun etkisiz hâle getirildiği hususları yer almıştır. Aynı kanaldan yapılan bir anonsta Niran Sokak'ta arama yapan adli ekipler iki cenaze aracı talep etmiştir. C 3131 numaralı binada bulunan tuzaklanmış el yapımı patlayıcı bomba imha ekiplerince kontrollü şekilde imha edilmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı topladığı bu delillerin ardından 23/10/2017 tarihinde Mehmet Tunç'un ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmada hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kanaatini belirterek görevsizlik kararıyla dosyayı Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Görevsizlik kararının ilgili kısmı şöyledir: “…Mehmet Tunç'un ele geçtiği ikamette yapılan aramada terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen 11 şahsa ait daha cesedin bulunduğu, ikamette terör örgütü mensuplarınca kullanılan Kalaşnikov silah ve şarjörleri, kalaşnikov mermileri ve kovanları ele geçtiği,Ölen Mehmet Tunç'a ait cesedin terör örgütü mensuplarınca kullanılan ve içerisinde kalaşnikov silah ve mermiler bulunan evde ele geçmiş olması, ikamet içerisinde terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen ve yanlarında kalaşnikov silah ele geçen başka şahıslara ait cesetlerin ele geçmiş bulunması ve tanık beyanları neticesinde sokağa çıkma yasağı döneminde şahsın terör örgütü lehine eylemlerde bulunduğu değerlendirilmiştir. Mehmet Tunç'un sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde güvenlik güçleri tarafından başlatılan operasyonda diğer terör örgütü üyeleri ile birlikte güvenlik güçleri ile yapılan çatışmalara katıldığı, güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet gösterdiği esnada meşru müdafaa hakkı kapsamında güvenlik güçlerince öldürüldüğü değerlendirilmiştir. Güvenlik güçlerinin Cizre ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı esnasında terör örgütü üyeleri tarafından mahallelere güvenlik güçlerinin girmesinin engellenmesi amacıyla kurulan hendek ve barikatların ortadan kaldırılması, yine örgüt mensupları tarafından güvenlik güçlerinin şehit edilmesi ve yaralanması amacıyla hazırlanan patlayıcıların imha edilmesi, örgüt mensuplarının yakalanması, etkisiz hale getirilmesi, ilçede kamu düzeninin ve güvenliğin sağlanması, kişilerin anayasada düzenlenen hak ve hürriyetlerinin korunması şeklindeki amaçlarla ilçede görev yaptıkları anlaşılmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda operasyon gerçekleştiren güvenlik güçlerine uzun namlulu silahlarla, roket atarlarla, el yapımı patlayıcı ve mayınlarla saldırılar gerçekleştirilmiş olup, bu saldırılarda çok sayıda polis ve asker şehit olmuş, bunun yanı sıra terör örgütünün silahlı saldırıları esnasında çok sayıda sivil vatandaş da yaralanmış ve vefat etmiştir. Güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen operasyon esnasında öldürüldüğü değerlendirilen Mehmet Tunç'un ölümünde güvenlik güçlerinin yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda almış oldukları operasyon emrini yerine getirmek için örgüt mensuplarının silahlı ve bombalı eylemlerde bulundukları mahallelerde bulunuyor olmaları sebebiyle yetkili bir merciden almış oldukları hukuka uygun bir emri yerine getirdikleri, bu emrin yerine getirilmesi esnasında kendilerine, diğer güvenlik güçlerine ve sivil halka örgüt mensuplarınca yöneltilen, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıları o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde def etme zorunluluğunda bulundukları, yani meşru müdafaa hakkı kapsamında hareket ettikleri değerlendirilmiş, meşru müdafaa sınırının aşıldığına dair herhangi bir delil elde edilememiştir. Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde düzenlenen ve bir hukuka uygunluk sebebi olan meşru müdafaa halinde bulunan kişilere ceza verilmeyeceği düzenlenmiştir. Buna göre terör örgütü üyesi olan ve güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet yürüttüğü dosyadaki delil durumundan anlaşılan Mehmet Tunç'a yönelik fiilde meşru müdafaa şartlarının oluştuğu, olayda hukuka uygunluk sebebi bulunduğu, bu sebeple eylemi gerçekleştiren kişiye ceza verilemeyeceği anlaşılmıştır.Her ne kadar Mehmet Tunç'un ölümü olayı ile ilgili olarak soruşturma yürütülmüş ise de; olayda hukuka uygunluk sebeplerinin mevcut olduğu anlaşıldığından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kanaatine varıldığı ancak 5235 sayılı kanunun 21/4 maddesine göre 3713 sayılı kanun kapsamına giren suçlar sebebiyle açılan soruşturmaların suçun işlendiği yerin bağlı olduğu ilin adıyla anılan Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmesinin gerektiği ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın da Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığınca verilmesinin gerektiği anlaşılmakla;Cumhuriyet başsavcılığımızın GÖREVSİZLİĞİNE,Dosyanın görevli ŞIRNAK CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'na gönderilmesine karar verildi.” Dosyanın gönderildiği Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, Mehmet Tunç'un ölümü ile ilgili soruşturmada 1/11/2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir: “…Bu dosya kapsamında 09/02/2016 tarihinde Cudi Mahallesi Niran sokak C-3185 nolu binada yapılan aramada bulunan on iki adet kimliği belirsiz cesetten birisi üzerinde ölü muayene ve otopsi yapıldığı, otopsi tutanağına göre; kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği ile çoklu ateşli silah ürünü yaralanmasına bağlı ekstremite, kaburga ve kafatası kubbe-kaide kemik kırıkları ile birlikte beyin zarı kanaması, beyin harabiyeti ve iç organ hasarından gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana gelmiş olduğunun tespit edildiği, Ölen kimliği belirsiz şahıstan alınan DNA örnekleri ile Ahmet Tunç'tan alınan DNA örneklerinin baba oğul yönünden uyumlu olduğunun, ölenin %99,99 ihtimalle Ahmet Tunç'un oğlu olduğunun Adli Tıp Kurumu'nun 16/06/2016 tarihli raporuyla tespit edildiği, ölen şahsın Mehmet Tunç olduğunun bu şekilde belirlendiği,Terör örgütü PKK'ya yakınlığı ile bilinen internet sitelerinde yayınlanan haberlerde ölenin sözde Cizre Demokratik Halk Meclisi Başkanı olduğundan ve terör örgütü lehine paylaşımlarda bulunduğundan bahsedildiği,Yine şahıs hakkında on adet teşhisin bulunduğu, Gizli Tanık Batıkan'ın beyanında '...şahsın ismini Mehmet Tunç olarak bilirim, bu kişi örgütün Cizre sorumlularından Mamo isimli kişi ile birlikte idi. Kendisinin Cizre ile alakalı olarak eş başkan olduğunu söylerdi ama tam olarak neyin başkanı olduğunu bilmiyorum, Mamo'dan hiç ayrılmazdı, çatışmalarda öldü' dediği, Gizli Tanık Gümüş'ün beyanında '...Mehmet Tunç'tur. Sürekli olarak Mamo kod adlı örgüt mensubu ile birlikte hareket ederdi, Barikatların kurulması, kontrolü ve güvenlik güçlerine yapılacak eylemlerin planlanmasında Mamo ile birlikte hareket ederdi, Mamo'nun kullandığı araçları Mehmet Tunç temin ederdi, Mamo'ya yol gösterirdi ve ilçenin konumu hakkında bilgi verirdi, örgütle parti arasında bilgi akışını sağlardı, Çatışmalarda yaralanan örgütçülerin sivil olarak gösterilip hastaneye taşınmasında yardımcı olurdu, Çatışmaların sonuna kadar çatışma bölgelerinde Mamo ile hareket ederek kontrolleri sağlamıştı, çatışmaların sonunda öldürüldüğünü biliyorum' dediği, Gizli Tanık YILDIZ'ın beyanında 'kişinin ismini Mehmet Tunç olarak bilirim, Kendisinin Hal Meclisi Başkanı olduğunu biliyorum, Mamo ile birlikte hareket ederdi, taziye evinde kalırdı, [F.Y.ye] yaralı örgüt mensupları ile ilgili telefonla bilgi verirdi ve ambulans gönderilmesi konusunda yardım isterdi.' dediği, Gizli tanık Asya'nın beyanında 'şahsın ismini Mehmet Tunç olarak biliyorum, Mehmet Tunç isimli kişi PKK ile bağlantılı ve organizatör konumundaydı, Mahalleleri gezerek kırsaldan gelen kişilere mahalleler ve mahalledeki kişiler hakkında bilgi verirdi.' dediği, Gizli tanık Pamuk'un beyanında 'Mehmet Tunç isimli kişi örgüt tarafından atanmış Cizre kaymakamı konumundaydı, Belediye Başkanı dahil herkese talimatlar verebilirdi, Mahalle sorumluları kendisinden talimatlar alırdı.' dediği, Gizli Tanık İskender'in beyanında 'Kendisinin örgüt üyesi olduğunu bilirim, siyah bir jeep ile gezerdi, Olaylar başlamadan ve başladıktan sonra dağ kadrosundan gelen örgüt mensupları ile görüşürdü. Örgüt mensuplarına yerleşecekleri yerler, patlayıcı döşenecek yerler ve askerlere polislere saldıracakları noktaları gösterir anlatırdı. Dağ kadrosundan örgüt mensupları geldiğinde Mehmet Tunç'un evine gelirlerdi, Patlayıcı kablolarını Mehmet Tunç'un evinin bahçesinden farklı noktalara çekerlerdi, Heronlar uçtuğu zaman görünmemek için saklanırlardı, Mehmet Tunç örgütün Cizrede'ki kilit isimlerinden birisiydi.' dediği, Gizli Tanık Bakır'ın beyanında 'PKK/KCK terör örgütünün gençlik yapılanması YDG-H'ın eş başkanı idi, YDH-H Asayiş'in yapmış olduğu faaliyetlerden sorumlu düzeyde yetkili olup terör olayları zamanında kalabalığı yönlendirirdi. Etrafında sürekli silahlı adamlar bulunurdu.' dediği, Gizli Tanık Piramit'in beyanında 'kendisini halk meclisi başkanı olarak biliyorum, Yasaklar zamanında terör örgütünün propagandasını yapardı, Mahallelerin boşaltılmamasını isterdi, Cizre ilçesindeki olaylarda ön sıralarda yer alan şahıslardandı.' dediği, Gizli Tanık Güvercin'in beyanında 'Terör örgütü içerisinde en çok sözü geçen şahıslardan birisiydi, Cudi Mahallesinde bulunan YDG-H üyelerine yiyecek giyecek yardımında bulunup barikat ve hendeklerde görevli örgüt üyesi şahıslara çeşitli talimatlar verirdi, her gece örgüt üyesi şahıslara vermek amacıyla mahallelerden yemek ve zorla para toplardı, Mahallelerde beyaz renkli pikap araçla gezerek terör örgütünün faaliyetleri hakkında megafonla anons yapmak sureti ile propaganda yapardı, Terör örgütünün Cizre ilçesinde kurduğu mahkemede görevli olduğunu duymuştum, Terör örgütüne sürekli yardım ederdi, Bostancı Sokaktaki 23 nolu eve YDG-H üyelerini soktuğunu ve burada barınmalarını sağladığını bilirim.' dediği, Gizli Tanık Kuzey'in beyanında 'Şahıs Cizre ilçesinde parti yöneticisidir ve aynı zamanda Cizre Kent Meclisi'nde doğal delegedir ve yürütmede görev yapar.' dediği,Mehmet Tunç'un ele geçtiği ikamette yapılan aramada terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen 11 şahsa ait daha cesedin bulunduğu, ikamette terör örgütü mensuplarınca kullanılan Kalaşnikov silah ve şarjörleri, kalaşnikov mermileri ve kovanları ele geçtiği, Ölen Mehmet Tunç'a ait cesedin terör örgütü mensuplarınca kullanılan ve içerisinde kalaşnikov silah ve mermiler bulunan evde ele geçmiş olması, ikamet içerisinde terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen ve yanlarında kalaşnikov silah ele geçen başka şahıslara ait cesetlerin ele geçmiş bulunması ve tanık beyanları neticesinde sokağa çıkma yasağı döneminde şahsın terör örgütü lehine eylemlerde bulunduğunun değerlendirildiği, Maktul Şüpheli Mehmet Tunç'un sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde güvenlik güçleri tarafından başlatılan operasyonda diğer terör örgütü üyeleri ile birlikte güvenlik güçleri ile yapılan çatışmalara katıldığı, güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet gösterdiğinin anlaşıldığı,Maktul Şüpheli Mehmet Tunç'un ölmesi nedeniyle üzerine atılı suç bakımından soruşturma ve kovuşturma olanağı bulunmadığı anlaşılmakla KAMU ADINA KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA...” Belirtilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara Mehmet Tunç'un babası başvurucu Ahmet Tunç adına vekili Av. Hüseyin Tül tarafından 21/5/2018 tarihinde itiraz edilmiştir. İtiraz dilekçesinde özetle; - Mehmet Tunç ve binaların bodrumlarında yaralı şekilde mahsur kalan kişilerin 155 ve 112 yardım hatlarını, milletvekillerini, basın kuruluşlarını arayarak yardım istemeleri ve AİHM’e yapılan tedbir talepli bazı başvuruların kabul edilmesine karşılık bu kişilere yardım gönderilmeyerek hatta yardım götürmek isteyen kişilere engel olunarak yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiği,- Yardıma ihtiyacı olan yaralı kişilere yardım ulaştırılması yerine ancak devletler arası savaşta kullanılabilecek silah ve mühimmatla bu kişilerin bulundukları binaya ateş edilerek kasıtlı olarak öldürüldükleri,- Olayda meşru müdafaa şartlarının oluşmadığı, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda ölen kişilerin güvenlik güçleriyle silahlı çatışma hâlinde olduklarının ve meşru müdafaada sınırın aşılmadığının gösterilemediği,- Soruşturma aşamasında önemli delillerin toplanmadığı, bu kapsamda olay yeri incelemesi sırasında fotoğraf ve görüntü kaydı yapılmadığı, olayın meydana geldiği binanın enkazının başka bir inceleme yapılmadan kaldırılarak delillerin bozulduğu, Mehmet Tunç'un hangi silah yaralanmasına bağlı olarak öldüğünün açığa çıkarılmadığı, Cumhuriyet savcısının olay yeri incelemesine katılmadığı, olay faillerinin/çatışmaya katılan güvenlik güçlerinin ifadelerinin alınmadığı, Mehmet Tunç'un kıyafetlerinin akıbetinin belli olmadığı, bunlar üzerinde inceleme yapılmadığı, olay yerinden elde edilen silahlar üzerinde kriminal inceleme yapılmadığı iddia edilmiştir. Şırnak Sulh Ceza Hâkimliği 5/6/2018 tarihli kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazın reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir: “… 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinde 'Cumhuriyet Savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet Savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.' şeklinde, yine CMK'nun maddesinde 'Cumhuriyet Savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.' düzenlemesi yapılmış olup; sözkonusu bu yasal düzenlemelere göre C Savcısı soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılmasına ya da kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin iki karardan birisini verir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı, iki durumda verilebilir. Birincisi, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememiş bulunmasıdır. Yani kamu davasının açılıp açılmamasında yeterli şüphe oluşturacak delil bulunup bulunmaması ölçüt alınmıştır. Savcısı soruşturma süresi sonunda mevcut delillere göre yaptığı değerlendirme sonucunda yapılacak bir duruşmada şüphelinin mahkum olması ihtimalinin beraat etmesi ihtimalinden daha kuvvetli olduğu sonucuna ulaşılıyorsa yeterli şüphe var demektir. O halde, Savcısı eldeki delillere göre şüphelinin beraat etmesi ihtimali daha kuvvetli ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı verir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararının verilme nedeninin ikincisi de; Ölüm, af, zamanaşımı gibi nedenlerle kovuşturma olanağının bulunmamasıdır. Ayrıca Kovuşturmasızlık kararı verilebilmesi için, mutlaka şüphelinin ifadesinin alınması da gerekmez.…Sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde operasyonların yoğun şekilde devam ettiği mahallelerdeki terör örgütü mensuplarınca kullanılan evlerde örgüt mensuplarının yakalanabilmesi, örgüt mensuplarınca hazırlanan patlayıcıların imha edilebilmesi ve soruşturmalara dair delil elde edilebilmesi amacıyla Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen arama kararlarına istinaden aramalar yapıldığı,Bu dosya kapsamında 09/02/2016 tarihinde Cudi Mahallesi Niran sokak C-3185 nolu binada yapılan aramada bulunan on iki adet kimliği belirsiz cesetten birisi üzerinde ölü muayene ve otopsi yapıldığı, otopsi tutanağına göre; kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği ile çoklu ateşli silah ürünü yaralanmasına bağlı ekstremite, kaburga ve kafatası kubbe-kaide kemik kırıkları ile birlikte beyin zarı kanaması, beyin harabiyeti ve iç organ hasarından gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana gelmiş olduğunun tespit edildiği, Ölen kimliği belirsiz şahıstan alınan DNA örnekleri ile Ahmet Tunç'tan alınan DNA örneklerinin baba oğul yönünden uyumlu olduğunun, ölenin %99,99 ihtimalle Ahmet Tunç'un oğlu olduğunun Adli Tıp Kurumu'nun 16/06/2016 tarihli raporuyla tespit edildiği, ölen şahsın Mehmet Tunç olduğunun bu şekilde belirlendiği,…Somut olay değerlendirmesi:PKK/KCK terör örgütünün hedef ve talimatları doğrultusunda terör örgütünün nihai hedefine ulaşabilmesi amacıyla Doğu ve Güneydoğu'da bulunan başta il ve ilçeler olmak üzere bazı il ve ilçelerde 15/08/2015 tarihinde sözde özyönetim ilan ettiği, bu ilanın gerçekleştiği ilçelerden birinin de Cizre olduğu bu doğrultuda Cizre ilçesinde sözde bir Cizre Halk Meclisi oluşturulduğu bu illegal yapının devlet kurum ve kuruluşlarını tanımadığını ifade ederek örgütün hedef ve talimatları doğrultusunda ÖSB/YDG-H (Öz Savunma Birliği) adı altında yeni bir yapılanmaya gittiği bu yapılanmanın ilçenin bazı mahallelerine (Cudi, Yafes, Sur ve Nur mahalleleri) güvenlik kuvvetlerinin girmelerini engellemek amacıyla kum çuvalları, kaya parçaları taş vb. Malzemeler kullanarak barikat ve hendek inşa ettikleri, söz konusu barikat ve hendeklere el yapımı patlayıcı ve mayınlarla tuzaklama gerçekleştirerek söz konusu mahallelerde ki yaya ve araç trafiğine eğitim öğretim faaliyetlerinin sağlanmasına, sağlık emniyet ve adalet hizmetlerinin yerine getirilmesine engel oldukları görülmüştür. Terör örgütünün bu faaliyetlerine devam etmesini engellemek amacıyla Cizre ilçesinde 8 gün süren sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve söz konusu yasak süresince Sur, Cudi, Yafes ve Nur mahallelerinde terör örgütüne karşı operasyonlar başlatılmıştır. Söz konusu sokağa çıkma yasağının ardından terör örgütünün eylemlerini sonlandırmaması ve daha da yoğunlaştırması üzerine Şırnak Valiliği tarafından 14/12/2015 günü saat 23:00'dan itibaren geçerli olmak üzere 5442 sayılı yasanın 11/C maddesi gereği sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, sokağa çıkma yasağı süresince PKK/KCK terör örgütünün gençlik yapılanması olan ÖSB/YDG-H örgütünün mensuplarının etkisiz hale getirilmesi, yakalanması, söz konusu örgütün üyelerince ilçe genelinde açılan barikat ve hendeklerin ortadan kaldırılması ve yine örgüt mensuplarınca ilçe geneline yerleştirilen mayınlar ve patlayıcıların bertaraf edilmesi amacıyla terör örgütüne yönelik operasyonların devam ettirildiği görülmüştür. 25/12/2015 tarihinde PKK/KCK terör örgütünün mevcut konjonktüre uygun olarak şehirlerde var olan ÖSB/YDG-H mensupları ile kırsal alanda faaliyet gösteren HPG mensuplarını bir araya getiren yeni bir örgüt kurduğu, söz konusu örgütün YPS(Yekineyen Parestina Sivil / Sivil Savunma Birlikleri) adı altında faaliyete başladığı söz konusu örgütün sokağa çıkma yasağı ilan edilen Cizre ilçesinde silahlı faaliyet gösterdiği, örgütün ilan ettiği sözde özyönetim çağrısını güçlendirmek amacıyla eylemler gerçekleştirdiği, bu doğrultuda çatışma yaşanan alanlarda kırsal alandan gelen teröristler ile YDG-H mensubu teröristlerin birlikte hareket ettikleri anlaşılmıştır.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 'Sürek' kararında; 'Ayrıca makalelerin 1985’ten bu yana çok ciddi can kayıpları ve bölgenin büyük bir kısmında olağanüstü hal ilan edilmesine sebebiyet verecek şekilde güvenlik kuvvetleri ile PKK kuvvetleri arasında ciddi çatışmaların devam etmekte olduğu Güneydoğu Türkiye’deki güvenlik durumu bağlamında yayınlanmış olması da dikkate alınmalıdır (bkz. yukarıda anılan Zana kararı, s. 2539, Madde 10). Diyerek 1985'ten günümüze kadar bölgede yaşanan çatışma halini kabul etmiştir.' Bilindiği gibi; bir yerde veya bölgede, cebir şiddete bağlı eylemlerin yaygınlaşması ve kamu düzeninin bozulması hallerinde, o yer ve bölgede yaşayan insanların can ve mal güvenliklerini korumak ve kamu düzenini yeniden tesis etmek amacıyla bazı tedbirler alınabilir. Kamu otoritesi 'hukuk devleti' ilkesine bağlı kalarak kişi hak ve hürriyetlerini korumak, bunun için de kamu düzenini sağlamak zorundadır. Kamu otoritesi, yetkisini kanunlardan alır. İHAS Madde ve Anayasa Maddede yaşam hakkı düzenlenerek, hangi tür ölümlerin söz konusu düzenlemenin istisnası olacağı düzenlenmiştir. Bunun yanında, yaşam hakkı ile ilgili incelemede; kanunilik, meşru amaç ve orantılılık testinin daha katı yapılacağı aşikardır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde, 5237 sayılı TCK 24 ve Maddeleri, PVSK Maddeleri ve diğer ilgili mevzuatlar, gerek resmi gazetede yayınlanmaları ve gerekse de anlaşılır olmaları ile kanunilik koşulunu karşılamaktadır.Bunların yanında, somut olayın meydana geldiği zaman dilimindeki çevresel koşullar yukarı kısımda anlatılmıştır. Buna bağlı olarak, Şırnak ve ilçelerinde yaygınlaşan terör olaylarının önlenmesi ve kamu düzeni ile asayişin sağlanması için sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği, yaşanan çatışmalarda bir çok güvenlik görevlisinin şehit olduğu ve bir çok PKK terör örgütü mensubu teröristin etkisiz hale getirildiği hususları somut olay ile birlikte değerlendirilerek ele alındığında, meşru amaç koşulunun karşılandığı da anlaşılmaktadır.Dosya kapsamının incelenmesinde :1-Ölen Mehmet Tunç'un ele geçtiği ikamette yapılan aramada terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen 11 şahsa ait daha cesedin bulunduğu, ikamette terör örgütü mensuplarınca kullanılan Kalaşnikov silah ve şarjörleri, kalaşnikov mermileri ve kovanların ele geçtiği,2-Terör örgütü PKK'ya yakınlığı ile bilinen internet sitelerinde yayınlanan haberlerde ölenin sözde Cizre Demokratik Halk Meclisi Başkanı olduğundan ve terör örgütü lehine paylaşımlarda bulunduğundan bahsedildiği,3-Ölen şahıs hakkında on üç adet teşhisin bulunduğu,Gizli Tanık Batıkan'ın beyanında; '...şahsın ismini Mehmet Tunç olarak bilirim, bu kişi örgütün Cizre sorumlularından Mamo isimli kişi ile birlikte idi. Kendisinin Cizre ile alakalı olarak eş başkan olduğunu söylerdi ama tam olarak neyin başkanı olduğunu bilmiyorum, Mamo'dan hiç ayrılmazdı, çatışmalarda öldü' dediği, Gizli Tanık Gümüş'ün beyanında; '...Mehmet Tunç'tur. Sürekli olarak Mamo kod adlı örgüt mensubu ile birlikte hareket ederdi, Barikatların kurulması, kontrolü ve güvenlik güçlerine yapılacak eylemlerin planlanmasında Mamo ile birlikte hareket ederdi, Mamo'nun kullandığı araçları Mehmet Tunç temin ederdi, Mamo'ya yol gösterirdi ve ilçenin konumu hakkında bilgi verirdi, örgütle parti arasında bilgi akışını sağlardı, Çatışmalarda yaralanan örgütçülerin sivil olarak gösterilip hastaneye taşınmasında yardımcı olurdu, Çatışmaların sonuna kadar çatışma bölgelerinde Mamo ile hareket ederek kontrolleri sağlamıştı, çatışmaların sonunda öldürüldüğünü biliyorum.' dediği, Gizli Tanık YILDIZ'ın beyanında; 'Kişinin ismini Mehmet Tunç olarak bilirim, Kendisinin Hal Meclisi Başkanı olduğunu biliyorum, Mamo ile birlikte hareket ederdi, taziye evinde kalırdı, Faysal Sarıyıldız'a yaralı örgüt mensupları ile ilgili telefonla bilgi verirdi ve ambulans gönderilmesi konusunda yardım isterdi.' dediği, Gizli tanık Asya'nın beyanında; 'şahsın ismini Mehmet Tunç olarak biliyorum, Mehmet Tunç isimli kişi PKK ile bağlantılı ve organizatör konumundaydı, Mahalleleri gezerek kırsaldan gelen kişilere mahalleler ve mahalledeki kişiler hakkında bilgi verirdi.' dediği, Gizli tanık Pamuk'un beyanında; 'Mehmet Tunç isimli kişi örgüt tarafından atanmış Cizre kaymakamı konumundaydı, Belediye Başkanı dahil herkese talimatlar verebilirdi, Mahalle sorumluları kendisinden talimatlar alırdı.' dediği, Gizli Tanık İskender'in beyanında; 'Kendisinin örgüt üyesi olduğunu bilirim, siyah bir jeep ile gezerdi, Olaylar başlamadan ve başladıktan sonra dağ kadrosundan gelen örgüt mensupları ile görüşürdü. Örgüt mensuplarına yerleşecekleri yerler, patlayıcı döşenecek yerler ve askerlere polislere saldıracakları noktaları gösterir anlatırdı. Dağ kadrosundan örgüt mensupları geldiğinde Mehmet Tunç'un evine gelirlerdi, Patlayıcı kablolarını Mehmet Tunç'un evinin bahçesinden farklı noktalara çekerlerdi, Heronlar uçtuğu zaman görünmemek için saklanırlardı, Mehmet Tunç örgütün Cizrede'ki kilit isimlerinden birisiydi.' dediği, Gizli Tanık Bakır'ın beyanında; 'PKK/KCK terör örgütünün gençlik yapılanması YDG-H'ın eş başkanı idi, YDH-H Asayiş'in yapmış olduğu faaliyetlerden sorumlu düzeyde yetkili olup terör olayları zamanında kalabalığı yönlendirirdi. Etrafında sürekli silahlı adamlar bulunurdu.' dediği, Gizli Tanık Piramit'in beyanında; 'Kendisini halk meclisi başkanı olrak biliyorum, Yasaklar zamanında terör örgütünün propagandasını yapardı, Mahallelerin boşaltılmamasını isterdi, Cizre ilçesindeki olaylarda ön sıralarda yer alan şahıslardandı.' dediği, Gizli Tanık Güvercin'in beyanında; 'Terör örgütü içerisinde en çok sözü geçen şahıslardan birisiydi, Cudi Mahallesinde bulunan YDG-H üyelerine yiyecek giyecek yardımında bulunup barikat ve hendeklerde görevli örgüt üyesi şahıslara çeşitli talimatlar verirdi, her gece örgüt üyesi şahıslara vermek amacıyla mahallelerden yemek ve zorla para toplardı, Mahallelerde beyaz renkli pikap araçla gezerek terör örgütünün faaliyetleri hakkında megafonla anons yapmak sureti ile propaganda yapardı, Terör örgütünün Cizre ilçesinde kurduğu mahkemede görevli olduğunu duymuştum, Terör örgütüne sürekli yardım ederdi, Bostancı Sokaktaki 23 nolu eve YDG-H üyelerini soktuğunu ve burada barınmalarını sağladığını bilirim.' dediği, Gizli Tanık Kuzey'in beyanında; 'Şahıs Cizre ilçesinde parti yöneticisidir ve aynı zamanda Cizre Kent Meclisi'nde doğal delegedir ve yürütmede görev yapar.' dediği, Gizli Tanık Fırtına'nın beyanında; 'Şahsın ismini Mehmet Tunç olarak bilirim. Cizre Halk Meclisi eş başkanıdır. Cudi taziye evinde [K.K], [İ], [A.Y]. ve Mehmet Tunç örgütsel toplantılar düzenler, kırsal kadrodan gelen talimatlar doğrultusunda hareket ederlerdi. Cizre ilçesinde yaşanan özerklik ilanı ve terör olaylarının sorumlusu Mehmet Tunç isimli şahıstır. Şahsın öldüğünü bilmekteyim.' dediği,E. isimli şahsın beyanında; 'Bana göstermiş olduğunuz şahsı Cizre HDP eş başkanı Mehmet Tunç olarak tanırım. Bu şahıs Cizre KCK eş başkanı ve PKK/KCK terör örgütü talimatları doğrultusunda oluşturulan Cizre Öz yönetim eş başkanıdır. Cizre ilçesinde PKK/KCK terör örgütünün dağ kadrosundan gelen tüm talimatları bizzat kendisi getirip uygulayan kişidir. Bu şahsın yanına ilk olarak ceza evinden çıktıktan sonra gittiğimde bana, siyasi suçlardan yatıp çıkan herkesin parti ve örgüt için aylık 500 TL para verdiğini belirterek benden bu parayı vermem gerektiğini aksi takdirde beni ve ailemi ölümle tehdit eden kişidir. Kendisi örgütün dağ kadrosunda silahlı eğitim aldığını söyleyen kişidir. Örgüt tarafından hatırı sayılır saygınlığı olduğu için Cizre ilçesinde tüm örgütsel faaliyetlerin direk olarak talimatını veren kişi olarak bilirim.' dediği, [R.E.] isimli şahsın beyanında; 'Şahsın ismini Mehmet Tunç olarak bilirim. Cizre Halk Meclisi eş başkanıdır. Mahallede kurulan hendek ve barikatları kontrol ederdi.' dediği,Ölen şahıs hakkında tanık beyanlarının bulunduğu,MAMO(K) isimli örgüt mensubunun şoförlüğünü yaptığını beyan eden [S.A] isimli şahsın beyanında; 'Mehmet Tunç ve Asya Yüksel isimli kanton eş başkanları olan şahıslar MAMO(K) isimli şahıs ile toplantı yapar ve görüşürler, bu duruma da şahit oldum, ancak bu toplantılarda ben araç içerisinde beklediğim için ne konuşulduğunu bilmem, toplantı Mala Gel isimli Halkevinde yapılır.' dediği, [R.] isimli şahsın beyanında; 'Mehmet Tunç, Asya Yüksel kanton başkanlarıdır. Bu iki şahıs hafta içi düzenli olarak Cudi Mahallesi Mala Gel (Halkevi) olarak denilen yerde yaşanan ve gelecek süreç hakkında görüşürler, en son Mehmet Tunç basına yaptığı konuşma ile ilgili çok eleştiri aldı, örgütten ikaz aldığını biliyorum.' dediği,Gizli Tanık Pamuk'un beyanında; '45 yaşlarındaki Mehmet Tunç, ellili yaşlardaki [E.] isimli kişi, kırklı yaşlardaki [B.], [A.S.] ve ismini sadece [A.] (Cudi Mahallesi E. isimli kişinin komşusu olan) kırk beş yaşlarındaki şahsın örgütün halk meclisinde yer aldıklarını ve öncelerinde hafta içerisinde bir araya gelerek toplantılar yaptıklarını duymuştum.''PKK terör örgütünün Cizre ilçe sorumlusunun dağ kadrosundan gelen MAMO KOD adlı kişi olduğunu, Mehmet Tunç isimli kişinin örgütün sözde kaymakamı olduğunu, [R.] isimli kişinin ise Cudi Mahallesinin bir bölümü olan Mezbaha sokak ve çevresinden sorumlu olduğunu ve örgüt mensubu şahıslara silah dağıtımı yapmakta olduğunu, Otogar civarı ile Taziye evinin yakınlarından ise [Ç.S.] isimli örgüt mensubunun sorumlu olduğunu, ismini [S] olarak bildiğim kişinin ise Nur Mahallesinin bir kısmından sorumlu olduğunu duymuştum.' dediği,Gizli Tanık Gümüş'ün beyanında; 'Yaralanan ve hasta olan örgüt mensupları kadrolu olan ve doktor olduğunu bildiğim kırsalcı tarafından mahallelerde tedavi edilirdi. Mahallelerde tedavi edilemeyecek durumda olan yaralı ve hasta sivil olarak gösterilerek Mehmet Tunç, Faysal Sarıyıldız ve [A.Y.nin] yardımları ile hastaneye götürülerek hastanede tedavilerinin yapılması sağlanmakta idi.' dediği, [A.] isimli şahıs beyanında; 'Cudi Mahallesi Yıldırım Sokak no:13 adresinde CİZRE ÖZERKLİK HALK MECLİSİ adı altında mahkeme bulunmaktadır. Mehmet Tunç ve eş başkan [A.Ü] olduğunu biliyorum. Para cezası veya silah getirme cezası verilmektedir. Alınan paralar PKK/KCK ya aktarılmaktadır.'Başka şahıslar hakkındaki teşhis beyanlarında, ölen şahıs ile ilgili beyanların bulunduğu,Gizli Tanık Joker'in yapmış olduğu teşhislere ilişkin fotoğraf teşhis tutanağındaki;131 nolu fotoğrafa ait teşhis beyanında; 'Şahsın ismini [İ.] olarak bilirim. Şahsın Cizre belediyesi eski eş başkanı olduğunu bilirim. Şahsı Sokağa çıkma yasaklarının Veya Günlerinde Cudi Mahallesinde bulunan taziye evinin orada Mamo kod isimli şahıs ve Mehmet Tunç isimli şahıs ile birlikte bizzat gördüm.' dediği,150 nolu fotoğrafa ait teşhis beyanında; '...yine bu şahıs roket atma esnasında yaralandığı zaman Mamo kod isimli şahsın şoförü tarafından Mehmet Tunç'un aracı ile Nusaybin Caddesi üzerinde bulunan kerem oteli kavşağı diye tabir edilen kavşaktan dörtyola yakın taraftaki bir önceki kavşak önünde bulunan Emir Tacir Sokak girişine getirildiğini...' dediği, 112 nolu fotoğrafa ait teşhis beyanında; '...Bu şahsın Mehmet Tunç isimli şahsın kısa bir süre şoförlüğünü yaptığını da bilmekteyim.' dediği, 20 nolu fotoğrafa ait teşhis beyanında; '...Şahsın Cudi mahallesinde bulunan taziye evinde düzenlenen toplantılara Mehmet Tunç isimli şahıs ile katıldığını gördüm...' dediği,Gizli Tanık İskender'in yapmış olduğu teşhislere ilişkin fotoğraf teşhis tutanağındaki;207 nolu fotoğrafa ait teşhis beyanında; '...MAMO Cizre ilçesine Mehmet Tunç'un evine gelir giderdi ve yanında örgütün dağ kadrosundan üç kişi bulunurdu...' dediği,179 nolu fotoğrafa ait teşhis beyanında; '...Keleşle gezdiğini, patlayıcıların kablolarını kontrol ettiğini, Mehmet Tunç'un evinin önüne patlayıcı yerleştirdiğini gördüm...' dediği,19 nolu fotoğrafa ait teşhis beyanında; '...Mehmet Tunç'un evinde kalarak silahlı olaylara katıldığını gördüm.' dediği,4 nolu fotoğrafa ait teşhis beyanında; 'Nur mahallesinde Kanas silah kullanırdı Mehmet Tunç'un evinde kalırdı...' dediği,10 nolu fotoğrafa ait teşhis beyanında; '...Nur Mahallesinde Örgütün Dağ kadrosundan gelen Örgüt mensupları ile birlikte Mehmet Tunç'un evine gelirdi...' dediği,12 nolu fotoğrafa ait teşhis beyanında; '...fark edilmemek için öğrenci gibi Mehmet Tunç'un evine girdiklerini gördüm.' dediği,Gizli Tanık Fırtına'nın yapmış olduğu teşhislere ilişkin fotoğraf teşhis tutanağındaki;236 nolu fotoğrafa ait teşhis beyanında; 'Şahsın ismi [İ.dir] kendisi Cizre Belediyesi eş başkanıdır. Cudi taziye evinde; [K.K]., Asya Yüksel ve Mehmet Tunç ile birlikte katılır örgütsel toplantılar düzenler. Kırsal kadrodan gelen talimatlar doğrultusunda hareket ederlerdi. Belediyenin araçlarını örgüt mensuplarının hizmetlerinde kullandırırdı.' dediği,Gizli Tanık Asya'nın yapmış olduğu teşhislere ilişkin fotoğraf teşhis tutanağındaki;125 nolu fotoğrafa ait teşhis beyanında; '...Aynı zamanda Mehmet Tunç isimli kişinin sağ koluydu. Örgüte eleman kazandırırdı.' dediği, 58 nolu fotoğrafa ait teşhis beyanında; '...Bir defasında kendisini Yafes mahallesinde elinde keleş silahlı olarak Mehmet Tunç isimli kişinin yanında görmüştüm.' dediği, 4-Olay tarihinin, Şırnak Valiliği tarafından 14/12/2015 günü saat 23:00'dan itibaren geçerli olmak üzere 5442 sayılı yasanın 11/C maddesi gereği ilan edilen sokağa çıkma yasağı ile birlikte ilçede kamu düzeninin sağlanması, halkın can ve mal güvenliğinin korunması amacıyla, PKK/KCK terör örgütü mensuplarının etkisiz hale getirilmesi, yakalanması, söz konusu örgütün üyelerince ilçe genelinde açılan barikat ve hendeklerin ortadan kaldırılması ve yine örgüt mensuplarınca ilçe geneline yerleştirilen mayınlar ve patlayıcıların bertaraf edilmesi amacıyla terör örgütüne yönelik başlatılan operasyonların devam ettiği tarih olduğu, anlaşılmıştır.Tüm bu verilerin değerlendirilmesinde : 1-Ölen Mehmet Tunç'un ele geçtiği ikamette yapılan aramada terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen 11 şahsa ait daha cesedin bulunduğu, ikamette terör örgütü mensuplarınca kullanılan Kalaşnikov silah ve şarjörleri, kalaşnikov mermileri ve kovanların ele geçmiş olması,2-Terör örgütü PKK'ya yakınlığı ile bilinen internet sitelerinde yayınlanan haberlerde ölenin sözde Cizre Demokratik Halk Meclisi Başkanı olduğundan ve terör örgütü lehine paylaşımlarda bulunduğundan bahsedilmesi,3-Ölen Mehmet Tunç ile ilgili, 13 adet teşhis beyanı, 5 adet tanık beyanı olması ve başka şahıslara ilişkin 13 adet teşhis işleminde ölen Mehmet Tunç ile ilgili beyanlar olması ve söz konusu beyanların ayrıntılı, ölen Mehmet Tunç özelinde anlatımlar içermesi,4-Olay tarihinin, Şırnak Valiliği tarafından 14/12/2015 günü saat 23:00'dan itibaren geçerli olmak üzere 5442 sayılı yasanın 11/C maddesi gereği ilan edilen sokağa çıkma yasağı ile birlikte ilçede kamu düzeninin sağlanması, halkın can ve mal güvenliğinin korunması amacıyla, PKK/KCK terör örgütü mensuplarının etkisiz hale getirilmesi, yakalanması, söz konusu örgütün üyelerince ilçe genelinde açılan barikat ve hendeklerin ortadan kaldırılması ve yine örgüt mensuplarınca ilçe geneline yerleştirilen mayınlar ve patlayıcıların bertaraf edilmesi amacıyla terör örgütüne yönelik başlatılan operasyonların devam ettiği tarih olması, dosya içerisindeki diğer bilgi, belge, tutanaklar, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve yukarıda anlatılan süreç ile birlikte değerlendirildiğinde, ölüm olayının terör örgütüne yönelik operasyonlar sırasında gerçekleştiğinin anlaşılması karşısında, orantılılık ilkesinin gerçekleştiği kanaatine varılmıştır.Etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlali açısından : Etkin soruşturmadan bahsedebilmemiz için; resmi bir soruşturmanın, suça karışanlardan bağımsız bir organ tarafından yürütülmesi, soruşturmanın, ihlali gerçekleştirenleri belirleyebilecek nitelikte olması, soruşturmanın ivedilikle ve özenle gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Soruşturmanın yapılmasının temel amacı; bireylerin temel hak ve özgürlüklerini koruyan kanunların ihlal edilip edilmediğinin tespit edilmesidir.Bu açıklamalar ışığında, tüm dosya kapsamını değerlendirdiğimizde; resmi bir soruşturmanın başlatıldığı, soruşturmanın suça karışmış olma ihtimali olan kişilerden bağımsız olarak yürütüldüğü, haber alır almaz ivedilikle harekete geçildiği, otopsi, olay yeri inceleme, ifade alma ve diğer soruşturma işlemlerinin (gerekli kayıtların getirtilmesi, kriminal incelemenin yapılması, raporların alınması, araştırmaların yapılması, v.s.) yapıldığı, bunlara bağlı olarak, 5271 sayılı CMK 160 ve devamı maddelerindeki görev ve yetkilerin kullanıldığı, delilerin toplandığı, etkili başvuru hakkının gereklerine uygun davranıldığı, nihayet soruşturmanın makul sürede yapıldığı anlaşılmıştır.Bu açıklamalar ışığında; Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma işlemlerini yerine getirdiğinin ve adli soruşturmanın mevzuat hükümlerine uygun şekilde yapıldığının anlaşılması karşısında, etkin soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edilmediği anlaşılmıştır. Sonuç olarak:Mehmet Tunç'un ölümünde güvenlik güçlerinin yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda almış oldukları operasyon emrini yerine getirmek için örgüt mensuplarının silahlı ve bombalı eylemlerde bulundukları mahallelerde bulunuyor olmaları sebebiyle yetkili bir merciden almış oldukları hukuka uygun bir emri yerine getirdikleri, bu emrin yerine getirilmesi esnasında kendilerine, diğer güvenlik güçlerine ve sivil halka örgüt mensuplarınca yöneltilen, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıları o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde def etme zorunluluğunda bulundukları anlaşıldığından, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı'nın olayda hukuka uygunluk sebebi bulunduğu yönündeki değerlendirmesinde bir yanlışlık olmadığı kanaatine varılmıştır.Netice itibariyle dosya kapsamından, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Maddede ve T. Anayasası maddede belirtilen istisnaların söz konusu olayda gerçekleştiği, somut olayın yasal düzenlemeye uygun olduğu anlaşılmıştır. Tüm bu nedenlerle; Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itiraza konu kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gibi, usul ve yasaya aykırı bir hal de görülmediğinden itirazının reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.KARAR :Yukarıda izah edilen gerekçeye binaen;1-İtiraz eden müşteki vekili Av. Hüseyin TÜL'ün Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 01/11/2017 tarih, 2017/7514 soruşturma, 2017/2214 Karar sayılı Kovuşturmaya Yer Olmadığına dair kararının kaldırılmasına yönelik itirazının yukarıda açıklanan nedenlerle REDDİNE, …” Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazın reddi kararı başvurucu vekiline 18/6/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Mehmet Tunç'un ölümüyle ilgili hak ihlali iddialarını içeren bireysel başvuru 17/7/2018 tarihinde süresinde yapılmıştır. Serdar Özbek'in Ölümüyle İlgili Olarak Yürütülen Ceza Soruşturması Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca Cudi Mahallesi C-3185 numaralı binada arama ve elkoyma işlemleri yapılmasına dair verilen karar, Cizre Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen 9/2/2016 tarihli arama ve elkoyma işlemlerine dair tutanak ve olay yeri inceleme raporu ile Cizre Sulh Ceza Hâkimliğinin 10/2/2016 tarihli elkoyma kararına yukarıdaki paragraflarda yer verilmiştir (bkz. §§ 68-72, 93, 94). Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen karar uyarınca yapılan aramalarda bulunan cesetler ile ilgili olarak aynı tarihte soruşturmalar başlatılmıştır. 2016/576 sayılı soruşturma kapsamında C-3185 numaralı bina yakınlarında bulunan ve kimliği bilinmeyen (1) numaralı erkek cesedi üzerinde ölü muayene işlemi yapılmıştır. Bu işlem sonucunda düzenlenen Adli Ölü Muayene Tutanağı'nda yer alan bilgi ve bulgular özetle şöyledir:i. Ölü muayene işlemine Cumhuriyet savcısı ile birlikte genel cerrahi uzmanı bir hekim, otopsi yardımcısı, fotoğraf ve video çekimleri için de iki Olay Yeri İnceleme görevlisi katılmıştır.ii. Cesedin siyah ceset torbasında olduğu, ceset torbasının üzerinde "C-3185" yazılı bir kâğıt olduğu belirlenmiştir. 25-35 yaşlarında, siyah saçlı, kirli sakallı, kahverengi gözlü bir erkeğe ait olduğu anlaşılan cesedin üzerinde beyaz atlet, lacivert pantolon, lacivert gömlek bulunduğu, elbiselerin parçalanmış durumda olduğu ve üzerinde çamur bulunduğu belirlenmiştir. Cesedin sağ el parmağında siyah taşlı erkek yüzüğü olduğu görülmüş ancak yüzük çıkartılamamıştır. Her iki bacağının diz üstü seviyesinden kopmuş ve ayrıca vücudunun büyük oranda parçalanmış olması nedeniyle boy, kilo, ölü katılığı ve ölü morlukları konusunda bir tespit yapılamamıştır.iii. Kafa kemiklerinin tamamen parçalandığı ve beyin dokusunun bulunmadığı tespit edilmiştir. Toraks sol üst kısımda, boynun yaklaşık 5 cm altında muhtemel ateşli silah giriş deliği görülmüştür. Toraksa ait kemik dokuların sol toraks kısmını tamamen açıkta bırakacak şekilde parçalanmış olduğu, batın sağ subkosta bölgede yaklaşık 6 cm’lik bir kesiğin, bunun hemen üzerinde yaklaşık 20 cm’lik sağ toraks boşluğuna nafiz, düzensiz kenarlı bir kesinin daha bulunduğu izlenmiştir. Batın sol ön ve yan duvarının tamamen parçalanmış olduğu, batın içi organların bu kısımdan dışarı evisere olduğu görülmüştür. Cesedin sırt kısmı çevrildiğinde toraks arka duvarının tamamen parçalanmış olduğu, sağ skapula bölge içinde kas ve kemik yapının görüldüğü 5 cm’lik bir kesi olduğu tespit edilmiştir.iv. Sol üst eksremitenin crash tarzında dirsek üzerinde ampüte olduğu görülmüştür. Sağ üst eksremite sağ omuz bölgesinde yaklaşık 15 cm'lik derin bir laserasyon bulunduğu, sağ elde üçüncü derecede yanığa bağlı laserasyon olduğu izlenmiştir. Sağ alt eksremitenin uyluk bölgesinden itibaren içindeki kas-kemik dokuları görülecek şekilde ampüte olduğu, sol alt eksremitenin pelvis bölgeden itibaren ampüte olduğu görülmüştür. v. Tespit edilen bulgulara göre kesin ölüm sebebi tayin edilemediğinden cesedin Şırnak Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verilerek ölü muayene işlemine 9/2/2016 tarihinde saat 22’de son verilmiştir. Ölü muayenesinin ardından düzenlenen 2016/659 sayılı olay yeri inceleme raporunda; cesede (1) bulgu numarası verildiği, cesedin çeşitli açılardan ayrıntılı olarak fotoğraflarının çekildiği ve kamera kaydının alındığı, ellerinin durumu uygun olmadığından on parmak basım izleri ve el svaplarının alınamadığı, ceset üzerinden çıkan giysilerden delil olabileceği düşünülenlerin kurutularak ayrı ayrı paketlendiği ve Cumhuriyet savcısının talimatları doğrultusunda değerlendirilmek üzere Cizre Terörle Mücadele Büro Amirliği görevlilerine teslim edildiği belirtilmektedir. 10/2/2016 tarihinde Mardin Devlet Hastanesinde ceset üzerinde klasik otopsi yapılmıştır. Otopsi işlemine Cumhuriyet savcısı, adli tıp uzmanı ve otopsi yardımcısı iştirak etmiştir. Otopsi işlemine başlanmadan çekilen röntgen filminde vücutta mermi çekirdeği bulunmadığı, birkaç şarapnel parçası olduğu belirlenmiştir. İşlemler kamera ve fotoğraf çekimi yapılarak kayıt altına alınmıştır. Cesetten DNA analizine esas olmak üzere diş ve kemik örneği, toksikolojik incelemede kullanılmak üzere idrar, safra sıvısı ve kan örneği alınmıştır. Ayrıca ölü muayenesinde çıkartılamayan sağ el dördüncü parmaktaki siyah taşlı yüzük çıkartılarak Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmiştir. 10/2/2016 tarihli Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağı'nda belirtilen diğer haricî bulgular şöyledir: i. Ceset torbası üzerinde "C-3185" ve "2016/576 A.K Nolu ceset" yazılarının olduğu, cesedin üzerinde kıyafet bulunmadığı, cesedin bileğinde "1 nolu ceset A.K 576, 09/02/16" ibaresinin yazılı olduğu bir bileklik bulunduğu görülmüştür. ii. Kahverengi gözlü, buğday tenli, 1,5 cm uzunlukta siyah sakallı, 1 cm uzunlukta siyah bıyıklı, sünnetli bir erkeğe ait olan cesedin kafasının tamamen parçalanmış olduğu ancak yüz bölgesinin bütün hâlde bulunduğu görülmüştür. Ölü katılığı ve ölü lekeleri aşırı derecede parçalanma nedeniyle değerlendirilememiştir. Cesedin sol yan taraf ve arka kısımdaki cilt dokunun tamamen parçalanmış olduğu, tüm kemik ve organların açık vaziyette olduğu, bağırsak, karaciğer dışında hiçbir organının olmadığı görülmüştür. Omurgalar ve kostalar tamamen parçalanmıştır. Tamamen parçalanan kafatası içinde beyin ve beyincik mevcut değildir.iii. Sol alt ekstremite pelvisten itibaren tamamen ve sağ alt eksremite uyluk üst bölümden itibaren ampütedir. Sol kol ve ön kol yumuşak dokuları parçalanmış olup kemik doku açıktadır. Her iki el parmak ve avuç içi derisi tamamen soyulduğundan parmak ve avuç içi örnekleri alınamamıştır. Parçalanmış dokular arasından iki adet, 5x6 cm ebadında, gri renkte iki şarapnel parçası çıkarılarak Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmiştir. Tutanağın sonuç bölümünde adli tabibin ölüm nedeni ve zamanına ilişkin kanaatleri şöyle ifade edilmiştir:  “1- Şahsın bomba veya benzeri mühimmat patlaması ile husulü mümkün genel beden travmasının yol açtığı, kafatası kemikleri, vertebra, kot, ekstremite kırıkları ve amputasyonu ile müterafik göğüs, batın içi organ ve büyük damar yaralanmasının neden olduğu masif iç ve dış kanama nedeni ile öldüğü,2- Şahsın ölümüne sebep olabilecek başkaca bir faktör varlığına dair bulguya rastlanmadığı,3- Otopsi işlemi esnasında alınan biyolojik örneklerin sistematik toksikolojik analiz amacıyla Diyarbakır Adli Tıp Grup Başkanlığına gönderilmesinin uygun olacağı,4- DNA analizi amacıyla kemik, diş ve doku örnekleri alındığı,5- Otopsi işlemi esnasında 2 adet şarapnel parçası elde edildiği,6- Otopsi işlemi esnasında herhangi bir mermi çekirdeğine rastlanmadığı,7- Cesedin ileri derecede parçalanması nedeniyle ölüm zamanı tespitinin tıbben mümkün olmadığı kanaatlerimi bildiririm dedi” Otopsi işleminin ardından düzenlenen 2016/74 sayılı olay yeri inceleme raporunda Cumhuriyet savcısı nezaretinde cesedin sağ el dış kısmından svap alınarak Cumhuriyet savcısına teslim edildiği, ayrıca ceset parçalı olduğundan sadece tek parmak izi alındığı belirtilmiştir. Cesetten alınan parmak izinin ilgili veri tabanlarında araştırılması sonucu Serdar Özbek'e ait olduğu belirlenmiş ve bu hususta 12/2/2016 tarihli inceleme raporu düzenlenmiştir. Kimliğinin belirlenmesinin ardından ceset hakkında defin ruhsatı düzenlenerek Serdar Özbek'in cesedi babası başvurucu Abdulkerim Özbek'e 14/2/2016 tarihinde teslim edilmiştir. Abdulkerim Özbek’in Mardin Cumhuriyet Başsavcılığınca tanık sıfatıyla alınan beyanı şöyledir: “10/02/2016 günü Cizre'den getirilip otopsisi yapılan ve kendisinin 2016/576-1 nolu ceset kodu verilen şahsın parmak izi incelemesinden sonra oğlum olan Serdar Özbek'e ait olduğunu öğrendim. Bu kişi benim öz oğlumdur. Annesinin adı Behiye'dir. Oğlum Cizre doğumlu doğum yılı 1983'tür. Nasıl öldüğü konusunda bilgim yoktur. Cesedin Tarafıma teslim edilmesini istiyorum.” Diyarbakır Adli Tıp Kurumu Kimya İhtisas Dairesinin Serdar Özbek'in cesedinden alınan örnekler üzerinde inceleme yaparak düzenlediği 4/3/2016 tarihli toksikolojik inceleme raporunda; yalnızca safra sıvısında 0,37 promil etanol tespit edildiği, bunun dışında inceleme neticesinde sistematiklerindeki maddelerin bulunmadığı belirtilmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, ölüm olayıyla ilgili gerekli araştırmanın yapılması için 16/2/2016 tarihinde Cizre Emniyet Müdürlüğüne hitaben bir müzekkere düzenlemiştir. Bu müzekkerede aşağıdaki hususlar talep edilmiştir:i. Şahsın öldüğü yerin tespit edilerek gerekli olay yeri inceleme işlemlerinin yapılması, olayın ne şekilde gerçekleştiğine ilişkin olarak tutanak tutulması, delil olabilecek eşyanın muhafaza altına alınarak inceleme için Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne gönderilmesiii. Olayın meydana geldiği yerdeki kamuya ve özel kişilere ait tüm kamera kayıtlarının (araçlar dahil) tespit edilmesi, görüntülerin çözümlenerek tutanak haline getirilmesi, ölüm olayına ilişkin telsiz kayıtlarının CD/DVD ortamına atılarak ayrıntılı tutanağa bağlanması,iii. Ölenin açık kimlik bilgilerinin tespitine yönelik teşhis ve benzeri işlemlerde talimat alınması, ölenin kimliğinin tespit edilmesi hâlinde yakınlarının mağdur/müşteki sıfatıyla ifadelerinin alınması, şikâyetlerin ve delillerin toplanması, ölenle ilgili olarak -kayıp ve benzeri- yapılan başvurular ile adli kayıtların çıkartılmasıiv. Olayla ilgisi bulunan kişilerin tespit edilmesi, söz konusu kişilerin tanık sıfatıyla beyanlarının alınmasıv. Olay faillerinin belirlenmesi amacıyla araştırma yapılması, faillerin tespit edilmesi durumunda talimat alınmasıvi. Olay yerinden elde edilecek deliller ile cesetten elde edilen deliller üzerinde gerekli kriminal incelemelerin yapılabilmesi için gerekli yazışmaların yapılmasıvii. Ölen kimliği belirsiz şahıs ile ilgili olarak ölüm olayı öncesi, ölüm olduğu tarihte ve ölüm olayından sonraki tarihlerde çıkmış veya çıkabilecek yazılı ya da görsel haberlere (örneğin internet, sosyal paylaşım siteleri vb.) ilişkin tespitlerin çıktılarının alınarak evraka eklenmesiviii. Olayın faillerinin tespiti ve delil olabilecek her türlü bilgi ve bulguya ulaşmak için gerekli görülen başkaca hususların olması hâlinde bilgi verilerek ayrıca talimat alınması Cesedin kimliğinin Serdar Özbek olarak belirlenmesinin ardından Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı Emniyet Müdürlüğüne gönderdiği 7/4/2016 tarihli yazıyla yukarıda belirtilen müzekkeresinde istenen işlemlerin hızlandırılarak yerine getirilmesini istemiştir. Cizre Emniyet Müdürlüğü Başsavcılığın yazısına verdiği 23/7/2016 tarihli cevabında; askerî haritaya göre C-3185 olarak adlandırılan, olayın gerçekleştiği adresin Cudi Mahallesi Niran Sokak No: 7 olduğunu, olayla ilgili kamera görüntüsü ve tanık tespit edilemediğini ve bu nedenle faillerin belirlenemediğini, olayla ilgili düzenlenen Ev Arama Tutanağı, Olay Yeri İnceleme Tutanağı ve Arşiv Araştırma Tutanağı'nın ise yazı ekinde gönderildiğini belirtmiştir. Emniyet Müdürlüğü tarafından gönderilen bu yazının ekinde yer alan 23/7/2016 tarihli Kamera Araştırma Tutanağı'nda, Serdar Özbek'in cesedinin bulunduğu yer ve çevresinde yapılan araştırmalar sonucunda herhangi bir MOBESE ve kamuya/özel kişiye ait kamera sisteminin bulunmadığının anlaşıldığı belirtilmiştir. Aynı tarihli Fail Araştırma Tutanağı'nda ise olayın meydana geldiği yerin çevresinde MOBESE kamerasının bulunmaması ve herhangi bir tanığın olmaması nedeniyle fail/faillerin açık kimlik ve adres tespitinin yapılamadığı, araştırmaların devam ettiği ifade edilmiştir. Cizre Emniyet Müdürlüğü yazısı ekindeki Arşiv Araştırma Tutanağı'nda yer aldığı şekliyle Serdar Özbek'in PKK/KCK terör örgütüyle irtibatına dair tespit edilen beyanlar şöyledir:- Gizli tanık Pamuk'un 17/5/2016 tarihli teşhis beyanı:" -Fotoğraf 186- deki şahsın ismini Serdar olarak biliyorum. Kendisi tır şoförü idi. Örgüte ait silahları taşıdığını duydum. Güvenlik güçleri ile girdiği silahlı çatışmada öldüğünü duydum."- Gizli Tanık Yosun'un 21/5/2016 tarihli teşhis beyanı: "Fotoğraf -65- teki kişinin ismini Serdar Özbek olarak biliyorum kendisinin PKK bağlantılı olduğunu ve sokağa çıkma yasağı zamanında bodrum katta öldüğünü biliyorum bunu haberlerden görmüştüm. Bu şahsıda yol kesme ve dükkan kapatma eylemlerinde diğer örgüt mensuplarıyla birlikte görmüştüm. Kendisinin elinde bir silah görmedim. Bu şahsın sık sık Irak ülkesine gittiğini ve şoförlük yaptığını biliyorum ancak orada ne yaptığı konusunda bir fikrim yoktur."- Başka suçtan şüpheli olarak ifade veren A.Y.nin 18/1/2016 tarihli beyanı: “Fotoğrafla bana göstermiş olduğunuz şahsın adını bilmem, Karargâhta gördüm. Silah taşıdığını görmedim. Taziye evinde kaldığını biliyorum."- Başka suçtan şüpheli olarak ifade veren R.nin 26/12/2015 tarihli beyanı: “Fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs LEHENK, (K) isimli şahıstır. Açık kimlik: bilgilerini bilmiyorum, eğitimsizdir. ZERDEŞT(K) isimli şahsın yakın koruması ve güvenliği olarak görev yapar, eğitimini ZERDEŞT (K) isimli şahıstan bizzat alır, örgüt içerisinden faaliyet gösterir."- Başka suçtan şüpheli olarak ifade veren S.A.nın 8/1/2016 tarihli beyanı: “Fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs LEHENK (K) isimli şahıstır, Açık kimlik bilgilerini bilmiyorum, örgüt içerisinde faaliyet gösterir, örgüt mensupları ile beraber gezer. Örgüt mensupları ile çok samimidir.”- Başka suçtan şüpheli olarak ifade veren S.B.nin 17/1/2016 tarihli beyanı:"Fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs Serdar Özbek LEHENK (K) olarak tanırım ZERDEŞT (K) yanında beraber gezerler. Kırsalcı HPG adına faaliyet yürütür."- Başka suçtan şüpheli olarak ifade veren A.nın 21/12/2015 tarihli beyanı: “Fotoğraf -10- daki şahsı ismen tanımıyorum, örgütün Cizre sorumluşu olan Zerdaş'in arabası olan Clio marka aracın şoförü idi. SİLAHLI olarak gezerdi. Aynı zamanda Zerdaşın koruması idi."-Başka suçtan şüpheli olarak ifade veren nın beyanı: “Fotoğraf -10- daki şahsı AŞİR lakaplı Serdar Özbek olarak bilmekteyim. Kendisi Mamo'nun para tahsilatçısı olduğunu bilmekteyim. Bu şahsın sorumlular arasında olduğunu bilmekte idim. Kaleşnikof marka SİLAHLI olarak Cudi ve Nur Mahallerinde gezerdi ve oralarda sorumlu birisi idi."- Gizli Tanık Gümüş'ün 20/4/2016 tarihli fotoğraftan teşhis beyanı: “Fotoğraf -106- deki. şahsın isminin [A.Ö] olarak biliyorum. 2013-2014 yıllarında [] ile birlikte Haftanin kırsalına giderek Şeranj bölgesinde bulunan örgütün Halkla İlişkiler komutanı olan Mirza kod adlı-örgüt komutanı ile çalışırdı. Mirza kod adlı kişiden aldığı talimat ile Cizre ilçe merkezinde bulunan gelir durumu iyi olan kişilerden örgüt 'adına para topladığını biliyorum. İlçe hakkında kırsala bilgi götürüp getirdiğini biliyorum. Ayrıca [] ile birlikte kırsala eleman kazandırma faaliyetinde bulunurdu. Kırsaldan ilçeye gelen örgüt mensuplarına [] ile birlikte yer ve imkan sağlardı. Hendek ve barikat faaliyetlerinin başından sonuna kadar yer aldı. Güvenlik güçleri ile Cudi Mahallesinde çatışmaya girdi ve 23 nolu bodrumda öldüğünü biliyorum. Örgüte ilk katılımını [] sağladı. Örgüte 2013 yılında girdiğini biliyorum."- Gizli Tanık Yıldız'ın 24/4/2016 tarihli fotoğraftan teşhis beyanı:"Fotoğraf -106- deki kişinizi ismini Aşir olarak biliyorum. Tır şoförlüğü yapardı ve sonrasında şoförlüğü birakarak oto yık amacı dükkanı açmıştı. Karmuzı bir aracı vardı. ve Yafes Mahallesinin adını bilmediğim kırsalcı sorumlusunu gezdirirdi." Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve soruşturma dosyasına gönderilen İnternet Tespit Tutanaklarına göre;-Facebook adlı internet sitesinde "botan diha" kullanıcı adıyla paylaşılan içerik şöyledir:"Cizre'de ikinci vahşet bodrumunda katledilen 3 çocuk babası Serdar Özbek, halkına sevdalı biriydi. Serdar Özbek'i anlatan babası Abdulkerim Özbek, oğlunun amacının bir insanı daha hayatta tutabilmek olduğuna dikkat çekerken, onun bu uğurda infaz edildiğini söyledi. Devlet güçlerinin Şırnak'ın Cizre ilçesinde vahşice katlettiği yüzlerce isimden biriydi 30 yaşındaki Serdar Özbek. Hem Cizre'de esnaf olan babasına yardım eden hem de TIR şoförlüğü yapan Serdar Özbek, 3 çocuk babasıydı. Cizre'de sıkıyönetim saldırılarının başlamasına rağmen ailesi ile birlikte Cudi Mahallesi'ndeki evlerinde kalmayı tercih eden Serdar Özbek yaralıların mahalleden çıkarıldığı sırada devlet güçlerinin ateş açması sonucu 3 kişinin yaşamını yitirdiği, aralarında İMC TV kameramanının da bulunduğu 11 kişinin yaralanması olayında kıl payı ölümden döndü. Yoğun saldırı altında olan Cudi Mahallesi'ne birkaç arkadaşı ile birlikte geri dönen ve Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç ile birlikte onlarca yaralının olduğu ikinci bodrumda katledilen Serdar Özbek'in cenazesine ise insanlık dışı işkence yapıldı...." -imctv.com adlı internet sitesinde yer alan 6/2/2016 tarihli haber şöyledir:"Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili İdris Baluken, Twitter hesabından 'Cizre'deki yangın söndürülmediği için 9 kişinin yaşamını yitirdiği, 25 kişinin ise ağır yanıklarla halen binada beklediği bize iletildi' diye yazdı....Fırat Haber Ajansı'nın (ANF) haberine göre, yaşamını yitiren 9 kişinden 6'sının isimleri şöyle:...Yaşamını yitiren 3 kişinin isimleri ise henüz netleştirilemedi....Yaralananlardan bazılarının isimleri ise şöyle:F.D, F.Ç, S.Ç., Yasemin Çıkmaz, Serdar Özbek..."..." Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Serdar Özbek'in ölümü nedeniyle yürütülen soruşturmada 10/11/2016 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...YDG-H isimli terör örgütünün 2013 yılı içerisinde Cizre ilçesinde askeri görünümlü bir törenle Abdullah Öcalan'ın fotoğrafları ve terör örgütünün sözde bayrak ve flamalarının da bulunduğu bir alanda yüzü kapalı ve silahlı kişilerce kuruluşunun ilan edilip söz konusu örgütün kuruluş ilanının ardından ilçede bulunan Nusaybin ve İdil caddeleri üzerinde çeşitli şiddet eylemlerinin örgüt mensupları tarafından gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Ayrıca YDG-H isimli terör örgütünün YDGK-H şeklinde (Yurtsever Devrimci Genç Kadın Hareketi) adı altında bir kadın yapılanmasının da var olduğu tespit edilmiştir. YDG-H isimli örgütün kuruluş ilanını gerçekleştirdiği tarihte kendilerini sözde asayiş üyesi olarak tanıttıkları, bu kişilerin faaliyet gösterdikleri il ve ilçelerde yol kesme, kimlik kontrolü yapma gibi eylemleri gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. PKK/KCK terör örgütünün hedef ve talimatları doğrultusunda terör örgütünün nihai hedefine ulaşabilmesi amacıyla Doğu ve Güneydoğu'da bulunan başta il ve ilçeler olmak üzere bazı il ve ilçelerde 15/08/2015 tarihinde sözde özyönetim ilan ettiği, bu ilanın gerçekleştiği ilçelerden birinin de Cizre olduğu bu doğrultuda Cizre ilçesinde sözde bir Cizre Halk Meclisi oluşturulduğu bu illegal yapının devlet kurum ve kuruluşlarını tanımadığını ifade ederek örgütün hedef ve talimatları doğrultusunda ÖSB/YDG-H (Öz Savunma Birliği) adı altında yeni bir yapılanmaya gittiği bu yapılanmanın ilçenin bazı mahallelerine (Cudi, Yafes, Sur ve Nur mahalleleri) güvenlik kuvvetlerinin girmelerini engellemek amacıyla kum çuvalları, kaya parçaları taş vb. Malzemeler kullanarak barikat ve hendek inşa ettikleri, söz konusu barikat ve hendeklere el yapımı patlayıcı ve mayınlarla tuzaklama gerçekleştirerek söz konusu mahallelerdeki yay ve araç trafiğine eğitim öğretim faaliyetlerinin sağlanmasına, sağlık emniyet ve adalet hizmetlerinin yerine getirilmesine engel oldukları görülmüştür. Terör örgütünün bu faaliyetlerine devam etmesini engellemek amacıyla Cizre ilçesinde 8 gün süren sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve söz konusu yasak süresince ilçemiz Sur, Cudi, Yafes ve Nur mahallelerinde terör örgütüne karşı operasyonlar başlatılmıştır. Söz konusu sokağa çıkma yasağının ardından terör örgütünün eylemlerini sonlandırmaması ve daha da yoğunlaştırması üzerine Şırnak Valiliği tarafından 14/12/2015 günü saat 23:00'dan itibaren geçerli olmak üzere 5442 sayılı yasanın 11/C maddesi gereği sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, sokağa çıkma yasağı süresince PKK/KCK terör örgütünün gençlik yapılanması olan ÖSB/YDG-H örgütünün mensuplarının etkisiz hale getirilmesi, yakalanması, söz konusu örgütün üyelerince ilçe genelinde açılan barikat ve hendeklerin ortadan kaldırılması ve yine örgüt mensuplarınca ilçe geneline yerleştirilen mayınlar ve patlayıcıların bertaraf edilmesi amacıyla terör örgütüne yönelik operasyonların devam ettirildiği görülmüştür. 25/12/2015 tarihinde PKK/KCK terör örgütünün mevcut konjonktüre uygun olarak şehirlerde var olan ÖSB/YDG-H mensupları ile kırsal alanda faaliyet gösteren HPG mensuplarını bir araya getiren yeni bir örgüt kurduğu, söz konusu örgütün YPS (Yekineyen Parestina Sivil / Sivil Savunma Birlikleri) adı altında faaliyete başladığı söz konusu örgütün sokağa çıkma yasağı ilan edilen Cizre ilçesinde silahlı faaliyet gösterdiği, örgütün ilan ettiği sözde özyönetim çağrısını güçlendirmek amacıyla kıra dayalı şehir eylemleri düzenleme şeklinde eylemler gerçekleştirdiği, bu doğrultuda çatışma yaşanan alanlarda kırsal alandan gelen teröristler ile YDG-H mensubu teröristlerin birlikte hareket ettikleri anlaşılmıştır....Sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde operasyonların yoğun şekilde devam ettiği mahallelerdeki terör örgütü mensuplarınca kullanılan evlerde örgüt mensuplarının yakalanabilmesi, örgüt mensuplarınca hazırlanan patlayıcıların imha edilebilmesi ve soruşturmalara dair delil elde edilebilmesi amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığımızca verilen arama kararlarına istinaden aramalar yapıldığı,08/02/2016ve 09/02/2016 tarihinde Cudi Mahallesi Niran Sokak C-3185 nolu binada yapılan aramada bulunan kimliği belirsiz cesetlerden birisi üzerinde ölü muayene ve otopsi yapıldığı,Otopsi tutanağına göre; ölenin siyah sakallı, siyah bıyıklı erkek şahıs olduğu, kişinin ölümünün bomba veya benzeri mühimmat patlaması ile husulü mümkün genel beden tramvasının yol açtığı kafatası kemikleri, vertebra, kot, estremite kırıklığı ve amputasyonu ile müterafik göğüs, batın içi organ ve büyük damar yaralanmasının neden olduğu masif iç ve dış kanama neticesinde meydana gelmiş olduğu,Ölen kimliği belirsiz şahıstan alınan parmak izinin emniyet sistemlerinde kayıtlı olan Serdar Özbek isimli kişiye ait olduğunun tespit edilmesi üzerine cenazenin müşteki Abdulkerim Özbek e teslim edildiği, Gizli tanık Yosun'un Serdar Özbek hakkında 'fotoğraf 65 teki kişinin ismini Serdar Özbek olarak biliyorum, kendisinin PKK bağlantılı olduğunu ve sokağa çıkma yasağı zamanında bodrum katta öldüğünü biliyorum, bunu haberlerden görmüştüm, bu şahsı da yol kesme ve dükkan kapatma eylemlerinde diğer örgüt mensupları ile birlikte görmüştüm, kendisinin elinde herhangi bir silah görmedim, bu şahsın sık sık Irak ülkesine gittiğini ve şoförlük yaptığını biliyorum, ancak orada ne yaptığı konusunda bir fikrim yoktur.' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli tanık Pamuk'un Serdar Özbek hakkında 'fotoğraf 186 daki şahsın ismini Serdar olarak biliyorum, kendisi tır şoförü idi, örgüte ait silahları taşıdığını duydum, güvenlik güçleri ile girdiği silahlı çatışmada öldüğünü duydum,' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli tanık Yıldız'ın Serdar Özbek hakkında 'fotoğraf 106 daki şahsın ismini Aşir olarak biliyorum, tır şoförlüğü yapardı ve sonrasında şoförlüğü bırakarak oto yıkamacı dükkanı açmıştı, kırmızı bir aracı vardı ve Yafes mahallesinin ismini bilmediğim kırsalcı sorumlusunu gezdirirdi.' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli tanık Gümüş'ün Serdar Özbek hakkında 'fotoğraf 106 daki şahsın ismini [A.Ö] olarak biliyorum, 2013-2014 yıllarında [] ile birlikte Haftanin kırsalına giderek Şeranj bölgesinde bulunan örgütün halka ilişkiler komutanı olan Mirza kodadlı örgüt komutanı ile çalışırdı, Mirza kodadlı kişiden aldığım talimat ile Cizre ilçe merkezinde bulunan gelir durumu iyi olan kişilerden örgüt adına para topladığını biliyorum, ilçe hakkında kırsala bilgi götürüp getirdiğini biliyorum. Ayrıca [] ile birlikte kırsala eleman kazandırmak faaliyetinde bulunurdu, kırsaldan ilçeye gelen örgüt mensuplarına [] ile birlikte yer ve imkan sağlardı, hendek ve barikat faaliyetlerinin başından sonuna kadar yer aldı. Güvenlik güçleri ile Cudi mahallesinde çatışmaya girdi ve 23 nolu bodrumda öldüğünü biliyorum. Örgüte ilk katılımını [] sağladı, örgüte 2013 yılında girdiğini biliyorum.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [nın] Serdar Özbek hakkında 'fotoğraf 10 daki şahsın Aşir lakaplı Serdar Özbek olarak bilirim, kendisi Mamo nun para tahsilatçısı olduğunu bilmekteyim, bu şahsın sorumlular arasında olduğunu bilmekteyim, Kalaşnikov marka silahlı olarak silahlı olarak Cudi ve Nur mahallelerinde gezerdi ve oralarda sorumlu birisi idi.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [A.nın] Serdar Özbek hakkında 'fotoğraf 10 daki şahsı ismen tanımıyorum, örgütün Cizre sorumlusu olan Zerdaş ın arabası olan Clio marka aracın şoförü idi, silahlı olarak gezerdi, aynı zamanda Zerdaş ın koruması idi.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [S.B.nin] Serdar Özbek hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs Serdar Özbek Lehenk (K) olarak tanırım, Zerdeşt (K) yanında beraber gezerler, kırsalcı HPG adına faaliyet yürütür.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [S.A.nın] Serdar Özbek hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs Lehenk (K) isimli şahıstır, örgüt içerisinde faaliyet gösterir, örgüt mensupları ile beraber gezer, örgüt mensupları ile çok samimidir.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [R.nin] Serdar Özbek hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs Lehenk (K) isimli şahıstır, eğitimsizdir, Zerdeşt (K) isimli şahsın yakın korumasıdır, güvenliği olarak görev yapar, eğitimini Zerdeşt (K) isimli şahıstan bizzat alır, örgüt içerisinde faaliyet gösterir.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [A.Y.nin] Serdar Özbek hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahsın adını bilmem, karargahta gördüm, silah taşıdığını görmedim, taziye evinde kaldığını biliyorum.' şeklinde beyanda bulunduğu,Serdar Özbek'in ele geçtiği ikamette yapılan aramada terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen başka şahısların da cesetlerinin bulunduğu, ikamette terör örgütü mensuplarınca kullanılan çok sayıda Kalaşnikov silah ve şarjörleri, kalaşnikov mermileri ve kovanları ele geçtiği,Ölen Serdar Özbek'e ait cesedin terör örgütü mensuplarınca kullanılan evde yanında kalaşnikov silah ve mermiler bulunduğu halde ele geçmiş olması, ikamet içerisinde terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen ve yanlarında kalaşnikov silah ve fişekler ele geçen başka şahıslara ait cesetlerin ele geçmiş bulunması, Serdar Özbek'in terör örgütü üyesi olarak faaliyetlerde bulunduğuna dair 10 farklı kişinin birbiri ile uyumlu beyanlarının bulunması ve tüm dosya kapsamına göre; ölen Serdar Özbek'in terör örgütü PKK üyesi olduğu, Cizre ilçesinde terör örgütü PKK'nın amaçları doğrultusunda ilan edilen sözde öz yönetim kapsamında Cudi mahallesinde silahlı faaliyet gösterdiği değerlendirilmiştir. Serdar Özbek'in sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde güvenlik güçleri tarafından başlatılan operasyonda diğer terör örgütü üyeleri ile birlikte güvenlik güçleri ile yapılan çatışmalara katıldığı, Serdar Özbek'in güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet gösterdiği esnada meşru müdafaa hakkı kapsamında güvenlik güçlerince öldürüldüğü değerlendirilmiştir. Güvenlik güçlerinin Cizre ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı esnasında terör örgütü üyeleri tarafından mahallelere güvenlik güçlerinin girmesinin engellenmesi amacıyla kurulan hendek ve barikatların ortadan kaldırılması, yine örgüt mensupları tarafından güvenlik güçlerinin şehit edilmesi ve yaralanması amacıyla hazırlanan patlayıcıların imha edilmesi, örgüt mensuplarının yakalanması, etkisiz hale getirilmesi, ilçede kamu düzeninin ve güvenliğin sağlanması, kişilerin anayasada düzenlenen hak ve hürriyetlerinin korunması şeklindeki amaçlarla ilçede görev yaptıkları anlaşılmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda operasyon gerçekleştiren güvenlik güçlerine uzun namlulu silahlarla, roket atarlarla, el yapımı patlayıcı ve mayınlarla saldırılar gerçekleştirilmiş olup, bu saldırılarda çok sayıda polis ve asker şehit olmuş, bunun yanı sıra terör örgütünün silahlı saldırıları esnasında çok sayıda sivil vatandaş da yaralanmış ve vefat etmiştir. Serdar Özbek'in ele geçtiği evde arama yapıldığı esnada da terör örgütü mensuplarınca güvenlik güçlerine yönelik saldırıların devam ettiği dosyadaki kolluk tutanaklarından anlaşılmıştır. Güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen operasyon esnasında öldürüldüğü değerlendirilen Serdar Özbek'in ölümünde güvenlik güçlerinin yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda almış oldukları operasyon emrini yerine getirmek için örgüt mensuplarının silahlı ve bombalı eylemlerde bulundukları mahallelerde bulunuyor olmaları sebebiyle yetkili bir merciden almış oldukları hukuka uygun bir emri yerine getirdikleri, bu emrin yerine getirilmesi esnasında kendilerine, diğer güvenlik güçlerine ve sivil halka örgüt mensuplarınca yöneltilen, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıları o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde def etme zorunluluğunda bulundukları, yani meşru müdafaa hakkı kapsamında hareket ettikleri değerlendirilmiş, meşru müdafaa sınırının aşıldığına dair herhangi bir delil elde edilememiştir. Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde düzenlenen ve bir hukuka uygunluk sebebi olan meşru müdafaa halinde bulunan kişilere ceza verilmeyeceği düzenlenmiştir. Buna göre terör örgütü üyesi olan ve güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet yürüttüğü dosyadaki delil durumundan anlaşılan Serdar Özbek'e yönelik fiilde meşru müdafaa şartlarının oluştuğu, olayda hukuka uygunluk sebebi bulunduğu, bu sebeple eylemi gerçekleştiren kişiye ceza verilemeyeceği anlaşılmıştır.Her ne kadar Serdar Özbek'in ölümü olayı ile ilgili olarak soruşturma yürütülmüş ise de;Olayda hukuka uygunluk sebeplerinin mevcut olduğu anlaşıldığından kamu adına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA..." Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara başvurucuların vekilleri tarafından itiraz edilmiştir. İtiraz dilekçesinde dile getirilen hususlar özetle şöyledir:i. AİHM, terörle mücadele kapsamında düzenlenen bir operasyon sırasında devletlere sivillerin hayatına gelecek zararı engelleme ya da en aza indirecek şekilde operasyonu planlama ve düzenleme yükümlülüğü yüklemiştir. Devlet tarafından alınan mutlak zorunlu ve orantılı tedbirler için normalden daha sert ve zorlayıcı bir gereklilik testi uygulanmalıdır. Sokağa çıkma yasağı uygulanan il ve ilçelerde yasakların başladığı tarihten beri bu tedbirlerin hiçbiri alınmamıştır. Başvurucuların yakınları, ilçede hayatını kaybeden yüzlerce sivil gibi güvenlik güçlerinin açtığı ateş ile ağır yaralanmış; sonrasında bu kişilerin yaşam hakkı ve fiziksel bütünlüklerinin korumaya alınması talebi de görmezden gelinerek bu kişiler öldürülmüştür. Onlarca başka insan da güvenlik güçleri tarafından sağlık yardımı götürülmesine izin verilmediği için hayatını kaybetmiştir.ii. Yasemin Çıkmaz ile birlikte yaralı olarak bekleyen ve sağlık yardımı talep eden onlarca kişinin yeri bilinmesine karşılık bu kişilere sağlık yardımı yapılmamış ve bu kişiler bulundukları bodrumda yakılarak öldürülmüşlerdir. Maktulün durumu hem kendisi hem yakınları hem de milletvekilleri tarafından 112 ve 155 yardım hatlarına bildirilmesine karşılık maktulün yaşam hakkının korunmasına yönelik bir tedbir alınmamıştır. Bilakis maktulün bulunduğu bodrum bombalanmaya devam edilmiştir. Sivillerin rastgele bombalanması, Sözleşme'nin uluslararası insani hukuk kuralları ve silahlı çatışmalarda güç kullanımını düzenleyen uluslararası antlaşma kuralları ile bağdaşır bir durum değildir.iii. AİHM ilkeleri dikkate alındığında Serdar Özbek'in ölümü ile ilgili yürütülen soruşturmada önemli eksiklikler bulunmaktadır. Arama ve olay yeri inceleme işlemleri savcı bulunmaksızın bizzat ölüm olayının şüphelisi olması gereken güvenlik güçleri tarafından yapılmıştır. Bu durum soruşturmanın tarafsız ve bağımsız bir organ tarafından yürütülmediğini göstermektedir. iv. Başsavcılık ve Emniyet Müdürlüğü arasındaki yazışmalardan operasyonun askerî yetkililer tarafından yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Maktulün cenazesinin bulunduğu bina askerî harita üzerinde C-3185 olarak kodlanmasına karşılık soruşturma dosyasında operasyona katılan askerlerin sayısı, operasyon sırasında durdukları yerler, kimliği, kullandıkları silahlar vb. hiçbir detay yer almamaktadır. Soruşturmanın hiçbir yerinde operasyona katılan askerî unsurlardan bahsedilmemektedir. v. Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan tutanağa göre bodrum katı üzerine binanın çökmesi nedeniyle içine girilememiş ve burada arama yapılamamıştır. Arama yapılamaması Yasemin Çıkmaz ve diğer kişilerin nasıl öldüklerine dair önemli delillerin toplanamamış olması anlamına gelmektedir. İçine girilemediği iddia edilen binadan silah, mermi ve kovan elde edilmiş ancak bu materyaller üzerinde kriminal inceleme yaptırılmamıştır. vi. Maktulün cenazesinin Adli Tıp Kurumuna sevkinin ardından kıyafetlerinin kaybolduğu anlaşılmaktadır.vii. Çatışmanın meydana geldiği bölgede hemen her köşede MOBESE veya dükkânların kameraları bulunmaktadır. Çatışma bölgesinde kamerası bulunan tank ve panzerler dolaşmaktadır. Buna karşılık olaya ilişkin kamera kaydı bulunamamıştır.viii. Soruşturma kapsamında hiçbir tanığın veya operasyona katılan güvenlik görevlilerinin beyanı alınmamıştır. Bu durum soruşturmanın başında güvenlik görevlilerinin bir sorumluluğu bulunmadığına yönelik bir ön kabul olduğu anlamına gelmektedir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararına yapılan itiraz Cizre Sulh Ceza Hâkimliğinin 13/3/2017 tarihli ve 2017/790 İş sayılı kararıyla reddedilmiştir. Ret kararının ilgili kısmı şöyledir:"Dosya içerisinde bulunan ölü muayene ve otopsi tutanakları, olay yeri inceleme raporları, parmak izi raporu, adli tıp raporları, tanık beyanları ve teşhis tutanakları, internet araştırma tutanakları ve tüm soruşturma dosyası birlikte değerlendirildiğinde Kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir husus görülmediğinden itirazın reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.KARAR:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Usul ve yasaya uygun bulunan takipsizlik kararına şikayetçi vekili Av. Hüseyin Tül ve Av. Ramazan Demir tarafından yapılan İTİRAZIN REDDİNE, ..." İtirazın reddi kararı başvurucular vekiline 24/5/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Serdar Özbek'in ölümü nedeniyle hak ihlali iddialarını içeren bireysel başvuru 20/6/2017 tarihinde yapılmıştır. Yasemin Çıkmaz'ın Ölümüyle İlgili Olarak Yürütülen Ceza Soruşturması Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca Cudi Mahallesi C-3185 numaralı binada arama ve elkoyma işlemleri yapılmasına dair verilen karar, Cizre Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen 9/2/2016 tarihli arama ve elkoyma işlemlerine dair tutanak ve olay yeri inceleme raporu ile Cizre Sulh Ceza Hâkimliğinin 10/2/2016 tarihli elkoyma kararına yukarıdaki paragraflarda yer verilmiştir (bkz. §§ 68-72, 93, 94). Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen karar uyarınca yapılan aramalarda bulunan cesetler ile ilgili aynı tarihte soruşturmalar başlatılmıştır. 2016/578 sayılı soruşturma kapsamında C-3185 numaralı bina yakınlarında bulunan ve kimliği bilinmeyen kadın cesedi üzerinde ölü muayene işlemi yapılmıştır. Bu işlem sonucunda düzenlenen Ölü Muayene Tutanağı'nda yer alan bilgi ve bulgular özetle şöyledir:i. Ölü muayene işlemine Cumhuriyet savcısı ile birlikte genel cerrahi uzmanı bir hekim, otopsi yardımcısı, fotoğraf ve video çekimleri için de iki Olay Yeri İnceleme görevlisi katılmıştır.ii. Cesedin 160 cm boylarında, beyaz tenli, kahverengi saçlı, 55-60 kg ağırlığında, üzerinde yeşil renkli mont, mavi renkli gömlek, beyaz sütyen, beyaz atlet, siyah bir bileklik ve kol saati bulunan bir kadına ait olduğu, parçalanmış vaziyetteki elbiselerin üzerinde kum, çamur ve yanık bulunduğu tespit edilmiştir.iii. Yüzünün tamamına yakınında / derece yanık izleri olduğu, ayrıca boyun kısmında da yanık bulunduğu gözlenmiştir.iv. Toraks sağ kemik yapılarında muhtemel kırık, toraks ön yüzünde 3 ve derecede yanıkların mevcut olduğu, batın ön ve sol yan yüzde derece yanıkların bulunduğu, sırt bölgesinde yaygın olarak ve derece yanıkların olduğu izlenmiştir. Bunlardan ayrı olarak anotomik olarak koptuğu bölge tespit edilemeyen 25x15 cm'lik ayrı bir doku kütlesi bulunduğu görülmüştür.v. Sağ üst ekstremitenin tümüyle ve derece yanık olduğu, sağ kol ön ve iç yan yüzde cilt kaybına bağlı cilt altı dokuların serbestçe izlendiği, sağ kol dirsek bölgesinde muhtemel ateşli silah yaralanmasına bağlı iki adet 3 ve 2 cm'lik tabanında kas ve tendon yapılarının gözlendiği defektler bulunduğu görülmüştür. Sağ el dördüncü parmak uç kısmında tırnak ve yumuşak doku kesisi olduğu, sol üst ekstremitede yaygın şekilde ve derecede yanık bulunduğu, sol alt ekstremite uyluk bölgesi iç ve dış yüzeyinde, cilt altı rüptüre içinde kas dokularının gözlendiği derin laserasyonlar bulunduğu tespit edilmiştir. Yine tüm ekstremitede derece yanık gözlendiği, sol ayak tabanında yaklaşık 4 cm'lik kesi olduğu, sağ ekstremitenin pelvis tabanı seviyesinde tümüyle ampüte olduğu, sağ gluten lomber bölge sınırında derin laserasyon bulunduğu görülmüştür.vi. Tespit edilen bulgulara göre kesin ölüm sebebi tayin edilemediğinden cesedin Şırnak Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verilerek ölü muayene işlemine 9/2/2016 tarihi saat 22’de son verilmiştir. Ölü muayenesinin ardından düzenlenen 2016/661 sayılı olay yeri inceleme raporunda; cesedin çeşitli açılardan ayrıntılı olarak fotoğraflarının çekildiği ve kamera kaydının alındığı, Cumhuriyet savcısı huzurunda on parmak basım izleri ve el svaplarının alındığı, ceset üzerinden çıkan giysilerden delil olabileceği düşünülenlerin kurutularak ayrı ayrı paketlendiği ve Cumhuriyet savcısının talimatları doğrultusunda değerlendirilmek üzere Cizre Terörle Mücadele Büro Amirliği görevlilerine teslim edildiği belirtilmiştir. Bu raporun delil ve mukayese ile ilgili açıklama kısmında cesedin üzerinden alınan parçalanmış mont ve parçalanmış gömlek üzerinde atış artığı analizi yapılması gerektiğinin soruşturmacı birime hatırlatıldığı ifade edilmiştir. 10/2/2016 tarihinde Şırnak Devlet Hastanesinde ceset üzerinde klasik otopsi yapılmıştır. Otopsi işlemine Cumhuriyet savcısı, iki adli tıp uzmanı, otopsi yardımcıları, fotoğraf ve kamera görüntülerini tespit etmek üzere teknik bilirkişiler iştirak etmiştir. Ayrıca otopsi öncesinde Şırnak Devlet Hastanesinde hazır bulunan İnsan Hakları Derneği Şırnak Şubesine bağlı üç avukat; olayın oluş ve sübutuna ilişkin iddiaların adil, somut ve herkesi aynı kanıya götürecek şekilde araştırılmasını, kesin ölüm nedeninin tespitini, otopsinin Minnessota Protokolü'ne uygun şekilde gerçekleştirilmesini, skopi incelenmesinin yapılmasını, cesedin üzerindeki kıyafetlerin incelemeye gönderilmesini, ölümün yanmadan önce mi, sonra mı gerçekleştiğinin tespit edilmesini, yanık cesetlerde zarar görmemiş doku örneği varsa incelemeye gönderilmesini talep etmişlerdir. Avukatların bu talepleri Otopsi Tutanağı'nda yer almış ve bu tutanak avukatlar tarafından imzalanmıştır. 10/2/2016 tarihli Otopsi Tutanağı'nda belirtilen haricî bulgular şöyledir: "Cesedin yapılan radyolojik incelemesinde sağ kol sol skapula göğüs sağ yan pelvik bölge sol uylukta milimetrik metalik imajlar izlendi. Pelvis sol femur sol kotlarda kırıklar izlendi.15-20 yaşlarında 145 cm boyunda, 40-45 kg ağırlında, uzun siyah saçlı, beyaz tenli, kadın cesedinde ölü katılığı ve ölü lekeleri yanığa bağlı değerlendirilemedi.Vücudun yaygın olarak is ve tozla bulaşık olduğu görüldü. Yüzde sağ kol ve ön kolda, boyunda her iki supraskapuler bölgede lomber bölgede, batın sol tarafta, sol bacakta, korbonize düzeyde yanık alanları izlendi.Sağ uyluğun proksimalden ampute olduğu görüldü. Sağ uyluğun cesedin yanında olmadığı görüldü.Sol glutea üzerinde birbirleri ile iştirakli bir tanesi 0,6cm çapında, diğer 3,5x2,5cmlik yırtık alanı görüldü. Sol uyluk üst 1/3 arka yüzde birbirleri ile iştirakli 0,6cm çapında ve 3x1,5cmlik 2 adet yırtık alanı görüldü. Sol skapula üst kenarda 1,5x0,5cmlik derin yırtık görüldü. Sol omur başında 2x0,5cm lik derin yırtık görüldü. Sağ skapula alt ucunda 0,7cm çapında yırtık, sağ aksiller hat T8 vertebra hizasında 0,7cm çapında yırtık olduğu görüldü.Sırtta orta hattın solunda T9 hizasında 0,5cm çapında yırtık, yine sırtta orta hattın solunda T11 hizasında 1,5x0,Scmlik kenarları düzensiz yırtık izlendi.Sol glutea üst kısımda 12x4cmlik derin yırtık, sol uyluk lateral kenarda 18x8cmlik defekt alanı, sol uyluk alt1/3 arkada 10x3cmlik defekt alanı, sol uyluk üst 1/3 arka medialde 8x4cmlik defekt alanı, sağ ayak tabanında 5x0,Semlik yırtık görüldü.Sol üst göz kapağı medialinde 2xlcmlik defekt görüldü. Sol gözün ileri derecede defektif olduğu görüldü." Otopsi Tutanağı'nda cesedin iç muayenesi ile ilgili bulgular şu şekilde yer almıştır:"BAŞ: Baş açıldı, saçlı deri kaldırıldı. Saçlı deri altında frontal orta hattın hemen sağında lcm çapında kanamalı alan olup bu bölgeden milimetrik ebatlarda sarı renkli metal parçaları elde edildi. Her iki temporal adele grubu ve kafa kube kemikleri sağlam bulundu.Beyin beyincik beyin sapı çıkarıldı. 1340gr tartıldı. Yüzeylerinde sol frontal lob alt yüz ve sol unkus alt yüzde fokal subaraknoid kanama alanları görüldü.Kafa kaide kemikleri sağlam olup, sol petröz kemik içerisinde kanama alanı görüldü.GÖĞÜS: Göğüs cildi açıldı. Sternal kapak kaldırıldı. Sağ göğüs boşluğunda serbest sıvı kan tespit edilmedi. Sol plevral boşlukta 100cc kan tespit edildi. Perikart sağlam olup boşluğunda fizyolojik miktar ve mahiyette seröz sıvı olduğu görüldü.Kalp çıkartıldı. 190gr tartıldı. Yüzeylerinde makroskopik patolojik özellik görülmedi. Aortta makroskopik patolojik özellik görülmedi. Tüm koroner arterler açık bulundu. Sol ventrikül duvar kalınlığı lcm, sağ ventrikül duvar kalındığı 0,2cm ölçüldü. Kesitlerinde makroskopik patolojik özellik görülmedi.Akciğerler çıkartıldı, sağ akciğer 310gr, sol akciğer 262gr tartıldı. Yüzeylerinde sol akciğer üst lob ve alt lobunda yırtıklar olup, kesitleri kanamalı bulundu.Boyun yumuşak dokularında makroskopik patolojik özellik görülmedi. Trakea lümeni kanla sıvalı olup, özefagus lümeni boş bulundu. Hiyoit kemik, troid kartilaj boyun omurları sağlam bulundu.BATIN: Karın açıldı. Douglas boşluğu kanla sıvalı olup, bu bölgedeki bağırsak yüzeylerinin kanamalı olduğu görüldü.Mide içerisinde 450cc gıdai içerik tespit edildi.İnce ve kalın bağırsakların yüzeylerinde hafif çürüme bulguları tespit edildi.Karaciğer 843gr tartıldı. Yüzey ve kesitlerinde makroskopik patolojik özellik görülmedi.Dalak çıkartıldı. 85gr tartıldı. Yüzey ve kesitlerinde makroskopik patolojik özellik görülmedi.Her iki böbrek çıkartıldı. Sağ böbrek 80gr, sol böbrek 85 gr tartıldı. Yüzey ve kesitlerinde solukluk dışında makroskopik patolojik özellik görülmedi.Mesanenin idrarla dolu bulundu.İskelet sisteminin incelenmesinde; Sol 3- Kolar paravertebral hattan kırık sol femur, parçalı kırık, sağ iliak kanatta kırık tespit edildi.Cesetten toksikolojik inceleme amacıyla 2 tüp kan, 1 tüp idrar, 1 tüp safra örnekleri ile kimliklendirme amacıyla kas ve kemik örnekleri alındı."Otopsi Tutanağı'nın sonuç bölümünde şu bulgulara yer verilmiştir:"1-Cesetten toksikolojik inceleme amacıyla 2 tüp kan, 1 tüp idrar, 1 tüp safra örnekleri ile cesetten kimliklendirme için kas ve kemik örnekleri alındığı,2-Cesetten 1 adet milimetrik boyutlarda metal parçası elde edildiği,3-Kişinin ölümünün bomba ve benzeri mühimmat patlaması ile husulü mümkün ağır genel beden travmasına bağlı ekstremite, pelvis, kot kırıkları ile birlikte iç organ ve büyük damar yaralanmasından gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana geldiği kanaatindeyiz dediler. Başkaca yapılacak herhangi bir işlem olmadığını değerlendirmekle, otopsi işlemine son verildi...." Otopsi işlemine katılan teknik bilirkişiler tarafından 10/2/2016 tarihinde düzenlenen tutanakta; cesedin fotoğrafları ve kamera kayıtlarının otopsi sırasında alınarak Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmek üzere CD ortamına aktarıldığı, otopsi sırasında cesedin vücudundan çıkarılan bir adet metal parçanın Kriminal Polis Laboratuvarına gönderilmesi için soruşturmacı birime teslim edilmek üzere muhafaza altına alındığı belirtilmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, ölüm olayıyla ilgili gerekli araştırmanın yapılması için 16/2/2016 tarihinde Cizre Emniyet Müdürlüğüne hitaben bir müzekkere düzenlemiştir. Bu müzekkerede aşağıdaki hususlar istenmiştir:i. Şahsın öldüğü yerin tespit edilerek gerekli olay yeri inceleme işlemlerinin yapılması, olayın ne şekilde gerçekleştiğine ilişkin tutanak tutulması, delil olabilecek eşyanın muhafaza altına alınarak inceleme için Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne gönderilmesiii. Olayın meydana geldiği yerdeki kamuya ve özel kişilere ait tüm kamera kayıtlarının tespit edilmesi, ilgili telsiz kayıtlarının CD/DVD ortamına aktarılarak ayrıntılı şekilde tutanağa bağlanmasıiii. Ölenin kimliğinin tespit edilmesi hâlinde yakınlarının mağdur/müşteki sıfatıyla ifadelerinin alınması, şikâyet ve delillerin toplanması, ölenle ilgili -kayıp ve benzeri- yapılan başvurular ile adli kayıtların çıkartılmasıiv. Olayla ilgisi bulunan kişilerin tespit edilmesi, söz konusu kişilerin tanık sıfatıyla beyanlarının alınmasıv. Olay faillerinin belirlenmesi amacıyla araştırma yapılması, faillerin tespit edilmesi durumunda Cumhuriyet Başsavcılığından talimat alınmasıvi. Olay yerinden elde edilecek deliller ile cesetten elde edilen deliller üzerinde gerekli kriminal incelemelerin yapılabilmesi amacıyla gerekli yazışmaların yapılmasıvii. Cesedin kimliğinin tespiti hâlinde ilgili ölüm olayı öncesi, ölüm olayının olduğu ve ölüm olayından sonraki tarihlerde çıkmış veya çıkabilecek yazılı ya da görsel haberlere ilişkin tespitlerin çıktılarının alınarak evraka eklenmesiviii. Olayın faillerinin tespiti ve delil olabilecek her türlü bilgi ve bulguya ulaşmak için gerekli görülen başkaca hususların olması hâlinde Cumhuriyet Başsavcılığına bilgi verilerek ayrıca talimat alınması Kimliği belirsiz cesetten alınan on parmak basım izlerinin ilgili veri tabanlarında araştırılması sonucu düzenlenen 17/2/2016 tarihli raporda veri tabanında parmak izlerinin kaydının bulunmadığı bildirilmiştir. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından düzenlenen 20/4/2016 tarihli raporda, otopsi sırasında Yasemin Çıkmaz'ın vücudundan elde edilen metal parçanın üzerinde teşhise ve tespite elverişli nitelikte herhangi bir karakteristik iz bulunmadığından mukayeseli bir inceleme yapılabilmesinin mümkün olmadığı bildirilmiştir. Adli Tıp Kurumu Kimya İhtisas Dairesinin kimliği belirsiz cesetten alınan kan ve idrar numuneleri üzerinde yapılan uyutucu/uyuşturucu maddeler ve sistematik toksikolojik analiz incelemesinin ardından düzenlediği 30/3/2016 tarihli raporunda, kanda tespit edilen 23 mg etanol dışında kan ve idrarda sistematiklerindeki maddelerin bulunmadığı bildirilmiştir. Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi 25/2/2016 tarihli raporunda, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan otopsi sırasında alınan biyolojik materyallerden elde edilen DNA profili ile başvurucu Abdullah Çıkmaz'ın DNA profilinin %99,99 uyumlu olduğunu ve Abdullah Çıkmaz'ın otopsisi yapılan kişinin babası olabileceği belirtilmiştir. Böylece cesedin kimliği Yasemin Çıkmaz olarak belirlenmiş ve Yasemin Çıkmaz'ın cenazesi düzenlenen defin ruhsatı ile birlikte ailesine teslim edilmiştir. Abdullah Çıkmaz'ın 27/2/2016 tarihinde Cumhuriyet savcısına verdiği ve Teşhis Tutanağı'nda yer alan ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:"Şu an bana hastane morgunda göstermiş Olduğunuz cesedin yüzü yanmış olduğu için teşhis edemedim. Fakat ben Mardin Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak DNA testine esas olmak üzere kan vermiştim. Adli Tıp Kurumunca bana gösterilen cesetten alınan DNA örnekleri ile benimki eşleşmiş bu nedenle bana gösterilen cesedin .. kimlik numaralı.. Yasemin isimli kızıma ait olduğunu biliyorum. Bu konuda herhangi bir tereddütüm yoktur. Ben eşim içinde kızım Yasemin'in de olduğu diğer çocuklarım ile birlikte ikamet ediyordum. Yasemin lise ikinci sınıfa kadar okula gitti bu yıl okula gitmek istemedi ve gitmedi. Sokağa çıkma yasağı başladıktan sonra 22 gün kadar Cudi Mahallesindeki ikametimizde kaldık. Daha sonra mahalledeki çatışmalar şiddetlendiğinde şah mahallesinde başka bir apartmanda kalmıştık, kızım Yasemin de bizimle gelmişti yanımızda bir hafta kadar kaldı, bir hafta sonra kıyafetlerinin evde kaldığını ve Cudi Mahallesindeki kıyafetlerini almak için eve gideceğini bize söyledi. Hatırlamadığım bir gün sabah 8:00 ile 8:30 sıralarında evden çıktı ve tek başına gitti. Yaklaşık 10 gün geçti biz yaseminden haber alamıyorduk. Bir tanıdık senin Yasemin Çıkmaz isimli kızın var mi diye sordu ve ben de var dedim, bana Yasemin Çıkmaz ismini internetten gördüğünü söyledi ben de ambulansı arayarak durumu anlattım, ambulans aracı da kızımı almak için yola çıkmış, olay yerine yakın bir yerden kızımın adını anons etmişler ama gelmemiş. Cizre de ki cesetler çıkartılınca Silopiye ve Mardine gittim teşhiste bulunamadım bu nedenle Mardin de kan vermiştim, daha sonra DNA eşleşmesi olduğunu öğrendim. Benim kızımın örgütle bir bağlantısı olup olmadığını bilmiyorum, benim ve [] ve [] isimli oğullarım da [Ç.] 2011 de [Ç.] 2015 te kayboldu, ben haklarında kayıp başvurusunda bulundum nerede olduklarını ve örgütle bağlantılarının olup olmadıklarını bilmiyorum, dedi." Cizre Emniyet Müdürlüğü Başsavcılığın yazısına verdiği 26/7/2016 tarihli cevabında; askerî haritada C-3185 olarak belirtilen olayın gerçekleştiği adresin Cudi Mahallesi Niran Sokak No: 7 olduğunu, olayla ilgili kamera görüntüsü ve tanık tespit edilemediğini ve bu nedenle faillerin belirlenemediğini, olayla ilgili düzenlenen Ev Arama Tutanağı, Olay Yeri İnceleme Tutanağı, İnternet Tespit Tutanakları ve Arşiv Araştırma Tutanaklarının ise yazı ekinde gönderildiğini belirtmiştir. Emniyet Müdürlüğü tarafından gönderilen 23/7/2016 tarihli Kamera Araştırma Tutanağı'nda Yasemin Çıkmaz'ın cesedinin bulunduğu yer ve çevresinde yapılan araştırmalar sonucunda herhangi bir MOBESE ve kamuya/özel kişiye ait kamera sisteminin bulunmadığının anlaşıldığı belirtilmiştir. Aynı tarihli Fail Araştırma Tutanağı'nda ise olayın meydana geldiği yerin çevresinde MOBESE kamerasının bulunmaması ve herhangi bir tanığın olmaması nedeniyle fail/faillerin açık kimlik ve adres tespitinin yapılamadığı, araştırmaların devam ettiği ifade edilmiştir. Yazı ekinde yer alan belgelerden, ölü muayenesi sırasında Yasemin Çıkmaz'ın cesedinin üzerinden çıkan mont ve gömlek ile cesetten alınan svapların 12/2/2016 tarihinde, otopsi sırasında elde edilen metal parçanın ise 29/3/2016 tarihinde üzerlerinde kriminal inceleme yapılması talebiyle Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne gönderildiği anlaşılmıştır. Emniyet Müdürlüğü tarafından gönderilen Arşiv Araştırma Tutanağı'nda Yasemin Çıkmaz'ın PKK terör örgütü ile irtibatına dair şu bilgiler yer almaktadır:i. Şırnak Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Bürosunun 23/3/2015 tarihli yazısında; Yasemin Çıkmaz ile birlikte başka dört kişinin Cizre'de değişik tarihlerde düzenlenen kanuna aykırı gösterilerde güvenlik görevlileri ve kamu binalarına taş, molotofkokteyli, havai fişek ve el yapımı patlayıcı kullanılarak yapılan saldırılara katıldığına dair istihbari bilgiler bulunduğu bildirilmiştir.ii. Şırnak Terörle Mücadele Bürosunun 3/9/2015 tarihli yazısında; Yasemin Çıkmaz ile birlikte O.Y., A., R.Ü. ve Ş.A.nın HPG/Yerel Birlikler adına Cudi Mahallesi Mezbaha Sokak'ta asayiş uygulaması adı altında kimlik ve araç kontrolü yaptıklarına dair istihbari bilgilerin mevcut olduğu bildirilmiştir. Arşiv Araştırma Tutanağı'nda yer aldığı şekliyle Yasemin Çıkmaz'ın PKK terör örgütü ile irtibatına dair beyanlar şöyledir:- R.nin 26/12/2015 tarihli fotoğraftan teşhis beyanı:"Fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs SEMA (K) Yasemin Çıkmaz isimli şahıstır. Teşhis etmiş olduğun DENKTAV. (K) Ç. isimli şahsın kız kardeşidir, YJA STAR kadrosu içerisinde yer alır, Sur Mahallesi sorumlusu olarak aktif olarak faaliyet yürütür, Cudi Mahallesinde Vatan İlkokulunun yakınında oturur, YJA STAR Cizre sorumlusu RUKEN - (K) isimli şahsın yardımcısıdır, RUKEN (K) isimli şahıs Yasemin Çıkmaz'ın evinde kalır, ÖSB eğitimlidir."- Ç.nin 8/2/2016 tarihli fotoğraftan teşhis beyanı:"Fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs Yasemin Çıkmaz isimli şahıstır. Örgüt içerisinde aktif olarak faaliyet yürütür."- Gizli tanık Doğukan'ın 23/3/2016 tarihli fotoğraftan teşhis beyanı:"Fotoğraf -5- deki şahsı ismen tanımıyorum. Kendisini operasyonların öncesinde Sur Mahallesine gelerek örgüte ait çadır kurulduğunda, çadırı kuran kişilerden olduğunu görmüştüm. Çocuklara Şahin tepedeki düşmanın kendilerini görmemesi için branda çekmek zorunda olduklarını söyleyerek, mahallenin çocuklarını Site Sokak girişin ile Toprak Sokağı birbirine bağlayan yere beyaz renkli branda çektirmişti. Bu kişinin belinde fark edilecek şeklinde tabanca vardı ve tabancanın kabza kısmı görülüyordu." - Gizli Tanık Batıkan'ın 1/4/2016 tarihli fotoğraftan teşhis beyanı: "Fotoğraf -18- de ki şahsın ismini bilmiyorum kod isminin Viyan olduğunu ve Cizre'li olduğunu bilmekteyim, Cudi Mahallesi Vestel Sokakta bulunan barikatlarda Keleş Silahlı olarak beklerken görmekte idim. Ayrıca Cudi Mahallesinde güvenlik güçleri ile çatışmalara girmişti."- Gizli tanık Gümüş'ün 20/4/2016 tarihli beyanı: “Fotoğraf -13- deki şahsın ismini ve kod adını bilmiyorum. Kendisini Nur Mahallesinde YPS içerisinde Keleş silahlı olarak barikatlarda faaliyet yürütürken görmekte idim. Ayrıca güvenlik güçleri ile Nur Mahallesinde girdiği çatışmalarda öldürüldüğünü biliyorum."- Gizli tanık Güvercin'in 11/6/2016 tarihli fotoğraftan teşhis beyanı:"15 nolu fotoğraftaki şahıs; ismini bilmiyorum. Cudi mahallesi Bostancı sokak önünde yanında bulunan YOG-H'lı şahıslar ile birlikte Keleş silahlı olarak araçların yolunu kesip, kontak anahtarlarını aldığını gördüm. Üzerinde telsiz ve keleş silah taşırdı."- R.nin 21/6/2016 tarihli fotoğraftan teşhis beyanı:"Fotoğraf 9 da ki şahsın adını bilmiyorum YDG-H mensuplarından çok aktif bir şahıs keleş silahlı olarak Cudi Mahallesinde bulunan Barikat ve Hendeklerde nöbet tutar silahlı faaliyette bulunurdu, polisle ve askerle silahlı çatışmaya girer."- Gizli tanık Joker'in 9/12/2016 tarihli fotoğraftan teşhis beyanı:"Şahsın ismini Leyla olarak bilirim. Sözde örgüt sorumlusu Y. isimli şahıs ile Cudi Mahallesinde bulunan hendek ve barikatları kontrol ederdi. Şahsın elinde M16 ya benzer silah ile güvenlik güçleri ile Cizre İlçesinde birçok kez çatışmalara girdiğini gördüm. İkinci sokağa çıkma yasağının ikinci ayında Mezbaha Sokakta bir tarıka roket atılmıştı ve çatışma çıkmıştı bu şahsın çatışmada askere ateş ettiğini gördüm."- Ö.E.nin 5/8/2016 tarihli fotoğraftan teşhis beyanı:"Fotoğraf -2- de ki şahsın ismini Yasemin Çıkmaz olarak bilirim. Cudi mahallesinde kaleşnikof silahlı olarak gördüm. Operasyonlar esnasında öldürüldüğünü duydum." Emniyet Müdürlüğünün cevap yazısına göre ayrıca 22/1/2016 tarihinde PKK tarafından bomba imalathanesi ve karargâh olarak kullanıldığı tespit edilen Cudi Mahallesi Reyhan Sokak No: 26 adresinde yapılan aramada, içinde 1'den 120'ye kadar numaralandırılmış şekilde PKK terör örgütü mensuplarının bilgilerinin bulunduğu bir defter ele geçirilmiştir. Bu defterde açık kimlik bilgileri bulunan Yasemin Çıkmaz'ın PKK terör örgütünden 17 gün askerî ve ideolojik eğitim aldığı, kod adının Bınevş olduğu ve örgüt tarafından Ş. Ekin Van İntikam Timi olarak adlandırılan bir birimde görevlendirildiği belirtilmektedir. Yasemin Çıkmaz hakkındaki bilgilerin "Katılım-Şehit" bölümünde "Dengdaw (Ç.) abi" ve "Botan (Ç.) abi" yazılıdır. Ç. ve Ç.nin Yasemin Çıkmaz'ın ağabeyleri oldukları ve PKK terör örgütü üyesi olma suçundan arandıkları anlaşılmıştır. Emniyet Müdürlüğü yazısı ekinde yer alan İnternet Tespit Tutanaklarında Yasemin Çıkmaz'dan şehit olarak bahseden ve ölümüyle ilgili yorumlar içeren bazı internet sitesi içeriklerine yer verilmiştir. Bu tutanaklara göre bestanuce.info adlı sitede yer alan 18/2/2016 tarihli haber içeriğinin ilgili kısmı şöyledir:" 'Anne bu hakikat yoludur, arkadaşlarıma sırtımı dönemem' diyerek katılmıştı Cizre ve kadın direnişine. Daha 16 yaşındaydı Yasemin ikinci vahşet bodurumda yaralılar arasında ismi duyulduğunda. Annesi oradan kurtulup kurtulmadığını dahi bilmeden kızını arıyor anlatıyor...67 gündür sokağa çıkma yasağının devam ettiği Cizre'de Cudi mahallesinde üç ayrı bodrum katında kalan yaralılardan 1999 doğumlu Yasemin Çıkmaz'ın ismi ikinci bodrum katında yaralı olanlar arasında paylaşılmıştı. Yasemin sokağa çıkma yasağının gününde JINHA mikrofonlarına konuşurken şunları söylemişti; 'Üç aydır YPS'ye katıldım katılma nedenim; buradaki direnişte ilk başlarda kadınlar yoktu ben de bunu büyük bir eksiklik olarak gördüm. Rojava Devrimi'ni kadınlar yaptı, Kobane'de Kadınlar en ön cephedeydiler, ben de bir kadın olarak buradaki direniş içerisinde mücadelemi vermek istedim. İlk YPS'ye katıldığımda erkek arkadaşlar kadın arkadaşlar cephede kalamazlar diyordu. Biz kadınlar olarak cephede kalmaya başlayınca istek ve irademizi gözleriyle gördüler. Artık erkekler bir çok konuda susmak zorunda kaldılar. Mesela Cizre'de birçok tepede kadın arkadaşlar ön cephede bulunuyor. Bütün kadınlar ayağa kalkmalı büyük bir direnişle bu sürece katılmalılar, Bütün kadınları direniş alanlarına çağırıyorum' demişti. Yasemin Çıkmaz, Cizre direnişine sonuna kadar tanıklık eden 16 yaşında bir kız çocuğuydu. ......Yasemin'in öncülük yapan bir karakteri olduğunu söyleyen Esmer, 'Yasemin lisedeyken yaşama bakış açısı değişti, okulu bırakarak devrim yolunu seçti. Arkadaşlarının kalbini asla kırmazdı, bir şey olunca nasıl çözeceği konusunda herkese öncülük eder fikrini söylerdi. Öncülük eden bir yapısı olduğu için arkadaşları yönlerini ona doğru verirdi. Mahallede gençlerle beraber hareket etmeye başladı 'Mahallemi savunacağım anne hakikat yoludur bu yol' dedi bana' şeklinde ifade etti.Kızım mahallemizi devlet güçlerinden korumak için YPS'ye katıldığında 'iki abin dağa yönünü verdi sen gitme' dediğini söyleyen Esmer, Yasemin, 'Anne bir gün hepimiz öleceğiz her birimiz kendimiz için savaşıyoruz, abilerim kendileri için ben ise kendim için savaşıyorum' dedi. ......... Esmer, 'Biz Şah Mahallesi'ne gelene kadar Yasemin her gece eve geliyordu, arkadaşları ile birlikte yemek hazırlardım onlara, buraya gelince onu da getirmek istedim. Bir gün gelirim anne ama korkuyorum polis beni alır dedi. Bende Nusaybin Caddesi'ne gittim onu aldım eve geldi gece boyunca uyuyamadı, 'vicdanım rahat değil, arkadaşlarım orada ben gideceğim diyetek sabah erkenden kalkıp tekrardan Cudi Mahallesi'ne gitti. Kızım 'arkadaşlarıma sırtımı dönmeyeceğim öleceksem de yaşayacaksam da arkadaşlarımla ya ölür ya yaşarım' diyerek gitti şeklinde belirtti....O sırada mahalleye tank ve top atışları yapıldığını anlatan Esmer, 'Ben bile kendimi zor kurtardım. Kızımı aradığımda durumu iyi olmasaydı bile sorduğumda 'ben iyiyim' diyordu. Üç gün sonra tekrardan beni aradı ben öldüğünü düşünüyordum. 'ne yapıyorsun anne' dedi ben ağladım ve 'anne biz iyiyiz ağlama ben tek değilim bütün arkadaşlarım yanımda biz iyiyiz, cadde kapandığı için biz gelemiyoruz' dedi, Bu telefon görüşmesinden sonra bir daha ulaşamadım' diye anlattı. ..." Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı Yasemin Çıkmaz'ın ölümüyle ilgili yürüttüğü soruşturma sonucunda 7/12/2016 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...Sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde operasyonların yoğun şekilde devam ettiği mahallelerdeki terör örgütü mensuplarınca kullanılan evlerde örgüt mensuplarının yakalanabilmesi, örgüt mensuplarınca hazırlanan patlayıcıların imha edilebilmesi ve soruşturmalara dair delil elde edilebilmesi amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığımızca verilen arama kararlarına istinaden aramalar yapıldığı,09/02/2016 tarihinde Cudi Mahallesi Niran Sokak C-3185 nolu binada yapılan aramada bulunan kimliği belirsiz cesetlerden birisi üzerinde ölü muayene ve otopsi yapıldığı,Otopsi tutanağına göre; ölenin 15-20 yaşlarında 145 cm boylarında 40-45 kg tahmini ağırlıkta bir bayan olduğu, kişinin ölümünün bomba veya benzeri mühimmat patlaması ile husulü mümkün genel beden travmasına bağlı ekstremite, pelvis, kot kırıkları ile birlikte iç organ ve büyük damar yaralanmasından gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana gelmiş olduğu,Ölen kimliği belirsiz şahıstan alınan DNA örnekleri ile müşteki Abdullah Çıkmaz'dan alınan DNA örneklerinin baba kız yönünden uyumlu olduğunun, Abdullah Çıkmaz'ın%99,99 ihtimalle kimliği belirsiz cesedin biyolojik babası olduğunun Adli Tıp Kurumu'nun 25/02/2016 tarihli raporuyla tespit edildiği, ölen şahsın Yasemin Çıkmaz olduğunun bu şekilde belirlendiği,Tanık R.nin Yasemin Çıkmaz hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs Sema (K) Yasemin Çıkmaz isimli şahıstır. Teşhis etmiş olduğum Denktav (K) [Ç.] Çıkmaz isimli şahsın kız kardeşidir, YJA STAR kadrosu içerisinde yer alır, Sur mahallesi sorumlusu olarak aktif olarak faaliyet yürütür, Cudi mahallesinde Vatan İlkokulunun yakınında oturur, YJA STAR Cizre sorumlusu Ruken (K) isimli şahsın yardımcısıdır, Ruken (K) isimli şahsı Yasemin Çıkmaz'ın evinde kalır, ÖSB eğitimlidir.' şeklinde beyanda bulunduğu,Tanık [Ç.nin] Yasemin Çıkmaz hakkında 'fotoğrafta bana göstermiş olduğunuz şahıs Yasemin Çıkmaz isimli şahıstır, örgüt içerisinde aktif olarak faaliyet yürütür' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli tanık Doğukan'ın Yasemin Çıkmaz hakkında 'fotoğraftaki şahsı ismen tanımıyorum, kendisini operasyonların öncesinde Sur mahallesine gelerek örgüte ait çadır kurulduğunda çadırı kuran kişilerden olduğunu görmüştüm. Çocuklara Şahintepedeki düşmanın kendilerini görmemesi için branda çekmek zorunda olduklarını söyleyerek mahallenin çocuklarını Site sokak girişi ile Toprak sokağı birbirine bağlayan yere beyaz renkli branda çektirmişti. Bu kişinin belinde fark edilecek şekilde tabanca vardı ve tabancanın kabza kısmı görülüyordu.' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli tanık Batıkan'ın Yasemin Çıkmaz hakkında 'Fotoğrafta şahsın ismini bilmiyorum. Kod isminin Viyan olduğunu ve Cizreli olduğunu bilmekteyim. Cudi mahallesi Vestel sokakta bulunan barikatlarda keleş silahlı olarak beklerken görmekteydim. Ayrıca Cudi mahallesinde güvenlik güçleri ile çatışmalara girmişti.' şeklinde beyanda bulunduğu, [R.nin] Yasemin Çıkmaz hakkında 'Fotoğraftaki şahsın adını bilmiyorum. YDG-H mensuplarından çok aktif bir şahıs keleş silahlı olarak Cudi mahallesinde bulunan barikat ve hendeklerde nöbet tutar, silahlı faaliyet bulunurdu, polis ve askerle çatışmaya girer' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli tanık Güvercin'in Yasemin Çıkmaz hakkında 'Fotoğraftaki şahsın ismini bilmiyorum. Cudi mahallesi Bostancı sokak önünde yanında bulunan YDG-H'lı şahıslar ile birlikte keleş silahlı olarak araçların yolunu kesip, kontak anahtarlarını aldığını gördüm, üzerinde telsiz ve keleş silah taşırdı.' şeklinde beyanda bulunduğu,Gizli tanık Gümüş'ün Yasemin Çıkmaz hakkında 'Şahsın ismini ve kod adını bilmiyorum. Kendisini Nur mahallesinde YPS içerisinde keleş silahlı olarak faaliyet yürütürken görmekte idim. Ayrıca güvenlik güçleri ile Nur mahallesinde girdiği çatışmalarda öldürüldüğünü biliyorum' şeklinde beyanda bulunduğu,Cudi mahallesi Reyhan sokak no:26 Cizre/Şırnak adresinde yapılan aramada ele geçen ve içerisinde terör örgütü mensuplarının kimlik, eğitim, kod adı, adres bilgilerinin yazılı bulunduğu defterde Yasemin Çıkmaz'a ait bilgilerin de ele geçtiği,Terör örgütü PKK ile bağlantılı olan ve ölen terör örgütü mensuplarının sözde 'şehit' olarak belirtildiği 'Cizira Botan Şehitleri' ve 'Şehit Çawreş Botan' isimli facebook gruplarında Yasemin Çıkmaz'dan şehit olarak söz edildiği,Yasemin Çıkmaz'ın ele geçtiği ikamette yapılan aramada terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen on bir şahsa ait cesedin daha bulunduğu, ikamette terör örgütü mensuplarınca kullanılan çok sayıda kalaşnikov silahlar ve şarjörleri, kalaşnikov mermileri ve kovanları ele geçtiği anlaşılmıştır.Ölen Yasemin Çıkmaz'a ait cesedin terör örgütü mensuplarınca kullanılan evde yanında kalaşnikov silah ve mermiler bulunduğu halde ele geçmiş olması, ikamet içerisinde terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen ve yanlarında kalaşnikov silah ve fişekler ele geçen başka şahıslara ait cesetlerin ele geçmiş bulunması, Yasemin Çıkmaz'ın terör örgütü üyesi olarak faaliyetlerde bulunduğuna dair yedi farklı kişinin birbiri ile uyumlu beyanlarının bulunması, örgüte müzahir sitelerde Yasemin Çıkmaz'dan sözde 'şehit olarak' söz edilmiş olması ve tüm dosya kapsamına göre; ölen Yasemin Çıkmaz'ın terör örgütü PKK üyesi olduğu, Cizre ilçesinde terör örgütü PKK'nın amaçları doğrultusunda ilan edilen sözde öz yönetim kapsamında Cudi mahallesinde silahlı faaliyet gösterdiği değerlendirilmiştir. Yasemin Çıkmaz'ın sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde güvenlik güçleri tarafından başlatılan operasyonda diğer terör örgütü üyeleri ile birlikte güvenlik güçleri ile yapılan çatışmalara katıldığı, Yasemin Çıkmaz'ın güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet gösterdiği esnada meşru müdafaa hakkı kapsamında güvenlik güçlerince öldürüldüğü değerlendirilmiştir. Güvenlik güçlerinin Cizre ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı esnasında terör örgütü üyeleri tarafından mahallelere güvenlik güçlerinin girmesinin engellenmesi amacıyla kurulan hendek ve barikatların ortadan kaldırılması, yine örgüt mensupları tarafından güvenlik güçlerinin şehit edilmesi ve yaralanması amacıyla hazırlanan patlayıcıların imha edilmesi, örgüt mensuplarının yakalanması, etkisiz hale getirilmesi, ilçede kamu düzeninin ve güvenliğin sağlanması, kişilerin anayasada düzenlenen hak ve hürriyetlerinin korunması şeklindeki amaçlarla ilçede görev yaptıkları anlaşılmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda operasyon gerçekleştiren güvenlik güçlerine uzun namlulu silahlarla, roket atarlarla, el yapımı patlayıcı ve mayınlarla saldırılar gerçekleştirilmiş olup, bu saldırılarda çok sayıda polis ve asker şehit olmuş, bunun yanı sıra terör örgütünün silahlı saldırıları esnasında çok sayıda sivil vatandaş da yaralanmış ve vefat etmiştir. Yasemin Çıkmaz'ın ele geçtiği evde arama yapıldığı esnada da terör örgütü mensuplarınca güvenlik güçlerine yönelik saldırıların devam ettiği dosyadaki kolluk tutanaklarından anlaşılmıştır. Güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen operasyon esnasında öldürüldüğü değerlendirilen Yasemin Çıkmaz'ın ölümünde güvenlik güçlerinin yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda almış oldukları operasyon emrini yerine getirmek için örgüt mensuplarının silahlı ve bombalı eylemlerde bulundukları mahallelerde bulunuyor olmaları sebebiyle yetkili bir merciden almış oldukları hukuka uygun bir emri yerine getirdikleri, bu emrin yerine getirilmesi esnasında kendilerine, diğer güvenlik güçlerine ve sivil halka örgüt mensuplarınca yöneltilen, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıları o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde def etme zorunluluğunda bulundukları, yani meşru müdafaa hakkı kapsamında hareket ettikleri değerlendirilmiş, meşru müdafaa sınırının aşıldığına dair herhangi bir delil elde edilememiştir. Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde düzenlenen ve bir hukuka uygunluk sebebi olan meşru müdafaa halinde bulunan kişilere ceza verilmeyeceği düzenlenmiştir. Buna göre terör örgütü üyesi olan ve güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet yürüttüğü dosyadaki delil durumundan anlaşılan Yasemin Çıkmaz'a yönelik fiilde meşru müdafaa şartlarının oluştuğu, olayda hukuka uygunluk sebebi bulunduğu, bu sebeple eylemi gerçekleştiren kişiye ceza verilemeyeceği anlaşılmıştır.Her ne kadar Yasemin Çıkmaz'ın ölümü olayı ile ilgili olarak soruşturma yürütülmüş ise de;Olayda hukuka uygunluk sebeplerinin mevcut olduğu anlaşıldığından kamu adına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA ......" Başvurucu vekili tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edilmiştir. 11/1/2017 tarihli itiraz dilekçesinde dile getirilen hususlar özetle şöyledir:i. AİHM, terörle mücadele kapsamında düzenlenen bir operasyon sırasında devletlere sivillerin hayatına gelecek zararı engelleme ya da en aza indirecek şekilde operasyonu planlama ve düzenleme yükümlülüğü yüklemiştir. Devlet tarafından alınan mutlak zorunlu ve orantılı tedbirler için normalden daha sert ve zorlayıcı bir gereklilik testi uygulanmalıdır. Sokağa çıkma yasağı uygulanan il ve ilçelerde yasakların başladığı tarihten beri bu tedbirlerin hiçbiri alınmamıştır Başvurucuların yakınları ilçede hayatını kaybeden yüzlerce sivil gibi güvenlik güçlerinin açtığı ateş ile ağır yaralanmış, sonrasında bu kişilerin yaşam hakkı ve fiziksel bütünlüklerinin korumaya alınması talebi de görmezden gelinerek bu kişiler öldürülmüştür. Onlarca başka insan da güvenlik güçleri tarafından sağlık yardımı götürülmesine izin verilmediği için hayatını kaybetmiştir.ii. AİHM, terörle mücadele kapsamında düzenlenen bir operasyonda operasyonun planlanması ve kontrolü gibi konuların detaylı şekilde incelenmesi ve kullanılan gücün mutlak zorunlu ve orantılı olduğu konusunda sert bir gereklilik testi uygulanmasını öngörmektedir.iii. Cenazeler ve silahlar olay yerinde fotoğraflanmamış ve olay yerinde bulunduğu iddia edilen silahlar üzerinde parmak izlerinin olup olmadığının belirlenmesi için inceleme yapılmamıştır. Cenazenin molozların arasında bulunduğu ifade edilmiş ancak vücudun yanmasına neden olabilecek etken madde veya bulgu çalışması yapılmamıştır. Kimyasal madde kullanımına bağlı olarak yanma iddialarına ilişkin herhangi bir araştırma veya vücudun yanmasına neden olacak ısı etkisi için bir araştırma yapılmamıştır.iv. Yasemin Çıkmaz ile birlikte yaralı olarak bekleyen ve sağlık yardımı talep eden onlarca kişinin yeri bilinmesine karşılık bu kişilere sağlık yardımı yapılmamış ve bu kişiler bulundukları binanın bodrum katında yakılarak öldürülmüşlerdir. Maktulün durumu hem kendisi hem yakınları hem de milletvekilleri tarafından 112 ve 155 yardım hatlarına bildirilmesine karşılık maktulün yaşam hakkının korunmasına yönelik bir tedbir alınmamıştır. Bilakis maktulün bulunduğu bodrum katı bombalanmaya devam edilmiştir. Sivillerin rastgele bombalanması Sözleşme, uluslararası insani hukuk kuralları ve silahlı çatışmalarda güç kullanımını düzenleyen uluslararası antlaşma kuralları ile bağdaşır bir durum değildir.v. AİHM ilkeleri dikkate alındığında Yasemin Çıkmaz'ın ölümü ile ilgili yürütülen soruşturmada önemli eksiklikler bulunmaktadır. Arama ve olay yeri inceleme işlemleri savcı bulunmaksızın bizzat ölüm olayının şüphelisi olması gereken güvenlik güçleri tarafından yapılmıştır. Bu durum soruşturmanın tarafsız ve bağımsız bir organ tarafından yürütülmediğini göstermektedir. vi. Savcılık ve Emniyet Müdürlüğü arasındaki yazışmalardan operasyonun askerî yetkililer tarafından yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Maktulün cenazesinin bulunduğu bina askerî harita üzerinde C-3185 olarak kodlanmasına karşılık soruşturma dosyasında operasyona katılan askerlerin sayısı, operasyon sırasında durdukları yerler, kimlikleri, kullandıkları silahlar vb. hiçbir detay yer almamaktadır. Soruşturmanın hiçbir yerinde operasyona katılan askerî unsurlardan bahsedilmemektedir. vii. Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan tutanağa göre bodrum katı üzerine binanın çökmesi nedeniyle içine girilememiş ve burada arama yapılamamıştır. Arama yapılamaması maktul ve diğer kişilerin nasıl öldüklerine dair önemli delillerin toplanamamış olması anlamına gelmektedir. İçine girilemediği iddia edilen binadan silah, mermi ve kovan elde edilmiş ancak bu materyaller üzerinde kriminal inceleme yaptırılmamıştır. viii. Cenazesinin Adli Tıp Kurumuna sevkinin ardından maktulün kıyafetlerinin kaybolduğu anlaşılmaktadır.ix. Çatışmanın meydana geldiği bölgede hemen her köşede MOBESE veya dükkânların kameraları bulunmaktadır. Çatışma bölgesinde kamerası bulunan tank ve panzerler dolaşmaktadır. Buna karşılık olaya ilişkin kamera kaydı bulunamamıştır.x. Soruşturma kapsamında hiçbir tanığın veya operasyona katılan güvenlik görevlilerinin beyanı alınmamıştır. Bu durum, soruşturmanın başında güvenlik görevlilerinin bir sorumluluğu bulunmadığına yönelik bir ön kabul olduğu anlamına gelmektedir.xi. Soruşturmada, ölenin yakınlarının beyanı alınmamış; yalnızca babası Abdullah Çıkmaz'ın cenazeyi teşhis ettiği sırada ifadesi alınmıştır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararına yapılan itiraz Cizre Sulh Ceza Hâkimliğinin 12/1/2017 tarihli ve 2017/737 İş sayılı kararıyla reddedilmiştir. Ret kararının gerekçesinde yalnızca kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu belirtilmiştir. İtirazın reddi kararı başvurucu vekiline 18/1/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Yasemin Çıkmaz'ın ölümü nedeniyle hak ihlali iddialarını içeren bireysel başvuru 16/2/2017 tarihinde yapılmıştır. Asya Yüksel'in Ölümüyle İlgili Olarak Yürütülen Ceza Soruşturması Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca Cudi Mahallesi C-3185 numaralı binada arama ve elkoyma işlemleri yapılmasına dair verilen karar, Cizre Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen 9/2/2016 tarihli arama ve elkoyma işlemlerine dair tutanak ve olay yeri inceleme raporu ile Cizre Sulh Ceza Hâkimliğinin 10/2/2016 tarihli elkoyma kararına yukarıdaki paragraflarda yer verilmiştir (bkz. §§ 68-72, 93, 94 ). Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen karar uyarınca yapılan aramalarda bulunan cesetler ile ilgili olarak aynı tarihte ayrı ayrı soruşturma başlatılmıştır. 2016/587 sayılı soruşturma kapsamında C-3185 numaralı bina yakınlarında bulunan ve kimliği bilinmeyen (5) numaralı kadın cesedi üzerinde ölü muayene işlemi yapılmıştır. Bu işlem sonucunda düzenlenen Adli Ölü Muayene Tutanağı'nda yer alan bilgi ve bulgular şöyledir:i. Ölü muayene işlemine Cumhuriyet savcısı ile birlikte bir pratisyen hekim, otopsi yardımcısı, fotoğraf ve video çekimleri için de iki Olay Yeri İnceleme görevlisi katılmıştır.ii.1,55 boylarında 55-60 kg ağırlığında, kahverengi gözlü, kahverengi saçlı bir kadına ait olan cesedin üzerinde kırmızı renkli yanık bir hırka, siyah içlik, siyah pantolon, sağ ayağında kahverengi bir bot ve her iki ayağında desenli çorap olduğu görülmüştür. Cesedin parmaklarında yüzükler olduğu görülmüş ancak bu yüzükler çıkartılamamıştır. Cesedin üzerinden çıkan tespih, el feneri, ilaç ve bir miktar para gibi kişisel eşyalar ile birlikte bileğinde bulunan sarı, kırmızı, yeşil renkli, üzerinde "Justice 4 Rojbin Sakine Leyla" yazılı bileklik Olay Yeri İnceleme görevlilerine teslim edilmiştir.iii. Kafatası kemiklerinin sağlam olduğu, burun kökünden sol göz çukuruna kadar uzanacak şekilde bir kemik kırığı bulunduğu ve sol gözde doku harabiyetinin mevcut olduğu, sol zigomatik kemiğin ve her iki taraftan alt çenenin kırık olduğu görülmüştür. Boyunda ve yüzde yanık izleri bulunduğu izlenmiştir.iv. Sırtın tümünü kaplayacak şekilde parçalı kemik kırığına ve doku harabiyetine yol açan kenarları düzensiz, 30x30 cm ebatlarında bir defekt alanı bulunduğu görülmüştür. Sırtın tamamının kanla kaplı olduğu izlenmiş, ayrıca bel bölgesinde kemik kırığına yol açan 20x20 cm ebatlarında, düzensiz kenarlı bir defekt alanının daha mevcut olduğu tespit edilmiştir. Sağ göğüs bölgesinin tamamen, sol göğüs bölgesinin büyük oranda yanmış olduğu, sağ göğsün 5 cm üzerinde kas dokuya kadar uzanan kenarları düzensiz bir kesi alanı bulunduğu görülmüştür. Sağ omuz başının koptuğu, sağ kolun bedene bir doku parçasıyla bağlı olduğu izlenmiştir. Koltuk altından pelvise kadar uzanan hatta çeşitli ebatlarda, içinde yağ, kas ve kemik dokusu görünen parçalı kemik kırıklı 30x10 cm ebatlarında bir defekt alanı ve bunun etrafında yoğun şekilde yanık alanlarının mevcut olduğu, karın bölgesinin yanmış olduğu görülmüştür.v. Sol uyluk iç kısımda 10x5 cm çapında derin bir kesi, sol patellada kırık, sol ayak bileği etrafında yoğun yanık izlerinin mevcut olduğu, sol ayak bileğinde suda kalma nedeniyle oluştuğu düşünülen buruşukluk bulunduğu görülmüştür. Sağ dizde iç bölgede yanık alanı, sağ baldırda ortada 5x5 cm çapında düzensiz derin kesi alanı, sağ ve sol baldır arka kısmında yanık alanları, gluteal bölgede derin kesi alanları ve doku kayıplarının mevcut olduğu izlenmiştir. Sağ bacak alt bölümün 1/3'lük kısmında 8x3 cm çapında kas dokuya kadar uzanan bir kesi, sol baldır iç kısımda 10x5 cm ebatlarında etrafı düzensiz bir kesi olduğu görülmüştür. Sağ omzun ve sağ klavikulanın kırık olduğu tespit edilmiştir. Sağ kolun gövdeye bir deri parçasıyla bağlı olduğu ve bu bölgede muhtelif çap ve ebatlarda derin kesi alanlarının bulunduğu saptanmıştır. Sağ omuz ve kolun iç kısmının parçalanmış ve kas dokularının dışarıya çıkmış olduğu izlenmiştir. Sağ humerusun kırık olduğu, sağ el ve parmakların yanmış olduğu, sol klavikula bölgesinde omza yakın yaklaşık 5x5 cm çapında derin bir kesi bulunduğu, sol kol ve ön kolda, ayrıca parmaklarda yanık alanları olduğu, sol omzun arkasında yaklaşık 15 cm uzunluğunda, kenarları düzensiz bir kesinin mevcut olduğu görülmüştür.vi. Tespit edilen bulgulara göre kesin ölüm sebebi tayin edilemediğinden cesedin Şanlıurfa Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verilerek ölü muayene işlemine son verilmiştir.188 Olay Yeri İnceleme görevlileri tarafından ölü muayene işleminin ardından 634 sayılı olay yeri inceleme raporu düzenlenmiştir. Bu raporda; cesedin çeşitli açılardan ayrıntılı olarak fotoğraflarının çekildiği ve kamera kaydının alındığı, Cumhuriyet savcısının huzurunda cesedin el svaplarının alındığı, cesedin el ve parmaklarında yanma ve büzüşme olduğundan on parmak basım izlerinin alınamadığı belirtilmiştir. Raporda ayrıca ceset üzerinden çıkan kıyafetlerin kurutularak ayrı ayrı paketlendiği, ayrıntılı tanımlamaları ve nerede incelenmesi gerektiği raporun bulgu sayfasında belirtilen kıyafetler ile bulguların Cumhuriyet savcısının talimatları doğrultusunda değerlendirilmek üzere Cizre TEM Büro Amirliği görevlisine teslim edildiği ifade edilmiştir. 10/2/2016 tarihinde Şanlıurfa Devlet Hastanesinde ceset üzerinde klasik otopsi yapılmıştır. Otopsi işlemine Cumhuriyet savcısı, üç adli tıp uzmanı, otopsi yardımcıları, fotoğraf ve kamera görüntülerini tespit etmek üzere teknik bilirkişiler iştirak etmiştir. Ceset otopsi işleminden önce skopi odasına alınarak tüm vücut taraması yapılmıştır. Kafa, gövde ve ekstremitelerde yaygın, düzensiz şekilli, küçük çaplı şarapnel parçası ile uyumlu görünen metalik imajlar ve sol göğüs boşluğunda bir adet ateşli silah mermi çekirdeği ile uyumlu metalik imaj izlenmiştir. Cesedin her iki avuç içi ve el parmak iç yüzleri yanmış olduğundan parmak izleri alınamamıştır. 10/2/2016 tarihli Otopsi Tutanağı'nda belirtilen diğer haricî bulgular şöyledir: i. Çıplak hâldeki cesedin sol el dördüncü parmağında bir adet yüzük ve sağ el dördüncü parmağında beş adet renkli halka olduğu görülmüştür.ii. Cesedin 163 cm boyunda, 65-70 kg ağırlığında, 20-25 yaşlarında, uçları kısmen yanmış uzun kahverengi saçlı, buğday tenli, normal yapıda, göz rengi tefrik edilemeyen bir kadın olduğu görülmüştür.iii. Cesette ölü katılığının ekstremitelerde devam ettiği görülmüş, geniş yanık nedeniyle ölü lekeleri tefrik edilememiştir. iv. Cesedin vücudunda yoğun olarak çamur ve kan bulaşığı olduğu, temizlendiğinde gövde ön ve yan yüzlerde, boyun ön kısımda, omuzlarda, kol dış yanlarda, pubik bölgede, her iki alt ekstremite ön yüzlerde ve sırtta yamalar şeklinde yer yer geniş çaplara ulaşan ve yer yer karbonize olmuş ve derece yanık alanları olduğu, göğüs ön yüzde yanık alanları içinde yer yer derin olmayan geniş yırtıklar olduğu,v. Sol kulak altında 2x2 cm'lik, sol arka aksiller bölgede 6x4 cm'lik, göğüs sol yanda 4x5 cm'lik, sağ uyluk iç yan üstte 3x2,5 cm'lik, sol lomberde 3x4 cm'lik, sol kol dış yanda 1x1 cm'lik, sağ kol dış yanda 1x1 cm'lik sağ tibia ön yüz altta 7x2 cm'lik, sol uyluk iç yan ortada 6x4 cm'lik düzensiz kenarlı ve derin dokulara ilerleyen, etrafında atış artığı izlenmeyen muhtemel ateşli silah ürünü (şarapnel parçası/yabancı cisim/mermi çekirdeği) giriş/çıkış yaraları olduğu,vi. Sırtta interskapular bölge ve enseyi içine alan 30x40 cm'lik alanda geniş yumuşak doku defekti ve bu alanda çok parçalı açık kemik kırıkları olduğu, sağ lomber bölgede ve sağ gluteal bölgede 20x20 cm'lik geniş yumuşak doku defekti bulunduğu ve bu defekt alanından batın iç organlarının kısmen çıkmış olduğu, her iki omuz eklemi ve kol kemiklerinde açık kırıklar olduğu görülmüştür. Ayrıca kafada sol temporal bölgede 0,5 cm çapında, etrafında atış artığı ya da is lekesi izlenmeyen, çevresinde vurma halkası olan ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliği olduğu, burun sırtında 6x4 cm'lik düzensiz kenarlı, etrafında toprak bulaşığı ve yanık alanları bulunan ateşli silah mermi çekirdeği çıkış deliği olduğu görülmüştür.vii. Ceset üzerinde tarif edilen bulgular dışında kesici delici alet yarasına, telem veya boğma izine rastlanmamış ve haricî muayeneye son verilmiştir.Otopsi işleminde tespit edilen bulgular şöyledir:"BAŞ AÇILDI : Saçlı deri kaldırıldı. Saçlı deri altında sol temporal bölgede 2x1 cmlik hematom ile sol temporal kemikte 15 cmlik kaideye uzanan lineer ayrıklı kırık hattı olduğu görüldü. Sağ temporal adale grubunda özellik izlenmedi. Sol temporal bölgede cilt altında 1 adet 0,5x0,5 cm boyutlarında şarapnel parçası elde edildi. Kafa boşluğu açıldı. Beyin-beyincik 1385 gram tartıldı, haricen ve kesitlerinde yaygın SAK ile sol hemisferde trase boyunca geniş laserasyon izlendi.Haricen 1 no ile tarif edilen yara altında yumuşak dokuda veya kemik yüzeyinde atış artığı ya da is lekesi izlenmedi. Sol temporal bölgede kemiğin ASMÇ geçişine bağlı içe kakma şeklinde kırılmış olduğu görüldü. Kafa kaide kemiklerinin incelenmesinde; Sol tarafta ön ve orta fossalarda parçalı kırıklar olduğu görüldü.TRASE: Haricen 1 no ile tarif edilen yaradan kafatasına giren ASMÇ'nin arkadan öne, soldan sağa ve hafif yukarıdan aşağıya seyirle kafatası kubbe ve kaide kemiklerinde kırık ile beyin dokuda kanama ve harabiyet oluşturarak haricen 2 no ile tarif edilen bölgeden kafatasını terk ettiği düşünüldü.BOYUN ORGANLARININ İNCELENMESİNDE: Boyun cit altı ve yumuşak dokularda haricen tarif edilen yaralar altında hafif hematom izlendi. Larinks yapıları, boyun damar, sinir yapıları doğal izlendi, Trakea içerisinde sıvama tarzında kanlı sıvı olduğu, karina düzeyinde ve ana bronşlarda küçük laserasyonlar olduğu özefagus lümeninin hafif kanla sıvalı olduğu, bu alanda özefagus etrafında ekimoz olduğu görüldü. Hyoid kemik, troid kıkırdak sağlam bulundu. C5-C7 omurga korpuslarında yoğun harabiyet olduğu görüldü.GÖĞÜS AÇILDI : Göğüs derisi kaldırıldı, cilt altında haricen tarif edilen yaralar altında hematom izlendi. Sağ taraf 2- kotlarda ve sol taraf 2-10 kotlarda paravebtebral parçalı ayrılık çoklu kırıklar olduğu, ayrıca T1-T7 omurga korpuslarında yoğun harabiyet olduğu görüldü.Sternal kapak kaldırıldı. Her iki göğüs boşluğunda 150 er ml civarında çürüme sıvısıyla karışık kan birikimi olduğu görüldü. Perikardın sağ yanda 3x3 cmlik alanda tam kat rüptüre olduğu görüldü. Sağ akciğer 250 gram, sol akciğer 220 gram tartıldı. Her iki akciğer yüzey ve kesitlerinde tüm loblarda ateşli silah ürünü (şarapnel parçası yabancı cisim/mermi çekirdeği) geçişine bağlı geniş lasere alanlar izlendi.Sol akciğer lobları arasında | adet 2x0,5 cmlik hatif deforme ve gömlekli, üzerinde yiv ve set izleri olan mermi çekirdeği elde edildi. Elde edilen bu mermi çekirdeğine ait giriş deliğinin sırtta interskapular bölgede tarif edilen geniş yumuşak doku defekti ile çok parçalı açık kemik kırıkları bulunan alanda olduğu düşünüldü.TRASE: Haricen sırtta interskapular bölgede geniş yumuşak doku defekti ve çoklu parçalı açık kemik kırıkları bulunduğu tarif edilen bölgeden vücuda giren ASMÇ'nin arkadan öne, yatay seyirle boyun ve göğüs omurlarında kırık ile akciğerde harabiyet oluşturarak sol akciğer lobları arasında sonlandığı düşünüldü.Kalp 260 gram tartıldı, yüzey ve kesitlerinde doğal olduğu görüldü. Sol ventrikül duvar kalnlığı 1 cm, sağ ventrikül duvar kalınlığı 0,3 cm olarak ölçüldü.BATIN AÇILDI : Batın içerisinde 200 ml civarında hafif çürüme sıvısıyla karışık serohemorajik sıvı birikimine rastlandı. Batın organlarının normal anatomik lokalizasyonda olduğu görüldü. Karaciğer 975 gram tarlıldı, yüzey ve kesitlerinde özellik izlenmedi. Böbrekler yerinde olup. sağ böbrek 130 gram, sol böbrek 145 gram tartıldı, yüzey ve kesitlerinde hafif solukluk dışında özellik görülmedi. Dalak 170 gram tartıldı, yüzey ve kesitlerinde 3x1 cmlik laserasyon izlendi. Mesane boş bulundu. Bağırsaklar soluk bulundu. Diğer batın içi organlarda özellik izlenmedi. Açılan yerler usulüne uygun şekilde kapatıldı.Otopsi işlemine son verildi.Cesetten otopsi işlemi esnasında gerektiğinde DNA analizinde kullanılmak üzere 3 adet diş ile sternum parçası, toksikolojik analiz için iç organ (karaciğer. böbrek, kas dokusu) örnekleri alındı." Otopsi Tutanağı'nın sonuç bölümünde cesetten elde edilen bir adet şarapnel parçası, bir adet mermi çekirdeği ve DNA analizinde kullanılmak üzere alınan örneklerin Olay Yeri İnceleme görevlisine teslim edildiği belirtilmektedir. Sonuç bölümünde ifade edilen kanaatler ise şöyledir:"1- Kişinin ateşli silah mermi çekirdeği ile çoklu ateşli silah ürünü (şarapnel parçası/ yabancı cisim) yaralanmasına bağlı ekstremite, kaburga ve kafatası kubbe-kaide kemik kırıkları ile birlikte beyin zarı kanaması, beyin harabiyeti ve iç organ hasarından gelişen iç ve dış kanama sonucu öldüğü,2- Kişinin vücudunda iki adet ASMÇ ile çok sayıda ateşli silah ürünü (şarapnel parçası/yabancı cisim) parçası isabet etmiş olup, ASMÇ yaralanmaları ile gövdede tarif edilen ateşli silah ürünü (şarapnel parçası/yabancı cisim) yaraları müstakilen ve müştereken öldürücü nitelikte olduğu,3- Cilt-cilt altı bulgularına göre kafada tarif edilen ASMÇ yaralanması uzak atış niteliğindedir. sol akciğer lobları arasında tespit edilen ASMÇ'ye ait giriş deliği (geniş doku defekti nedeniyle) tespit edilemediğinden buna ait atış mesafesi tayininin yapılamadığı,4- Cesetten otopsi işlemi esnasında 1 adet şarapnel parçası ilc 1 adet ASMÇ elde edildiği.5- Cesetten alınan iç organ (karaciğer, böbrek, kas dokusu) örneklerinin alkol, uyutucu-uyarıcı ve sistematik toksikolojik analiz için Adli Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığı'na gönderilmesinin uygun olduğu kanaatindeyim. Dedi." Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, ölüm olayıyla ilgili gerekli araştırmanın yapılması için 24/2/2016 tarihinde Cizre Emniyet Müdürlüğüne hitaben bir müzekkere düzenlemiştir. Bu müzekkerede aşağıdaki hususlar istenilmiştir:i. Şahsın öldüğü yerin tespit edilerek gerekli olay yeri inceleme işlemlerinin yapılması, delil olabilecek eşyanın muhafaza altına alınarak inceleme için Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne gönderilmesi,ii. Maktule ateş edilen yer belirlenerek olayın meydana geldiği yerdeki kamuya ve özel kişilere ait tüm kamera kayıtlarının tespit edilmesi, iii. Olayla ilgisi bulunan kişilerin tespit edilmesi, söz konusu kişilerin tanık sıfatıyla beyanlarının alınması, iv. Olay faillerinin belirlenmesi amacıyla araştırma yapılması, faillerin tespit edilmesi durumunda Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmeleri,v. Olay yerinden elde edilecek deliller ile cesetten elde edilen deliller üzerinde gerekli kriminal incelemelerin yapılabilmesi amacıyla gerekli yazışmaların yapılması,vi. Ölenin kimliği belirlenemediğinden Cizre genelinde araştırma yapılarak şahsın kimliğinin tespit edilmeye çalışılması. Kimliği belirsiz ceset 4/3/2016 tarihinde A.E. tarafından kızı E.ye benzetilerek teşhis edilmiş ve A.E. tarafından teslim alınmıştır. Buna karşılık Şanlıurfa Sulh Ceza Mahkemesi 17/2/2016 tarihinde otopsi sırasında DNA analizi amacıyla kimliği belirsiz cesetten alınan örnekler üzerinde İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca moleküler genetik inceleme yapılmasına karar vermiştir. 21/3/2016 tarihinde Emine Ürün adlı bir kişi Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak kızı Asya Yüksel'in Cizre'de meydana gelen olaylarda ölmüş olabileceğini düşündüğünü, kızının bulunması için kan örneği vermek isteğini beyan etmiştir. İstanbul Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi, cesetten alınan örnekler ile Emine Ürün'den alınan kan örneğinden elde edilen DNA'ların karşılaştırılması sonucu 30/3/2016 tarihinde bir rapor düzenlemiş ve Emine Ürün'ün %99 ihtimalle ölen kişinin biyolojik annesi olabileceğini belirtmiştir. Böylece cesedin kimliği Asya Yüksel olarak belirlenmiştir. Adli Tıp Kurumu Kimya İhtisas Dairesi cesetten alınan iç organ ve doku örnekleri üzerinde yaptığı inceleme sonucunda düzenlediği 29/3/2016 tarihli raporunda, incelenen örneklerde sistematiklerindeki maddelerin bulunmadığını bildirmiştir. Emine Ürün'ün Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca 11/5/2016 tarihinde müşteki sıfatıyla alınan beyanı şöyledir:" ...Ben Türkçe bilmediğimden ifademi Kürtçe olarak tercüman eşliğinde ve avukatım huzurunda vermek istiyorum, halen belirttiğim adreste ikamet ederim, ben daha önce Cumhuriyet Başsavcılığı'nıza kızım Asya Yüksel'in kaybolması ve Cizre de bulunan cesetler arasında olup olmadığının tespiti için kan vermiştim, şimdi verdiğim kan örneklerinin cesetlerden biriyle uyuştuğunu öğrendim, kızım Asya Yüksel'in nüfus cüzdanındaki bilgileri tam olarak bilmemekle birlikte baba adı Abdülkerim ÜRÜN anne adı Emine ÜRÜN'dür doğum yeri Uludere'dir, doğum tarihini, kimlik numarasını ve diğer kimlik bilgilerini bilmiyorum, kızımın kimliği bende değildir, kimliğin nerede olduğunu bilmiyorum, ben de kızımın kimlik bilgilerini taşıyan herhangi bir belge bulunmamaktadır. Kızım Asya Yüksel yasak süresince kayıptı, hatırlamadığım bir tarihten kızımdan haber alamamaktayım, ben sokağa çıkma yasağı süresince Uludere'ye bağlı kürtçe ismi Kulovo Köyü'nde idim, kızım Asya Yüksel Cizre'deydi, kendisi HDP üyesiydi ve parti içerisinde görev almaktaydı ancak bu süre içerisinde Cizre içerisinde ne yaptığını tam olarak bilmiyorum, ben [A.E.] isimli bir kişiyi tanımam bu kişinin kızıma ait cesedi [E.] olarak teşhis edip cesedi [E.] olarak teslim aldığını şimdi öğrendim, ben [E.] isimli bir kişiyi de tanımıyorum, kızımın cesedine ilişkin olarak defin ruhsatının ve DNA eşleşme raporunun tarafıma verilmesini talep ediyorum, ben kızımın ölümüyle ilgili olarak fail ya da faillerden şikayetçiyim cezalandırılmalarını talep ediyorum, dedi.VEKİL AVUKAT SERTAÇ ÖSKAN'DAN SORULDU: Beyanlara karşı bir diyeceğimiz yoktur, müşteki beyanlarında belirttiği gibi olay fail ya da failleriyle ilgili yasal bütün araştırmaların yapılarak haklarında iddianame hazırlanıp dava açılmasını ve cezalandırılmalarını talep ederiz, dedi...." Cizre Emniyet Müdürlüğü Başsavcılığın yazısına verdiği 20/7/2016 tarihli cevabında; askerî haritada C-3185 olarak belirtilen olayın gerçekleştiği adresin Cudi Mahallesi Niran Sokak No: 7 olduğunu, olayla ilgili kamera görüntüsü ve tanık tespit edilemediğini ve bu nedenle faillerin belirlenemediğini belirtmiş, bu konuda düzenlenen adres ve fail araştırmasına dair tutanakları yazısının ekinde göndermiştir. Yazı ekinde yer alan belgelerden ölü muayenesi sırasında Asya Yüksel'in cesedinin üzerinden çıkan elbiseler ile alınan el svaplarının 26/2/2016 tarihinde, üzerilerinde kriminal inceleme yapılması talebiyle Cizre Emniyet Müdürlüğü tarafından Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne gönderildiği anlaşılmıştır. Bu cevap yazısının ekinde yer alan Emniyet Müdürlüğünün 6/9/2015 tarihli "PKK/KCK faaliyetleri" konulu yazısında; Mehmet Tunç ve Asya Yüksel'in Cizre Özerklik Halk Meclisi eş başkanı sıfatıyla Nur ve Cudi Mahallelerinde bazı evleri ziyaret ederek güvenlik güçlerinin birkaç gün içinde mahallelere girerek operasyon yapacağını, bu durumun özerklik ilanının ihlali olduğunu ve halka, bu noktada meşru müdafaa hakkının doğacağını, silahı olmayanlara AK-47 marka silah verileceğini, operasyona karşı sokak nöbetlerine katılmalarını söylediği yönünde istihbari bilgiler bulunduğu belirtilmiştir (detaylı açıklamalar için bkz. § 132). Emniyet Müdürlüğü tarafından gönderilen yazı ekinde bulunan belgelerde Asya Yüksel'in PKK terör örgütü ile irtibatına dair şu bilgiler yer almaktadır:i. Asya Yüksel 20/3/2010 tarihinde Uludere ilçesinde düzenlenen nevruz kutlamaları sırasında PKK/KCK terör örgütü lehine sloganlar atılması ve konuşmalar yapılması nedeniyle suç ve suçluyu övmek ve bölücü örgüt propagandası yapmak suçlarından yürütülen soruşturmada firari şüpheli olarak yer almıştır.ii. Asya Yüksel Şırnak il merkezi ve ilçeleri yasa dışı demokratik kent meclisi yapılanmalarının deşifre edilmesine yönelik yürütülen Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/975 numaralı soruşturması kapsamında şüpheli olarak yer almıştır.iii. Asya Yüksel PKK/KCK terör örgütünün ilk silahlı eylem yıl dönümü olan 15/8/2015 tarihinde PKK/KCK terör örgütüne müzahir kitle tarafından yapılan kutlamalar ile birlikte ilan edilen özerklik ilanına dair Cizre Halk Meclisi eş başkanı olarak özerklik ilanı ve demokratik "öz yönetim" çalışmalarıyla ilgili olarak bir televizyon kanalına yaptığı açıklamalar nedeniyle Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/2633 numaralı soruşturma dosyası kapsamında firari şüpheli olarak yer almıştır.iv. Gizli Tanık PİRAMİT Cumhuriyet savcısı huzurunda “73 nolu fotoğraftaki şahsın ismini Asya olarak bilirim. Halk Meclisi Başkanı olarak görevliydi. Nur Mahallesi'nde bulunan Halk Meclisinde görürdüm. Şahsın öldüğünü televizyondan duydum.” şeklinde beyanda bulunmuştur. Ayrıca 23/1/2016 tarihinde Nur Mahallesi Ersin Sokak No: 19 adresinde yapılan aramada ele geçirilen dokümanın Asya Yüksel tarafından hazırlandığını, bu dokümanda bulunan listedeki kişilerin adlarının 14/12/2015 tarihinde ilan edilen sokağa çıkma yasağından bir iki hafta önce Nur Mahallesi'nde otaya çıkabilecek sorunlarla ilgilenmeleri için Asya Yüksel tarafından yazıldığını beyan etmiştir.v. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/3427 numaralı soruşturma dosyası kapsamında şüpheli olarak ifadesi alınan K.B., KJA (Kongra Jinen Azat-Özgür Kadınlar Kongresi) isimli Derneğin yasa dışı afişlerinin asılması için Asya Yüksel tarafından kendisine verildiğini beyan etmiştir. vi. 31/1/2016 tarihinde ifadesi alınan Doğan Ekici adlı şahıs "Resim 2 de bana göstermiş olduğunuz şahsı Cizre HDP ilçe eş başkanı olarak bilirim, Bu şahsın. PKK/KCK terör örgütü talimatlar doğrultusunda oluşturulan Cizre öz yönetim eş başkanıdır. Kadınların örgütlenmesinden sorumlu olduğunu biliyorum. Mahalleleri dolaşarak halkla toplantılar yaparak örgüt propagandası yaptığını biliyorum. Bu şahıs bana geçmiş dönemde örgütün dağ kadrosunda silahlı eğitim aldıktan sonra geri geldiğini söylemişti..." şeklinde beyanda bulunmuştur. Emniyet Müdürlüğünün yazısı ekinde ayrıca Asya Yüksel'in cenazesinin teşhis edilmesi, defni ve ölmeden önce yaptığı açıklamalarla ilgili bazı internet sitelerinin yayınlarının bulunduğu İnternet Tespit Tutanakları yer almıştır. Bunlardan bazılarının içerikleri şöyledir:-11/5/2016 tarihinde ozgurgundem.biz adlı sitede yayımlanan "Cizir Halk Meclisi Eşbaşkanı Yüksel'in cenazesi teşhis edildi" başlıklı haber:"Yüksel, 4 Ocak'ta gazetecilere şu değerlendirmede bulunmuştu: 'Özellikle sabah 00-00 saatleri ile öğle saatlerinde bombardıman oluyor. Bombatarlar, havanlar, toplarla mahallelerimize saldırıyorlar. Bugüne kadar kullanılmayan ağır silahları halkımıza karşı kullanıyorlar. Halk üzerinde psikolojik baskı kurarak, göç ettirmek, mahalleleri boşaltmak ve yıldırmak istiyorlar.Halkın, bu kadar yoğun saldırı ve ölümlere rağmen yüzde 60'ı mahallelerini terk etmedi. Mahallelerde güvenli yerlerde bombalardan, toplardan korunmaya çalışıyorlar. Bodrum katı varsa, oralarda kalıyor. Bir evde 4-5 aile barınmak zorunda kalıyor. Koşullarımız ağır ancak halkımız kendi evlerinde, mahallelerinde direnmekte kararlı.İlçeyi terk eden yok. Köprünün karşı tarafında Konak Mahallesi var. Aileler ağırlıklı olarak oraya yerleşti. Cizrede yaşıyorum. Özellikle belirtmek istiyorum ki; halk, mahallelerinde kalmakta kararlı. Bir yere gitmiyoruz, mahallelerimizde direniyoruz. AKP diktatörlüğüne karşı mücadele ediyoruz. Bizim mücadelemiz, Türkiye'yi demokratikleştirme mücadelesidir.Cizre'de tek bir kişi bile kalsa, mücadelesini sürdürecektir. Bundan herkes emin olsun. Tek bir kişi bile kalsak, diktatörlüğün karşısında duracağız...'" - 12/5/2016 tarihinde yayımlanan jinha.com.tr sitesindeki "Asya direnerek serhildanın sembolü oldu" başlıklı haber:"...Cenaze konvoyunun geçiş güzergâhında bulunan köylerde bulunan yurttaşlar yollara çıkarak 'Şehit namirin' ve 'Jin jiyan azadi' sloganları ile cenazeyi karşıladı. Yüzlerce araçlık konvoy halinde Uludere'ye varan Asya'nın cenazesi omuzlara alınarak ilçe merkezinde bulunan aile evine getirildi. Bu esnada Asya'nın annesi, kardeşleri ve çocukları tabuta sarılarak dakikalarca ağıt yaktı. Helallik alındıktan sonra kadınların omuzlara aldığı Asya'nın cenazesi, Özelli Mahallesi Mezarlığı'na yürüyüşle getirildi.'Beni 'se jinen azad' diyerek uğurlayın...'PKK bayrağına sarılı tabutu omuzlayan kadınlar ve yüzlerce yurttaş, 'Jin jiyan azadi', 'Biji Serok Apo', 'Şehit namirin' ve 'Asya yoldaş ölümsüzdür' sloganları eşliğinde mezarlığa doğru yürüyüşe geçti. Asya vasiyeti üzerine 'Se jinen azad' şarkısı eşliğinde son yolculuğuna uğurlandı.Mezarlıkta son bulan yürüyüşün ardından devrim ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına saygı duruşunda bulunuldu.'Onların mücadelesini aynı kararlılıkla sürdüreceğiz'Saygı duruşunun ardından konuşan HDP Uludere İlçe Başkanı Mesut Paksoy, özyönetim direnişi alanlarında yaşamını yitirenleri anarak, 'Asya yoldaş Botan'ın özyönetim direnişine öncülük ederek, kanıyla Kürt özgürlük mücadelesini yükseltmiştir. Biz de Asya'nın yoldaşları olarak bütün devrim şehitlerine söz veriyoruz ki onların mücadelesini aynı kararlılıkla sürdüreceğiz' diye belirtti..." Soruşturma dosyasındaki evraklardan ayrıca Asya Yüksel'in silahlı terör örgütüne üye olma ve devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçlarından Cizre Sulh Ceza Hâkimliğince verilen 2015/714 sayılı yakalama emri ile arandığı anlaşılmıştır. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı Asya Yüksel'in ölümü ile ilgili olarak yürüttüğü soruşturmada 29/6/2017 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyayı Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Görevsizlik kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Tüm dosya kapsamına göre; ölen Asya Yüksel'in terör örgütü PKK doğrultusunda faaliyet yürüttüğü, Cizre ilçesinde terör örgütü PKK'nın amaçları doğrultusunda ilan edilen sözde öz yönetim kapsamında Cizre Halk Meclisi Başkanı olarak mahallelerde silahlı faaliyet gösteren örgüt mensuplarına talimat verdiği, Sözde Özerklik ilanı ve demokratik özyönetim çalışmaları ile ilgili açıklama yaptığı tespit edilmiştir. Asya Yüksel'in sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde güvenlik güçleri tarafından başlatılan operasyonda diğer terör örgütü üyeleri ile birlikte güvenlik güçleri ile yapılan çatışmalara katıldığı, Asya Yüksel'in güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet gösterdiği esnada meşru müdafaa hakkı kapsamında güvenlik güçlerince öldürüldüğü, cesedinin ele geçirildiği yerde başka örgüt mensuplarının da cesedinin ele geçirildiği değerlendirilmiştir. Güvenlik güçlerinin Cizre ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı esnasında terör örgütü üyeleri tarafından mahallelere güvenlik güçlerinin girmesinin engellenmesi amacıyla kurulan hendek ve barikatların ortadan kaldırılması, yine örgüt mensupları tarafından güvenlik güçlerinin şehit edilmesi ve yaralanması amacıyla hazırlanan patlayıcıların imha edilmesi, örgüt mensuplarının yakalanması, etkisiz hale getirilmesi, ilçede kamu düzeninin ve güvenliğin sağlanması, kişilerin anayasada düzenlenen hak ve hürriyetlerinin korunması şeklindeki amaçlarla ilçede görev yaptıkları anlaşılmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda operasyon gerçekleştiren güvenlik güçlerine uzun namlulu silahlarla, roket atarlarla, el yapımı patlayıcı ve mayınlarla saldırılar gerçekleştirilmiş olup, bu saldırılarda çok sayıda polis ve asker şehit olmuş, bunun yanı sıra terör örgütünün silahlı saldırıları esnasında çok sayıda sivil vatandaş da yaralanmış ve vefat etmiştir. Güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen operasyon esnasında öldürüldüğü değerlendirilen Asya Yüksel'in ölümünde güvenlik güçlerinin yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda almış oldukları operasyon emrini yerine getirmek için örgüt mensuplarının silahlı ve bombalı eylemlerde bulundukları mahallelerde bulunuyor olmaları sebebiyle yetkili bir merciden almış oldukları hukuka uygun bir emri yerine getirdikleri, bu emrin yerine getirilmesi esnasında kendilerine, diğer güvenlik güçlerine ve sivil halka örgüt mensuplarınca yöneltilen, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıları o andahal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde def etme zorunluluğunda bulundukları, yani meşru müdafaa hakkı kapsamında hareket ettikleri değerlendirilmiş, meşru müdafaa sınırının aşıldığına dair herhangi bir delil elde edilememiştir. Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde düzenlenen ve bir hukuka uygunluk sebebi olan meşru müdafaa halinde bulunan kişilere ceza verilmeyeceği düzenlenmiştir. Buna göre terör örgütü üyesi olan ve güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet yürüttüğü dosyadaki delil durumundan anlaşılan Asya Yüksel'e yönelik fiilde meşru müdafaa şartlarının oluştuğu, olayda hukuka uygunluk sebebi bulunduğu, bu sebeple eylemi gerçekleştiren kişiye ceza verilemeyeceği anlaşılmıştır.Her ne kadar Asya Yüksel'in ölümü olayı ile ilgili olarak soruşturma yürütülmüş ise de; 5235 sayılı kanunun 21/4 maddesine göre 3713 sayılı kanun kapsamına giren suçlar sebebiyle açılan soruşturmaların suçun işlendiği yerin bağlı olduğu ilin adıyla anılan Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmesinin gerektiğinden terör örgütü üyesi olduğu yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda anlaşılan Asya Yüksel'in ölümü ile ilgili karar verme yetkisinin Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına ait olduğu anlaşılmakla;Cumhuriyet başsavcılığımızın GÖREVSİZLİĞİNE,..." Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı 2/2/2018 tarihinde Asya Yüksel'in ölümü ile ilgili yürüttüğü soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...YDG-H isimli terör örgütünün 2013 yılı içerisinde Cizre ilçesinde askeri görünümlü bir törenle Abdullah Öcalan'ın fotoğrafları ve terör örgütünün sözde bayrak ve flamalarının da bulunduğu bir alanda yüzü kapalı ve silahlı kişilerce kuruluşunun ilan edilip söz konusu örgütün kuruluş ilanının ardından ilçede bulunan Nusaybin ve İdil caddeleri üzerinde çeşitli şiddet eylemlerinin örgüt mensupları tarafından gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Ayrıca YDG-H isimli terör örgütünün YDGK-H şeklinde (Yurtsever Devrimci Genç Kadın Hareketi) adı altında bir kadın yapılanmasının da var olduğu tespit edilmiştir. YDG-H isimli örgütün kuruluş ilanını gerçekleştirdiği tarihte kendilerini sözde asayiş üyesi olarak tanıttıkları, bu kişilerin faaliyet gösterdikleri il ve ilçelerde yol kesme, kimlik kontrolü yapma gibi eylemleri gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. PKK/KCK terör örgütünün hedef ve talimatları doğrultusunda terör örgütünün nihai hedefine ulaşabilmesi amacıyla Doğu ve Güneydoğu'da bulunan başta il ve ilçeler olmak üzere bazı il ve ilçelerde 15/08/2015 tarihinde sözde özyönetim ilan ettiği, bu ilanın gerçekleştiği ilçelerden birinin de Cizre olduğu bu doğrultuda Cizre ilçesinde sözde bir Cizre Halk Meclisi oluşturulduğu bu illegal yapının devlet kurum ve kuruluşlarını tanımadığını ifade ederek örgütün hedef ve talimatları doğrultusunda ÖSB/YDG-H ( Öz Savunma Birliği) adı altında yeni bir yapılanmaya gittiği bu yapılanmanın ilçenin bazı mahallelerine (Cudi, Yafes, Sur ve Nur mahalleleri) güvenlik kuvvetlerinin girmelerini engellemek amacıyla kum çuvalları , kaya parçaları taş vb. Malzemeler kullanarak barikat ve hendek inşa ettikleri, söz konusu barikat ve hendeklere el yapımı patlayıcı ve mayınlarla tuzaklama gerçekleştirerek söz konusu mahallelerde ki yay ve araç trafiğine eğitim öğretim faaliyetlerinin sağlanmasına, sağlık emniyet ve adalet hizmetlerinin yerine getirilmesine engel oldukları görülmüştür. Terör örgütünün bu faaliyetlerine devam etmesini engellemek amacıyla Cizre ilçesinde 8 gün süren sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve söz konusu yasak süresince ilçemiz Sur, Cudi, Yafes ve Nur mahallelerinde terör örgütüne karşı operasyonlar başlatılmıştır. Söz konusu sokağa çıkma yasağının ardından terör örgütünün eylemlerini sonlandırmaması ve daha da yoğunlaştırması üzerine Şırnak Valiliği tarafından 14/12/2015 günü saat 23:00'dan itibaren geçerli olmak üzere 5442 sayılı yasanın 11/C maddesi gereği sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, sokağa çıkma yasağı süresince PKK/KCK terör örgütünün gençlik yapılanması olan ÖSB/YDG-H örgütünün mensuplarının etkisiz hale getirilmesi, yakalanması, söz konusu örgütün üyelerince ilçe genelinde açılan barikat ve hendeklerin ortadan kaldırılması ve yine örgüt mensuplarınca ilçe geneline yerleştirilen mayınlar ve patlayıcıların bertaraf edilmesi amacıyla terör örgütüne yönelik operasyonların devam ettirildiği görülmüştür. 25/12/2015 tarihinde PKK/KCK terör örgütünün mevcut konjonktüre uygun olarak şehirlerde var olan ÖSB/YDG-H mensupları ile kırsal alanda faaliyet gösteren HPG mensuplarını bir araya getiren yeni bir örgüt kurduğu, söz konusu örgütün YPS (Yekineyen Parestina Sivil / Sivil Savunma Birlikleri) adı altında faaliyete başladığı söz konusu örgütün sokağa çıkma yasağı ilan edilen Cizre ilçesinde silahlı faaliyet gösterdiği, örgütün ilan ettiği sözde özyönetim çağrısını güçlendirmek amacıyla kıra dayalı şehir eylemleri düzenleme şeklinde eylemler gerçekleştirdiği, bu doğrultuda çatışma yaşanan alanlarda kırsal alandan gelen teröristler ile YDG-H mensubu teröristlerin birlikte hareket ettikleri anlaşılmıştır.Sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde operasyonların yoğun şekilde devam ettiği 09/02/2016 tarihinde Cizre İlçesi Cudi Mahallesi Niran Sokak No:7 saylı adreste eks halde bulunan Asya Yüksel'e ait cesedin Cizre Devlet Hastanesine getirildiği;Ölen Asya Yüksel'in cesedi üzerinde ölü muayene ve otopsi işlemleri yapıldığı;Otopsi tutanağına göre; Kişinin ölümünün ateşli silah ürünü yaralanmasına bağlı ekstremite, kaburga ve kafatası kubbe - kaide kemik kırıkları ile birlikte beyin zarı kanaması, beyin harabiyeti ve iç organ hasarından gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana geldiği,Anf-ajans.com,ozgurgundem.biz, jinha.com.trisimli internet sitesinde yayınlanan haberlerde terör örgütü PKK tarafından ilan edilen sözde öz yönetim yapılanmasında Asya Yüksel'in Cizre Halk Meclisi Başkanı olarak bahsi geçtiği, Cizre'deki öz yönetim direnişinde öldüğünden söz edildiği, Asya Yüksel hakkında Cizre Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde YDG-H mensubu şahıslarına talimat verdiği, örgüt propagandası yaptığı, Halk Meclisi Başkanı olarak görev yaptığı yönünde 4 adet teşhisin olduğu, Şüpheli Asya Yüksel'in PKK terör örgütü tarafından sözde öz yönetim kapsamında Cizre Halk Meclisi Başkanı olarak sahiplenilmiş olması, Asya Yüksel hakkında teşhisler ve bu teşhislerde örgüt lehine faaliyet yürüttüğü yönünde bilgilerin bulunması birlikte dikkate alındığında maktul şüpheli Asya Yüksel'in terör örgütü PKK doğrultusunda faaliyet yürüttüğü, Cizre ilçesinde terör örgütü PKK'nın amaçları doğrultusunda ilan edilen sözde öz yönetim kapsamında Cizre Halk Meclisi Başkanı olarak mahallelerde silahlı faaliyet gösteren örgüt mensuplarına talimat verdiği, Sözde Özerklik ilanı ve demokratik özyönetim çalışmaları ile ilgili açıklama yaptığı tespit edilmiştir. Asya Yüksel'in sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde güvenlik güçleri tarafından başlatılan operasyonda diğer terör örgütü üyeleri ile birlikte güvenlik güçleri ile yapılan çatışmalara katıldığı, Asya Yüksel'in güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet gösterdiği esnada meşru müdafaa hakkı kapsamında güvenlik güçlerince öldürüldüğü, cesedinin ele geçirildiği yerde başka örgüt mensuplarının da cesedinin ele geçirildiği, Güvenlik güçlerinin Cizre ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı esnasında terör örgütü üyeleri tarafından mahallelere güvenlik güçlerinin girmesinin engellenmesi amacıyla kurulan hendek ve barikatların ortadan kaldırılması, yine örgüt mensupları tarafından güvenlik güçlerinin şehit edilmesi ve yaralanması amacıyla hazırlanan patlayıcıların imha edilmesi, örgüt mensuplarının yakalanması, etkisiz hale getirilmesi, ilçede kamu düzeninin ve güvenliğin sağlanması, kişilerin anayasada düzenlenen hak ve hürriyetlerinin korunması şeklindeki amaçlarla ilçede görev yaptıkları anlaşılmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda operasyon gerçekleştiren güvenlik güçlerine uzun namlulu silahlarla, roket atarlarla, el yapımı patlayıcı ve mayınlarla saldırılar gerçekleştirilmiş olup, bu saldırılarda çok sayıda polis ve asker şehit olmuş, bunun yanı sıra terör örgütünün silahlı saldırıları esnasında çok sayıda sivil vatandaş da yaralanmış ve vefat etmiştir. Güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen operasyon esnasında öldürüldüğü anlaşılan Asya Yüksel'in ölümünde güvenlik güçlerinin yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda almış oldukları operasyon emrini yerine getirmek için örgüt mensuplarının silahlı ve bombalı eylemlerde bulundukları mahallelerde bulunuyor olmaları sebebiyle yetkili bir merciden almış oldukları hukuka uygun bir emri yerine getirdikleri, bu emrin yerine getirilmesi esnasında kendilerine, diğer güvenlik güçlerine ve sivil halka örgüt mensuplarınca yöneltilen, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıları o andahal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde def etme zorunluluğunda bulundukları, yani meşru müdafaa hakkı kapsamında hareket ettikleri anlaşılmış, meşru müdafaa sınırının aşıldığına dair herhangi bir delil elde edilememiştir. Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde düzenlenen ve bir hukuka uygunluk sebebi olan meşru müdafaa halinde bulunan kişilere ceza verilmeyeceği düzenlenmiştir. Buna göre terör örgütü üyesi olan ve güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet yürüttüğü dosyadaki delil durumundan anlaşılan Asya Yüksel'e yönelik fiilde meşru müdafaa şartlarının oluştuğu, olayda hukuka uygunluk sebebi bulunduğu, bu sebeple eylemi gerçekleştiren kişiye ceza verilemeyeceği anlaşılmıştır.Her ne kadar maktul şüpheli hakkında üzerine atılı suç ile ilgili soruşturma yürütülmüşse de şüphelinin öldüğü, şüphelinin ölüm olayı ile ilgili olarak soruşturma yürütülmüş ise de olayda hukuka uygunluk sebeplerinin mevcut olduğu anlaşılmakla;Şüpheliler hakkında KAMU ADINA KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA..." Soruşturma dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edildiğine ilişkin bir bilgi bulunmadığı için Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığından karara itiraz edilip edilmediği konusunda bilgi istenilmiştir. Başsavcılık 8/7/2021 tarihli cevabi yazısında; kararın müştekisine 14/2/2018 tarihinde tebliğ edildiğini, dosyada itirazın bulunmadığını ve kararın kesinleştiğini bildirmiştir. Asya Yüksel'in ölümü nedeniyle yürütülen soruşturmanın tamamlanmasının ardından Anayasa Mahkemesine yapılan ayrı bir bireysel başvuru bulunmamaktadır. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı ve Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarınca Anayasa Mahkemesine Gönderilen Belgeler 9/2/2016 tarihinde C-3185 numaralı binada yapılan arama sonucunda düzenlenen raporlara yukarıdaki paragraflarda yer verilmiştir (bkz. §§ 88-92, 113, 114). 15/10/2021 tarihinde yukarıda belirtilen soruşturmaları yürüten Şırnak ve Cizre Cumhuriyet Başsavcılıklarından 2016/627 numaralı olay yeri inceleme raporunda belirtilen işlemlere ilişkin görüntülerin Anayasa Mahkemesine gönderilmesi istenilmiştir. Bu yazıya verilen 22/10/2021 tarihli cevabın ekinde arama işlemine dair video ve fotoğraflar gönderilmiştir. Bu video kayıtları ve fotoğrafların incelenmesi sonucu aşağıdaki tespitler yapılmıştır:i. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen üzerinde "2016-627 JPG 1-2, Kamera 1-2 ek Fotolar" yazılı DVD açıldığında içinde beş klasör olduğu görülmüştür. Bunlardan "2016-627-jpeg1" adlı klasör açıldığında ise içinde 206 adet fotoğraf olduğu belirlenmiştir. 9/2/2016 tarihinde saat 30 ila 30'da çekildiği anlaşılan bu fotoğraflarda Cizre Cudi Mahallesi Niran Sokak'taki C-3185 olarak numaralandırılan binanın çeşitli açılardan çekilen görüntülerinin, olay yerinde bulunan cesetlerin bulundukları hâliyle ve daha sonra bulundukları yerden çıkarıldığı hâliyle çekilen görüntülerinin, olay yerinden elde edilen silahlar, silah parçaları ve mühimmatın üzerilerinde yazılı numaralar okunacak şekildeki görüntülerinin yer aldığı görülmüştür.ii. "2016-627-jpeg2" adlı klasör açıldığında içinde 239 adet fotoğraf olduğu görülmüştür. 8/2/2016 tarihinde saat 27 ila 50'de çekildiği anlaşılan bu fotoğraflarda Niran Sokak ve C-3185 numaralı binanın çeşitli açılardan çekilmiş görüntüleri, olay yerindeki cesetlerin bulundukları hâliyle görüntüleri, Olay Yeri İnceleme görevlilerinin çalışmaları ve numaralandırılan bulguların görüntüleri yer almaktadır. "DSC_0128" ile "DSC_ 0166" arasındaki dosyalarda olay yerindeki silahların bulunduğu hâliyle çekilmiş fotoğrafları yer almaktadır. Bu fotoğraflarda, olay yerinde ele geçirilen uzun namlulu tüfeklerin üç tanesinin 15 ve 16 bulgu numaralı cesetlerin yanında olduğu, 14 bulgu numaralı tüfeğin yine bu iki cesedin yakınında olduğu, 13 bulgu numaralı tüfeğin şarjör kısmında deri parçaları ve saç olduğu değerlendirilen bulgular olduğu görülmektedir. iii. "EK FOTOLAR" adlı klasörde yedi fotoğraf bulunduğu, fotoğraflarda "1, 3, 5, 6, 7, 8" olarak numaralandırılan cesetlerin olduğu görülmüştür.iv. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen, üzerinde "2016-627 JPG 1-2, Kamera 1-2 ek Fotolar" yazan DVD'nin içinde 5 klasör olduğu görülmüştür. Bunlardan "ARAMA 5 KAMERA 1" adlı klasörde 8/2/2016 tarihinde saat 31'de kaydedildiği anlaşılan 8 dakika 13 saniye uzunluğunda "MAH00248" adlı bir video dosyası bulunduğu görülmüştür. Belirtilen video kaydına göre Niran Sokak olduğu değerlendirilen yaklaşık 6 m genişliğindeki sokağın her iki yanında yer alan binalar ateşli silahlarla yapılan çatışmalar nedeniyle hasar almıştır. Sokağın video kaydını yapan kişi "Niran Sokak C-3185 ve C-3182" şeklinde açıklamada bulunmaktadır. Sokak, kuzey yönünden çekilmiştir. Sokağın girişinin sağ tarafında açık mavi renkli, iki katlı ve sol tarafında açık turuncu renkli, iki katlı bina hasarlı olup duvarlarında kurşun delikleri mevcuttur ancak yıkılmamıştır. Sokakta bina yıkıntılarından kaynaklanan molozlar bulunmaktadır. Kamera ilerlediğinde sağ tarafta yer alan mavi binanın yanındaki çok katlı binanın tamamen yıkıldığı, bunun karşısında bulunan sol taraftaki taş duvarlı bir binanın ise daha az hasar aldığı görülmektedir. Taş duvarlı bu binanın yanındaki binanın C-3182 olarak numaralandırılan bina olduğu değerlendirilmiştir. C-3182 numaralı ve iki katlı olduğu değerlendirilen binanın bitişiğinde C-3185 olarak numaralandırılan bina vardır. C-3185 numaralı bina tamamen yıkılmış, yıkıntıların bir kısmının C-3182 numaralı binanın üzerine gelmesi nedeniyle C-3182 numaralı bina da hasar almış ancak yıkılmamıştır. C-3185 ve C-3182 numaralı binaların karşısındaki çok katlı iki bina tamamen yıkılmıştır. Bir görevli sokakta uzun namlulu silahla nöbet tutmakta, Olay Yeri İnceleme görevlisi sokaktaki delilleri kaydetmektedir. Kamera C-3185 numaralı binaya yöneldiğinde binanın yıkıntılarının yolu kapladığı, bina girişinin bulunmadığı görülmektedir. Bu yıkıntıların hemen önünde, kısmen molozların altında kalmış, sağ tarafına doğru yatmış ve yüzü tam olarak görünemeyen bir erkek cesedi bulunmaktadır. Cesedin yanındaki not kâğıdında "1 Erkek" yazmakta ve bir görevli cesedin bulunduğu hâliyle fotoğraflarını çekmektedir. Kamera daha sonra C-3185 numaralı binanın yıkıntıları arasında sırtüstü yatan bir kadın cesedine yönelmiştir. Bina girişine yakın noktada bulunan bu cesedin yanında "2 Bayan" yazmaktadır. Sırtüstü yatar vaziyetteki cesedin göğsünün hemen altından uzunca bir demir parçası çıkmaktadır. Toz ve toprak olduğu değerlendirilen kirler nedeniyle cesedin yüzü tam olarak görülmemektedir. Kamera daha sonra bu kadın cesedinin yakınında, sokak tarafında bulunan bir ceset parçasını ve binaya daha yakın olan, yüzüstü yatar vaziyetteki parçalanmış bir başka cesedi çekmektedir. Olay Yeri görevlileri işlemleri fotoğraflamakta ve cesetleri numaralandırmaktadır. Kamera binaya doğru yaklaştığında büyük ölçüde yıkıntıların altında kalmış iki ceset daha görülmektedir. Görevliler cesetlere ulaşmak için elleriyle yıkıntıları kaldırmaktadır. Bu sırada kamera C-3185 numaralı binayı görüntülemeye devam etmektedir. Bina girişine yakın bir noktada, altında uzun namlulu bir silahın namlu kısmı görünen bir ceset ve bunun hemen yanında yüzüstü yatar vaziyette olup altında bir silahın şarjör kısmı görünen bir ceset daha vardır. Bu cesetlerin yakınında uzun namlulu, Kalaşnikof marka olduğu değerlendirilen bir tüfek daha bulunmaktadır. Olay Yeri İnceleme görevlileri elleriyle yıkıntıları kaldırmaya devam etmektedir. Bu sırada bir görevli patlayıcı tehlikesine karşı molozları temizleyen arkadaşlarını uyardığı duyulmaktadır. Bu sırada kamera olay yerinde bulunan cesetler ve silahları kaydetmeye devam etmektedir. Ayrıca görüntülerde birbirlerine yakın şekilde sokak tarafında duran iki ceset daha vardır. Bunlardan biri sırtüstü yatmakta ve sırtında büyük bir yara bulunmaktadır.v. "ARAMA 6 KAMERA 2" adlı klasörde 4'ten 16'ya kadar numaralandırılmış 13 video dosyası bulunmaktadır. 4 numaralı, 8/2/2016 tarihinde saat 31'de kaydedildiği anlaşılan 45 saniye uzunluğundaki görüntülere göre sokak tarafındaki yıkıntıların arasında pencere ya da kapıya ait olduğu değerlendirilen metal bir çerçevenin üzerinde parçalanmış bir erkek cesedi vardır. Bina kapı girişine yakın noktada, bir önceki kayıtta "2 bayan" olarak numaralandırılmış ceset ile büyük bölümü bina yıkıntıları altında kalmış olan cesetler ve bunların yakınlarındaki tüfekler görülmektedir. - 5 numaralı, 8/2/2016 tarihinde saat 05'te kaydedildiği anlaşılan 2 dakika 57 saniye uzunluğundaki görüntülere göre bir önceki kayıtta yıkıntılar altında kaldıkları ve yanlarında tüfek olduğu görülen cesetlerin etrafındaki molozlar temizlenmiş ve Olay Yeri İnceleme görevlileri cesetlerin fotoğraflarını çekmektedir. Cesetlerden biri sırtüstü yatar vaziyettedir, alt elbiseleri yoktur, karnının görünen kısmında siyah alanlar mevcuttur ve sol gözünden büyük bir yara almış bir erkeğe aittir. Görevlilerin konuşmalarından ve cesedin üzerine yerleştirilen "15 Erkek" yazan not kâğıdından cesede (15) bulgu numarasının verildiği anlaşılmaktadır. Diğer ceset ise "16 bayan" olarak numaralandırılmıştır ve bu şekilde fotoğrafları çekilmektedir. Video kaydında ara ara olay yeri yakınlarından gelen silah sesleri duyulmaktadır. Kamera daha sonra üzerilerine not kâğıtları iliştirilmiş diğer cesetlere yönelmektedir. Yıkıntıların altında birbirlerine çok yakın dört ceset görülmektedir. Bunlardan birinin bir önceki kayıtta sırt bölgesinde yarası olduğu görülen bir kadına ait olduğu anlaşılmaktadır. Diğer bir ceset sırtüstü yatar vaziyettedir ve yüzü görünmektedir. Diğer bir ceset parçalanmıştır, son cesedin ise vücudunun hemen tamamı yıkıntıların altındadır. Cesetlerin üzerinde ve etraflarındaki not kâğıtlarında "6 Erkek", "3 Erkek (parçalanmış)", "7 Bayan" ve "4 Kaleşnikof parçası" yazmaktadır. Video kaydında ara ara olay yeri yakınlarından gelen silah sesleri duyulmaktadır.- 6 numaralı, 8/2/2016 tarihinde saat 08'de kaydedildiği anlaşılan 2 dakika 33 saniye uzunluğundaki görüntülerde; önceki kayıtlarda "2 bayan" ve "1 Erkek" olarak numaralandırılan cesetler görülmektedir. Ayrıca olay yerinde sekiz görevli vardır, bunlardan biri, birbirine yakın durumdaki dört cesedin bulunduğu alandaki molozları bir kürek marifetiyle temizlemektedir. Olay yerindeki bulguları işaretlemek için kullanıldığı değerlendirilen çok sayıda beyaz renkli not kâğıdı yer almaktadır ancak üzerilerindeki numaralar okunamamaktadır. Kamera tekrar önceki kayıtlardaki cesetlerin görüntülerini almaktadır. Bu sırada "8 Erkek" "16 Bayan" ve "7 Bayan" yazıları okunmaktadır. Görüntüler alındığı sırada yakın mesafede gerçekleştiği değerlendirilen şiddetli silahlı çatışma sesleri duyulmaktadır. - 7 numaralı, 8/2/2016 tarihinde saat 08'de kaydedildiği anlaşılan 19 saniye uzunluğundaki görüntülerde; uzun metal bir cisme sarılı ceset parçası görülmekte ve Olay Yeri İnceleme görevlileri işlemlerine devam etmektedir. - 8 numaralı, 8/2/2016 tarihinde saat 12'de kaydedildiği anlaşılan 16 saniye uzunluğundaki görüntülerde bir önceki kayıttaki ceset parçasının görüntüleri yer almakta ve üzerinde "17 ceset parça" yazılı not kâğıdı bulunmaktadır. - 9 numaralı, 8/2/2016 tarihinde saat 32'de kaydedildiği anlaşılan 24 saniye uzunluğundaki görüntülere göre önceki kayıtlarda "2 bayan" olarak numaralandırılmış ve vücuduna demir parçası saplanmış olan cesetteki demir parçasının görevlilerce çıkarılmış ve cesedin bulunduğu yerden alındığı görülmektedir. Cesedin yüz bölgesinde yara bulunmaktadır, kıyafet ve botları üzerindedir. - 10 numaralı, 8/2/2016 tarihinde saat 37'de kaydedildiği anlaşılan 1 dakika 46 saniye uzunluğundaki görüntülere göre önceki kayıtlarda "2 Bayan" olarak numaralandırılmış olan ceset, görevlilerce ceset torbasına konularak götürülmektedir.- 11 numaralı, 8/2/2016 tarihinde saat 39'da kaydedildiği anlaşılan 1 dakika 4 saniye uzunluğundaki görüntülere göre önceki kayıtlarda "1 Erkek" olarak numaralandırılmış ceset, görevlilerce ceset torbasına konularak götürülmektedir. Yakın mesafeden geldiği değerlendirilen silah sesleri duyulmaktadır. - 12 numaralı, 8/2/2016 tarihinde saat 41'de kaydedildiği anlaşılan 45 saniye uzunluğundaki görüntülere ve 13 numaralı, saat 43'te kaydedildiği anlaşılan 45 saniye uzunluğundaki görüntülere göre önceki kayıtlarda "3 Erkek" olarak numaralandırılmış olan parçalanmış cesedi görevliler ceset torbasına koymaya çalışmaktadır. Yakın mesafeden geldiği değerlendirilen şiddetli silah sesleri duyulmaktadır. - 14 numaralı, 8/2/2016 tarihinde saat 51'de kaydedildiği anlaşılan 2 dakika 52 saniye uzunluğundaki görüntülere göre görevlilerin aralarındaki konuşmalardan (6) numaralı bulgu olarak numaralandırılan parçalanmış vaziyetteki erkek cesedinin ceset torbasına konulduğu görülmektedir. Görevliler cesedin çevresindeki molozları kürek yardımıyla temizlemekte, ayrıca yakın mesafeden geldiği değerlendirilen silah ve patlama sesleri duyulmaktadır. - 15 ve 16 numaralı video kayıtları bozulmuş olduğundan görüntülenememiştir.vi. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca gönderilen ve üzerinde "2016-627 Kamera-3" yazan DVD'nin içinde 31 adet video kaydı bulunmaktadır. 0 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 40'ta kaydedildiği anlaşılan 3 dakika 43 saniye uzunluğundaki ilk videoya göre Niran Sokak olduğu değerlendirilen yaklaşık 6 metre genişliğindeki sokağın her iki tarafında betonarme evler bulunmaktadır. Bunların bazıları tamamen, bazıları ise kısmen yıkılmış hâldedir ve cadde, bina yıkıntılarından kaynaklanan molozlarla kaplıdır. Üzerindeki kıyafetlerden Olay Yeri İnceleme görevlisi ya da bomba imha uzmanı olduğu anlaşılan bir görevli, C-3185 numaralı bina olduğu değerlendirilen binanın önünde molozlar arasında bulunan ve yüzü deforme vaziyetteki cesede bir ip bağlayarak 7-8 metre kadar uzaklaşmakta ve ip marifetiyle cesedi 1 metre kadar sokağa doğru hareket ettirmektedir. Sokağın başında zırhlı bir araç beklemektedir. Ayrıca cesedin ip marifetiyle hareket ettirilmesinden hemen sonra üzerinde "Jandarma" yazan zırhlı bir araç sokaktan geçmektedir. Cesedin hareket ettirilmesinin ardından iki Olay Yeri İnceleme görevlisi cesedin üzerindeki kıyafetleri makas ve kesici bir alet yardımıyla keserek açmaktadır. Bu sırada Olay Yeri İnceleme görevlilerinin üzerinde çalıştıkları cesedin hemen arkasında, binanın giriş kapısı olduğu değerlendirilen yerdeki bina kalıntıları içinde iki ceset daha olduğu görülmektedir. - 1 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 44'te kaydedildiği anlaşılan 2 dakika 52 saniye uzunluğundaki videoya göre 0 numaralı videodaki cesedin iç çamaşırı hariç elbiseleri kesilerek açılmıştır ve cesedin yanında "C-3185 9 Bayan cesedi" yazan bir kâğıt bulunmaktadır. Bu hâliyle video kaydına alınmasının ardından cesedi beş Olay Yeri İnceleme görevlisi elbiseleri ile birlikte bir ceset torbasına koymaktadır. Bu işlemler sırasında binanın önünde molozların arasında bulunan bir cesedin üzerinde "7 bayan" yazan bir kâğıdın olduğu, bu cesede 1 metre kadar uzaklıkta yine molozlar arasında bulunan bir cesedin üzerinde ise "8 erkek" yazan bir kâğıdın olduğu görülmektedir. Olay yeri yakınlarından gelen silah sesleri bu video kaydında açıkça duyulmaktadır. Üç görevli cesedi ceset torbasına koyduktan sonra ambulansın beklediği yer olarak değerlendirilen yöne doğru götürmektedir. Bunun hemen ardından görüntüleri çeken görevli kamerayı üzerindeki not kâğıtlarında "7 Bayan" ve "8 Erkek" yazan cesetlerin olduğu alana yönlendirerek cesetlerin yakın çekim görüntülerini almaktadır. "7 bayan" olarak numaralandırılan ceset büyük ölçüde molozların altındadır ve vücut bütünlüğünün bozulup bozulmadığı anlaşılamamaktadır. Bu cesedin hemen yanında ise sokağa daha yakın vaziyette vücut bütünlüğü bozulmamış ve yine büyük ölçüde molozların altında "8 Erkek" olarak numaralandırılan ceset bulunmaktadır. Her iki cesedin yüzü de yıkıntılar neticesinde oluşan tozla ve yaralanmalardan kaynaklandığı düşünülen kanla kaplı olduğundan tam olarak seçilememektedir. Ayrıca aynı anda bir başka görevli de bu cesetlerin bulundukları hâlleriyle fotoğraflarını çekmektedir.- 2 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 49'da kaydedildiği anlaşılan 3 dakika 32 saniye uzunluğundaki videoya göre üzerindeki kıyafetlerden olay yeri inceleme görevlisi ya da bomba imha uzmanı olduğu anlaşılan bir görevli, C-3185 numaralı binanın giriş kapısı olduğu değerlendirilen yerin hemen yanında, molozlar arasında bulunan (bir önceki kayıtta) "8 Erkek" olarak numaralandırılmış cesede bir ip bağlayarak 7-8 metre kadar uzaklaşmakta ve ip marifetiyle cesedi bir metre kadar sokağa doğru hareket ettirmektedir. Cesedin üzerinde büyük ölçüde yıpranmış/hasar görmüş koyu renkli elbiseler bulunmaktadır. Siyah saçlı bir erkeğe ait olan ve yüzükoyun yatar vaziyetteki cesedin üzerindeki kıyafetler iki görevli tarafından makas ve kesici bir alet yardımıyla kesilerek açılmaktadır. Üst kısmındaki elbiselerin kesilerek tamamen açılmış, alt kısımdaki elbiseler kesilerek açılmış ancak cesedin üzerinde bırakmıştır. Bu sırada cesedin sırt ve sol omuz bölgesinde yaraların olduğu görülmektedir. Cesedin üzerine kırmızı kalemle "C-3185 8 Erkek Cesedi" yazan bir not kâğıdı konulmasının ardından ceset ilk bulunduğu hâliyle, bunun ardından ise sırtüstü yatırılarak fotoğraflanmaktadır. Bu sırada cesedin yüz ve vücut bütünlüğünün bozulmadığı, üzerinin tozla kaplı olduğu ve sol kol dirsekten ciddi bir yarası bulunduğu görülmektedir. Görevliler bu işlemlerin ardından cesedi ceset torbasına koyarak ambulansın bulunduğu değerlendirilen yöne doğru götürmektedir.- 3 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 52'de kaydedildiği anlaşılan 1 dakika 12 saniye uzunluğundaki videoya göre üzerinde kıyafetleri olmayan, sağ bacağı kalçanın hemen altından kopmuş, kalçasının hemen üzerinde yaralar bulunan, siyah saçlı bir kadın cesedinin sokakta yüzükoyun yatar vaziyettedir. Ceset kanla ve molozlardan kaynaklandığı değerlendirilen tozla kaplıdır. Ceset bu hâliyle fotoğraflanmasının ardından sırtüstü çevrilmiş ve üzerine "C-3185 7 Bayan Cesedi" (1 numaralı videoda "7 bayan" olarak belirtilen ceset) yazan bir not kâğıdı iliştirilerek fotoğraf çekme işlemine devam edilmiştir. Bu işlemler sırasında yakın mesafeden silah sesleri gelmeye devam etmektedir. Ceset sırtüstü hâldeyken yüzü toz ve kan olduğu değerlendirilen lekeler nedeniyle tam olarak görünmemekte ancak yüz bütünlüğünün bozulmadığı anlaşılmaktadır. Görüntülerin devamında ceset görevliler tarafından -daha önceki cesetlerde olduğu gibi kesilmek suretiyle açıldığı değerlendirilen- kıyafetleri ile birlikte bir ceset torbasına konulmakta ve ambulansın beklediği değerlendirilen yöne doğru götürülmektedir.- 4 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 56'da kaydedildiği anlaşılan 3 dakika 31 saniye uzunluğundaki video C-3185 olarak numaralandırılan binanın bahçe kapısı olduğu değerlendirilen bölümün görüntüleri ile başlamaktadır. Bu video kaydına göre yalnızca beton çerçevesi kaldığı görülen bu kapının sağ tarafında kalan C-3185 numaralı bina, en üst katının üzerine çökmüş ve çatının altında kalan bölüm erişilemez şekilde molozlarla kaplanmıştır. Binanın yıkılmadan önce kaç katlı olduğu anlaşılamamaktadır. Kamera açısı kapının beton çerçevesine yöneldiğinde kapının tam altında sırtüstü yatan bir ceset olduğu, cesedin büyük ölçüde molozlarla ve görünen yerlerinin ise toz ve lekelerle kaplı olduğu, vücut bütünlüğünün bozulduğu görülmektedir. Kamera sağ tarafa yönelince bina yıkıntılarının altında yan yana iki ceset görülmektedir. Bu cesetlerden biri erkek şahsa aittir, vücudunun alt bölümünde elbiseleri yoktur, üst tarafındaki elbiselerin -muhtemelen diğer cesetlerdeki gibi- kesilmek suretiyle açılmıştır. Sırtüstü yatar hâldeki cesedin karın ve bacaklarının iç bölgeleri -yanık izi olduğu değerlendirilen- siyah renktedir, vücut bütünlüğü bozulmamış ancak ateşli silah nedeniyle meydana geldiği değerlendirilen yaralar nedeniyle sol göz bölgesi deforme olmuştur, sol omuz başında, sağ ve sol kollarda yaralar bulunmaktadır. Cesedin üzerine "C- 3185 15 Erkek Cesedi" yazan bir not kâğıdı konularak bu şekilde fotoğrafları çekilmektedir. Bunun ardından görevliler cesedin üst bölgesindeki elbiseleri çıkarmakta ve cesedi ceset torbasına koyarak ambulansın bulunduğu değerlendirilen yöne doğru götürmektedir. 15 numarası verilen cesedin götürülmesinin ardından kamera, 16 numaralı bayan cesedi olduğu anlaşılan ve biraz önce götürülen cesedin hemen yanında bulunan cesede odaklanmaktadır. Sol kolunun üstüne yatar vaziyetteki cesedin yüzü tam olarak görülmemektedir. Cesedin alt tarafındaki elbiseler ve botlar sağlam, üst tarafındaki elbiseler ise parçalanmıştır. Cesedin görünen sırt kısmında kırmızı renkli geniş bir yara alanı vardır, üzerinin muhtemelen bina yıkıntıları nedeniyle oluşan tozla kaplı olduğu görülmektedir. Cesedin bulunduğu hâliyle üzerine kırmızı kalemle "C-3185 16 Bayan" yazan bir not kâğıdı konularak fotoğraflarının çekildiği anlaşılmaktadır.- 5 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 58'de kaydedildiği anlaşılan 5 saniye uzunluğundaki videoya göre bir önceki kayıtta görülen kadın cesedinin molozların içinde bulunduğu yerden alınarak sokak tarafına konulduğu anlaşılmaktadır. Burada ceset sırtüstü yatar duruma getirildiğinden üstünde kırmızı renkte hırka benzeri bir giysi ve onun altında mavi ve beyaz renklerde bir giysi olduğu görülmektedir. Cesedin vücut bütünlüğünün bozulmadığı anlaşılmaktadır.- 6 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 16:01'de kaydedildiği anlaşılan 2 dakika 30 saniye uzunluğundaki videoya göre bir önceki kayıtta görülen kadın cesedinin üzerinde "C-3185 16 Bayan" yazan bir not kâğıdı bulunmakta ve bu hâliyle fotoğrafları çekilmektedir. Bu videoda da yakın mesafeden gelen ateşli silah sesleri duyulmaktadır. Koyu renk saçlı bir kadına ait olduğu anlaşılan cesedin yüzü yakından çekildiğinde yüzünde kan izleri ve toz olduğu ancak bir yara izi veya deformasyon bulunmadığı görülmektedir. Cesedin üzerinde yazılı not buradan alınarak ceset torbasına takılmaktadır. Aynı anda cesedin üzerindeki elbiseler başka bir görevli tarafından kesici bir alet yardımıyla kesilerek açılmaktadır. Cesedin karnının sağ tarafında siyah bir alan vardır, sol eli siyahtır ve göğsünün hemen altında sağ tarafta bir yara alanı bulunmaktadır. Üzerine "16 Bayan" yazan bir not kâğıdı bırakılarak bu hâliyle de fotoğraflarının çekilmesinin ardından ceset görevlilerce ceset torbasına konulmaktadır.- 7 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 03'te kaydedildiği anlaşılan 2 dakika 20 saniye uzunluğundaki videoya göre yıkılan binaların birinden geldiği değerlendirilen bir metal parçasına sarılmış durumda olan insana ait bir vücut parçası görülmektedir. Yeşil ve kırmızı renkli giysiler içindeki bu parçanın ilk başta vücudun hangi bölümüne ait olduğu anlaşılamamaktadır. Ceset parçasının sarıldığı metal direğin üzerinde "C-3185 17 Parça Ceset" yazan bir not kâğıdı bulunmaktadır. Videoda ara ara silah sesleri duyulmaktadır. Kamera açısı değiştiğinde vücut parçasının sokağın karşı tarafına daha yakın bir yerde olduğu değerlendirilmiştir. Görevlilerce bu parça sarıldığı metal direkten ayrıldığında ve parçanın üzerindeki giysi sıyrıldığında bir insan başı ve sağ kol olduğu değerlendirilen uzuvlar ile bazı iç organlar görülmektedir. Bir görevli bu vücut parçası üzerindeki giysileri kesici bir alet vasıtasıyla keserek açmakta iken olay yerindeki diğer arkadaşlarına "...hastaneye götüreceğiz adamlar şüphelenecek sonra. Diyorlar ki kıyafetleri gelmeyecek.. Adam sonra bir daha bombacı çağırıyor kıyafet şey yapmaya. Doktorlar da tırsıyor onu diyorum" şeklinde açıklama yapmıştır. Diğer bir görevli arkadaşlarını dikkatli olmaları konusunda uyarmaktadır.- 8 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 05'te kaydedildiği anlaşılan 1 dakika 12 saniye uzunluğundaki videoya göre bir önceki kayıtta görülen ceset üzerindeki giysiler çıkarılmış durumdadır. Bu şekilde fotoğraflarının çekilmesinin ardından ceset parçası görevliler tarafından üzerinden çıkartılan giysilerle birlikte ceset torbasına konulmaktadır. Videonun son 13 saniyesi görüntülenememiştir. - 9 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 07'de kaydedildiği anlaşılan 22 saniye uzunluğundaki videoya göre üzerine "C-3185 18 Ceset" yazan not kâğıdı bırakılmış bir ceset görülmektedir. Ceset, üzerinde ateşli silah atışı sonucu olduğu değerlendirilen izlerin bulunduğu açık durumdaki metal bir kapı yakınında, ceset bir kısmı kapının dışında, bir kısmı içinde olacak şekilde ve sırtüstü yatar vaziyettedir. Molozlar cesedin üzerini büyük ölçüde kaplamaktadır. Bir görevlinin elinde molozları kaldırmak için kullanacağı tahmin edilen kazma benzeri bir alet bulunmaktadır.- 10 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 11'de kaydedildiği anlaşılan 1 dakika 6 saniye uzunluğundaki videoya göre bir önceki videoda görülen ceset molozlar arasından çıkartılarak 1 metre kadar hareket ettirilip kapının önüne alınmıştır. Cesedin üzerine "C-3185 18 Ceset" yazan bir not kâğıdı konulmuştur ve bir görevli bu hâliyle cesedin fotoğraflarını çekmektedir. Bir başka görevli "18 numaralı erkek cesedi" şeklinde açıklama yapmaktadır. Kamera yakın çekim yaptığında bıyıklı bir erkek cesedinin yüzünün ve tüm vücudunun -yıkıntılardan kaynaklı olduğu değerlendirilen- tozla kaplı olduğu görülmektedir. Cesedin sol kol alt kısmında yanık nedeniyle oluştuğu izlenimi veren siyah bir alan bulunmaktadır. Üzerinin tümüyle tozla kaplı olması nedeniyle cesette kıyafet olup olmadığı anlaşılamamaktadır. Ceset fotoğraflandıktan sonra görevlilerce ceset torbasına konulmuştur. - 11 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 15'te kaydedildiği anlaşılan 27 saniye uzunluğundaki videoya göre bir önceki kayıtta görülen cesedin çıkarıldığı metal kapının solunda, sağ tarafı tamamen yıkılmış ancak bir tarafı kısmen sağlam, tek katlı olduğu ve operasyon haritasında C-3182 olarak numaralandırıldığı değerlendirilen açık mavi renkli bir bina mevcuttur. Bu binanın arkasındaki binanın duvarlarında kurşunlama nedeniyle oluştuğu değerlendirilen izler bulunmaktadır. Kamera sağ tarafa doğru çevrildiğinde C-3185 numaralı binanın kalıntıları görülmektedir. Bu sırada kayıt yapan görevli "olay yerinin son hâli" şeklinde açıklama yapmaktadır. Daha önce belirtildiği gibi yalnızca çatısı görünen, tüm katları çökmüş olan bu binanın kaç katlı olduğu anlaşılamamaktadır. Bina yıkıntılarından kaynaklanan kalıntıların girişi engellediği ve kısmen sokağa kadar dağılmış olduğu görülmektedir. C-3185 numaralı binanın sağ tarafında üzerinde ateşli silah mermi izleri bulunan, kısmen sağlam, sarı renkli, iki katlı, C-3186 numaralı olduğu değerlendirilen bir bina daha vardır. Kamera kaydını yapan görevlinin hemen yanında zırhlı bir araç bulunmaktadır.- 12 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 22'de kaydedildiği anlaşılan 26 saniye uzunluğundaki videoya göre C-3185 numaralı binada yapılan aramada bulunan cesetlerin götürüldüğü anlaşılan sokakta bir görevlinin cesetlerin kontrolünü yaptığı anlaşılmaktadır. Sokakta, üzerinde etiketleri bulunan ceset torbaları sayıldığında torbaların -on bir ceset ve bir vücut parçasıyla birlikte- on iki adet olduğu görülmüştür. Bu sırada belirtilen kontrolün yapıldığı sokaktaki duvarlarda ve bir kapıda da kurşun izleri bulunduğu görülmektedir.-13 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 30'da kaydedildiği anlaşılan 53 saniye uzunluğundaki videoya göre ceset torbalarındaki cesetler görevliler tarafından olay yeri yakınında yer alan ambulansa taşınmakta ve cesetler ambulansın önünde hazır bulunan tabutlara konulmaktadır. Bu sırada ambulansın yanında zırhlı bir polis aracı ve zırhlı bir araç bulunmaktadır. Görevlilerin cesetleri taşıdıkları yaklaşık 30 metre olduğu değerlendirilen yolun çevresinde yıkılmış bir bina, yolda bina kalıntıları ve ayrıca yerde büyük kalibreli mermilere ait olduğu değerlendirilen boş kovanlar görülmektedir. - 14 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 31'de kaydedildiği anlaşılan 37 saniye uzunluğundaki videoya göre bir önceki kayıtta gerçekleştirilen işlemler görülmekte ve cesetler ambulansa taşınmaktadır. Ceset torbalarıyla tabutlara konulan cesetler sağlık görevlileri tarafından ambulansa yerleştirilmektedir.- 15 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 32'de kaydedildiği anlaşılan 14 saniye uzunluğundaki videoya göre bir önceki kayıttaki gibi cesetler ceset torbaları içinde ambulansa taşınmaktadır.- 16 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 33'te kaydedildiği anlaşılan 35 saniye uzunluğundaki; 17 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 35'te kaydedildiği anlaşılan 21 saniye uzunluğundaki ve 18 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 36'da kaydedildiği anlaşılan 21 saniye uzunluğundaki videolarda da önceki kayıtlardaki gibi ceset taşıma işlemine dair görüntüler bulunmaktadır. 18 numaralı videoya göre ambulansın önündeki görevlilerden birinin üzerindeki yelekte "Cizre Belediyesi" yazmaktadır. -19 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 37'de kaydedildiği anlaşılan 20 saniyelik videoya göre cesetlerin konulduğu ambulanslar olay yerinden ayrılmaktadır.- 20 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 04'te kaydedildiği anlaşılan 1 dakika 6 saniye uzunluğundaki videoya göre olay yerinde kalan beş ceset daha ceset torbalarıyla tabutlara yerleştirilerek cenaze nakil aracına yüklenmektedir.- 21 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 42'de kaydedildiği anlaşılan 3 dakika 31 saniye uzunluğundaki videoya göre Emniyet Müdürlüğündeki kameriye olduğu değerlendirilen yerde bir görevli delil torbasından deforme olmuş bir Kalaşnikof marka tüfek çıkartarak tüfeğin fişek yatağını kontrol etmesi için başka bir görevliye vermekte ve bu sırada delil torbasındaki "bulgu numarası dört" notunu yüksek sesleokumuştur. Tüfeği alan görevli hasar nedeniyle tüfeğin fişek yatağına ulaşamadığından zorlayarak tüfeği üç parçaya ayırarak fişek yatağının dolu olduğunu belirtmektedir. -22 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 45'te kaydedildiği anlaşılan 1 dakika 52 saniye uzunluğundaki ve 23 numaralı 9/2/2016 tarihinde saat 47'de kaydedildiği anlaşılan 56 saniye uzunluğundaki videolara göre iki görevli önceki kayıtta yer alan hasarlı tüfeğin fişek yatağına sürülü olan fişeği tornavida, pense ve çekiç kullanarak çıkarmaya çalışmaktadır. - 24 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 51'de kaydedildiği anlaşılan 1 dakika 47 saniye uzunluğundaki videoya göre 21-23 numaralı video kayıtlarında yer alan Kalaşnikof marka tüfek atölye olduğu değerlendirilen bir alanda mengeneye bağlanmış, önceki kayıtlarda da görülen görevli fişek yatağındaki fişeği çekiç ve levye kullanarak çıkarmaya çalışmaktadır. Görevli bu şekilde mekanizmayı ayırarak fişek yatağındaki fişeği çıkarıp kamera kaydı yapan görevliye vermekte, atım yatağındaki fişeğin sarf edildiğini ve kovanın boş olduğunu belirtmektedir.- 25 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 55'te kaydedildiği anlaşılan 1 dakika 34 saniye uzunluğundaki videoya göre Emniyet Müdürlüğünün kameriyesi olduğu değerlendirilen alanda bir görevli delil poşetinden hasarlı bir Kalaşnikof marka tüfek çıkartmakta ve bir başka görevliye verirken "on numaralı kalashnikov" diye belirtmektedir. Tüfeği alan görevli önce bir çekiç marifetiyle tüfeğe takılı hâldeki şarjörü çıkararak kameraya göstermekte ve şarjörün boş olduğunu belirtmektedir. Ardından yine çekiç marifetiyle sürgüyü geriye hareket ettirerek atım yatağında boş kovan olduğunu belirtmekte ve bu boş kovanı atım yatağında bulunduğu hâliyle kameraya göstermektedir. Görevli bu boş kovanı bir tornavida yardımıyla atım yatağından çıkardıktan sonra bu kez de bu şekliyle kameraya göstermektedir.- 26 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 58'de kaydedildiği anlaşılan 2 dakika 51 saniye uzunluğundaki videoya göre Emniyet Müdürlüğünün kameriyesi olduğu değerlendirilen alanda bir görevli delil poşetinden hasarlı bir Kalaşnikof marka tüfek çıkarmaktadır. Bu sırada tüfeğin üzerindeki not kâğıdında "12 Kaleşnikof tüfek şarjörlü" yazdığı görülmekte ve görevli "on iki numaralı Kalaşnikof" diye belirtmektedir. İncelemek üzere tüfeği alan görevli, eliyle şarjörü tüfekten çıkararak "şarjörü parçalanmış, içi boş" diyerek şarjörü kameraya göstermektedir. Ardından çekiç yardımıyla sürgüyü hareket ettirerek fişek yatağında sıkışmış, boş kovan olduğunu belirtmektedir. Bunun ardından iki görevli tornavida ve çekiçle zorlayarak fişek yatağındaki boş kovanı çıkarmakta ve kameraya göstererek "içerisinde patlamış bir adet boş kovan" diye belirtmektedir.- 27 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 01'de kaydedildiği anlaşılan 1 dakika 2 saniye uzunluğundaki videoda Emniyet Müdürlüğünün kameriyesi olduğu değerlendirilen alanda hasarlı bir Kalaşnikof marka tüfek kaydedilmiştir. Tüfeğin üzerinde "11 Kaleşnikof Tüfek Parçalanmış" yazmaktadır. Bir görevli "11 numaralı tüfek, parçalanmış" demektedir. Tüfeği inceleyen bir görevli tüfeğin şarjörünün olmadığını, tüfeğin parçalanmış hâlde olduğunu belirtmektedir. Ardından sürgüyü geriye çekerek atım yatağını kontrol etmekte ve atım yatağının boş olduğunu belirtmektedir. Tüfek bu incelemenin ardından delil torbasına geri konulmaktadır.-28 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 18:05'te kaydedildiği anlaşılan 3 dakika 43 saniye uzunluğundaki videoya göre Emniyet Müdürlüğünün kameriyesi olduğu değerlendirilen alanda kamera hasarlı bir Kalaşnikof marka tüfeği kaydetmektedir. Tüfeğin üzerindeki not kâğıdında "13 Kaleşnikof tüfek şarjörlü" yazmaktadır. Bir görevli "13 numaralı Kaleşnikof tüfek, şarjörlü" diye belirtmektedir. Tüfeği inceleyen bir görevli tornavida marifetiyle şarjörü tüfekten çıkardıktan sonra şarjörün içinde mermilerin olduğunu belirtmekte ve şarjörü kameraya göstermektedir. Ardından tüfeğin sürgüsünü geriye çekerek tüfeğin içinde bir adet patlamış kovan olduğunu söylemekte ve fişek yatağını kameraya göstermektedir. Tüfekteki boş kovanın çıkarılmasının ardından iki görevli deforme olmuş vaziyetteki şarjörün içinde bulunan mermi çekirdekleri ve kovanları çıkarmakta ve işlemler kamerayla kaydedilmektedir. 29 numaralı, 36 saniye uzunluğundaki, 9/2/2016 günü saat 18:06'da kaydedildiği anlaşılan videoda; görevliler tarafından bir önceki kayıtta şarjörün içinden çıkarılan kovan ve mermiler sayılarak fişek yatağından çıkan dahil 11 adet kovan ve 9 adet mermi çekirdeği bulunduğu belirlenmekte ve bu materyaller delil torbasına konulmaktadır.- 30 numaralı, 9/2/2016 tarihinde saat 09'da kaydedildiği anlaşılan 56 saniye uzunluğundaki videoya göre kamera Emniyet Müdürlüğünün kameriyesi olduğu değerlendirilen alanda hasarlı bir Kalaşnikof marka tüfeği kaydetmektedir. Tüfeğin üzerindeki not kâğıdında "14 Kaleşnikof Tüfek şarjörlü" yazdığı görülmektedir. Bir görevli sesli olarak "14 numaralı şarjörlü Kalaşnikof" şeklinde belirtmektedir. Tüfeği inceleyen bir görevli şarjörün deforme olduğunu ve şarjörün içinin boş olduğunu belirtmektedir. Ardından sürgüyü geriye çekerek atım yatağını kontrol etmekte ve atım yatağının boş olduğunu belirtmektedir. Tüfek bu incelemenin ardından delil torbasına geri konulmuştur. Soruşturma dosyalarında bulunan belgelerden, 9/2/2016 tarihinde C-3185 numaralı binada yapılan arama neticesinde ele geçirilerek Cizre Sulh Ceza Hâkimliği tarafından el konulan silahlar ile bu silahlara ait olduğu değerlendirilen şarjör, mermi ve kovanların balistik inceleme amacıyla 8/3/2016 tarihinde Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne gönderildiği tespit edilmiştir. Bunun üzerine Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünden ele geçirilen silahlar için düzenlenen uzmanlık raporunun gönderilmesi istenilmiştir. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü tarafından gönderilen 30/3/2016 tarihli ve DYR-BLS-16-02085 numaralı uzmanlık raporunda yapılan tespitler özetle şöyledir:i. 1972 EH 4512, AM 3941 1988, 1974 FE 4745, 1986 RN 4755, SO 4753 1988 numaralı silahlar; Kalaşnikof marka, 62 mm çap ve tipinde fişek atan, ayarlı gezli, tek tek veya seri hâlde atış yapabilen tüfeklerdir. Bu silahların mevcut hâlde el kundağı, mekanizma kapağı, kabza ve dipçik gibi kısımlarının zarar görmüş ve yanmış olması nedeniyle atış yapma kabiliyeti yoktur. Ancak bunlar tamir edilmeleri hâlinde 6136 sayılı Kanun kapsamında vahim olarak nitelenen silah vasfını haiz olur. Bu tüfeklerden elde edilen mukayese kovanlarının Merkezi Balistik Görüntü Analiz ve Tanıma Sisteminde (BALİSTİKA) kayıtlı olan çap ve tipine uygun kovanlar ile yapılan karşılaştırmalarında mevcut izlere atfen aralarında irtibat kurulamamıştır.ii. 1974 272548 numaralı, diğerleriyle aynı nitelikteki Kalaşnikof marka tüfekten elde edilen mukayese kovanlarının BALİSTİKA'da kayıtlı bulunan kovanlar ile yapılan karşılaştırmasında ise 17/1/2016 tarihinde Yasef Mahallesi Berivan Caddesi No: 28 Cizre/Şırnak adresindeki Y-523 olarak numaralandırılan bina ve eklentilerinde yapılan aramada ele geçirilen 7,62x39 mm çapındaki toplam 15 kovandan 4'ünün birbiri ile uyumlu olduğu görülmüştür. Bu dört kovanın 1974 272548 numaralı Kalaşnikof marka tüfekten atıldığı sonucuna varılmıştır. iii. İncelenen dört şarjör Kalaşnikof marka silahlara aittir ancak mevcut durumda deforme olmuş ve yanmış hâldedir.iv. İncelenen kovanların bir kısmının parçalanmış olması ve kapsüllerinin bulunmaması, bir kısmının ise istimal edilmemiş olması sebebiyle karşılaştırma ve inceleme için karakteristik izler taşımadığı görülmüş ve mukayeseli bir inceleme yapmak mümkün olmamıştır. Soruşturma dosyalarında bulunan belgelerden, 9/2/2016 tarihinde C-3185 numaralı binada yapılan arama neticesinde bulunan cesetlerin üzerilerindeki elbiseler ile ölü muayene işlemleri sırasında alınan svapların atış artığı ve atış mesafesinin tayini için inceleme yapılması talebiyle Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne gönderildiği tespit edilmiştir. Bunun üzerine Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünden bu materyaller hakkında düzenlenen uzmanlık raporlarının gönderilmesi istenilmiştir. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Kimyasal İnceleme Şube Müdürlüğü tarafından Anayasa Mahkemesine gönderilen raporların içeriği özetle şöyledir:i. 14/3/2016 tarihli ve Uz-DYR-KİM-16-01894 sayılı rapora göre (Yasemin Çıkmaz'ın üzerindeki elbiseler ve alınan svaplar) cesedin her iki el avuç içi ve üstü ile yanaklarından alındığı belirtilen svapların tamamında atış artıklarında bulunan antimon (Sb) elementi tespit edilmiştir. İncelenen elbiseler üzerinde atış artıklarında bulunan antimon (Sb) elementi tespit edilmiş, atış mesafesinin tayinine yönelik görüş belirtmek mümkün olmamıştır.ii. 10/3/2016 tarihli ve Uz-DYR-KİM-16-1897 sayılı rapora göre (Serdar Özbek'in üzerindeki elbiseler) incelenen beyaz renkli giysi, siyah renkli kazak ve siyah renkli giysi üzerinde bulunan muhtelif sayıda delik ve parçalanma etrafında atış artıklarına rastlanmadığından atış mesafesi tayinine yönelik görüş belirtmek mümkün olmamıştır. Giysiler üzerinden alınan svaplarda atış artıklarında bulunan antimon (Sb) elementi tespit edilmiştir.iii. 28/3/2016 tarihli ve Uz-DYR-KİM-16-1942 sayılı rapora göre (Asya Yüksel'in üzerindeki elbiseler ve alınan svaplar) cesedin sol el avuç içi ve sol el üstünden alındığı belirtilen svaplarda atış artıklarında bulunan antimon (Sb) elementi tespit edilmiştir. Sağ el avuç içi ve sağ el üstünden alınan svaplarda atış artıklarına rastlanmamıştır. İncelenen elbiselerden (bez ve giysi parçaları, ayakkabı, pantolon, çorap) alınan svaplar üzerinde atış artıklarında bulunan antimon (Sb) elementi tespit edilmiş, atış mesafesinin tayinine yönelik görüş belirtmek mümkün olmamıştır.iv. 31/3/2016 tarihli ve Uz-DYR-KİM-16-2587 sayılı rapora göre (B.K.nın üzerindeki elbiseler ve alınan svaplar) cesedin sol el avuç içi, sol el üstü ve yanağından alındığı belirtilen svaplarda atış artıklarında bulunan antimon (Sb) elementi tespit edilmiştir. Sağ el avuç içi ve sağ el üstünden alınan svaplarda atış artıklarına rastlanmamıştır. İncelenen üç elbiseden ikisinin üzerinde atış artıklarında bulunan antimon (Sb) elementi tespit edilmiş, birinde ise atış artığı bulunmadığı anlaşılmıştır. Elbiselerin incelenmesinden atış mesafesinin tayinine yönelik görüş belirtmek mümkün olmamıştır.v. 31/3/2016 tarihli ve Uz-DYR-KİM-16-08040 sayılı rapora göre (B.nin üzerindeki elbiseler ve alınan svaplar) cesedin yanağından alındığı belirtilen svaplarda atış artıklarında bulunan antimon (Sb) elementi tespit edilmiştir. Üzerinde kurumuş kan lekeleri bulunan, parçalanmış vaziyetteki haki renkli pantolon parçasında atış artıklarında bulunan antimon (Sb) elementi tespit edilmiştir. Elbiselerin incelenmesinden atış mesafesinin tayinine yönelik görüş belirtmek mümkün olmamıştır. A. Ulusal Hukuk 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun ek maddesi şöyledir: "Terör örgütlerine karşı icra edilecek operasyonlarda 'teslim ol' emrine itaat edilmemesi veya silah kullanmaya teşebbüs edilmesi halinde kolluk görevlileri, tehlikeyi etkisiz kılabilecek ölçü ve orantıda, doğrudan ve duraksamadan hedefe karşı silah kullanmaya yetkilidirler" 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Keşif" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Keşif, hâkim veya mahkeme veya naip hâkim ya da istinabe olunan hâkim veya mahkeme ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. (2) Keşif tutanağına, var olan durum ile olayın özel niteliğine göre varlığı umulup da elde edilemeyen delillerin yokluğu da yazılır." 5271 sayılı Kanun'un "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. (2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." 5271 sayılı Kanun'un "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: "Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister.Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür." 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kanunun hükmü ve amirin emri" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez.  (2) Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz.  (3) Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.  (4) Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği hallerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur." 5237 sayılı Kanun'un "Meşru savunma ve zorunluluk hali" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.  (2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun "Zor ve silah kullanma" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet, maddi güç ve kanuni şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir. İkinci fıkrada yer alan;a) Bedeni kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedeni gücü, b) Maddi güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedeni kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fiziki engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,ifade eder. Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir. Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir. Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur. Polis; a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında, b) Bedeni kuvvet ve maddi güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde, c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde, d) (Ek: 27/3/2015-6638/4 md.) Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıyı teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde,silah kullanmaya yetkilidir. Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmaktı ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir. Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir." 2559 sayılı Kanun'un "Adli görev ve yetkiler" kenar başlıklı ek maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Polis, bu maddede yazılı görevlerinin yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getirir. ...Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikayet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri alır. Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar. ...Polis, suçun delillerini tespit etmek amacıyla, Cumhuriyet savcısının emriyle olay yerinde gerekli inceleme ve teknik araştırmaları yapar, delilleri tespit eder, muhafaza altına alır ve incelenmek üzere ilgili yerlere gönderir. ..." 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun "Askerlerin silah kullanma yetkileri" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Askerler karakol, karakol nöbetçisi, devriye, nakliyat muhafazası hizmetlerinde veya asayişi temin için görevlendirildiklerinde aşağıda gösterilen hallerde silah kullanmaya yetkilidirler.I - Silah kullanmasını gerektiren hallera) Bu hizmetlerden birini yaparken müessir bir fiil ile taarruza uğranıldığı veya müeesir bir fiil veya tehlikeli bir tehdit ile bu hizmetlerle yapılmasına mukavemet edildiği takdirde bu taarruz ve mukavemetleri gidermek için,b) Bir taarruz veya mukavemete hazırlanan ve silahını veya mukavemete elverişli bir aleti bırakmaya davet edildiği halde, bu davete derhal itaat etmiyen veyahut bıraktığı silahı veya aleti tekrar eline almaya davranan veya alan kimseyi itaate zorlamak için,c) Bu kanunun 80 ve 81 inci maddeleri gereğince muvakkaten yakalanan bir şahsın veyahut muhafaza ve sevki kendisine tevdi edilmiş olan bir tutuklunun veya hükümlünün kaçması veya kaçmaya teşebbüs etmesi ve verilecek dur emrini dinlemediği görüldüğünde başka türlü ele geçirilmesi kabil olmadığı takdirde yakalanması için,d) Kendi muhafazasına tevdi edilmiş olan insan ve her türlü eşyaya karşı vukubulan taarruzu defetmek için,e) Bu maddede sayılan görevleri yapan askerlere karşı, sözle yapılan sataşma veya hareketlerin bertaraf edilmesi sırasında mukavemet, taarruz, müessir fiil veya tehlikeli bir tehditle karşılaşıldığında bu halleri gidermek için.II - Silah kullanma derecesiBu maddede yazılı hizmetlerin yapılması sırasında silah kullanılması için başkaca bir çare kalmaması veya zaruret olması şarttır. Şahıs veya topluluk silahsız ise; mukavemet, taarruz, müessir fiil veya tehdidin derecesine göre asayiş hizmeti ile görevli birlik komutanı gerekli uyarmayı yaparak silah kullanılacağını ihtar eder. Bu ihtara itaat edilmezse bunu sağlıyacak dereceden başlamak üzere silah kullanılır. Şahıs veya topluluk silahlı veya taarruzun önemli derecede etkili kılacak şekilde aletleri taşıyorsa, silah veya aletlerin bırakılması ihtar olunur. Tecavüz taarruz veya mukavemet buna rağmen devam ederse itaati sağlıyacak dereceden başlamak üzere silah kullanılır.III - Silah kullanma tarzı Silah çeşitlerine göre etkili olabilecek şekilde kullanılır. Önce kesici ve dürtücü silahlar ile ateşli silahlar hedefe tevcih edilir, sonra ateşli silahların dipçik ve kabzaları kullanılır, daha sonra kesici ve dürtücü ve ateşli silahlar bilfiil kullanılır. Silah kullanmak mutlaka ateş etmek değildir. Ateş etmek son çaredir. Önce havaya ihtar ateşi yapılır. Sonra ayağa doğru ateş edilir, mukavemet veya taarruza veyahut tehlikeli bir tehdide varan mukavemet hali devam ederse, hedef gözetilmeksizin ateş edilir.IV - Ateş emri ve kendiliğinden ateş etmek Ateş etmek bilhassa bunun için emir verilmiş olmasına bağlıdır. Ateş emri verilmemiş olsa dahi her asker silahını kullanabilir. Ancak silahını kullanılacağı zamanın ve kullanma derece ve tarzının tayini her olayın cereyan ettiği haller ve şartlar göz önünde tutularak silahını kullanacak asker tarafından bizzat takdir olunur.V - Ateş emri vermeye yetkili makamlar Bu maddede yazılı görevleri yapmak için birliğe görev veren üst komutan olay yerinde bulunuyorsa sözle ateş emri vermeye yetkilidir. Komutan, bu emri yazı ile teyit eder. Asayişe memur edilen kuvvetlerin olay yerinde bulunan birlik komutanı veya asayişe memur edilen birliğin parçalarına komuta eden en küçük komutan ve amirler dahi önceden emir verilmemiş olsa bile sözle ateş emri vermeye yetkilidir.VI - SorumlulukHer olayın cereyan ettiği haller ve şartlar göz önünde tutulmak kaydiyle bu madde hükümlerine göre silahını kullanan askere ve silah kullanma emrini veren birlik komutanına sorumluluk yüklenemez.VII - Soruşturma usulü ve adli yardımSilah kullanmak zorunda kalan asker kişiler hakkında, hazırlık soruşturması Askeri Savcı, Cumhuriyet Savcısı veya yardımcıları tarafından yapılır. Haklarında dava açılan sanık asker kişiler duruşmadan vareste tutulabilir. Olayın mahiyetine ve kusurun derecesine göre sanığın mensup olduğu Bakanlıkça durumu uygun görülenlerin vekalet verdiği avukatın ücreti, bu bakanlıkların bütçesine konulacak ödenekten karşılanır. Avukat tutma ve avukatlık ücretinin ödeme usul ve esasları, Milli Savunma ve İçişleri bakanlıklarınca bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."211 sayılı Kanun'un ve maddeleri şöyledir:"87 nci maddede gösterilen hallerden başka hizmete ait bir vazifeyi yaparken maruz kaldığı bir mukavemeti bertaraf etmek veyahut askere veya askeri eşyaya karşı yapılan bir tecavüze karşı koymak için silah kullanmak zarureti hasıl olursa, her asker silah kullanmaya salahiyetli ve vazifelidir.""87 ve 89 uncu maddelerde gösterilen hallerden başka her asker meşru müdafaa halinde silah kullanmaya salahiyettardır." 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu'nun "Silah kullanma yetkisi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Jandarma, kendisine verilen görevlerin ifası sırasında hizmet özelliğine uygun ve görevin gereği olarak kanunlarda öngörülen silah kullanma yetkisine sahiptir." 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun maddesi olay tarihinde yürürlükte olduğu şekliyle şöyledir:"Memleketin umumi emniyet ve asayiş işlerinden Dahiliye Vekili mesuldür.Dahiliye Vekili bu işleri, kendi kanunları dairesinde hareket eden Emniyet Umum Müdürlüğü ile Umum Jandarma Komutanlığı ve icabında diğer bütün zabıta teşkilatı vasıtası ile ifa ve lüzum halinde İcra Vekilleri Heyeti kararı ile ordu kuvvetlerinden istifade eder." 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun maddesinin (D) fıkrasının ilgili kısmı olay tarihinde yürürlükte olduğu şekliyle şöyledir:"Valiler, ilde çıkabilecek veya çıkan olayların, emrindeki kuvvetlerle önlenmesini mümkün görmedikleri veya önleyemedikleri; aldıkları tedbirlerin bu kuvvetlerle uygulanmasını mümkün görmedikleri veya uygulayamadıkları takdirde, diğer illerin kolluk kuvvetleriyle bu iş için tahsis edilen diğer kuvvetlerden yararlanmak amacıyla, İçişleri Bakanlığından ve gerekirse Jandarma genel Komutanlığının veya Kara Kuvvetleri Komutanlığının sınır birlikleri dahil olmak üzere en yakın kara, deniz ve hava birlik komutanlığından mümkün olan en hızlı vasıtalar ile müracaat ederek yardım isterler. Bu durumlarda ihtiyaç duyulan kuvvetlerin İçişleri Bakanlığından veya askeri birliklerden veya her iki makamdan talep edilmesi hususu, yardım talebinde bulunan vali tarafından takdir edilir. Valinin yaptığı yardım istemi geciktirilmeksizin yerine getirilir. Acil durumlarda bu istek sonradan yazılı şekle dönüştürülmek kaydıyla sözlü olarak yapılabilir.Vali tarafından askeri birliklerden yardım istenmesi halinde; muhtemel olaylar için istenen askeri kuvvet, valinin görüşü alınarak olaylara hızla el koymaya uygun yerde, cereyan eden olaylar için ise olay yerinde hazır bulundurulur. Olayların niteliğine göre istenen askerî kuvvetin çapı, vali ile koordine edilerek askerî birliğin komutanı tarafından, görevde kalış süresi, askerî birliğin komutanı ile koordine edilerek vali tarafından belirlenir. Askeri kuvvetin müstakilen görevlendirilmesi durumunda; verilen görev askeri kuvvet tarafından kendi komutanının sorumluluğu altında ve onun emir ve talimatlarına göre Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda belirtilen yetkiler ile kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlamada sahip olduğu yetkiler kullanılarak yerine getirilir. Güvenlik kuvvetleri ile yardıma gelen askeri kuvvet arasında işbirliği ve koordinasyon, yardıma gelen askeri birliğin komutanının da görüşü alınarak vali tarafından tespit edilir. Ancak, bu askeri birliğin belirli görevleri jandarma ya da polis ile birlikte yapması halinde komuta, sevk ve idare askeri birliklerin en kıdemli komutanı tarafından üstlenilir. Birden fazla ili içine alan olaylarda ilgili valilerin isteği üzerine aynı veya farklı askeri birlik komutanlarından kuvvet tahsis edilmesi durumunda iller veya kuvvetler arasında işbirliği, koordinasyon, kuvvet kaydırması, emir komuta ilişkileri ve gerekli görülen diğer hususlar yukarıda belirtilen hükümler çerçevesinde Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek esaslara göre yürütülür. Bu esasların uygulanmasında, işbirliği ve koordinasyon sağlamak amacıyla gerekli görülen hallerde İçişleri Bakanı ilgili valilerden birini geçici olarak görevlendirir. Olayların sınır illerinde veya bu illere mücavir bölgelerde cereyan etmesi ve eylemcilerin eylemlerini müteakip komşu ülke topraklarına sığındıklarının tespit edilmesi durumunda valinin talebi üzerine ilgili komutan eylemcileri ele geçirmek veya tesirsiz hale getirmek maksadı ile, her defasında Genelkurmay Başkanlığı kanalı ile Cumhurbaşkanının müsaadesi tahtında, ihtiyaca göre kara, hava, deniz kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlığı unsurları ile komşu ülkelerin mutabakatı alınmak suretiyle mahdut hedefli sınır ötesi harekat planlayıp icra edebilir. (Değişik Cümle: 13/7/2013-6496/16 md.) Bu fıkra uyarınca görevlendirilen Türk Silahlı Kuvvetleri birliklerinin, bu fıkra kapsamındaki faaliyetleri, askerlik hizmet ve görevlerinden sayılır......" 17/12/1983 tarihli ve 18254 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, olay tarihinde yürürlükte olan Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği’nin ve maddeleri ile ve maddelerinin ilgili kısmı şöyledir:  “Genel YetkiMadde 24 - Jandarma, emniyet ve asayişi sağlama ve kamu düzenini koruma amacıyla Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu ile Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda belirtilen gerekli her türlü güvenlik tedbirlerini almaya yetkilidir.Zor Kullanma YetkisiMadde 38 - Jandarma kanun ve nizamlara uygun olarak kişileri yakalama veya toplulukları dağıtma sırasında karşılaştığı direnmeleri, kırmak, saldırıya yeltenen veya saldırıda bulunanları etkisiz duruma getirmek için zor kullanabilir.Zor kullanmanın niteliği ve derecesi karşılaşılan direnme veya saldırıya göre değişmek üzere; yeterli biçimde ve nitelikte bedeni kuvvet, maddi güç ve şartları gerçekleştiğinde her çeşit silah kullanmayı kapsar.…Toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda; zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gerecin seçimi öncelikle, kuvvetin başındaki komutana aittir. Bu konuda mülki amirin yetkileri saklıdır.Silah Kullanma Yetkisi ve Bu Yetkinin Kullanılacağı DurumlarMadde 39 - Jandarma, aşağıda yazılı hallerde silah kullanmaya yetkilidir:a. Nefsini müdafaa etmek için,b. Başkasının ırz ve canına vuku bulan ve başka suretle men'i mümkün olmayan bir saldırıyı savmak için;…g. Jandarmanın görevini yapmasına yalnız veya toplu olarak fiili mukavemette bulunulmuş veya fiili saldırı ile karşı gelinmişse,h. Devlet nüfuz ve icraatına silahlı olarak karşı gelinmişse,…Silah Kullanmanın Kapsamı ve Uyulması Gereken EsaslarMadde 40 - Silah kullanmak deyiminden, mutlaka ateş etmek anlaşılmaz. Ateş etmek, silah kullanmada en son çaredir. Buna bağlı olarak:a. Bu yönetmeliğin uygulanmasında silah deyimi; ateşli silahları, kesici ve dürtücü silahları, önleyici, etkisiz duruma getirici ve savunmaya ilişkin aletleri cop, sis ve gaz bombalarını; gaz, boyalı ve boyasız basınçlı su püskürten, personel ve malzeme taşıyabilir zırhlı ve zırhsız araçları, helikopter ve uçakları kapsar.b. Silah kullanma yetkisine sahip bulunan amir ve görevliler, kanun ve nizamların belirlediği yetkilerini zamanında kullanmaz ya da silahlarından yeterince yararlanmazsa, davranış ve tutumunun niteliğine göre cezalandırılır.'Din ve vicdana göre lazım sayılan hareketler' ile 'şahsi tehlike korkusu' yüzünden silah kullanmaktan kaçınmış olmak cezayı kaldırmaz ve hafifletmez.c. Silah kullanmada, olayın ve durumun özellikleri gözönünde bulundurularak; savunmaya ilişkin aletlerle önleyici ve etkisiz duruma getirici aletleri kullanılmasına öncelik verilir. Daha sonra, kesici ve dürtücü silahlarla, ateşli silahların hedefe yöneltilmesi safhasına geçilir. Etkili olunmadığında, dipçik ve kabzalar kullanılır. Buna rağmen amaç sağlanamamışsa, kesici ve dürtücü silahlarla, ateşli silahlar kullanılır. Ateşli silahların kullanılmasında sırasıyla; önce havaya ihtar atışı yapılır, sonra ayağa doğru ateş edilir. Buna rağmen silah kullanmaya yol açan olay ve durum bastırılamamışsa hedef gözetilmeden ateş edilir.Bu sıranın her olayda aynen izlenmesi zorunlu değildir. Olayın özelliğine göre, sıra atlanabileceği gibi, şartları varsa doğrudan doğruya hedefe de ateş edilebilir.Bu gibi durumlarda, neden bu şekilde hareket edildiği olay tutanağında açıkça ve özellikle belirtilir.d. Ateşli Silahlarla Ateş edilmesi; (1) Öncelikle bu konuda emir verilmiş olmasına bağlıdır. (2) Ateş emri verilmemiş olsa bile 39 uncu maddede sayılan, durum ve özelliklerin ortaya çıkması nedeniyle, silahın kullanma zamanını, ölçü ve tarzını, her alandaki özel şartları gözönünde tutarak; her görevli kendisi değerlendirir ve saptar.Diğer silahların kullanılması, emirle ve emirde belirtildiği şekilde olur." 17/2/1983 tarihli ve 17962 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Polisin Adli Görevlerinin Yerine Getirilmesinde Delillerin Toplanması, Muhafazası ve İlgili Yerlere Gönderilmesi Hakkında Yönetmelik'in , ve maddeleri ile maddesinin ilgili kısmı şöyledir :"Madde 7 - Olay yerinde bulunan deliller toplanmadan olay yeri krokisi yapılır. Yapılacak krokide, iz ve delillerin bulunduğu yerler, kesin ve doğru alınmış ölçüler, hava durumu, olayın zamanı, dosya numarası, krokiyi yapanın ismi, yönler ve birimin adı mutlaka yazılır. Madde 8 - Olay yerinin incelenmesiyle belirlenen önemli yerlerin fotoğrafı çekilir. Fotoğraf çekiminin tüm iz ve delilleri belirtecek şekilde, ölçekli, muhtelif açılardan ve en az iki poz olması gereklidir. Madde 9 - Olayın mahiyet ve önemine göre olay yerinin, tekniğine uygun planı yapılır. Madde 14 - Delillerin muhafazası, suç sayılan olayın meydana geldiği andan itibaren başlar. Olay yerinin açık veya kapalı saha oluşu, hava durumu, delillerin kimyasal ve fiziksel özellikleri göz önünde bulundurularak gerekli koruyucu tedbirler alınır. Olay yerinde kalması zaruri görülen deliller, soruşturma veya inceleme sonuçlanıncaya kadar görevlendirilecek nöbetçilerle korunur. ..." Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 20/2/2015 tarihli ve 158 sayılı İnsan Hakları İhlalleri ile İşkence ve Kötü Muamele İddialarına İlişkin Soruşturmalar konulu Genelgesi'nin ilgili kısmı şöyledir:"...Yukarıda yapılan açıklamalar ve ilgili hükümler ile kararlar doğrultusunda; 1- Temel hak ve özgürlüklerin ve özellikle adil yargılanma hakkı ve diğer evrensel hakların korunması, kişi ve kurumların mağdur edilmemesi, toplumun yargıya olan güveninin devamının sağlanması, insan haklarına ilişkin ihlal kararları verilmesinin ve ülkemizin uluslararası alanda saygınlığının zedelenmesinin önlenmesi bakımından, soruşturmaların yürütülmesinde asıl yetki ve sorumluluğa sahip olan Cumhuriyet savcıları tarafından; soruşturma evresinin uluslararası sözleşmeler, AİHM kararları, Anayasa, kanunlar, yönetmelikler ve genelgelerde açıklanan ilkeler doğrultusunda hızlı, etkin, adil, eksiksiz ve insan haklarına saygılı bir şekilde yapılarak delillerin zamanında, tam ve hukuka uygun olarak toplanması suretiyle, yapılan soruşturmalardan kaynaklanan insan hakları ihlallerine fırsat verilmemesi, 2- İnsan hakları ihlali, işkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin olarak yapılan soruşturmaların, kolluk kuvvetlerine bırakılmayarak bizzat Cumhuriyet başsavcısı ya da görevlendireceği bir Cumhuriyet savcısı tarafından etkili ve yeterli bir şekilde yürütülmesi,3- Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, AİHM kararları ve bu konulardaki ilgili hukuki düzenlemelerin dikkatle takip edilmesi ve uygulanması,4- İnsan hakları ihlallerinin önlenmesi, işkence ve kötü muamele eylemlerinin gerçekleşmemesi konularında farkındalığı arttıracak tedbirlerin alınması, Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim." 31/7/2004 tarihli ve 25539 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Adli Tıp Kurumu Uygulama Yönetmeliği'nin maddesinin (c) bendi şöyledir :"c) (Değişik:RG-30/10/2011-28100) Otopsinin sonuçlanması veya hüviyetin tespitinden sonra morg ihtisas dairesiyle ilgisi kalmayan ceset veya beraberindeki materyal, tahkikatı idare eden hakim veya Cumhuriyet savcısı veya hüviyet tespiti için gönderilen makam tarafından gömülmesinde sakınca olmadığını bildiren yazılı belge üzerine ailesine veya yakınlarına veya kimsesiz ise onbeş gün içinde (Değişik ibare:RG-7/1/2016-29586) belediyeye veya mülki idare amirliğine teslim edilir. Kimliği tespit edilmiş olmasına rağmen ailesi veya yakınları tarafından (Değişik ibare:RG-20/4/2016-29690) beş gün içinde teslim alınmayan cesetler de belediyeye veya mülki idare amirliğine gömülmek üzere teslim edilir. (Ek cümle:RG-16/1/2016-29595) Cesedin teslim veya gömülme işlemleri sırasında kamu düzeninin bozulabileceği veya toplumsal olayların meydana gelebileceği ya da suç işlenebileceği mülki idare amirince değerlendirildiği takdirde cesetler, gömülmek üzere doğrudan mülki idare amirliğine teslim edilir. Ancak; yabancı uyruklu kişiye ait olduğu tespit edilen ceset, ailesi, yakınları veya vatandaşı bulunduğu ülkenin diplomatik ya da konsolosluk temsilciliklerince tesliminin istenilmesi halinde, ülkelerine nakledilmek kaydıyla kendilerine ya da yetkili temsilcilerine teslim edilir. Ailesi veya yakınlarınca Ülkemizde defnedilmek istenilen, vatandaşı bulunduğu devlet tarafından ülkesine kabul edilmeyen, yabancı ölüm bildirimine diplomatik ya da konsolosluk temsilciliklerince onbeş gün içinde cevap verilmeyen (Ek ibare:RG-7/1/2016-29586) veya cevap verilmesine rağmen ailesi, yakınları veya yetkili temsilciliklerce (Değişik ibare:RG-20/4/2016-29690) beş gün içinde teslim alınmayan veya kimsesi bulunmayan yabancı uyruklu ceset ise o yer mülki idare amirliğinin belirleyeceği yerde gömülür. (Ek cümle:RG-17/12/2011-28145) Gerektiği hallerde İçişleri Bakanlığının belirleyeceği yerde ve şartlarda başka bir ilde de gömülebilir. Morg İhtisas Dairesi, kimlik belirlenmesi için gerekli görülen örnekleri alır ve beş yıl süreyle saklar. Morg ihtisas dairesine getirilen ve otopsinin sonuçlanması ile hüviyetinin tespitinden sonra morg ihtisas dairesi ile ilgisi kalmayan ve yakınlarınca alınmayan veya araştırmalar sonucu kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımları adlî tahkikatla ilgisi kalmamış olması ve aksine vasiyeti bulunmaması şartıyla, en az altı ay süreyle muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere yüksek öğretim kurumlarına verilebilir. Ceset üzerinde tekrar bir inceleme yapılması ihtimali düşünülerek cesedin gömüldüğü yer veya mezara, morg defterindeki numarayı taşıyan bir işaretin konulacağı, cesedi alanlar tarafından yazılı olarak taahhüt edilir ve cesedi teslim alanların da adresleri ile imzaları alınır. Kanun ve yönetmelikler çerçevesinde organ ya da organ parçaları adlî mercilerden gerekli izinler alındıktan sonra, Adlî Tıp Kurumu Eğitim ve Bilimsel Araştırma Komisyonu ve Adlî Tıp Kurumu Etik Kurulunun da onayı ile transplantasyon için alınabilir."B. Uluslararası Hukuk Uluslararası Kuruluşların Kabul Ettiği İlkeler 27/8/1990 ile 7/9/1990 tarihleri arasında yapılan Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı Konferansı'nda kabul edilen, güvenlik güçlerinin ateşli silah ve güç kullanımına ilişkin ilkelerin ilgili kısmı şöyledir: “ ... Kamu yetkilileri ve emniyet makamları, kanun adamlarının kişilere karşı zor ve silah kullanmaları hakkında yasalar çıkarıp düzenlemeler yaparlar ve bunları yerine getirirler. Hükümetler ve kolluk kuvvetleri bu tür kurallar koyup düzenlemeler yaparlarken, zor ve silah kullanma ile bağlantılı olan ahlaki sorunları her zaman göz önünde tutarlar. ... Kişilerin ölümüne veya yaralanmasına yol açabilecek silahların kullanılmasını giderek sınırlama düşüncesiyle, uygun durumlarda kullanılmak üzere öldürücü olmayan etkisizleştirici silahlar da bu araçlara dahildir. Yine aynı amaçla, başka türlü silahları kullanma ihtiyacını da düşürmek için kanun adamlarının kalkan, miğfer, kurşun geçirmez yelek ve kurşun geçirmez taşıtlar gibi kendilerini koruyucu araçlarla donatılmaları mümkündür. ... Kanun adamları kendilerinin ve başkalarının öldürülmelerine veya ağır bir biçimde yaralanmalarına yönelik yakın bir tehlikeye karşı müdafaa halleri ile yaşama karşı ağır bir tehdit içeren ağır nitelikteki özel suçların işlenmesini önlemek, bu tür bir tehlike gösteren veya emirlere direnen bir kimseyi yakalamak veya böyle bir kimsenin kaçmasını önlemek amacı dışında ve bu amaçları gerçekleştirmek için daha hafif yöntemler yetersiz kalmadıkça başkalarına karşı silah kullanamazlar. Her halükarda sadece yaşamı korumak için kesinlikle kaçınılmaz olduğu zaman öldürmeye yönelik silah kullanılabilir. Kanun adamları dokuzuncu prensipte belirtilen durumlarda, kendilerini gereği gibi tanıtarak silah kullanma niyetleri konusunda açık bir uyarıda bulunurlar ve uyarıya uyulabilmesi için yeterli zaman verirler. Eğer uyarıda bulunmak, kanun adamlarını gereksiz yere tehlikeye atacak ise veya başkaları için ölüm veya ciddi bir biçimde yaralanma riski yaratacak ise, veya olayın şartları içinde açıkça gereksiz veya anlamsız ise, uyarı yapılmaz. ... Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar, kanun adamlarının eğitiminde, özellikle soruşturma sürecinde polis ahlakı ve insan hakları konularına, zor ve silah kullanmaktansa çatışmaları barışçıl bir biçimde çözüme kavuşturma, kalabalıkların davranışlarını anlama, ikna, müzakere ve arabulma gibi yöntemler de dahil, çeşitli alternatif yöntemler kullanma ve ayrıca zor ve silah kullanılmasını kısıtlama amacıyla teknik araçların kullanılmasına özel bir önem verirler. Kanunen yetkili kuruluşlar, eğitim programlarını ve isleyiş usullerini somut olaylar ışığında yeniden değerlendirirler. ...” Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 11/7/2002 tarihli toplantısında kabul edilen İnsan Hakları ve Terörle Mücadele Hakkında İlkelerin ilgili kısmı şöyledir:" Devletlerin herkesi teröre karşı koruma yükümlülüğü Devletler, yetki alanları dahilinde bulunan herkesin temel haklarını, özellikle de yaşama hakkını terör eylemlerine karşı korumaya yönelik olarak tedbir almakla yükümlüdür. Bu müspet yükümlülük, Devletin bu ilkeler uyarınca terörle mücadelesini tamamen haklı kılar. Keyfî uygulamanın yasaklanması Devletlerin terörle mücadele konusunda aldığı tüm tedbirlerin her tür keyfiyetten ve ayrımcı ya da ırkçı muameleden uzak, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü gözeten tedbirler olması ve uygun bir denetime tâbi olması gerekir. Terörle mücadele doğrultusundaki tedbirlerin hukuka uygunluğu Devletlerin terörle mücadele amacıyla aldıkları tüm tedbirlerin hukuka uygun olması gerekir. Alınan herhangi bir tedbirin insan haklarını kısıtlaması halinde, bu kısıtlamaların mümkün olduğunca açık bir şekilde ifade edilmesi, gerekli olması ve güdülen amaçla orantılı olması gerekir...." Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İçtihadı Sözleşme'nin maddesi şöyledir:"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme’nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar." Sözleşme'nin maddesi şöyledir:" Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması;b) Bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme;c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması" AİHM'e göre Sözleşme'nin maddesi, yalnızca yaşam hakkını güvence altına almakla kalmayıp yaşamdan yoksun bırakmanın haklı gösterilebileceği durumları da belirleyen Sözleşme'nin en temel hükümlerinden biridir ve Sözleşme'nin maddesi ile birlikte Avrupa Konseyini oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini de barındırır. Bu nedenle Sözleşme hükümleri katı bir şekilde yorumlanmalıdır (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 18894/91, 27/9/1995, § 147). AİHM, üç terör zanlısının özel kuvvetler askerleri tarafından vurularak öldürülmesi olayında yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarını değerlendirdiği McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık kararında, devlet görevlilerinin güç kullanımı nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında tatbik edilecek bazı temel ilkeler belirlemiş ve bunları benzer davalarda birçok kez uygulamıştır. Bu ilkelere göre Sözleşme’nin maddesi, esasen bir bireyin kasten öldürülmesine izin verilen durumları tanımlamamakta ancak istenmeyen bir sonuç olarak yaşamdan yoksun bırakma ile sonuçlanabilecek güç kullanımına izin verilen durumları ortaya koymaktadır. Kullanılan gücün ikinci paragrafın (a), (b) ve (c) bentlerinde öngörülen amaçlardan herhangi birine ulaşmak için kesinlikle zorunlu (absolutely necessary) gücü aşmaması gerekmektedir. Sözleşme’nin maddesinin ikinci paragrafında yer alan mutlak zorunluluk ifadesi, Sözleşme’nin ila maddelerinin ikinci paragrafları uyarınca ihlalin demokratik toplumda gerekli olup olmadığının belirlenmesinde normal olarak uygulanana göre daha katı ve zorlayıcı bir gereklilik testi uygulanması gerektiğini belirtmektedir. Ölüme neden olan güç kullanımı, söz konusu maddenin bentlerinde öngörülen amaçlara ulaşmak için kesin olarak orantılı olmalıdır. AİHM, kasıtlı öldürücü güç kullanıldığı zaman yaşamdan yoksun bırakma durumlarında değerlendirmesini yaparken yalnızca gücü fiilen uygulayan görevlilerin eylemlerini değil aynı zamanda inceleme altındaki eylemlerin planlanması ve kontrolü gibi konular da dâhil olmak üzere tüm çevre koşullarını dikkatli bir incelemeye tabi tutmalıdır (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§ 148-150). Kanun uygulayıcı personel, tehlikeli teröristler ile mücadele ettiğinde bile ateşli silahların kullanımında belirli bir dereceye kadar dikkatli hareket etmelidir (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 212). McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık kararında AİHM, askerlerin -kendilerine verilen bilgiler ışığında- zanlıların bomba patlatmalarını ve ciddi can kayıplarına yol açmalarını önlemek için ateş etmenin gerekli olduğuna samimiyetle inandıklarını ve emirlere uyarak yaptıkları eylemlerini, masum hayatları korumak için kesinlikle gerekli olarak algıladıklarını kabul etmiştir. AİHM bu nedenle Sözleşme'nin maddesinin ikinci paragrafında belirtilen meşru amaçlardan birini gerçekleştirmek için devlet görevlileri tarafından güç kullanımının haklı görülebileceğini, askerlerin eylemlerinin iyi nedenlerden dolayı o zaman geçerli olarak algılanan ancak daha sonra yanlış olduğu ortaya çıkan dürüst bir inanca dayandığını, bunun aksini iddia etmenin devlete ve onun kolluk kuvvetlerine görevlerini yerine getirirken, belki de kendi hayatlarına ve başkalarının hayatlarına mal olacak şekilde gerçekçi olmayan bir yük yüklemek olacağını ifade ederek askerlerin öldürme eylemlerinin maddeyi ihlal etmediğine karar vermiştir (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık § 200). Buna karşılık AİHM, güç kullanımının Sözleşme'nin maddesiyle uyumlu olup olmadığına karar verirken yalnızca güç kullanan kişilerin eylemlerinin ulaşılmak istenen amaçla orantılı olup olmadığını değil aynı zamanda operasyonun planlama ve kontrol aşamalarının ölümcül güce başvurulmasını en aza indirmeye uygun olup olmadığını da incelemektedir (Ergi/Türkiye, B. No: 23818/94, 28/7/1998, § 79; McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 194; Cangöz ve diğerleri/Türkiye, B. No: 7469/06, 26/4/2016, § 112). Ölümcül güç yetkililer tarafından bir polis operasyonu kapsamında kullanıldığında devletin Sözleşme kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini negatif yükümlülüklerinden ayırmak zordur. Bu durumlarda AİHM normalde polis operasyonunun yetkililer tarafından -mümkün olan en geniş ölçüde- ölümcül güce başvurulmasını, can kayıplarını en aza indirecek şekilde planlanıp planlanmadığını ve güvenlik operasyonunun araç ve metotlarının seçiminde mümkün olan bütün önlemlerin alınıp alınmadığını inceleyecektir (Finogenov ve diğerleri/Rusya B. No: 18299/03 ve 27311/03, 20/12/2011, § 208). AİHM; önüne gelen bazı başvurularda, başvuruya neden olan olayların uzmanlığının çok ötesinde özellikler barındırdığını, devlet güçlerinin kontrolleri sınırlı bir olay konusunda müthiş bir zaman baskısı altında hareket etmek zorunda kaldıklarını, bu nedenle sert bir mutlak zorunluluk testi uygulanmasının imkânsız hâle gelebildiğini kabul etmiştir (AİHM'in çok sayıda sivilin teröristlerce rehin alındığı bir olayda mutlak zorunluluk testi konusundaki değerlendirmeleri için bkz. Finogenov ve diğerleri/Rusya, §§ 211-215 ve burada yapılan atıflar). AİHM polis veya antiterör operasyonları söz konusu olduğunda genellikle güvenlik görevlileri tarafından kullanılan gücün Sözleşme'nin maddesinde tahdidi olarak sayılan amaçlardan birini gerçekleştirmek için kullanılıp kullanılmadığı konusunu, gücün bu amaçlara ulaşmak için mutlak zorunlu olup olmadığı hususu ile birlikte incelemektedir. AİHM kararlarına göre devlet görevlileri tarafından ölümcül güç kullanımında Sözleşme'nin maddesinde tahdidi olarak sayılan her üç meşru amaç da geçerli olabilmektedir. AİHM bu kararların bazılarında yaşam hakkının ihlal edildiğine, bazılarında ise ihlal bulunmadığına karar vermiştir (Sözleşme'nin 2 (a) maddesine göre nefsi müdafaa ve yasa dışı şiddete karşı koruma amacı kapsamında ölümcül güç kullanımının orantısız olması nedeniyle ihlal bulunan birçok örnek arasından bkz. Gül/Türkiye, B. No: 22676/93, 14/12/2000, § 83; 2 (b) maddesi kapsamında bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme ve yasa dışı şiddete karşı koruma amacı kapsamında öldürmenin orantılı bulunduğu Yüksel Erdoğan ve diğerleri/Türkiye, B. No: 57049/00, 15/12/2007, §§ 99, 100; hayatı koruma amacı kapsamında ateş açma eyleminin mutlak zorunlu bulunduğu Ahmet Özkan ve diğerleri/Türkiye, B. No: 21689/93, 6/4/2004, §§ 305, 306; kararları). AİHM kararlarında Sözleşme'nin maddesinin ikinci paragrafının (c) bendinde öngörülen bir ayaklanma ya da isyanın yasaya uygun olarak bastırılması amacı diğer bentlerde belirtilen amaçlara nazaran daha az yer almaktadır. Bu konuda Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (Komisyon) tarafından verilen Stewart/Birleşik Krallık (B. No: 10044/82, 10/7/1984) kararında yer alan değerlendirmeler önem taşımaktadır. Anılan kararda Sözleşme'ye taraf devletlerin iç hukuklarında ayaklanma ve isyan kavramlarının hukuki tanımı konusunda farklılıklar olabileceği, Sözleşme bakımından ise ayaklanma ve isyan kavramlarının Komisyon ve AİHM tarafından bağımsız bir değerlendirmeye tabi tutulacağı belirtilmiştir. Aynı kararda, ayaklanma kavramının kesin bir tanımına ve açıklamasına gerek olmadığı, buna karşılık devriye gezen askerlere ciddi şekilde yaralanmalarına neden olabilecek şekilde roket fırlatan 150 kişilik hasmane bir grubun eylemlerinin her hâlükârda ayaklanma oluşturduğu kabul edilmiştir. Stewart/Birleşik Krallık kararında ayrıca güç kullanımının gözetilen meşru amaçla katı bir şekilde orantılı olması gerektiği ve orantılılığın ulaşılmak istenen bu meşru amacın doğası gözetilerek değerlendirileceği belirtilmektedir. Anılan karara göre Sözleşme'nin maddesinin ikinci paragrafının (c) bendi hükmü, yetkililerin yükselen şiddet karşısında herhangi bir geri çekilme veya eylemden kaçma zorunluluğu bulunmaksızın harekete geçmelerini öngörmektedir (Stewart/Birleşik Krallık, S. 162 ve 172). AİHM Güleç/Türkiye (B. No: 21593/93, 27/7/1998) kararında, bir gösteri yürüyüşüne katılan kalabalık bir grubun şiddet eylemleri neticesinde 24 güvenlik görevlisinin yaralandığı, kamuya ve özel kişilere ait birçok taşınır-taşınmazın zarar gördüğü olayları Sözleşme'nin maddesinin ikinci paragrafının (c) bendi kapsamında isyan (riot) olarak kabul etmiştir (Güleç/Türkiye, §§ 68-71). Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin toplu şiddet eylemlerini bastırmak için güç kullanılmasının maddesinin ikinci paragrafının (c) bendi hükmü kapsamında isyanın bastırılması olarak değerlendirildiği kararlar da bulunmaktadır (Perişan ve diğerleri/Türkiye, B. No: 12336/03, 20/5/2010, § 78; Kavaklıoğlu ve diğerleri/Türkiye, B. No: 15397/02, 6/10/2015, § 181). AİHM Çeçenistan bölgesindeki kalabalık grupların yasa dışı silahlı eylemlerine karşı Rusya tarafından ölümcül güç kullanılmasını incelediği Isayeva/Rusya kararında ise yasa dışı silahlı ayaklanmayı (illegal armed insurgency) bastırmak için hava ve topçuluk dâhil muharebe silahlarıyla donatılmış askerî birliklerin kullanılabileceğini kabul etmiştir (Isayeva/Rusya, B. No: 57950/00,24/2/2005, § 180). AİHM, ölümün devlet görevlilerinin eylemlerinden kaynaklandığının iddia edildiği başvurularda -özellikle bu konuda bir ihtilaf bulunması hâlinde- öncelikle ölümün gerçekten devlet görevlilerinin eylemleriyle meydana gelip gelmediğini belirlemektedir. Örnek olarak AİHM Yaşa/Türkiye (B. No: 22495/93, 2/9/1998) kararında, soruşturma dosyasındaki belgelerin başvurucunun ölümüne neden olan saldırının güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirildiğine dair yeterli maddi bulgu içermediğini belirterek Sözleşme'nin maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine karar vermiştir (Yaşa/Türkiye, § 97). AİHM'e göre güvenlik güçlerinin güç kullanımı sonucunda ölüm meydana gelmişse kullanılan gücün mutlak surette gerekli olandan fazla olmadığını ve Sözleşme'nin maddesinde belirtilen amaçların yerine getirilmesi bakımından orantılı olduğunu göstermek devletlerin yükümlülüğündedir (Cangöz ve diğerleri, § 105; Şahismail Can ve diğerleri/Türkiye, B. No: 23029/04, 15/9/2020, § 91). Bu nedenle ölümün devlet görevlilerinin eylemlerinden kaynaklandığı konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmuyorsa AİHM, incelemesine öldürmeyi gerekçelendirme ya da aydınlatma yükümlülüğü olarak adlandırılabilecek bu yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediğini belirlemeye çalışarak devam etmektedir (Gülbahar Özer ve diğerleri/Türkiye, B. No: 44125/06, 2/7/2013, § 59). AİHM, önüne gelen birçok başvuruda öldürmeyi gerekçelendirme yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediğini araştırırken özellikle ölüm olayı nedeniyle başlatılan soruşturmaları incelemiş ve soruşturmanın eksik yapıldığını belirlediği hâllerde maddenin esas ve usul bakımından ayrı ayrı ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. AİHM'in bu davalarda benimsediği yoruma göre soruşturmanın etkili ve olaylarla ilgili gerçek olguları ortaya koymak için yeterli olmadığı, çok fazla cevapsız soru bıraktığı durumlar ihlale neden olur. Devletin ölümü gerekçelendirme yükümlülüğü taşıdığı davalarda soruşturmada atılan adımların incelenmesi sadece soruşturmanın usule ilişkin gerekliliklere uygun olup olmadığını tespit etme amacına hizmet etmekle kalmaz, ayrıca kullanılan gücün ilgili koşullarda gerekli olup olmadığını ve böylece devletin öldürmeyi gerekçelendirme yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini belirlemeyi de sağlar (Cangöz ve diğerleri, §§ 114, 139, 140; Beker/Türkiye, B. No: 27866/03, 24/3/2009, §§ 43, 44, 53; Özcan ve diğerleri/Türkiye, B. No. 18893/05, 20/4/2010 §§ 61 73; Gülbahar Özer ve diğerleri/Türkiye, §§ 59, 75, 76; Bişar Ayhan ve diğerleri/Türkiye, B. No: 42329/11 ve 47319/11, 18/5/2021, §§ 60, 61 ve 74, 75). AİHM, aynı yaklaşımı benimsediği yakın tarihli Şahismail Can ve diğerleri kararında ise yukarıda açıklanan yorumuna ek olarak soruşturmanın etkin olmamasının kendi başına Sözleşme'nin maddesinin ihlaline neden olduğunu, bununla birlikte olayların etkin bir soruşturmayla tespit edilmemesinin hükûmetin kullanılan gücün mutlak zorunlu ve orantılı olduğunu AİHM'e gösterdiği şeklinde kabul edilemeyeceğini belirterek esas ve usul yükümlülükleri bakımından bir ayrım yapmaksızın maddenin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Şahismail Can ve diğerleri, §§ 101, 102; ayrıca AİHM'in benzer gerekçeyle esas ve usul yükümlülükleri bakımından bir ayrım yapmaksızın Sözleşme'nin maddesinin ihlal edildiğine karar verdiği bir başka başvuru için bkz. Döndü Günel/Türkiye, B. No: 34673/07, 6/9/2016, § 35). Sözleşme'nin maddesindeki yaşamı koruma yükümlülüğü, maddesinde düzenlenen insan haklarına saygı yükümlülüğü ile ele alındığında devlet görevlilerinin güç kullanımı sonucunda meydana gelen ölüm olaylarıyla ilgili resmî ve etkili bir soruşturma yapılmasını gerektirmektedir. Soruşturmanın amacı, yaşamı koruyan ulusal mevzuatın etkili bir şekilde uygulanması ve devlet görevlilerinin sorumluluklarında gerçekleşen ölüm olaylarıyla ilgili hesap vermelerini sağlamaktır (Nachova ve diğerleri/Bulgaristan [BD], B. No: 43577/98, 43579/98, 6/7/2005, § 110). Bununla birlikte madde kapsamındaki yaşamı koruma yükümlülüğüne uyulup uyulmadığını belirlemek için gerekli durumlarda soruşturma, yalnızca doğrudan öldürücü güç kullanan devlet görevlilerinin eylemlerinin değil aynı zamanda operasyonların planlanması ve kontrolü gibi konular da dâhil olmak üzere tüm çevre koşullarının dikkate alınmasına izin verecek kadar geniş olmalıdır (Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 55721/07, 7/7/2021, § 163). AİHM'e göre madde kapsamındaki usule ilişkin yükümlülük, silahlı çatışma bağlamı da dâhil olmak üzere zorlu güvenlik koşullarında da uygulanmalıdır (Güleç/Türkiye, § 81; Ergi/Türkiye, §§ 79, 83). Ölümün genel şiddet, silahlı çatışma veya isyan koşullarında meydana gelmesi durumunda soruşturmacıların önüne engeller çıkabilir, somut kısıtlamalar, daha az etkili soruşturma önlemlerinin kullanılmasını zorunlu kılabilir veya soruşturmanın gecikmesine neden olabilir. Bununla birlikte madde kapsamındaki yaşamı koruma yükümlülüğü -zorlu güvenlik koşullarında bile- yaşam hakkının iddia edilen ihlallerine ilişkin etkili ve bağımsız bir soruşturma yürütülmesini sağlamak için tüm makul adımların atılmasını gerektirir (Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 164; ayrıca Irak'taki Hollanda askerlerinin ölümcül güç kullandıkları bir olayda soruşturma yükümlülüğü ile ilgili değerlendirmeler için bkz. Jaloud/Hollanda [BD], B. No: 47708/08, 20/11/2014, §§ 226-228). AİHM birçok kararında ölüm olayıyla ilgili soruşturmanın resmî görevliler tarafından resen yürütülmesi gerektiğini belirtmiştir. Bir başka deyişle yetkililer ölüm olayını haber almalarının ardından kendiliğinden hareket etmelidir. Ölenin akrabalarının şikâyette bulunmalarını bekleyemezler ya da herhangi bir soruşturma prosedürünün yürütülmesini ölenin akrabalarına bırakamazlar. Dolayısıyla ölenin yakınlarının inisiyatifiyle yürütülen ve fail olduğu iddia edilen kişinin kimliğinin tespitini veya cezalandırılmasını içermeyen hukuk davaları, devletin yaşam hakkı konusundaki usule ilişkin yükümlülüklerine uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınamaz. Devletin madde kapsamındaki usule ilişkin yükümlülüğü sadece tazminata hükmedilerek de yerine getirilemez (birçok karar arasından bkz. Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 165 ve burada yapılan atıflar). Usule ilişkin yükümlülüğün yerine getirilmiş sayılması için soruşturmanın etkili olması gerekmektedir. AİHM, devlet görevlilerinin güç kullanımı nedeniyle ölüm olaylarında soruşturmanın etkili sayılabilmesi için hangi unsurları taşıması gerektiğini birçok kararında açıklamıştır. Buna göre öncelikle, soruşturmadan sorumlu ve soruşturmayı yürüten kişiler, olaylara karışan veya karışma olasılığı bulunan kişilerden bağımsız olmalıdır. Bu, yalnızca hiyerarşik veya kurumsal bağlantı yokluğu değil pratik bir bağımsızlık anlamına da gelir. Bir başka deyişle soruşturma makamları hem hukuki olarak hem de uygulamada bağımsız olmalıdır (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94, 4/5/2001, § 106; Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], 24014/05, 14/4/2005, § 177; silahlı çatışma sırasında bir kişinin ölümünü soruşturan savcının büyük oranda olaya karışan jandarmalar tarafından sağlanan bilgilere dayanması nedeniyle yapılan değerlendirmeler için bkz. Ergi/Türkiye, §§ 83, 84; asker şüphelilerle ilgili soruşturmanın hiyerarşik bağları bulunan askerî soruşturma makamları tarafından yürütüldüğü bir olayla ilgili değerlendirmeler için bkz. Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], B. No: 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, 17/9/2014, §§ 332-334). AİHM kararlarında soruşturmanın etkili sayılabilmesi için ikinci bir koşul olarak yeterli olması gerektiği belirtilmektedir. Soruşturmanın yeterli olması, gerçeklerin ortaya çıkarılmasına, kullanılan gücün koşullara göre haklı olup olmadığının ve sorumluların belirlenmesine ve -gerekirse- belirlenen sorumluların cezalandırılmasına yol açabilmesi gerektiği anlamına gelir (Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, § 172; Armani da Silva/Birleşik Krallık [BD], B. No: 5878/08, 30/3/2016, § 233; Kaya/Türkiye, B. No: 22729/93, 19/2/1998, § 87). Soruşturmanın sonuçları, ilgili tüm unsurların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayanmalı ve Sözleşme'nin maddesinin ikinci paragrafının öngördüğü mutlak gerekenden fazla olmayan standardıyla karşılaştırılabilir bir standart uygulamalıdır. Soruşturmada, davanın koşullarını veya sorumlu kişiyi belirleme kabiliyetini zayıflatan herhangi bir eksiklik, soruşturmanın etkili sayılmamasına neden olabilir (Nachova ve diğerleri/Bulgaristan, § 113). AİHM kararlarında soruşturmanın derhâl başlatılması ve makul bir hızda yürütülmesi, etkili olabilmesinin unsurlarından biri olarak kabul edilmektedir. AİHM'e göre belirli durumlarda soruşturmanın ilerlemesini engelleyen zorluklar olabilir. Bununla birlikte ölümcül güç kullanımının soruşturulmasında derhâl harekete geçilmesi, yetkililerin hukukun üstünlüğüne bağlılıklarına olan güveni sürdürmek ve yasadışı eylemlere ilişkin herhangi bir gizli anlaşma veya hoşgörü izlenimini önlemek için esas olarak kabul edilebilir (Opuz/Türkiye, B. No: 33401/02, 9/6/2009,§ 150, Armani da Silva/Birleşik Krallık, § 237). AİHM, etkili bir soruşturmanın ve sonuçlarının teoride olduğu kadar pratikte de hesap verebilirliği güvence altına almak için yeterli bir derecede kamu denetimine açık olması gerektiğini kabul etmektedir (McKerr/Birleşik Krallık, B. No: 2883/95, 4/5/2001, § 115). Gerekli olan kamu denetiminin derecesi durumdan duruma değişebilir. AİHM Armani da Silva kararında, özel şahıslar veya diğer soruşturmalar üzerinde olumsuz etki yaratma ihtimali nedeniyle polis raporlarının ve soruşturma materyallerinin ifşa edilmesi veya yayımlanmasının madde kapsamında otomatik bir gereklilik olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir (Armani da Silva/Birleşik Krallık, § 236). Bununla birlikte soruşturmanın etkili sayılabilmesi için her durumda, mağdurun en yakın akrabası meşru menfaatlerini korumak için gerekli olduğu ölçüde soruşturma prosedürüne dâhil edilmelidir (soruşturmada verilen kararların tebliğ edilmemesi nedeniyle bu ilkenin yerine getirilmediğine dair değerlendirmeler için bkz. Güleç/Türkiye, § 82; aile üyelerinin gelişmelerden haberdar edilmemesi, olayların kendi versiyonlarını ifade etmelerine fırsat verilmemesi ile ilgili değerlendirmeler için bkz. Gül/Türkiye, § 93; başvurucuların soruşturma dosyasının bir kopyasına sahip olmamaları ile ilgili değerlendirmeler için bkz. Benzer ve diğerleri/Türkiye, B. No: 23502/06, 12/11/2013, § 193). AİHM, Çadıroğlu/Türkiye kararında yetkili kamu makamlarının ölümden haberdar edilmiş olmalarının ipso facto olarak bu makamlara ölüm olayıyla ilgili etkili bir soruşturma yürütülmesi yükümlülüğü getirdiğini belirtmiş ve ölen kişinin yakınlarının soruşturma prosedürlerine katılmamaları nedeniyle başvuru yollarının tüketilmesi kuralının yerine getirilmediği iddialarını reddetmiştir (Çadıroğlu/Türkiye, B. No: 15762/10, 3/9/2013, §§ 30, 36; aynı yöndeki başka bir karar için ayrıca bkz. Sultan Dölek ve diğerleri/Türkiye, 34902/10, 28/4/2015, §§ 43-45). Sözleşme'nin maddesi herkesin yaşam hakkının yasayla korunacağı hükmüne amirdir. AİHM, bu hükmün devletlere egemenlik alanlarındaki kişilerin hayatlarının korunması için gerekli adımların atılması yönünde pozitif bir yükümlülük getirdiğini kabul etmektedir. Devlet yaşam hakkına yönelen tehditleri engelleme amacıyla yasal ve idari bir çerçeve ortaya koymalıdır (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2014, §§ 71, 89). Bu pozitif yükümlülük, devletin kişiye karşı suçların işlenmesini caydırmak için etkili ceza hukuku hükümleri koyarak ve bu hükümlerin ihlallerinin önlenmesi, bastırılması ve cezalandırılması için bir kanun uygulayıcı mekanizma tarafından desteklenmesini sağlayarak yaşam hakkını güvence altına alma görevini içerir. Ayrıca uygun durumlarda, başka bir bireyin suç oluşturan fiillerinden dolayı hayatı tehlikede olan bir bireyi korumak için yetkililere önleyici operasyonel tedbirler alma konusunda pozitif bir yükümlülük de yükler (Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık, B. No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). AİHM, Osman/Birleşik Krallık ([BD], B. No: 23542/94, 28/10/1998) kararında devletlerin -belirli ve iyi tanımlanmış bazı şartlarda- egemenlik alanlarındaki kişilerin yaşam haklarını başka kişilerin suç oluşturan eylemlerine karşı korumak için önleyici pratik tedbirler alma yükümlülüğü olduğunu kabul etmiştir (Osman/Birleşik Krallık, § 115). Anılan kararda belirtilen pozitif yükümlülüğün hangi şartlarda ortaya çıkacağına dair belirlemeler de yer almaktadır. Buna göre öncelikle modern toplumları yönetmenin (policing) içerdiği zorluklar, insan davranışının öngörülemezliği ve öncelikler ve kaynaklar açısından yapılması gereken operasyonel seçimler gözönünde bulundurulduğunda böyle bir yükümlülük, yetkililere imkânsız veya orantısız bir yük getirmeyecek şekilde yorumlanmalıdır. Bu yükümlülüğün ortaya çıkabilmesi için ikinci şart, yetkililerin bir kişinin hayatının bir başka kişinin suç oluşturan eylemleri nedeniyle gerçek ve yakın bir tehlikeyle karşılaştığını bildikleri veya bilmeleri gerektiği bir durumda, yetkileri dâhilinde bu tehlikeyi önleyecek tedbirleri almadıklarının AİHM'i tatmin edecek bir şekilde ortaya konulmuş olmasıdır (Osman/Birleşik Krallık, § 116). AİHM Finogenov ve diğerleri/Rusya kararında ayrıca bu yükümlülüğün ortaya çıkması için yetkililerin durum üzerinde belirli bir derecede kontrolü ellerinde bulundurması gerektiğini kabul etmiştir (Finogenov ve diğerleri/Rusya, § 209). AİHM Özpolat ve diğerleri/Türkiye (B. No: 23551/10, 27/10/2015) kararında, daha sonra vefat eden bir kişinin yakalama işlemi sırasında başından ağır yaralanmasına rağmen tıbbi tedaviden zamanında yararlandırılmadığına ilişkin şikâyeti yaşam hakkının maddi boyutu kapsamında inceleyerek ihlal kararı vermiştir. Anılan bu kararda, olay yerindeki polis ekiplerinin yaralıya olay yerinde tıbbi yardım uygulanması amacıyla herhangi bir tedbir almadıkları ve yaralının derhâl hastaneye kaldırılması için ek bir ambulans çağırmayı düşünmedikleri hususları vurgulanmıştır (Özpolat ve diğerleri/Türkiye, §§ 71-78). AİHM, askerî bir operasyon sırasında yaralanan bir kişinin hastaneye ivedilikle götürülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarını incelediği bir başka başvuruda ise başvurucuların iddialarını ulusal makamlar önünde temellendirmemeleri ve AİHM önünde ise özellikle ölen kişinin yaralandıktan sonra kısa bir süre de olsa yaşadığını düşündürecek herhangi bir delil sunmamaları nedeniyle Sözleşme'nin maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir(Muhacir Çiçek ve diğerleri/Türkiye, B. No: 41465/09, 2/2/2016, §§ 78-82).
Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/37897
Başvuru, Cizre'de uygulanan sokağa çıkma yasağı sırasında tıbbi yardım ve tedavi sağlanmaması ve güvenlik kuvvetlerinin güç kullanımı neticesi ölüm meydana gelmesi nedeniyle yaşam hakkının ve bu hak bağlamında etkili soruşturma yapma yükümlülüğünün, sokağa çıkma yasağı uygulaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, cenazelerin bulundukları sıradaki fiziksel durumları, cenazeleri teslim alırken ve defin için dinî merasim sırasında yaşanan zorluklar nedeniyle kötü muamele yasağı, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile din ve vicdan özgürlüğünün, Av. Ramazan Demir’in bazı başvurucular adına Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine geçici tedbir talebiyle bireysel başvurular yapmasının ardından bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanması nedeniyle bireysel başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru, çocuğun ateşli silahla yaralanması olayı hakkındaki ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 3/8/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Cizre Cumhuriyet Başsavcılığından (Cumhuriyet Başsavcılığı) temin edilen soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, olayın gerçekleştiği 18/1/1994 tarihinde dört yaşındadır. Olay günü PKK terör örgütü mensuplarınca Şırnak'ın Cizre ilçesinde rastgele yapılan taciz atışı sırasında annesiyle birlikte evinde bulunan başvurucu hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmış ve acilen ameliyata alınmıştır. Cizre Devlet Hastanesinin dosyada mevcut olan 18/1/1994 tarihli raporuna göre ateşli silahla yaralanan başvurucunun hayati tehlikesi bulunmaktadır ve çekilen röntgende vücudunda ateşli silah mermisi ile şarapnel parçaları tespit edildiğinden başvurucu genel cerrahi polikliniğine sevk edilmiştir. Olayla ilgili olarak Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü Dicle Polis Merkezince (Polis Merkezi) düzenlenen 19/1/1994 tarihli fezlekede; olay günü saat 00 civarlarında kimliği belirlenemeyen bir grup PKK terör örgütü mensubunun uzun namlulu silahlarla rastgele taciz atışında bulunduğu, atışın yarım saat kadar sürdüğü, olay sırasında başvurucunun hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanarak hemen ameliyata alındığı, hayati tehlikesinin devam ettiği tespitlerine yer verilmiştir. Polis Merkezinde başvurucunun annesi S.G.nin beyanları alınmıştır. S.G. beyanında özetle evlerinde otururken birden dışarıdan silah seslerinin gelmeye başladığını, evlerine doğru ateş edilince kızının yaralandığını, eylemi yapanları görmediğini, kimseden şikâyetçi olmadığını belirtmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 24/1/1994 tarihinde olay anında orada bulunan ve PKK terör örgütü mensuplarıyla çatışmaya giren iki korucunun beyanı alınmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı 25/1/1994 tarihinde olayın Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığının görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. DGM Cumhuriyet Başsavcılığı 1/2/1994 tarihli müzekkeresiyle İlçe Jandarma Bölük Komutanlığı, Şırnak İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Alay Komutanlığından olayın faillerinin tespitine çalışılmasını istemiştir. Bu aşamadan sonra Cumhuriyet Başsavcılığı ile Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü arasında 27/3/1995 ila 3/1/2012 tarihlerinde olayın faillerinin araştırılmaya devam edildiği yönünde bilgi içeren yazışmalar yapılmıştır. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK madde ile görevli), 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun maddesi uyarınca kurulan mahkemelerin ve Cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verildiği ve soruşturma yetkisinin yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ait olduğu gerekçesiyle 15/3/2014 tarihinde yetkisizlik kararı vermiş ve soruşturma evrakını Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı ile Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü arasında olayın faillerinin araştırılmaya devam edildiği yönünde bilgi içeren mutat yazışmalar yapılmıştır. Bu yöndeki en son yazışmanın tarihi dosya içeriğinden tespit edilebildiği kadarıyla 18/9/2014'tür. Cumhuriyet Başsavcılığı, devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırma suçuyla ilgili olarak olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen dava zamanaşımı süresinin 18/1/2014 tarihinde dolduğu gerekçesiyle 30/1/2015 tarihinde olayın kovuşturulmasına yer olmadığına karar vermiştir. Karara karşı yapılan itiraz, Cizre Sulh Ceza Hâkimliğince 28/5/2015 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 13/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucu 3/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Uluslararası Hukuk1- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Yaşam hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir: "Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur... " Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ölüm olayına ilişkin maddi delillerin toplandığı, ilgili olabilecek tanıkların ifadelerine başvurulduğu, silah ve benzeri maddi bulgular üzerinde gerekli teknik incelemelerin yapıldığı, özellikle de tanıkların olası katillerin teşhisine imkân sağlayacak net bilgiyi sunamamış olduğu tespitinin yapıldığı olaylarda daimî arama kararı verilip uzun bir süre ilerleme kaydedilememiş ve/veya başvuranların yakınlarını öldürenlerin kimliklerinin tespit edilememiş olmasına bağlı olarak soruşturmanın etkisiz olduğu sonucuna ulaşılamayacağını kabul etmiştir (Sabuktekin/Türkiye, B. No: 27243/95, 19/3/2002, §§ 97-103; Amaç ve Okkan /Türkiye, B. No: 54179/00, 54176/00, 20/11/2007, §§ 50-59, Behçet Taş/Türkiye,B. No: 48888/09, 10/3/2015, §§ 40-47).
Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/13461
Başvuru, çocuğun ateşli silahla yaralanması olayı hakkındaki ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru; satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak açılan davanın reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu, nihai hükmü 23/11/2018 tarihinde öğrendikten sonra 28/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/37987
Başvuru; satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak açılan davanın reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 21/5/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia dışındaki iddialar yönünden kısmi kabul edilmezlik kararı verilerek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 27/3/2003 tarihinde menfi tespit davası açmıştır. Konya Asliye Ticaret Mahkemesi 5/10/2011 tarihli kararı ile davanın reddine karar vermiştir. Karar Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/2/2013 tarihli ilamı ile onanmıştır. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 3/10/2013 tarihli ilamı ile reddedilmiştir. Karar başvurucuya 22/4/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/7048
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, ceza yargılamasında aralarında menfaat çatışması bulunan sanıkların aynı müdafi tarafından temsil edilmeleri nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 15/9/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 16/10/2006 tarihli iddianamesiyle başvurucu ve diğer şüphelinin iştirak hâlinde oto hırsızlığı suçunu işlediklerinden bahisle cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açmıştır. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi 17/1/2008 tarihli kararıyla hırsızlık suçundan başvurucunun mahkûmiyetine karar vermiştir. Anılan karar, başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay Ceza Dairesinin 23/1/2013 tarihli kararıyla onanmıştır. Başvurucuya 14/2/2014 tarihinde müddetname tebliğ edilmiştir. Bireysel başvuru 15/9/2014 tarihinde yapılmıştır.
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/14924
Başvuru, ceza yargılamasında aralarında menfaat çatışması bulunan sanıkların aynı müdafi tarafından temsil edilmeleri nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru, 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca verilen tedbir kararına yönelik esaslı iddiaların itiraz mercii tarafından karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, nihai hükmü 13/3/2019 tarihinde öğrendikten sonra 21/3/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/8899
Başvuru, 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca verilen tedbir kararına yönelik esaslı iddiaların itiraz mercii tarafından karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, gece vakti alkollü içki satışı yapıldığı gerekçesine dayalı olarak idari para cezası verilmesi üzerine yapılan itirazın reddi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 6/9/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, İstanbul'un Avcılar ilçesine bağlı Mustafakemalpaşa Mahallesi İstiklal Caddesi üzerinde, alkollü içecek satışı da yapan bir kuruyemiş dükkânı işletmektedir. Kolluk görevlileri devriye sırasında 7/2/2016 günü saat 30 civarında başvurucunun işlettiği dükkândan çıkan K.K.yı durdurmuş ve K.K.nın elindeki poşette iki kutu bira olduğunu tespit ederek hakkında tutanak düzenlemişlerdir. Tutanak, K.K. ile dükkânda bulunan görevli B. tarafından da imzalanmıştır. Müşteri K.K. daha sonra kolluk görevlilerine verdiği ifadesinde; olay günü saat 00 civarı söz konusu işyerinden iki bira, kuruyemiş ve bisküvi satın aldığını ancak satın aldığı bu ürünleri bir akrabasının rahatsızlandığı haberini aldıktan sonra dükkânda bırakarak hastaneye gittiğini beyan etmiştir. Ayrıca hastaneden döndükten sonra bu ürünleri dükkândan alarak evine doğru yola koyulduğunu belirten K.K., evinin önünde polis memurlarının kendisini durdurduğunu ve poşeti kontrol ettiklerini ifade etmiştir. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü, düzenlenen söz konusu tutanağı 8/3/2016 tarihli yazı ile Tütün ve Alkol Piyasasını Düzenleme Kurumuna (TAPDK) göndermiştir. Kurul 4/6/2016 tarihinde, başvurucuya ikinci defa gece vakti alkollü içecek satışı yaptığı gerekçesiyle 000 TL idari para cezası verilmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; kolluk görevlilerince düzenlenen tutanak esas alınarak 8/6/1942 tarihli ve 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu'nun maddesinin beşinci fıkrası, maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve üçüncü fıkrası ile 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendi dayanak olarak gösterilmiştir. Başvurucu bu karara karşı 29/6/2016 tarihinde Küçükçekmece Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itirazda bulunmuştur. İtiraz dilekçesinde, kolluk görevlilerince yapılan aramanın kanuna aykırı olduğu belirtilmiştir. Başvurucu, müşteri K.K. ile dükkânda görevli olan B.nin tanık olarak dinlenilmesini talep etmiştir. Başvurucu; müşterinin beyanlarının -ısrarlara rağmen- tutanağa geçirilmediğini,yasağın başladığı saat 00'den sonra bu içkileri müşterinin satın aldığının tespit edilmiş olmadığını belirtmiştir. Hâkimlik 1/8/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, idari yaptırım kararına dayanak tutanağa göre muterizin alkol satışının yasak olduğu saat 30 civarı alkollü içecek satışı yaptığının tespit edildiğini belirtilerek idari yaptırım kararında usulsüzlük olmadığı sonucuna varılmıştır. Başvurucu bu karara karşı da itirazda bulunmuştur. İtiraz dilekçesinde, polisin zorla arama yaptığını ve kanun dışı arama sonucu üçüncü şahsın elindeki biraların başvurucunun işyerinden satın alındığı varsayımına dayalı olarak idari para cezasının uygulandığını vurgulamıştır. Küçükçekmece Sulh Ceza Hâkimliğince itiraza konu kararda usule ve kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle 11/8/2016 tarihinde başvurucunun itirazı reddedilmiştir. Nihai karar, başvurucu vekiline 22/8/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 6/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 4250 sayılı Kanun’un 24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanun'un maddesi ile yeniden düzenlenen maddesinin beşinci fıkrasının üçüncü cümlesi şöyledir:  “Alkollü içkiler, 22:00 ila 06:00 saatleri arasında perakende olarak satılamaz.” 4250 sayılı Kanun’un 6487 sayılı Kanun'un maddesi ile yeniden düzenlenen maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi şöyledir:  “Bu Kanunun 6 ncı maddesinin;...e) Beşinci fıkrasındaki yasaklara aykırı hareket edenlere, 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendinde öngörülen, idari para cezası verilir.” 4733 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili kısımları şöyledir:  “...Tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkiler piyasasında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından gerekli izinleri alarak veya almadan mal veya hizmet üreten, işleyen, ihraç veya ithal eden, pazarlayan, alan veya satan gerçek ve tüzel kişilere aşağıda yazılı idarî yaptırımlar uygulanır: ...k) Tütün mamulleri veya alkollü içkilerin tüketicilere satışını; internet, televizyon, faks ve telefon gibi elektronik ticaret araçları ya da posta ile sipariş yöntemi kullanarak yapmak üzere satış sistemi kuran veya faaliyette bulunanlara yirmibin Yeni Türk Lirasından yüzbin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. (Ek ikinci cümle: 13/2/2011-6111/175 md.) Satışın internet ortamında yapılması halinde, 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda öngörülen usullere göre erişimin engellenmesine karar verilir ve bu karar hakkında da anılan Kanun hükümleri uygulanır. " 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:"Aynı kabahatin birden fazla işlenmesi halinde her bir kabahatle ilgili olarak ayrı ayrı idarî para cezası verilir." 5326 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısımları şöyledir:"(1) İdarî para cezası, maktu veya nispi olabilir. (2) İdarî para cezası, kanunda alt ve üst sınırı gösterilmek suretiyle de belirlenebilir. Bu durumda, idarî para cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu birlikte göz önünde bulundurulur. ... (7) İdarî para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır. Bu suretle idarî para cezasının hesabında bir Türk Lirasının küsuru dikkate alınmaz. Bu fıkra hükmü, nispi nitelikteki idarî para cezaları açısından uygulanmaz." B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir: “(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:…d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Türk hukukunda kabahatlere ilişkin sulh ceza hâkimliklerinde görülen itiraz süreçleri yönünden adil yargılanma hakkının gerekliliklerinin incelendiği Özmurat İnşaat Elektrik Nakliyat Temizlik San. ve Tic. Ltd. Şti. (B. No: 48657/06, 28/11/2017) kararında ihlal sonucuna ulaşmıştır. Karara konu olayda başvurucu inşaat şirketine, maden işletmek için izin verilen alanın dışında kum taşındığı gerekçesiyle idari para cezası verilmiştir. Başvurucu, idari para cezasına karşı Tarsus Sulh Ceza Mahkemesinde itirazda bulunmuş ve mahallinde keşif yapılarak tanıklarının dinlenilmesini talep etmiştir. Ancak Mahkeme bu talepleri bir gerekçe göstermeden reddetmiştir. Mahkeme itirazı reddederken denetim raporunu esas almıştır. Bu karara karşı yapılan itirazı Ağır Ceza Mahkemesi yine duruşma yapmaksızın reddetmiştir (Özmurat İnşaat Elektrik Nakliyat Temizlik San. ve Tic. Ltd. Şti., §§ 5-17). AİHM öncelikle Sözleşme'nin maddesinin uygulanabilir olup olmadığını tartışmıştır. Engel ölçütleri olarak bilinen (bu ölçütler için bkz. Engel ve diğerleri/Hollanda, 8/6/1976, § 82) üç ölçütü uygulayan AİHM, verilen para cezası idari nitelikli olduğundan ilk ölçütün uygulanamayacağını belirtmiş ancak ikinci ölçüte göre bu para cezasının belirli bir durum için genel bir yükümlülük olarak uygulandığını, ayrıca üçüncü ölçüt yönünden de 200 TL tutarındaki para cezasının önemli bir miktar olup söz konusu cezanın hem caydırıcı hem de cezalandırıcı nitelikte olduğunu vurgulamıştır. AİHM bu sebeple Sözleşme’nin maddesinin suç isnadı yönüyle uygulanabilir olduğunu kabul etmiştir (Özmurat İnşaat Elektrik Nakliyat Temizlik San. ve Tic. Ltd. Şti., §§ 24, 25). AİHM esas yönünden yaptığı değerlendirmede ise duruşma yapılması zorunluluğunun mutlak olmadığını, suç isnadı kavramının ceza hukukunun geleneksel kategorilerine ait olmayan davalara (idari cezalar, gümrük kanunları veya vergi cezaları gibi) da genişletildiği gözetildiğinide açık bir şekilde farklı ağırlıkta suç isnatlarının mevcut olduğunu belirlemiştir. Buna göre adil yargılanma hakkının gereklilikleri doğrudan ceza hukuku ile ilgili davalarda en katı şekilde uygulanmakta iken Sözleşme’nin ceza hukukuna uygulanan maddesi kapsamındaki güvencelerin bu başlık altında değerlendirilen ancak önemli bir ağırlık derecesi teşkil etmeyen diğer dava kategorileri yönünden uygulanmasının zorunlu olmadığı kabul edilmiştir. AİHM bu sebeple duruşma yapmanın suç isnadı kapsamındaki bütün davalarda uygulanmasının gerekmediğini kabul etmiştir (Özmurat İnşaat Elektrik Nakliyat Temizlik San. ve Tic. Ltd. Şti., § 28). AİHM somut davanın koşullarında duruşma yapılmamasının haklı olup olmadığı ve hakkaniyete ilişkin gereklilikler ile uyumlu olup olmadığını değerlendirirken özellikle yerel mahkeme tarafından kararlaştırılacak konuların doğası ışığında başvurucunun menfaatlerinin yargılama sürecinde gerçekten temsil edilip edilmediğini ve korunup korunmadığını dikkate alacağını açıklamıştır (Özmurat İnşaat Elektrik Nakliyat Temizlik San. ve Tic. Ltd. Şti., § 33). AİHM sonuç olarak ise sulh ceza mahkemesinin başvurucunun duruşma yapılması isteğini herhangi bir gerekçe göstermeden reddettiğine ve güvenilirliği şüpheli olan bir raporun esas alınarak itirazın reddedildiğine vurgu yaparak somut olayın koşulları altında uyuşmazlığın adil yargılanma bağlamında başvurucu ve tanıklarının şahsen verecekleri delillerin doğrudan incelemeye tabi tutulmaksızın doğru bir şekilde değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle ihlal sonucuna ulaşmıştır (Özmurat İnşaat Elektrik Nakliyat Temizlik San. ve Tic. Ltd. Şti., §§ 35-37).
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/15853
Başvuru, gece vakti alkollü içki satışı yapıldığı gerekçesine dayalı olarak idari para cezası verilmesi üzerine yapılan itirazın reddi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru, terör suçlarından tutuklu olarak ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı'na girişine izin verilmemesinin eğitim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 19/10/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Aynı kararla başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına da karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 1983 doğumlu olan başvurucu, başvuru tarihinde Dinar T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ile ilgili terör suçlarından tutuklu olarak bulunmaktadır. Başvurucu; asıl olarak yabancı dil tazminatı almak isteyen kamu personelinin yabancı dil bilgisi seviyesini belirlemek için yapılan, bunun yanında yüksek lisans ya da doktora öğrenimi görmek isteyenlerden doçentlik sınavına girmek isteyenlere kadar birçok kişinin girdiği bir sınav olan Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı'na (YDS) girişine izin verilmesi için 18/9/2017 tarihli dilekçesiyle Dinar İnfaz Hâkimliğine (Hâkimlik) başvurmuştur. Hâkimlik 26/9/2017 tarihli kararıyla başvurucunun talebini reddetmiştir. Hâkimlik; başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu olduğunu, daha sonra 6/2/2018 tarihli ve 7083 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'la kabul edilerek yasalaşan 677 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (677 sayılı KHK) maddesinde yer alan açık hükme göre anılan sınava giremeyeceğini belirterek başvurucunun talebini reddetmiştir. Başvurucu tarafından Hâkimlik kararına karşı yapılan itiraz 28/9/2017 tarihinde Dinar Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 10/10/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 19/10/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İlgili hukuk için bkz. Fatih Dokur, B. No: 2017/32217, 24/5/2018, §§ 14-
Eğitim hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/36503
Başvuru, terör suçlarından tutuklu olarak ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı'na girişine izin verilmemesinin eğitim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvurucu, yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlamaya teşebbüs suçundan yargılandığı Yargıtay Ceza Dairesinin E.2011/5 sayılı dosyasında, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillerin hükme esas alındığını ve doğal hâkim ilkesine aykırı davranıldığını belirterek, Anayasa'nın maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur. Başvuru, 6/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 10/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 11/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 13/10/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 22/10/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, karşı beyanlarını Anayasa Mahkemesine sunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, olay tarihinde Şişli İcra Ceza Mahkemesi Hâkimi olarak görev yapmaktadır. Başvurucu, yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlamaya teşebbüs suçundan hakkında açılan ve olay tarihinde birinci sınıf yargı mensubu olması nedeniyle ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay Ceza Dairesinde görülen kamu davasında, Daire’nin 7/4/2010 tarih ve E2008/3, K.2010/2 sayılı kararıyla isnat edilen suçtan beraat etmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anılan kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulu,7/4/2011 tarih ve E.2011/5-187, K.2011/131 sayılı kararıyla Yargıtay Ceza Dairesinin beraat kararının bozulmasına karar vermiştir. Bozma sonrası yeniden yargılama yapan Yargıtay Ceza Dairesi, 7/3/2012 tarih ve E.2011/5, K.2012/2 sayılı kararıyla başvurucunun 10 ay hapis ve 000,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiş ve akabinde hapis cezasını 000,00 TL adli para cezasına çevirmiştir. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21/5/2013 tarih ve E.2012/MD-270, K.2013/24 sayılı kararıyla onanmıştır. Kesinleşen para cezası, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 2013/7-9470 İlamat sayılı ödeme emri ile başvurucuya, 21/10/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bireysel başvuru, 6/3/2014 tarihinde yapılmıştır.B. İlgili Hukuk 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:“(1) Adlî para cezası, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen usule göre tayin olunacak bir miktar paranın Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.(2) Adlî para cezasını içeren ilâm Cumhuriyet Başsavcılığına verilir. Cumhuriyet savcısı otuz gün içinde adlî para cezasının ödenmesi için hükümlüye 20 nci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca bir ödeme emri tebliğ eder.”
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/2944
Başvurucu, yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlamaya teşebbüs suçundan yargılandığı Yargıtay 5. Ceza Dairesinin E. 2011/5 sayılı dosyasında, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillerin hükme esas alındığını ve doğal hâkim ilkesine aykırı davranıldığını belirterek, Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur.
0
Başvuru, başvurucunun iki çocuğunun terör örgütü üyesi olarak çatışmada ölmesi sonrasında kolluk görevlilerinin baskısı sebebiyle yerleşim yerinin terk edildiği iddiası ile 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun ve akabinde açılan davanın reddedilmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ve adil yargılanma hakkının; yapılan başvurunun makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 16/9/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 20/1/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, terör örgütü ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda iki çocuğunun terör örgütü üyesi olarak öldüğünü beyan etmiş; Diyarbakır ili Çınar ilçesi Yukarımollaali köyü Doluçanak mezrasında ikamet etmekte iken ölüm olayları nedeniyle kolluk görevlilerinin baskısına maruz kalması sonucunda 1992 yılında yerleşim yerini terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir. Başvurucu 30/6/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur. Komisyon 30/5/2008 tarihli kararında başvurucunun terör ve terörle mücadele kapsamında herhangi bir zararının bulunmadığından, jandarma araştırma raporuna göre söz konusu köyde terör olayının olmadığından bahisle talebin reddine karar vermiştir. Belirtilen ret işlemi aleyhine başvurucu tarafından Diyarbakır İdare Mahkemesinde iptal davası açılmıştır. Diyarbakır İdare Mahkemesinin 27/5/2009 tarihli ve E.2008/1811, K.2009/949 sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir: "... 1992 yılına kadar Diyarbakır Çınar İlçesi Yukarımollaali Köyü Doluçanak Mezrasında ikamet eden davacının güvenlik güçlerinin baskısı nedeniyle köyü terk etmek zorunda kaldığı belirtilerek, bu nedenle uğranılan zararın 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin edilmesi istemiyle yaptığı başvuru üzerine mahallinde 2006 tarihinde keşif yapıldığı, keşif sırasında davacıya ait 107 m2 ev, 08 m2 ahır, 78 dekar kıraç arazi tespiti yapıldığı, ev ve ahırının yıkık olduğunun belirtildiği, jandarma tarfından Doluçanak Mezrasında herhangi bir terör olayı meydana gelmediği, köyün boşaltılan köylerden olmadığı, davacının tüm eşyalarını da alarak 1993 yılında Diyarbakır'a göç ettiği tespiti üzerine başvurunun dava konusu işlem ile reddine karar verilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.İfadesine başvurulan köy muhtarı beyanında davacının göç etmeden önce Doluçanak Mezrasında ikamet etiğini, ancak ne zaman ve ne şekilde göç ettiğini bilmediğini, sağlıklı bilginin (R.B.)'tan alınabileceğini beyan etmiş, ifadesine başvurulan (R.B.) ise beyanında davacının baskılardan dolayı göç ettiğini ve bu baskılardan dolayı geri dönüş yapamadığını, köyden başka kimsenin göç etmediğini, evinin göç etmesi nedeniyle sahipsizlikten yıkıldığını, 20-25 hayvanının olduğunu, arazilerinin ise hiç boş kalmadığını beyan etmiştir. Görüldüğü üzere davacı köyden tek göç eden kişi durumundadır. Ancak göç etmesinin nedeninin baskılar olduğu ifade tutanağından anlaşılmaktadır. Ancak davacının başvuru dilekçesinde beyan ettiği 300 adet hayvana sahip olmadığı ve arazilerinin de boş kalmadığı yine ifade tutanaklarından anlaşılmaktadır.Bu durumda köyden uğradığı baskılar nedeniyle göç eden davacının ev ve ahırının zarar görmesi nedeniyle uğradığı zararların tazminine karar verilmesi gerekirken başvurunun tümüyle reddedilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. ..." Danıştay Onbeşinci Dairesinin 20/3/2012 tarihli ve E.2011/6281, K.2012/1242 sayılı ilamı ile Diyarbakır ili Çınar ilçesi Yukarımollaali köyü Doluçanak mezrasının terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle idarece ya da köy halkı tarafından tamamen boşaltılmadığından, başvurucunun yerleşim yerini terk etmesi nedeniyle uğradığı zararlarının 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına hükmedilmiştir. Diyarbakır İdare Mahkemesinin 27/9/2012 tarihli ve E.2012/770, K.2012/1157 sayılı kararı ile bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 28/11/2013 tarihli ve E.2013/5210, K.2013/9473 sayılı ilamı ile kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek hükmün onanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 19/6/2014 tarihli ve E.2014/3991, K.2014/5599 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Karar düzeltme isteminin reddi kararı, başvurucu vekiline 18/8/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.B. İlgili Hukuk 5233 sayılı Kanun’un , , , , , , geçici , geçici , geçici maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu kararı eki kararın maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-28).
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/15194
Başvuru, başvurucunun iki çocuğunun terör örgütü üyesi olarak çatışmada ölmesi sonrasında kolluk görevlilerinin baskısı sebebiyle yerleşim yerinin terk edildiği iddiası ile 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun ve akabinde açılan davanın reddedilmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ve adil yargılanma hakkının; yapılan başvurunun makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
1
Başvuru; boşanma davasında hukuk kurallarının hatalı uygulanması, delilerin takdirinde hata yapılması ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 20/8/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 28/6/2003 tarihinde evlenmiş, evlilik birliği içinde başvurucunun biyolojik babası olmadığı bir çocuk dünyaya gelmiştir. Başvurucunun eşi tarafından başvurucu aleyhine 29/1/2010 tarihinde boşanma davası açılmıştır. İstanbul Anadolu Aile Mahkemesinin (Mahkeme) 3/4/2014 tarihli kararı ile dava kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Kararda tarafların müşterek çocuk sahibi olmadıkları gerekçesiyle velayet ve şahsi ilişki hususunda karar verilmesine yer olmadığına, tedbir nafakasının kaldırılmasına ve başvurucu aleyhine maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesinin 9/6/2015 tarihli kararı ile boşanma yönünde kurulan hükmün onanmasına, taraflar arasındaki kusur oranın eksik ve hatalı değerlendirildiği gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat ile tedbir nafakasına ilişkin hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararına uyularak devam edilen yargılama sonucunda Mahkemenin 11/2/2016 tarihli kararı ile soybağının reddine ilişkin davada verilen kararın kesinleştiği tarihe kadar başvurucunun evlilik birliği içinde dünyaya gelen çocuk için tedbir nafakası ödemesine hükmedilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesinin 5/10/2017 tarihli kararı ile hüküm onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin 5/7/2018 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Nihai karar 27/7/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 20/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/25844
Başvuru, boşanma davasında hukuk kurallarının hatalı uygulanması, delilerin takdirinde hata yapılması ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 12/2/2014 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 14/10/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 6/5/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık herhangi bir görüş beyan etmemiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 14/1/2010 tarihinde yakalanmış ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 17/1/2010 tarihli ve 2010/17 Sorgu sayılı kararıyla suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan tutuklanmıştır.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianameyle örgüt kurmak veya üye olmak, örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapmak suçunu işledikleri iddiasıyla başvurucu ve diğer altı şüpheli hakkında kamu davası açılmıştır.Söz konusu iddianamede yer alan ifadeler şöyledir:"... şüpheli Yılmaz'ın liderliğinde İstanbul genelinde uyuşturucu esrar ticaretiyapıldığının, şüphelilerin esrar ticaretinikolayca gerçekleştirebilmek için örgüt teşkil ettiklerinin, esrarın Van ilinden teminini şüpheli H.'nin sağladığının, İstanbul'a getirilen esrarın şüpheli K.C'nin işyerinde zulalanıp saklandığının, bu uyuşturucunun isimli baba-oğul şüpheliler ve E.K. tarafından satılarak piyasaya sürüldüğünün, şüpheli Y.'nin tüm bu süreci organize ettiğinin,örgüt mensuplarının daha önce de benzer şekilde esrar ticareti yaptıklarının, şüphelilerin uyuşturucu suçundan sabıkalı geçmişleri veiletişim tespit tutanaklarına konukendi aralarında yaptıkları görüşmelerden anlaşıldığı(...)Yapılan fiziki takip sonrasında 5 adet üzeri sarı renkli koli bantlarıyla sarılmış paketler halinde daralı ağırlığı 280 gr.gelen toz halde uyuşturucu maddesiele geçirilmiş,(...) akabinde Yılmaz Benek'in C'ye teslim ettiği uyuşturucu maddesini aldığı, ... Gıda Pazarına gidilerek burada yapılan aramada, gıda pazarının içerisinde sürmeli bir kapıyla bölünmüş bölümde beyaz renkli naylon çuvallar ve sarı renkli karton koliler içerisinde 149 adet üzeri sarı renkli koli bantlarıyla sarılmış paketler halinde 147 gr. uyuşturucu maddesi toplu halde, 7 adet 44,7 gr.ağırlığında şeffaf naylon bant ve gazete kağıtlarına sarılmış paketçikler içerisinde uyuşturucu maddesi satışa hazır vaziyette; ele geçirildiği, (...) [anlaşılmıştır.][belirtilen nedenlerle] şüpheli Yılmaz'ınörgüt kurma veyönetme, şüpheliler H., (baba ve oğul), K. ve E.'nin örgüt üyesi olma, tüm bu şüphelilerin esrar ticaretiyapma, şüpheli 'nin uyuşturucunakline yardımcı olmak suretiyle uyuşturucu ticareti suçuna iştirak etmeksuçundan cezalandırılmalarına..." İstanbul Ağır Ceza Mahkemesindeki ilk duruşma 15/7/2010 tarihinde yapılmış, bu celsedetutuklu olandört sanığın savunmaları alınmış, Cumhuriyet savcısından dosyanın esası hakkında mütalaa istenmiş, başvurucu ile birlikte yargılanan iki sanık hakkında çıkarılan yakalama müzekkerelerinin beklenmesine karar verilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ilk davada toplam on iki duruşma yapılmış, duruşmada başvurucu ve diğer sanıklara Cumhuriyet savcısının mütalaasına karşı beyanda bulunmak için talepleri üzerine süre verilmiştir. Başvurucu duruşmada savunmasını yapmış ancak iki sanık hakkında çıkarılan yakalama müzekkeresine cevap verilmediği için duruşma ertelenmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 7/12/2011 tarihli duruşmasında hakkında yakalama kararı verilen sanıklardan birinin savunması alınmış, Cumhuriyet savcısından dosyanın esası hakkında yeniden mütalaa istenmiş ve bir sanık hakkında çıkarılan yakalama müzekkeresinin dönüşünün beklenmesine karar verilmiştir. Mahkemece duruşmadan hüküm tarihi olan duruşmaya kadar bir sanık hakkında çıkarılan yakalama müzekkeresinin dönüşünün beklenmesine karar verilmiş, son duruşmada ise bu sanık hakkındaki davanın tefrikine ve başka bir esasa kaydedilmesine karar verilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama sonucunda 14/3/2013 tarihli ve E.2010/36, K.2013/51 sayılı kararıyla başvurucunun suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek suçundan 1 yıl 8 ay hapis, örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan 15 yıl hapis ve 000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına hükmetmiştir. Bu karar, başvurucuya duruşmada tefhim edilmiştir. Başvurucu 12/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun temyizi üzerine İlk Derece Mahkemesi kararı, Yargıtay Ceza Dairesinin 13/2/2014 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:"...suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde: ...somut olayda örgüt oluşturmak için sanık sayısı yeterli ise de, sanıkların suç işleme iradelerinde devamlılık ve aralarında hiyerarşik ilişki saptanamamasınedeniyle 5237 sayılı TCK’nın maddesinde düzenlenen "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" ve "suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma" suçlarının unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, sanıklar hakkında bu suçlardan beraat yerine mahkûmiyet hükmü kurulması,(...) suç işlemek amacıyla teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma" suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde: Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eylemlere uyan suç tipi ile aşağıda belirtilen dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; yerinde görülmeyen diğer itirazların reddine, ancak; “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma” suçlarıylailgili (C) bölümündeki bozma nedenine göre, koşulları bulunmadığı halde sanıkların cezalarının TCK‘nın maddesinin fıkrası uyarınca artırılması, nedeniyle hükümlerin bozulmasına[karar verilmiştir.]" Bozma sonrası davanın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/245 sırasına kaydı yapılmış ve 4/4/2014 tarihli tensip tutanağı ile"suçun niteliği, mevcut delil durumu, sanıkların tutukta geçirdikleri süre, Yargıtay Ceza Dairesinin Bozma kararı dikkate alındığında tutukluluk halinin ölçülü olmayacağı anlaşıldığından" başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 19/6/2014 tarihli duruşmasında suç yerinin Bakırköy yargı sınırları içinde olduğu gerekçesiyle dava dosyasının Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/243 sırasına kaydedilen davanın 25/11/2014 tarihli duruşmasında Mahkeme, başvurucunun suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek suçundan beraatine; uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 9 yıl 2 ay hapis ve 500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Söz konusu karar, başvurucu tarafından temyiz edilmiş olup dava temyiz aşamasında derdesttir.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." 5237 sayılı Kanun'un maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:"(3) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.(1)(2) (Ek cümle: 18/6/2014 – 6545/66 md.) Ancak, uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesi şöyledir:“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir: a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa. b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, Hususlarındakuvvetli şüphe oluşturuyorsa.(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir: a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; … Kasten öldürme (madde 81, 82, 83)…(4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.”5271 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir.(3) Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerinde yapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sen de verilebilir."
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/2087
Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca verilen tedbir kararına yönelik esaslı iddiaların itiraz mercii tarafından karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu nihai hükmü 4/1/2022 tarihinde öğrendikten sonra 10/1/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2022/2814
Başvuru, 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca verilen tedbir kararına yönelik esaslı iddiaların itiraz mercii tarafından karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvurucu, engelli çocuğunun kullanması amacıyla satın aldığı motorlu araç için ödediği katma değer vergisinin tarafına iade edilmesi istemiyle yaptığı idari başvurunun reddedildiğini, idarenin bu işlemine karşı başvurduğu yargısal yollardan sonuç alamadığını belirterek, anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 26/9/2012 tarihinde Manisa Vergi Mahkemesi vasıtasıyla yapılmış; belirlenen eksikliklerin tamamlanmasının ardından başvuru dilekçesi ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı belirlenmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 25/12/2012 tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.   A. Olaylar Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, vasisi olduğu özürlü oğlu adına 27/1/2012 tarihinde 327,15 TL bedelle binek otomobil satın almıştır. Alınan aracın katma değer vergisi 405,84 TL’dir. 25/10/1984 tarih ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun maddesinin (4) numaralı fıkrasına 1/7/2005 tarih ve 5378 sayılı Kanun’un maddesiyle eklenen (s) bendi ile özürlülerin eğitimleri, meslekleri, günlük yaşamları için özel olarak üretilmiş her türlü araç-gereç ve özel bilgisayar programları katma değer vergisinden istisna tutulmuştur. Özürlü oğlu için satın aldığı otomobilin 3065 sayılı Kanun’un maddesinin (4) numaralı fıkrasının (s) bendinde belirtilen, özürlüler için üretilmiş her türlü araç-gereç kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini iddia eden başvurucu, ödediği katma değer vergisinin tarafına iade edilmesi istemiyle 2/2/2012 tarihinde idareye yazılı başvuruda bulunmuştur. İdarece, teslime konu otomobilin üretim özellikleri itibariyle toplumdaki tüm bireylerin kullanımına sunulan binek otomobil olduğu, dolayısıyla özürlülerin eğitimleri, meslekleri, günlük yaşamları için özel olarak üretilmiş her türlü araç-gereç kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı belirtilerek başvurunun reddine karar verilmiştir. Başvurucu, idarenin ret işleminin iptali ve ödediği katma değer vergisinin iadesine karar verilmesi istemiyle Manisa Vergi Mahkemesinde dava açmıştır. Yapılan yargılama sonucunda anılan Mahkemenin 5/6/2012 tarih ve E.2012/131, K.2012/472 sayılı kararı ile işlem hukuka uygun bulunarak dava reddedilmiştir. Bu karara karşı Manisa Bölge İdare Mahkemesi nezdinde itirazda bulunulmuş, anılan Mahkemenin 7/9/2012 tarih ve E.2012/361, K.2012/253 sayılı kararıyla itirazın reddine ve kararın onanmasına karar verilmiştir. Manisa Bölge İdare Mahkemesince verilen onama kararı, 24/9/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş ve bu karara karşı karar düzeltme isteminde bulunulmamıştır.B. İlgili Hukuk Anayasa’nın maddesinin üçüncü fıkrası, geçici maddesinin yedinci fıkrası, 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası, geçici maddesinin (8) numaralı fıkrası, 3065 sayılı Kanun’un maddesinin (4) numaralı fıkrasının (s) bendi.
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2012/73
Başvurucu, engelli çocuğunun kullanması amacıyla satın aldığı motorlu araç için ödediği katma değer vergisinin tarafına iade edilmesi istemiyle yaptığı idari başvurunun reddedildiğini, idarenin bu işlemine karşı başvurduğu yargısal yollardan sonuç alamadığını belirterek, anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
0
Başvuru, bir olayda yaralanarak engelli hâle gelen kişinin daha sonra intihar etmesi nedeniyle yapılan tazminat isteminin ve davanın reddedilmesinden dolayı adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 26/11/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular ölen Y.Ö.nün anne ve babası olup Diyarbakır'da yaşamaktadır. Nüfus kaydına göre 1974 yılında doğduğu anlaşılan Y.Ö. 10/7/1991 tarihinde Diyarbakır'da Halkın Emek Partisi İl Başkanı A.nın öldürülmesi nedeniyle yapılan gösteriler sırasında başvurucuların beyanlarına göre dershaneye gitmekteyken, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) iddianamesine göre ise gösterilere katıldığı sırada kim tarafından atıldığı belli olmayan bir ateşli silah mermisinin omiriliğine saplanması ve vücuduna aldığı darbeler nedeniyle Dicle Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmüş ve Y.Ö.nün tedavisine başlanmıştır. Y.Ö. 12/7/1991 tarihinde taburcu edilmiştir. Dosyada, Y.Ö.nün yaralanmasıyla ilgili olarak herhangi bir adli soruşturma yürütüldüğüne dair belge ve bulguya rastlanılmamıştır. Aralarında başvurucuların oğlunun da bulunduğu 330 şüpheli hakkında 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu ile 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkında Kanun'un muhtelif maddelerinde düzenlenen suçlar nedeniyle Başsavcılık tarafından açılan kamu davasında Diyarbakır (1) No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 10/3/1995 tarihinde Y.Ö.nün beraatine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir. 6/10/1993 tarihli Türk Silahlı Kuvvetleri sağlık raporuna göre ''T3 seviyesinde siolda muhtemel peraspinal kas dokusu içerisinde kurşuna ait görünüm.. eski torakal ASY...'' gerekçesi ile Y.Ö. hakkında "Askerliğe elverişli değildir" kararı verilmiştir. Daha sonra Y.Ö.nün 22/5/2000 tarihinde ası suretiyle intihar ettiği Derik Cumhuriyet Başsavcılığının aynı tarihli defin ruhsatından anlaşılmıştır. Olayla ilgili olarak başvurucuların sunduğu belgelerde defin ruhsatı dışında bir belgeye rastlanmamıştır. Başvurucular, Y.Ö.nün ölümünün terör olaylarından kaynakladığını iddia ederek Diyarbakır Valiliği bünyesindeki Tazminat Komisyonuna 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca başvurmuşlardır. Diyarbakır Valiliği Tazminat Komisyonu 4/8/2006 tarihli kararı ile başvurucuların talebinin reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:''...5233 sayılı Terör ve Terörle mücadeleden doğan zararların karşılanması hakkındaki kanun kapsamında müracaat eden Müracaatçının dosyasında bulunan belgelerin 4/10/2004 tarih ve 2004/7955 sayılı Yönetmelik hükümlerinde belirtilen şartlara uygun olması nedeniyle yapılan incelemede, maktulun dilekçede de belirtildiği gibi intihar ederek öldüğü bu nedenle ölüm olayının şahsın kendi kusurundan kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bu nedenle 5233 sayılı yasa kapsamına girmediği tespit edildiğinden tazminat talebinin REDDİNE Komisyonumuzca karar verildi.'' Başvurucu anılan kararın iptali ve tazminat talebiyle Diyarbakır İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme 11/12/2007 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir: ''Dosyanın incelenmesinden, davacının murisi [Y.G.] nın Diyarbakır HEP il başkanı [A]nın10/07/1991 tarihindeki cenaze merasimi sırasında çıkan olaylarda aldığı darbaler ve vücuduna isabet etmesi sonucu yaralandığı, oluşan beyin ve sinir tahribatı nedeniyle akli dengesini kaybettiği, 2000 yılında da intihar ederek öldüğü, ölüm sebebiyle 5233 sayılı Kanun uyarınca tazminat ödenmesi talebiyle davacılar tarafından davalı idareye başvurulduğu, bu başvurunun murisin intihar ederek öldüğü ve ölüm olayının şahsın kendi kusurundan kaynaklandığı, bu nedenle Yasa kapsaamına girmediği gerekçesiyle rededilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bakılan davada, söz konusu başvuru 'ölüm olayının şahsın kendi kusurundan kaynaklandığı ve 5233 sayılı Yasa kapsamına girmediğinden dolayı' reddedildiğinden dolayı, uyuşmazlığın bu çerçevede ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.5233 sayılı Kanun hükümlerinden faydalanabilmek için; meydana gelen zararın; ya bizzat terör eylemi sebebiyle oluşması, ya da terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşması gerekmektedir. Olayda ise; davacıların murisinin gösteride çıkan olaylarda yaralandığı ve daha sonra akli dengesini kaybettiği ve 2000 yılında da intihar sonucu öldüğü açık olmakla birlikte, murisin 1991 yılındaki olaylarda yaralanması ile 2000 yılında intihar ederek ölmesi arasında doğrudan bir illiyet bağı ve sebep-sonuç ilişkisi bulunmamaktadır. Bunun yanında davacıların murisinin yaralandığı olayla intihar ederek ölümü arasında illiyet bağının bulunduğu kabul edilse bile, dosyada bulunan Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin E:1991/300, K:1995/82 sayılı kararı incelendiğinde söz konusu olayların oluşumu anlatılırken, '... Diyarbakır HEP il başkanı [A]nın öldürülmesi nedeniyle HEP il teşkilatınca Diyarbakırda düzenlenen cenaze merasimine çok sayıda vatandaşın katıldığı, tören ve yürüyüş için resmi mercilerden gerekli izin alındığı, bu izin çerçevesinde gerçekleştirilen sürenin bilahare bazı kişilerin ve konuşmacıların kışkırtması sonucu kanunsuz gösteriye dönüştüğü, topluluğun bölücü çete PKK'yı temsil eden kırmızı renkli ERNK bayrağına sarılı [A]nın cenazesini eller üzerine alarak taşımaya başladığı, bu arada topluluğun ....şeklinde sloganlar atarak kendilerini ikaz eden güvenlik güçlerine taşla saldırdıkları, topluluğun bu arada Mardin Kapı karakolu önüne taşkınlıklarını sürdürerek geldikleri, Mardin Kapı karakolu önündeki polisleri taş yağmuruna tuttukları, polislerin karakola sığınmaları üzerine karakolun silahlarla tarandığı, güvenlik güçlerinin buna rağmen havaya ikaz ataşı yaptığı, bu arada meydana gelen panik nedeniyle topluluğun kaçışmaya başladığı, topluluk tarafından çok sayıda resmi ve özel işyerleri ile araçların tahrip edildiği, olay yerinde bulunan HEP seçim otobüsünden topluluğa ateş açıldığı, bilahare güvenlik güçlerinin duruma hakim olduğu, olaylar sırasında altı kişinin öldüğü, çok sayıda kişinin yaralandığı...' belirtilmiş olup, olayların bir anda ortaya çıkan, anlık gelişen ve davacıların iddia ettiği gibi yolda yürürken bir anda içerisine düşülecek nitelikte olmadığı, davacıların murisinin gelişim süreci zaman alan ve kanunsuz gösteriye dönüşen olayların gerçekleştiği yerden ve gruptan uzak durması gerektiği, bunu yapmayarak yaralanmasının ve daha sonra ölmesinin 5233 sayılı Kanunun 2/e maddesinde ifadesini bulan ve karşılanması kanunun kapsamı dışında tutulan, kişilerin kendi kasıtları sonucunda oluşan zararlar arasında yer aldığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Bu durumda, davacıların murisinin ölümünün kendi kusuru sonucu gerçekleştiği gerekçesiyle davacılar tarafından yapılan başvurunun reddi yönündeki dava konusu işlemdehukuka ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, DAVANIN REDDİNE [karar verilmiştir.]'' Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 25/3/2015 tarihli ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 1/10/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Karar düzeltme isteminin reddi kararı 17/11/2015 tarihinde tebliğ edilmiş ve 26/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. lgili hukuk için bkz. Aziz Biter ve diğerleri, B. No: 2015/4603, 19/21/2019, §§ 21-
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/18595
Başvuru, bir olayda yaralanarak engelli hâle gelen kişinin daha sonra intihar etmesi nedeniyle yapılan tazminat isteminin ve davanın reddedilmesinden dolayı adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru, el atmanın önlenmesi ve tazminat davasında usul ve kanuna aykırı karar verilmesi, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, dava konusu taşınmazdaki tasarruf yetkisinin ortadan kaldırılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 25/3/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Bireysel Başvurudan Önceki Süreç Başvurucu, Manisa ili Soma ilçesi Turgutalp beldesine bağlı Kozanlı köyünde bulunan 2337 parsel sayılı tarla vasfındaki taşınmazın malikidir. Başvurucu 2/8/2004 tarihinde Soma Asliye Hukuk Mahkemesine açtığı davada, maliki olduğu zeytinlik tarlasına 2003 yılı Eylül ayından itibaren aynı mevkide bulunan davalıların ikamet ettiği sitenin kanalizasyon ve evsel atıklarının bırakıldığını, bütün uyarılara rağmen davalıların eylemlerine devam ettiğini, evsel atıklar kokuya neden olduğu gibi içeriğindeki organizmaların ağaçlara zarar verip ürünleri sağlıksız hâle getirdiğini belirterek davalıların haksız el atmalarının önlenmesine ve zararının tazminine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme 21/10/2010 tarihinde, davalıların ikamet ettiği sitenin -pis sularının- kanalizasyonun boru döşenmek ve yol altından menfez açılmak sureti ile başvurucunun maliki olduğu zeytinlik taşınmazının belli bir bölümüne boşaltıldığını, kötü koku ile birlikte atık suların çevre kirliliğine neden olduğunu belirterek vaki el atmanın önlenmesine, taşınmazda bulunan zeytin ağaçlarına verilen zararlar nedeni ile başvurucunun yoksun kaldığı gelir ve toprağın ıslahı için gerekli masrafların davalılardan tahsiline karar vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 27/6/2011 tarihli kararında, kanalizasyon ve evsel atık sisteminden yararlanan, bu suretle zararı ika eden ve birlikte hareket ettiği anlaşılan dava dışı kişilerin de davada yer almaları zorunlu olduğunu, gerektiğinde davalılardan da bilgi alınmak suretiyle bu kişilerin tespit edilerek davaya dâhiledilmesi ve buna göre işin esası hakkında hüküm kurulması gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 9/2/2012 tarihli kararıyla reddedilmiştir.B. Bireysel Başvurudan Sonraki Süreç Bozma kararına uyan Mahkeme 2/12/2014 tarihli kararında bozmadan önce verilen karardaki gerekçeyi (bkz. § 11) yineleyerek davayı kabul etmiştir. Dosya, gerekçeli kararın tebliğ aşamasında olup henüz kesinleşmemiştir.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/4332
Başvuru, el atmanın önlenmesi ve tazminat davasında usul ve kanuna aykırı karar verilmesi, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, dava konusu taşınmazdaki tasarruf yetkisinin ortadan kaldırılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
1
Başvuru, kadastro davasında paylaşma sözleşmesine itibar edilmeden hukuka aykırı karar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 2/2/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:A. Uyuşmazlığın Arka Planı Erzincan ili Refahiye ilçesi Yıldızören köyünde tapu kaydı bulunmayan ve sonradan kadastro çalışmaları sırasında 133 ada 22 parsel olarak sınırlandırılan taşınmaz, başvurucunun miras bırakanı R.A. tarafından ahşap ev ve bahçesi olarak zilyetlik hükümlerine göre tasarruf edilmiştir. Refahiye Sulh Hukuk Mahkemesinin 21/9/2012 tarihli mirasçılık belgesine göre R.A. 4/3/1985 tarihinde vefat etmiş olup oğulları E.A., B.A. ve başvurucu, R.A.nın mirasçıları arasında yer almaktadır.B. Kadastro Çalışması Öncesi El Atmanın Önlenmesi Davası Süreci Elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olan bu taşınmaz üzerine davalı kardeşi B.A.nın diğer mirasçılardan izin almaksızın bina yapımı hazırlıklarına başladığı gerekçesiyle E.A. tarafından 5/7/2005 tarihinde Refahiye Asliye Hukuk Mahkemesinde el atmanın önlenmesi davası açılmıştır. Davalı B.A. taşınmazı erkek kardeşler olarak paylaştıklarını, kendi yerine ev yapmak istediğini ancak davacının hakkı olan yere razı olmadığını ileri sürmektedir. Davacı E.A. ise yargılama esnasında sunulan ve altı erkek kardeş arasında yapıldığı iddia edilen 6/10/2002 tarihli haricen düzenlenmiş paylaşma sözleşmesini kabul etmediğini, sözleşmeyi imzalamadığını ayrıca ortak murislerinden kalan bu yere ilişkin paylaşıma diğer mirasçıların (kız kardeşleri ve annelerinin) katılmadıklarını ifade etmektedir. Mahkeme 22/1/2008 tarihinde dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde kadastro çalışmalarına başlandığı gerekçesiyle kadastro mahkemesine devir niteliğinde görevsizlik kararı vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi dava konusu taşınmazla ilgili kadastro çalışması yapıldığı ve kadastro tutanağında taşınmazın davalı olduğu belirtilerek malik hanesi boş bırakılmak suretiyle tespitinin yapıldığı gerekçesiyle 16/6/2008 tarihinde görevsizlik kararını onamıştır. Kadastro Tespitine İtiraz Davası Süreci Anılan kararın kesinleşmesi sonrasında yargılama Refahiye Kadastro Mahkemesince (Mahkeme) yürütülmüştür. Mahkemenin 5/12/2008 tarihli duruşmasında başvurucu, dava konusu taşınmazın kardeşler arasındaki paylaşıma konu olduğunu ve yaklaşık otuz yıldır zilyetliğinde bulunduğunu belirterek davacı E.A.nın paylaşıma katıldığından dava açmaya hakkı olmadığını ancak paylaşıma katılmayan diğer mirasçıların dava açabileceklerini belirterek davaya müdahale talebinde bulunmuştur. Bu talebin Mahkemece 2/4/2009 tarihli celsede kabul edilmesinden itibaren başvurucu müdahil davacı olarak davayı takip etmiştir. Mahkeme 5/10/2012 tarihli kararı ile dava konusu taşınmazın tarafların murisine (babalarına) ait olduğunu belirterek, murisin vefatı sonrasında kız çocuklarının katılmadığı, sadece erkek çocukları arasında yapılan ve sonradan bazılarının da kabul etmediği taşınmaz paylaşma sözleşmesinin geçerli olmadığı gerekçesiyle taşınmazın tüm mirasçılar adına miras payları oranında tapuya tesciline hükmetmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 19/11/2013 tarihli kararıyla taşınmazın tarafların murisinden kaldığının sabit olduğunu ve terekenin ortak murisin ölüm gününden sonra tüm mirasçıların katılımı ile yöntemine uygun biçimde paylaşımının yapılmadığının belirlenmiş olduğu gerekçesiyle hükmü onanmıştır. Dairenin 17/11/2014 tarihli karar düzeltme isteğinin reddi kararı ile hüküm kesinleşmiştir. Nihai karar başvurucuya 19/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 2/2/2015 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/2500
Başvuru, kadastro davasında paylaşma sözleşmesine itibar edilmeden hukuka aykırı karar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
1
Başvuru, hatalı tedavi uygulanması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının; operasyonu gerçekleştiren doktor aleyhine açılan tazminat davasında duruşmaların gizli yapılması yönündeki talebin reddi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ve davanın makul sürede sonuçlandırılamaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 27/8/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 17/4/2009 tarihinde meme küçültme operasyonu geçirmiştir. Başvurucu; bu operasyon neticesinde sağ memesini ve meme ucunu yitirdiğini, sol memesinin biçimsiz hâl aldığını, bu durumun oluşmasında operasyonu gerçekleştiren doktorun kusurunun bulunduğunu ileri sürerek ilgili doktor hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.A. Ceza Davasına İlişkin Süreç Doktor hakkında İzmir Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Mahkemece Adli Tıp Kurumundan bilirkişi raporu alınmıştır. Adli Tıp Kurumu Adli Tıp İhtisas Kurulunun 1/8/2012 tarihli raporunda; başvurucunun ameliyat nedeniyle hayati tehlike geçirmediği, yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyeceği, uzuv zaafı veya uzuv tatilinin söz konusu olmadığı belirtilmiştir. Raporda ayrıca ameliyat sonrası gelişen kısmi doku nekrozu ve yara açılmasının bu tür plastik cerrahi ameliyatlarında komplikasyon olarak kabul edilebileceği, kişinin mevcut durumunun daha iyi hâle getirilebilmesi için rekonstrüktif müdahalelerin gerektiği, ameliyat sırasında tıbbi uygulama hatasına dair deliller olmasa da meydana gelen sonucun kabul edilebilir olmadığı ifade edilmiştir. İzmir Sulh Ceza Mahkemesinin 14/1/2013 tarihli kararıyla sanık doktorun beraatine hükmedilmiştir. Başvurucunun temyizi üzerine karar; Yargıtay Ceza Dairesinin 29/5/2014 tarihli ilamıyla, sanığın tıbbi açıdan kusurlu olup olmadığının, meydana gelen sonuç ile tıbbi müdahale arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanması için Yüksek Sağlık Şurasından rapor alınması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. Bireysel başvuru dilekçesinde dosyanın temyiz incelemesi nedeniyle Yargıtayda derdest durumda olduğu ifade edilmişse de Yargıtayın bozma kararı üzerine dosyanın yerel mahkemeye gönderildiği anlaşılmıştır. Dosya, İzmir Sulh Ceza Mahkemesinin kapatılmış olması nedeniyle İzmir Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/372 sayılı esasına kaydedilmiştir. Mahkeme tarafından Sağlık Bakanlığı Yüksek Sağlık Şura Başkanlığından bilirkişi raporu alınmıştır. Yüksek Sağlık Şura Başkanlığının 17/4/2015 tarihli raporunda, estetik olarak uygulanan meme küçültme ameliyatında meydana gelen deformasyonun komplikasyon olduğu ve komplikasyon yönetiminin yerinde olduğu belirtilmiştir. Raporda; tıp terminolojisi yönünden, komplikasyonun hastanın ya da doktorun elinde olmadan gelişen, istenmeyen, öngörülebilen fakat önlenemeyen gelişmeler anlamına geldiği, dolayısıyla hekimin eylemi ile meydana gelen olay arasında illiyet bağı kurulamayacağından ameliyatı gerçekleştiren doktora tıbbi kusur atfedilemeyeceği ifade edilmiştir. Bununla birlikte raporda, hasta dosyasında operasyon öncesinde hastanın bilgilendirilmesine dair onam belgesinin bulunmamasının önemli bir eksiklik olduğu bildirilmiştir. İzmir Asliye Ceza Mahkemesinin 13/7/2015 tarihli kararıyla, meydana gelen deformasyonun tıbbi komplikasyondan kaynaklandığı, hekime tıbbi kusur atfedilemeyeceği gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiştir. Anılan karar, Yargıtay Ceza Dairesinin 31/1/2017 tarihli kararıyla bozulmuştur. Yargıtay bozma ilamında, ameliyatı yapan doktor sanığın başvurucunun ikinci kez meme ameliyatı olacağını bilmesine rağmen önceki ameliyata dair belgeleri getirtmediği ve ameliyatın riskleri hakkında başvurucuyu bilgilendirmediği, bu nedenle kusurlu olduğu, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken beraatine karar verilmesinin kanuna aykırı olduğu gerekçesine yer verilmiştir. Bozma kararı üzerine dosya, İzmir Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/236 sayılı esasına kaydedilmiş olup yerel mahkeme aşamasında derdest durumdadır.B. Tazminat Davasına İlişkin Süreç Başvurucu aynı zamanda maddi ve manevi zararlarının giderilmesi için söz konusu doktor aleyhine 19/7/2010 tarihinde İzmir Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde özel hayata saygı hakkının ihlalini teşkil edebilecek fotoğraflar gibi bilgi ve belgeler hakkında gizlilik kararı verilmesi talep edilmiştir. İzmir Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/347 Esas sayısına kaydedilen dosyanın 26/10/2010 tarihli tensip duruşmasında başvurucunun "gizlilik talebi ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmiştir. İzmir Asliye Hukuk Mahkemesinin 26/4/2012 tarihli duruşmasında, İzmir Sulh Ceza Mahkemesinde görülmekte olan ceza davası sonucunda verilecek kararın beklenmesine karar verilmiştir. Mahkemenin 10/9/2012 tarihli duruşmasında ise belirtilen ceza davası sonucunda verilecek kararın kesinleşmesinin beklenmesine; 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un maddesi uyarınca, söz konusu karar kesinleşinceye kadar dosyanın askıya alınmasına karar verilmiştir. Dosya yerel mahkeme aşamasında derdest durumdadır. Başvurucu 27/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. İlgili Mevzuat 6100 sayılı Kanun’un "Aleniyet ilkesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Duruşma ve kararların bildirilmesi alenidir.(2) Duruşmaların bir kısmının veya tamamının gizli olarak yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut resen mahkemece karar verilebilir.(3) Tarafların gizlilik talebi ön sorunlar hakkındaki hükümler çerçevesinde gizli duruşmada incelenir ve karara bağlanır. Hâkim, bu kararının gerekçelerini, esas hakkındaki kararı ile birlikte açıklar.(4) Hâkim, gizli yargılama işlemleri sırasında hazır bulunanları o yargılamayla ilgili edindikleri bilgileri açıklamamaları hususunda uyarır ve 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun gizliliğin ihlaline ilişkin hükmünün uygulanacağını ihtar ederek bu hususu tutanağa geçirir.” 6100 sayılı Kanun’un maddesinin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: “...Bazı hâllerde, temel haklardan olan “yargılamanın alenî yapılması” ilkesinin Anayasamız ve Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin yukarıda açıklanan ölçüleri içinde sınırlandırılması zorunlu olmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında, bu hâller, mümkün olduğu kadar somutlaştırılmaya çalışılmıştır.Üçüncü fıkrada, gizlilik kararının verilebilmesi için araştırmanın da gizli duruşmada yapılacağı ve gizlilik kararı gerekçesinin hemen değil de esas hakkındaki kararla birlikte açıklanması uygun bulunmuştur. Zira yargılamanın her noktasında karara ulaşmak için bir araştırma yapılması, tarafların diyeceklerinin sorulması, bu konuda delillerin toplanıp incelenmesi zorunludur. Bu zorunluluğu yerine getirirken dahi gizliliğin amacını yok edecek açıklamaların alenen yapılması uygun olmayabilir. Doğaldır ki Anayasamızın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında ifade olunduğu üzere, gizlilik kararının da gerekçesi gösterilmelidir. Yine gizliliğin amacını korumak için bu gerekçenin açıklanmasının da davanın sonuna tehir edilmesi uygun bulunmuştur.…” 6100 sayılı Kanun’un "Ön sorunun ileri sürülmesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Yargılama sırasında, davaya ilişkin bir ön sorun ortaya çıkarsa, ilgili taraf, bunu dilekçe vermek suretiyle yahut duruşma sırasında sözlü olarak ileri sürebilir.” 6100 sayılı Kanun’un "Ön sorunun incelenmesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Hâkim, taraflardan birinin ileri sürdüğü ön sorunu incelemeye değer bulursa, belirleyeceği süre içinde, varsa delilleriyle birlikte cevabını bildirmesi için diğer tarafa tefhim veya tebliğ eder.(2) Ön sorun hakkında iki taraf arasında uyuşmazlık varsa, hâkim gerekirse tarafları davet edip dinledikten sonra kararını verir.(3) Hâkim, ön sorun hakkındaki kararını taraflara tefhim veya tebliğ eder.” 6100 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: “(1) Tutanakların tamamı veya bir kısmının örnekleri, talep hâlinde taraflara veya fer’î müdahile verilir. ...(2) Tutanağın eki niteliğinde bulunan ve gizlilik kararı kapsamında kalan belgelerin örneği ancak hâkimin izni ile verilebilir.” 6100 sayılı Kanun’un "Dosyanın taraflar ve ilgililerce incelenmesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Zabıt kâtibinin gözetimi altında taraflar veya fer’î müdahil, dava dosyasını inceleyebilir. Dava ile ilgili olanlar da bunu ispatlamak kaydı ve hâkimin izniyle dosyayı inceleyebilir.(2) Gizli olarak saklanmasına karar verilen belge ve tutanakların incelenebilmesi hâkimin açık iznine bağlıdır.” 6100 sayılı Kanun’un "Kayıt ve yayın yasağı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Duruşma sırasında fotoğraf çekilemez ve hiçbir şekilde ses ve görüntü kaydı yapılamaz. Ancak, dava dosyasında saklı kalmak kaydıyla, yargılamanın zorunlu kıldığı hâllerde, mahkemece çekim yapılabilir ve kayıt alınabilir. Bu şekilde yapılan çekim ve kayıtlar ile kişilik haklarını ilgilendiren konuları içeren dava dosyası içindeki her türlü belge ve tutanak, mahkemenin ve ilgili kişilerin açık izni olmadıkça hiçbir yerde yayımlanamaz.(2) Duruşma sırasında bu yasağa aykırı davranan kişi hakkında 151 inci madde hükmü uygulanır.(3) Kayıt ve yayın yasağına aykırı davranan kişi hakkında, ayrıca Türk Ceza Kanununun 286 ncı maddesi hükümleri uygulanır.” 6100 sayılı Kanun’un "Devletin sorumluluğu ve rücu" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir:a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması.e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması.(2) Tazminat davasının açılması, hâkime karşı bir ceza soruşturmasının yapılması yahut mahkûmiyet şartına bağlanamaz.(3) Devlet, ödediği tazminat nedeniyle, sorumlu hâkime ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.” 6100 sayılı Kanun’un "Davaların açılacağı mahkeme" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür.Dava, bu dairenin Başkan ve üyelerinin fiil ve kararlarından dolayı ise yargılama Yargıtay Üçüncü Hukuk Dairesinde yapılır. Verilen kararların temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılır. Temyiz incelemesine, kararı veren başkan ile üyeler katılamaz.(2) Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür.” 6100 sayılı Kanun’un "Dava dilekçesi ve davanın ihbarı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Tazminat davası dilekçesinde hangi sorumluluk sebebine dayanıldığı ve delilleri açıkça belirtilir; varsa belgeler de eklenir.(2) Mahkeme, açılan tazminat davasını, ilgili hâkime resen ihbar eder.” 6100 sayılı Kanun’un "Davanın reddi hâlinde verilecek ceza" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Dava esastan reddedilirse davacı, beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm edilir.” 6100 sayılı Kanun’un "Bekletici sorun" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.”B. İlgili Yargı Kararları Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 17/4/2014 tarihli ve 28975 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 21/2/2014 tarihli ve E.2013/1, K.2014/1 sayılı kararının "Ara kararların temyiz kabiliyeti" kenar başlıklı kısmı şöyledir:“Usul kanunumuz sadece nihai kararların temyiz edilebileceklerini kabul ettiğinden (5236 s.K. ile yeniden düzenlenmeden önceki HUMK m.427/1; 6100 sayılı HMK m.341/(1) ve m.361/1) ara kararları tek başlarına temyiz edilemez. Yargılamayı sona erdirip mahkemenin dosyadan el çekmesini gerektirmediği (nihai karar olmadığı) için tek başlarına temyiz edilemeyen ara kararları ancak, bir nihai karar olan hüküm ile birlikte temyiz edilebilir.”
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/14189
Başvuru, hatalı tedavi uygulanması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının; operasyonu gerçekleştiren doktor aleyhine açılan tazminat davasında duruşmaların gizli yapılması yönündeki talebin reddi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ve davanın makul sürede sonuçlandırılamaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
1
Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 14/2/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1971 doğumlu olup olayların meydana geldiği tarihte Gaziantep'te ikamet etmektedir. Başvurucu çeşitli tarihlerde Facebook isimli sosyal medya platformundaki kendisine ait hesaptan PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın tek başına olan ve ayrıca ellerinde silahlar bulunan terör örgütü mensuplarıyla çekilmiş fotoğraflarını, bunlardan başka terör örgütü mensuplarının uzun namlulu silahlarla çekilmiş fotoğraflarını paylaşmıştır. Başvurucu hakkında söz konusu paylaşımları nedeniyle Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından PKK terör örgütünün propagandasını yapma suçundan soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu anılan soruşturma kapsamında 23/1/2018 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucunun ilk ifadesi 28/1/2018 tarihinde Gaziantep İl Emniyet Müdürlüğünde kolluk personeli tarafından alınmıştır. Başvurucu ifadesinde genel olarak Saadet Partisi üyesi olduğunu, söz konusu paylaşımları örgütsel bir amaçla yapmadığını ve paylaşımların suç olduğunu bilmediğini ifade etmiştir. Başvurucu, terör örgütünün propagandasını yapma suçundan tutuklanması istemiyle 29/1/2018 tarihinde Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) sevk edilmiştir. Başvurucunun sorgusu aynı tarihte yapılmıştır. Başvurucu, Hâkimlikte şu şekilde açıklamalarda bulunmuştur:"Ben asla hiçbir terör örgütü ile ilgili bir propaganda yapmadım, facebook hesabı kullanıyorum, bu paylaşımları ben yaptım ama suç unsuru içerdiğini bilmiyordum, ben sadece düşüncelerimi ifade etmek için bu paylaşımları yaptım arama da ele geçirilen kağıt üzerindeki not şeklindeki yazılar bana ait benim tarafımdan yazıldı ancak ben bunu bir örgüt propagandası maksadıyla yapmadım, yazmış olduğum bu yazı zeytindalı öncesinde yazılmış olan bir yazıdır, herhangi bir örgüte üye değilim herhangi bir örgütün faaliyetlerine katılmadım, paylaşımlarda bulunan fotoğraflar iranda bulunan KDP'nin [Kürdistan Devrim Partisi] resimleridir, bunları paylaşmanın suç olduğunu bilmiyordum ...üzerime atılı suçu kabul etmiyorum..." Hâkimlik tarafından başvurucunun terör örgütünün propagandasını yapma suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir: "Şüphelinin yüklenen suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, atılı suçun niteliği, atılı suç için Kanunda öngörülen cezanın miktarı, mevcut delil durumu (araştırma tutanağı bilirkişi ön inceleme raporu arama tutanağı, vs.evraklar) atılı suçun 5271 sayılı CMK'nın 100/3-a- maddesi gereğince suçun işlendiği hususunda kuvvetli suç sebeplerinin varlığı nedeniyle tutuklama nedeni var sayılan suçlardan olması hususları gözetildiğinde CMK'nın 109 maddesinde belirtilen adli kontrol tedbirleri ile bir koruma tedbiri olan tutuklama ile hedeflenen amaca ulaşılamayacağı, tutuklamanın isnat edilen fiilin önemine göre haksızlığa yol açmayacak mahiyette olması ve tutuklamanın ölçülülük ve orantılılık ilkelerine uygun olması nedenleriyle CMK'nın 100 ve devamı maddeleri gereğince şüphelinin atılı suçtan tutuklanmasına...[karar verildi.]" Başvurucu 1/2/2018 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiş, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin 2/2/2018 tarihli kararı ile itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir. Başvurucu, anılan kararı 14/2/2018 tarihinde öğrenmiştir. Başvurucu 14/2/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 6/2/2018 tarihli iddianamesi ile başvurucunun terör örgütünün propagandasını yapma suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede ilk olarak PKK terör örgütüne ve örgütün yapılanmasına ilişkin birtakım açıklamalara değinilmiş, sonrasında ise başvurucunun atılı suçu işlediğine dair açıklamalara yer verilmiştir. İddianamede suça konu edilen olgular özetle şöyle ifade edilmiştir:i. Başvurucunun kullanmakta olduğu Facebook isimli sosyal medya hesabından PKK terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan'ın terör örgütü mensuplarıyla ve ayrıca terör örgütü mensuplarının uzun namlulu silahlarla çekilmiş fotoğraflarını paylaştığı belirtilmiştir. ii. Başvurucudan elde edilen dijital materyallerin incelenmesi sonucunda dijital materyallerin içeriğinde Abdullah Öcalan'ın resminin bulunduğu tespit edilmiştir.iii. Başvurucunun evinde yapılan aramada bazı örgütsel dokümanların ele geçirildiği, bu kapsamda ülkemizin de aralarında bulunduğu devletler için "SADE MÜSLÜMAN GÖRÜNÜMLÜ YAHUDİLER YÖNETİYOR BU DEVLETLERİ" şeklinde ifadelerin yazıldığı, yine "İSLAMİ VE İNSANİ HAKKI TALEP ETMEK BÖLÜCÜLÜK İSE EVET BEN BÖLÜCÜYÜM" şeklinde bir ifadenin de olduğu belirtilmiştir. Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 8/2/2018 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2018/85 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Devam eden yargılama sonunda Mahkeme 6/4/2018 tarihli kararıyla başvurucu hakkında terör örgütünün propagandasını yapma suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezası tayin ederek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Aynı kararla başvurucunun tahliyesine de hükmolunmuştur. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...sanığın facebook isimli sosyal medya hesabı incelendiğinde, sanığın PKK/KCK silahlı terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan ve ellerinde uzun namlulu silahlar bulunan terör örgütü mensupların toplu bulunduğu fotoğrafı paylaştığı, sanığın bu paylaşım ilePKK/KCK silahlı terör örgütünün cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ve bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde örgütün propagandasını yaptığı,5237 sayılı TCK'nın 6/5-g maddesi ve 3713 sayılı kanunun 7/2 maddesinin cümlesi dikkate alındığında sanığın bu suçu basın ve yayın yolu ile işlediği anlaşılmıştır. Sanığın bahsi geçen paylaşımı dışındaki paylaşımlarının Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ile ilgili olduğu, bu yönetime mensup kişilerin fotoğraflarını ve bayrağını paylaştığı görülmüştür. Bu sebeple sanığın PKK silahlı terör örgütünü simgeleyen ve anılan terör örgütünün elebaşı olan Abdullah Öcalan'a ve yanında bulunan silahlı şahıslara ait tek bir paylaşımının propaganda içerikli olduğu diğer paylaşımlarının yasal bir yönetimle ilişkili olduğu anlaşılmakla sanık hakkında TCK'nun maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir ..." Başvurucu karara 12/4/2018 tarihinde itiraz etmiş, söz konusu itiraz 27/4/2018 tarihinde Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, §§ 41-
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/6159
Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvurucu, sahibi bulunduğu işletmede huzur ve sükunu bozacak şekilde gürültü yapıldığı gerekçesiyle hakkında tesis edilen idari para cezasının iptali istemiyle açtığı davanın reddedildiğini belirterek, Anayasa'nın , , ve maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 24/12/2013 tarihinde Didim Asliye Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 30/1/2015 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Aydın ili Didim ilçesinde bulunan işletmesinde 17/9/2012 tarihinde Didim İlçe Emniyet görevlilerince gerçekleştirilen denetim sırasında, 30/3/2005 tarih ve 5236 sayılı Kabahatler Kanunu'nun maddesi kapsamında başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültü yapıldığının tespiti üzerine 888,00 TL idari para cezası verildiğini belirterek, hakkında tesis edilen idari para cezasının iptali istemiyle Didim (Yenihisar) Sulh Ceza Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. Didim Sulh Ceza Mahkemesi, 1/10/2013 tarih ve 2013/364 İş sayılı kararında "...5326 sayılı kanunun gürültü başlıklı maddesinde başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olma eyleminin cezalandırıldığı, ses desibel açısından herhangi bir sınırlama getirilmediği, bu nedenle ölçüm yapılmasına gerek olmadığı, polis memurları tarafından tutulan tutanağın, aksini kanıtlar nitelikte itiraz eden tarafından delil sunulmadığı, bu nedenle aksi ispat edilemeyen idari para cezası tutanağına itibar etmek gerektiği..." gerekçesiyle itirazı reddetmiştir. Başvurucunun itirazı üzerine Didim Asliye Ceza Mahkemesi, 8/11/2013 tarih ve 2013/157 İş. sayılı kararıyla itirazı kesin olarak reddetmiştir. Ret gerekçesi şöyledir:“İtiraz eden vekili Av. Ali İhsan Aktımur dilekçesinde özetle, müvekkilinin iş yerinde kanuna ve yönetmeliğe aykırı olarak fazla ses çıkması nedeni ile Kabahatler Kanunun maddesine göre işlem yapıldığını, müvekkilinin imzadan imtina ettiğini, kanuna, yönetmeliğe ve tüm bunlardan öte hukuka aykırı böyle bir idari cezanın iptalinin gerektiği, Anayasının maddesine göre eşitlik kuralına aykırı olarak bazı belediyelere yetki devri yapılarak yönetmelik hükümlerinin uygulanmasının belediyelere bırakılmış olması karşısında müvekkil aleyhine sadece iki idari personelin tutmuş olduğu tutanağın hukuka ve yasalara aykırı olduğunu yasalara aykırı olarak düzenlenen idari para cezasının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.Didim Sulh Ceza Mahkemesinin 1/10/2013 tarih ve 2013/364 İş sayılı kararı ile başvurunun reddedildiği ve değerlendirilmek üzere mahkememize gönderildiği görüldü. Tüm dosya kapsamına göre;Mahkemenin kararı yerinde olup, usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından itirazın reddine karar vermek gerekmiştir.” Anılan karar, başvurucu vekiline 25/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bireysel başvuru, 24/12/2013 tarihinde yapılmıştır.B. İlgili Hukuk 5326 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“(1) Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. (2) Bu fiilin bir ticarî işletmenin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde işletme sahibi gerçek veya tüzel kişiye bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. (3) Bu kabahat dolayısıyla idarî para cezasına kolluk veya belediye zabıta görevlileri karar verir.” 9/8/1983 tarih ve 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun maddesi şöyledir:“Kişilerin huzur ve sükununu, beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde ilgili yönetmeliklerle belirlenen standartlar üzerinde gürültü ve titreşim oluşturulması yasaktır. Ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye, işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlardan kaynaklanan gürültü ve titreşimin yönetmeliklerle belirlenen standartlara indirilmesi için faaliyet sahipleri tarafından gerekli tedbirler alınır.” 4/6/2010 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) maddesinin (1) numaralı fıkrasının (m) bendi şöyledir: “Çevresel gürültü: Ulaşım araçları, kara yolu trafiği, demir yolu trafiği, hava yolu trafiği, deniz yolu trafiği, açık alanda kullanılan teçhizat, şantiye alanları, sanayi tesisleri, atölye, imalathane, işyerleri ve benzeri ile rekreasyon ve eğlence yerlerinden çevreye yayılan gürültü dâhil olmak üzere, insan faaliyetleri neticesinde oluşan zararlı veya istenmeyen açık hava seslerini, …ifade eder.” Yönetmelik’in 39 maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi şöyledir: “Şikâyetleri değerlendirme, denetim ve idari yaptırım konusunda yetki devri yapılmış kurum ve kuruluşlarda; Çevre Denetim Biriminin kurulması, Bakanlıkça esasları belirlenmiş uzmanlığa sahip en az 2 personelin görevlendirilmesi, bu personellerden en az birinin dört yıllık üniversite mezunu olması ve bu kişinin gözetiminde göreve katılım sağlayacak diğer personelin iki yıllık yüksek okul veya lise ve dengi okullardan mezun olması ve bu Yönetmelik kapsamında getirilen esas ve standartlara uygun ölçüm ekipmanının bulundurulması zorunludur.” Yargıtay Ceza Dairesinin 19/1/2015 tarih ve E.2013/30354, K.2015/1453 sayılı kararı şöyledir: “…Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamayı mümkün kılmak üzere kanunlarda, yönetmelik ve düzenleyici işlemlerde gürültüye ilişkin hükümlere yer verilmiştir.Türk Ceza Kanununun maddesinde düzenlenen “gürültüye neden olma” suçu; “İlgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak”, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olma halinde oluşacaktır.Maddede sözü edilen “ilgili kanunlarla belirlenen yükümlülük”; 2872 sayılı Çevre Kanununun “çevreyi kirletmeme” ilkesi gereğince çerçeve olarak benimsediği düzenlemeye dayanılarak oluşturulan yönetmeliklerde açıklanan “çevresel gürültüye neden olmama” yükümlüğünü ifade etmektedir.2872 sayılı Çevre Kanunu'nun maddesinde yer alan düzenlemeye göre; Kişilerin huzur ve sükûnunu, beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde ilgili yönetmeliklerle belirlenen standartlar üzerinde gürültü ve titreşim oluşturulması yasaklanmış, ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye, işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlardan kaynaklanan gürültü ve titreşimin yönetmeliklerle belirlenen standartlara indirilmesi için faaliyet sahipleri tarafından gerekli tedbirlerin alınması gerektiği belirtilmiştir. Anılan Kanun’un 20/h bendi, maddeye göre çıkarılan yönetmelikle belirlenen önlemleri almayan veya standartlara aykırı şekilde gürültü ve titreşime neden olan, konutlar, ulaşım araçları, işyerleri, atölyeler, fabrika, şantiye ve eğlence yerlerine yönelik idari yaptırımlar benimsemiştir. 2872 sayılı Çevre Kanunu, çevresel gürültü kaynaklarını “ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye, işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlar” şeklinde sayma yoluyla sınırlı olarak belirlemiştir.2872 sayılı Kanun’un 14 ve 20/h bendindeki düzenlemelere istinaden;-01/07/2005 tarihli ve 25862 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği,-07/03/2008 tarihli ve 26809 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği (2002/49/EC),- 2010 tarihli ve 27601 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği,Kabul edilmiş, bir önceki yönetmelik bir sonraki ile yürürlükten kaldırılmıştır.TCK’nın maddesi, gürültünün “başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli” olması şartını aramaktadır. Bunun yanında TCK'nın maddesi ise eylemin suç olarak vasıflandırılabilmesi için “sırf huzur ve sükûnu bozmaya” yönelik olması gerektiğini kabul etmiştir.TCK’nın maddesi, gürültünün “başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli” olması şartını aramaktadır. Bunun yanında TCK'nın maddesi ise eylemin suç olarak vasıflandırılabilmesi için “sırf huzur ve sükûnu bozmaya” yönelik olması gerektiğini kabul etmiştir.5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun maddesinde de gürültüye ilişkin düzenlemeye yer verilmiş, gürültünün, başkalarının huzur ve sükûnunu bozması gerektiğini belirtmiştir. Aynı Kanun'un 15/ maddesi, bir fiilin hem kabahat hem de suç olarak tanımlandığı durumlarda, sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanabileceği, suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hallerde ise kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanacağı kuralına yer vermiştir.TCK’nın maddesinde suç olarak tanımlanan gürültünün insan sağlığının zarar görmesine “elverişli” olması gerektiği kabul edilmiştir. Bu durumda “elverişlilik” ibaresinin, insan sağlığının zarar görmesi ihtimalini, zarar vermeye uygun olmayı ifade ettiği, dolayısıyla suçun tehlike suçu olarak düzenlendiği, suçun oluşumu için somut zararın gerçekleşmesi gerekmediği kabul edilmelidir.04/06/2010 tarihli ve 27601 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği’nin 8/a maddesi, işitme sağlığı ve kritik sağlık etkileri göz önüne alınarak gürültüden etkilenme seviyelerinin belirlenmesi ve izlenmesine ilişkin esas ve usullerin Sağlık Bakanlığı tarafından belirleneceğini hükme bağlamasına rağmen, Sağlık Bakanlığı, bahsedilen esas ve usullere ilişkin bir düzenleme yapmamıştır. Her ne kadar Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği, gürültü kriter ve göstergelerini düzenlemiş ise de, belirlenen kriterler, 2872 sayılı Kanun’un 14 ve 20/h maddeleri gereğince ilgililere idari yaptırım uygulanmasını mümkün kılan somut eşik değerlerdir. Yönetmelikte gürültü kaynaklarına göre belirlenen kriter ve göstergeleri aşan her gürültünün, TCK’nın maddesi kapsamında “insan sağlığının zarar görmesine elverişli” olduğu söylenemez.Görüldüğü gibi hukukumuzda gürültüye ilişkin farklı şartlara tabi tutulmuş farklı düzenlemeler bulunmaktadır. Bu durumda gürültüye ilişkin düzenlemelerin tamamı birlikte değerlendirilerek uygulanacak yaptırımın belirlenebilmesi için kapsadıkları alanların belirlenmesi gerekir.1-Çevresel gürültünün kaynağı, 2872 sayılı Kanun’un maddesinde açıklandığı üzere, “ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye, işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlar” ise;a-Gürültü, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli olduğu takdirde 2872 sayılı Kanun’un maddesi delaletiyle TCK’nın maddesindeki suçun cezası,b-Gürültü, sırf huzur ve sükûnu bozmak maksadıyla yapılmış olsa bile başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli olduğu takdirde 2872 sayılı Kanun’un ve TCK’nın maddesi delaletiyle TCK’nın 123 ve maddesindeki suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçun cezası,c-Gürültü, fail tarafından sırf huzur ve sükûnu bozmak maksadıyla yapılmamış, bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli olmayacak boyutta ancak mağdurun huzur ve sükûnunu bozacak nitelikte ise 2872 sayılı Kanun’un 14, 20/h maddesindeki kabahat,2-Kaynağı ne olursa olsun çevresel gürültü, sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla yapılmış ve bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli olmadığı takdirde TCK’nın maddesindeki suçun cezası,3-Çevresel gürültünün kaynağı, 2872 sayılı Kanun’un maddesinde bahsedilen ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye, işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlar haricindeki bir yer ise ya da sırf huzur ve sükunu bozma amacına yönelmemiş yahut bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli olmayacak nitelikte ise 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun maddesindeki kabahat,4-Motorlu araç sürücülerinin araçlarının çevredekileri rahatsız edecek derecede gürültü çıkartması halinde gürültü, yukarıda (1) nolu kısımda açıklanan niteliklere sahip değil ise 5326 sayılı Kanun’un 15/ maddesindeki içtima kuralı gereğince 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 30/b ve 5326 sayılı Kanun’un maddesindeki idari para cezalarından hangisi daha ağır ise o kabahat,türünden yaptırımlar uygulanmalıdır…”
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/9537
Başvurucu, sahibi bulunduğu işletmede huzur ve sükunu bozacak şekilde gürültü yapıldığı gerekçesiyle hakkında tesis edilen idari para cezasının iptali istemiyle açtığı davanın reddedildiğini belirterek, Anayasa'nın 2. , 6. , 10. ve 48. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
0
Başvuru, kesinleşmiş mahkeme kararının yok hükmünde kabul edilerek icra edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 1/2/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Sosyal Sigorta Kurumu Başkanlığı Sigorta İşleri Genel Müdürlüğü (SGK/Kurum) başvurucuya ait işyerinde yaptığı denetleme sonucunda başvurucu hakkında işçilere ait aylık orta prim ve hizmet belgeleri ile sigorta prim bordrolarının bir aylık yasal süre içinde Kuruma verilmediği gerekçesiyle 14/6/2007 tarihli ve 37193 sayılı tutanakla 076 TL, yine işyerine ait defter ve belgelerin on beş günlük süre içinde Kuruma ibraz edilmediği gerekçesiyle de 14/6/2007 tarihli ve 37194 sayılı tutanakla 372 TL idari para cezası yaptırımı uygulamıştır. Başvurucu 12/7/2007 tarihinde idari para cezalarına ayrı ayrı itiraz etmiş, Kurum bu itirazlara herhangi bir yanıt vermemiştir. Başvurucu bu arada borcunu taksitlendirmiş ve ödeme planına göre 30/9/2009 tarihinde ihtirazi kayıtla ödemiştir. Başvurucu 12/10/2009 tarihinde Hatay Sulh Ceza Mahkemesinde idari para cezalarına itiraz etmiş, 22/3/2010 tarihinde itirazı süre yönünden reddedilmiştir. Başvurucu 8/4/2010 tarihli dilekçesinde; Kuruma yaptığı itiraza olumlu ya da olumsuz bir cevap verilmediğini, itirazı düzenleyen ilgili kanun hükmünün yürürlükten kaldırılmasıyla idari para cezalarına karşı başvurulacak kanun yolu açısından 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun genel hükümlerinin uygulanacağını belirterek nöbetçi Hatay Ağır Ceza Mahkemesine itiraz etmiştir. Hatay Ağır Ceza Mahkemesi 7/5/2010 tarihli kararında; başvurucuya idari para cezalarının 2/7/2007 tarihinde tebliğ edildiğini, başvurucunun 12/7/2007 tarihinde para cezalarına itiraz ettiğini, itirazlara Kurum tarafından herhangi bir cevap verilmediğini, bu nedenle sürenin işlemeyeceğini belirterek talebi kabul etmiş ve idari para cezalarının kaldırılmasına karar vermiştir. Başvurucu, ödediği para cezalarının iadesi için 26/11/2010 tarihinde Kuruma başvurmuş; talebin yerine getirilmemesi üzerine Kurum aleyhine Hatay İcra Müdürlüğünde ilamsız takip başlatmıştır. Kurum, takibe karşı İcra Müdürlüğünün yetkisi ile Ağır Ceza Mahkemesi kararının idari para cezalarından yalnızca birine yönelik olduğunu iddia ederek borca kısmi itirazda bulunmuş; Müdürlükçe yetki itirazı kabul edilerek dosya, görevli ve yetkili İskenderun İcra Müdürlüğüne gönderilmiştir. Başvurucu, borca yapılan kısmi itirazın kaldırılması için 14/6/2011 tarihinde İskenderun Sulh Hukuk Mahkemesinde itirazın iptali davası açmıştır. İskenderun Sulh Hukuk Mahkemesi 10/4/2012 tarihli kararında davaya iş mahkemelerinin bakmakla görevli ve yetkili olduğunu belirterek görevsizliğine hükmetmiştir. Görevsizlik kararı üzerine dosya İskenderun İş Mahkemesine gönderilmiş; Mahkeme 23/5/2013 tarihli kararında, uyuşmazlık konusunun davalı Kurumun düzenlediği 14/6/2007 tarihli ve 37193 sayılı tutanakla verilen idari para cezasının Hatay Ağır Ceza Mahkemesinin 7/5/2010 tarihli kararıyla kaldırılıp kaldırılmadığı hususuna yönelik olduğunu, Hatay Sulh Ceza Mahkemesinin 22/3/2010 tarihli kararında her iki idari para cezası yönünden talebin ayrı ayrı reddine karar verildiğini, bu karara karşı Hatay Ağır Ceza Mahkemesine yapılan itirazda Ağır Ceza Mahkemesinin Hatay Sulh Ceza Mahkemesinin kararını tümden ortadan kaldırdığını ifade etmiştir. Mahkeme, itiraza konu borcun kaynağı olan idari yaptırım kararının ortadan kaldırılmasıyla davacı tarafından ihtirazi kayıtla Kuruma ödenen bedelin davacıya iade edilmesinin gerektiğini belirterek itirazın iptaline, icra takibinin devamına, davalının %40 oranında icra inkâr tazminatı ödemesine karar vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) 8/7/2014 tarihli kararında; davacıya idari para cezasının tebliğ edildiği tarihte yürürlükte olan 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı mülga Sosyal Sigortalar Kanunu'nun maddesine göre ilgililerin yetkili idare mahkemesine başvurabileceğini, davacınınyasal prosedüre uymayarak idari para cezasına karşı idare mahkemesine dava açması gerekirken görevsiz mahkeme olan sulh ceza mahkemesine dava açmak suretiyle mülga Kanun'da öngörülen prosedüre uymadığını, yasal prosedür kapsamında olmayan, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen idari para cezasının iptaline ilişkin kararın yok hükmünde olduğunu ve idari para cezasının bu süreçte kesinleştiğini, Mahkemece kesinleşmiş idari para cezasına dayanılarak yapılan ödemenin istirdatına ilişkin kararın isabetsiz olduğunu belirterek hükmü bozmuştur. Dosya, İskenderun Adliyesinde İş Mahkemesinin kurulmasıyla bu Mahkemeye gönderilmiş; bozma ilamına uyan İş Mahkemesi 21/10/2014 tarihinde aynı gerekçeyle davayı reddetmiştir. Temyiz üzerine karar, aynı Dairenin 9/11/2015 tarihli kararıyla onanmıştır. Onama kararı 31/12/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 1/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Olay tarihinde yürürlükte olan 506 sayılı mülga Kanun'un 9/5/2007 tarihli ve 5655 sayılı Kanun'un maddesi ile değişik maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî para cezası kesinleşir......" 506 sayılı mülga Kanun'un 5655 sayılı Kanun'un maddesi ile değiştirilmeden önceki maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"İdari para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari para cezası kararı kesinleşir. Sulh ceza mahkemesinin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer alan ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. 000 Yeni Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı sulh ceza mahkemesine başvuru üzerine verilen kararlar kesindir......" 5326 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:"(1) Bu Kanunun;a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır." 5326 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir". 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (4) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:" Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir;..." 9/6/1932 tarihli ve2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun maddesi şöyledir:"Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır.Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır.Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun kamuya açık olarak makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir...” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) mahkemeye erişim hakkının Sözleşme'nin maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir parçası olduğunu (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B. No: 54252/.., 16/6/2009, § 52), bu kapsamda herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya yargı yeri önüne getirme hakkının güvence altına alındığını (Golder/ Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36) belirtmiştir. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen maddesinde kararların icrasından açıkça bahsedilmemekle birlikte AİHM, mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak yargı kararlarının icra edilmesi hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40). Bu açıdan Sözleşme'nin maddesi kapsamında herhangi bir yargı kararının icrası, yargılamanın ayrılmaz bir parçası olarak görülmelidir (Metaxas /Yunanistan, B. No: 8415/02, 27/5/2004, § 25). Mahkeme kararının uygulanabilirliği sorununu hukuki kesinlik ilkesiyle bağlantılı gören AİHM, hukukun üstünlüğünün temel yönlerinden birinin hukuki kesinlik ilkesi olduğunu ve bunun kesin hükme (res judicata) saygı duyulması anlamına geldiğini, bu ilke gereği nihai ve bağlayıcı mahkeme kararlarının sorgulanmaması, yeniden gözden geçirilememesi gerektiğini ifade etmiştir (Brumarescu/Romanya [BD], B. No: 28342/95, 28/10/1999, § 61; Ryabykh/Rusya, B. No: 52854/99, 24/7/2003, § 52). Yine AİHM bir davada, hiçbir tarafın nihai ve bağlayıcı bir kararın gözden geçirilmesini isteme hakkının bulunmadığını, bu hususta Yüksek Mahkemelerin ancak temel noksanlıkların düzeltilmesi amacıyla karar verebileceğini ve bu durumun kesin bir kararın yeniden incelenmesi şeklinde olamayacağını, yalnızca önemli ve zorlayıcı koşulların varlığı hâlinde bu ilkeden ayrılınabileceğini belirtmiştir (Driza/Arnavutluk, B. No: 33771/02, 13/11/2007, § 64) Ryabykh/Rusya başvurusunda, Novooskolskiy Bölge Mahkemesi 8/6/1998 tarihinde başvurucu lehine bir karar vermiş ve bu karar kesinleşmiştir. Belgorod Bölge Mahkemesi ise 19/3/1999 tarihinde verdiği kararla Novooskolskiy Bölge Mahkemesinin dava konusu olayda kanun hükmünü yanlış uygulandığı belirtilerek 8/6/1998 tarihli kesin kararı ortadan kaldırmıştır. AİHM, başvuruyu mahkeme hakkı bağlamında ele almış; mahkeme hakkının bir yönünün mahkemeye erişim yani dava açma hakkı ile ilgili olduğunu, bunun yanında bir tarafın aleyhine olacak şekilde nihai ve bağlayıcı bir yargı kararının ortadan kaldırılmasının bu hakkın kullanımını etkisiz hâle getireceğini, Sözleşme'nin maddesinin yargı kararlarının uygulanmasını da güvence altına aldığını belirterek kesinleşmiş bir mahkeme kararının başka bir mahkeme kararıyla ortadan kaldırılmasının başvurucunun mahkeme hakkını ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır (aynı kararda bkz. §§ 53-58).
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/2377
Başvuru, kesinleşmiş mahkeme kararının yok hükmünde kabul edilerek icra edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, taşınmazın imar planında kamu hizmeti alanına ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 7/3/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucuların maliki olduğu başvuruya konu taşınmaz 1/1000 ölçekli revizyon uygulama imar planında kamu hizmeti alanına ayrılmıştır. Başvurucular, bu taşınmazın kamulaştırılması istemiyle Belediyeye başvurmuş fakat bu yoldan bir sonuç elde edememişlerdir. Başvurucular, bunun üzerine imar planında kamu hizmeti alanına ayrılan taşınmazın rayiç bedelinin ödenmesi istemiyle Belediye aleyhine tam yargı davası açmışlardır. Derece mahkemelerince uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir. Kararda, 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na birtakım hükümler eklendiği vurgulanmıştır. Bu bağlamda uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılan taşınmazların kamulaştırılması için öngörülen beş yıllık sürenin 2942 sayılı Kanun'a eklenen geçici madde gereğince bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayacağı ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılan ancak henüz karara bağlanmayan veya kararı kesinleşmeyen davalara da bu madde hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Başvurucular, nihai kararın tebliği üzerine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Konu ile ilgili hukuk için bkz. Hüseyin Ünal, B. No: 2017/24715, 20/9/2018, §§ 17-
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/7024
Başvuru, taşınmazın imar planında kamu hizmeti alanına ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvurucular, yeterli ve detaylı bir araştırma yapılmaksızın mahkûm edildiklerini, sundukları hukuki mütalaaların dikkate alınmadığını, bilirkişi ile davanın taraflarından birisi arasında hukuki ihtilaf bulunduğunu, Derece Mahkemelerinin olayların nitelenmesi ve delillerin değerlendirilmesinde hata yaptıklarını, Mahkeme kararlarının yeterince gerekçelendirilmediğini, aynı suçlamadan başvurucu Recai Alper Tunga mahkûm edilirken işleme katılan diğer kişinin beraat ettiğini belirterek, silahların eşitliği ilkesinin, masumiyet karinesinin, adil yargılanma haklarının ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, Anayasa’nın , , , , ve maddelerine dayanmışlar; iddia ettikleri ihlaller dolayısıyla, cezalarının infazının tedbiren durdurulmasını, yeniden yargılamaya ya da ihlalin ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmişler, maddi ve manevi tazminat taleplerini ise saklı tutmuşlardır. 2014/5909 ve 2014/5911 numaralı başvurular, 25/4/2014 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde, Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. 21/7/2014 tarihinde, 2014/5911 numaralı başvuru, aralarında hukuki yönden irtibat bulunması nedeniyle 2014/5909 numaralı başvuru ile birleştirilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 30/9/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 8/12/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığının 31/12/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Billur Güzide Balyemez (birinci başvurucu), başvuruya konu olaylar öncesinde Toprakbank A.Ş Merkez Şubesi Müdürü, Recai Alper Tunga (ikinci başvurucu) ise Kredilerden Sorumlu Koordinatör olarak görev yapmaktadır. İstanbul ve Şişli Cumhuriyet Başsavcılıklarınca farklı tarihlerde hazırlanan iddianamelerle başvurucuların da aralarında bulunduğu on altı kişi hakkında 4389 sayılı mülga Bankacılık Kanunu’na muhalefet suretiyle zimmet suçundan davalar açılmıştır. Bu davalar daha sonrasında, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin (Mahkeme veya “Ağır Ceza Mahkemesi”) E.2004/20 sayılı dosyasında birleştirilmiştir. Başvuruculara yöneltilen suçlamaların bazıları aşağıdaki gibidir.Billur Güzide Balyemez’e ilişkin olarakSuçlama (a) B. Turizm San. ve Ticaret Ltd. Şti.’nin hesabı kullanılarak zimmet yapılması (2004/20 sayılı ana dava dosyası)Suçlama (b) R. İç ve Dış Tic. A.Ş. lehine verilen teminat mektuplarının bir kez yerine dört kez ödenmesi (Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2003/6123 esas, 2003/4945 sayılı ve 2003 tarihli iddianame, birleştirilen E.2005/105 sayılı dava dosyası),Suçlama (c) T. İletişim Hizmetleri A.Ş.’nin hesaplarından para çekilmesi (Birleştirilen E.2005/124 esas sayılı dava dosyası),Suçlama (d) F.-G. A. hesabındaki ve bağlantılı olarak A. İnş. Ltd. Şti. hesabındaki para hareketleri (İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2002/17611-1251 sayılı iddianamesi, birleştirilen E.2001/187 sayılı dava dosyası),Suçlama (e) CP A.Ş.’nin hesabından para çekilmesi (Birleştirilen E.2005/124 sayılı dava dosyası)Suçlama (f) T. Tekstil Ürünleri ve İhracat A.Ş. ve K. Demir Çelik A.Ş. hesaplarında usulsüz işlemler yapılması (Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2001 gün 2001/7903 hazırlık sayılı iddianamesi)Suçlama (g) Otomotiv A.Ş. hesabında yapılan usulsüz işlemler (Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2002 gün ve 2002/13479 hazırlık sayılı iddianamesi)Recai Alper Tunga’ya ilişkin olarakSuçlama (h) Kendisine Yönetim Kurulunca limit tahsis edilmemesine rağmen, R. İç ve Dış Tic. A.Ş.’ye onay vermek suretiyle kredi kullandırması (Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2003 gün ve 2002/6123-4945 sayılı iddianamesi, yargılama ilk olarak Şişli Asliye Ceza Mahkemesinin E.2003/576 sayılı dosyasında yapılmıştır, Birleştirilen E.2005/105 sayılı dosya)Suçlama (i) Teminat mektubu kredisi teklifi eksik evraklar nedeniyle iade edilmesine rağmen, açılmaması gereken bir kredi mahiyetinde bulunan teminat mektubunun P. Ltd. Şti. lehine düzenlenmesi (Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2003/6123 esas, 2003/4945 sayılı ve 2003 tarihli iddianamesi, yargılama ilk olarak Şişli Asliye Ceza Mahkemesi önünde görülmüştür)Suçlama (k) H.K.’ye kullandırılan ferdi kredi için tesis edilen ipoteğin yeterli bir teminat oluşturmaması ve kredinin taksitlerinin geri ödenmemesi (Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2003 günlü ve 2003/7332-5795 sayılı iddianamesi, yargılama ilk olarak Şişli Asliye Ceza Mahkemesi önünde görülmüştür) İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin E.2004/20 sayılı dosyası ile birleştirmelerinin öncesinde ilgili mahkemeler önünde sürmekte olan yargılamalar kapsamında bazı bilirkişi incelemeleri yaptırılmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, iddia ve savunmaların değerlendirilmesi, zimmetin her bir sanık açısından ayrı ayrı miktar ve niteliğinin tespiti, iade olup olmadığı, varsa miktarının tespiti açısından tüm dosya ve banka kayıtları üzerinde inceleme yapılması için ayrı bir bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Üç kişiden oluşan bilirkişi heyeti, 5/10/2006 tarihli bir rapor sunmuştur. Daha sonraki bir tarihte E.2005/105 sayılı dosyanın da birleştirilmesi nedeniyle, Ağır Ceza Mahkemesi birleştirilen bu dosya yönünden ve E.2005/124 sayılı dosyadaki fiillerin nitelikli olup olmadıkları yönünde yukarıda belirtilen bilirkişi heyetine 28/5/2008 havale tarihli ek raporlar hazırlatmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 1/6/2009 tarih ve E.2004/20, K.2009/20 sayılı kararıyla başvurucuları 4389 sayılı Kanun’un maddesinin üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca adiyen zimmet suçundan mahkum etmiştir. Mahkeme, “Suçlama (h)”ye konu eyleme katıldığı yönünde şüphe olması nedeniyle N.A. hakkında suç duyurusunda bulunulmasına da karar vermiştir. Birinci başvurucu Billur Güzide Balyemez, “Suçlama (a)” bakımından, bu işlemlerin Genel Müdürlüğün onayı olmaksızın yapılamayacağı, bankadaki görevi şube yöneticiliği olduğundan bu işleme ilişkin yetkisinin bulunmadığı ve sorumlular arasında sayılamayacağı, iş akışı kitapçıkları incelenseydi bu durumun ortaya çıkacağı, bilirkişilerin bu eylemin görevi kötüye kullanma olacağını belirttikleri; “Suçlama (b)” bakımından, bankadaki görevinden 10/6/2000 tarihinde ayrılmış olduğundan 1/11/2000 tarihli işlemden sorumlu tutulamayacağı, bu konuda 6/10/2008 tarihinde hukuki bir mütalaa da sunduklarını, Şişli Asliye Ceza Mahkemesindeki yargılamada alınan 13/8/2004 tarihli bilirkişi raporunda emniyeti suiistimal suçunun oluşmadığı yönünde görüş verdiği; “Suçlama (c)” bakımından, hazırlanan raporların, diğer şube çalışanlarının beyanının aksi yöndeki Ş. isimli gişe yetkilisinin yalan beyanına dayandırıldığı, görevden ayrıldığı tarihten sonraki işlemlerden de sorumlu tutulduğu, bu konunun Ağır Ceza Mahkemesince araştırılmadığı; Suçlama (d) bakımından, F.-G. A. hesabındaki işlemlerden mahkumiyetinin haksız olduğu, A. İnş. Ltd. Şti. hesaplarındaki işlemlerin ve bazı kişilere araç alımının bu konuyla ilgili olmadığı ve aynı tarihlere denk gelmesi nedeniyle bu olayla ilişkilendirildiği “Suçlama (e)” bakımından, işlemlerin ilgili firmanın bilgisi dâhilinde yapıldığının delil ve şirket yetkililerin beyanlarıyla ortaya konulduğu; “Suçlama (f)” bakımından, soruşturmanın genişletilmesi taleplerinin kabul edilmediği; “Suçlama (g)” bakımından ise cezalandırılmasının gerekçesinin Mahkemenin kararında yer almadığı ve suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçeleriyle yukarıda belirtilen suçlamalardan mahkumiyetine ilişkin kararı temyiz etmiştir. İkinci başvurucu Recai Alper Tunga, “Suçlama (h)” yönünden, görevsizlik kararı öncesi yargılamayı yapan Şişli Asliye Ceza Mahkemesince alınan 13/8/2004 tarihli bilirkişi raporunda ipotek yoluyla gerekli karşılığın öngörüldüğünün ve 18/3/1999 tarihli Toprakbank Yönetim Kurulu kararına göre Genel Müdürlüğün kredi verme yetkisinin 000 $ karşılığı 000 TL olduğundan verilen kredinin limit içinde kaldığının belirtildiği, mahkumiyete esas alınan raporla çeliştiğinden, yeni bir bilirkişi raporu alınması ve işlem tarihi itibariyle Genel Müdürlük kredi tahsis limitinin tespitine yönelik taleplerinin kabul edilmediği, kredi limitine ilişkin sunduğu belgenin dikkate alınmadığı; “Suçlama (i)” yönünden, önceki beyanlarına da atıf yaparak, almış oldukları hukuki mütalaada kredinin 3 katı ipotek alındığının belirtildiği ve zimmet suçunun oluşmadığı; “Suçlama (k)” yönünden, kredi limitinin yetkisi dâhilinde bulunduğu, Şişli Asliye Ceza Mahkemesinin E.2003/675 sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda, kredi limitinin onay vermeye yetkili oldukları sınır içerisinde kaldığının ve yeterli teminatın alındığının belirtildiği; Mahkemenin savunmalarını dikkate almaksızın mahkumiyetine hükmettiği gerekçeleriyle yukarıda belirtilen suçlamalardan dolayı kararı temyiz etmiştir. Başvurucular, mahkeme dışı almış oldukları hukuki mütalaaların dikkate alınmadığı ve diğer bazı gerekçeleri ileri sürerek de mahkûmiyet hükmüne karşı temyiz talebinde bulunmuşlardır. Yargıtay Ceza Dairesi, 28/10/2010 tarih ve E.2010/2049, K.2010/15663 sayılı ilamı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 19/3/2002 tarih ve 1251/75 sayılı iddianamesine konu eylemler hakkında başvurucu Billur Güzide Balyemez’in de bulunduğu dört sanığın ifadelerinin alınmaması ve hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporlarında 18/6/2003 tarih ve 7332/5795 sayılı iddianame konusu eylemler hakkında görüş bildirilmemesi nedeniyle bu hususta bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini belirterek başvurucuların mahkumiyetine ilişkin hükmü bozmuştur. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 1251/75 sayılı iddianamesi yönünde sanıkların ifadelerini aldıktan sonra, 5/11/2011 tarih ve E.2011/9, K.2012/50 sayılı kararıyla tekrar başvurucuların 4389 sayılı Kanun’un maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca mahkumiyetine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, hakkında bozma sonrası dava açılan N.A.’yla ilgi olarak, R. İç ve Dış Tic. A.Ş.’ye kredi kullandırılması şeklindeki zimmet eylemine katıldığına dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğini belirterek, beraatına hükmetmiştir. Mahkemenin, mahkûmiyete ilişkin değerlendirmeleri ise aşağıdaki gibidir:- (Suçlama “a”) B. Turizm Ltd. Şti.’ye kullandırılan kredi: Birinci başvurucunun, 20/9/1999 tarihinde Genel Müdürlüğün ve firmasının bilgisinin haricinde kredi kullandırdığı;- (Suçlama “b”) R. İç ve Dış Tic. A.Ş. lehine yapılan teminat mektubu ödemeleri: Birinci başvurucu ve diğer bir sanığın, 17/12/1999 (iki defa), 18/1/2000 ve 1/11/2000 tarihlerinde olmak üzere, teminat mektubunu bir kez yerine dört kez ödedikleri; - (Suçlama “c”) T. İletişim Hizmetleri A.Ş.’nin hesabındaki usulsüzlükler: 22/3/2000-5/4/2000 tarihleri arasında, 10/7/2000, 8/8/2000 ve 10/10/2000 tarihlerinde, çeşitli miktarların firmanın iradesi dışında başka hesaplara aktarılarak zimmete geçirildiği; 10/7/2000 tarihindeki EFT işlemlerini onaylayan ve denetleyen kişinin sanık G. ve usulsüz işlemlerin temel sorumlusu birinci başvurucu Billur Güzide Balyemez’in olduğu; 8/8/2000 ve 10/10/2000 tarihli transfer işlemlerini sanık B.K.’nin yaptığı ve birinci başvurucunun direktiflerini yerine getirdiği (Mahkeme değerlendirmelerinin sonunda ve hüküm kısmında, birinci başvurucunun işlemlerin yapıldığı tarihte şube merkez müdürü olduğunu belirtmiştir);- (Suçlama “d”) F.-G. A. hesabı ve bağlantılı olarak A. İnşaat Ltd. Şti. hesabında yapılan usulsüzlükler: F.-G. A. hesabındaki 211 TL karşılığı paranın sanık N.’nin kardeşinin hesabına aktarıldığı; A. İnşaat Ltd. Şti.’ye Yönetim Kurulunun onayladığı miktarın üstünde kredi kullandırıldığı, bu şirketin hesabındaki 478 TL’nin birinci başvurucunun kardeşinin hesabına aktarıldığı ve bunun da bir kısmını sanık G. mal edindiğinden; birinci başvurucunun, N. ve G.’nin zimmet suçunu işledikleri (Mahkeme 211 TL’den sanık N.’nin, 478 TL’den kısmen birinci başvurucu ve sanık G.’nin sorumlu olduğunu belirtmiştir); - (Suçlama “e”) CP A.Ş.’nin hesabındaki usulsüzlükler: CP hesabından bir miktar paranın zimmete geçirildiği, fakat daha sonra iade edildiğinden zimmet teşkil etmeyeceği; müşteri Mustafa Oğuz Güner’in yatırdığı paranın birinci başvurucu ve sanık N. tarafından zimmete geçirildiği;- (Suçlama “f”) T. A.Ş. ve K. Demir Çelik A.Ş. hesaplarındaki usulsüzlükler: Sanık N.’nin Kaptan Demir Çelik hesabından 000 USD nakden çektiği, daha sonra bu miktarı iade ettiği; bu miktarın hesapta bulunmadığı dönem için işlemesi gereken faiz gelir kaybını telafi etmek için Teneks A.Ş.’ye birinci başvurucu ve sanık G. tarafından firmanın bilgisi dışında kredi kullandırıldığı, kredi karşılığı tahsil edilen faiz tutarının sanıklar N. ve G. tarafından nakden çekildiği;- (Suçlama “g”) Otomotiv A.Ş. hesabında yapılan usulsüz işlemler: Diğer suçlamaların aksine, Mahkemece birinci başvurucunun bu suçu ne şekilde işlediğine ilişkin herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Hüküm kısmında ise bu firmanın hesabından usulsüz işlemler ile 27/3/2002 tarihi itibarıyla 000 TL parayı haksız olarak mal edindiği ve mal edinilmesini sağladığı gerekçesiyle birinci başvurucunun suçlu bulunduğu belirtilmiştir.- (Suçlama “h”) R. İç ve Dış Tic. A.Ş.’ye kredi kullandırılması: İkinci başvurucu Recai Alper Tunga’nın, Yönetim Kurulunca kredi tahsis edilmediği halde yetkisini aşacak biçimde 343 USD krediye onay verdiği;- (Suçlama “i”) P. Ltd. Şti. lehine teminat mektubu verilmesi: Bölge Müdürlüğünün ve Şube Müdürlüğünün olumsuz görüş bildirmesine rağmen firmaya 000 USD’lik teminat mektubunun ikinci başvurucunun talimatıyla verildiği ve Banka kaynaklarını, Bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek şekilde başkasının menfaatine kullandırmak suretiyle Bankayı zarara uğrattığı; - (Suçlama “k”) H.K.’ye kullandırılan ferdi kredi: 200 miyar tutarında kredi kullandırıldığı, kredi taksitlerinin hiçbirinin ödenmediği, kredi teklifinde birinci dereceden tesis edileceği belirtilmesine rağmen, söz konusu gayrimenkul üzerinde daha önce tesis edilmiş ipotek ve şerh olması nedeniyle yeterli teminat oluşturmadığından, kredinin zimmet suçunu oluşturduğu; İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 7332/5795 sayılı iddianameye konu eylemlere (suçlamalar “d”, “e” ve “f”) ilişkin İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi önünde süren yargılama aşamasında üç kişilik bilirkişi heyetinden alınan raporun, kredinin bedeli, kullandırma tarihi ve ne şekilde kullandırıldığı hususunda maddi tespitlerin yeterli açıklıkta olduğunu; 1251/75 sayılı iddianame bakımından (suçlama “k”) ise dosyadaki bilirkişi raporlarının yeterli açıklıkta maddi tespitlere yer verdiği ve Yargıtayın kararında “gerektiğinde” bilirkişi incelemesi yaptırılmasının ifade edildiğini belirterek, yeniden bilirkişi görüşü alınmasına gerek görmemiştir. Başvurucular, bir önceki temyiz taleplerinde ileri sürdüklerine benzer hususlara ve Yargıtay kararında belirtildiği gibi yeni bilirkişi incelemesi yaptırılmamasına dayanarak ikinci mahkûmiyet hükmünü de temyiz etmişlerdir. Yargıtay Ceza Dairesi, duruşmalı olarak yaptığı temyiz incelemesinin sonucunda, 26/3/2014 tarih ve E.2013/17552, K.2014/5718 sayılı ilamıyla İlk Derece Mahkemesinin kararının düzelterek onamıştır. Başvurucular, 25/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.B. İlgili Hukuk Suç tarihinde yürürlükte olan 10/6/1999 tarih ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:“ Banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları görevleri dolayısıyla kendilerine tevdi olunan veya muhafazaları, denetim veya sorumlulukları altında bulunan bankaya ait para veya sair varlıkları zimmetlerine geçirirlerse altı yıldan oniki yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkum edilirler. Bu fıkrada gösterilen suç, bankayı aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmişse faile oniki yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın üç katı kadar ağır para cezası verilir. Ayrıca meydana gelen zararın ödenmemesi halinde mahkemece re'sen ödettirilmesine hükmolunur. Zararın kovuşturma yapılmadan önce tamamıyla ödenmiş olması halinde cezaların yarısı, ödeme hükümden önce gerçekleştirilmiş ise üçte bir oranında indirilir.” Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 31/5/2005 tarihli ve E. 2004/11-158, K.2005/58 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:“9- Önem arzeden bir diğer husus;İster TCY.nın isterse 4389 sayılı Bankalar Yasasının 22/ Maddesi uygulansın, zimmet suçunun her türünde, oluşan gerçek zararın rakamsal olarak tespiti gerekliliğidir.Bu gereklilik, kredilendirmelerden kaynaklanan zimmet türlerinin, kendine mahsus özelliği itibarıyla farklı ve kapsamlı bir saptamayı zorunlu kılmaktadır.Bankanın, kredilendirmedeki usulsüz işlemlerinden kaynaklanan zimmet türleri, karşılık olarak alınan ipotek değerlerinin yetersizliği ile ortaya çıkacağından, öncelikle ve kesin biçimde ipotekli taşınmazların, kredi tahsis zamanındaki gerçek satış değerlerinin belirlenmesi zarureti vardır.Bu belirlemede, ipotekli taşınmazın kredi tahsis tarihindeki satış bedeli açıklıkla saptanmalı, aynı taşınmaza önceden ve farklı nedenlerle konulan ipoteklerin değerleri indirilmeli, arta kalan değerin krediyi ne ölçüde karşıladığı ve depasmanlı kredilendirmelerin teminata bağlanıp bağlanmadığı belirlenmelidir. İpoteğin krediyi karşılıyor olması durumunda zimmet suçunun oluşmayacağı kabul edilmeli, karşılamayan miktarın zimmet teşkil edeceğinden hareketle fiile vasıf verilmeli, haklarında kamu davası açılsın ya da açılmasın bu işlemin banka yönetiminin zimmet sorumluluğu kapsamında olduğu gerçeğinden hareketle eylemler yorumlanmalı ve yargılaması sürdürülen sanıkların her bir kredilendirmedeki sorumluluğu somutlaştırılmalı, konumlarına ve etkinliklerine göre zimmet suçunun asli faillerini azmettiren veya bu fiillere asli ya da feri düzeyde iştirak eden olduklarının kabulüyle değerlendirme yapılmalıdır. Soruşturma öncesinde kendiliğinden ve iyiniyetle yapılan ödemelerin zimmet suçu ödemesi olmadığı benimsenerek zarar hesabına dahil edilmemesi sağlanmalı, soruşturmadan sonra yapılan ve ipotekle karşılan¬mayan değerlere ilişkin bulunan ödemelerin ise zimmet suçu ödemesi olduğu kabul edilmelidir.”
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/5909
Başvurucular, yeterli ve detaylı bir araştırma yapılmaksızın mahkûm edildiklerini, sundukları hukuki mütalaaların dikkate alınmadığını, bilirkişi ile davanın taraflarından birisi arasında hukuki ihtilaf bulunduğunu, Derece Mahkemelerinin olayların nitelenmesi ve delillerin değerlendirilmesinde hata yaptıklarını, Mahkeme kararlarının yeterince gerekçelendirilmediğini, aynı suçlamadan başvurucu Recai Alper Tunga mahkûm edilirken işleme katılan diğer kişinin beraat ettiğini belirterek, silahların eşitliği ilkesinin, masumiyet karinesinin, adil yargılanma haklarının ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, Anayasa’nın 9. , 36. , 37. , 38. , 139. ve 142. maddelerine dayanmışlar; iddia ettikleri ihlaller dolayısıyla, cezalarının infazının tedbiren durdurulmasını, yeniden yargılamaya ya da ihlalin ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmişler, maddi ve manevi tazminat taleplerini ise saklı tutmuşlardır.
1
Başvuru, iş mahkemesinde görülen tazminat ve alacak davasında Derece Mahkemelerince hatalı değerlendirmeler yapıldığı ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığı nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 22/9/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu tarafından 27/11/2006 tarihinde Erzurum İş Mahkemesinde açılan işçi ve işveren ilişkisinden kaynaklanan alacak ve tazminat davasında başvurucu, davalı şirkette çalışırken emekli olarak şirketten ayrılmasının ardından kıdem tazminatı hesaplanırken 1979-1983 yılları arasında Atatürk Üniversitesindeki çalışmalarının göz ardı edildiğini, ayrıca davalı şirkette çalıştığı süre içerisinde ücret ve ikramiyelerinin zamanında ödenmediğini, yine Toplu İş Sözleşmesindeki (TİS) ikramiyeler dışında 52 yevmiye tutarında sendika ikramiyesi ödenirken Erzurum Büyükşehir Belediyesi ile en son çalıştığı şirketten ayrılması sonucu sendika ikramiyesi hakkının da haksız olarak ortadan kaldırıldığını belirterek kıdem tazminatı, faiz alacağı ve ikramiye alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Yargılama kapsamında başvurucuya ait işyeri dosyası, Sosyal Güvenlik Kurumu sicil dosyası, Erzurum Ticaret Sicil Memurluğundan davalı şirkete ait kayıtlar istenmiş, yine başvurucunun 23/12/2008 tarihli celsede kendisine gösterilen listedeki ödemelerin doğru olduğunun ancak bazı ödemelerde kaydırmalar olduğunun belirtildiği anlaşılmış, Atatürk Üniversitesine yazılan yazı cevabından Üniversite nezdinde başvurucuya ait herhangi bir belgenin bulunmadığının bildirildiği görülmüş, Merkez Bankasından faiz oranları istenmiş, bilirkişilerden raporlar aldırılmış ve TİS örnekleri de dosya arasına alınmıştır. Yapılan değerlendirme sonucu Erzurum İş Mahkemesi 19/1/2011 tarihli kararı ile davanın reddine hükmetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir: "... Davacı dilekçesinde ücret ve ikramiyelerinin gününde ödenmediğini belirterek en yüksek banka mevduat faizi üzerinden işleyecek faizin tahsilini talep etmiş ise de, borçlar kanunun Maddesi uyarınca ödeme anında faiz hakkının saklı tutulmamasının faiz hakkını iskat edeceği, yine Yargıtay Hukuk dairesinin istikrar kazanmış kararlarında da ödeme anında faiz hakkının saklı tutulmamasının faiz istemini ortadan kaldıracağını düzenlediği, bu itibarla davacının kendisine ödeme yapılırken faiz hakkını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayıtta bulunmadığından faiz isteğinin sakıt olduğu, sonucuna varılmış, davacı dilekçesi ile ikramiye alacağı talebinde bulunmuş ise de, dosyaya sunulan TİS lerden 2006 yılına kadar davacı tarafın iddiası ilave tediye ise işçilere 52 yevmiye tutarında ikramiye ödeneceğinin hüküm altına alındığını, davacı asilinde duruşmada kendisine ödeme yapıldığını kabul ettiğinden önceki yıllara ait bu yönde bir alacağının bulunmadığı sonucuna varılmış, bunun dışında davacı sendikal ikramiye adı altında bir husustan dolayı talepte bulunmuş ise de, dosyada mevcut TİS lerde sendika ikramiyesi adı altında bir ikramiyenin yer almadığı, 2006 yılında belediye iş sendikası ile davalı şirket iş yerlerini kapsayacak ayrı bir sözleşme aktedildiği, davalı şirket çalışanları için asıl bağlayıcı olanın bu TİS olduğu, davalı şirket dışında başka bir iş yeri için düzenlenen sözleşmenin maddelerinin o sözleşme dışındaki işçiler için de uygulanmasını talep etmenin TİS uygulaması ile bağdaşmayacağı, bu itibarla davacının bu yönde bir hakkınında bulunmadığı sonucuna varılmış, yine davacı kıdem tazminatı fark alacağı talebinde bulunmuş ise de, davacının Atatürk Üniversitesindeki hizmetlerinin 1979-1983 yılları arasında geçtiği, davacıya ait hizmet cetvelinin incelenmesinde davacının o tarihten sonra en son 01/11/1983 tarihinde işten çıktıktan sonra uzunca bir süre ara verip, 10/06/1986 tarihinde başka bir iş verenin yanında çalışmaya başladığı, davacı iş verenin şirket olup, şirketin de kamu kurumu olmaması nedeniyle davacının Atatürk Üniversitesi iş yerinde geçen hizmetlerinin birleştirilemeyeceği, ayrıca davacı Erzurum Belediyesi ile davalı şirketin içiçe geçmiş olduğunu bildirmiş ise de, gönderilen kayıtlardan belediyenin davalı şirkette salt hissedar olduğu, belediyenin hissedar olmasının söz konusu şirketi kamu kuruluşu haline getiremeyeceği sonucuna varılıp aşağıdaki hüküm kurulmuştur.  ..." İlk Derece Mahkemesi kararı başvurucu tarafından temyiz edilmiş, başvurucu 30/3/2011 tarihinde kayda alınan temyiz dilekçesinde Atatürk Üniversitesindeki çalışmalarının SGK kayıtlarına göre sabit olduğunu, askerlik nedeniyle Atatürk Üniversiteden ayrıldığını, bu durumda adı geçen üniversite tarafından Mahkemeye gönderilen soyut ve gerekçesiz yazıya göre hüküm kurulmaması gerektiğini dolayısıyla SGK kayıtlarının dikkate alınması gerektiğini belirterek aksi yönde verilen kararın bozulmasını istemiştir. Temyiz incelemesi sonucu karar Yargıtay Hukuk Dairesince 7/10/2013 tarihinde onanmıştır. Başvurucu onama ilamının kendisine tebliğ edilmediğini belirterek 22/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/15496
Başvuru, iş mahkemesinde görülen tazminat ve alacak davasında Derece Mahkemelerince hatalı değerlendirmeler yapıldığı ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığı nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru; katılma payı alacağının tahsili talebiyle açılan alacak davasında hakkaniyete aykırı karar verilmesi, temyiz ve karar düzeltme taleplerinin gerekçesiz olarak reddedilmesi, onama ilamı ile birlikte maktu harca hükmedilmesi gerektiği hâlde nispi harca hükmedilmesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 22/2/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 14/1/2011 tarihinde kesinleşen kararla boşanmış, 11/5/2001 tarihinde boşandığı eşi ile birlikte müşterek edindikleri taşınmazın katkı payı alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Başvurucu; taraflar arasında düzenlenen boşanma protokolünde dava konusu evin müştereken edinildiğinin kabul edildiğini, bu evin edinilmesinde büyük bir katkısının olduğunu açıklamıştır. İlk derece mahkemesi taşınmazın değerinin tespiti açısından mahallinde keşif icra etmiş, dosya katkı payının tespiti için dosyayı bilirkişiye tevdi etmiştir. Safranbolu Asliye Hukuk Mahkemesi (aile mahkemesi sıfatıyla) 25/2/2013 tarihinde gerekçeli kararında tarafların taşınmazın edinilmesindeki katkısının ibraz edilen deliller doğrultusunda somut olarak tespitinin mümkün olmadığını açıklamıştır. Mahkeme; bu sebeple tarafların katkısının hakkaniyet ilkesi ve davalının elde etmiş olduğu gelirin davacıya oranla fazla oluşu, davacının gelirinin bir kısmını kişisel ihtiyaçlarına kullanmak zorunda oluşu, davalının ise ev başkanı sıfatıyla müşterek hayatın ihtiyaçlarına daha fazla katkıda bulunmuş olmasının hayatın olağan akışına uygun düştüğünü, taşınmazın edinilmesindeki katkının %50 olarak tespitinin hakkaniyete uygun olduğunu belirtmiştir. Mahkeme bu gerekçelerle taşınmazın dava tarihi itibarıyla tespit edilen değerinin yarısının davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, davanın kısmen kabul edilmiş oluşu hakkaniyet gereği olduğundan yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına karar vermiştir. Başvurucu temyiz dilekçesinde, taşınmazın edinilmesindeki katkısının davalıya oranla daha fazla olduğunu, hem öğretmenlik yaparak kazandığı gelirle maddi katkı sağladığını hem de ev yaşamında gerekli ve zaruri işleri ifa ederek katkıda bulunduğunu açıklamıştır. Başvurucu bu sebeple taşınmazın edinilmesindeki katkısının %60 oranında olduğu kanaatine itibar edilerek taleplerinin tamamen kabulüne karar verilmemesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. Tarafların temyiz talepleri Yargıtay Hukuk Dairesinin onama ilamıyla reddedilmiş, bu kararda başvurucu aleyhine 187,85 TL peşin harcın mahsubuyla 569,15 TL harca hükmedilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebinin aynı Daire tarafından reddedilmesi üzerine karar kesinleşmiştir. Nihai karar 18/1/2016 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 17/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun maddesi şöyledir:"Yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınır." 492 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallük eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır." 492 sayılı Kanun'a ek 1 sayılı Tarife'nin 2015 yılına ait ''Yargı Harçları" bölümünün nispi harca ilişkin (a) ve (e) bentleri şu şekildedir:"(a) Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden (binde 59,4)... (e) Yukarıdaki nisbetler Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Yargıtayın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları için de aynen uygulanır."
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/3580
Başvuru, katılma payı alacağının tahsili talebiyle açılan alacak davasında hakkaniyete aykırı karar verilmesi, temyiz ve karar düzeltme taleplerinin gerekçesiz olarak reddedilmesi, onama ilamı ile birlikte maktu harca hükmedilmesi gerektiği hâlde nispi harca hükmedilmesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru, terör örgütü tarafından başvurucuya ait aracın kundaklandığı iddiasıyla17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun ve anılan işleme karşı açılan davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 2/10/2013 tarihinde İstanbul Anadolu Sulh Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 3/3/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Batman ili Merkez ilçesinde öğretmen olarak görev yapmakta iken 4/5/1992 tarihinde terör örgütü tarafından aracının yakıldığını beyan etmiştir. Başvurucu 11/11/2004 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur. Komisyon 28/1/2005 tarihli ve 23 sayılı kararında başvurunun 5233 sayılı Kanun kapsamına girmediğinden bahisle talebin reddine karar vermiştir. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine 14/1/2010 tarihinde Diyarbakır İdare Mahkemesinde iptal davası açılmış, Mahkemenin 14/9/2011 tarihli kararıyla davanın yetki yönünden reddine ve dava dosyasının Batman İdare Mahkemesine gönderilmesine hükmedilmiş, yargılamaya Batman İdare Mahkemesinde devam edilmiştir. Mahkemenin 9/3/2012 tarihli ve E.2011/4542, K.2012/1756 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:“... Dosyanın incelenmesinden; 1992 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağı'nda; 1992 saat 23:15 civarında Batman İli, Merkez, Diyarbakır Caddesi, No:37 adresinde davacıya ait olan ... plâkalı Doğan marka aracın yandığı, otonun yanında yanmış bidonların olduğunun belirtildiği, aynı günlü olay yeri inceleme raporunda; aracın park halindeyken kimliği meçhul şahıs veya şahıslarca yanıcı sıvı dökülerek ateşe verilmek suretiyle otoda yangın çıkarıldığı, otonun yanında yanmış bidonların bulunduğunun belirtildiği, davacı tarafından, park halindeyken kundaklanmak suretiyle yakılması neticesinde uğradığı zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanması istemiyle yapılan başvuru neticesinde yapılan incelemede, İl Emniyet Müdürlüğü'nün 2005 tarih ve 8 sayılı yazısında, bahse konu otonun kundaklanması olayının terör amaçlı bir eylem olduğuna ve ilimizde faaliyet gösteren terör örgütlerine mensup kişilerce gerçekleştirildiğine dair günümüze kadar herhangi bir bilginin bulunmadığının belirtildiği anlaşılmıştır.Yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararların bu Kanun kapsamında karşılanmakla birlikte, terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararların 5233 sayılı Kanun kapsamı dışında olduğu anlaşılmaktadır....Bu durumda; davacının aracının yanıcı sıvı maddeyle yakılmasına yönelik eylemin, "terör eylemi" kapsamında terör amaçlı ve/veya terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği yönünde herhangi bir bilgi yada belgenin bulunmaması karşısında, uğranılan zararın terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerden kaynaklandığının kabulü gerektiğinden, 5233 sayılı Kanun'un maddesinin fıkrasının (d) bendi uyarınca, anılan Kanun kapsamında karşılanmasına hukuken olanak bulunmaması nedeniyle, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.” Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 23/5/2013 tarihli ve E.2012/7701, K.2013/3743 sayılı ilamı ile kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek kararın onanmasına hükmedilmiştir. Karar6/9/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 2/10/2013 tarihlerde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 5233 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.” 5233 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: “Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.” 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un maddesiyle değişik maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır: ... b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.” 5233 sayılı Kanun’un, 6462 sayılı Kanun’un maddesiyle değişik maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre, b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar, c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar, d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar, ... Nakdî ödeme yapılır.” 5233 sayılı Kanun’un , , , geçici , geçici , geçici maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar’ın maddesi.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/7570
Başvuru, terör örgütü tarafından başvurucuya ait aracın kundaklandığı iddiasıyla 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun ve anılan işleme karşı açılan davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru, ulusal yayın yapan Sözcü gazetesinde çıkan haberlere karşı yapılan cevap ve düzeltme (tekzip) talebinin mahkemece kabul edilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 9/8/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Sözcü gazetesinin (gazete) 26/4/2016 tarihli nüshasında "N.K., ABD'nin İstanbul konsolosluğunu neden basmak istedi?" başlıklı bir haber yayımlanmıştır. Haberin başvuruyu ilgilendiren kısmı şöyledir: "N.K.... Kaz Dağları'ndaki yaz kampından sonra İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'ni kazanmıştı. Tarih: 4 Kasım Humeyni'nin 'Büyük Şeytan' olarak nitelendirdiği ABD'nin Tahran Büyükelçiliği İranlı öğrenciler tarafından basıldı. 52 Amerikalıyı esir aldılar. Rehineler gözleri ve elleri bağlı şekilde Tahran sokaklarında gezdirildi ve bunun görüntüleri tüm dünyaya yayıldı. İran İslam Devrimi, dünyada olduğu gibi Türkiye'deki Müslüman gençliği de derinden etkiledi. ABD'nin rehin elçilik görevlilerini kurtarma girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. 'İran yalnız değildir' mesajı vermek isteyenler dünyanın dört yanında eylem yaptı. N.K. da bir grup arkadaşıyla Beyoğlu'ndaki ABD İstanbul Başkonsolosluğu'nu işgal etmek istedi. N.K.'nın da olduğu Müslüman gençleri polis zor durdurdu... (galat-meşhur/ sayfa 257)" Haberde anlatılan olayda adı geçen N.K., başvurucunun sorumlu yazı işleri müdürü olduğu Sözcü gazetesine tekzip göndermiştir. Gönderdiği tekzip metninin gazete tarafından yayımlanmaması üzerine N.K. tekzip talebiyle Ankara Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuştur. Ankara Sulh Ceza Hâkimliği 17/5/2016 tarihli kararında "...Talebe konu haberin gerçekliğine ilişkin bir dayanak gösterilmediği, talep edenin kişilik haklarını ihlal eder nitelikte bulunduğu, yine talebe konu haberin güncel bir değerinin bulunmadığı" gerekçesiyle tekzip talebini kabul etmiştir. Yayımlatılmasına karar verilen tekzip metni şu şekildedir:"S.Y. Sözcü Gazetesi'ndeki köşesinde daha önce de aynı asılsız iddiayı ileri sürmüş, bu iddia tarafımızdan Ankara Noterliği'nin 30/6/2014 tarih 25358 y. numaralı ihtarnamesi ile tekzip edilmiştir. Tekzip edilen asılsız iddia ısrarla yeniden ileri sürülmektedir. Tekrar belirtmek isteriz ki söz konusu iddialar tamamen hayal ürünü, gerçek dışı ve apaçık iftiradır.Müvekkilim Prof. Dr. N.K.'nın şahsını hedef alan iş bu maksatlı yazıda belirtilen iddialar, hayal mahsulü, kamuoyunu yanıltmaya ve yanlış yönlendirmeye neden olarak gerçek dışı iddialardır. Müvekkilim sözde şiddet yanlısı ve hukuka aykırı olarak hareket eden biri olarak takdim edilmektedir. Ancak müvekkilimin değerlerine ve inancına olan bağlılığı şiddet yanlısı olmasına izin vermediği gibi kendisi daima hukuka bağlı bir şekilde hareket etmiştir. Müvekkil hayatı boyunca şiddetten yana olmamış, aksine demokrasi, müzakere ve karşılıklı rıza esasına dayalı bir siyaset anlayışını savunmuş ve asla şiddetten yana olmamıştır.Bu yazılar hem hukuka hem de gazetecilik etiğine aykırı olup, müvekkilin hem manevi haklarına hem de sosyal ve siyasi itibarına zarar vermektedir. Müvekkil hakkında somut bilgi ve delile dayanmayan bu haber gerçek dışı olduğu gibi suç teşkil etmektedir.Bu nedenlerle Müvekkil Prof. Dr. N.K.'ya yapılan iş bu gerçek dışı ve maksatlı isnatları kabul etmediğimizi ve reddettiğimizi bildirir, kamuoyunun taktirlerine saygı ile sunarız." Başvurucu, anılan karara karşı itirazda bulunmuş; Ankara Sulh Ceza Hâkimliği verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle 17/6/2016 tarihinde söz konusu itirazı reddetmiş ve buna ilişkin karar başvurucuya 13/7/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
İfade özgürlüğü
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/14445
Başvuru, ulusal yayın yapan Sözcü gazetesinde çıkan haberlere karşı yapılan cevap ve düzeltme tekzip) talebinin mahkemece kabul edilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvurucular, murisleri aleyhine 15/1/1974 tarihinde Viranşehir Kadastro Mahkemesinde açılan tapu iptali ve müdahalenin meni davasının makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve tazminat talep etmişlerdir. Başvuru, 4/3/2014 tarihinde Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel eksiklik bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 9/5/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.   Bölüm Başkanı tarafından 11/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 4/8/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucuların murisi ve arkadaşları aleyhine, A.K tarafından tapu iptali ve müdahalenin meni istemiyle Viranşehir Kadastro Mahkemesinde 15/1/1974 tarihinde dava açılmış, dava anılan Mahkemenin E.1974/5 sayılı dosyasında görülmeye başlanmıştır. Viranşehir Kadastro Mahkemesi 13/7/1987 tarih ve E.1974/5, K.1987/5 sayılı kararıyla davanın kabulüne karar vermiştir. Bu karar Yargıtay Hukuk Dairesinin 9/12/1991 tarih ve E.1987/16765, K.1991/16289 sayılı ilâmıyla bozulmuştur. Bozma üzerine dosya, Viranşehir Kadastro Mahkemesinin E.1992/2 sayılı dosyasına kaydedilerek yeniden görülmeye başlanmıştır. Viranşehir Kadastro Mahkemesi, 12/7/2002 tarih ve E.1992/2, K.2002/18 sayılı kararıyla davayı kabul ederek davacılar lehine taşınmazların tesciline karar vermiştir. Bu kararın da temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 23/6/2003 tarih ve E.2003/981, K.2003/2163 sayılı ilamıyla tebligatlarda eksiklik bulunduğu gerekçesiyle dosyanın iadesine karar vermiştir. Eksik hususların ikmalini müteakip yapılan temyiz incelemesi sonucunda İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. Bozma üzerine dava, Viranşehir Kadastro Mahkemesinin E.2009/2 sayılı dosyasına kaydedilmiştir. Yargılama devam ederken Viranşehir Kadastro Mahkemesinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)’nun 22/5/2013 tarihli kararıyla kapatılması üzerine dosya, Şanlıurfa Kadastro Mahkemesine devredilmiş ve E.2013/123 sayılı dava dosyasına kaydedilmiştir. Yargılamaya Şanlıurfa Kadastro Mahkemesinin E.2013/123 sayılı dava dosyasında devam edilmektedir. B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi ile 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası, maddesinin birinci fıkrası, maddesinin birinci, üçüncü, dördüncü fıkraları, maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, maddesinin birinci fıkrası ve maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi, 25/6/1973 tarih ve 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanunu’nun ve maddeleri.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/3011
Başvurucular, murisleri aleyhine 15/1/1974 tarihinde Viranşehir Kadastro Mahkemesinde açılan tapu iptali ve müdahalenin meni davasının makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve tazminat talep etmişlerdir.
1
Başvuru, katıldıkları toplantıların ve yasal bazı örgütlerle olan ilişkilerinin terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûmiyetlerinde delil olarak kullanılması nedeniyle başvurucuların toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca tabii hâkim ilkesine aykırı olarak kurulmuş özel yetkili bir mahkemede uzun sayılacak bir sürede yargılamanın yapılmış olması, bu yargılama sırasında bazı deliller ile mütalaaların taraflarına bildirilmemesi ve temyiz incelemesinin duruşmasız yapılması nedenleriyle adil yargılanma hakkının, gözaltı ve tutukluluğunun hukuka aykırı olması nedeniyle ise kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür. Başvurular 25/7/2014 ve 11/8/2014 tarihlerinde yapılmıştır. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Yapılan incelemede 2014/15196 numaralı başvurunun aynı konuyla bağlantılı olarak yapıldığının anlaşılması nedeniyle 2014/12781 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucular Muhsin Çobanoğlu 1975, Ersin Bilgili 1985, Yasemin Tuğcu 1979, Celal Mezarcı 1980, Esat Süner 1990, Hülya Gerçek 1973, Seval Gündoğdu 1987, Barış Çırpan 1986 ve Mehmet Genç 1985 doğumlu olup olayların meydana geldiği tarihte Adana, Mersin ve Hatay'da ikamet etmektedirler. Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucuların da aralarında bulunduğu bazı şahıslar hakkında Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştır. Bu soruşturma kapsamında başvurucu Mehmet Genç bir gün, diğer başvurucular ise iki gün gözaltında tutulmuş; başvuruculardan Yasemin Tuğcu, Celal Mezarcı ve Esat Süner 12/3/2009 tarihinde serbest bırakılmışlardır. Diğer başvurucuların ise tutuklanmasına karar verilmiştir. Başvuruculardan Hülya Gerçek ve Seval Gündoğdu 5/1/2010 tarihinde; Muhsin Çobanoğlu, Barış Çırpan ve Ersin Bilgili 31/7/2009 tarihinde; Mehmet Genç ise 5/5/2009 tarihinde tahliye edilmişlerdir. Cumhuriyet savcısı 11/6/2009 tarihli iddianamesiyle başvurucuların terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılmasını talep etmiştir. Cumhuriyet savcısı 3/7/2009 tarihinde düzenlediği ikinci bir iddianameyle başvuruculardan Seval Gündoğdu, Yasemin Tuğcu ve Celal Mezarcı'nın terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan da cezalandırılmalarını talep etmiştir. İkinci iddianameyle açılan kamu davası ilerleyen süreçte asıl kamu davası ile birleştirilmiş ve yargılama birlikte görülmüştür. Adana Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 5/5/2011 tarihinde; başvurucuların tamamının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan, başvurucular Seval Gündoğdu, Yasemin Tuğcu ve Celal Mezarcı'nın ise ayrıca terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan mahkûmiyetlerine hükmetmiştir. Mahkeme, gerekçeli kararına başvurucuların da aralarında bulunduğu sanıklar hakkında yapılan soruşturma ve kovuşturmanın hangi sebeplere dayandığına ilişkin arka plan açıklaması yaparak başlamıştır. Yapılan arka plan açıklaması şu şekildedir:"MLKP (Marksist Leninist Kominist Partisi) adlı terör örgütünün 1970'li yıllarda Marksist Leninist ilkelere dayalı kominist bir sistem kurmak amacıyla mevcut anayasal düzeni silah zoruyla yıkmayı hedefleyerek kurulduğu o tarihten 12 Eylül askeri darbesine kadar geçen zaman diliminde bu amacını gerçekleştirmek için silahlı eylemlerde bulunduğu, askeri darbeyle birlikte de güç kaybına uğramasına rağmen yıllar içerisinde varlığını koruyarak zaman zaman silahlı faaliyetlerini yürüttüğü, örgüt tabanını genişletmek amacıyla legal alanlarda da faaliyetlerini yürüttüğü, bu bağlamda ESP (Ezilenlerin Sosyalist Platformu), EKD (Emekçi Kadınlar Derneği), SGD (Sosyalist Gençlik Derneği), Yılmaz Güney Kültür Merkezi Derneği gibi dernekler kurduğu, faaliyetlerine legal görüntü vererek devam ettiği, ayrıca örgütün yayın organı gibi çıkarılan Atılım adlı gazetenin çıkarıldığı, bu derneklerin MLKP terör örgütü faaliyetleri çerçevesinde faaliyet yürüttüğüne dair emniyet genel müdürlüğünün yazısının bulunduğu, yine yargıtay uygulamalarında da bu derneklerin terör örgütünün legal uzantıları olduğunun kabul edildiği anlaşılmıştır. Budoğrultuda terör örgütünün Adana ve çevresinde yürüttüğü faaliyetlerin tespiti ve faaliyet yürüten örgüt elemanlarının kimliklerinin belirlenmesi, örgüt mensuplarının işledikleri suçların tespiti amacıyla sanıklar hakkında takibe geçildiği, şüphelilerin iletişimlerinin tespiti ve teknik takiplerinin yapılabilmesi amacıyla yetkili mahkemelerden kararlar alındığı, bu doğrultuda terör örgütü üyesi olduğundan şüphelenilen sanıkların başta Adana olmak üzere Mersin ve Hatay illerindeki faaliyetlerinin takibe alındığı..." Kararda, bu arka plan açıklamasından sonra başvurucuların eylemlerine ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Bu eylemler kararda şu şekilde sıralanmıştır:"...sanıkların her üç ilde örgüt faaliyeti çerçevesinde yaptıkların eylemlerin tespit edildiği, terör örgütü merkez komitesince Kasım ayının bugüne kadar çalışmalarda ölen militanları adına şehitler ayı ilan edildiği, bu ilanın terör örgütünün internet sitesi olan mlkp.info adlı internet sitesinde ilan edildiği, bu doğrultuda sanıklar Hülya Gerçek ve E.A.'nın organize ettiği şehitler anma toplantısının Adana İHD (İnsan Hakları Derneği)'nde gerçekleştiği, sanıklar Yasemin Tuğcu, Seval Gündoğdu, H., Barış Çırpan, Celal Mezarcı'nın toplantıda görev aldıkları, sanıklar Ersin Bilgili, Mehmet Genç, G.T. ve P.'ın toplantıya katıldığının tespit edildiği, düzenlendiği 22/11/2008 tarihinde de sanıklar Yasemin ve Seval'in organizasyonunda Buruk Mezarlığında daha önce çatışmalarda ölen terör örgütü mensubu A.Ş. ve E.P.'ın mezarları başında devrim şehitlerini anma toplantısı düzenlendiği, sanıklar H., B.Ç. ve Celal Mezarcı'nın bu anmaya katıldığı, ilan doğrultusunda İHD Adana Şubesinde anma toplantısı düzenlendiği, 03/12/2008 günü Adana İnönü parkında bazı siyasi parti il örgütü temsilcilerinin düzenlediği kadına yönelik şiddeti protesto amaçlı gösteriye şüpheli Hülya Gerçek'in şüpheli Yasemin Tuğcu'ya verdiği telefon talimatı sonrasında Yasemin Tuğcu ve Seval Gündoğdu'nun terör örgütünün legal birimi olan ESP imzalı dövizlerle gösteriye katıldıkları, 05/12/2008 günü İnönü parkında sanıklar Seval, G., Mehmet Genç ve H.'nin stant üzerine serdikleri ESP isim ve amblemini taşıyan bayrağı örterek imza standı açtıkları 'emekçiler sokağa eyleme' başlıklı Ezilenlerin Sosyalist Platformu adlı bildiriyi vatandaşlara dağıttığı, ESP'ninİstanbulda düzenlediği işçi kurultayına sanıklar Hülya Gerçek, Seval Gündoğdu, İ.T. 21/12/2008 tarihinde Adana il merkezinde Maraş olaylarını protesto amaçlı yürüyüş yapıldığı bu yürüyüşe terör örgütünün legal kuruluşu olan ESP pankartı arkasında sanıklar Hülya, H., Yasemin, Barış, Mehmet, Seval, G., Ersin, B. ve 'ın katıldığı burada grubun 'yaşasın devrim ve sosyalizm', 'yaşasın devrimci dayanışma', 'faşizme karşı omuz omuza', 'azadiye kürdistan' şeklinde terör örgütünün ideolojisi doğrultusunda sloganların atıldığı,Sanıklar Yasemin, Celal, B., Ersin, H. ve G.'ın Adana İnsan Hakları Derneğinin 28/12/2008 tarihinde İsrail'i protesto gösterisine ESP pankartıyla katıldıkları, Sanıklar H., Seval, G., Mehmet, Celal, B., Yasemin ve Barış'ın 04/01/2009 günü işten çıkarılan kişilerle ilgili terör örgütünün legal birimi olan Yılmaz Güney Kültür Merkezinde 04/01/2009 tarihinde yapılacak toplantıya katılımı sağlamak için 05/12/2008 tarihinde 'emekçiler sokağa eyleme' ESP sloganlı bildiriyi dağıttıkları, Sanıklar Hülya ve E.'in 18 ocak 2009 tarihinde liseli öğrenci birliği adı altında kapalı yer toplantısı tertip ettikleri toplantıyla ilgili davetiyeleri sanıklar Mehmet, Barış, G.'ın dağıttığı bu toplantıya ilişkin haberlerin örgütün yayın organı Atılım gazetesine ait internet sitesinden yayınlandığı, 24/1/2009 tarihinde ekonomik kriz ve İsrail'in Gazze'ye yönelik operasyonunu protesto etmek amacıyla düzenlenen yürüyüş ve açık yer toplantısına sanıklar Yasemin Tuğcu, Mehmet Genç ve Seval Gündoğdu'nun ESP imzalı pankartlarla katıldıkları sanıklar Yasemin ve Mehmet'in megafonlarla anons yaparak grubu yönlendirdikleri, sanık Ersin'in 'krizin faturasını patronlara ödeteceğiz ESP' imzalı pankartı taşıdığı sanıklar H., , Seval ve G.'ın ESP bayraklarıyla toplantıya katıldıkları sanıklar yasemin ve mehmetin yönlendirmesiyle topluluğun 'parti atılım zafer', 'katiller partiye hesap verecek', 'işçiler partiye devrime' şeklinde MLKP terör örgütünü çağrıştıran sloganalrı attırdıkları 13/02/2009 tarihinde Gaziantep ilinde terör örgütü MLKP'ye yönelik yapılan operasyonlar sonucunda yakalanan sanıkların yargılamalarının yapıldığı Adana adliyesindeki 13/02/2009 günü yapılan duruşmanın arkasından gösteri yapıldığı tutuklu ESP'lilere özgürlük ibareli pankartın taşındığı bu gösteriye sanıklar Hülya, Yasemin, Seval, E., Barış, Ersin, Celal ve G.'ın ve İ.Y.'nın katıldıklarının anlaşıldığı, Sanıklar Yasemin, Seval, G., Ersin, ve İ.'in sivil toplum örgütlerinin ekonomik krizi protesto etmek amacıyla 15/02/2009 günü tertip ettikleri basın açıklaması ve gösteriye ESP yazılı bayraklarka katıldıkları,Sanıklar Hülya, Seval ve Yasemin dünya kadınlar günü dolayısıyla 08/03/2009 tarihinde yapılan yürüyüşe ESP imzalı pankartlarla katıldıkları grubun Yasemin Tuğcu'nun megafonla yönlendirmesiyle 'yaşasın devrim ve sosyalizm', 'jinjiyan azadi' şeklinde MLKP terör örgütünün amaçlarını çağrıştıran sloganlar attıkları,20/10/2008 tarihinde Hatay ilinde künefeciler meydanında MLKP terör örgütüyle ilişkili olarak faaliyet gösteren ESP, SGDF adlı derneklerin organizasyonunda 'Susurluktan Ergenekona kontr-gerilla dağıtılsın' konulu basın açıklaması düzenlediği sanıklar Muhsin Çobanoğlu, İ.T.'ın sözkonusu pankartı ESP yazılı flamaya tutukları, 15/11/2008 tarihinde Hatay merkez arkeoloji müzesi önünde ESP imza ve ibareli dövizlerle basın açıklaması tertip edildiği, sanık Muhsin'in basın açıklamasının metnini okuduğu, sanık İ.'in ESP yazılı flamayı tuttuğu 19/12/2009 tarihinde Hatay ilinde ESP nin organizesiyle 19 Aralık katliamını unutmadık unutturmayacağız konulu basın açıklaması tertip ettikleri, sanık Muhsin'in buna ilişkin ESP imzalı pankartı tutuğu sanık G.K.'in 'Devrimci tutsaklar yanlız değidir' yazılı ESP imzalı dövizi tuttuğu, sanık İ.T.'ın da içinde bulunduğu topluluğun hep birlikte MLKP terör örgütünü andıran sloganlar attıkları,19/11/2009 tarihinde Hatay künefeciler meydanında değişik sivil toplum kuruluşlarının Hrant Dink'in öldürülmesini protesto amacıyla ESP'nin tertip ettiği basın açıklamasını düzenlendiği, sanık Muhsin Çobanoğlu'nun grubu yönlendirerek slogan attığı, Hatay ilinde 09/02/2009 günü ESP'nin organizasyonuyla 'bin gizli operasyon açıklansın' 'A. cezalandırılsın' [geçmişte bakanlık yapmış bir kişiden bahsediliyor] konulu basın açıklaması düzenlendiği sanık Muhsin'in ESP imzalı karton pankartı elinde tuttuğu 'H.O. yaşıyor', 'komutana bin selam', 'katil devlet hesap verecek', 'A. hesap verecek' şeklinde sloganlar attığı, Yapılan teknik takiplerde ESP Adana sorumlusu olan Hülya Gerçek'in 03/02/2009 tarihinde Hatay iline geldiği, burada hatay ESP nin bürosunda İ.T.'la buluştukları Hatay ilinde ESP üyesi Muhsin Çobanoğlu'nun evinde kaldığı 05/03/2009 tarihinde sanıklar Hülya, Muhsin, İ. ve G.K.'in ESP binasında konuştuklarını anlaşıldığı, ......06/09/2008 günü Mersin'de düzenlenen gösteride sanık Esat Süner'in basına ve kamuoyuna başlıklı ESP imzalı basın açıklamasını okuduğu, sanığın grubu yönlendirerek 'devrim şehitleri ölümsüzdür', 'yaşasın halkların kardeşliği', 'faşiszme karşı tek yumruk tek barikat' şeklinde slogan attığı, sanık E.F.'nin de ESP flamasını taşıdığı, 19/12/2008 günü 19 Aralık katliamını unutmadık konulu düzenlene gösteride sanık Esat Süner'in toplanan kalabalığı yönlendirdiği, terör örgütünün amaçları doğrultusunda 'devrim şehitleri ölümsüzdür', 'yaşasın devrimci dayanışma', 'devrimci tutsaklar onurumuzdur' şeklinde sloganlar attırdığı, 10/01/2009 tarihinde Mersin İnsan Hakları Derneği şubesi binasında elli kişilk grubun çıktığı, sloganlar atmaya başladıkları, yürüyüşe geçtikleri, sanık Esat Süner'in bu gösteride daha fazla işgal daha fazla direniş ibareli ESP yazılı dövizi taşıdığı, 27/01/2009 tarihinde Mersin limanında işçilere yönelik haksızlıkları protesto etmek amacıyla düzenlenen gösteriye yine sanık Esatı'ın ESP imzalı döviz ve pankartları taşıyarak katıldığı, ...Sanıklar Esat Süner ve E.F.'nin 11/02/2009 28/02/2009 tarihli gösterilere de sanıkların ESP imzalı döviz ve pankartalrı taşıyarak katıldıkları anlaşılmıştır..." Mahkûmiyet hükmünde, dosya kapsamında bulunan ve yukarıda sıralanan tüm eylemler/deliller birlikte değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme şu şekildedir: "Tüm sanıkların yurakıdaki eylemleri değerlendirildiğinde sanıklar H., Mehmet Genç, Hülya Gerçek, Seval Gündoğdu, G.T., B.Ç., Barış Çırpan, Ersin Bilgili, Yasemin Tuğcu, İ.T., Muhsin Çobanoğlu, E.F., Esat Süner, P., E.A., Celal Mezarcı ve S.K.'nin MLKP terör örgütünün legal alanda kamufle olmuş şekilde faaliyet yürüten ESP, SGD gibi derneklerde faaliyet yürüttükleri basın açıklaması, gösteri yürüyüşü, protesto eylemleri şeklinde birçok eyleme katıldıkları örgüte ait pankartları taşıdıkları slogan attıkları şeklindeki eylemleri tek tek değerlendirdiğimizde örgütün propagandasını yapmak şeklinde vasıflandırılabileceği ancak sanıkların eylemlerindeki süreklilik, sanıkların eylemlerdeki ısrarı, eylemlerindeki çeşitlilik birbirleriyle sürekli irtibat halinde olmaları hususları nazara alındığında eylemlerin propaganda boyutun aşarak propagandayla birlikte örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilmesinin gerektiği mahkememizde hasıl olduğu, böylelikle sanıkların eylemlerine uyan TCK'nın 314/2 maddesi uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları gerektiği, ...MLKP terör örgütünün Kasım ayını daha önce ölen militanları için şehitler ayı olarak ilan ettiği, bunu da örgütün internet sitesi olan mlkp.info ve atılım.org adlı sitelerde ilan ettiği, bu doğrultuda sanıklar Seval Gündoğdu, H., G.Ş., Celal Mezarcı, Yasemin Tuğcu ve B.Ç.'ın Adana ili Buruk Mezarlığına 22/11/2008 tarihinde geldikleri, daha önce çatışmalarda öldürülen MLKP militanları A.Ş., E.P., K.E., E.T., H.Ü., Ö., İ.T. ve Y.Ü.'ün mezarlarını ziyaret ettikleri burada 'ateş altında gelenekten geleceğe yürüyoruz' ezilenlerin sosyalist platformu adlı pankart açtıkları, yumruklarını havaya kaldırarak devrim şehitleri adına saygı duruşunda, ölen şahısların hayatını konu alan konuşmalar yaptıkları, böylelikle terör örgütünün propagandasını yaptıklarının anlaşıldığı, eylemlerine uyan 3713 sayılı 7/2 maddesi uyarınca cezalandırılmalarının gerektiği ...[anlaşılmıştır]" Terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûmiyete ilişkin kararı başvurucuların temyiz etmesi üzerine karar, Yargıtay Ceza Dairesi tarafından 6/5/2014 tarihinde onanmıştır. Yargıtay Ceza Dairesi aynı kararla terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünü bozmuştur. Başvurucular, karardan 18/7/2014 ve 23/7/2014 tarihlerinde haberdar olmuşlardır. Başvurucular 25/7/2014 ve 11/8/2014 tarihlerinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. İlgili ulusal ve uluslararası için bkz. Metin Birdal ([GK] B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 28-39) başvurusu hakkında verilen karar.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/12781
Başvuru, katıldıkları toplantıların ve yasal bazı örgütlerle olan ilişkilerinin terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûmiyetlerinde delil olarak kullanılması nedeniyle başvurucuların toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca tabii hâkim ilkesine aykırı olarak kurulmuş özel yetkili bir mahkemede uzun sayılacak bir sürede yargılamanın yapılmış olması, bu yargılama sırasında bazı deliller ile mütalaaların taraflarına bildirilmemesi ve temyiz incelemesinin duruşmasız yapılması nedenleriyle adil yargılanma hakkının, gözaltı ve tutukluluğunun hukuka aykırı olması nedeniyle ise kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.
1
Başvuru, kamusal güç kullanımı neticesi ölüme neden olunma ve bu olayla ilgili etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. PKK terör örgütü 12/8/2015 tarihinden itibaren Cizre ilçesinin de dâhil olduğu bazı merkezlerde öz yönetim ilan etmiştir. Öz yönetim ilan ettiği bölgelerde patlayıcıyla tuzaklanmış hendekler kazmak ve barikatlar kurmak suretiyle yalıtılmış bölgeler oluşturmaya çalışan PKK terör örgütü, kamuoyunda hendek olayları olarak adlandırılan ve aylarca devam eden bu süreçte roketatarlar, keskin nişancı tüfekleri, patlayıcılar ve otomatik saldırı tüfekleri kullanarak terör saldırıları düzenlemiştir. Okullar, hastaneler, barajlar, adliye binaları, ambulanslar gibi temel kamu hizmetlerini sağlayan eşya ve binaların yanında sivilleri de hedef alan bu terör saldırılarında 335 sivil hayatını kaybederken 106 sivil yaralanmıştır. Terör saldırılarında 859 güvenlik görevlisi ve Derik kaymakamı şehit olmuş, 711 güvenlik görevlisi yaralanmıştır. Bu terör eylemlerinin engellenmesi, halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla sözde öz yönetim ilan edilen bazı bölgelerde mülki idare amirliklerince sokağa çıkma yasakları uygulanarak terörle mücadele operasyonları başlatılmıştır (hendek olayları, öz yönetim ilanları, PKK terör örgütünün şehir savaşı stratejisi ve sokağa çıkma yasakları hakkında arka plan bilgisi ile ayrıntılı açıklamalar için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], B. No: 2017/37897, 5/7/2022, §§ 16-28, 67, 346-348). PKK terör örgütü, şehir savaşı stratejisi çerçevesinde öz yönetim ilan ettiği diğer yerleşim yerlerinde olduğu gibi Cizre'de de hendek ve barikatlar oluşturarak bunları patlayıcı maddelerle tuzaklamış, sivil halka ve güvenlik kuvvetlerine karşı ateşli silah ve bombalar kullanarak saldırılarda bulunmuştur. Bunun üzerine kamu makamları bölge halkının tahliye edilmesini öncelikli tedbir olarak uygulamıştır. Terör örgütünün tahliyeleri önlemeye çalışması karşısında bu merkezlerin bazılarında kamu düzeninin sağlanması, halkın can ve mal güvenliğinin korunması amacıyla sokağa çıkma yasağı ilan edilerek güvenlik operasyonları başlatılmıştır. Cizre'de ilk olarak 4/9/2015 tarihinden geçerli olmak üzere sokağa çıkma yasağı ilan edilerek güvenlik operasyonları başlatılmıştır. Cizre'de bu tarihten itibaren sokağa çıkma yasakları çeşitli defalar kaldırılmış ancak olayların devam etmesi üzerine yeniden sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Başvuruya konu olayların meydana geldiği tarihte Cizre'de 14/12/2015 tarihinde ilan edilen ve tam gün esasına göre uygulanan sokağa çıkma yasağı devam etmektedir (başvuru konusu olayların arka planına dair ayrıntılı açıklamalar için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri, §§ 16-28) Bu terör olayları sırasında yaşananların boyutu ve vahameti İçişleri Bakanlığının 23/1/2017 tarihli açıklamasıyla paylaşılmıştır. Bu açıklamaya göre 22/7/2015 tarihinden itibaren;i. 247 kamu binasına, 6 baraja, 231 özel ticari işletmeye, 19 ambulansa ve 643 araca terör saldırısı düzenlenmiştir.ii. Güvenlik güçleri PKK terör örgütü tarafından bu saldırılarda kullanılan 45 Bixi, 44 Kanas, 997 Kalaşnikof, 22 M16, 2 Lançer, 2 G3, 3 Zağros, 1 Doçka, 1 M1 olmak üzere toplam 166 ateşli silah, 3 havan, 115 roketatar, 445 roketatar mermisi, el yapımı 046 patlayıcı, 341 el bombası, 016 mühimmat, patlayıcı yapımında kullanılan 546 kg malzeme ele geçirmiştir.iii. Sokağa çıkma yasağı uygulanan yerleşim merkezlerinde 630 çukur kapatılıp barikat kaldırılmış, tuzaklanan 187 bomba düzeneği imha edilmiştir.iv. PKK terör örgütünün saldırılarında 335 sivil vatandaş hayatını kaybederken 106 kişi yaralanmıştır. Terör saldırılarında 859 güvenlik görevlisi şehit olmuş, 711 güvenlik görevlisi yaralanmıştır. Bu saldırılarda Derik kaymakamı da terör örgütü mensuplarınca şehit edilmiştir. Cizre'de Terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmalar 2016 yılı başından itibaren Cudi ve Sur Mahalleleri civarında yoğunlaşmıştır. Başvuruya konu olayların geçtiği Sur Mahallesi Altın Sokak ve çevresi terör örgütü mensuplarınca barikat ve çukurlarla kapatılmış ve belirtilen bölgelerde terör örgütü mensuplarının keskin nişancı tüfekleri, el bombaları, el yapımı patlayıcılar, roketatarlar ve ağır makineli tüfekler kullandığı aralıksız silahlı çatışmalar yaşanmış; bu olaylarda çok sayıda güvenlik görevlisi yaralanmış ve şehit olmuştur. Hendek, barikat ve patlayıcıların temizlenmesi çalışmalarında 11/1/2016-13/3/2016 tarihleri arasında yalnızca Sur Mahallesi'nde 70'den fazla tuzaklanmış el yapımı patlayıcı, roket mermisi ve el bombası bulunarak imha edilmiştir (ayrıntılı bilgiler için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri, §§ 42, 43, 45, 57-59, 273-275; Aslan Kayaalp ve diğerleri, B. No: 2017/24120, 19/10/2023, §§ 4, 5; Mehmet Yavuzel ve diğerleri, B. No: 2016/1652, 12/7/2023, § 11; Haşim Biriman ve diğerleri, B. No: 2017/19289, 19/10/2023, §§ 4, 5). Başvuru dosyasındaki bilgilere göre silahlı çatışmaların şiddetinin nispeten azalmasının ardından çatışma bölgelerinde terör örgütü mensuplarınca üs olarak kullanılan binalarda arama işlemlerine başlanmıştır. Bu kapsamda 12/2/2016 tarihinde Sur Mahallesi Altın Sokak No: 10 adresindeki binada (operasyon haritasına göre S-265 numaralı bina) adli arama yapılmıştır. Video ve fotoğraf kaydına alınan arama işlemi sonucunda düzenlenen rapora göre bir giriş katı, bir balkon katı ve arka avludan oluşan bina silahlı çatışmalar nedeniyle kullanılamaz hâle gelmiştir. Binanın avlu kısmından bodrum katına giriş bulunmaktadır ve bu kısımda terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen dört kişinin cesedi bulunmuştur. Bu kişilerle birlikte;1-  Fişek yatağı ve şarjörlerinde mermiler bulunan Kalaşnikof marka dört otomatik saldırı tüfeği,2-  Çok sayıda, mermi, hücum yeleği ve bu yeleklerin ceplerinde otomatik silahlara ait şarjörlerle birlikte el bombaları (toplam altı adet) ele geçirilmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) cesetler için ayrı ayrı ceza soruşturmaları başlatmış, daha sonra bu soruşturmaları 2016/706 numaralı soruşturma ile birleştirerek işlemlere bu dosya üzerinden devam etmiştir. Cesetlerden alınan DNA numunelerinin incelenmesi, parmak izi karşılaştırması ve teşhis işlemleri sonucunda olay yerinde bulunan kadın cesedinin başvurucular Şemsihan Özalp ve Sait Özalp'ın kızları Ö., erkek cesetlerinden birinin başvurucular Hazal Akdoğan ve Dündar Akdoğan'ın oğulları T.A. olduğu belirlenerek cesetler ailelerine teslim edilmiştir. Ölü muayene ve otopsi işlemleri sonucunda düzenlenen raporlarda Ö.nün ölümünün penetran cisim yaralanmasına bağlı çok sayıda kırık ile birlikte iç organ ve büyük damar yaralanmasından gelişen iç ve dış kanama, kafa içi travmatik değişimler sonucu, T.A.nın ölümünün ise ateşli silah mermi çekirdeği ve penetran cisim yaralanmasına bağlı kemik kırıkları ile birlikte iç ve dış kanama, beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu meydana geldiği belirtilmiştir. Olay yerinden elde edilen silah ve mühimmatlar ile cesetlerden elde edilen deliller üzerinde kriminal incelemeler yapılarak raporlar düzenlenmiştir. Bu kapsamda Ö. ve T.A.nın cesetlerinden alınan svap örneklerinde atış artıkları tespit edilmiştir. Otopsi sırasında Ö.nün vücudundan çıkarılan mermi çekirdeği ve mermi çekirdeği gömlek parçaları ile bir nüvenin 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun kapsamına giren, yasak niteliği taşıyan fişeklere ait olduğu belirlenmiştir. Soruşturma kapsamında teşhis ve beyanda bulunan İ.N., T.A.nın Yafes Mahallesi'nde YDG-H üyeleri ile birlikte yolunu keserek motosikletine el koyduğunu, dokuz ayrı tanık ise benzer ifadelerinde Ö.nün terör örgütünde Havin kod adını kullandığını, Gabar'da eğitim aldığını, hendek olayları sırasında Kalaşnikof marka silah kullanarak nöbet tuttuğunu ve eylemlere katıldığını beyan etmiştir. Ayrıca Ö.nün uzun namlulu silahla bir barikatın başında çektirdiği fotoğraf ele geçirilmiştir. Başsavcılık 21/2/2017 tarihinde, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (2) numaralı fıkrası ile 27/7/2016 tarihli ve 29783 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının (l) bendi gereğince müdafinin dosya içeriğini inceleme ve belgelerden örnek alma yetkisinin kısıtlanmasına karar vermiştir. Bu kararda şüpheliler hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve kasten öldürme suçundan yürütülen soruşturmada müdafinin dosya içeriğini inceleme ve belgelerden örnek alma yetkisinin soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği değerlendirmesine yer verilmiştir. Başsavcılık 22/2/2017 tarihinde Ö ve T.A ile birlikte bu kişilerle aynı yerde bulunan İ.T. ve U.nun ölümüyle ilgili yürüttüğü soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Karar gerekçesinde özetle kamu düzeninin ve güvenliğin sağlanması, kişilerin anayasada düzenlenen hak ve hürriyetlerinin korunması amacıyla hareket eden güvenlik görevlilerinin yetkili merciden aldıkları hukuka uygun emri yerine getirdiği, bu emri yerine getirmeleri esnasında terör örgütü üyesi oldukları ve güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet yürüttükleri dosyadaki delil durumundan anlaşılan İ.T., U., Ö. ve T.A.ya karşı gerçekleştirdikleri fiilde meşru müdafaa şartlarının oluştuğu, olayda meşru müdafaa sınırının aşıldığına dair herhangi bir delil elde edilmediği hususlarına yer verilmiştir. Ayrıca kararın soruşturma dosyasında müşteki olarak yer alan başvurucular Şemsihan Özalp ve Sait Özalp ile birlikte başvurucular Hazal Akdoğan ve Dündar Akdoğan'ın vekili Av. Hüseyin Tül'e tebliğ edilmesine karar verilmiştir. Başvurucular Hazal Akdoğan ve Dündar Akdoğan'ın vekili 6/10/2017 tarihinde Başavcılığa bir dilekçe vererek soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini haricen öğrendiklerini belirtilmiş ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın tebliği ile tüm dosya örneğinin kendilerine verilmesi talebinde bulunmuştur. Aynı tarihte talebi değerlendiren Başsavcılık, dosyada gizlilik kararı olması nedeniyle sadece defin ruhsatının başvurucu vekiline verilmesine ve kararın tebligata çıkarılmasına karar vermiştir. 11/10/2017 tarihli dilekçe ile başvurucular Hazal Akdoğan ve Dündar Akdoğan'ın avukatı bir kez daha Başsavcılığa başvurarak soruşturma dosyasının bir örneğinin kendilerine verilmesi talebinde bulunmuştur. Aynı tarihte Başsavcılık verdiği ret kararında; hakkında gizlilik kararı verilen dosyaların 5271 sayılı Kanun'un maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca ancak iddianamenin kabul edildiği tarihten itibaren içeriğinin incelenebildiği, bahse konu dosyada ise kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, yeni delil elde edilmesi durumunda soruşturmanın tekrar açılabileceği, bu nedenle soruşturmanın gizliliğinin devam ettiği ve sadece 5271 sayılı Kanun'un maddesinin (3) numaralı fıkrasında belirtilen belgelerin müdafiye verilebileceği değerlendirmelerine yer vermiştir. Başvurucular vekili 24/10/2017 tarihinde Başsavcılığın verdiği kısıtlılık kararına karşı sulh ceza hâkimliğine itirazda bulunulmuştur. Başvurucuların itirazı sulh ceza hâkimliği tarafından 26/10/2017 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucular ayrıca kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde, kısıtlılık kararı nedeniyle dosyadaki belgelere erişim sağlayamadıklarından karara etkili şekilde itiraz edemediklerini ve bu durumun etkili soruşturma yükümlülüğüne aykırılık oluşturduğunu belirtmiştir. İtirazı inceleyen sulh ceza hâkimliği 1/11/2017 tarihinde ret kararı vermiştir. kararında silahlı terör örgütü mensuplarının mevcut saldırılarına veya gerçekleşmesi muhakkak olan saldırılara karşı güvenlik güçlerinin korunmalarının ve orantılı olarak karşı saldırıda bulunmalarının 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde düzenlenen meşru müdafaa kapsamında kaldığı, terör örgütü üyesi olan ve güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet yürüttüğü dosyadaki delil durumundan anlaşılan kişilere yönelik fiilde meşru müdafaa şartlarının oluştuğu değerlendirmelerine yer vermiştir. Başvurucular Hazal Akdoğan ve Dündar Akdoğan 15/12/2017, Şemsihan Özalp ve Sait Özalp ise 18/12/2017 tarihinde süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Aralarında konu yönünden irtibat bulunan 2017/40272 ile 2017/40247 numaralı başvuruların birleştirilmesine karar verilmiştir.
Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/40247
Başvuru, kamusal güç kullanımı neticesi ölüme neden olunma ve bu olayla ilgili etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, bazı internet sitelerine ve sitedeki içeriklere erişimin engellenmesi kararı verilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvurucular, olayların meydana geldiği tarihte insan hakları alanında çalışan akademisyenlerdir (başvurucularla ilgili detaylı bilgi için bkz. Kerem Altıparmak ve Yaman Akdeniz (2), B. No: 2015/15977, 12/6/2019, § 12). Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, Fransa'da yayımlanan bir karikatür ve mizah dergisi olan "Charlie Hebdo"nun belli bir sayısında halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılama suçu niteliğinde içerikler bulunduğundan bahisle suç duyurusunda bulunmuştur. Gölbaşı Cumhuriyet Başsavcılığı suç duyurusu üzerine soruşturma başlatmış ve anılan derginin internet sayfası ile Wikipedia sitesinin dergiye ilişkin URL adresi de dâhil olmak üzere 49 adet URL adresine erişim engeli getirilmesini talep etmiştir. Gölbaşı Sulh Ceza Hâkimliği talebi kabul etmiş ve belirlenen URL adreslerine, 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un maddesi uyarınca erişimin engellenmesine karar vermiştir. Anılan Hâkimlik ayrıca halkın bir kesiminin benimsediği değerleri alenen aşağılama suçu niteliğinde olduğu değerlendirilen içeriklerle ilgili URL adreslerinden tamamen çıkarılıncaya kadar erişim engelinin devam etmesine de hükmetmiştir. Başvurucular bu karara itiraz etmiş, itirazları Ankara Sulh Ceza Hâkimliği tarafından kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucular, nihai nitelikteki bu karardan 29/5/2015 tarihinde tebliğ suretiyle haberdar olmuştur. Başvurucular 8/6/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
İfade özgürlüğü
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/9536
Başvuru, bazı internet sitelerine ve sitedeki içeriklere erişimin engellenmesi kararı verilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru, başvurucu tarafından yayımlanan derginin bazı sayılarının toplatılmasına karar verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. 2016/12967 numaralı başvurunun 2016/11630 numaralı başvuru ile birleştirilmesine ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucu Özgür Kadın Kongresi Derneği, başvuru tarihinde yasal olarak kurulmuş ve faaliyet gösteren bir dernektir. Başvurucu tarafından yayımlanan "Özgür Kadın" isimli derginin bazı sayılarında terör örgütünün propagandasını yapma suçunun işlendiği şüphesiyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından söz konusu sayıların toplatılması talebinde bulunulmuştur. Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliği talepleri kabul etmiş ve ilgili nüshaların 9/6/2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanunu'nun maddesi uyarınca toplatılmasına karar verilmiştir. Başvurucu toplatma kararına itiraz etmiştir. Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliği 5/5/2016 tarihinde itirazı kesin olarak reddetmiştir. Bu karar başvurucuya 18/5/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 17/6/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu Özgür Kadın Kongresi Derneği, 6/2/2018 tarihli ve 7083 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un maddesi ile 22/11/2016 tarihli ve 29896 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 677 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (677 sayılı OHAL KHK'sı) maddesi uyarınca kapatılmıştır. Başvurucu Derneğin kaydı dernekler kütüğünden de silinmiştir.
İfade özgürlüğü
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/11630
Başvuru, başvurucu tarafından yayımlanan derginin bazı sayılarının toplatılmasına karar verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru; alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğraması nedeniyle mülkiyet hakkının, diğer şikâyetler nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Kütahya Dumlupınar Üniversitesinde (Üniversite) öğretim görevlisi olan başvurucunun sözleşmesi uzatılmayarak 11/3/2001 tarihinde işine son verilmiştir. Söz konusu işlemin iptali ve parasal hakların tazmini için açılan davayı Eskişehir İdare Mahkemesi 25/12/2001 tarihinde sicil raporlarına göre başvurucunun başarılı olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Karar, kanun yolundan geçerek kesinleşmiştir. Eskişehir İdare Mahkemesi 22/11/2002 ve 28/11/2002 tarihli kararlarıyla başvurucu hakkındaki sicil raporlarının iptaline karar vermiştir. Başvurucu 6/4/2004 tarihinde ise kişilik haklarının zarar gördüğü iddiasıyla raporları düzenleyen sicil amirine karşı manevi tazminat davası açmıştır. Kütahya Asliye Hukuk Mahkemesi 13/3/2012 tarihinde sicil raporlarının gerçeğe aykırı olarak doldurulduğu gerekçesiyle başvurucuya 000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Temyiz edilmeyen karar kesinleşmiştir. Başvurucu 18/6/2012 tarihinde Eskişehir İdare Mahkemesinin 25/12/2001 tarihli kararı hakkında yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Eskişehir İdare Mahkemesi 20/10/2015 tarihinde sicil raporlarının iptali kararları ve manevi tazminat hükmü kapsamında yargılamanın yenilenmesi talebini kabul etmiştir. Mahkeme, dava konusu işlemin iptali ile yoksun kalınan parasal hakların ilk davanın açıldığı 16/3/2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Kararı onayan Danıştay Sekizinci Dairesi 24/5/2017 tarihinde de davalı idarenin karar düzeltme talebini reddetmiştir. Başvurucu 8/2/2016 tarihinde görevine başlamıştır. Üniversite başvurucunun hiçbir yerde çalışmadığı Mart 2001-Ağustos 2005 dönemi için 593,80 TL maaş ve 396,19 TL yasal faiz ödemesi yapmıştır. Üniversite, Eylül 2005-Ocak 2016 dönemi içinse Pamukkale Üniversitesinde çalışan başvurucunun daha fazla maaş aldığını belirterek ödeme yapmamıştır. Başvurucu 23/8/2016 tarihinde Üniversiteye karşı tam yargı davası açmış, maddi ve manevi tazminatın ilk davanın açıldığı 16/3/2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir. Başvurucu, mahrum kaldığı parasal hakların ödenmemesi nedeniyle Eskişehir İdare Mahkemesi kararının yerine getirilmediğini ileri sürmüştür. Kütahya İdare Mahkemesi 30/4/2019 tarihinde davanın kısmen kabulü ile 816,60 TL maddi ve 000 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 23/8/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Kararda, önceki ödemelere rağmen başvurucunun Mart 2001-Ocak 2016 tarihleri arasında Üniversitede çalışsaydı 816,60 TL daha fazla maaş alacağını ve bu hâliyle yargı kararının gereği gibi yerine getirilmediğini belirtmiştir. İzmir Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi 17/3/2020 tarihinde tarafların istinaf taleplerini kesin olmak üzere reddetmiştir. Başvurucu, nihai hükmü 15/6/2020 tarihinde öğrendikten sonra 26/6/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/19618
Başvuru, alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğraması nedeniyle mülkiyet hakkının, diğer şikâyetler nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvurular, davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular süresi içinde yapılmıştır. Başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Ekli tabloda yer alan başvurular bu başvuru ile birleştirilmiştir.
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/1053
Başvurular, davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçundan başvurucu hakkında yürütülen yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle adil yargılama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 16/12/2013 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/12/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. OLAYLAR VE OLGULARA. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı çocuk bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında 11/9/2007 tarihinde yakalanmış, başvurucunun evi aranmış ve bazı eşyalara el konulmuştur. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 19/11/2007 tarihli iddianamesiyle "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçunu işlediği iddiasıyla başvurucu hakkında İstanbul Çocuk Ceza Mahkemesinde ceza davası açılmıştır. Mahkemenin 14/5/2009 tarihli ve E.2007/401, K.2009/203 sayılı kararıyla aralarında fiili ve hukuki irtibat bulunduğu gerekçesiyle davanın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/447 sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince 12/10/2010 tarihinde, 6008 sayılı Kanun uyarınca görevsizlik kararı verilmek üzere dosyanın ayrılmasına karar verilmiştir. Görevsizlik kararı üzerine yargılamaya İstanbul Çocuk Mahkemesinde devam edilmiş, Mahkemenin27/11/2013 tarihli ve E.2010/439, K.2013/809 sayılı kararıyla zamanaşımı nedeniyle davanın düşmesine karar verilmiş ve temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Başvurucu 16/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (2) numaralı fıkrası.
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/9513
Başvuru suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan başvurucu hakkında yürütülen yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle adil yargılama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru; baro levhasına yazılma işlemine ilişkin iptal davasında müdahillik talebi hakkında karar verilmemesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, baro levhasından kaydının silinmesi nedeniyle de çalışma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 25/4/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Genel Bilgiler ve Olağanüstü Hâl İlanı ve Bu Süreçte Uygulanan Tedbirler Başvuruya konu olaylara ilişkin genel bilgiler ile olağanüstü hâl ilanı ve bu süreçte uygulanan tedbirler için bkz. B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, §§ 11-B. Başvurucunun Baro Levhasına Yazılma Talebine İlişkin Süreç Başvurucu, Çubuk hâkimi olarak görev yapmakta iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Genel Kurulunun 24/8/2016 tarihli kararıyla Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile bağlantısı bulunduğu gerekçesiyle 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) maddesine dayanılarak meslekten ihraç edilmiştir. Başvurucu, ihraç kararından sonra baro levhasına yazılma talebiyle 27/12/2017 tarihinde Ankara Barosuna başvurmuştur. Başvurucunun talebi Ankara Barosu Yönetim Kurulunun 7/2/2018 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve bu karar Türkiye Barolar Birliği (TBB) Yönetim Kurulunun 23/2/2018 tarihli kararıyla uygun bulunmuştur. Söz konusu karar, Adalet Bakanlığı (Bakanlık) tarafından uygun bulunmayarak bir daha görüşülmek üzere TBB'ye geri gönderilmiştir. TBB Yönetim Kurulu 26/3/2018 tarihli kararıyla önceki kararında ısrar ederek başvurucunun baro levhasına yazılmasına karar vermiştir. Bakanlık, başvurucunun baro levhasına yazılmasına ilişkin TBB kararının kesinleşmesi üzerine Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) TBB'ye karşı 30/3/2018 tarihinde iptal davası açmıştır. Mahkeme 11/5/2018 tarihli ara kararıyla davanın başvurucuya ihbarına karar vermiştir. Davanın ihbarına ilişkin ara kararı 2/6/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Mahkeme 28/9/2018 tarihli kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesi şu şekildedir:"...hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine tahsis ederek, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları ile yetkili kurul ve kurumlar nezdinde sağlama amacını taşıyan avukatlık mesleğinin, kamu hizmeti niteliğinde olduğu ve avukatların işlevsel anlamda kamu görevi ifa ettiği; diğer taraftan, dava konusu kararda avukatlık stajı yapmanın 'istihdam' olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmekte ise de, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin maddesi gereğince bu KHK kapsamında kamu görevinden çıkartılanların bir daha kamu hizmetinde doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemeyeceği açıktır.Bu durumda, adı geçene isnat edilen fiilin niteliği, baro levhasına yazılması durumunda yürütülecek kamu hizmetinin önemi ve özelliği dikkate alındığında ceza soruşturması sonucunun beklenmesinin yerinde olacağı sonucuna varılmış olup, adı geçenin bu aşamada baro levhasına avukat olarak yazılmasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır." Başvurucu, Mahkemeye sunduğu 3/10/2018 tarihli dilekçe ile müdahale talebinde bulunmuştur. Davalı TBB 19/12/2018 tarihli dilekçe ile mahkeme kararına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine (Bölge İdare Mahkemesi) istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge İdare Mahkemesi 12/2/2019 tarihli kararıyla başvurucunun FETÖ/PDY üyeliği kapsamında Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde yargılamasının devam ettiğine dair ek gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir. Başvurucu 21/2/2019 tarihli Bölge İdare Mahkemesine hitaben yazdığı dilekçe ile 3/10/2018 tarihinde müdahale talebinde bulunduğunu, mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge İdare Mahkemesi 6/3/2019 tarihli yazısıyla, dosyada 12/2/2019 tarihinde karar verildiğinden bu tarihten sonra yapılan müdahale istemi hakkında işlem yapılamayacağını belirtilmiştir. Bu karar 27/3/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 25/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu 24/5/2019 tarihli ek beyan dilekçesi ile mülkiyet, özel hayatın korunması ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca 24/2/2021 tarihli ek beyan dilekçesiyle de Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/531 Esas sayılı dosyasında kayıtlı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı davada 3/9/2020 tarihinde hakkında beraat kararı verildiğini belirtmiştir. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi şöyledir:"Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır. " 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Yargılamaya Hâkim Olan İlkeler" ana başlıklı "İkinci Bölüm"ünde yer alan "Hukuki dinlenilme hakkı" kenar başlıklı Maddesi şöyledir:"(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak;a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,b) Açıklama ve ispat hakkını,c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,içerir." 6100 sayılı Kanun'un "Davanın İhbarı ve Davaya Müdahale" başlıklı "Üçüncü Ayırım"da "İhbar ve şartları" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir." 6100 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir."
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/12889
Başvuru, baro levhasına yazılma işlemine ilişkin iptal davasında müdahillik talebi hakkında karar verilmemesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, baro levhasından kaydının silinmesi nedeniyle de çalışma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru, hukuk davasında delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının uygulanmasında hata yapılarak adil olmayan karar verilmesi ve uzun yargılama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 29/8/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun 6/4/2010 tarihinde vefat eden sigortalı eşi H.Ç.den dolayı tarafına ölüm aylığı bağlanması istemiyle 30/7/2013 tarihinde açtığı dava, Ankara İş Mahkemesinin (Mahkeme) 27/3/2014 tarihli kararıyla kabul edilmiştir. Söz konusu karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin (Daire) 28/5/2015 tarihli kararı ile bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyulmayarak 8/12/2015 tarihinde davanın kabulüne yönelik direnme kararı verilmiştir. Karar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/12/2017 tarihli kararı ile bozulmuştur. Mahkeme tarafından bozmaya uyularak 15/5/2018 tarihinde davanın reddine karar verilmiş; bu karar, Dairenin 14/1/2019 tarihli kararı ile onanmıştır. Başvurucu, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının uygulanmasında hata yapılarak adil olmayan bir karar verilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/29551
Başvuru, hukuk davasında delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının uygulanmasında hata yapılarak adil olmayan karar verilmesi ve uzun yargılama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, bir kamu kurumu aleyhine verilmiş mülkiyetle ilgili ve icra edilebilir bir yargı kararının uzun süre icra edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Diyarbakır'ın Bağlar ilçesi Kaynartepe Mahallesi'nde bulunan 172 parsel numaralı taşınmaza Bağlar Belediyesi (Belediye) tarafından kamulaştırılmaksızın el atılmasından dolayı başvurucu 13/4/2012 tarihinde Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat davası açmıştır. Mahkeme 10/12/2015 tarihli kararla, başvurucunun da aralarında bulunduğu davacılara toplam 070 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek faizle ve eşit oranda verilmesine, fen bilirkişisi tarafından 13/7/2015 tarihindehazırlanan taşınmaza ilişkin krokide yer alıp A, B, C, D, E, F, G harfleri ile gösterilen toplam 091,92 m² yüz ölçümündeki bölümün ifrazına, ifraz edilecek bu bölümde davacıların murisi Harun Selçuk'a ait payın tümüyle iptal edilip yol olarak terkinine karar vermiştir. Mahkeme kararına karşı temyiz isteminde bulunulmuş, hüküm Yargıtay Hukuk Dairesinin 23/10/2017 tarihli kararı ile onanmıştır. Taraflarca karar düzeltme isteminde bulunulmadığından karar 3/1/2018 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu, Diyarbakır İcra Müdürlüğünde Belediye aleyhine icra takibi başlatmıştır. Başvurucu 31/12/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde başvuruya konu taşınmaz bakımından Diyarbakır İcra Dairesinin 2020/52528 sayılı icra takip dosyasına 26/1/2021 tarihinde 280 TL tutarında ödeme yapıldığı, ayrıca başvurucu vekili tarafından dava vekâlet ve icra vekâlet ücretleri bakımından Diyarbakır İcra Dairesinin 2021/24013 sayılı dosyası üzerinden ayrı bir takibin başlatıldığı, 30/12/2021 tarihinde bu takip yönünden de toplam 969,20 TL tutarında gerekli ödemenin yapıldığı, dolayısıyla başvurucunun tüm alacakları ödendiğinden takibin infazen kapandığı anlaşılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/1619
Başvuru, bir kamu kurumu aleyhine verilmiş mülkiyetle ilgili ve icra edilebilir bir yargı kararının uzun süre icra edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 22/12/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Üçüncü Komisyon tarafından başvurucunun tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası dışındaki diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddiaların kabul edilemez olduğuna, başvurunun tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası bakımından Bölüme gönderilmesine ve adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12). Başvurucu, eski Sayıştay denetçisi olup 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi sonrası 15/8/2016 tarihli ve 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden ihraç edilmiş; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan yürütülen bir soruşturma kapsamında 19/10/2016 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğünde (Emniyet) gözaltına alınmıştır. Başvurucunun ifadesi 26/10/2016 tarihinde Emniyette alınmıştır. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle eğitim hayatının tümünü devlet okullarında tamamladığını, Sayıştayda ve Anayasa Mahkemesinde görev yaptığını, bu görevler sırasında zaman zaman yurt dışında bulunduğunu, Bank Asyada hesabının olmadığını, örgüt ile bağlantılı herhangi bir yayın organına üye olmadığını, Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) derneğine üye olduğunu ve bu derneğin örgütün faaliyetlerine hizmet ettiğini bilmediğini, örgütün hiçbir organizasyonuna katılmadığını ileri sürmüştür. Başsavcılık tarafından FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar dolayısıyla hakkında soruşturma yürütülen eski yargı mensubu R.Ü. şüpheli sıfatıyla alınan 21/10/2016 tarihli ifadesinde başvurucu yönünden de bazı açıklamalarda bulunmuştur. Anılan ifadenin ilgili kısmı şöyledir: "Örgüt üyesi olarak bildiğim Anayasa Mahkemesi ve Uyuşmazlık Mahkemesi raportörlerini daha detaylı olarak yeniden bilgilerinize arz etmek istiyorum. İlk göreve başladığım dönemde Anayasa Mahkemesinin abisi B.K. idi. Anayasa Mahkemesindeki yapılanmada eskiler-yeniler şeklinde bir ayrım yapıldığını beyan etmiştim. Eskiler grubunda olduğunu bildiğim Anayasa Mahkemesi raportörleri ... [diğerleri] ve Cüneyt Durmaz'dır....İfademde aylık eğitim bursu ödemelerini en son S.E.ye yaptığımı beyan etmiştim. Bu beyanımı biraz daha açmak istiyorum. Zira Anayasa Mahkemesinde örgüt üyesi raportörler aylık burs ödemelerini doğrudan S.E. yerine Cüneyt DURMAZ’a yapıyorlardı. S.E. (her ayın 15’inde odasında yoğun bir trafik oluşmaması için) bir zaruret olmadıkça raportörlerden doğrudan para almıyordu. Cüneyt DURMAZ'da kendisinde toplanan paraları ilgili yere ulaştırılmak üzere S.E.ye veriyordu diye biliyorum. S.E. bu paraları kime teslim ettiğini bana hiç söylemedi. Onun da bunları muhtemelen kendi üstündeki sivil kişiye verdiğini tahmin ediyorum....... kadro daralmasının son dönemde örgütteki işleyişi iyice zorlaştırması ve teknolojiden nispeten daha iyi anlamam nedeniyle örgüt mensuplarının iletişim için kullandıkları tablet ve bilgisayarlardaki sorunların çözümünde son dönemde benden yardım istenmeye başlandı. İfademde de teknolojiye ilgim ve AYM’de bu işlerden pek anlayan olmaması nedeniyle teknik konularda benden yardım istendiğini ve bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesi raportörü S.Ş.K.ya yardımcı olduğumu, sonradan da bu işlerden asıl sorumlu olan Yargıtay Tetkik Hâkimi A.A. ile bir iki kez görüştüğümü belirtmiştim. İfademde bu kısma ilişkin belirtmeye fırsat bulamadığım detayları bilgilerinize arz etmek istiyorum. S.E. bana teknik konularda yardımcı olmamı söyledikten kısa bir süre sonra, ifademde belirttiğim A.A. evime ziyarete geldi ve bana bir tane hp marka dizüstü bilgisayar bıraktı. Adı geçen şahıs bu bilgisayarı, AYM’de dizüstü bilgisayar kullanan (aşağıda bahsedeceğim) kişilerden birinin bilgisayarında sorun çıktığında yedek bilgisayar olarak kullanılmak üzere bırakmıştı. Nitekim bahsini ettiğim son altı yedi aylık sürede dahi bilgisayarların düzgün kullanılamadığına, bilgisayarlarda sürekli sorunlar yaşandığına şahit olmuştum. Bu kapsamda bendeki bilgisayarı S. ve Cüneyt DURMAZ’a kendi bilgisayarları arızalı olduğu için geçici olarak verip işi bittiğinde geri aldığımı, yine tam emin olamamakla birlikte S.E.ye de bu şekilde verip geri aldım. Anayasa Mahkemesinde ... [diğerleri] ve Cüneyt DURMAZ'da dizüstü bilgisayar bulunmaktaydı. S.E.de bilgisayar bulunmasının nedeni AYM’nin abisi olmasıdır. S.de bulunma nedeni ise bildiğim kadarıyla bu kişiden bireysel başvuru ile ilgili örgütün ihtiyaç duyduğu birtakım bilimsel çalışmalar istenmesidir. Diğer kişiler bilgisayarları hangi amaçla kullandıklarını bilmiyorum. Bu kişilerdeki bilgisayarların marka ve modellerini hatırlamıyorum. S.E.de ayrıca örgütsel iletişim amaçlı Samgung Galaxy marka bir cep telefonu bulunuyordu. Bununla daha ziyade Mahkemenin sivil imamı olan kişi ile yazışıyordu." Başvurucu, Başsavcılıkça silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle 27/10/2016 tarihinde Ankara Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklanma talebinin ilgili kısmı şöyledir: "... Atılı suçun Ceza Muhakemesi Kanununda tutuklama nedeni olarak gösterilmesi, FETÖ silahlı örgütünün bir kısım üyelerinin olaydan sonra kaçtıklarının tespit edilmesi ve mevcutlu şüphelinin de aynı şekilde kaçma ihtimalinin bulunması, delillerin henüz tam olarak toplanamayışı, şüphelinin delillere tesir ederek delilleri değiştirme ihtimalinin bulunması, AİHM'nin birçok kararında da belirtildiği üzere şüphelinin salıverilmesi halinde adaletin işleyişine zarar verecek faaliyetlerde bulunma tehlikesi, dosyada yeterli delil bulunması ile ve başka suçlar işleme şüphesinin bulunması sebepleriyle tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmakla; Şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi dikkate alınarak 5271 sayılı CMK’nın vd. maddeleri uyarınca tutuklanması... [talep olunur.]" Başvurucunun sorgusu Ankara Sulh Ceza Hâkimliğince 27/10/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu, Emniyetteki ifadesine benzer beyanlarda bulunmuştur. Başvurucu, Ankara Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan sorgusunun ardından 27/10/2016 tarihinde, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"... CMK'nın 100 ve devamı maddeleri gereğince suçun niteliği, mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların bulunması, şüphelilerin kaçma şüphesi altında olduğunu gösteren somut olguların bulunması, delilleri yok etme gizleme değiştirme ihtimalini gösteren olguların bulunması ve şüphelilere isnat edilen suçun niteliği, atılı suçun CMK'nın 100/3 maddesinde öngörülen suçlardan oluşu ve atılı suç ile tutuklama tedbirinin orantılı bir tedbir niteliğini taşıması dikkate alınarak şüpheliler ... [diğerleri] ve Cüneyt Durmaz'ın isnat edilen silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ayrı ayrı tutuklanmasına ... [karar verildi.]" Başvurucu bu karara itiraz etmiş, itirazı inceleyen Ankara Sulh Ceza Hâkimliği tutuklama kararının yerinde olduğu gerekçesiyle itirazı 16/11/2016 tarihinde reddetmiştir. Başvurucu, tutuklama kararına yaptığı itirazın reddine dair kararı 25/11/2016 tarihinde öğrendiğini bildirmiş ve bu karara yönelik olarak 22/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başsavcılık 20/10/2017 tarihinde soruşturmanın geldiği aşama ve mevcut delil durumunu değerlendirerek başvurucunun tahliyesini talep etmiştir. Başvurucu, Ankara Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/10/2017 tarihli kararıyla tahliye edilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"... Şüpheli Cüneyt Durmaz'ın sabit ikametgah sahibi olması, soruşturmanın geldiği aşama ve mevcut delil durumu itibariyle (toplanan deliller itibariyle şüphelinin ByLock kullanıcısı olduğuna dair tespit bulunmaması ve tutuklu kaldığı süre gözetilerek) tutuklama tedbirinin devamının artık gereksiz olduğu kanaatine varılmakla şüphelinin tahliyesine ... [karar verildi.]" Başvurucu hakkındaki soruşturma bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla Başsavcılıkta devam etmektedir. İlgili ulusal hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/75645
Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı bir iddianın gerekçede karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 15/6/2020 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca, suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri dışındaki iddiaların kabul edilemez olduğuna, anılan şikâyetlerin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Olayın Arka Planına İlişkin Genel Açıklamalar Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde -yeniden uzatılmayarak- son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) olduğunu değerlendirmiştir (darbe teşebbüsü ve arkasındaki yapılanmaya ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12). Öte yandan 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde de FETÖ/PDY'nin millî güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit devletin güvenlik birimlerinin karar, açıklama ve uygulamalarına konu olmuştur. Bu bağlamda anılan yapılanmanın ülke güvenliği için tehdit olduğuna dair değerlendirmeler Millî Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarında da ifade edilmiştir. MGK, söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla "halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma", "devlet içindeki illegal yapılanma", "kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanma", "paralel devlet yapılanması", "terör örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması" ve "bir terör örgütü" olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararları basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Ayrıca FETÖ/PDY 2014 yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "Legal Görünümlü İllegal Yapılar" başlığı altında "Paralel Devlet Yapılanması" adıyla yer almış; Jandarma Genel Komutanlığı ise 8/1/2016 tarihinde FETÖ/PDY'yi mevcut terör örgütleri listesine dâhil etmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 33).B. Asya Katılım Bankası Anonim Şirketine İlişkin Genel Açıklamalar Asya Katılım Bankası Anonim Şirketi (Bank Asya veya Banka) ülkemizde faaliyet gösteren dört katılım bankasından biri olarak 24/10/1996 tarihinde Asya Finans Kurumu Anonim Şirketi unvanıyla kurulmuş, 20/12/2005 tarihinde ise Asya Finans Kurumu Anonim Şirketi olan unvanı Asya Katılım Bankası Anonim Şirketi olarak değiştirilmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13/1/2022 tarihli ve E.2020/MD-344, K.2022/12 sayılı kararı). Kamu makamlarınca FETÖ/PDY'nin finans kaynaklarından biri olarak değerlendirilen Bank Asya, 2013 yılı Aralık ayı sonrasında mali olarak zor duruma düşmüştür. Bunun üzerine Bank Asyanın finansal olarak iyi durumda olduğunu göstermek ve böylece örgüte para aktarımının sürekliliğini temin etmek amacıyla Banka Asyaya para yatırılması için 25/12/2013 tarihinde bizzat örgüt lideri tarafından çağrıda bulunulmuştur. Anılan çağrı doğrultusunda bu çağrıya uyan kişilerin özellikle 2014 yılının başından itibaren gerek bir kısım mal varlığını elden çıkararak gerekse başka finans kuruluşlarından kredi çekerek tasarruf ve kâr amacı gözetmeksizin örgüt yararına para yatırması, katılım hesapları açması, döviz ve altın alım satımı gibi işlemler yaptığı tespit edilmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/12/2018 tarihli ve E.2018/16-419, K.2018/661 sayılı kararı). Darbe teşebbüsü öncesinde de FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu değerlendirilen bazı ticari kuruluşlar ve finans kuruluşları için idari birtakım tedbirlere başvurulmuştur. Bu kapsamda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) 3/2/2015 tarihinde Bank Asya yönetimine el koymuş, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ise anılan Bankayı 29/5/2015 tarihinde TMSF'ye devretmiştir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 35). BDDK tarafından Bankanın TMSF'ye devrinden önce hazırlanan 28/5/2015 tarihli mali durum tespit raporunda Bank Asyanın kurumsal yapısıyla örtüşmeyen şekilde, Fetullah Gülen’in yönlendirmesiyle yönetildiği ve bu örgüte maddi kaynak sağlamak üzere muhtelif işlemlerin gerçekleştirildiği hususlarına yer verilmiştir. Ayrıca aynı raporda Bankanın içinde bulunduğu finansal krizi aşabilmesi için Fetullah Gülen tarafından 25/12/2013 tarihinde Bank Asyaya para yatırılması yönünde talimat verildiği, söz konusu talimatın Banka yönetimi tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformunda tekzip edilmediği, talimat kapsamında ekonomik veya rasyonel saike dayanmayan bir şekilde hesabı olmayan kişilerin bankada hesap açtıkları, hesabı olan kişilerin ise cari ve katılım hesaplarında bulunan mevduatlarında artışa gittikleri veya muhtelif bankacılık işlemleriyle bankaya likidite sağladıkları belirtilmektedir. Söz konusu mali tespit raporu içeriğinde;i. Bankanın üst yönetiminde istikrarın bulunmadığı, kurumsal kimliği ile bağdaşmayan uygulamalar olduğu (...), Bankanın kurumsal yapısının (organizasyon yapısı, bilgi işlem sistemi, şube ağı, personel vb.) kurumsal yönetim anlayışıyla bağdaşmayacak şekilde siyasi faaliyetler içinde olduğu, dolayısıyla Bankanın kanun kapsamında kendisine verilen faaliyet izinleri dışında başka faaliyetler içinde, organize bir şekilde yer aldığı vurgulanmıştır.ii. Beş ayrı şehirde bulunan 14 şubedeki 19 ayrı hesaptan çoğunluğu 2006 ile 2009 yılları arasında olmak üzere 127 TL, 344 USD ve 000 avro tutarında 346 ödeme ve/veya havalenin, 877 TL tutarındaki 783 çekin usulsüz işlemlere konu edildiği, söz konusu 19 hesabın tamamının -sistematik ve ülke geneline yaygın bir şekilde- Gülen cemaatine maddi kaynak sağlamak üzere gayriresmî yollardan temin edilen çeklerin tahsili amacıyla kullanıldığına işaret ettiği, yapılan işlemlerin uzun yıllar boyunca farklı şehir ve şubelerde yoğun bir şekilde aynı yöntemlerle sürdürülebilmesinin usulsüzlüklerin şube ve Banka üst yönetiminin bilgisi ve onayı dahlinde gerçekleştirildiğinin göstergesi olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir. iii. Banka ortaklık yapısının şeffaf olmadığı, bunun da ötesinde aralarında Banka kurucularının da olduğu ve 3/2/2015 tarihi itibarıyla %41,94 oranındaki (A) grubu nitelikli paya sahip gerçek kişi ortak ile tüzel kişi ortakları temsilen yönetici ve/veya hissedarlarca -geçmiş yıllarda Fona devrolan bazı bankalarda rastlandığı gibi- tarih ve devralan kısımları boş bırakılmış tek tip hisse devir sözleşmelerine imza atıldığı, bu durumun banka nitelikli pay sahiplerinin sahipliğe ilişkin iradelerini kim olduğu bilinmeyen kişi ya da kişilere teslim ettiğini açık bir biçimde gösterdiği, ayrıca bu iradenin teslim edildiği perde arkasındaki kişi ya da merkezin geçmişten beri Bankanın her türlü karar ve yönetim mekanizmasında tek söz sahibi olduğunu gösteren birtakım verilere ulaşıldığı, böyle bir vaziyetin bir Bankada var olmasının ise yatırımcıların ve tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatleri açısından büyük bir risk ve tehlike oluşturacağı açıklanmıştır.iv. Yukarıda ifade edilen hususlar gözönüne alındığında Bankanın bankacılık ilke ve teamüllerine aykırı çok sayıda uygulama ve faaliyetinin bulunduğu, bu faaliyetlerin katılım fonu sahiplerinin hak ve menfaatlerine halel getirecek nitelikte olduğu, Bankanın açık ve şeffaf olmayan ortaklık yapısı ve organizasyon şemasından dolayı mali sistemin güven ve istikrarı açısından tehlike arz ettiği (...) sonuç ve kanaatine varıldığı ifade edilmiştir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Kenan Işık, B. No: 2017/26291, 17/7/2019, § 19). Somut Başvuruya İlişkin Olaylar Başvurucu, Dışişleri Bakanlığında büyükelçi olarak görev yaparken 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarılmıştır. Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne kimliği belirsiz bir kişi tarafından 17/8/2016 tarihinde telefonla yapılan bir ihbarda kamu görevinden çıkarılan, başvurucunun da aralarında bulunduğu bazı kişilerin FETÖ/PDY bünyesinde önemli kişiler olduğu ve yakın zamanda yurt dışına kaçacağı iddia edilmiştir. İhbar üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği şüphesiyle soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında Mali Suçları Araştırma Kurulunca (MASAK) yapılan araştırmada, haklarında FETÖ/PDY üyeliği suçundan adli işlem yürütülen bazı gerçek ve tüzel kişilerle başvurucunun farklı tarihlerde para transferleri gerçekleştirdiği tespit edilmiş; söz konusu para transferlerine ilişkin bilgiler 25/8/2016 tarihli inceleme raporunda ayrıntılı olarak açıklanmıştır. İnceleme raporunda başvurucunun Bank Asyada mevduat hesabının bulunduğu da belirtilmiştir. Soruşturma sonucunda Başsavcılığın 30/4/2018 tarihli iddianamesi ile başvurucunun anılan suçtan cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır. İddianamede MASAK inceleme raporunun yanı sıra FETÖ/PDY hakkında yürütülen başka bir soruşturma kapsamında örgütün üst yönetiminde bulunduğu anlaşılan Y. adlı kişiyle başvurucunun telefon görüşmesinin tespit edildiğine ilişkin HTS kaydına ve örgüt üyesi olduğu yönünde tanık beyanlarının bulunduğuna dair iddialara da yer verilmiştir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülen yargılama sekiz celsede tamamlanmıştır. Yargılamanın 10/10/2018 tarihli dördüncü celsesinde Banka Asyaya müzekkere yazılarak başvurucunun hesap hareketlerinin Mahkemeye bildirilmesine karar verilmiştir. Dosyaya gelen müzekkere cevabı üzerine Mahkemece başvurucunun Bank Asyadaki hesap hareketlerinin incelenmesi için bu defa bilirkişiden rapor alınmasına karar verilmiş, bilirkişi S.A. tarafından hazırlanan 5/12/2018 tarihli rapor celse arasında Mahkemeye sunulmuştur. Anılan raporun bir örneği başvurucu ve müdafiine de verilmiştir. Banka hesap hareketliliğine ilişkin bilirkişi raporunda özetle başvurucunun 10/1/2014 tarihinde 504,85 TL para karşılığı 000 avro katılım hesabı açtığı ve bu tutarı herhangi bir işlem yapmadan muhafaza ettiği, 14/1/2014 tarihinde T.B. isimli kişi tarafından yatırılan 000 TL ile aynı gün katılım hesabı açtığının ve banka hesabına yatırmış olduğu parasının 000 TL'lik kısmını 6/5/2014 tarihinde ve 000 TL'lik kısmını 23/5/2014 tarihinde çektiğinin tespit edildiği, 10/1/2014 tarihinde 553,50 TL değerinde 000 Amerikan doları katılım hesabı açtığı ve herhangi bir işlem yapmadan bu tutarı muhafaza ettiği belirtilmiştir. Raporun sonuç bölümünde ise başvurucunun hesabına yatırılan paranın örgüt liderinin çağrı döneminde banka hesabında kaldığı ve bu şekilde nemalandırıldığı, buna göre örgüt liderinin çağrısına binaen başvurucunun Bank Asyaya destekte bulunduğunun anlaşıldığı yönünde değerlendirme yapılmıştır. Başvurucu; savunmasında özetle Bank Asyadaki hesap hareketliliğine ilişkin bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, nitekim hesabında mevduat tuttuğu yönündeki tespitin gerçeği yansıtmadığını, bahsi geçen mevduatı çeşitli bankacılık işlemleriyle başka bankalara aktardığını, gerçekleştirdiği bu işlemlerin belgelerinin de mevcut olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu savunmasında ayrıca, banka hesabında mevduat bulundurmanın suç kabul edilemeyeceğini de belirtmiştir. Başvurucunun savunmasının ilgili kısmı şöyledir:"Bank Asya hesabıyla ilgili çok önemli bir şeyden bahsetmek istiyorum, diyor ki iddia makamında diyor sanığın 000 euroyu 000 küsür euroyu hesabında tuttuğu diyor, efendim ben bu parayı 1 Ağustos 2014 de hesabımdan İş Bankasına transfer ettim, bunun belgelerini de sundum nereden bulmuş bu bilirkişi bunu, ha burada şu var ihtimalleri konuşalım ya bilirkişiye gelen Bank Asya kayıtları sahte, ya bilirkişi yanlış bir rapor hazırlamış durumda ya da o zaman benim bilirkişimde yanlış ya da benim elimdeki kayıtlar yanlış o zaman efendim mahkemenizde eğer bu kayıtlar yanlış gönderildiyse gönderen Bank Asya yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunuyorum gerçek böyle olmadığı halde gerçeğe aykırı beyanlarla rapor hazırlayan benim anlatımımı çürütmek adına sahte bir şekilde bilirkişi raporları hazırlayan bilirkişi hakkında da suç duyurusunda bulunuyorum, benim elimde bunun belgeleri var size takdim edeyim efendim, Bank Asya’dan aldığım imzalı kayıtlar efendim benim kendi hesap hareketlerim değil ben Bank Asya’ya kendim başvurdum ve bu kayıtları aldım efendim, bunlar bende var, şimdi 133 euro 1 Ağustos 2014 de çekilmiş çekilmediği iddia edilen dolar TL ye çevrilip 4 Ağustos 2015 de çekilmiş ve başka bankaya gönderilmiş bunun kaydı varsa nasıl olurda bir bilirkişi bu paraları muhafaza etti der, ikincisi bilirkişi bu Bank Asya meselesinde de bir hukuki çığ açmış efendim, ben Bank Asya’ya örgüt liderinin talimatından sonra para yatırmanın suç olduğunu biliyordum da örgüt lideri talimat verdikten sonra bu parayı çekmemenin suç olduğunu bilmiyordum(...)bu Bank Asya’dan parayı çektiğime dair belgeyi size sunuyorum efendim lütfen inceleyin, şu bakın üstte var efendim siz incelersiniz takdir sizin efendim ama lütfen benim bilirkişi raporuyla bunu karşılaştırın bankanın bana göndermiş olduğu kayıtları karşılaştırın eğer burada ben yalan söylüyorsam beni idama mahkum edin, ben niye yalan söyleyeceğim efendim ben zaten bu belgeleri size çok daha önceden verdim kendim verdim." Başvurucu ve müdafiinin hatalı olduğunu ileri sürdüğü bilirkişi raporuna yaptıkları itiraz ve yeniden bilirkişi raporu aldırılması yönündeki talepleri dosya kapsamı gözönünde bulundurularak Mahkemece reddedilmiştir. Yargılamada bazı tanıkların beyanlarına da başvurulmuştur. Bu kapsamda başvurucu ve müdafiinin hazır bulunduğu yargılamanın 17/7/2018 tarihli birinci celsesinde tanık olarak dinlenmiştir. beyanında özetle Y.S.Ç. isimli kişiyle yaptıkları bir sohbet esnasında başvurucunun bahsinin geçtiğini, bu sohbet sırasında başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı bir kolejden mezun olduğunu, Dışişleri Bakanlığı bünyesinde görev yaptığı dönemde de FETÖ/PDY ile bağlantısını sürdürdüğünü öğrendiğini ifade etmiştir. Mahkeme kararının gerekçesine göre tanığın beyanında geçen Y.S.Ç. isimli kişinin FETÖ/PDY üyesi olduğu şüphesiyle hakkında soruşturma yürütüldüğü ancak yargılamanın görüldüğü tarihte firari durumda bulunduğu tespit edilmiştir. Müşteki sıfatıyla beyanları alınan S.O.K. FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olduğu şüphesiyle hakkında başka bir dosyada soruşturma yürütülen S.K. isimli kişi aracılığıyla ve ticari iş ilişkisi çerçevesinde başvurucuyla tanıştıklarını ve Telegram isimli telefon mesaj programı üzerinden oluşturulan bir grupta S.K.nın başvurucu hakkında bazı mesajlar paylaştığını belirterek bu mesajlara ilişkin telefon ekranı görüntülerini dosyaya sunmuştur. S.K. savunmasında ticari iş ilişkisi içinde olduğu bazı kişilerle Telegram programı üzerinden mesajlaştıklarını kabul etmiş, bu mesajlarda üçüncü bir kişi tarafından kendisine iletilen "Ben buldum, hazırım çatışmaya, bu adamlara asla müsaade edilemez, hepsinin tek tek kafasını kesmek gerekiyor, siz kimsiniz, kimin silahını kime çeviriyorsun..., Ağbi senin polis arkadaşların ne diyor, Gürcan ağbi ne diyor?" şeklindeki soruya "Asker vurur geçer." şeklinde cevap verdiğini, 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişimini kastederek sarf edilen "Asker vurur geçer." ifadesinin kendisine ait olmadığını, bu ifadenin başvurucudan aldığı cevabı iletmekten ibaret olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ve müdafiinin hazır bulunduğu yargılamanın 5/12/2018 tarihli yedinci celsesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığı ile tanık olarak dinlenen S.K. söz konusu mesaj programı üzerinden yaptığı iddia edilen yukarıdaki yazışmaları kabul etmeyerek hatırlamadığını ifade etmiştir. Başvurucu, Mahkemenin 20/12/2018 tarihli kararıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Mahkûmiyet gerekçesinde FETÖ/PDY'nin kuruluşu, amaçları ve yapılanmasıyla ilgili olarak geniş açıklamalara yer verildikten sonra mahkûmiyete gerekçe olarak başvurucunun özellikle Bank Asya hesap hareketlerine ilişkin kayıtlar esas alınmıştır. Anılan kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: ".... FETÖ elebaşısı Fethullah Gülen'in özellikle 17-25 Aralık döneminden sonra Bank Asyaya destek olunmasına yönelik çağrılarda bulunduğu, daha sonra 15 Ocak 2014 tarihinde Bank Asyaya para yatırma talimatının ülkemizde kamu oyu ile paylaşıldığı, her ne kadar sanığın talimat öncesi gözüken 10/01/2014 ve 14/01/2014 tarihli yatırılan paraların sanığın bulunduğu konum ve yapmış olduğu görevler itibariyle uzun süreli olarak, para yatırın çağrısı döneminde banka hesabında kaldığı, sanığın bu paralarını ulusal basında yapılan tüm uyarılara rağmen bankadan çekmeyip örgüt liderinin çağrısı ve talimatı gereğince destek amaçlı hesabında tuttuğunun değerlendirilmesi gerektiği, bu yöndeki tespit edilen eylemlerin sanığın silahlı örgütün kuruluş amaçlarını faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisinde olmayı tercih etmek suretiyle örgütün yapısına dahil olduğuna, FETÖ/PDY nin amaç ve ilkelerini gerçekleştirebilmek amacıyla örgüt stratejisini benimsediğine dair kesin delil teşkil ettiği ve bu yöndeki iddia ile örtüştüğü, bu haliyle sanığın eyleminin sübut bulduğu, yapılan yargılama ve dosya kapsamına göre, sanığın üzerine atılı eylemi gerçekleştirdiği kanaatine varılmakla sanığın bu eylem nedeniyle kendisine alacağı cezadan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilmeyerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." Başvurucu 19/2/2019 tarihli dilekçesi ile -diğerlerinin yanı sıra- ilgili Yargıtay içtihadı uyarınca Bank Asya hesaplarının yargılamalarda delil teşkil etmesi için örgüt liderinin çağrı döneminden sonra Banka hesaplarında olağan dışı hesap hareketliliğinin tespit edilmesi gerektiği hâlde kendisine ait hesaplardaki mevduatı çağrı döneminden sonra da çekmediği gerekçesiyle silahlı terör örgütü üyeliği suçundan cezalandırılmasının hukuken öngörülebilir olmadığını belirterek istinaf talebinde bulunmuştur. Başvurucunun istinaf talebi Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin 1/10/2019 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Başvurucu 8/10/2019 tarihli temyiz dilekçesi ile -diğerlerinin yanı sıra- Bank Asyadaki hesabında örgüt liderinin çağrı yaptığı tarihten sonra mevduat bulundurmaya devam ettiği gerekçesiyle silahlı terör örgütü üyeliği suçundan cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Yargıtay Ceza Dairesinin 20/4/2020 tarihli kararı ile hüküm onanmıştır. Başvurucu 15/6/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili Mevzuat 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma" kenar başlıklı maddesinin (7) numaralı fıkrası şöyledir:"(Değişik: 2/7/2012 – 6352/85 md.) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir." 5237 sayılı Kanun'un "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır. " 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun "Cezaların artırılması" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir: "3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Delilleri takdir yetkisi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." Yargıtay Kararları Yargıtayın somut olayın özelliklerine göre Bank Asya hesap hareketlerinin FETÖ/PDY'ye üye olma veya yardım etme bakımından delil olarak kabulüne ilişkin yaptığı değerlendirmelere aşağıda verilmiştir: Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13/1/2022 tarihli ve E.2020/MD-344,K.2022/12 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Terör örgütleri faaliyetlerini devam ettirebilmek için paraya ihtiyaç duyarlar. Örgüte finansal olarak kaynak sağlamak için legal görünümlü ekonomik getirisi olan ticari işletmeler kurulabildiği gibi uyuşturucu veya silah ticareti, kara para aklamak şeklinde yasa dışı faaliyetler ile ya da mensupları ile sempatizanlarından bağış, himmet adı altında para toplayarak ekonomik kaynak sağlayabilmektedirler. FETÖ/PDY'nin de finansal gücünün en önemli ayaklarından biri olan Asya Katılım Bankası A.Ş.'nin esasen ekonomik prensipler ve ticari hükümler çerçevesinde faaliyet göstermesi beklenmekte iken, kuruluş tarihinden itibaren örgütün yurt dışı ve yurt içi kurumlarının finansmanı amacıyla kullanıldığı, 2008 yılından itibaren başlayan birtakım mali ve kurumsal sıkıntıların yoğunlaştığı Aralık 2013- Ocak 2014 döneminde bankanın 2015 tarihinde fona devrine kadarki süreçte kamu oyu ve ekonomik çevrelerde kaybettiği itibar nedeniyle yaşadığı finansal krizi aşabilmek adına; rasyonel ekonomik gerekçelere ve kurumsal yönetim ilkelerine aykırı bir şekilde sözde örgüt liderinin ve örgütün yönlendirmesiyle mevduat toplama kampanyaları düzenlediği BDDK'nın 2015 tarihli mali analiz raporundan anlaşılmaktadır. Bankanın bahse konu finansal krizin aşılabilmesi için örgüt lideri Fetullah Gülen tarafından 2013 tarihinde Bank Asya'ya para yatırılması yönünde talimat verildiği, söz konusu talimatın banka yönetimi tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformunda tekzip edilmediği gibi bankanın Genel Müdürü [A.B.den] Yönetim Kurulu Başkanı [E.B.] ve Yönetim Kurulu Üyeleri [E.G.], [Z.E.], [U.], [R.K.], [G.] ve [A.Ç.ye] 2014'de iletilen 2014 tarihinde banka çalışanı [G.Y.nin] [A.B.ye] gönderdiği 'Affınıza mahçuben' konulu elektronik posta mesajının içeriğinde '...Bizim iklimimizden bir ağabeyim ... Bankamız için seferberlik ilan ettik, aynen 2001'de olduğu gibi, neyimiz varsa namusumuz bildiğimiz bankamız için yarından tezi yok getireceğiz .... Arkadaşlar evini arabasını satacak, gerekirse başka bankalardan kredi çekecek bankamıza mevduat koyacağız...' ifadeleri yer almaktadır. Bu doğrultuda talimat kapsamındaki ekonomik ve rasyonel saike dayanmayan bir şekilde hesabı olmayan kişilerin bankada hesap açtıkları, hesabı olan kişilerin ise cari ve katılım hesaplarında bulunan mevduatlarında artışa gittikleri veya muhtelif bankacılık işlemleriyle bankaya likitide sağladıkları anlaşılmaktadır.İkinci talimat ise 2014 tarihi olup bu talimat sonrasında da Eylül - Ekim aylarında para yatırılmasına ilişkin yoğun bir kampanya gerçekleştirildiği görülmektedir.Bank Asya'ya para yatırılması talimatlarından üçüncüsü BDDK'nın bir kısım banka imtiyazlı pay sahibine tedbir uyguladığı ve akabinde fon yönetimi tarafından banka yönetiminin değiştirildiği tarih olan 2015'dir. Bu tarihte sosyal medya paylaşımları ve banka şubeleri önünde yapılan eylemlerle kişilerin bankaya para yatırılmaya yönlendirildiği ve sembolik (50-100 TL) olsa dahi yeni hesap açma ve para yatırma işlemlerinin gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.Rutin bankacılık işlemleri dışında talimat sonrası açılan hesap sayısı ve işlem hacmine ilişkin veriler aşağıda yer almış olup ortaya çıkan rakamlardan talimatın yerine getirildiği bankacılık işlemlerinde mutad olmayan artışların sağlandığı görülmektedir.Yıl Ay Toplam Kendisi Eşi Eski EşiOğlu/KızıKardeşi Annesi Babası2013 12 3809 1256 700 11 109 1073 145 2872014 1 66483 25482 16847 204 2251 17350 2817 31762014 2 39654 15431 10069 129 1362 10568 2329 24542014 3 22361 8244 5018 85 665 5957 1400 17582014 4 15737 5552 3388 63 426 4205 839 13982014 5 13679 4614 2767 45 329 3668 616 10252014 6 12546 4441 2713 58 395 3510 587 9112014 7 11560 4174 2431 36 441 3403 424 7192014 8 20681 7159 4826 74 1090 5860 854 9852014 9 65130 25807 18366 180 3496 17039 2613 2427201410 38771 13486 8774 113 1990 11496 1689 2043201411 42992 14032 9567 161 1985 11776 2055 2638201412 13782 5379 3439 38 603 3758 546 7782015 1 14257 5705 3617 39 548 3940 634 8272015 2 41978 13729 10979 124 6125 10539 2179 17762015 3 17545 6699 4513 57 1059 4813 844 8642015 4 12630 3794 3077 34 711 3452 628 7782015 5 11623 4247 2954 21 618 3148 567 721 Tablodan anlaşılacağı üzere rutin bankacılık faaliyeti dışında örgüt liderinin talimatı doğrultusunda kişisel yarar amacı güdülmeksizin örgütün finans kaynaklarından olan bankanın krizden kurtarılması için örgüt liderinin talimatı doğrultusunda hareket edilip zaman zaman başka bankalardan kredi kullanmak suretiyle Bankasya'ya para yatırılması örgüte ve liderine bağlılığı gösteren bir faaliyet olarak değerlendirilmiştir. Bu faaliyetin tek başına örgüt üyeliği için yeterli kriter olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de terör örgütüne yardım etme olarak değerlendirilebilecektir." Yargıtay Ceza Dairesinin 18/5/2021 tarihli ve E.2019/2369, K.2021/3193 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Sanığın örgüt liderinin talimatı ile işlem yaptığının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde tespiti bakımından sanığın Bank Asya nezdindeki 2014 yılı öncesi de dahil olmak üzere hesap açılış bilgileri, aylık bakiye gelişimi ve tüm hesap hareketlerine ilişkin kayıtlar dosyaya celbedilip incelenerek, temin edilen kayıtlar üzerinde uzman bilirkişi raporu alınıp, örgüt liderinin talimatından sonra ve bu talimat doğrultusunda katılım hesabı açma, döviz veya altın alma, para yatırma vb. işlemlerinin bulunup bulunmadığı tespitine çalışılıp sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ve yetersiz belgelere dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi..." Yargıtay Ceza Dairesinin 20/3/2019 tarihli ve E.2018/2882, K.2019/1926 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir ...Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır ...Suç örgütünün tanımlanıp yaptırıma bağlandığı 5237 sayılı TCK’nın maddesinin fıkrasında yardım fiiline yer verilmiştir. 'Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, örgüt üyesi olarak' cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı, gerekçesinde; 'örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişi, örgüt üyesi olarak kabul edilerek cezalandırılır.' şeklinde açıklanmış, 765 sayılı TCK’nın sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen maddede yardım etme fiilleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir şekilde örgüte yardım suçuna yer verilmemiştir.Yardım fiilini işleyen failin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaması, yardımda bulunduğu örgütün TCK’nın maddesi kapsamında silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, yardımın örgütün amacına hizmet eder nitelikte bulunması yardım ettiği kişinin örgüt yöneticisi ya da üyesi olması gereklidir. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir.Yardım fiilleri örgüte silah sağlama ve terörün finansmanı dışında tahdidi olarak sayılmamıştır. Her ne surette olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler yardım kapsamında görülebilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 1991 tarih, Esas 9-242, Karar 305). Yardım teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Yardım bir kez olabileceği gibi birden çok şekilde de gerçekleşebilir. Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya daha yukarı katmanlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın örgütün nihai amacından haberdar oldukları yönünde kuşku bulunmamakta ise de, bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devletin her kurumuna sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik, örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükumet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda 'paralel yapı' veya 'terör örgütü' olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin, nitelik, içerik ve mahiyeti itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceği değerlendirilerek;Bu tarihten sonra gerçekleşen ve örgütsel faaliyet olarak kabul edilen hareketlerinörgüt hiyerarşisine dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk içermemesi karşısında örgüt üyesi olarak kabul edilmesine yasal olanak bulunmadığı, dosyaya yansıyan başkaca örgütsel faaliyeti olmayan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı [Ü.] Eğitim A.Ş'deki bir kısım hisseleri bedel ödemeksizin devir alması ve örgüt liderinin talimatı doğrultusunda örgütle irtibatlı Bank Asya’daki hesabına para yatırması şeklinde gerçekleşen eylemlerinin örgüte yardım etme suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması ..." Yargıtay Ceza Dairesinin 21/5/2019 tarihli ve E.2018/7220, K.2019/3659 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "...Sanığın örgütle iltisaklı olması nedeniyle kapatılan okula çocuğunu göndermesinin ve Bank Asya nezdindeki mutad hesap hareketlerinin ve çalıştığı kurumdaki görev yaptığı birimlerin örgütsel faaliyet olarak kabul edilemeyeceğinin gözetilmemesi..." Yargıtay Ceza Dairesinin 19/3/2019 tarihli ve E.2018/6626, K.2019/1852 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Örgütle organik bir bağ kurarak hiyerarşisine dahil olduğu yönünde herhangi bir delil bulunmayan sanığın, örgüte müzahir Aktif Eğitim Sendikası ve [B.] Çalışanlar Derneği'ne üye olmak, Bank Asya'daki hesabı üzerinden örgütün talimatı üzerine işlem yapmak şeklindeki eylemlerinin, TCK 220/7 maddesi kapsamında örgüte yardım etme suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi..." Yargıtay Ceza Dairesinin 15/1/2019 tarihli ve E.2018/4959, K.2019/145 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "2- BDDK’nın 2015 tarihli kararı ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen ve22 Temmuz 2016 tarihli kararı ile de 5411 sayılı Bankacılık Kanununun maddesinin son fıkrası gereğince faaliyet izni kaldırılıncaya kadar yasal bankacılık faaliyetlerine devam eden, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı Asya Katılım Bankası AŞ'de gerçekleştirilen mutad hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da örgüte yardım etmek kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetilerek, örgüt liderinin talimatı üzerine örgütün amacına hizmet eden ve bankanın yararına yapılan ödeme ve sair işlemlerin, örgüte üye olmak suçu bakımından örgütsel faaliyet, tek başına ise örgüte yardım etmek olarak kabul edilebileceği nazara alındığında; sanığın ilgili yerlerden Bank Asya hesap hareketlerinin getirtilip, gerekirse hesap hareketlerine dair bilirkişi raporu alınıp tüm dosya kapsamının bir bütün halinde değerlendirilmesi suretiyle sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ve yetersiz belgelere dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi..." Yargıtay Ceza Dairesinin 13/11/2018 tarihli ve E.2018/1603, K.2018/4170 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"BDDK’nın 2015 tarihli kararı ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen ve22 Temmuz 2016 tarihli kararı ile de 5411 sayılı Bankacılık Kanunun maddesinin son fıkrası gereğince faaliyet izni kaldırılıncaya kadar yasal bankacılık faaliyetlerine devam eden, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı Asya Katılım Bankası AŞ'de gerçekleştirilen rutin hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da örgüte yardım etmek kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetilerek..." Yargıtay Ceza Dairesinin 15/10/2018 tarihli ve E.2018/2297, K.2018/3318 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre sanığın FETÖ silahlı terör örgütüne iltisaklı okullarda eğitim görmesi, dershanelerine gitmesi ve Gediz Üniversitesinin verdiği bursun rutin bir şekilde Bank Asya'daki hesabına yatırılmasının örgütsel faaliyetler olarak değerlendirilemeyeceği gözetilerek yapılan incelemede..." Yargıtay Ceza Dairesinin 15/2/2018 tarihli ve E.2017/1861, K.2018/294 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"[N]ihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında; örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya daha yukarı katlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın nihai amacından haberdar oldukları yönünden kuşku bulunmamakta ise de bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devlete sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlanması, bu yapının kamuoyu veya medya tarafından tartışılır hale gelmesi üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda 'paralel yapı' veya 'terör örgütü' olduğuna ilişkin tespitler yapılması ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı şekilde değerlendirilmesi karşısında bu tarihten önceki faaliyetlerin örgütsel olduğunun mahkemece ispat edilmesinin gerekli olduğu gözetildiğinde; [B] İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünde veteriner hekim olarak görev yapan, ByLock iletişim sistemini kullanmayan ancak 2014 tarihinde örgüt liderinin talimatı doğrultusunda Bank Asya’ya para yatırdığı anlaşılan sanığın eyleminin silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluluk içermemesi karşısında örgüt üyesi olarak kabul edilmesine yasal olanak bulunmadığı, konusu suç oluşturmayan ancak örgüt liderinin talimatı doğrultusunda amaca hizmet eden faaliyetinin yardım suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması... [kanuna aykırıdır.]
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/16435
Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı bir iddianın gerekçede karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, ön alım isteğinin reddine karar verilmesi ve dava değerine göre istinaf isteğinin esasının incelenmemesi nedenleriyle mülkiyet hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 16/11/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Mersin'in Akdeniz ilçesi Nacarlı Mahallesi Kızılyaka mevkiinde bulunan 356 ada 8 parsel tapuda hisseli olarak kayıtlıdır. Hissedarlardan A. taşınmazdaki 1/8 payını 4/3/2016 tarihinde 000 TL bedelle davalı H.A.ya devretmiştir. Bu taşınmazda 3/32 pay sahibi başvurucu şirket 25/8/2016 tarihinde kanuni ön alım hakkına dayanan tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Başvurucu şirket dava dilekçesinde, taşınmazda 3/32 oranında payı bulunduğunu ve paydaşlardan A.nin 4/3/2016 tarihli satışı nedeniyle tapuda gösterilen satış bedeli ve devir masraflarından oluşan bedel karşılığında H.A. adına olan kaydın iptaliyle adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Başvurucu şirket bildirmiş olduğu 000 TL dava değeri üzerinden harç yatırmıştır. Mersin Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 9/3/2010 tarihinde taşınmaz başında keşif icra etmiştir. Mahkeme yapmış olduğu keşifte taşınmazın fiilî durumunu gözlemlemiş, tarafları ve tanıkları dinlemiş, ziraat mühendisi ve kadastro teknik bilirkişiden taşınmazın hukuki ve fiziki durumunu belirtir raporlarını sunmasını istemiştir. Kadastro teknik bilirkişi uyuşmazlığa konu taşınmazın arazi üzerindeki konumuve hukuki durumunu bildirir raporunu sunmuştur. Aynı şekilde ziraat mühendisi bilirkişi de taşınmazın niteliği, üzerinde sürdürülen tarımsal faaliyetin türü ve buna göre taşınmazın değerini belirtir raporunu ibraz etmiştir. Söz konusu raporda taşınmazın değeri 527 TL olarak bildirilmiştir. Mahkeme 11/5/2017 tarihli karar oturumunda bilirkişilerce ibraz edilen raporlara karşı tarafların beyanlarını tespit etmiştir. Başvurucu şirket vekili fiilî taksim iddiasını kabul etmediklerini belirterek tapudaki satış bedeli ve satış masraflarından oluşan bedeli depo etmek üzere süre verilmesini talep etmiştir. Başvurucu vekilinin süre talebini yerinde görmeyen Mahkeme, yargılamaya son vererek davayı istinaf yolu açık olmak üzere reddetmiştir. Mahkeme kararında öncesinde tek parça olarak bir kişiye ait olan taşınmazın bu kişinin ölümüyle mirasçıları arasında hisseli hâle geldiği ve mirasçılar tarafından yapılan satışlardan sonra da fiilî taksime konu edildiği saptamasında bulunmuştur. Mahkeme bu saptamadan hareketle satıcı A.nin fiilî taksim sonucu oluşan kullanımına diğer hissedarlarla birlikte itiraz etmeyen başvurucu şirketin H.A.ya yapılan satışa karşı ön alım hakkını kullanmasının iyi niyet kurallarına aykırı olduğu kanaatine varmıştır. Başvurucu şirket, karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (BAM) 20/10/2017 tarihinde 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesi uyarınca dava değeri itibariyle ilk derece mahkemesi kararı kesin olduğundan istinaf isteğinin reddine karar vermiştir. BAM'ın nihai nitelikli 20/10/2017 tarihli kararının başvurucuya tebliğine ilişkin dosya kapsamında belge ve bilgi bulunmamakla birlikte başvurucunun süresi içinde 16/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunduğu saptanmıştır. Başvurucu 20/10/2017 tarihli karara karşı temyiz isteğinde bulunmuşsa da BAM 30/11/2017 tarihinde isteğin reddine karar vermiştir. BAM'ın temyiz isteğinin reddi kararı başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 2/7/2018 tarihinde temyiz isteğinin reddi kararını onamıştır. A. Ulusal Hukuk Kanun Hükümleri 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ''Önalım hakkı sahibi'' kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler.” 4721 sayılı Kanun'u maddesi şöyledir:  “Önalım hakkı, alıcıya karşı dava açılarak kullanılır.Önalım hakkı sahibi, adına payın tesciline karar verilmeden önce, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini, hâkim tarafından belirlenen süre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırmakla yükümlüdür.” 6100 sayılı Kanun'un ''İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar'' kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarışöyledir: "İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir." Yargıtay Kararı Yargıtay Hukuk Dairesinin 4/3/2019 tarihli ve E.2016/4803 K.2019/1871 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"Önalım hakkı, paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmazdaki payını kısmen veya tamamen üçüncü kişiye satması halinde, diğer paydaşlara, satılan bu payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak, paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve pay satışı yapılmasıyla kullanılabilir hale gelir.Önalım hakkının kullanılmasıyla bu hakkı kullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve şartları satıcı ile davalı arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur. Önalım bedeli tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masrafların toplamından ibarettir.Dava konusu payın satışına ilişkin hukuki işlemin tarafı olan davalı üçüncü kişi durumundaki davacıya karşı bedelde muvazaa iddiasında bulunamaz ise de davacı önalım hakkına engel olmak amacıyla resmi satış senedinde satış bedelinin yüksek gösterildiğini ileri sürebilir ve bu iddiasını tanık dahil her türlü delille kanıtlayabilir.Somut olaya gelince; davalının yargılamaya ilişkin 23/1/2014 tarihli celsedeki beyanında, davaya konu 8 parsel sayılı taşınmazdaki 83/311 hissenin şirket ortaklığından ayrılması karşılığında kendisine bedelsiz devredildiğini belirtmişse de dosya içerisinde bulunan 5/9/2012 tarihli resmi senette adı geçen hisseye ilişkin devrin 000,00TL karşılığında gerçekleştiği, resmi senedin aksini davalının ispat etmesi gerektiği ve davalının yargılamada senedin aksini ispatlayamadığı gözetildiğinde mahkemece, resmi senetteki 000,00TL ile tapu, harç ve masrafların toplamı depo ettirildikten sonra davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken; davalının muvazaa iddiası kabul edilerek taşınmazın, 25/2/2014 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen dava tarihindeki değeri üzerinden karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.'' Yargıtay Hukuk Dairesinin 19/1/2017 tarihli ve E.2016/32610, K.2017/557 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"DAVA : Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, ücret alacağı, fazla mesai ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.Mahkemece, davalının temyiz istemi hakkında, 2016 tarihli ek karar ile temyiz isteminin kesinlik sınırının altında kaldığından temyizin reddi kararı verilmiş, davalı bu kararı süresinde temyiz etmiştir. Dosya içeriğinden, mahkemenin bozma aşamasından sonra yaptığı yargılama ile davacı tarafın menfi tespit davasının kabulüne karar verdiği, iptal konusu olan senet miktarının 775,04 TL olmakla davalının temyiz konusu yaptığı alacak miktarının kesinlik sınırının üzerinde olduğu anlaşıldığından davalının temyizinin reddi doğru değildir. Mahkemenin 2016 tarihli temyiz isteğinin reddine ilişkin kararının bozularak ortadan kaldırılmasına karar verildi.''B. Uluslararası Hukuk İlgili uluslararası hukuk için bkz. Ümit Okutan, B. No: 2015/7104, 30/10/2018, §§ 22-
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/37791
Başvuru, ön alım isteğinin reddine karar verilmesi ve dava değerine göre istinaf isteğinin esasının incelenmemesi nedenleriyle mülkiyet hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru; eksik ve hatalı inceleme yapılması, kesin delil niteliği olan bazı delillerin değerlendirme dışı bırakılması sonucu gerekçesiz şekilde karar verilmesi, kararın 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun maddesi gereği on günlük süre içinde verilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkı ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 3/4/2013 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 20/2/2015 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlığın 25/3/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun annesi 29/7/2010 tarihinde İstanbul İcra Hukuk Mahkemesinde açtığı şikâyet davasında, İstanbul İcra Müdürlüğünün takipsizlik nedeniyle işlemden kaldırılan E.2004/8172 sayılı dosyasında, anılan dosyayı takip yetkisi bulunmayan, dosyanın tarafı da olmayan, buna rağmen sahte ve geçersiz yetki belgesi düzenleyerek başka avukatlara yetki veren Avukat N.B. tarafından 4/5/2006 tarihinde sahte yenileme işlemi yapıldığını ve dosyanın aynı İcra Müdürlüğünün E.2006/7790 sayılı takip sırasını alarak yeniden işleme konulduğunu belirtmiş; hukuka aykırı biçimde oluştuğunu ileri sürdüğü bu durumdan dolayı E.2006/790 sayılı dosyada yapılan tüm işlemlerin şikâyet yoluyla iptali ile eski hâle iadesini istemiştir. Başvurucu, annesinin 14/3/2011 tarihinde vefat etmesi üzerine diğer mirasçılar ile birlikte davayı devam ettirmiştir. Yargılama sonunda İstanbul İcra Hukuk Mahkemesi duruşma açmaksızın dosya üzerinde yaptığı inceleme neticesinde 30/12/2011 tarihli ve E.2010/2133, K.2011/1728 sayılı kararı ile şikâyet dilekçesinde başvurucunun murisi olan davacının "29/1/2007 tarihindeki infaz işlemlerinde usulsüzlük yok diyerek iddialarımızı reddeden İstanbul İcra Hakimi H.N.A. aleyhine sahte yetki belgesinin varlığı ile Av. N.B.’nin sahte yenileme dilekçesi hakkında araştırma yapmamasından dolayı Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne 26/3/2010 tarihinde şikayette bulunulmuştur.'' beyanının yer aldığını, bu açık beyan ile davacının 4/5/2006 tarihli yenileme işlemine en geç 26/3/2010 tarihli şikâyet ile vâkıf olduğunun kabulü gerektiğini, bu durumda ise davacının 29/7/2010 tarihi itibarıyla İcra Müdürlüğü işlemini şikâyet için 2004 sayılı Kanun’da düzenlenen 7 günlük hak düşürücü süreyi geçirdiğini, ayrıca görülen dava ile İstanbul İcra Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılan E.2007/143 sayılı dava dosyasındaki şikâyetin aynı konuya ilişkin olduğunu ve anılan Mahkemenin kararı ile 29/1/2007 tarihli infaz işleminde bir usulsüzlük bulunmadığının saptandığını belirterek şikâyetin reddine hükmetmiştir. Temyiz incelemesi sonucu anılan karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 12/10/2012 tarihli ve E.2012/9174, K.2012/9121 sayılı ilamı ile onanmış, karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 15/2/2013 tarihli ve E.2012/13800, K.2013/1578 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Başvurucu 25/3/2013 tarihinde kararı öğrendiğini bildirmiştir. Başvurucu 3/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesi şöyledir:"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." 2004 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: “Kanunun hallini mahke­meye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere icra ve iflâs dairelerinin yaptığı mu­ameleler hakkında kanuna muhalif olma­sından veya hadi­seye uygun bulunmama­sından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenil­diği tarih­ten yedi gün içinde yapı­lır. …” 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun maddesi şöyledir: “İcra mahkemesine arzedilen hususlarda basit yargılama usulü uygulanır. Şu kadar ki, talep ve cevaplar dilekçe ile olabileceği gibi icra mahkemesine ifade zaptettirmek suretiyle de olur Aksine hüküm bulunmayan hallerde icra mahkemesi, şikâyet konusu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasına ve duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder; du­ruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruş­maya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir. Duruşma yapılmayan işlerde icra mahkemesi, işin kendisine gel­diği tarihten itibaren en geç on gün içinde kararını verir. Duruşmalar, ancak zorun­luluk hâlinde ve otuz günü geçmemek üzere ertelenebilir.”
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/2386
Başvuru, eksik ve hatalı inceleme yapılması, kesin delil niteliği olan bazı delillerin değerlendirme dışı bırakılması sonucu gerekçesiz şekilde karar verilmesi, kararın 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18. maddesi gereği on günlük süre içinde verilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkı ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru; ülkeye girişe izin verilmeyen yabancıyı kabul edilemez yolcu salonunda tutmanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, tutulma koşulları nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 29/6/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Suriye Arap Cumhuriyeti (Suriye) vatandaşı olan başvurucu 1988 doğumludur. 11/3/2015 tarihinde Kuala Lumpur uçağıyla İstanbul Atatürk Havalimanı'na gelen fakat ibraz ettiği pasaportun sahte olduğu anlaşılan başvurucunun ülkeye girişine izin verilmemiştir. Başvurucu kabul edilemez (INAD) yolcu kapsamında Malezya'ya gönderilmiş ise de bu ülke tarafından yeniden aynı yolla iade edilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, havalimanında bulunan kabul edilemez yolcu salonunda tutulmaya başlanmıştır. Ülkeye girişine izin verilmeyen başvurucu, uluslararası koruma başvurusunda bulunmuştur. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (Göç İdaresi) 23/4/2015 tarihinde başvurucunun uluslararası koruma talebini reddetmiştir. Başvurucu söz konusu kararın iptali amacıyla Ankara İdare Mahkemesine (Mahkeme) dava açmıştır. Başvurucu, bireysel başvuru tarihi itibarıyla davanın derdest olduğunu bildirmiştir. 2/6/2015 tarihinde başvurucu idari gözetim kararına itiraz etmiştir. Bakırköy Sulh Ceza Hâkimliği 8/6/2015 tarihli kararıyla -uluslararası koruma başvurusu konusunda Mahkemede görülen davanın neticesine kadar idari gözetim altında tutmanın hukuka uygun olduğu gerekçesiyle- itirazı reddetmiştir. Başvurucu 8/6/2016 tarihli dilekçesiyle bireysel başvurusundan feragat ettiğini belirtmiştir. Göç İdaresinin sunduğu belgelerden, Avustralya vizesi alan başvurucunun gönüllü olarak 10/6/2016 tarihinde ülkeden çıkış yaptığı anlaşılmıştır.
Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/10717
Başvuru, ülkeye girişe izin verilmeyen yabancıyı kabul edilemez yolcu salonunda tutmanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, tutulma koşulları nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı bir iddianın karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 28/11/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, olayların geçtiği tarihte Süleyman Demirel Üniversitesi bünyesinde döner sermaye işletme müdürü olarak görev yapmaktadır. Maliye uzmanlarının 2014 yılı çalışma programı gereğince yaptığı denetim sırasında banka hesaplarının giriş ve çıkışlarında bazı usulsüz işlemler görülmüştür. Bunun üzerine olay ile ilgili olarak maliye uzmanlarınca inceleme başlatılmıştır. Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Döner Sermaye Saymanlığında defterdarlık uzmanı olarak görev yapan Y.P.nin kendisine yasal olarak tevdi edilen ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından hasta tedavi ücretleri olarak katılan kuruma gönderilen ücretlerden bir kısmını muhasebe hesaplarına eksik kaydedip muhasebe hesaplarına girmeyen bu tutarlar ile satışlardan iade gibi gösterilen tutarları 2012, 2013 ve 2014 yıllarında Üniversite ile herhangi bir ilişkisi olmayan on bir ayrı firma ve beş ayrı kişiye usulsüz olarak otuz yedi kez olmak üzere toplamda 627,43 TL'yi aktarmak suretiyle zimmet eylemlerinde bulunduğu iddia edilmiştir. Aralarında başvurucunun da bulunduğu birçok şüpheli hakkında adli soruşturma da başlatılmıştır. Isparta Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun Y.P.nin zimmet eylemlerini bilmesine ve denetimle görevli olmasına rağmen onun eylemine kasten göz yumarak zimmet suçuna müşterek fail olarak iştirak ettiği iddiasıyla başvurucu hakkında Isparta Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) kamu davası açılmıştır. Bu arada başvurucu, olayla ilgili olarak Sayıştay tarafından yapılan inceleme sonucunda dava konusu usulsüz işlemlerde sorumluluğunun bulunmadığına karar verildiğini belirterek buna ilişkin Sayıştay kararını dosyaya sunmuştur. Süleyman Demirel Üniversitesi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünün 2013 yılı hesabı konusunda Sayıştay Dairesince verilen ve sonradan dosyaya sunulan 18/10/2016 tarihli kararda;i. Süleyman Demirel Üniversitesi Döner Sermaye İşletmesinin malî ve muhasebe işlemlerinin Maliye Bakanlığına bağlı olarak kurulan Saymanlık Müdürlüğü tarafından yürütüldüğü, ii. Döner sermaye işletmesi müdürlerinin, gelir ve giderlerin ilgili mevzuata uygun olarak tahakkuk ettirilmesinden ve alacakların tahsil edilebilir duruma getirilmesinden sorumlu oldukları,iii. Saymanlık müdürlüğü ile döner sermaye işletme müdürlüklerinin birbirinden bağımsız, farklı görev, yetki, sorumluluk ve çalışma usulü olan birimler olduğu,iv. İşletme müdürlerinin saymanlık müdürleri üzerinde denetim ve kontrol yetkisinin bulunmadığı,v. Yapılan incelemede bahsi geçen usulsüz işlemlerin Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünde düzenlenen herhangi bir belgeye dayanmadığı,vi. Bu işlemlerin Saymanlık Müdürlüğünde oluşturulan gerçeğe aykırı belgelerle yapıldığı ve İşletme Müdürlüğüne, muhasebe biriminde ilk etapta doğru olarak girilen kayıtların gönderildiği,vii. İşletme Müdürlüğünde yer alan muhasebe kayıtlarının Sosyal Güvenlik Kurumundan gönderilen tutarları ihtiva ettiğiifade edilmiş; bu nedenlerle Saymanlık Müdürlüğünde resen yapılan usulsüz işlemler sonucunda ortaya çıkan kamu zararında döner sermaye işletme müdürü başvurucunun sorumluluğunun bulunmadığı belirtilmiştir. Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan delillere göre başvurucunun eylemlerinin denetim görevini ihmal ederek 29/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen zimmet suçunun işlenmesine imkân sağlama şeklinde sübuta erdiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu,Mahkemenin 21/12/2016 tarihli kararı ile 2 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Mahkûmiyet kararının gerekçesinde; şirket veya kişilere usulsüz şekilde para aktarımına ilişkin ekstrelerde, bazı muhasebe işlem fişleri ve hesap özetlerinde başvurucunun imzasının bulunduğu, yasal olarak sorumlu olduğu hâlde işletme müdürü olarak bu ödemeleri sorgulamadığı belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca başvurucunun soruşturma evresindeki savunmalarında ekstreleri gördüğünü, ancak resmî yazının altında olduğu için ayrıntılı olarak incelemediğini beyan etmek suretiyle görevini ihmal ettiğini dolaylı şekilde ikrar ettiğine vurgu yapmıştır. Başvurucu, istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde Sayıştay kararına ilişkin değerlendirme yapılmamasını da bir neden olarak ileri sürmüştür. Ancak anılan karar Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin 16/10/2017 tarihli ve E.2017/1376, K.2017/1593 sayılı kararı ile kesinleşmiştir. Başvurucu, onama kararından 1/11/2017 tarihinde haberdar olmuş ve 28/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 5237 sayılı Kanun'un "Denetim görevinin ihmali" kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:"Denetim görevini ihmal ederek, zimmet veya irtikâp suçunun işlenmesine imkân sağlayan kamu görevlisi, üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/38342
Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı bir iddianın karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, sermaye şirketinin adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu Şirketin yargılama harç ve giderlerini karşılama gücünden yoksun olduğunu belirterek adli yardım talebiyle açtığı ödeme emrinin iptali davasında Ankara Vergi Mahkemesi (Mahkeme) 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesi uyarınca gerçek kişiler, kamuya yararlı dernek ve vakıflar dışında diğer tüzel kişilerin adli yardım talep etme haklarının bulunmadığı gerekçesiyle başvurucunun adli yardım talebini reddetmiştir. Başvurucu Şirket, Mahkemenin söz konusu 14/10/2021 tarihli kararına itiraz etmiş; Ankara Vergi Mahkemesi başvurucunun itirazını 14/10/2021 tarihinde kesin olarak reddetmiştir. Anılan karar 1/11/2021 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 10/11/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/49158
Başvuru, sermaye şirketinin adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, görevden uzaklaştırma tedbirinin iki ay süreyle uzatılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan dava süresince görev yapması engellendiği için seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurular 21/8/2019 ve 28/8/2019 tarihlerinde yapılmıştır. Ekli tabloda sıralanan başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyonlara sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Kişi yönünden hukuki irtibat nedeniyle ekli tablonun (B) sütununda numaraları belirtilen başvuru dosyalarının aynı tablonun (1) numaralı satırında yer alan 2019/30514 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini yürüttüğü sırada göreviyle ilgili olarak üzerine atılı iddialar nedeniyle hakkında devam eden davaların ve soruşturmaların bulunduğu gerekçesiyle İçişleri Bakanlığının 28/3/2010 tarihli işlemi ile görevden uzaklaştırılmıştır. Söz konusu uzaklaştırma kararı müteaddit defalar iki ay süreyle uzatılmıştır. Başvurucu tarafından, görevinden uzaklaştırılmasına dair işlemin iki ay süreyle uzatılmasına ilişkin 28/11/2010, 25/1/2011, 19/7/2011 ve 16/7/2012 tarihli İçişleri Bakanlığı işlemlerinin iptali istemiyle ayrı ayrı Adana İdare Mahkemesinde ve Adana İdare Mahkemesinde (Mahkemeler) davalar açılmıştır. Mahkemelerin 14/4/2011, 27/5/2011, 30/3/2012 ve 25/3/2013 tarihli kararları ile davaların reddine hükmedilmiştir. Kararların gerekçesinde özetle; belediye başkanlarının görevleri ile ilgili olarak suç işlediklerine ilişkin iddiaların önemi, ciddiyeti ve ağırlığı ile soruşturma ve kovuşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülüp sonuçlandırılabilmesi için görevde kalmalarının sakıncalı olması durumunda ilgililerin geçici bir önlem olarak kesin hükme kadar görevden uzaklaştırılabileceği, devamında kamu yararı bulunması hâlinde de söz konusu uzaklaştırmanın uzatılabileceğinin kuşkusuz olduğu vurgulanmıştır. Buna göre başvurucunun yargılanmasına ve soruşturulmasına konu isnatların niteliği ve içeriği gözönünde bulundurulduğunda inceleme ve soruşturmaların sağlıklı bir şekilde yürütülerek sonuçlandırılabilmesi amacıyla tesis edilen işlemlerde kamu yararına, ve hizmet gereklerine hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun temyiz yoluna müracaatı üzerine Danıştay Sekizinci Dairesinin (Daire) 4/7/2014 tarihli ve benzer gerekçeli kararlarıyla temyiz isteminin kabulüne ve Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Temyiz merci kararının gerekçesinde; başvurucu hakkında Cumhuriyet Savcılığınca yürütülen soruşturma hakkında takipsizlik kararı verildiği, hâlen yargılaması süren bir kısım ceza davası dosyasının çok sanıklı ve teknik bir incelemeyi gerektirir nitelikte olması nedeniyle ilgilinin görev süresinin sonuna kadar sürme ihtimalinin yüksek olduğu, yargılandığı bazı suçlardan dolayı aldığı cezaların mahiyet ve niteliğinin belediye başkanlığından düşürmeyi gerektirir nitelikte olmadığı ve bu cezaların da temyiz sürecinden geçerek kesinleşmediği, bir kısım davanın da beraatle sonuçlandığı, soruşturma ve davaların geldiği safahat gözönüne alındığında delilleri karartma durumunun ortadan kalktığı belirtilmiştir. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın maddesi hükmüne göre geçici tedbir niteliğinde başvurulması gereken görevden uzaklaştırma uygulamasının süreklilik arz edecek tarzda kalıcı hâle dönüştürülmesi nedeniyle ilgilinin kadrosundan alınarak belediye başkanlığı görevine fiilen son verme sonucunu doğurduğu ve idareye tanınan takdir yetkisinin mevzuatta belirtilen amacına uygun olarak kullanılmadığı kanaatine varıldığı vurgulanmıştır. Bu durumda, başvurucu hakkındaki yargılama ve soruşturmaların geldiği safahatın, delillerin toplanma durumunun, ilgilinin aldığı cezaların mahiyetinin ve niteliğinin birlikte değerlendirilmesi neticesinde başvurucunun görevinden sürekli olarak uzaklaştırılması sonucunu doğuracak biçimde tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı ifade edilmiştir. Davalı idarenin karar düzeltme istemleri, Dairenin 29/12/2014 ve 9/2/2015 tarihli kararlarıyla reddedilmiştir. Mahkemelerce bozma kararına uyularak 12/3/2015, 13/3/2015, 19/3/2015 ve 4/6/2015 tarihlerinde aynı gerekçelerle dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmiştir. Davalı idarenin temyiz istemleri, Dairenin 26/12/2017 tarihli kararları ile reddedilerek Mahkemelerin kararları onanmış; kararın düzeltilmesi istemleri de Dairenin 21/6/2019 tarihli kararları ile reddedilmiştir. Nihai kararlar 26/7/2019, 29/7/2019 ve 5/8/2019 tarihlerinde tebliğ edilmiş; başvurucu 21/8/2019 ve 28/8/2019 tarihlerinde bireysel başvurularda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun "Görevden uzaklaştırma" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir.Görevden uzaklaştırma kararı iki ayda bir gözden geçirilir. Devamında kamu yararı bulunmayan görevden uzaklaştırma kararı kaldırılır.Görevden uzaklaştırılanlar hakkında; kovuşturma açılmaması, kamu davasının düşmesi veya beraat kararı verilmesi, davanın genel af ile ortadan kaldırılması veya görevden düşürülmeyi gerektirmeyen bir suçla mahkûm olunması durumunda görevden uzaklaştırma kararı kaldırılır..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) Türkiye'nin taraf olduğu ek 1 No.lu Protokolün maddesi şöyledir:"Yüksek Sözleşmesi Taraflar, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlar içinde, makul aralıklarla, gizli oyla serbest seçimler yapmayı taahhüt ederler." AİHM içtihatlarına göre anılan maddede geçen “yasama” ifadesi mutlak anlamda ulusal parlamento anlamına gelmemekte, söz konusu ifadenin devletlerin anayasal yapısı ışığında yorumlanması gerekmekte, federal devletlerde federe devletlerin parlamentoları da bu madde anlamında “yasama” organı olarak kabul edilmektedir (Mathieu-Mohin ve Clerfayt/Belçika, B. No: 9267/81, 2/3/1987; Matthews/Birleşik Krallık, B. No: 24833/94, 18/2/1999, § 40). Bunun yanı sıra AİHM, kapsam ve güç bakımından yeterli yasama yetkisine sahip olmayan yerel yönetim seçimlerini “yasama organı” seçimi kapsamında görmemektedir (X/Birleşik Krallık, B. No: 7215/75, 5/11/1981; Clerfayt, Legros/Belçika, B. No: 10650/83, 17/5/1985; Booth-Clibborn/Birleşik Krallık, B. No: 11391/85, 5/7/1985; Malarde/Fransa, B.No: 46813/99, 5/9/ 2000; Molka/Polonya, B. No: 56550/00, 11/4/2006).
Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/30514
Başvuru, görevden uzaklaştırma tedbirinin iki ay süreyle uzatılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan dava süresince görev yapması engellendiği için seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru, mahkûmiyete esas alınan belgeler hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma imkânının sağlanmaması nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Çay Cumhuriyet Başsavcılığı, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle başvurucu hakkında soruşturma başlatmıştır. Soruşturma kapsamında başvurucuya ait ikamette arama yapılmış, başvurucunun Bank Asya kredi kartı ile iki cep telefonuna incelenmek üzere el konulmuştur. Soruşturma evrakı Çay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 10/5/2017 tarihli fezleke ekinde Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) gönderilmiştir. Soruşturma neticesinde Başsavcılık başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 4/10/2017 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede;i. Başvurucunun Çay ilçesinde faaliyet gösteren, örgüt ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu değerlendirilen B. Özel Eğitim ve Öğretim Kurumları Basın Yayın Dağıtım Ltd. Şti. (Şirket) ortaklarından ve örgütün Çay ilçesi mütevelli grubu üyelerinden olduğu,ii. Farklı bir soruşturma kapsamında ifadesi alınan S.nin başvurucu hakkında Çay ilçesinde cemaatin önde gelenlerinden olduğu ve cemaat organizasyonları yaptığına ilişkin beyanda bulunduğu,iii. Farklı bir soruşturma kapsamında kollukta ifadesi alınan Ö.nin başvurucu hakkında örgüt adına para toplanan sohbet toplantılarına katıldığı yönünde beyanı olduğu,iv. FETÖ/PDY kapsamında hakkında işlem yapılan şahıslarla 30/3/2015 tarihinde Antalya Havalimanı'ndan yurt dışına çıkış yaptığına dair kayıt olduğu, v. 7/4/2005 tarihinde Bank Asyada hesap açtığı, 2008-2017 yılları arasında kart borcu ödeme işlemleri yaptığı,vi. Başvurucudan ele geçirilen materyallerin imaj içeriklerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen 9/5/2017 tarihli inceleme raporunda ByLock, Kakao Talk ve herkul.org uygulamalarının olduğuna dair tespit yapıldığı,vii. Başvurucunun oğlunun örgütün eğitim kurumlarında çalıştığına dair Sosyal Güvenlik Kurumu kaydı olduğu,viii. Örgüt ile bağlantısı nedeniyle kapatılan derneğe başvurucunun eşinin üye olduğu iddialarına yer verilmiştir. İddianamenin kabulü ile açılan dava Afyonkarahisar Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından görülmeye başlanmıştır. Başvurucu; yargılamanın müdafiinin hazır bulunduğu 20/11/2017 tarihli ilk oturumunda alınan savunmasında kullandığı cep telefonuna ilişkin bir ByLock tespiti yapılmadığını, ByLock, Kakao Talk ve herkul.org isimli programlara ilişkin tespitlerin yapıldığı cep telefonunun kendisine ait olmadığını, oto sanayide işyerinin olduğunu, parası yetmeyen bazı müşterilerin telefonlarını bıraktığını, örgüte ait olduğu ileri sürülen Şirkete ticari amaçla ortak olduğunu, Bank Asyada hesabının bulunmadığını, esnaf olması nedeniyle 13-14 kredi kartının bulunduğunu, Bank Asyada kredi kartı işlemleri dışında bir işlemi olmadığını, yurt dışına arkadaşlarıyla turistik amaçlarla gittiğini, örgüt üyeliği suçunu kabul etmediğini beyan etmiştir. Başvurucu müdafii; sanığın kullandığı telefonda herhangi bir tespit yapılmadığını, tespitlerin müşterilerin başvurucuya rehin bıraktığı telefonlar hakkında yapıldığını ileri sürmüştür. Söz konusu oturumda iddia makamı esas hakkında mütalaa sunmuştur. Başvurucu müdafii, mütalaaya karşı savunma hazırlamak üzere süre talebinde bulunmuştur. Mahkeme, müdafinin süre talebinin kabulü ile duruşmaya ara verilmesine, yeni oturumun 14/12/2017 tarihinde yapılmasına karar vermiştir. Duruşmanın ikinci oturumunda başvurucu ve müdafiinin esas hakkında mütalaaya karşı beyanları alındıktan sonra hüküm açıklanmıştır. Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:"Sanığın Çay ilçesinde 1996 yılında kurulan ve örgütün Çay ilçesindeki şemsiye şirketi olduğu anlaşılan [B.] A.Ş. isimli şirketin ortaklarından birisi olduğu, [B.] isimli şirketin altında örgütün eğitim kurumlarından olan [Ç.K.K.] Dershanesi, [Ç.A.H.] Kız Öğrenci Yurdu, [Ö.F.G.] Yükseköğrenim yurdu, [Ö.Ç.Ş.] Erkek Yükseköğrenim öğrenci yurdu ve [S.Ö.G.] Erkek Öğrenci yurtlarının faaliyet gösterdiği,1996 yılında 5 ortaklı olarak kurulan ve örgüte ait olduğu anlaşılan [B.] isimli şirketin yüzde beş hissesi olduğu, şirketin ortaklarından olduğu ve 15 Temmuz darbe girişiminden sonra KHK ile el konuluncaya kadar kesintisiz ortaklığının devam ettiği, Çay ilçesinde örgütün eğitim ve yurt olarak faaliyet gösterme temellerinin 1996 yılında kurulan [B.] şirketi ile atıldığı, örgüte ait olduğu kesin olarak tespit edilen bu şirketle örgüte 15 Temmuz Darbe girişime kadar finansal kaynak sağlandığı, mahkememize davaları açılan ve haklarında yargılama yapılıp kararları verilen diğer bir kısım ortaklardan [R.K.], Durmuş Erdoğmuş, [Ö.], [B.], [A.A.], [İ.E.] ve [Y.A.] gibi ortakların bu şirkete şeklen ortak yapıldığı, aslında bir sermaye konulmadığı, şirketin bünyesinde diğer örgüte ait kurumların açılarak faaliyet göstermesi sağlandığı ve bu yönde örgüte finansal destek yapıldığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar sanık bu şirketin kendisine ait olduğunu, gerçek sahibi olduğunu iddia etmiş ise de; dinlenen tanık anlatımları ve sanık olarak yargılanan diğer ortakların beyanlarına göre bu şirketin örgüte ait bir şirket olarak kurulduğu ve faaliyet gösterdiği anlaşılmaktadır. Özellikle 17/25 Aralık 2013 sürecinden sonra örgütün tedirginlik yaşamaya ve devlet tarafından mal varlıklarına el konulabileceği endişesiyle Türkiye'deki tüm şirket ve mal varlıklarını el değiştirme yoluna gidildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla; Çay ilçesinde yapılanan örgütün çekirdek kadrosunda yer alan ve örgütün emir ve talimatları doğrultusunda hareket eden [R.K.nın] diğer ortaklarla birlikte bu şirketin ortaklarından olduğu, finansının ve elde edilen gelirlerin tamamının örgüte aktarıldığı, gelir elde etmek ve örgüte eleman kazandırmak amacıyla şirket bünyesinde diğer örgüt kurumlarının kurulduğu ve özellikle örgütün en büyük finans kaynaklarından biri olan eğitim ayağına önem verildiği ve bu kapsamda ilçede bu şirketin bünyesinde okul ve yurt açılarak finansal desteğin artırılmaya çalışıldığı ve örgüte bu kurumlar vasıtasıyla ciddi meblağlarda finans sağlandığı, yine açılan bu örgüte ait şirket bünyesinde yurt ve okullarda ise ekonomik durumları olmayan ve örgüte kazandırılabilecek öğrencileri almak suretiyle ve buralarda okutmak ve barındırmak suretiyle örgüte eleman kazandırıldığı, bu itibarla sanığın süreklilik arz eden örgüt içerisindeki konumu, şirket kanalıyla örgüte finans sağlaması ve eleman kazandırılması da gözetildiğinde süreklilik, çeşitlik ve yoğunluğun var olduğu,...Bu itibarla tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; sanık Durmuş Erdoğmuş'un Çay İlçesinde bulunan [B.] A.Ş. isimli şirketin kurucu ortaklarından olduğu, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütün stratejisi çerçevesinde propaganda ve finansal kaynak sağlamak için düzenlediği moral motivasyon artırmak amacıyla gezi adı altında kamufle ettikleri haklarında yine örgüt üyeliği soruşturması bulunan ve haklarında dava açılan kişilerle birlikte yurt dışı kaydının olduğu, sanığın örgütün finansal kuruluşu olan Bank Asya'da hesabının bulunduğu, ancak 2008-2017 yılları arasında kredi kartı borcu ödeme dışında işleminin bulunmadığı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kendi aralarında gizli haberleşme amacı ile kullandığı yönde tespitin bulunmadığı, ancak sanığın ele geçen materyallerin alınan imaj içeriklerinde yapılan inceleme sonucu 09/05/2017 tarihli inceleme raporunda; ... ByLock uygulaması ile yine örgüt içi haberleşme programlarından olan kakao talk programının bulunduğu tespitinin yapıldığı, ayrıca yine örgüt elebaşının örgüt üyelerinin motivasyonunu yüksek tutmak ve örgüt üyelerine şifreli mesajlar göndermek için yaptığı vaazlarının yayınlandığı örgütün internet sitesi olan Herkul.org uygulamalarının mevcut olduğu tespitinin yapıldığı, ...sanığın oğlu [E.nin] örgüte müzahir [B.] Özel Eğitim ve Öğretim Kurumlarında 2006-2010 yılları arası SGK kaydının olduğu, sanığın eşi [E.E.nin] örgütle irtibatı ve iltisakı olduğu için kapatılan derneğe üye olduğu, dolayısıyla sanığın eylem ve faaliyetlerindeki süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk durumu da dikkate alındığında sanığın silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediği değerlendirilmiştir." Başvurucu ve müdafiinin bu karara karşı yaptığı istinaf kanun yolu başvurusu Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin (Daire) 1/3/2018 tarihli kararıyla esastan reddedilmiştir. Yargıtay Ceza Dairesi 25/12/2018 tarihinde temyiz talebinin reddi ile hükmün onanmasına karar vermiştir. Anılan kararda suçta ve cezada şahsilik ilkesi gereği sanığın oğlu ve eşinin faaliyetlerinin hükme dayanak yapılamayacağı belirtilmiştir. Kararda ayrıca yapılan arama sonucu el konulan 1 No.lu materyalin aidiyetinin belirlenmesi bakımından materyale takılan SIM kartında kayıtlı olan kişi ya da kişiler araştırılmadan, daha detaylı inceleme yapılmadan söz konusu materyaldeki uygulamaların tespiti üzerine başvurucunun ByLock kullanıcısı olduğuna dair hatalı kabule yer verildiği ancak dosyadaki diğer delillerin atılı suçun sübutu için yeterli olduğu ifade edilmiştir. Başvurucu, nihai hükmü 9/4/2019 tarihinde öğrendikten sonra 15/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan hakka ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve adli yardım talebinin kabulüne karar vermiştir.
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/13036
Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı bir iddianın karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, basın açıklaması yapılamayacak alanlar kapsamında olan yerde yapılan basın açıklamasından dolayı idari para cezası kesilmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular 18/2/2015 ile 30/3/2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2015/4625, 2015/4627, 2015/4951, 2015/4953, 2015/4954, 2015/4955, 2015/4956, 2015/4999, 2015/5601 ve 2015/5694 numaralı bireysel başvuru dosyalarının 2015/2948 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular öğretmen olup Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonuna (KESK) bağlı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikasının (EĞİTİM-SEN/Sendika) üyesidir. Başvurucu Ayhan Erkal EĞİTİM-SEN Hatay Şubesi Başkanı, başvurucular Dursun Soydan ve Yusuf Mengilli ise Hatay Şubesi Yönetim Kurulu üyesidir.A. Başvuruya Konu Olaydan Önceki Durum Hatay Valiliği tarafından 28/06/2013 tarihli ve 3037 sayılı karar ile trafiğe kapalı alanlardan olan Hürriyet Caddesi, Ulus (Künefeciler) Meydanı, [M] Kafe, Ulucami önüne kadar olan alanda basın açıklaması yapılması yasaklanmıştır. Hatay İl Emniyet Müdürlüğünün (Emniyet Müdürlüğü) başvurucuların idari yaptırım kararlarına itirazları nedeniyle yargılamayı yapan Hatay Sulh Ceza Mahkemesine (Mahkeme) gönderdiği 12/1/2015 tarihli yazıda yukarıda belirtilen alanlarda yapılan etkinliklerin başka alanlara kaydırılması için Valilik makamına vatandaşlar tarafından dilekçe verildiği ve Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) başvurular yapıldığı belirtilmiştir. Bu taleplerde söz konusu basın açıklamaları ve diğer etkinliklerden dolayı provokasyon olması durumunda elim olayların meydana gelebilme ihtimalinin bulunduğu, işyerlerinin maddi kayıplarının olduğu, eğitim öğretim amaçlı faaliyet gösteren özel dershanelerdeki öğrencilerin eğitimlerinin olumsuz yönde etkilendiğinin belirtildiği ifade edilmiştir. Aynı yazıda söz konusu taleplerde, cami ve kiliselere ibadet amacıyla gelen vatandaşların ibadetlerini sağlıklı ortamda yerine getiremedikleri ve Hatay'a gelen turistlerin oluşan gerginlikten dolayı olumsuz etkilendiklerine de yer verildiği belirtilmiştir. Emniyet Müdürlüğü, yapılan müracaatlar üzerine konuya çözüm bulmak amacıyla sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, semavi dinlerin temsilcileri, cadde esnafı ile kamu kurum ve kuruluşlarının yetkililerinin katılımıyla toplantılar yapıldığını belirtmiştir. Toplantıya katılanların büyük çoğunluğu belirtilen alanların trafiğe kapalı alan olması nedeniyle kültür ve sanat faaliyetlerinin icra edildiği alanlar olarak değerlendirilmesini istediklerini ifade etmiştir. Valilik kararında da belirtilen gerekçeler yer almıştır. Verilen karar belediye hoparlörlerinden günde üç kere anons edilmek suretiyle ilan edilmiştir. İlan metninde yasaklanan güzergâh üzerinde 3 adet ibadethane, 10 adet özel eğitim kurumu ve 114 işyeri bulunduğu belirtilmiş ve bu işyerlerinde 100 kişinin çalıştığı, özellikle hafta sonları 000 vatandaşın bu güzergâhı kullandığı ifade edilmiştir. Ayrıca Valilik kararı tüm yerel radyolar, TV'ler, gazeteler ile odalar, dernekler, sendikalar, siyasi partiler ve vakıflara ayrı ayrı tebliğ edilmiştir. Söz konusu karar EĞİTİM-SEN'e 2/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Valilik kararı EĞİTİM-SEN'in açtığı dava üzerine Hatay İdare Mahkemesi tarafından 19/3/2014 tarihinde iptal edilmiştir. Hatay İdare Mahkemesinin bu kararı idare tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesini yapan Danıştay Dairesi yürütmenin durdurulmasına karar vermiş ve nihayetinde kararı bozmuştur. Bu nedenle Valilikçe alınan karar başvuru konusu olay tarihinde yürürlüktedir.B. Başvuruya Konu Olaya İlişkin Bilgiler Sendikanın aldığı karar doğrultusunda 7/10/2014 tarihinde saat 00 sıralarında başvurucuların da aralarında bulunduğu yaklaşık 200 kişiden oluşan bir grup, Suriye'nin Ayn El Arap (Kobani) şehrinde yaşanan çatışmaları protesto etmek amacıyla Hürriyet Caddesi üzerinde pankart ve dövizler açarak ve sloganlar atarak [M] Kafe önüne yürümüştür. Anılan tarihte saat 00 sıralarında söz konusu alanlarda eylem yapılacağı bilgisi üzerine emniyet birimleri de gerekli tedbirleri almıştır. Saat 05'te emniyet görevlileri, grup içindeki B.K., T.O. ve ile müzakere etmiş ve eylem yapılan alanların basın açıklaması yapılamayacak alanlar kapsamında olduğunu belirterek grubun eyleme devam etmemesi yönünde ikazda bulunmuştur. Grup uyarıyı dikkate almamış ve [M] Kafe önüne kadar yürüyüşe devam etmiştir. Emniyet görevlileri, grubu saat 30-34 arasında basın açıklaması yapılmak istenen yerin Valilik kararı ile bu tür açıklamaya yasaklandığı ve basın açıklaması yapılmasına müsade edilmeyeceği yönünde ses yükseltici cihazlarla da uyarmıştır. Birkaç kez yapılan uyarıya rağmen grup, uyarıları dikkate almamıştır. Grup saat 28'de [M] Kafe önünde basın açıklaması yaptıktan sonra oturma eylemi düzenlemiştir. Söz konusu grup, oturma eylemini saat 45'te sonlandırmış ve dağılmıştır. Grup içinde yer alan ve aralarında başvurucuların da bulunduğu 31 kişinin her birine 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun maddesi uyarınca emre aykırı davranışta bulunduklarından bahisle 189 TL idari para cezası verilmiştir. Başvurucular idari para cezalarına itiraz etmişlerdir. İtirazı inceleyen Hatay Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) değişik tarihlerde itirazları kesin olarak reddetmiştir. Hâkimlik kararlarında; Anayasa'ya göre herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama veya yayma hakkının bulunduğu belirtilmiştir. Kararda; millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması gibi Anayasa'da belirtilen amaçlarla bu hürriyetlerin kullanılmasının sınırlanabileceğinin belirtildiği ifade edilmiştir. Hâkimlik; Valiliğin sınırlama ve yasaklama kararının yürürlükte olduğunu, Valiliğin yasaklama kararına aykırı davranışı hukukun himaye etmeyeceğini belirtmiştir. Hâkimlik 5326 sayılı Kanun'un maddesinde yetkili makamlar tarafından adli işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye idari para cezası verileceğinin hükme bağlandığını belirterek itirazların yerinde görülmediğine karar vermiştir. Başvurucular süresinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Mevcut başvuruya ilişkin ulusal ve uluslararası hukuk kaynaklarının derli toplu verildiği kararlar için bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK], B. No:2014/920, 25/5/2017, §§ 22-31; Rıza Gökçen Erus ve diğerleri, B. No: 2014/17391, 19/4/2018, §§ 24-30). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mevcut başvuruya benzer başvurulardan olan Akarsubaşı/Türkiye (B. No: 70396/11, 25/7/2015) başvurusunu 23/5/2015 tarihinde karara bağlamıştır. Devlet memuru ve KESK üyesi olan başvurucu, Adana Adliyesi önünde EĞİTİM-SEN tarafından düzenlenen gösteriye katılmıştır. Burada bir basın açıklaması okunmuş ve göstericiler söz konusu basın açıklaması çerçevesinde kendi kurumlarında kreş yapılmasını talep etmişlerdir. Başvurucu hakkında, daha önce basın açıklaması yapılamayacak yerlere ilişkin olarak verilmiş Valilik kararını ihlal edecek şekilde Adliye Sarayının giriş merdivenleri önünde yapılan bu basın açıklamasına katıldığı gerekçesiyle 5326 sayılı Kanun’un maddesine dayanılarak 143 TL idari para cezası uygulanmıştır. Başvurucunun itirazları mahkemece reddedilmiştir. AİHM; devletlerin yalnızca barışçıl toplantı hakkını korumakla değil aynı zamanda bu hakka yasaya aykırı nitelikte dolaylı sınırlamalar getirmekten kaçınmakla da yükümlü olduklarını hatırlatmıştır. AİHM, basın açıklamasının barışçıl özelliğine vurgu yapmış ve kamu makamlarının barışçıl biçimde yapılan bir gösteriye karşılık vermeleri gerektiğinde başvurucunun barışçıl şekilde gösteri yapma hakkı ile yerel makamların kamu düzenini koruma hakkı arasındaki dengeyi sağlamakla yükümlü olduğunu belirtmiştir. AİHM, ilk derece mahkemesinin söz konusu dengelemeyi yapmadığı gibi gösterinin amacını ve barışçıl niteliğini de değerlendirmediğine dikkat çekmiştir.AİHM'e göre başvurucuya yalnızca basın açıklamasının okunması gereken bir gösteriye katıldığı gerekçesiyle para cezası verilmesi, bir sendikaya üye olan herkesi cezalandırılma korkusuyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesi ile güvence altına alınan toplantı ve gösteri yapma hakkını kullanmaktan caydırabilecek niteliktedir. AİHM, 5326 sayılı Kanun’un maddesinin imkân verdiği müdahalenin zorlayıcı bir sosyal gereksinime karşılık geldiğinin ilgili ve yeterli gerekçe ile gösterilemediği ve Sözleşme’nin maddesi anlamında demokratik bir toplumda gerekli olarak görülemeyeceği sonucuna varmıştır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/2948
Başvuru, basın açıklaması yapılamayacak alanlar kapsamında olan yerde yapılan basın açıklamasından dolayı idari para cezası kesilmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, hukuk davasının uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Ekli tabloda sıralanan başvurulara ait başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra başvurular Komisyonlara sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Konularının aynı olması nedeniyle ekli tablonun (A) sütununda numaraları belirtilen başvuru dosyalarının aynı tablonun (1) numaralı satırında yer alan 2018/23661 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucuların taraf olduğu hukuk davaları ekli tablonun (D) sütununda belirtilen tarihlerde açılmış ve sona ermiş veya halen derdest durumdadır. Başvurucular, haklarındaki yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/23661
Başvuru, hukuk davasının uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri üzerinden yapılan vergi tarhiyatlarına ve cezalarına karşı açılan davaların esası incelenmeden reddedilmeleri nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular 17/2/2016, 18/4/2016 ve 30/5/2016 tarihlerinde yapılmıştır. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 2016/7783 numaralı bireysel başvuru ile farklı tarihlerde yapılan 2016/9042, 2016/10458, 2016/10459, 2016/10461, 2016/10463, 2016/10464, 2016/10466, 2016/10467 ve 2016/10469 numaralı bireysel başvuruların kişi yönünden hukuki irtibatlarının bulunması nedeniyle 2016/7783 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer başvuru dosyalarının kapatılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Taşımacılık işi ile iştigal eden başvurucu şirketin mal ve hizmet alımında bulunduğu mükellef firma hakkında vergi tekniği raporu düzenlenmiştir. Bu rapora göre vergi mükellefi firma, iş ve işlemlerinde sahte faturalar düzenlemiştir. Lüleburgaz Vergi Dairesi Başkanlığı (Vergi İdaresi) tarafından 14/8/2014 tarihli yazı ile hakkında vergi tekniği raporu düzenlenen mükellef firmadan yapılan mal ve hizmet alımlarına ait faturaların sahte olduğu belirtilerek başvurucudan bu alımlara isabet eden katma değer vergisinin (KDV) tenzil edilmesi istenmiş, aksi takdirde olumsuz mükellefler listesine alınacağı uyarısı yapılmıştır. Başvurucu anılan yazı üzerine olumsuz mükellefler listesine girmemek için Vergi İdaresine 11/10/2014 tarihinde ihtirazi kayıtla düzeltme beyannameleri vermiştir. Bu beyannameler üzerine Vergi İdaresince KDV, damga vergisi ve gecikme faizi tahakkuk ettirilmiş ve vergi ziyaı cezası kesilmiştir. Başvurucu, ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri üzerine Vergi İdaresince tahakkuk ettirilen vergilerin, gecikme faizlerinin ve vergi ziyaı cezalarının iptali talebiyle 14/11/2014 tarihinde Edirne Vergi Mahkemesinde (Vergi Mahkemesi) davalar açmıştır. Başvurucu dava dilekçelerinde, ihtirazi kayıtla düzeltme beyannamelerinin Vergi İdaresinin isteği üzerine verildiğini, mal ve hizmet alımı yapılan mükellefin düzenlediği faturaların sahte olduğu iddiasının somut tespit ilkesine aykırı olduğunu, ödemelerin çeklerle yapıldığını, şirketiyle ilgili vergi incelemesi yapılmadığını, ilgili beyannameleri vermeme durumunda olumsuz mükellefler listesine dâhil olmak durumunda kalacağını belirtmiştir. Vergi Mahkemesi 12/5/2015, 12/6/2015 ve 29/6/2015 tarihli kararlarıyla 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun maddesinde öngörülen yasal süre geçtikten sonra verilen KDV düzeltme beyanlarına konulan ihtirazi kayıtların beyannameler üzerinden tahakkuk ettirilen vergilere bir etkisinin bulunmadığı ve kanuni süre geçildikten sonra verilen vergi beyannameleri için ziyaa uğratılan vergilerin mevzuatına uygun şekilde yüzde ellisi oranında uygulanarak kesilen vergi ziyaı cezalarında da hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davaları reddetmiştir. Edirne Bölge İdare Mahkemesi 12/11/2015 ve 13/11/2015 tarihli kararıyla Vergi Mahkemesi kararlarını onamıştır. İdarenin karar düzeltme istemleri 16/2/2016 ve 17/2/2016 tarihlerinde reddedilmiştir. Nihai kararlar başvurucuya 28/3/2016 ve 17/5/2016 tarihlerinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 18/4/2016 ve 30/5/2016 tarihlerinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Konu ile ilgili hukuk için bkz. Arbay Petrol Gıda Turizm Taşımacılık Sanayi Ticaret Ltd. Şti. ve Arbay Turizm Taşımacılık İthalat İhracat İnşaat ve Organizasyon Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., [GK], B. No: 2015/15100, 27/2/2019, §§ 19-
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/7783
Başvuru ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri üzerinden yapılan vergi tarhiyatlarına ve cezalarına karşı açılan davaların esası incelenmeden reddedilmeleri nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 30/9/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurucuların adli yardım talepleri kabul edilerek başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 2014/16164, 2014/16181 ve 2014/16201 sayılı bireysel başvuru dosyalarının konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2014/16160 sayılı dosya üzerinde birleştirilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular aleyhine 23/3/2007 tarihinde açılan kadastro tespitine itiraz davası Yargıtayın 21/12/2015 tarihinde verdiği onama kararıyla sona ermiş ve karar kesinleşmiştir.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/16160
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, bir şirkete ait dört adet aracın bilinmeyen kişilerce yakılmasının önlenememesi, fiili işleyenlerin bulunmasına yönelik etkili bir soruşturma yapılmaması ve bu fiilden doğan zararın idarece karşılanmaması nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 4/6/2014 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunmayacağını bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Olayın Koşullarına Ait Genel Bilgiler Başvurucu şirket Muş ili Varto ilçesi Gümgüm Mahallesi'nde sürücü kursu işletmektedir. Şirkete ait üç adet otobüs ile bir adet kamyon 14/5/2004 tarihinde park hâlindeyken gece saat 30 sularında kimliği belirsiz kişilerce çıkarılan yangın neticesinde çeşitli derecelerde hasar görmüştür.. Başvurucu 4/6/2004 tarihinde Varto Sulh Hukuk Mahkemesinden zararın tespiti talebinde bulunmuştur. Mahkeme keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bilirkişi raporunda, söz konusu araçların muhtelif derecelerde hasar gördüğü ve bu nedenle oluşan zararın 000 TL olduğu tespit edilmiştir.B. Ceza Soruşturmasına İlişkin Süreç Başvurucu olayın gerçekleştiği tarihte Kültür Polis Merkezi Amirliğine müracaatta bulunarak olayı bildirmiş ve yangını çıkaranlar tespit edilerek, haklarında yasal işlem yapılmasını talep etmiştir. Varto Cumhuriyet Başsavcılığınca olaya ilişkin soruşturma başlatılmıştır. Ancak yapılan soruşturma neticesinde faillerin bulunamamış olması ve bulunsalar bile 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca zamanaşımı süresinin dolmuş bulunması nedenleriyle 18/5/2009 tarihindekovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç Başvurucu 31/12/2004 tarihli dilekçe ile İçişleri Bakanlığına başvurarak 000 TL maddi, 000 TL de manevi olmak üzere toplam 000 TL zararın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebinde bulunmuştur. İçişleri Bakanlığınca, tazminat ödenmesini gerektiren bir yargı kararının bulunmadığı gerekçesiyle talep reddedilmiştir. Bu karar 3/2/2005 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 8/3/2005 tarihinde Ankara İdare Mahkemesinde İçişleri Bakanlığı aleyhine 000 TL maddi, 000 TL de manevi olmak üzere toplam 000 TL zararın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle tam yargı davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde, yangının terör örgütü mensuplarınca çıkarıldığını ve bunda güvenlik güçlerinin büyük ihmalinin bulunduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca, 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'a da atıfta bulunmuştur. Ankara İdare Mahkemesi 18/3/2005 tarihli kararıyla davayı yetki yönünden reddederek dosyanın Van İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Van İdare Mahkemesi 14/7/2008 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, idarenin, asli ve sürekli kamu hizmetlerinden olan güvenlik hizmetinin geç işlemesi, kötü işlemesi veya hiç işlememesi nedenleriyle meydana gelen zararları karşılamakla yükümlü olduğu belirtilmiş; ancak somut olayda, yangının güvenlik hizmetinin iyi işlememesinden kaynaklandığına dair bir bilgi veya belgenin var olmadığı gerekçesiyle idarenin sorumluluğunun bulunmadığı ifade edilmiştir. Mahkeme kararında 5233 sayılı Kanun'un uygulanabilirliğine ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır. Bununla birlikte, ilamda yer alan savunma özetinden, davalı idarenin, yangının terörist amaçlarla çıkarıldığına ilişkin herhangi bir emarenin bulunmadığı ve dolayısıyla, 5233 sayılı Kanun'un uygulanmasının koşullarının oluşmadığı savunmasında bulunduğu anlaşılmıştır. Kararı temyizen inceleyen Danıştay Onuncu Dairesi 18/2/2014 tarihli kararıyla hükmü onamıştır. Anılan Daire kararı 5/5/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu kararın düzeltilmesi yoluna başvurmamıştır. Başvurucu 4/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Olay tarihinde yürürlükte bulunan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Türk Borçlar Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur." 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür." 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin iligili kısmı şöyledir: "İdari dava türleri şunlardır:...b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,..." 5233 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (Sözleşme) ek (1) Numaralı Protokol'ün maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koþullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'ye ek (1) Numaralı Protokol'ün maddesinde güvenceye bağlanan mülkiyet hakkının pozitif yükümlülükleri de içerdiğini kabul etmektedir (Kotov/Rusya, [BD] B. No: 54522/00, 3/4/2012, § 109-115; Öneryıldız/Türkiye, [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 134; Broniowski/Poland [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 143; Dzugayeva/Rusya, B. No: 44971/04, 12/2/2013, § 26). AİHM, bu hükümle koruma altına alınan mülkiyet hakkının gerçek ve etkili kullanımının, sadece devletin müdahale etmeme ödevine bağlı olmadığını; fakat aynı zamanda, özellikle başvurucunun kamu otoritelerinden meşru olarak alınmasını beklediği önlemler ile mülkünden etkin bir biçimde yararlanması arasında doğrudan bir bağlantının bulunduğu durumlarda, koruyucu pozitifönlemler alınmasını da gerektirdiğini ifade etmektedir. Öte yandan, AİHM'e göre özel kişiler arasındaki ilişkilerde bile devlete pozitif yükümlülük yükleyen kamusal menfaatlersöz konusu olabilir (Kotov/Rusya kararı §109). AİHM, bu bağlamda, mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına kamu otoriteleri dışındaki kişilerce müdahale edilmesi durumunda, devletin pozitif yükümlülüğünün, koruyucu/önleyici ve düzeltici ödevler biçiminde ikiye ayrılacağını ifade etmektedir. AİHM'e göre bu durumda Sözleşme'ye taraf devletler, iç hukuk sisteminde mülkiyet hakkının yasalar tarafından tatmin edici bir şekilde korunmasının güvence altına alınması ve hakkına müdahale edilen kişinin, gerekmesi durumunda meydana gelen zararının giderilmesine yönelik talepler dahil olmak üzerehakkını arayabileceği düzeltici mekanizmaların temin edilmesi yükümlülüğü altındadırlar (Blumberga/Litvanya, B. No: 70930/01, 14/10/2008, § 67). AİHM, devletin pozitif yükümlülüklerinin mahiyeti ve kapsamının, olayın somut koşullarına göre farklılaşabileceğini düşünmektedir (Kotov/Rusya, § 111). AİHM'e göre devletin olayın somut koşullarına göre sağlama yükümlülüğü altına girdiği düzeltici önlemler, zarar gören tarafın hakkını savunabilmesi imkânı tanıyan uygun yasal mekanizmaların oluşturulmasını içermektedir. (1) Numaralı Protokol'ün maddesi açık bir biçimde usule ilişkin yükümlülükler içermemekte ise de bu hüküm, gerek devletin müdahil olduğu uyuşmazlıklarda gerekse iki özel kişi arasındaki uyuşmazlıklarda devlete usule ilişkin yükümlülükler yüklemektedir. Özel kişiler arasındaki müdahalelerde devlet, zorunlu usule ilişkin garantiler içeren yargısal başvuru yolları kurma yükümlülüğü altındadır. Bu bağlamda görevlendirilecek mahkemelerin veya yargısal yetkiyi haiz diğer kurul veya kamusal otoritelerin özel kişiler arasındaki uyuşmazlığı etkili ve adil bir şekilde çözecek yargısal güçle donatılmaları gerekmektedir (Kotov/Rusya, § 114). AİHM'in yukarıda atıfta bulunulan Bulmerga/Litvanya kararında, tutuklu bulunduğu süre içerisinde iki evinde de soygun yapılan başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası yerinde görülmemiştir. AİHM, soruşturmada birtakım eksikliklerin yapılmış olduğunu saptasa da bunların, devletin (1) Numaralı Protokol'ün maddesinin gerektirdiği pozitif yükümlülüklerin ifasında başarısız olduğu sonucuna ulaşmayı gerektirecek derecede olmadığı kanaatine varmıştır (Bulmerga/Litvanya, § 71). AİHM'in, Dzugayeva/Rusya kararına konu olayda, yeniden kullanılabilir cam şişe ticaretiyle uğraşan başvurucunun evinin yanında içi şişe dolu bir vaziyette park hâlinde bulunan kamyonunun belediye yetkilileri ile polis tarafından, park izninin olmadığı gerekçesiyle güvenli olmayan bir alana çekilmesi sonucu kamyonun içinde bulunan cam şişeler çalınmıştır. Başvurucu tarafından ilgili idare aleyhine açılan davada sulh hukuk mahkemesi başvurucu lehine tazminata hükmetmiş ise de bu karar bölge istinaf mahkemesince, şişelerin gerçek sayısının davacı tarafından ispatlanamadığı ve aracın çekilmesine ilişkin kararın hukuka uygun olduğu gerekçeleriyle bozulmuştur (Dzugayeva/Rusya, § 5-13). AİHM, park izni bulunmadığı için kamyonu çektiren otoritenin zarar ve hasarlara karşı aracı koruma yükümlülüğünün bulunduğu ve yerel otoritenin bu ödevin ifasında başarısız olduğu kanaatine varmıştır (Dzugayeva/Rusya, § 27). AİHM, sonuç olarak yetkililerin (1) Numaralı Protokolün maddesinin gerektirdiği pozitif yükümlülükleri ifa etmediği sonucuna ulaşmıştır (Dzugayeva/Rusya, § 29). AİHM, Öneryıldız/Türkiye davasında, gaz patlaması sonucu başvurucunun evinin yıkılması olayında, devletin mülkü koruma ödevini ciddi bir şekilde ihlal ettiğini ve devlete atfedilebilir ihmal ile başvurucunun evinin çökmesi arasında nedensellik bağının bulunduğunu belirterek mülkiyet hakkının pozitif yükümlülükler bağlamında ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Öneryıldız/Türkiye, §§ 135-138).
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/8649
Başvuru, bir şirkete ait dört adet aracın bilinmeyen kişilerce yakılmasının önlenememesi, fiili işleyenlerin bulunmasına yönelik etkili bir soruşturma yapılmaması ve bu fiilden doğan zararın idarece karşılanmaması nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru, tutuklu olan başvurucunun sağlık hizmetlerine erişim sağlayamaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 11/2/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Ceza infaz kurumunda tutuklu bulunan başvurucu, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) maddesi uyarınca tedavisinin başladığı hastanede ya da başka bir tam teşekküllü hastanede yatarak tedavisinin başlatılması konusunda tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Komisyonca tedbir talebinin ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bireysel başvuru yapılan tarihte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) müzekkere yazılmış, gelen cevap sonrasında Birinci Bölüm tarafından 16/2/2016 tarihinde başvurucunun sağlık durumuna uygun olarak tedavisinin sağlanması için gerekli tedbirlerin alınması yönünde tedbir kararı verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: A. Genel Bilgiler Başvurucu 16/9/2015 tarihinde güvenlik güçleriyle girdiği silahlı çatışma sonucu yaralanmış, anılan çatışmada bir güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiştir. Başvurucu ağır yaralı olarak kaldırıldığı Van'daki özel bir hastanede tedavi altına alınmış; gerçekleştirilen ameliyat sonucunda sol akciğerini ve dalağını tamamen, karaciğerini ve kalın bağırsağını kısmen kaybetmiştir. Başvurucunun tedavisine Van Yüzüncü Yıl Tıp Fakültesi Hastanesinde (Tıp Fakültesi) devam edilmiş, tedavi gördüğü hastanede yapılan sorgusu neticesinde Van Sulh Ceza Hâkimliğinin 28/10/2015 tarihli kararıyla devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma ve kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme suçlarından tutuklanmıştır. Tıp Fakültesinde yapılan muayene sonucunda başvurucunun sol akciğerinden sıvı akışı tespit edildiğinden stent takılması gerektiği değerlendirilmiştir. Söz konusu cerrahi işlemin Van'da yapılması mümkün olmadığından başvurucunun Ankara Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Ankara Atatürk Hastanesi) sevk edilmesine karar verilmiştir. Başvurucunun nakli Van Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla 14/12/2015 tarihinde gerçekleştirilmiş; başvurucu, Sincan 2 Numaralı F Tipi Yüksek Güvenlik Ceza İnfaz Kurumuna (Sincan İnfaz Kurumu) konulmuştur. Başvurucu 13/1/2016 tarihinde Ankara Atatürk Hastanesinde muayene edilmiş ise de hastanede sadece tüberküloz hastası olan mahkûmların tedavisinin yapıldığı, bu nedenle başvurucunun Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Ankara Numune Hastanesi) başvurması gerektiği gerekçesiyle tedavisi yapılmamıştır. Ankara Numune Hastanesinde 20/1/2016 tarihinde muayene edilen başvurucu hakkında şu şekilde rapor düzenlenmiştir:  “Hasta Ekim 2015’de ateşli silahla yaralanma nedeniyle Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Kliniğinde sol prümonöktorm operasyonu geçirmiştir. Bu ameliyatın bir komplikasyonu olarak sol piyotoraks gelişmiştir. Hastanın Ankara Sanatoryum Hastanesinden taburcu olmadığı bildirilmiştir. Hastanın bu rahatsızlığının Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisinde tedavi ve takibi yapılabileceğinden dolayı hastanın ameliyat olduğu merkeze gönderilmesi uygundur.” Başvurucu vekilleri 25/1/2016 tarihinde Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne (Genel Müdürlük), 2/2/2016 tarihinde ise Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak ceza infaz kurumunda kalma koşullarının uygun olup olmadığının tespiti için tam teşekkülü bir hastaneden sağlık kurulu raporu aldırılması ve acilen yatarak tedavisine başlanması talebinde bulunmuştur. Savcılık aynı tarihte başvurucunun acil olarak hastaneye sevkine ve tedavisinin yapılmasına karar vermiştir. 4/2/2016 tarihinde tekrar Ankara Numune Hastanesine sevk edilen başvurucunun akciğer filmi çekilmiştir. Başvurucunun anlatımına göre muayene eden doktor; acil ameliyata ihtiyacının olmadığını, bu aşamada öncelikle ödemin kurutulması için antibiyotik tedavisi gerektiğini, tedavinin ise Van’da yapılabileceğini söylemiştir. Başvurucu 8/2/2016 tarihinde tekrar Genel Müdürlükten Van’a naklini talep etmiştir. Başvurucu 11/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Tutulduğu Ceza İnfaz Kurumu Tarafından Gönderilen Belgeler Sincan İnfaz Kurumunun 12/2/2016 tarihli yazısında başvurucunun sağlık durumu ve sunulan hizmetlerle ilgili bilgi verilmiştir. Yazının ilgili kısmı şu şekildedir:"...Van Cumhuriyet Başsavcılığının 01/12/2015 gün ve 2015/11142 sayılı yazısı ile, Ankara Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tetkik ve tedavisinin yapılması, tedavisi sonrasında ise geldiği ceza infaz kurumuna iadesi istenildiğinden, 14/12/2015 tarihinde 'misafir hükümlü/tutuklu' statüsünde Kurumumuz kayıtlarına alınarak Ankara Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tetkik ve tedavilerine başlanıldığı, hastanenin sevki ile tedavisine Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Polikliniğinde devam edildiği, yapılan tetkikler neticesinde, tutuklunun Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Polikliniğinde 'sol Prümonöktorm operasyonu geçirdiği, bu ameliyatın bir komplikasyonu olarak göğsünde sol piyotoraks geliştiğinin' raporla tespit edildiği, hastanın bu rahatsızlığının tedavisinin Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Polikliniğinde tedavi ve takibinin yapılabileceği, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 20/01/2016 tarihli sağlık durum raporu ile uygun görüldüğünden, tedavisi sonrası Kurumuna iade işlemlerinin başlatıldığı;Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 29/01/2016 gün ve 57551099-06-E.605/12110 sayılı yazıları ekinde tutuklu avukatı Halil İbrahim Vargün'ün, tutuklunun 5275 Sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin fıkrası kapsamında infazın geri bırakılması ve tutuklunun Van F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumuna sevkinden vazgeçilerek tam teşekküllü bir hastanede tedavisine devam olunması talebi üzerine, tutuklunun Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi sağlık kuruluna sevk planlamasının yapıldığı, ancak;Tutuklunun 08/02/2016, 09/02/2016, 12/02/2016 tarihli dilekçeleri ile hastaneye gitmek istemediğini beyan ederek, bir an önce geldiği Kuruma iadesini talep ettiği, 11/02/2016 tarihinde alınan ifadesinde kendisine tedavi safahatı ve avukatının başvurusu hakkında bilgi verildiği, buna rağmen tutuklunun 'burada hiçbir hastaneye gitmek istemediğini, avukatları ile görüştüğünü ve taleplerinden haberdar olduğunu, acil olarak Van F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumuna sevkini talep ettiğini' beyan ettiği;Anlaşılmış olup;Tutuklunun, getirildiği Van F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumuna iade süreci devam etmektedir." Sincan İnfaz Kurumunun yazısının ekinde başvurucunun 6/2/2016, 8/2/2016 ve 12/2/2016 tarihli dilekçe örnekleri bulunmaktadır. Başvurucu, dilekçelerinde Ankara'da tedavisinin yapılmayacağını anlaması sebebiyle Van'a acil olarak nakledilmesini talep etmiştir. Başvurucu 12/2/2016 tarihli dilekçesinde ise ayrıca hastaneye gitmek istemediğini de bildirmiştir. Sincan İnfaz Kurumu 11/2/2016 tarihinde başvurucu vekillerinin 25/1/2016 tarihli Genel Müdürlüğe yazdığı talep dilekçesinin içeriği ve yapılacak işlemler hakkında bilgi vererek hastanelere sevk planlaması hakkında başvurucunun diyeceklerini sormuştur. Başvurucunun ifadesi şu şekildedir: "Ben burada hiçbir hastaneye gitmek istemiyorum. Acilen sevkimin Van'a yapılmasını istiyorum. Ben avukatlarım ile zaten görüştüm. Avukatlarımın sevkimin durdurulmasına dair taleplerinden haberdarım. Avukatlarım da benim Van'a acilen gitmek istediğimi biliyorlar. Zaten bu dilekçeyi de ocak ayında vermişlerdi. Ben tedavimin Van'da yapılacağına inanıyorum. Başka bir çare olduğunu düşünmüyorum ve bir an önce acil olarak Van F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevkimin gerçekleştirilmesini talep ediyorum." İfadesinin alınması sonrasında Sincan İnfaz Kurumu tarafından 12/2/2016 tarihinde başvurucunun Van F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumuna iadesine karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin tedbir kararı sonrasında başvurucunun 17/2/2016 tarihinde Ankara Numune Hastanesine sevki planlanmış fakat 17/2/2016 günü saat 30'da rahatsızlandığını beyan etmesi üzerine başvurucu, Sincan Dr. Nafiz Körez Devlet Hastanesine götürülmüştür. Söz konusu hastane tarafından yapılan muayene sonrasında başvurucu Ankara Numune Hastanesine sevk edilmiş ve tedavisine başlanmıştır. Sincan İnfaz Kurumunun Savcılığa yazdığı 22/2/2016 tarihli başvurucu hakkındaki bilgilendirme yazısında şu ifadelere yer verilmiştir:"...tutuklunun tedavi görmekte olduğu Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım ünitesinden Ankara 29 Mayıs Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesine sevki gerçekleşmiş daha sonra başka bir yoğun bakım ünitesine nakli esnasında fenalaşması üzerine Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisine götürülerek müdahale edildiği, Saat:18:27' de tüm müdahalelere rağmen nabız ve ritm görülmediğinden eksitus kabul edildiği 19/02/2016 tarih ve 15268537 Başvuru numaralı Adli Rapor formundan anlaşılmış olup..." UYAP üzerinden alınan nüfus kayıt örneğinden de başvurucunun 19/2/2016 tarihinde vefat ettiği görülmektedir.
Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/2728
Başvuru, tutuklu olan başvurucunun sağlık hizmetlerine erişim sağlayamaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru, yargı kararının icra edilmemesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 15/1/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Başvuru Tarihine Kadar Yaşanan Gelişmeler Başvurucu, Ankara'nın Mamak ilçesi Kıbrıs Mahallesi'nde bulunan 162 parsel sayılı taşınmazın malikidir. Başvurucu; maliki olduğu 162 parsel sayılı taşınmaza Ankara Büyükşehir Belediyesi (Belediye) tarafından üzerinden yol geçirilmek suretiyle kamulaştırma işlemi uygulanmadan el atıldığını belirterek, 133 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki ile birlikte Belediye aleyhine 6/9/2010 tarihinde kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat davası açmıştır. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin (Mahkeme) 23/10/2012 tarihli kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilerek başvurucu için 325 TL tazminata hükmedilmiştir. Temyiz edilen karar, Yargıtay Hukuk Dairesince (Daire) yerel mahkeme tarafından mahallinde refakate resen alınarak fen bilirkişisi eşliğinde yeniden keşif yapılmak suretiyle dava konusu taşınmazların el atılan kısımlarının miktarıyla ilgili olarak raporlar arasındaki çelişki giderildikten sonra karar verilmesi gerekirken yasal olmayan gerekçelerle 6/6/2011 tarihli raporda belirtilen miktarlar esas alınarak hüküm kurulduğu, ayrıca harç ve vekâlet ücretinin maktu olarak hüküm altına alınması gerektiği gerekçeleriyle 28/10/2013 tarihinde bozulmuştur. Bozma kararına uyan Mahkeme 21/10/2014 tarihinde bozma sonrası düzenlenen ek bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar vererek başvurucu için 532 TL tazminata hükmetmiştir. Temyiz edilen karar, Dairenin 8/6/2015 tarihli kararıyla vekâlet ücreti ve yargılama harçları yönünden düzeltilerek onanmıştır. Daire, karar gerekçesinde 24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanun ile değişik 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun maddesinin on üçüncü fıkrası Anayasa Mahkemesinin 13/11/2014 tarihli ve E.2013/95, K.2014/176 sayılı kararı ile iptal edildiğinden 4/11/1983 tarihinden sonraki döneme ilişkin kamulaştırmasız el atmalarda nispi harca ve nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Davacılar, onama kararına karşı karar düzeltme yoluna başvurmuştur. Daire 25/1/2016 tarihli kararında, 8/6/2015 tarihli onama kararı ile yaptığı düzeltmelere ek olarak yine harç ve vekâlet ücretine ilişkin hükümler yönünden kararını tekrar düzelterek onamıştır. Davalı vekili dosya kapsamından bir tarihte verdiği maddi hata dilekçesi ile Daire kararında harç ve vekâlet ücretinin hatalı hesaplandığını belirterek maddi hatanın düzeltilmesine karar verilmesini istemiştir. Daire 27/4/2017 tarihli kararında 25/1/2016 tarihli kararıyla yaptığı düzeltmelere ek olarak yine harç ve vekâlet ücretine ilişkin hükümler yönünden kararını tekrar düzelterek onamıştır. Mahkeme kararı da anılan tarihte kesinleşmiştir. Bu arada yargı kararı icrai işleme konu edilmek için kesinleşmesi gereken kararlardan olmadığından başvurucu 30/12/2012 tarihinde mezkûr mahkeme kararına dayalı olarak Ankara İcra Müdürlüğünün E.2012/16428 sayılı dosyasında icra takibi başlatmıştır. Başvurucu, kesinleşen kamulaştırma bedeli alacağının Belediye tarafından ödenmediğinden bahisle mağduriyetinin giderilmesi amacıyla Kamu Denetçiliği Kurumuna da müracaatta bulunmuştur. Kamu Denetçiliği Kurumu, 10/12/2018 tarihinde başvurucunun kesinleşen mahkeme ilamına göre alacağının tamamının en kısa sürede ödenmesi hususunda Belediyeye tavsiye kararında bulunulması yönünde karar vermiştir. Belediye 25/12/2018 tarihli cevabi yazısında ödemelerin sıraya konulduğunu belirterek bütçe imkânları dâhilinde sırası geldiğinde ödeme yapılabileceğini ifade etmiştir. Başvurucu 15/1/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Başvuru Tarihinden Sonra Yaşanan Gelişmeler Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre borçlu Belediye, başvuru tarihinden sonra icra dosyasına 24/5/2019 tarihinde 862,45 TL tutarında ödeme yapmıştır. İcra Dairesince de 29/5/2019 tarihinde başvurucuya tahsil edilen söz konusu tutardan reddiyat makbuzu ile gerekli harçların düşülmesinden sonra kalan 845,89 TL'lik tutarda ödeme yapılmıştır. Başvurucu vekili İcra Dairesine başvuruda bulunarak dosya hesabının yapılması talebinde bulunmuştur. İcra Dairesi 25/1/2021 tarihli son dosya hesabı uyarınca takibe konu kesinleşmiş miktarı 581,34 TL, yekûn alacak miktarını 129,66 TL ve borçlu tarafından yatırılan miktarı 862,45 TL olarak tespit etmiştir.
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/1554
Başvuru, yargı kararının icra edilmemesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru; iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında ıslah talebinin zamanaşımından dolayı reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu işçi olarak çalışmaktayken 19/6/2001 tarihinde iş kazası geçirmiş ve yaralanmıştır. Başvurucu, iş kazasının üzerinden yaklaşık on yıl geçtikten sonra 16/6/2011 tarihinde, iş kazası nedeniyle uğradığı zararların karşılanması amacıyla işverene karşı Ankara İş Mahkemesinde (Mahkeme), fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminat talepli dava açmıştır. 9/12/2014 tarihindedavasını ıslah eden başvurucu000 TL maddi tazminat talep etmiştir. Mahkeme 23/12/2015 tarihli kararla tazminat taleplerini kısmen kabul etmiş; 685,65 TL maddi tazminat ile takdiren 000 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde; olaya ilişkin iş müfettişince düzenlenen 30/11/2012 tarihli rapor ile olayın iş kazası olduğunun tespit edildiği, iş kazası olduğunun anlaşılması üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tahkikatıyla başvurucunun iş göremezlik oranının 10/12/2013 tarihinde %37,2 olarak belirlendiği ve 27/12/2013 tarihli kararla SGK tarafından iş kazası maluliyeti nedeniyle başvurucuya gelir bağlandığının görüldüğü ifade edilmiştir. Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarıyla işverenin %60 kusurlu olduğunun anlaşıldığına, hesap raporuyla da maddi zararın tespit edildiğine kararda yer verilmiştir. Olayın 19/6/2001 tarihinde meydana geldiği, davanın 16/6/2011 tarihinde on yıllık zamanaşımı süresi dolmadan açıldığı belirtilen kararda 9/12/2014 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat talebinin artırıldığı, işveren vekilince zamanaşımı defi ileri sürülmüşse de iş kazasına ilişkin tahkikat işlemlerinin dava açıldıktan sonra yargılama sırasında tamamlanıp olayın tahkikat sonucu iş kazası olduğuna ilişkin belirlemeden sonra maluliyetin %37,2 olarak 10/12/2013 tarihinde belirlendiği, 27/12/2013 tarihli kararla da SGK tarafından başvurucuya iş kazası maluliyeti nedeniyle gelir bağlandığı görülmekle zamanaşımı definin yerinde olmadığı vurgulanmıştır. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 6/11/2017 tarihinde bozma kararı vermiştir. Kararın gerekçesinde;-Uyuşmazlık konusu bu tür davalarda 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesi gereğince on yıllık zamanaşımı süresinin failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılması gerektiğine değinilmiştir. Bedensel zararın gelişim gösterdiği durumlarda ise zamanaşımına başlangıç olarak, hastalık seyrinin yani gelişiminin tamamlandığı tarihin esas alınması gerektiği ifade edilmiştir. -Somut olayda 16/6/2011-10/8/2011 tarihli dava dilekçelerinde fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak kısmi dava olarak maddi tazminatın talep edildiği, bu durumda dava dilekçesi ile talep edilen maddi tazminat yönünden zamanaşımının dava tarihinde kesildiği ve bakiye alacak miktarı yönünden işlemeye devam ettiği belirtilmiştir. Bu kapsamda olay değerlendirildiğinde maddi tazminat istemine ilişkin dava dilekçesinde talep edilen miktarla sınırlı olarak bir karar verilmesi gerekirken; ıslah edilen kısmı da kapsayacak şekilde maddi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı sonucuna varılmıştır. Mahkeme 16/4/2018 tarihinde bozma kararına uyarak aynı gerekçelerle (§ 5) ve başvurucunun iş kazası neticesinde gelişen bir duruma bağlı maluliyet değişiminin ve zararının olmadığını da belirterek 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Temyiz istemini Yargıtay Hukuk Dairesi 3/4/2019 tarihinde reddetmiştir. Başvurucuya 29/4/2019 tarihinde karar tebliğ edilmiş, başvurucu 8/5/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/14695
Başvuru; iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında ıslah talebinin zamanaşımından dolayı reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
1
Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucuya gönderilmek istenen mektuba el konulması nedeniyle haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 16/10/2015 tarihinde yapılmıştır.Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucular tarafından yapılan 2015/17983 ve 2015/17258 numaralı başvurular, aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunduğu anlaşıldığından birleştirilmiş; incelemeye 2015/17258 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden devam edilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmiştir. Bakanlık görüşüne karşı sadece başvurucu Şeyhmus Musa beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, hükümlü olarak Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) bulunmaktadırlar. Başvuruculara Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (Dernek) tarafından 23/6/2015 tarihinde bir mektup gönderilmiştir. İki sayfalık mektup muhataba yöneltilen sorular ile Amaçları, İlkeleri ve Çalışma Metodları başlıkları altında Derneği tanıtan bir yazıdan oluşmaktadır. Mektubun ilgili kısımları şöyledir:"Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği(CİSST) cezaevlerinde yaşanan her türlü sorunla ilgilenmeye çalışan bağımsız bir dernektir..Hasta mapusların sorunlarını, doktorlarla,..cezaevi çalışanları ile..tartışarak daha iyi tedavi edilmelerini sağlayacak çözüm önerileri oluşturmaya çalışıyoruz..Hiçbir soruyu cevaplamak zorunda değilsiniz..cevapları kitap olarak,internette veya medyadan yayınlamak istiyoruz...bilgileri paylaşmamızda bir sakınca olup olmadığını ayrıca belirtirseniz..yayınlanmasını istemediğiniz takdirde bilgileriniz kimseyle paylaşılmayacaktır... Kendinizi tanıtır mısınız? (kendinizi istediğiniz gibi tanıtabilirsiniz...).. Ne zamandır Cezaevindesiniz?..Hastalığınız var mı?.. Cezaevinde revire çıkmakta, doktorla görüşmekte sıkıntınız oldu mu?..Cezaevinde olduğunuz için hastalığınızın teşhisi ve tedavisinde herhangi bir aksama oldu mu?..Sağlık çalışanlarından olumsuz bir tavırla karşılaştınız mı..Hasta haklarını biliyor musunuz?...""AMAÇLARI...Türkiye'de hapishanelerin şartlarını uluslararası standartlara ulaştırmak için sivil toplumun mobilize edilmesi. Hapishanelerin şeffaflaştırılması... Mapusların haklarının ve özgürlüklerinin korunması..Yazılı ve görsel medya ile sosyal medyanın ve internetin etkin kullanımı yoluyla hapishaneler konusunda farkındalık ve hassasiyet yaratılması... İLKELERİ... Sözel, fiziksel ve psikolojik her türlü şiddeti reddeder..Tarafsızdır.Çalışmaalanı,risk altındaki grupların, ayrım yapmaksızın tüm tutuklu, hükümlü ve tahliye sonrası desteğe ihtiyacı olan eski hümlülerin, ceza infaz kurumunda çalışan personelin hak, sorun ve ihtiyacını kapsar... ÇALIŞMA METODLARI...Ceza İnfaz Sistemi iyileştirme çalışmalarına sivil toplum desteğini güçlendirmek...kurumlara arası koordinasyonu sağlamak...sivil toplum örgütleriiçin Ceza ve Tevkif evleri Genel Müdürlüğü ile diyaloga öncülük etmek...Ceza İnfaz Sistemi hakkında kamuoyunu bilgilendirmek ve biliçlendirmek.Kamuoyıuna bülten ve başka yayınlar ile ceza infaz reformu,insan hakları, uluslararası, ulusal ve yerel kurum ve derneklerin aktiviteleri hakkında tarafsız, doğru ve net bilgi iletmek..." İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının (Disiplin Kurulu) 23/6/2015 tarihli sakıncalı mektup değerlendirme kararıyla posta yoluyla gönderilen mektubun alıkonulmasına karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, mektubun 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre sakıncalı olduğu belirtilmiştir. Başvurucular tarafından Disiplin Kurulu kararına karşı Bolu İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) yapılan itiraz 10/7/2015 tarihli kararla reddedilmiştir. Karar gerekçesinde, hükümlü ve tutukluların hak ihlalleri veya benzeri olumsuz bir durum ile karşılaştıkları takdirde şikâyet ve başvuru mercilerinin kanunda düzenlendiği belirtilmiş ve Derneğin hükümlülere ait kişisel bilgiler hakkında ve ceza infaz kurumunda hak ihlali olup olmadığı hususunda bilgi isteme ve almış oldukları bilgileri yayınlama yetkisinin bulunmadığına vurgu yapılmıştır. Başvurucular tarafından İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı Bolu Ağır Ceza Mahkemesine yapılan itiraz 16/9/2015 tarihli kararla reddedilmiştir. Karar gerekçesinde, İnfaz Hâkimliği kararının usul ve yasaya uygun olduğuna ilişkin değerlendirmeye yer verilmiştir. Nihai karar 6/10/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucular 16/10/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında hükümlü ve tutukluların gönderdiği veya kendilerine gönderilen mektupların denetlenmesine dayanak oluşturan mevzuata yer vermiştir (Ahmet Temiz, B. No: 2013/1822, 20/5/2015, §§ 16-20).
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/17258
Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucuya gönderilmek istenen mektuba el konulması nedeniyle haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, terör olayları nedeniyle köyü terk etmeye mecbur kalınması sonucu 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvuruların ve açılan davaların reddedilmesive makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 8/10/2013 tarihinde Ağrı Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Başvurucular adli yardım talep etmişse de bireysel başvuru yapıldıktan sonra harçların yatırıldığı görülmüştür. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 25/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümler tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 5/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 2/2/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular Iğdır ili Tuzluca ilçesi Kartutan köyünde ikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları neticesinde köyün boşaltılmasıyla yerleşim yerlerinden göç etmek zorunda kaldıklarını iddia etmişlerdir. Başvurucular murisi Erol Orhan 1/1/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Iğdır Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur. 8/12/2006 tarihli ve 2006/1-161 sayılı Komisyon kararında, terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan başvuruda, dosyada yer alan bilgi ve belgeler uyarınca başvurucular murisine 000 TL tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Başvurucuların murisi bu süreçte vefat etmiştir. Başvurucular tarafından sulhname tasarısı imzalanmayarak Komisyon kararında belirtilen miktarın eksik hesaplandığı gerekçesiyle iptal davası açılmıştır. Belirtilen Komisyon kararları aleyhine başvurucular tarafından açılan iptal davasında Erzurum İdare Mahkemesinin 11/9/2008 tarihli ve E.2007/1009, K.2008/885 sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:" ... ara kararı ile davalı idareden,Iğdır İli Tuzluca İlçesi Kartutan Köyü’nde 1993 yılı ve sonrasında yaşanan terör olayları nedeniyle uğranılan zarar ziyandan dolayı aynı tarihlerde Kartutan Köyü ile ilgili olarak tutulan tüm tutanaklar ile olayla ilgili tüm diğer bilgi ve belgeler istenilmiş olup, davalı idare tarafından ara kararına cevaben verilen yazı ile eklerinin incelenmesi neticesinde; 2006 tarihinde yapılan ve Iğdır İli'ndeki birçok köyü kapsayan keşifle ilgili başvuru sahibi veya yetkili temsilcisine keşif yeri ile gün ve saatinin yazılı olarak bildirildiğine ilişkin tebliğ ve tebellüğ belgeleri ile hazır bulunmadıklarını gösteren tutanağa ilişkin herhangi bir belgenin ibraz edilmediği görülmüştür.Olayın Mahkememizce değerlendirilmesi neticesinde; Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin maddesinde belirtilen usule uyulmaksızın keşif yapıldığı, keşif yeri ile gün ve saatinin davacıya veya yetkili temsilcisine yazılı olarak bildirilmediği; başvuru sahibinin kendisi veya yetkili temsilcisi ve varsa şahitlerinin keşif mahallinde hazır bulundurulmadığı hususunun dava dosyası mündericatında yer alan ... keşif tutanağından anlaşıldığından, eksik incelemeye ve usule aykırı biçimde yapılan keşfe dayalı olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır." İdare Mahkemesinin iptal kararı üzerine Komisyon tarafından 27/1/2010 tarihli ve 2010/1-4 sayılı karar ile taleplerin reddine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü ile 2009 tarihinde yapılan yazışmaya ilişkin alınan cevabi yazıda 14/1983 yılında Kartutan köyünde meydana gelen doğal afet (sel) nedeniyle köyde bulunan genel hane sayısı 11 olarak tespit edilmiş ve 11 aile hak sahibi kabul edilerek Afet İşleri Genel Müdürlüğünce Tuzluca merkez Tuzla civarı mevkide bulunan afet konutlarına yerleştirildiği, ilçe nüfus müdürlüğü ile yapılan yazışma sonucu alınan 2007 tarih ve 146 sayılı cevabı yazıda Kartutan köyünde 1990-2000 tarihinde genel nüfus sayımı yapılmış olup köy nüfus sayısının sıfır olarak belirtildiği,İl İdare Kurulu Müdürlüğü ile 2009 tarihinde yapılan yazışmaya ilişkin alınan cevapta, ilgili köyü 1992 yılında ekonomik ve sosyal nedenlerden dolayı köyü terk ederek başka yerleşim birimlerine yerleştikleri, köydeki evlerin harap ve yıkık bir şekilde olduğu ve herhangi bir hayat belirtisinin bulunmadığı bu nedenle adı geçen köyün Bakanlık Makamının 2005 tarih ve 76-1 sayılı onayı ile köy tüzel kişiliğinin kaldırıldığı,Tuzluca ilçe jandarma komutanlığı ile Komisyonumuzca 2009 tarihli yapılan yazışmaya ilişkin alınan cevabi yazıda Kartutan köyünün bağlı olduğu Gaziler karakol arşiv kayıtlarında ilgili köyde herhangi bir terör olayının meydana gelemediği ve yine müracaat dosyalarında iddia edilen olaya ilişkin ilçe jandarma Komutanlığı ile yapılan ikinci yazışma neticesinde 2009 tarihli alınan cevabi yazıda, vatandaşlar tarafından iddia edilen olayın köy sınırları içerisinde değilde 1990 tarihinde Seyitçeşme tepede gerçekleştiği,İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı ile komisyonumuzca yapılan yazışmaya ilişkin 2009 tarihli alınan cevabi yazıda ilgili mezrada yaşanan doğal afet sonucu Kartutan mezrası halkının Tuzluca merkezde bulunan afet konutlarına yerleştirildiği ve bu nedenle 1994 yılında yapılan mahalli idareler genel seçimlerinin de burada yapıldığı anlaşılmış olup bu nedenle ... taleplerin reddine...karar verildi." Belirtilen Komisyon kararı aleyhine başvurucular tarafından tekrar açılan iptal davasında Erzurum İdare Mahkemesinin 2/2/2011 tarihli ve E.2010/307, K.2011/161 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Uyuşmazlığın çözümü için Mahkememizce yapılan ara kararlara verilen cevapların incelenmesinden; Iğdır Valiliği Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü'nün 2009 gün ve 2345 sayılı yazısında; Kartutan Köyü'nde 14-1983 tarihinde meydana gelen şiddetli yağmurlar sonucu oluşan afet nedeniyle 11 ailenin hak sahibi kabul edildiği ve bu ailelerin Tuzluca ilçesinde yapılan afet konutlarına 1989 yılında yerleştirildikleri, Tuzluca Kaymakamlığı İlçe Nüfus Müdürlüğü'nün 2010 gün ve 50 sayılı yazısında; 1993-1999 yılları arasında genel nüfus sayımı yapılmadığı, ancak 1997 yılında genel nüfus tespiti yapıldığı ve burada Kartutan Köyü nüfusunun sıfır olarak tespit edildiği, 2009 tarihli Jandarma tutanağında; Kartutan Köyü'nde terör olayı meydana gelmediği, başvurucuların iddia ettikleri terör olayının Seyisçeşme Tepe'de meydana geldiği, buranın da Kartutan Köyü dışında bulunduğu, Jandarma tarafından tutulan 2010 tarihli tutanakta; 1993-2000 yılları arasında Kartutan Köyü'nde geçici köy korucusu bulunmadığı ve görevlendirilmediği, İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü'nün 2005 gün ve 76-1 sayılı onayıyla; Kartutan Köyü halkının 1992 yılından itibaren ekonomik ve sosyal nedenlerle köyü terk ederek başka yerleşim birimlerine yerleşmeleri ve köyde yerleşik nüfusun bulunmaması nedeniyle tüzel kişiliğinin kaldırılmasına karar verildiği, Tuzluca İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı'nın 2010 gün ve 261 sayılı yazısında; 27 Mart 1994 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimleri öncesinde Kartutan Köyü halkı topluca Tuzluca İlçe Merkezi Kartutan Afet Konutlarına yerleştirildiğindenYüksek Seçim Kurulu Başkanlığı'nın 1993 gün ve 30 sayılı yazısı ekinde yer alan 165 sayılı kararı gereği Kartutan Köyü'nde sandık kurulamadığı ve muhtar seçilemediği, 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan Milletvekilliği Genel Seçimlerinde Kartutan Köyü'nün sandık bölgesi ilan edilmediği, Tuzluca İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı'nın anılan yazısı eklerinde yer alan belgelerde ise; Kartutan Köyü Muhtarı Hasan Orhan'ın 1994 tarihli dilekçesinde; köylerinde heyelan olması nedeniyle Tuzluca ilçe merkezinde kendilerine konut yapıldığı, söz konusu afet konutlarına kendi köyleri adına sandık kurulması talebinde bulunulduğu, dolayısıyla o tarih itibariyle anılan gerekçeyle köyün boşaldığının muhtarca zımnen kabul edildiği, Tuzluca Kaymakamlığı Mahalli İdareler Bürosu'nun 1994 gün ve 310 sayılı yazısında da, Kartutan Köyü'nün tamamen boşaltılarak Tuzluca ilçe merkezindeki afet konutlarına yerleştiklerinin belirtildiği görülmüştür. Bu durumda, yukarıda belirtilen hususların birlikte değerlendirilmesinden, Kartutan Köyü'nün idarece resmi şekilde veyaköy halkıtarafından terör kaygısıyla fiilenboşaltılmadığı, dolayısıyla ... 5233 sayılı Yasadan yararlanma imkanı bulunmadığı anlaşıldığından, ... başvurunun reddine dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir..." Başvurucuların temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 5/12/2012 tarihli ve E.2011/11806, K.2012/12858 sayılı ilamı ile kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek hükmün onanmasına karar verilmiştir. Başvurucular tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuş, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 12/6/2013 tarihli ve E.2013/8603, 2013/4373 sayılı ilamı ile karar düzeltme taleplerinin reddine karar verilmiştir. Karar düzeltme isteminin reddi kararı başvuruculara 9/9/2013 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucular 8/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.B. İlgili Hukuk 5233 sayılı Kanun’un , , , , geçici , geçici , geçici maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar’ın maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-28). 5233 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir." Aynı Kanun'un maddesi şöyledir:"Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanunun kapsamı dışındadır: ... d) Terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar." Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı şöyledir:"Öte yandan; kişilerin malvarlıklarına ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararların 5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini; köyün, idarece veya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde mümkün olabileceğinden; Mahkemece bozma kararı üzerine davacının ikamet ettiği köyün boşaltılıp boşaltılmadığının araştırılmasından sonra bir karar verilmesi gerektiği tabiidir...." Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı şöyledir:"5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinin değerlendirilmesinden; kişilerin malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın 5233 sayılı Yasa uyarınca tazmininin, terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sonucu meydana gelmesi şartına bağlı bulunduğu; başka bir ifadeyle, köyün, idarece veya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde söz konusu zararların tazmini yoluna gidilebileceği; güvenlik kaygısına dayansa dahi, terör olayları sonucu köyü terk edenlerin malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın, sadece köyün idarece veya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde ve köyün boşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçle sınırlı olarak tazmininin mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Zira, boşaltılan bir köye dönüşün başlaması, o köyde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanaklarına kavuşulduğu anlamına gelmektedir. Köye dönüş için sağlanması zorunlu olan asgari güvenlik düzeyi ölçütünün ise objektif olması gerektiği; başka bir anlatımla, köye geri dönen ve dönmeyen kişilere göre değişmemesi gerektiği de tabiidir.Bu kabule göre, uyuşmazlığa konu olayda, davacının terör olayları sonucu terk ettiği Yoncalıbayır Köyü'nde bulunan malvarlığına ulaşamamasından kaynaklanan zararının; sadece köyün boşaltılmasından, köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçle sınırlı kalmak kaydıyla tazmini olanaklı bulunduğundan, davalı idarece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 1 yıllık süre üzerinden hesaplanan miktarın ödenmesi yolundaki dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. ..."
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/7710
Başvuru, terör olayları nedeniyle köyü terk etmeye mecbur kalınması sonucu 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvuruların ve açılan davaların reddedilmesi ve makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
1
Başvuru; görülmekte olan bir ceza davasında savunma doğrultusunda delillerin toplanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının, darp eylemine maruz kalınması ve olayla ilgili kovuşturmada fail hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 20/5/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir: Başvurucu ile ağabeyi E. 2/7/2008 tarihinde Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi Yoğun Bakım Servisinde tedavi olan babalarını ziyaret etmek istemiş, hastanenin güvenlik görevlilerinin buna engel olmaya çalışması üzerine taraflar arasında tartışma çıkmıştır. Güvenlik görevlilerince darbedildiğini iddia eden başvurucu, saat 30 sıralarında 155 Polis İmdat hattını arayarak (Altındağ İlçe Emniyet Müdürlüğü Solmaz Kılıçtepe Polis Merkezi) Yüksek İhtisas Hastanesinde kavga olduğu ihbarında bulunmuştur. Başvurucu, olay yerine gelen polis memurlarının hakaret etmesi üzerine bu polislerle de tartışma yaşadığını, polislerin kendisini dövdüğünü, zorla götürüldüğü karakolda da dayak yediğini ve işkence gördüğünü, elinden ciddi şekilde yaralandığını iddia etmiştir. Yaşanan bu olaya ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından yürütülen soruşturma neticesinde Karakol Emniyet Amiri S.U. hakkında kasten yaralama suçundan, başvurucu hakkında ise görevli memura direnme ve hakaret suçlarından kamu davası açılmıştır. Asliye Ceza Mahkemesi yaptığı yargılama neticesinde başvurucu ve kardeşini sanık Karakol Emniyet Amiri S.U.nun kasten yaraladığına kanaat getirmiş, S.U.nun 1 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB); başvurucu ve E. yönünden ise kamu görevlilerine karşı görevini yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından hapis cezası ile cezalandırılmalarına, HAGB uygulanmasını istemediklerinden bu hükmün uygulanmasına yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu ve kardeşinin vekili, S.U. hakkında verilen HAGB kararına itiraz etmiş; itirazı inceleyen Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 30/12/2011 tarihinde HAGB kararının usul ve yasaya uygun olduğundan bahisle itirazın reddine karar vermiştir. Başvurucu ve E., aleyhlerine verilen hükmü temyiz etmiştir. Yargıtay Ceza Dairesi 1/11/2018 tarihinde başvurucu yönünden hükmün onanmasına, E. yönünden ise bozulmasına karar vermiştir. İlgili hukuk için bkz. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası, geçici maddesinin (8) numaralı fıkrası ile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin beşinci ve yedinci fıkraları ve maddesinin dördüncü fıkrası.
Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/17437
Başvuru, görülmekte olan bir ceza davasında savunma doğrultusunda delillerin toplanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının, darp eylemine maruz kalınması ve olayla ilgili kovuşturmada fail hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru, tam yargı davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu Şirket, Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) idari işlemden doğan zararın tazmini talebiyle Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna (EPDK) karşı dava açmıştır. Mahkeme 31/1/2019 tarihinde davanın süre aşımından reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinde; uğranıldığı iddia edilen zararı doğuran işlemin 25/6/2013 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini ve bu yürürlük tarihinden itibaren 60 gün içerisinde dava açılması ya da idareye başvuru yoluna gidilmesi gerekirken dava açma süresi geçtikten sonra yapılan başvuruların dava açma süresini yeniden canlandırmayacağı gözönüne alınarak 14/6/2017 tarihinde açılan davanın süre yönünden reddi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu Şirket, söz konusu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf başvurusunu inceleyen Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi 27/6/2019 tarihli kararıyla istinaf başvurusunu temyiz kanun yolu açık olmak üzere reddetmiştir. Başvurucunun temyiz talebi, Danıştay Onüçüncü Dairesinin 29/6/2020 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar, başvurucu vekili tarafından Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi üzerinden yapılan tebligatın açılmasıyla 21/7/2020 tarihinde öğrenilmiştir. Başvurucu vekili 18/12/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu vekili B.Y. 31/12/2020 tarihinde mazeret dilekçesiyle aynı tarihli sağlık raporunu başvuru kapsamında sunmuştur. Ankara Sincan Dr. Nazif Körez Devlet Hastanesi Organize Sanayi Semt Polikliniğinden alınan tek hekim sağlık raporunda; son altı aydır işe odaklanamama, mutsuzluk, isteksizlik bulgularıyla "orta depresif nöbet" tanısı konulduğuna yer verilmiştir. Başvurucu vekili, COVID-19 pandemisinden çok etkilendiğini bu süreçte psikolojisinin yıprandığını ileri sürmüştür. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucu vekilleri B.Y. ve S.A. 16/11/2021 tarihli dilekçeyle başvurucu Şirketin vekilliğinden çekildiğini belirten dilekçeyi bireysel başvuru dosyası kapsamında sunmuştur. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/38830
Başvuru, tam yargı davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru, konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin ve bu tedbirin elektronik kelepçe takılmak suretiyle yerine getirilmesinin hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 3/8/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Bireysel başvuruya konu olayın gerçekleştiği tarihte 13 yaşında olan mağdur, eski erkek arkadaşı olduğunu beyan ettiği başvurucu (olay tarihinde 16 yaşında) ile rızası olmadan cinsel ilişki yaşadığını okulda arkadaşlarıyla paylaşmış; arkadaşlarının da konuyu rehber öğretmenlerine anlatması üzerine olay Savcılığa intikal etmiştir. Bunun üzerine başvurucu hakkında çocukların cinsel istismarı suçundan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından soruşturma başlatılmıştır. Olayın gerçekleştiği iddia edilen tarihten yaklaşık kırk beş gün sonra 27/4/2018 tarihinde mağdur, Çocuk İzleme Merkezinde psikolog ile yaptığı görüşmede başvurucuyla rızası olmadan cinsel ilişki yaşadığını beyan etmiştir. Mağdur 30/4/2018 tarihinde Başsavcılık tarafından alınan ifadesinde ise özetle başvurucunun kendisine yönelik cinsel istismar uyguladığını beyan etmiştir. Mağdurun annesi müşteki sıfatıyla alınan ifadesinde, böyle bir olaydan haberinin olmadığını ancak böyle bir olay gerçekleşmişse başvurucudan şikâyetçi olduğunu söylemiştir. Başvuruya konu olayın gerçekleştiği tarihlerde başvurucu ile mağdurun yanlarında bulunduğu iddia edilen bir arkadaşlarının da 30/4/2018 tarihinde tanık olarak ifadesine başvurulmuştur. Tanık, başvurucunun mağdura yönelik herhangi bir eyleminin olmadığı ve olayın gerçekleştiği gün birlikte vakit geçirdikleri yönünde anlatımda bulunmuştur. Mağdurun yapılan iç beden muayenesi kapsamında 30/4/2018 tarihinde adli rapor düzenlenmiştir. Raporda; himen muayenesinde eski ve yeni laserasyon saptanmadığı, akut ve kronik livatanın tıbbi bulgularına rastlanmadığı ancak kişinin yaşı ve vücut gelişimi dikkate alındığında rıza, itina gösterilmesi veya kayganlaştırıcı madde kullanımı gibi direncin kırıldığı durumlarda herhangi bir tıbbi bulgu oluşmadan da anal yoldan veya sair cisim sokma eyleminin gerçekleşmiş olabileceği yönünde tespitte bulunulmuştur. Başsavcılık 1/5/2018 tarihinde, başvurucunun müdafii huzurunda ifadesine başvurmuştur. Başvurucu savunmasında üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini, mağdurun beyanlarının doğru olmadığını ifade etmiştir. Başsavcılık, alınan ifadesinin ardından başvurucunun çocuğun cinsel istismarı suçundan tutuklanması talebinde bulunmuştur. İzmir Sulh Ceza Hâkimliği 1/5/2018 tarihinde başvurucu hakkındaki tutuklama talebinin reddine ve başvurucunun konutu terk etmemek yükümlülüğü getirilerek adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Suça sürüklenen çocuğun (SSÇ) üzerine atılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediğine dair hakkında suç şüphesini gösterir somut delillerin ve SSÇ lerin kaçma şüphelerinin bulunduğu ancak mevcut delil durumuna göre tutuklama tedbirinin uygulanmasının ölçülü olmayacağı, tutuklamadan beklenen amaca SSÇ hakkında adli kontrol tedbiri uygulanması suretiyle de ulaşılabileceği sağlanabileceği anlaşıldığından, Cumhuriyet Başsavcılığının SSÇ'nin tutuklanmasına karar verilmesi yönündeki talebinin reddi ile SSÇ hakkında CMK'nın 109/3-j maddesi gereğince konutunu terk etmemek şeklinde adli kontrol altına alınmasına... [karar verildi.]" Başvurucu bu karara karşı 7/5/2018 tarihinde itiraz etmiştir. İzmir Sulh Ceza Hâkimliği, yapılan değerlendirmenin sonucunda 16/5/2018 tarihinde itirazın reddine ve başvurucu hakkında uygulanan adli kontrol hükümlerinin aynen devam etmesine karar vermiştir. Dosya kapsamında, 11/5/2018 tarihinde mağdurun psikolog eşliğinde ifadesine başvurulmuştur. İfade akabinde adli görüşmeci olan psikolog tarafından tutulan tutanakta; mağdurun sorulara net ve hedefe yönelik cevaplar verdiği, ifadesinin olay örgüsü, yer, mekân, kişi olarak tutarlı olduğu ve cinsel istismara uğradığı kanaatine varıldığı belirtilmiştir. İzmir Denetimli Serbestlik Müdürlüğü (Müdürlük), konutu terk etmeme yükümlülüğüne ilişkin bilgilendirme formu ile kurallara, hak ve sorumluluklara ilişkin yazıyı, 28/5/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ etmiştir. Müdürlük ayrıca aynı tarihte İnfaz İşlemleri Değerlendirme Komisyonuna bir yazı yazarak başvurucu hakkında uygulanan tedbir kararının elektronik kelepçeyle izlenip izlenmeyeceği konusunda değerlendirme yapılmak suretiyle karar verilmesini talep etmiştir. İnfaz İşlemleri Değerlendirme Komisyonu tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, 5/3/2013 tarihli ve 28578 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) maddesi uyarınca başvurucunun takibinin elektronik kelepçe ile yapılmasının Elektronik Kelepçe İzleme Şube Müdürlüğüne önerilmesine 30/5/2018 tarihinde karar verilmiştir. Elektronik Kelepçe İzleme Şube Müdürlüğü tarafından yapılan değerlendirme sonucunda 6/6/2018 tarihinde, başvurucuya elektronik kelepçe uygulanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun elektronik kelepçe kullanırken dikkat etmesi gereken hususlara ilişkin bilgilendirme de yine aynı tarihte başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, hakkında uygulanan elektronik kelepçe işlemiyle ilgili olarak elektronik izleme yöntemlerinin kullanılması için gerekli koşulların mevcut olmadığı gerekçesiyle 7/6/2018 tarihinde Müdürlüğe itiraz etmiştir.İnfaz İşlemleri Değerlendirme Komisyonu tarafından 8/6/2018 tarihinde "Kararı veren Mahkeme tarafından suça sürüklenen çocuğun mağdura zarar verme şüphesi ile bu tedbir verilmiş olup, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün elektronik kelepçe konulu, 20/1/2017 tarihli, uygulamanın nasıl yapılmasına ilişkin genelgesinin f) bendi doğrultusunda, mağdura zarar verme riski bulunan yükümlülere elektronik kelepçe takılması gerektiği" belirtilerek talebin reddine karar verilmiştir. Başvurucu -aynı konuda- elektronik kelepçenin kaldırılması talebiyle 7/6/2018 tarihinde İnfaz Hâkimliğine de dilekçe vermiştir. Dilekçesinde başvurucu; Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği'nin maddesinin (5) numaralı fıkrasında belirtilen koşullar mevcut olmadığı hâlde hakkında konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol kararı ile bağlantılı olarak elektronik kelepçe yükümlülüğünün uygulandığını, mağdura zarar verme riskinin söz konusu olmadığını zira o kişiyle iletişime geçmediğini, aksine mağdurun kendisine ulaşmaya çalıştığını, olayın gerçekleştiği iddia edilen tarihten bir buçuk ay geçtikten sonra ihbar edilmiş olmasına rağmen bu süreçte herhangi bir cinsel, fiziksel, psikolojik zarar verme durumunun olmadığını, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği'nin maddesindeki hükmün bir karine gibi uygulanmaması gerektiğini ileri sürmüştür. İzmir İnfaz Hâkimliği 19/6/2018 tarihinde yaptığı değerlendirme sonucunda başvurucunun talebinin reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:"SSÇ isnadı altında bulunan [S.]'nin İzmir Sulh Ceza Hakimliğinin 2018/477 sayılı kararına istinaden hakkında CMK'nın 109/3-j maddesine dayalı olarak 'Konutu Terk Etmemek' şeklinde adli kontrol kararı uygulanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. İzmir Sulh Ceza Hakimliğinin bu kararı vermesine neden olan eylem 5237 sayılı TCK'nın 103/ maddesinde tanımlı suça dayanmaktadır. Elektronik kelepçe yolu ile güvenlik tedbirinin uygulanma ve takibi konusunda yetkili birim yasaya göre Denetimli Serbestlik Müdürlüğüdür. İzmir Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce SSÇ hakkında verilen adli kontrol kararı nedeni ile bu talebin elektronik kelepçe yolu ile yerine getirilmesi kanaatine varıldığı ve Elektronik Kelepçe İzleme Şube Müdürlüğüne önerildiği, Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce SSÇ hakkında elektronik kelepçe ile takibin yapılmasına gerekçe olarak da 'mağdura zarar verme riskinin' esas alındığı anlaşılmıştır. 5237 sayılı TCK'nın 103/ maddesi çocukların cinsel istismarı suçunu düzenlemekte olup, maddede bu eylemin gerçekleşmesi durumunda verilecek cezanın 16 yıldan aşağıya olmamak üzere hükmedileceği belirtilmiştir.SSÇ hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığını Çocuk Suçlular Soruşturma Bürosu tarafından yürütülmekte olan adli soruşturmanın 2018/55597 soruşturma numarası ile halen yürütülmekte olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce SSÇ'ye isnat edilen suçlamanın niteliği gözetilerek alınan 'Mağdura zarar verme riski' gerekçesinin göz ardı edilemeyeceği, aksine çocuğun cinsel istismarı suçlamasının hem niteliği hem de yasada düzenlenen cezai had göz önüne alındığında gerçekten de soruşturma aşamasından itibaren mağdurun korunmasına ilişkin tedbirin en üst düzeyde sağlanması gerektiği, bu nedenle de yasa koyucu tarafından elektronik kelepçe uygulaması yoluyla izlemeye ilişkin takdirin Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne verilmiş olması karşısında ve tüm bu çerçeve içerisinde kurulun kararında ve uygulamasında bir hukuka aykırılık tespit edilmemesi kanaati ile talebin reddine karar vermek gerekmiştir." Başvurucu bu karara karşı 26/6/2018 tarihinde itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde başvurucu; mağdura zarar verme riskinin varlığına dayanak oluşturan herhangi bir davranışının söz konusu olmadığını, mağdurla herhangi bir iletişim yoluna gitmediğini, İnfaz Hâkimliğinin kararında da hangi davranışı dolayısıyla zarar verme riskinin oluştuğu konusunda da bir açıklamaya yer verilmediğini, mağdura zarar verebileceğine ilişkin somut bir bilgi ve delile dayanmadan otomatik risk değerlendirmesine gidilmesinin orantılılık ilkesi açısından sorun oluşturduğunu, İnfaz Hâkimliğinin kararında atıf yapılan genelgede çocuk yükümlülere -mağdur çocuk olsun ya da olmasın- elektronik kelepçe takılmasının yasaklandığını, kişi özgürlüğünü ilgilendiren bir konuda bir genelgeye dayanılmasının mümkün olmadığını, bu durumun kanunilik açısından sorun oluşturduğunu, kanunla öngörülmeyen bir özgürlük sınırlamasının iç genelgeye dayanılarak yapılamayacağını ileri sürmüştür. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirme sonucunda 3/7/2018 tarihinde, başvurucu tarafından yapılan itirazın reddine karar verilmiştir. Bu karar 17/7/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 3/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Öte yandan başvurucu 13/6/2018 tarihinde, hakkında hükmedilen konutu terk etmeme tedbirinin elektronik kelepçe yöntemiyle uygulanmasına ilişkin verilen karara karşı İzmir Sulh Ceza Hâkimliğine de itirazda bulunmuş, Hâkimlik 22/6/2018 tarihinde itirazın reddine ve başvurucu hakkında uygulanan adli kontrol tedbirinin devamına karar vermiştir. Başvurucu tarafından 9/7/2018 tarihinde Başsavcılığa bir dilekçe sunulmuştur. Dilekçede; annesinin telefonundan mağdurun başvurucuya mesaj attığı, mesaj içeriklerinde mağdurun kıskançlık üzerine iftirada bulunduğundan, başvurucunun bu kadar ceza alabileceğini tahmin etmediğinden, başvurucuyu hâlâ çok sevdiğinden bahsettiği ileri sürülmüş ve dilekçeye de mesaja ilişkin ekran görüntüleri eklenmiştir. Başvurucu 10/7/2018 tarihinde dosyaya eklenen yeni deliller kapsamında adli kontrolün kaldırılmasını istemiş, 27/7/2018 tarihinde ise 22/6/2018 tarihli İzmir Sulh Ceza Hâkimliği kararına itiraz etmiştir. İzmir Sulh Ceza Hâkimliği 8/8/2018 tarihinde söz konusu talepleri birlikte değerlendirerek başvurucunun talebinin reddine ve adli kontrol tedbirinin devamına karar vermiştir. Hâkimlik, itirazın değerlendirilmesi için ise dosyanın Sulh Ceza Hâkimliğe gönderilmesine karar vermiştir.İzmir Sulh Ceza Hâkimliği 9/8/2018 tarihinde yapmış olduğu değerlendirme sonucunda söz konusu kararın usul ve yasaya uygun olması gerekçesiyle itirazın reddine karar vermiştir. 5/9/2018 tarihinde başvurucu, hakkında uygulanan konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol kararının değiştirilmesi için bir kez daha Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuştur. Söz konusu talebinde başvurucu, lise öğrencisi olması ve okulların yakın bir tarihte açılacak olması nedeniyle eğitim ve öğretim hakkının engellenmemesi için tedbirin kaldırılmasını talep etmiştir. İzmir Sulh Ceza Hâkimliği 18/9/2018 tarihinde başvurucunun talebini kabul etmiş, başvurucu hakkında uygulanan konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin imza yükümlülüğü şeklindeki adli kontrol tedbiri ile değiştirilmesine karar vermiştir. 30/11/2018 tarihli ikinci ifadesinde mağdur; başvurucuya mesaj attığını kabul etmiş, yaşanan cinsel ilişki konusunda önceki ifadesinde belirttiği hususları tekrarlamış ve sadece ilişkide zorlama olmadığını beyan etmiştir. Savcılık, başvurucu hakkında 21/11/2019 tarihinde çocuğun cinsel istismarı suçundan cezalandırılması istemiyle iddianame tanzim etmiştir. İddianamenin ilgili kısmı şöyledir:"Mart 2018 ayı içinde hafta içi bir gün mağdur ... ile SSÇ S.nin gece saat 24:00-01:00'a kadar parkta oturdukları daha sonra yanlarında hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilen T.S. de olduğu halde beraber Gaziemir'de bulunan SSÇ S.nin evine gittikleri, T.S.nin bir süre oturduktan sonra evden ayrıldığı, SSÇ S ile mağdurun evde yalnız kaldıkları, SSÇ S. mağduru yatağa yatırmaya çalıştığı, ona sarıldığı ve onu dudağından öptüğü, yatakta mağdurun pantolonunu açmaya çalıştığı, mağdurun bunu istemediği ve pantolonunu kapatmak için uğraştığı ancak SSÇ'nin, mağdurun kollarını tutup iç çamaşırı ile birlikte onun pantolonunu indirdiği, mağdurun SSÇ'ye yapma diye karşı çıktığı SSÇ'nin ayrıca mağdurun üst kıyafetlerini de çıkarmak için uğraştığı, ancak mağdurun izin vermediği, SSÇ'nin kendi alt kıyafetlerini de çıkardıktan sonra cinsel organını mağdurun arka özel bölgesine kaka yaptığı deliğe sokacak şekilde dokunduğu bu dokunmasının bir dakika kadar sürdüğü ...Mağdurun muayenesi sonucu düzenlenen 30/04/2018 tarihli raporda, Himen muayenesinde eski ve yeni laserasyon saptanmadığı, akut ve kronik livatanın tıbbi bulgularına rastlanmadığı, ancak kişinin yaşı ve vücut gelişimi dikkate alındığında rıza, itina gösterilmesi veya kayganlaştırıcı madde kullanımı gibi direncin kırıldığı durumlarda herhangi bir tıbbi bulgu oluşmadan da anal yoldan veya sair cisim sokma eyleminin gerçekleşmiş olabileceği yönünde tespitte bulunulduğu, Mağdurun 30/11/2018 tarihli ifadesinde de yaşanan cinsel ilişki konusunda önceki ifadesinde belirttiği hususları tekrarladığı sadece ilişkide zorlama olmadığını, parkta ya da evde zorla tutulmadığını kendisine karşı herhangi bir zorlama olmadığını eve giderken kimsenin kendisini zorlamadığını, istediği zaman evden ya da parktan çıkabilecek durumda olduğunu ifade ettiği, müştekinin SSÇ'den şikayetçi olduğu, SSÇ'nin müsnet suçu işlediği ve hakkında kamu davası açılması için yeterli şüphe ve delilin mevcut olduğu anlaşılmakla; delillerin değerlendirilmesi mahkemeye ait olmak üzere; suça sürüklenen çocuğun yargılamasının mahkememizce yapılarak; vücuda organ sokulması suretiyle çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan eylemine uyan Türk Ceza Yasasının 103/2 maddeleri gereğince, cezalandırılmasına, suç tarihi itibariyle 15 yaşını bitirip 18 yaşını bitirmediği anlaşılmakla hakkında Türk Ceza Yasasının 31/ maddesinin uygulanmasına karar verilmesi kamu adına iddia ve talep olunur." İzmir Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi 18/12/2019 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2019/362 sayılı dosya üzerinden kovuşturma başlamıştır.Dava bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir. A. Ulusal Hukuk4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili bölümü şöyledir:"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa. (3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; (2)... Çocukların cinsel istismarı (madde 103)..."5271 sayılı Kanun'un "Adli kontrol" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.(2) Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.(3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerira) Yurt dışına çıkamamak.b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.d) Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek.e) Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek.f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak.g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek.h) Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişisel güvenceye bağlamak.i) Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve adlî kararlar gereğince ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek.j) Konutunu terk etmemek.k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek.l) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek. (4) (Ek: 25/5/2005 – 5353/14 md.; Mülga: 2/7/2012-6352/98 md.) (5) Hâkim veya Cumhuriyet savcısı (d) bendinde belirtilen yükümlülüğün uygulamasında şüphelinin meslekî uğraşılarında araç kullanmasına sürekli veya geçici olarak izin verebilir.  (6) Adlî kontrol altında geçen süre, şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Bu hüküm, maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendinde belirtilen hallerde uygulanmaz.  (7) Kanunlarda öngörülen tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilenler hakkında adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir." 5271 sayılı Kanun'un "Adlî kontrol kararı ve hükmedecek merciler" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adlî kontrol altına alınabilir. (2) Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolun içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir. (3) 109 uncu madde ile bu madde hükümleri, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da, kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır." 5271 sayılı Kanun'un "Adlî kontrol kararının kaldırılması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra hâkim veya mahkeme 110 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre beş gün içinde karar verebilir. (2) Adlî kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir." 5271 sayılı Kanun'un "Tedbirlere uymama" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Adlî kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. (2) (Ek: 24/11/2016-6763/24 md.) Birinci fıkra hükmü, azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrol tedbirinin ihlali hâlinde de uygulanabilir. Ancak, bu durumda tutuklama süresi ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz aydan, diğer işlerde iki aydan fazla olamaz." 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun "Temel ilkeler" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"(1) Bu Kanunun uygulanmasında, çocuğun haklarının korunması amacıyla;...i) Çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulması,j) Tedbir kararı verilirken kurumda bakım ve kurumda tutmanın son çare olarak görülmesi, kararların verilmesinde ve uygulanmasında toplumsal sorumluluğun paylaşılmasının sağlanması,...İlkeleri gözetilir. " 5395 sayılı Kanun'un "Adli kontrol" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Suça sürüklenen çocuklar hakkında soruşturma veya kovuşturma evrelerinde adlî kontrol tedbiri olarak Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesinde sayılanlar ile aşağıdaki tedbirlerden bir ya da birkaçına karar verilebilir:a) Belirlenen çevre sınırları dışına çıkmamak.b) Belirlenen bazı yerlere gidememek veya ancak bazı yerlere gidebilmek.c) Belirlenen kişi ve kuruluşlarla ilişki kurmamak. (2) Ancak bu tedbirlerden sonuç alınamaması, sonuç alınamayacağının anlaşılması veya tedbirlere uyulmaması durumunda tutuklama kararı verilebilir." 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Çocukların cinsel istismarı" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: "(1) (Yeniden düzenlenen birinci ve ikinci cümle: 24/11/2016-6763/13 md.) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/13 md.) Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden; a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar anlaşılır. (2) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/13 md.) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz. 3/7/2015 tarihli ve 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu'nun "Soruşturma evresindeki görevler" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Müdürlüğün soruşturma evresindeki görevleri şunlardır:a) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b), (c), (e), (j), (k) ve (l) bentleri ile 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerine göre adlî kontrol altına alınan şüphelilerle ilgili olarak, kararda belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmesine ilişkin çalışmaları yürütmek." 5402 sayılı Kanun'un "Kovuşturma evresindeki görevler" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Müdürlüğün kovuşturma evresindeki görevleri şunlardır:a) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b), (c), (e), (j), (k) ve (l) bentleri ile Çocuk Koruma Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerine göre adlî kontrol altındaki sanıklarla ilgili olarak, kararda belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmesine ilişkin çalışmaları yürütmek."5402 sayılı Kanun'un "Elektronik cihazların kullanılması suretiyle takip" kenar başlıklı 15/A maddesi şöyledir: "(1) Şüpheli, sanık ve hükümlülerin toplum içinde izlenmesi, gözetimi ve denetimi elektronik cihazların kullanılması suretiyle de yerine getirilebilir. (Ek cümle:14/4/2020-7242/59 md.) Bu izleme, rızası alınmak koşuluyla şüpheli, sanık ve hükümlüye ait elektronik cihazlar kullanılmak suretiyle de yapılabilir. (2) İzleme, gözetim ve denetime ilişkin esas ve usuller yönetmelikle düzenlenir." Yönetmelik'in "Denetim ve takip" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Yükümlülerin toplum içinde izlenmesi, denetimi ve takibi, denetim bürosunda görevli denetimli serbestlik memurları tarafından yerine getirilir. (2) Tehlikeli veya mükerrir suçlular ile uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, cinsel saldırıda bulunma, çocukların cinsel istismarı ve cinsel taciz gibi suçlardan hüküm giyenlerin denetim ve takibinde kollukla işbirliği yapılır. (3) Denetlenecek yükümlülerin listesi ve denetim usulü vaka sorumlularınca belirlenerek, müdürün onayına sunulur. Denetim görevlileri kendilerine verilen listeye uygun olarak denetim görevini yerine getirirler. Yapılan denetimler tarih, saat ve yer belirtilmek suretiyle tutanak altına alınır. (4) Şüpheli, sanık veya hükümlü hakkında belirlenen tedbirin türüne, denetimin yoğunluğuna, suçun özelliğine ve yükümlünün durumuna göre, geceleri ve hafta sonlarını da kapsayacak şekilde denetim yapılır. (5) Yükümlülerin topluma veya mağdura zarar verme durumu ile tekrar suç işleme riski açısından yoğun denetim altında tutulması söz konusu ise yükümlünün denetim ve takibinde elektronik cihazlar kullanılabilir.(6) Hükümlülerin müdürlüklere girişlerinde gerek duyulması halinde üstleri aranabilir, alkol kontrolü yapılabilir."Aynı Yönetmelik'in "Şikayet ve itiraz" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Yükümlüler ile kanuni temsilcileri, infaz hizmetlerinin yürütülmesi sırasında müdürlükçe hazırlanan denetim planları ve raporları ile müdürlükçe yapılan uyarılar gibi işlem ve eylemlerin kanun, tüzük ve yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı olduğu gerekçesiyle müdürlüğe itirazda ya da infaz hâkimliğine şikâyette bulunabilirler. (2) Yükümlü, hakkındaki işlem ve eylemleri öğrendiği tarihten itibaren on beş gün, her halde işlem ve eylemlerin yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde şikâyet yoluyla infaz hâkimliğine başvurabilir. (3) Şikâyet, dilekçe ile doğrudan infaz hâkimliğine yapılabileceği gibi; Cumhuriyet başsavcılığı veya denetimli serbestlik müdürlüğü aracılığıyla da yapılabilir. Doğrudan infaz hâkimliğine yapılmayan başvurular hemen ve en geç üç gün içinde infaz hâkimliğine gönderilir. Sözlü yapılan şikâyet, tutanağa bağlanır ve tutanağın bir sureti başvurana verilir. (4) Şikâyet yoluna başvurulması, yapılan işlem veya faaliyetin yerine getirilmesini durdurmaz. Ancak, infaz hâkimi giderilmesi güç veya imkânsız sonuçların doğması ve işlem veya faaliyetin açıkça hukuka aykırı olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda işlem veya faaliyetin ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir. (5) Müdürlük işlemlerine karşı yapılan itirazlar komisyon tarafından, koruma kurulu kararlarına karşı itirazlar koruma kurulu tarafından incelenerek sonuçlandırılır. Kararlara karşı infaz hâkimliğine şikâyette bulunulabilir. Müdürlük işlemlerine ve koruma kurulu kararlarına yapılan itirazlar şikâyetteki usullere tabidir. (6) Yükümlüyle ilgili birinci fıkra kapsamında yapılan karar ve işlemlere ilişkin yazışmalarda veya belgelerde, yükümlülerin şikâyet ve itiraz hakkı ile süresi açıkça belirtilir." Aynı Yönetmelik'in "Adli kontrol tedbirleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Adli kontrol tedbirlerinden;...h) Konutunu terk etmemek: Şüpheli veya sanığın mahkeme tarafından belirlenen konutunu mazereti olmaksızın veya izin almaksızın terk etmemeyi,...İfade eder". Aynı Yönetmelik'in "Adli kontrol tedbirlerinin yerine getirilmesi" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Adli kontrol kararı kaydedildikten sonra, infaz işlemlerinin başlatılması için karar doğrudan vaka sorumlusuna gönderilir. Hakkında adli kontrol kararı verilen şüpheli veya sanığa gönderilen tebligatta; adli kontrol tedbirinin türü, tedbirin ne şekilde ve ne zaman yerine getirileceği, uyulması gereken kurallar, tedbire uymamanın sonuçları ile adli kontrol tedbirinin gereklerinin derhal yerine getirilmesi gerektiği açıklanır. Kararın niteliğine göre gerekli ise ilgili kişi, kurum veya kuruluşa derhal yazı yazılarak adli kontrol tedbirinin içeriği açıklanır; şüpheli veya sanığın hakkındaki adli kontrol tedbirinin gereklerini süresinde yerine getirip getirmediği ve adli kontrol tedbirine devam edip etmediği hususlarında bilgi istenir.... (5) Haklarında bu Yönetmeliğin 56 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a), (h), (ı) ve (i) bentlerinde sayılan adli kontrol tedbirlerine karar verilen şüpheli veya sanıkların toplum içinde izlenmesi, denetim ve takibi elektronik kelepçe takılmak suretiyle yerine getirilebilir." Aynı Yönetmelik'in "Elektronik izleme" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Elektronik izleme; şüpheli, sanık veya hükümlülerin elektronik yöntem ve araçlar ile toplum içinde izlenmesini, gözetim ve denetim altında tutulmasını sağlayan, mağdurun ve toplumun korunmasını destekleyen kararların infaz edilmesinde kullanılan bir yöntemdir." Aynı Yönetmelik'in "Elektronik izleme merkezi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Şüpheli, sanık veya hükümlülerin elektronik yöntem ve araçlarla toplum içinde izlenmesi, gözetimi ve denetimi için elektronik izleme merkezi oluşturulur. (2) İzleme merkezinde bu konuda eğitim almış yeteri kadar denetimli serbestlik memuru yirmi dört saat esasına ve vardiya usulüne göre çalışır. Elektronik izleme şube müdürlüğünce her vardiya için izleme merkezinin çalışmalarından sorumlu bir personel belirlenir. (3) İzleme merkezinde görevli bir personelin kaç yükümlünün takibinden sorumlu olacağı elektronik izleme şube müdürlüğünce belirlenir. (4) Genel Müdürlüğün izni olmadan görevli ve yetkililer hariç, üçüncü kişiler izleme merkezine giremez. İzleme merkezi çalışanlarının, izleme merkezine cep telefonu, bilgisayar, fotoğraf makinesi gibi araçlarla girmeleri yasaktır. (5) İzleme merkezi çalışanları, yükümlülerle yaptıkları iletişimin ve yükümlülerin ihlal durumunun sisteme kaydedilmesini kontrol ederler ve ihlal durumlarını elektronik izleme şube müdürlüğüne aynı gün iletirler." Aynı Yönetmelik'in "Elektronik izleme müdahale ekibi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Müdürlüklerde ihtiyaç olması halinde denetim bürosunda elektronik izleme konusunda eğitim almış yeteri kadar denetimli serbestlik memuru görevlendirilir. Elektronik izleme müdahale ekibi yirmi dört saat esasına ve vardiya usulüne göre çalıştırılabilir. (2) Müdahale ekibi;a) Elektronik cihazların takılmasından ve sökülmesinden,b) İzleme merkezi ile gerekli koordinasyonun sağlanmasından,c) İzleme merkezince iletilen taleplerin yerine getirilmesinden,ç) Elektronik cihazlarla takip edilen yükümlülerin takip ve denetiminden,d) Elektronik cihazlarda meydana gelen arızalara ilişkin gerekli işlemlerin yapılmasından,e) İzleme merkezinden gelen ihlal durumunun tespit edilmesinden,sorumludur." Aynı Yönetmelik'in "Elektronik cihaz ile takip edilecek yükümlülerin belirlenmesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Haklarında belirli yerlere gitmekten yasaklama veya belirlenen konut, yer veya bölgeden çıkmama ya da belirlenen kişilere yaklaşmamaya dair verilen denetimli serbestlik kararları, elektronik cihaz kullanılmak suretiyle yerine getirilebilir. (2) Mevcut risk durumu, tedbir, yükümlülük ve denetimin gereklilikleri, mağdurun veya toplumun korunma ihtiyacı dikkate alınarak, vaka sorumlusunun talebi üzerine komisyon, yükümlünün elektronik cihaz ile takibini elektronik izleme şube müdürlüğüne önerir. (3) Elektronik cihaz takılması önerilen yükümlünün bilgileri elektronik izleme şube müdürlüğüne iletilir. Şube müdürlüğünce, izleme merkezinin kapasitesi, yükümlünün durumu, mahkeme kararının niteliği ve infaz kabiliyeti teknik yönden değerlendirilerek yükümlünün elektronik cihaz ile izlenip izlenmemesine karar verilir." Aynı Yönetmelik'in "Elektronik cihazların kurulması ve kelepçe takılması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Elektronik cihazlar kullanılmak suretiyle izlenmesine karar verilen yükümlüler, görevli denetimli serbestlik personeli tarafından bilgilendirilir. Elektronik cihazın özelliğine göre yükümlü müdürlüğe davet edilerek veya yükümlünün evine gidilerek elektronik izleme ünitesi kurulur ve devreye sokulur. Elektronik cihazlarla takip edilecek yükümlünün kimlik bilgileri görevli personel tarafından kontrol edilir. (2) Yükümlü, elektronik kelepçe, diğer cihazlar ve ilgili ünitenin kullanımı ile uyulması gereken kurallar ve uymamanın sonuçları konusunda yazılı olarak bilgilendirilir. (3) Elektronik cihazlar kullanılmak suretiyle takibine karar verilen yükümlü, elektronik kelepçe takılmasına ve ilgili ünitenin kurulmasına rıza göstermek, cihazları kullanılır durumda bulundurmak, kararın infazı için gerekli olan kısıtlamalara ve cihazların kullanımına ilişkin belirlenen kurallara uygun hareket etmek zorundadır. Bu kurallara aykırı davranış yükümlülüğünün ihlali sayılır. (4) İzleme merkezi tarafından yükümlünün kurallara aykırı davrandığının belirlenmesi halinde, müdahale ekibi durumdan derhal haberdar edilir. Elektronik izleme şube müdürlüğü, yükümlünün kurala aykırı davranışını denetimli serbestlik müdürlüğüne yazılı olarak da bildirir. Kurala aykırı davranışın vaka sorumlusu tarafından yükümlülüğün ihlali olarak değerlendirilmesi halinde durum komisyona iletilir." Aynı Yönetmelik'in "Elektronik cihazların ve kelepçenin sökülmesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Yükümlülüğün sona ermesi veya ihlal edilmesi, yükümlünün ceza infaz kurumuna alınması ya da yükümlünün elektronik cihazların kullanılması suretiyle takibinden vazgeçilmesi durumunda, elektronik cihazlar ve kelepçe görevli denetimli serbestlik personelince sökülür. Cihaz, gerekli kontroller yapılarak yükümlüden tutanak karşılığında teslim alınır. (2) Elektronik cihaz ve kelepçe izleme merkezi bilgilendirilmeden sökülmez. Elektronik cihaz ve kelepçe sökülmesine ilişkin talep üzerine izleme merkezi tarafından sistemden elektronik takip sonlandırılır ve elektronik takibe ilişkin gerekli bilgiler ilgili müdürlüğe iletilir."B. Uluslararası Hukuk İlgili uluslararası hukuk için bkz. Esra Özkan Özakça [GK], B. No: 2017/32052, 8/10/2020, §§ 43-52; Furkan Omurtag, B. No: 2014/18179, 25/10/2017, §§ 29-
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/25505
Başvuru, konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin ve bu tedbirin elektronik kelepçe takılmak suretiyle yerine getirilmesinin hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru, Batman-Siirt çevre yolu etrafındaki taşınmazların Şevket Başak Köprülü Kavşağı Yapım Projesi ve çalışmaları dolayısıyla değer kaybetmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 4/2/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Batman ili Merkez ilçesi Tilmerç köyüne kâin 175 ada 2 ve 3 No.lu parselde yer alan arazilerin malikidir. Başvurucu, taşınmazların yakınında inşa edilen köprülü kavşağın ortaya çıkardığı olumsuz etkiler sonucunda taşınmazların değer kaybettiği gerekçesiyle zararının giderilmesi için 18/10/2018 tarihinde Karayolları Genel Müdürlüğüne (İdare) başvurmuştur. Başvurunun 2/11/2018 tarihli işlemle reddi üzerine başvurucu 27/11/2018 tarihinde Batman İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Başvurucu, kavşak yapım projesi nedeniyle değer kaybına uğradığı gerekçesiyle 500 TL maddi tazminatın proje tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme 18/12/2018 tarihli kararıyla davayı süre aşımı nedeniyle kesin olarak reddetmiştir. Kararın gerekçesinde özetle;i. Şevket Başak Köprülü Kavşağı Yapım Projesi'nin 6/3/2015 tarihinde onaylandığı, 1/3/2016 tarihinde köprülü kavşağın inşasına başlandığı ve 15/5/2017 tarihinde inşası tamamlanan köprülü kavşağın hizmete açıldığı tespitinde bulunulmuştur.ii. Mezkûr projenin 15/5/2017 tarihinde tamamlanarak köprülü kavşağın hizmete açıldığı dikkate alındığında başvurucunun eylemin idariliğini ve zararı en geç yolun hizmete açıldığı tarihte öğrendiğinin kabulü gerektiğine işaret edilmiştir. Mahkemeye göre başvurucunun projenin tamamlanarak köprülü kavşağın hizmete açıldığı 15/5/2017 tarihinden itibaren bir yıl içinde ve en geç 15/5/2018 tarihine kadar zararın karşılanması istemiyle idareye başvurması ve talebinin reddedilmesi hâlinde işlemin tebliğinden itibaren altmış gün içinde veya talebine altmış gün içinde cevap verilmeyerek talebinin reddedilmesi hâlinde takip eden altmış gün içinde dava açması gerekmektedir. Buna mukabil dava bu süreler geçirildikten sonra 18/10/2018 tarihinde yapılan başvurunun İdarece 2/11/2018 tarihinde reddedilmesi üzerine 27/11/2018 tarihinde açıldığından süre aşımı nedeniyle davanın esasının incelenmesine olanak bulunmadığı belirtilmiştir.iii. Diğer taraftan kavşağın yapımına 31/7/2018 tarihine kadar devam edildiğine, dolayısıyla bir yıllık idari başvuru süresinin bu tarihten itibaren başlatılması gerektiğine yönelik beyanda bulunulmuş olsa da 2017/1773 Esas sayılı dosya kapsamında yapılan keşif neticesinde hazırlanan bilirkişi raporunun incelemesinden farklı tespitler edinilmiştir. Bu tespitlerden hareketle kararda; dilekçede sunulan evrakın Şevket Başak Köprülü Kavşağı bağlantı yolları ve imar yolu bağlantı köprüsü yapım işine ait olduğu, Şevket Başak Köprülü Kavşağı'nın Batman-Siirt kara yolu üzerinde daha önceki yıllarda yapımı tamamlanmış alttan geçiş sistemli Gültepe Kavşağı'nın devamında yer aldığı ve trafik akışını üstten geçiş sistemi ile sağladığı, köprülü kavşağın 15/5/2017 tarihinde trafiğe açılarak o tarihten beri kullanımda olduğu, 31/7/2018 tarihinde bittiği iddia edilen işin köprülü kavşak yapımından farklı olarak köprülü kavşağın bitişiğinde yer alan bağlantı yolları ve imar bağlantı köprüsüne ait olduğu ve işe 17/5/2017 tarihli anlaşmaya istinaden 22/5/2017 tarihinde başlandığı, köprülü kavşağın ise inşasına 1/3/2016 tarihinde başlanarak 15/5/2017 tarihinde inşaatın tamamlandığının anlaşıldığı ifade edilmiştir.iv. Bu saptamalardan hareketle mahkeme kararında; başvurucunun mal varlığında değer kaybına yol açan eylemin köprülü kavşak yapım işi olduğu ve bu kavşağın 15/5/2017 tarihinde bitirilerek trafiğe açıldığının açık olduğu anlaşıldığından kavşak civarındaki bağlantı yollarının yapım işinin köprülü kavşak yapımının devamı gibi değerlendirilemeyeceği kanaatinde bulunulmuştur. Başvurucu 4/2/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, karara karşı aynı tarihte ayrıca istinaf yoluna da başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu; kesin olarak verilen yerel mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, köprülü kavşak, yol ve kaldırım düzenlemesi çalışmalarının halen devam ettiği için davanın süresinde açıldığının kabulü gerektiğini ifade etmiştir. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 27/9/2019 tarihinde istinaf başvurusunu kabul ederek mahkeme kararını kaldırmış ve uyuşmazlık hakkında Mahkeme heyetince yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın gönderilmesine karar vermiştir. Karar içeriğinde, uyuşmazlık konusu parasal tutarın tek hakim tarafından çözüme kavuşturulacak uyuşmazlıklara ilişkin kanunda belirlenen parasal sınırın üstünde olması sebebiyle yargılamanın mahkeme "heyeti" tarafından yapılması gerekirken "tek hâkim" tarafından verilen istinafa konu idare mahkemesi kararında usul hükümlerine uyarlık bulunmadığı ifade edilmiştir. Karar gerekçesinde ayrıca, Mahkemece ilkin ara kararla dava konusu taşınmaz ve köprülü kavşak ile imar bağlantı yollarının/bağlantı köprüsünün renkli kalemle işaretlendiği yere ait 1/1000 ölçekli imar plan paftası temin edilerek davaya konu olan taşınmazın köprülü kavşağın yanında mı yoksa imar bağlantı yollarının/bağlantı köprüsünün yanında mı bulunduğunun saptanmasından sonra süre hususunda bir değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiştir. Mahkeme 5/4/2022 tarihli kararıyla bu defa başvurucunun maddi tazminat isteminin kabulüne, değer kaybı olarak belirlenen 045 TL maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı idarece başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde özetle; olayda bilirkişi raporu doğrultusunda kamu yararı bulunan bu hizmetten dolayı başvurucunun özel ve olağan dışı bir zararının söz konusu olduğu ve bu zararının da kusursuz sorumluluk halleri arasında bulunan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi kapsamında davalı idarece karşılanması gerektiği belirtilmiştir. Karara karşı İdare ile başvurucunun Bölge İdare Mahkemesi nezdinde sırasıyla 15/4/2022 ve 25/5/2022 tarihlerinde istinaf yoluna başvurdukları, inceleme tarihi itibarıyla başvurucunun başvuru konusu davanın istinaf aşamasında derdest olduğu anlaşılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/4772
Başvuru, Batman-Siirt çevre yolu etrafındaki taşınmazların Şevket Başak Köprülü Kavşağı Yapım Projesi ve çalışmaları dolayısıyla değer kaybetmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvurucu, basılmakta olan kitabı hakkında mahkemece el koyma kararı verilmesi ve bu karara yönelik itirazının reddedilmesi sonucunda Anayasa’nın , , ve maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 7/1/2013 tarihinde TMK Maddesi ile Görevli İstanbul 2 No.lu Hâkimliği vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçeler ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 22/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. İkinci Bölümün 20/5/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığının 18/7/2013 tarihli görüş yazısı 29/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu, görüşünü süresi içinde 12/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ve Bakanlık görüşündeki ilgili olaylar özetle şöyledir: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (TMK Madde İle Görevli Bölümü) başvurucuya ait “Kürdistan Devrim Manifestosu, Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü (Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunma)” isimli kitapta (bundan sonra “kitap” olarak anılacaktır) PKK terör örgütünün açıklamasının yayınlandığı ve propagandasının yapıldığı iddiasıyla, kitabın yayın koordinatörü, editörü ve kitabı yayına hazırlayan kişi hakkında soruşturma başlatılmıştır. Anılan soruşturma kapsamında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 17/09/2012 tarihli yazılı arama emrine istinaden aynı gün SM Matbaasına ait iş yerinde yapılan aramada, kitaba ait 3000 adet forma, 7 adet ciltlenmiş kitap, 1 adet kesilmiş kitap ve 20 adet kitap kapağına el konulmuştur. El koyma işlemi, Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesinin 18/09/2012 tarih ve 2012/1737 Müt. sayılı kararı ile onanmıştır. SM Matbaası yetkililerince verilen ifadede, söz konusu kitaba ait 000 adet formanın Gün Matbaacılık isimli firma tarafından iş yerine gönderildiği, bu formaların kitap haline getirilerek anılan matbaaya gönderildiği, işyerinde el konulan forma ve kitapların ise ciltleme işlemlerinden sonra arta kalan ürünler olduğu ve müşteriye teslim edilmek üzere işyerinde muhafaza edildiği beyan edilmiştir. Bunun üzerine Küçükçekmece Sulh Ceza Mahkemesinin 17/9/2012 tarih ve 2012/930 sayılı kararıyla Gün Matbaacılık’a ait işyerinde arama yapılmasına ve suç delillerine el konulmasına karar verilmiştir. Burada yapılan aramada, söz konusu kitabın 504 nüshasına el konulmuştur. Gün Matbaacılık yetkililerince söz konusu kitabın 000 adet basıldığı ve tamamının yayınevi yetkililerine teslim edildiği ifade edilmiştir. Başvuruya konu kitabı yayınlayan Ararat Yayınevi’nin Diyarbakır’da bulunan adresine Emniyet Müdürlüğü yetkilileri tarafından gidilmiş ancak anılan yayınevinin bu adreste bulunmadığı tespit edilmiştir. Soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 19/09/2012 tarih ve 2012/1937 Sor. sayılı yazısı ile kitabın Ağustos 2012 tarihli baskısının tamamında, PKK terör örgütünün propagandasının yapıldığı belirtilerek TMK Madde ile Görevli İstanbul 2 No.lu Hâkimliğinden söz konusu kitabın toplatılması ve el konulması talebinde bulunulmuştur. TMK Madde ile Görevli İstanbul 2 No.lu Hâkimliği, 21/9/2012 tarih ve 2012/156 sayılı kararıyla talebin kabulüne ve 9/6/2004 tarih ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun maddesinin ikinci fıkrası uyarınca başvurucuya ait kitaba el konulmasına karar vermiştir. Mahkeme el koyma kararının gerekçesini; söz konusu kitabın yazarının silahlı terör örgütü kurma ve yönetme suçundan hükümlü Abdullah Öcalan olmasına, kitabın kapağında Irak, İran ve Türkiye topraklarında bir bölgenin ayrılarak içinin yazılarla belirginleştirilmesine ve kitabın , , , , , , , , , , , , , ve devamı sayfalarında silahlı terör örgütü PKK’nın propagandasının yapılmasına dayandırmıştır. Başvurucunun vekilleri tarafından 27/10/2012 tarihinde TMK Maddesi ile Görevli İstanbul 2 No.lu Hâkimliğe verilen dilekçe ile anılan el koyma kararına karşı itiraz yoluna başvurulmuş; 5187 sayılı Kanun’un maddesi gereğince basılmış eserler yoluyla işlenen suçların yayım anında oluşacağı ancak ilgili merciler tarafından kitabın dağıtımı beklenmeden bütün kitaplara el konulduğu belirtilmiş, el koyma kararının kaldırılması ve el konulan eserlerin iadesi talep edilmiştir. Başvurucunun itirazı, TMK Madde ile Görevli İstanbul 3 No.lu Hâkimliğinin 9/10/2012 tarih ve 2012/173 Değişik İş sayılı kararı ile suçun vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların oluşu, mevcut delil durumu ve el koyma sebeplerinde bir değişikliğin olmaması nedeni ile “itiraz kanun yolu açık olmak üzere” reddedilmiştir. Sözü edilen karar, başvurucu vekillerine 6/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekillerince bu kez 8/11/2012 tarihinde, TMK Madde ile Görevli İstanbul 3 No.lu Hâkimliğinin anılan kararına itiraz edilmiş ve itiraz TMK Madde ile Görevli İstanbul 3 No.lu Hâkimliğinin 16/11/2012 tarih ve 2012/271 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Sözü edilen karar, başvurucu vekillerine 7/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiş ve bu suretle başvuru yolları tüketilmiştir. TMK Madde ile Görevli İstanbul 2 No.lu Hâkimliğinin el koyma kararı uyarınca tekstil işyeri olan bir adreste arama yapılmıştır. Yapılan aramada, bahsi geçen kitabın 635 adet nüshasına el konulmuştur. İşyerinin müdürü, ifadesinde söz konusu kitaplardan haberi olmadığını ve ne şekilde buraya geldiğini bilmediğini beyan etmiştir. El konulan 635 kitabın 632 tanesi imha edilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (TMK madde ile görevli bölümü) 21/01/2013 tarih ve 2012/1937 Sor., 2013/8 Karar sayılı yetkisizlik kararıyla kitabın basıldığı SM Matbaasının bu kitabı, merkezi Diyarbakır’da bulunan Ararat Yayıncılık adına basması nedeniyle dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndermiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 18/2/2013 tarihinde, söz konusu kitap ile ilgili soruşturmanın İstanbul’da yapılması gerektiğinden bahisle karşı yetkisizlik kararı vererek dosyayı, yetki uyuşmazlığının çözümü amacıyla Malatya Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi, 27/2/2013 tarihli kararı ile söz konusu kitap ile ilgili soruşturmanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesi gerektiğine karar vermiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 19/03/2013 tarih ve 2013/728 Sor. sayılı kararıyla 5187 sayılı Kanun’un maddesi uyarınca basın yoluyla işlenen suçlarda 6 aylık dava açma süresi öngörülmüş olmasına rağmen bu süre içerisinde dava açılamaması nedeniyle kitabın yayın koordinatörü, editörü ve kitabı yayına hazırlayan kişi olan şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Söz konusu kitap, içeriğinde yer alan ifadelerin 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun maddesinin ikinci ve beşinci fıkralarında öngörülen suçlarla ilgili olduğu değerlendirmesi nedeniyle 5187 sayılı Basın Kanunu’nun maddesinin ikinci fıkrası uyarınca toplatılmıştır. Öte yandan 3713 sayılı Kanun uyarınca yapılacak soruşturmalar için herhangi bir süre şartı da öngörülmemiştir. Fakat ne başvurucu ne de Adalet Bakanlığı söz konusu kitabın yazılması nedeniyle başvurucu hakkında bir soruşturma ya da ceza davası açıldığını bildirmemişlerdir.B. Başvuruya Konu Kitap 2012 yılının Ağustos ayında Ararat Yayıncılık, başvurucu tarafından yazılmış olan ve “Kürdistan Devrim Manifestosu, Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü (Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak)” başlığını taşıyan bir kitap yayınlamıştır. Kitap, giriş, sonuç, son söz ve ekler hariç yedi bölümden ve toplam 606 sayfadan oluşmakta, referans ve kaynakça içermemektedir. Kitap, başvurucunun cezaevine konulmasından sonra yazdığı “Demokratik Uygarlık Manifestosu” için hazırladığı beş ciltlik serinin son cildini oluşturmaktadır. Kitapta yer alan bilgilere göre beş ciltlik seri başvurucunun yeniden yargılanmasının reddedilmesi üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) açılan dava için hazırlanmıştır. İçindekiler bölümünde listelenen başlıklara göre yazar şu konuları ele almıştır: Kavramsal ve kurumsal çerçeve; Kürt gerçeği; kapitalizm çağında Kürt sorunu ve Kürt hareketi, PKK hareketi ve devrimci halk savaşı; bilimsel sosyalizmde bunalım, büyük komplo ve PKK dönüşümü; PKK, KCK ve demokratik ulus; Ortadoğu bunalımı ve demokratik modernite çözümü. TMK Madde ile Görevli İstanbul 2 No.lu Hâkimliğinin el koyma kararında , , , , , , , , , , , , , ve devamı sayfalarında terör örgütü PKK propagandasının yapıldığı belirtilmiş olmakla birlikte bu sayfalardaki ilgili paragrafların hangileri olduğu belirtilmemiştir. Kitabın bahsi geçen sayfalarında terör örgütü PKK’ya ilişkin olarak şu paragraflar yer almaktadır: “Bu süreçte başından itibaren PKK öncülüğünde özellikle 15 Ağustos Hamlesi’yle gelişen ve çok zorlu geçen bir direniş süreciyle sadece Kürt gerçeğinin varlık olarak tasfiyesi durdurulmamış, özgürlük yolunda da önemli mesafeler katedilmiştir. Dış hegemonik güçlerin (başta ABD, İngiltere ve Almanya) yoğun desteğiyle (karşılığında ekonomik olarak küresel finans sistemine teslim olma, bölgesel politikalarına tam destek verme, askeri alanda NATO gizli ordusu gladionun Türkiye bölümünün büyüyerek savaşta kullanılmasına onay verme) sürdürülen özel savaşta, bir avuç hain ve işbirlikçi dışında, varlık ve özgürlük savaşındaki Kürtler yalnız bırakılmış ve tecrit edilmiştir…” (sayfa 173)“…Kürtlük sadece özgürlük hareketi olarak değil, bizatihi varlık (dil yasağında görüldüğü gibi ontolojik varlık olarak da) olarak sona erdirilmeye çalışılmıştır. Bu eşi görülmemiş kırım hareketine karşı PKK öncülüğünde geliştirilen Özgürlük hareketi, birçok eksikliğine ve yanlışlıklarına rağmen, sadece Kürt kültürel varlığını kesinleştirmekle kalmamış, özgürleşen varlık olarak da önemli bir aşamaya taşımıştır. Bu yönlü gelişmeler diğer Kürdistan parçalarını da etkisi altına almış; Güney Kürdistan’da ulus devletçi yanı ağır basan bir siyasi oluşuma yol açarken, Doğu ve Güneybatı Kürdistan’da halkın büyük uyanışı, Özgürlük hareketine katılımı ve demokratik özerkliklerini geliştirmeleriyle sonuçlanmıştır.” (sayfa 178)“…Grup döneminde kendimize ancak Kürdistan devrimcileri diyebiliyorduk. Kendimize gerçek ad vermeye ancak grup olarak doğduktan beş yıl sonra cesaret edebildik. Ankara’nın Çubuk Barajı eteklerinde 1973 Newrozu’nda başlayan, çok heyecanlı, mecnun misali geçen yolculuk 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Fis köyünde PKK adıyla sonuçlanınca, kendimizi namusunu kurtarmış sayacaktık. Bundan daha büyük hedef mi olurdu? Ne de olsa modern sınıfın modern örgütü kurulmuştu.” (sayfa 276)“ PKK’nın inşasına giderken marksizmin bilimsel sosyalizm çizgisine sadık kalmaya büyük özen gösterdim, gösterdik. Reel sosyalizm olmasaydı belki de PKK türü bir örgüt olmayacaktı. Fakat bu gerçeklik PKK’nın doğuş döneminde tam bir reel sosyalist oluşum olduğunu kanıtlamaz. Kendisinden büyük ölçüde etkilense de tüm gerçeği reel sosyalizmle izah edilemez… Eğer bugün geriye dönüp PKK’yi yeniden yorumlamaya çalışıyorsak, bunun özne nesne ayrımını mutlaklaştırmayan, kendisini de mutlaklaştırmamaya özen gösteren felsefi dönüşüme borçluyuz… Bu çerçevede PKK’yi yeniden yorumlamak, 1970’lerin başlarında hangi dünya koşullarına ve maddi kültür öğelerine dayandığını, yine aynı dönemdeki hangi temel bilinç, örgüt ve eylem formlarını ve manevi kültürü esas aldığını belirlemek, PKK hareketini doğru tanımlamak kadar günümüzdeki rolünü de daha çok aydınlatacaktır.” (sayfa 278)“PKK’nin oluşumundaki temel sorun ulus devletçi ideoloji konusunda muğlak kalmasıdır. Özellikle Stalin’in ulusal sorun konusundaki tezleri bu konuda etkileyici olmuştur. Stalin, ulusal sorunu temelde devlet kurma sorunu olarak ele alır. Bu yaklaşımı bütün sosyalist sistemi ve ulusal kurtuluş hareketlerini etkilemiştir. Lenin’in de kabul ettiği bu hakkın ulusların kendi kaderini tayin hakkı olarak devlet kurmaya indirgenmesi, tüm kominist ve sosyalist partilerin ideolojik muğlaklığa düşmelerinin temel nedeni olmuştur. PKK’nın çıkışındaki temel iddiası olan Kürt sorununu çözmede esas aldığı model, Stalin’in ortaya koyduğu ve Lenin’in de onayladığı devlet kurma modeliydi…” (sayfa 284)“PKK nüvesinin Ankara’da atılması sömürgecilik politikasının tipik bir yansımasıdır. Dünya genelinde sömürge metropol ilişkisi bağlamında çok sayıda benzer örnek yaşanmıştır. Ankara’dan çıkışın sancılı olduğunu belirtmeye çalıştım…” (sayfa 304)“…Nitekim PKK’nın çıkış döneminde meşru savunma araçları tereddütsüz biçimde kullanılmıştı. PKK bir nevi milis güç olarak kendisini örgütlemek zorundaydı. Aksi halde bir gün bile ayakta kalamazdı.” (sayfa 307)“…Kürdistan’da tasfiye olan karşıdevrimci unsurlar ve guruplar, bunların arkasındaki işbirlikçi sınıf eğilimleri ve kişilikleri PKK saflarında yeniden dirilip özgür Kürtlükten intikam alıyorlardı…” (sayfa 312)“PKK’nin öncülük ettiği devrimci halk savaşı deneyiminin en önemli sonuçlarından biri demokratik ulus gerçeğine yol açmasıdır. Aslında demokratik ulus gerçeği PKK’nin ideolojik yapılanmasında açık seçik belirlenip programlanmamıştır. İdeolojisine hakim olan ulus kavramı ulus devletin reel sosyalist versiyonudur…” (sayfa 324)“ PKK’nın ideolojik grup aşamasında hakim ve ezilen ulus milliyetçiliklerine karşı yürüttüğü mücadele, devrimci halk savaşı deneyimi temelinde, yine her iki ulus devletçiliğe karşı demokratik ulus mücadelesi olarak devam etmektedir…” (sayfa 327) “ [1992 yılında] PKK’nin önderlik ettiği devrimci mücadele saflarında eski hastalıklar daha da derinleşerek devam ediyordu. Bu hastalıklara ilave unsurlar da eklenmişti….” (sayfa 359)“Bilimsel sosyalizmde bunalımın Sovyetler Birliği’ndeki iç çözülüşle kendini açığa vurması ve 1998 Büyük Gladio Komplosu PKK’yi köklü dönüşüme zorladı. İdeolojik gurup aşamasındaki muğlaklık, devlet sorununun çözümlenmemiş olması, devrimci halk savaşı deneyiminde ortaya çıkan iç ve dış komploların aşılamaması PKK’yi uzun süren bir kısırdöngüye, kendini tekrarlamaya, giderek tıkanmaya ve çözülüşe sürüklüyordu…” (sayfa 391)“İster eski uygarlık ve kapitalist moderniteden ister özgür kimlikli yaşamdan kaynaklansın, yaşananlar eski sorunlardan daha kapsamlı ve farklı sorunlardır. Dolayısıyla çözüm yöntemleri ve araçları da farklı olacaktır. Ne eskinin Kürt’ü ve Kürdistan’ı gibi olunabilirdi, ne de yakın geçmişin ‘ulusalcıları’, PKK’si, HRK’si ve ERNK’si gibi mücadele edilebilirdi. Düşman da eski düşman olmaktan çıkmıştı. Pek güvenilmese de, utangaç da olsa, Kürt’ü ve Kürdistan’ı kabul edebilen, özgür Kürt kimliğini toptancı bir yaklaşımla reddetmeyen bir dönüşüme uğramıştı. Tüm bu tarihsel ve toplumsal dönüşümlerin yeni bir Kürtlük ve PKK tanımı gerektirdiği, yeni sistem kavramları ve kurumlarına ihtiyaç gösterdiği açıktır. Bu temelde yeni PKK ve Kürtlük tanımıyla yeni sistem kavram ve kurumlarını geliştirmeye çalışacağız.” (sayfa 407-408) TMK Madde ile Görevli İstanbul 2 No.lu Hâkimliğinin el koyma kararına dayanak yaptığı kitabın , , , , , , , , , , , , sayfalarında genel olarak yazarın kendi perspektifinden PKK terör örgütünün kuruluşundan bugüne kadar geçirdiği örgütsel ve ideolojik dönüşümler ele alınmaktadır. Öte yandan, kitabın giriş bölümünde, yazarın ifadesiyle "Kürt sorununun" çözümünde milliyetçi veya devletçi çözümlere takılıp kalmanın çözümsüzlüğü derinleştirdiği, böyle bir dayatmanın Filistin-İsrail sorunundaki çözümsüzlüğü tekrarlamaktan öteye gitmeyeceği, önümüzdeki süreçte devletçilik zihniyetinden kopmadan ve demokratik siyaset araçları devreye sokulmadan kalındığı taktirde Ortadoğu’nun yüz yıl daha geleneksel hegemonik güçlerin çıkar alanı olarak kalacağı; Ortadoğu’daki sorunların çözümünde anahtar rolün “Kürdistan’daki demokratik çözüm deneyiminden” geçtiği savunulmaktadır. Yazara göre, “…bölgenin temel komşu ulusları olan Türk, Arap ve Fars uluslarının yanı sıra, daha iç unsurları olan Ermeniler, Süryaniler ve Türkmenlerin varlığıyla Kürtlerin yaşadığı tarihsel kader birliği, Kürdistan’daki demokratik çözümün domino etkisiyle tümüne yayılmasını olası kılmaktadır.”(Sayfa 24) Kitabın birinci bölümünde kültür, uygarlık, hegemonya, iktidar, politika, sınıf, ulus, sömürgecilik, asimilasyon ve soykırım, kapitalist modernite koşullarında devlet, toplum, demokrasi ve sosyalizm kavramları yazar tarafından yorumlanmaya ve tanımlanmaya çalışılmıştır. Kitabın ikinci bölümünde yazarın perspektifinden “Kürt gerçeğinin” tarihsel oluşumu açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bölümde “Kürdistan” olarak ifade edilen bölgede ilk insanın ortaya çıkmasından günümüze kadar geçen tarihsel süreç analiz edilmiştir. Bu çerçevede, “Kürt varlığı ve İslami gelenek”, “İslam kültürü ve Arap-Kürt-Türk ilişkileri”, “Kürt gerçeğinde Ermeni-Süryani-Yahudi etkileşimi” konuları irdelenmiş; Ortadoğu kültürünün kapitalist modernleşmenin hegemonyasına girdiği, Ortadoğu’da iktidar ile toplumun ayrıştığı tezleri işlenmiştir. Bu bölümde ayrıca, “proto Kürtlerden” bugüne kadar “Kürdistan”ın Kürtlerin anavatanı olduğu; Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren yazarın “beyaz Türk faşizmi” olarak tanımladığı Cumhuriyet ideolojisinin “Kürt gerçekliğini” tasfiye etmeye çalıştığı ileri sürülmüştür. Bölümün kalan kısmında “Güney Kürdistan” olarak tanımlanan Suriye’nin bir kısmında ve “Doğu Kürdistan” olarak tanımlanan İran’ın bir kısmında Kürtlerin geçirdiği dönüşümler ile “Kürt kimliğinin” sosyal, ekonomik ve kültürel boyutuna ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Kitabın üçüncü bölümünde yazarın perspektifinden "Kürt sorununun" tarihten bugüne kadar geçirdiği evrimler ile tarihte görülen “Kürt hareketlerine”, dördüncü bölüm ise “PKK hareketine” odaklanılmıştır. Dördüncü bölümde başvurucu terör örgütü PKK’nın bugüne kadar gerçekleştirdiği eylemleri “devrimci halk savaşı” olarak nitelendirmekte ve PKK’nın kurulduğu dönem olan 1970’lerden itibaren taşıdığı ideoloji sol bir dil içerisinden anlatılmıştır. PKK’nın geçirdiği ideolojik dönüşümler, Türkiye’deki diğer sol örgütlerle ilişkileri, 12 Eylül askeri darbesi ve izleyen süreçteki gelişmeler anlatılmıştır. Bu bölümde PKK’nın eylemleri “devrimci halk savaşı” olarak nitelendirilmekte; PKK’ya yönelik girişilen güvenlik operasyonlarının arkasında, Gladio, NATO ve ABD güçlerinin bulunduğu ileri sürülmektedir. Bu bölümde 12 Eylül’den sonraki dönemde PKK ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmalar bir “kahramanlık hikâyesi” olarak resmedilmektedir. Kitabın beşinci bölümü “bilimsel sosyalizmde bunalım” alt başlığı ile başlamaktadır. Bu bölümde Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkartılması ve yakalanarak Türkiye’ye getirilmesi uluslararası bir komplo olarak nitelendirilmiş; komployu kuranların Kürtlerin ve Türklerin arasındaki çözümsüzlüğün devam etmesini amaçladıkları savunulmuştur. Abdullah Öcalan’ın cezaevine kapatılmasından sonraki süreçte ortaya çıkan “çözüm” fırsatlarının da aynı güçler tarafından ortadan kaldırıldığı ileri sürülmüştür. Kitabın altıncı bölümünde, 2003 yılı ve sonrası “yeni dönem” olarak nitelendirilmekte ve bu dönemde PKK’da görülen ideolojik dönüşüm açıklanmaktadır. Bu bölümde Kürt sorununda barışçıl çözümün “demokratik ulus olma hakkı” ile sağlanabileceği, ancak “Kürdistan’ı paylaşan ulus devletlerin yürüttükleri soykırım savaşı” nedeniyle demokratik çözüme yanaşmadıkları ileri sürülmekte son otuz yılda yaşanan tecrübe ışığında Kürt ulus devletçiliğine ihtiyaç duymadan ve hâkim ulus devletleri federasyon tarzı biçimlere dönüştürmeden gerçekleştirilmesi mümkün olan en başarılı çözümün demokratik ulus olma hakkı olduğu savunulmaktadır. Kitabın yedinci bölümünde “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurgulanışı”, “Arap ulus devletleri ve İsrail kurgusu”, “İran şii Ulus devletçiliği ve Ortadoğu’daki rolü”, “Irak, Afganistan ve Pakistan’da ulus devletlerin çözülüşü ve kapitalist modernitenin yapısal çıkmazı”, “Ortadoğu’da ulus devlet dengesi ve Kürt sorunu”, “Ortadoğu’da modernite savaşları ve olası sonuçları”, “kapitalist modernitenin Ortadoğu’daki kaderi”, “Ortadoğu bunalımında demokratik modernite çözümü” ve “Ortadoğu’da zihniyet devrimi” başlıklarına yer verilmiştir. Kitabın sonuç bölümünde ise Birleşmiş Milletlerin, Avrupa Birliğinin ya da diğer bölgesel birliklerin hiçbir küresel ve bölgesel soruna çözüm bulamadıkları; yeni dönemde ulus devlete dayalı birliklerin değil demokratik uluslar birliğinin sorunlara çözüm bulabileceği ileri sürülmektedir. İlgili Hukuk 5187 sayılı Kanun’un “El koyma, dağıtım ve satış yasağı” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Soruşturma için sübut vasıtası olarak her türlü basılmış eserin en fazla üç adedine Cumhuriyet savcısı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kolluk el koyabilir.Soruşturma veya kovuşturmanın başlatılmış olması şartıyla 1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda, Anayasanın 174 üncü maddesinde yer alan inkılap kanunlarında, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 146 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, 153 üncü maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarında, 155 inci maddesinde, 311 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, 312 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarında, 312/a maddesinde ve 1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin ikinci ve beşinci fıkralarında öngörülen suçlarla ilgili olarak basılmış eserlerin tamamına hâkim kararıyla el konulabilir.Hangi dilde olursa olsun Türkiye dışında basılan süreli veya süresiz yayın ve gazetelerin ikinci fıkrada belirtilen suçları içerdiklerine dair kuvvetli delil bulunması halinde, bunların Türkiye'de dağıtılması veya satışa sunulması, Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine sulh ceza hâkiminin kararı ile yasaklanabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Başsavcılığının kararı yeterlidir. Bu karar en geç yirmidört saat içinde hâkimin onayına sunulur. Kırksekiz saat içinde hâkim tarafından onaylanmaması halinde Cumhuriyet Başsavcılığının kararı hükümsüz kalır.Yukarıdaki fıkra uyarınca yasaklanmış yayın veya gazeteleri bilerek dağıtanlar veya satışa sunanlar bu yayınlar yoluyla işlenen suçlardan eser sahibi gibi sorumludurlar.” 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Elkonulan eşyanın iadesi” başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “(1) Şüpheliye, sanığa veya üçüncü kişilere ait elkonulmuş eşyanın, soruşturma ve kovuşturma bakımından muhafazasına gerek kalmaması veya müsadereye tabi tutulmayacağının anlaşılması halinde, re'sen veya istem üzerine geri verilmesine Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından karar verilir. İstemin reddi kararlarına itiraz edilebilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Elkonulan eşyanın muhafazası veya elden çıkarılması ” başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“(1) Elkonulan eşya, zarara uğraması veya değerinde esaslı ölçüde kayıp meydana gelme tehlikesinin varlığı halinde, hükmün kesinleşmesinden önce elden çıkarılabilir. (2) Elden çıkarma kararı, soruşturma evresinde hâkim, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilir.(3) Karar verilmeden önce eşyanın sahibi olan şüpheli, sanık veya ilgili diğer kişiler dinlenir; elden çıkarma kararı, kendilerine bildirilir. (4) Elkonulan eşyanın değerinin muhafazası ve zarar görmemesi için gerekli tedbirler alınır. (5) Elkonulan eşya, soruşturma evresinde Cumhuriyet Başsavcılığı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından, bakım ve gözetimiyle ilgili tedbirleri almak ve istendiğinde derhâl iade edilmek koşuluyla, muhafaza edilmek üzere, şüpheliye, sanığa veya diğer bir kişiye teslim edilebilir. Bu bırakma, teminat gösterilmesi koşuluna da bağlanabilir. (6) Elkonulan eşya, delil olarak saklanmasına gerek kalmaması halinde, rayiç değerinin derhâl ödenmesi karşılığında, ilgiliye teslim edilebilir. Bu durumda müsadere kararının konusunu, ödenen rayiç değer oluşturur.” 5271 sayılı Kanun’un “Tazminat istemi” başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının (j) bendi şöyledir:“Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,…Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.”
İfade özgürlüğü
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/409
Başvurucu, basılmakta olan kitabı hakkında mahkemece el koyma kararı verilmesi ve bu karara yönelik itirazının reddedilmesi sonucunda Anayasa’nın 25. , 26. , 90. ve 14 maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
1
Başvuru; devlet hastanesinde yapılan doğum esnasında hatalı tıbbi yöntem sonucunda annenin felçli kalmasına sebep olunduğundan bahisle şikâyet edilen kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 15/1/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun eşi 27/3/2014 tarihinde Arhavi Devlet Hastanesinde suni sancı verilerek normal doğum gerçekleştirmiş; ancak kanamasının durmaması üzerine Dr. E.Y. tarafından en yakın donanımlı hastaneye sevk kararı alınmış, anılan doktorun gözetiminde ambulansla Trabzon'a doğru yola çıkılmış, fakat yolda durumunun kötüleşmesi üzerine Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesine gidilmiştir. Burada ameliyat edilen başvurucunun eşinin ameliyat sırasında rahmi alınmış ve ameliyat sonrasında bir ay süreyle yoğun bakımda koma hâlinde tedavisi sürdürülmüştür. Tedavi sonucunda başvurucunun eşi felçli hâle gelmiştir. Başvurucu 16/4/2014 tarihinde eşine fazla miktarda suni sancı verildiğini, doğumhanede kimsenin eşiyle ilgilenmediğini, yalnız bırakıldığını, kanamasının zamanında farkedilmediğini, acilen ameliyata alınması gerekirken anestezi uzmanı olmadığı gerekçesiyle başka hastaneye sevkedildiğini, bu durumun gecikmeye sebep olduğunu ileri sürerek doğumu gerçekleştiren doktorlar E.Y., Ç.G. ve Ebe G. hakkında Arhavi Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Cumhuriyet Başsavcılığı şikâyet edilen kişilerin kamu görevlisi olmaları nedeniyle Arhavi Kaymakamlığından 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca soruşturma izni istemiştir. Arhavi Kaymakamlığınca 13/6/2014 tarihinde, soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir. Başvurucunun itirazı üzerine Trabzon Bölge İdare Mahkemesince 10/7/2014 tarihinde itirazın kabulüne, soruşturma izni verilmemesine dair kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Karar gerekçesinde Arhavi Kaymakamlığı tarafından bir ihmal ve kusur bulunup bulunmadığı konusunda kadın doğum uzmanı bilirkişiden alınacak rapora göre yeniden karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Arhavi Kaymakamlığı 8/9/2014 tarihinde soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir. Kararda; hastaya iddia edildiği gibi aşırı suni sancı verilmediği, düşük dozda sancı uygulanmış olduğu, tıbbi kayıtlarda hastaya on beş dakika içinde müdahale edilmiş olduğunun anlaşıldığı, dolayısıyla hastanın müdahale edilmeden bekletildiği iddiasının doğru olmadığı, plesentanın ayrılmasından sonra görülen kanamaya nöbetçi ekibin ve kadın doğum uzmanının müdahalelerinin güncel tıbbi uygulamalara göre doğruolduğu, hastanın Arhavi Devlet Hastanesinden Rize Eğitim Araştırma Hastanesine otuz altı dakikada ulaştırıldığı, sevk sırasında kadın doğum uzmanının hastaya eşlik ettiği, tıbbi girişimlerin yerinde ve zamanında yapıldığı ifade edilmiştir. Başvurucu bu karara da itiraz etmiştir. Trabzon Bölge İdare Mahkemesinin 11/11/2014 tarihli kararıyla itiraz reddedilmiş, soruşturma izni verilmemesine dair karar onanmıştır. Arhavi Cumhuriyet Başsavcılığı 4/12/2014 tarihinde başvurucunun şikâyetlerine ilişkin evrakın işlemden kaldırılmasına kesin olarak karar vermiştir. Nihai karar başvurucuya 23/12/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 15/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."
Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/909
Başvuru, devlet hastanesinde yapılan doğum esnasında hatalı tıbbi yöntem sonucunda annenin felçli kalmasına sebep olunduğundan bahisle şikâyet edilen kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru; işçilik alacaklarının tahsil edilmesi talebiyle açılan davada delillerin takdirinde hata yapılması ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 5/11/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, özel bir işletmenin yurt dışında bulunan şantiyelerinde 1991 ile 2013 yılları arasında ambar sorumlusu olarak çalışmıştır. Başvurucu; iş akdinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma, genel tatil ve hafta tatili ücret alacaklarının tahsiline karar verilmesi talebiyle 1/10/2013 tarihinde alacak davası açmıştır. İstanbul İş Mahkemesinin (Mahkeme) 25/3/2015 tarihli kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilerek başvurucunun bahsi geçen işçilik alacaklarının davalıdan alınarak başvurucuya ödenmesine hükmedilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesinin 13/11/2017 tarihi kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararına uyularak devam edilen yargılama sonucunda Mahkemenin 13/3/2018 tarihli kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilerek başvurucunun kıdem ve ihbar tazminatından oluşan alacaklarının tahsiline; fazla çalışma, genel tatil ve hafta tatili çalışma ücretlerinden oluşan alacak talebinin reddine hükmedilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesinin 4/9/2018 tarihli kararı ile hüküm onanmıştır. Nihai karar 5/10/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 5/11/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/33324
Başvuru, işçilik alacaklarının tahsil edilmesi talebiyle açılan davada delillerin takdirinde hata yapılması ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1
Başvuru, terör olaylarından dolayı köyün terk edilmeye mecbur kalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun kısmen kabul edilmesi ve idare ile sulhname imzalanması akabinde başvurunun kabul edilmeyen kısmı için açılmış davanın reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması, yeterli gerekçeye dayanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 21/3/2014 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 21/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Mardin ili Dargeçit ilçesi Kısmetli köyünde ikamet etmekte iken terör olaylarının yoğunlaşması nedeniyle 1993 yılında köyden göç etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir. Başvurucu 18/5/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Mardin Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur. 18/12/2009 tarihli ve 2009/3-13927 sayılı Komisyon kararıyla dosyada yer alan bilgi ve belgeler uyarınca Dargeçit ilçesi Kısmetli köyünde ikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle taşınır ve taşınmaz kapsamında mal varlığına ulaşılamaması nedeniyle oluşan zararın karşılanması talebiyle yapılan başvuruda yığma kârgir ev için 410 TL, yığma kârgir ahır için 825 TL, yığma kârgir ev için 451,20 TL, yığma kârgir ahır için 264,00 TL, taşınır ve taşınmaz için toplam 950,20 TL ödenmesine karar verilmiştir. Komisyon kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un maddesi gereğince davet yazısı ile birlikte sulhname örneği başvurucu vekiline gönderilmiştir. “Yukarıda ayni/nakdi olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun tespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmış olduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname 14/10/2010 tarihinde başvurucu vekili tarafından imzalanmıştır. Komisyonca zararların eksik hesaplandığı, tespitlerin yerinde olmadığı iddiasıyla belirtilen işlem aleyhine başvurucu tarafından Mardin İdare Mahkemesinde dava açılmıştır. Mardin İdare Mahkemesinin 31/1/2011 tarihli ve E.2010/753, K.2011/229 sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:“…ikamet etmekte olduğu köyün terör olayları nedeniyle boşaltılmasından dolayı uğradığı zararın tazmini istemiyle davalı idareye başvuran davacının, sulhname imzalanarak çözümlenen zararları ev ve ahırları dışında kalan kalemlerden, meyve ağaçlarının kullanılmamasından ve hayvanlarını göç nedeniyle ucuza sattığından bahisle uğradığını ileri sürdüğü zararın karşılanmaması yerinde ise de; köyde yapılan kadastro çalışmaları sonucunda kıraç tarla, bağ ve arsasının bulunduğunun tespit edilmesine rağmen bu zararının tazmin edilmemesinden dolayı dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu…” İdare tarafından temyiz üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 17/4/2012 tarihli ve E.2011/11551, K.2012/2292 sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:“…Sulhnamenin davacı vekili tarafından imzalanarak uyuşmazlığın sulhen sona erdirilmesi nedeniyle bu aşamadan sonra dava açılması hukuken mümkün olmadığından, İdare Mahkemesince bu gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davacıya ait kıraç tarla, bağ ve arsanın kullanılmamasından kaynaklanan zararlar için hesaplama yapılmadığından bahisle dava konusu işlemin iptali yönünde verilen kararda hukuki isabet görülmemiş...” Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 6/12/2012 tarihli ve E.2012/8410, K.2012/13168 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Danıştayın bozma kararı üzerine Mardin İdare Mahkemesi 27/6/2013 tarihli ve E.2013/940, K.2013/1191 sayılı kararı ile davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:"... Bu durumda, davacının uğradığı zararların tamamının karşılandığına ilişkin 14/10/2010 tarihli ve 2009/3-13927 sayılı Sulhname davacı vekili tarafından imzalanarak uyuşmazlık sulhen sona erdirildiği için bu aşamadan sonra dava açılması hukuken mümkün olmadığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır." Başvurucunun temyizi üzerine aynı Dairenin 4/12/2013 tarihli ve E.2013/12525, K.2013/9866 sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Onama kararı başvurucu vekiline 3/3/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili 21/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 5233 sayılı Kanun’un , , , , , , geçici , geçici , geçici maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar’ın maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-28).
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/3930
Başvuru, terör olaylarından dolayı köyün terk edilmeye mecbur kalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun kısmen kabul edilmesi ve idare ile sulhname imzalanması akabinde başvurunun kabul edilmeyen kısmı için açılmış davanın reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması, yeterli gerekçeye dayanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
0
Başvuru, kolluk görevlilerinin uyguladığı fiziksel şiddetten dolayı yaralanma meydana gelmesi ve bu olaya ilişkin yapılan yargılama sonucunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruya konu olaya ilişkin üç polis memuru 29/10/2018 tarihli Yakalama Tutanağı düzenlemiştir. Tutanakta başvurucunun imzası da vardır. Bu tutanağa göre sahibi olduğu motorsikletteki eksikler nedeniyle ceza alan başvurucu, ceza fişi yazılırken polis memurlarına argo ve edepsiz sözler söylemiş; uyarılmasına rağmen eylemine devam edip bağırmaya başlamıştır. Bunun üzerine yakalanmak istenen başvurucu polislere direnmiştir. Biber gazıyla müdahale edilen başvurucu, kelepçe takılırken polislere hakarette ve tehditte bulunmuştur. Üzerinde bulunan bıçağa el konulan başvurucu, polis merkezine götürülmüştür. Olay hakkında Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) başlattığı soruşturmada şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan başvurucu; olay günü Antalya'da bir cadde üzerinde motosikletini park edip yemek yediği sırada dönerciye gelen, Yunus diye tabir edilen polis memurlarının motosikletinin plakasının olmaması ve piknikyaptığında kullandığı bıçağın motosikletinde bulunması nedeniyle ceza yazmak istediklerini, ekonomik durumunun kötü olduğunu söylemesi ve ceza yazmamalarını rica etmesi üzerine kendisine hakaret ettiklerini, direnmemesine rağmen biber gazı sıktıklarını, ellerini arkadan kelepçelediklerini ve kendisine fiziksel şiddet uyguladıklarını, bir polis memurunun edep yerine tekme attığını, diğer bir polis memurunun diziyle arkadan beline vurduğunu ileri sürmüş ve polis memurlarından şikâyetçi olmuştur. Başvurucu hakkındaki sağlık raporları şöyledir:i. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan 29/10/2018 tarihli Adli Olay Bildirim Formu'nda "Yüzün sağ tarafından sağ kulak, boyun ve ense sağ ... ...[okunamadı] kadar yaygın kızarıklık. Sol kulak ve sol ....[okunamadı] arkasında yer yer 1-2 adet kızarıklık. Peniste ağrı tarifliyor. BTM ile giderilir. Durum bildirir. Kati rapordur." tespitlerine yer verilmiştir.ii. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan 30/10/2018 tarihli Adli Olay Bildirim Formu'nda darp veya cebir izi olmadığı belirtilmiştir. Olay nedeniyle Başsavcılık ilki kolluk ihbar evrakı, diğerleriyse başvurucunun savcılığa sunduğu şikayet dilekçeleri nedeniyle üç ayrı soruşturma açmıştır. Bu soruşturmalara ilişkin aşamalar şöyledir:- Başsavcılıkça kolluk ihbar evrakı üzerine başlatılan ilk soruşturma kapsamında olayın görüntülerine ilişkin olarak Komiser Yardımcısı S.T. ve polis memuru A. tarafından hazırlanan 30/10/2018 tarihli CD İnceleme Ve Çözümleme Tutanağı dosyaya kazandırılmıştır. Bu CD Tutanağı'nda Yunus diye tabir edilen polis memurlarınca başvurucuya kelepçe takılarak götürüldüğü dışında bir tespite yer verilmemiştir. - Başsavcılık, yürütülen soruşturma neticesinde 16/11/2018 tarihli ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla ve kamera görüntüsü incelemesinden polis memurlarının başvurucuya yönelik zor kullanma yetkisi kapsamında görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullandıklarına dair eylemin tespit edilememesi ve müdahalenin başvurucunun direncini kırmaya yönelik olduğu gerekçesiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Bu karara karşı başvurucunun itiraz ettiği ileri sürülmediği gibi başvuru evrakında ve Ulusal Yargı Ağı Sistemi'ndeki (UYAP) soruşturma dosyasında da itiraza ilişkin bir belgeye rastlanmamıştır. - Başsavcılık tarafından aynı soruşturma kapsamında düzenlenen 17/1/2019 tarihli iddianameyle, başvurucunun kamu görevlisine görevinden dolayı aleni hakaret, görevi yaptırmamak için direnme ve cinsel taciz suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması amacıyla kamu davası açılmıştır. - Başvurucu hakkında kamu görevlisine görevinden dolayı aleni hakaret, görevi yaptırmamak için direnme ve cinsel taciz suçlarını işlediğinden bahisle açılan kamu davasında Antalya Asliye Ceza Mahkemesinin yaptığı yargılamada alınan 14/10/2019 tarihli raporda bilirkişi, başvurucunun kendisine ceza fişi kesildikten sonra bir süre polis memurlarından biriyle gülerek sohbet ettiği, daha sonra çevredekilere bir şeyler söylediği, ardından polis memuru S.S.nin başvurucunun ellerini arkadan kelepçelediği, başvurucunun direnmeksizin kollarını uzattığı, elleri kelepçeli olarak kaldırıma oturtulan başvurucunun kafasını polis memuru S.S.nin üç kere sertçe bastırdığı, bir ara ayağa kalkan başvurucunun kasıklarına sağ diziyle iki kere vurduğu, yere çöken başvurucunun sırtına da diziyle vurup biber gazı sıktığının görüntülerden belirlendiği ve rapor edildiği görülmüştür.- Antalya Asliye Ceza Mahkemesi yaptığı yargılama neticesinde 23/2/2022 tarihinde başvurucunun görevi yaptırmamak için direnme ve cinsel taciz suçları bakımından beraatine, hakaret suçu bakımından ise kendisine karşı işlenen kasten yaralama suçuna tepki olarak işlendiğinden ceza verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Antalya Asliye Ceza Mahkemesi kesinleştiği görülen bu kararına gerekçe olarak yargılama kapsamında alınan bilirkişi raporunda başvurucunun polis memurları tarafından darbedildiğinin ve ellerinin arkadan kelepçelendiğinin görüldüğü, başvurucuya karşı kasten yaralama suçunu işledikleri gerekçesiyle polis memurlarının cezalandırılmalarına karar verildiği, dosyadaki tutanağı hazırlayan polis memurlarının resmî belgede sahtecilik suçunu -CD İnceleme Tutanağı'nın görüntülerin tahrif edilerek veya kısmen gözardı edilerek polis memurları lehine düzenlenmesi sebebiyle- işledikleri iddiasına ilişkin yargılamayı yapan Ağır Ceza Mahkemesinin beraat kararı vermesine rağmen karar gerekçesinde olay yerindeki görevli polis memurlarının başvurucuya karşı görevlerini aşan etkili eylemde bulundukları tespitine yer verdiğini göstermiştir. - Başvurucu, vekili aracılığıyla 28/11/2018 tarihinde Başsavcılığa ilettiği dilekçeyle yukarıdaki soruşturmada alınan CD Tutanağı'nı hazırlayan Komiser Yardımcısı S.T. ve polis memuru A.den CD Tutanağı'nı taraflı hazırladıkları ve bazı görüntülere bilinçli olarak yer vermedikleri gerekçesiyle resmî belgede sahtecilik suçunu işledikleri yönünde şikâyetçi olmuştur. Başsavcılık, bu şikâyet üzerine başlatılan soruşturma kapsamında 14/12/2018 tarihli bilirkişi CD-DVD çözüm raporu alınmıştır. Bu raporda bir polis memurunun başvurucuya kelepçe taktığının, başvurucunun buna mukavemet göstermediğinin, buna rağmen polisin başvurucuyu kaldırıma diz çöktürdüğünü ve ara sıra başına bastırdığını, çömelmekten yorulan başvurucunun ayağa kalkması üzerine polisin başvurucunun kasıklarına tekme attığı ve tekrar çömeldikten sonra da diziyle omuzuna vurduğunun tespit edilmesi üzerine Başsavcılık 7/2/2019 tarihinde -şikâyet dilekçesinde CD Tutanağı'nı düzenleyen Komiser Yardımcısı S.T. ve polis memuru A.den yakınılmışsa da- polis memurları S.S. ve Y.S.nin başvurucuya tekme atarak basit tıbbi müdahaleyle tedavi edilebilecek şekilde başvurucuyu yaraladıkları gerekçesiyle basit yaralama suçundan cezalandırılmaları talebiyle iddianame düzenlemiştir.- Antalya Asliye Ceza Mahkemesi gerçekleştirilen yargılama neticesinde 21/9/2020 tarihinde sanık polis memurları S.S. ile Y.S.nin kasten basit yaralama suçunu işledikleri sonucuna varılarak 000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına ve sanık polis memuru Y.S. hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiştir. Bu kararı başvurucu vekili karar duruşmasında hazır bulunduğundan tefhim ile aynı tarihte öğrenmiştir. Karar sanık polis memuru S.S. yönünden kesindir. Sanık polis memuru Y.S. hakkındaki HAGB kararına karşı başvurucunun 25/9/2020 tarihinde ileri sürdüğü itiraz ise 13/11/2020 tarihinde reddedilmiş ve bu kararı başvurucu vekili 16/11/2020 tarihinde UYAP üzerinden öğrenmiştir. Başvurucu, ilk bireysel başvurusunu 11/11/2020 tarihinde, henüz sanık polis memuru Y.S. Hakkındaki HAGB kararına karşı ileri sürdüğü itirazı neticelenmeden gerçekleştirmiştir. - Başvurucu vekili aracılığıyla 19/11/2018 tarihinde Başsavcılığa ilettiği dilekçe ile olay günü başvurucuya fiziksel şiddet uygulayan polis memurları Y.S., S.S. ve İ.den şikâyetçi olmuştur. Başsavcılık 27/2/2019 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başsavcılık bu kararına gerekçe olarak iddialarla ilgili önceki soruşturmada ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, dolayısıyla yaralama olayı ile ilgili daha önceden yapılan bir soruşturma ve verilen karar olduğunu göstermiştir. Başvurucunun karara yaptığı itiraz, Antalya Asliye Ceza Mahkemesi dosyasında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda olay görüntülerinde herhangi bir direnci olmamasına rağmen şüpheli polis memurlarının başvurucunun kafasına bastırdığının, dizleriyle kasıklarına vurduğunun ve biber gazı sıktığının tespit edilmesi nedeniyle Sulh Ceza Hâkimliğince kabul edilerek kovuşturmaya yer olmadığı kararı kaldırılmıştır. - Başsavcılık, yeniden başlatılan soruşturma neticesinde 26/12/2019 tarihli ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla ve bilirkişi tarafından çözümü yapılan kamera görüntülerinden başvurucuya karşı soruşturmaya konu yaralama eylemini gerçekleştiren şahsın, hakkında atılı suçtan iddianame tanzim edilecek S.S. olduğu ve polis memurları Y.S. ve İ.nin herhangi bir eylemi bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Bu karara karşı başvurucunun itiraz ettiği ileri sürülmediği gibi başvuru evrakında ve UYAP'taki soruşturma dosyasında itiraza ilişkin bir belgeye rastlanmamıştır. - Başsavcılık aynı soruşturmada 27/12/2019 tarihli iddianameyle polis memuru S.S.nin başvurucuya karşı gerçekleştirdiği eylemleri nedeniyle kamu görevlisinin sahip olduğu nüfuzu kötüye kullanması suretiyle basit yaralama suçundan cezalandırılmasını istemiştir. - Antalya Asliye Ceza Mahkemesi, gerçekleştirdiği yargılama neticesinde 2/12/2020 tarihinde aynı olay ve aynı sanık hakkında Antalya Asliye Ceza Mahkemesinde yargılama yapıldığı gerekçesiyle mükerrer açılan davanın reddine karar vermiş, bu karar istinaf incelemesi sonrası kesinleşmiştir. Başvurucu vekili istinaf kararını 3/1/2022 tarihinde öğrenmiş, kişi yönünden irtibat olması nedeniyle bu dosya ile birleştirilmesine karar verilen 2022/20233 numaralı ikinci bireysel başvuruyu 17/1/2022 tarihinde yapmıştır. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Kişi yönünden irtibatı olması nedeniyle 2022/20233 numaralı bireysel başvuru dosyasının bu dosya ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/35978
Başvuru, kolluk görevlilerinin uyguladığı fiziksel şiddetten dolayı yaralanma meydana gelmesi ve bu olaya ilişkin yapılan yargılama sonucunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
0
Başvuru, tutuklu kalınan dönemde maaştan yapılan kesintilerin değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 3/4/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Ceza Davası Süreci Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetleri Jandarma Genel Komutanlığı Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri Başkanlığı emrinde tuğgeneral olarak görev yapmakta iken İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 2010 yılında başlatılan ve kamuoyunda "askerî casusluk soruşturması" adıyla anılan soruşturma üzerine açılan kamu davasında, zincirleme olarak kişisel verilerin kaydedilmesi ve suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçunu işlediği isnadıyla sanık olarak yargılanmış ve dava kapsamında 1/6/2012 ile 4/7/2014 tarihleri arasında tutuklu kalmıştır. Başvurucu, İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin 26/2/2016 tarihli kararıyla isnat edilen suçları işlemediğinin sabit görüldüğü gerekçesiyle beraat etmiştir. Anılan karar Yargıtay Ceza Dairesinin 21/10/2016 tarihli kararıyla onanmıştır.B. İdari Dava Süreci Tutuklu kaldığı 1/6/2012 ile 4/7/2014 tarihleri arasında maaşının 1/3'ü kesilen başvurucu, hakkında İzmir Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının 21/10/2016 tarihinde kesinleşmesini müteakip 15/11/2016 tarihli dilekçe ile tutuklulukta geçen süre içinde eksik aldığı 1/3 oranındaki maaşının ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebiyle idare nezdinde başvuruda bulunmuştur. Başvuru üzerine Millî Savunma Bakanlığının 15/11/2016 tarihli cevabi yazısında, başvurucunun tutuklulukta geçen dönemde ödenmeyen aylığının (1/3 oranındaki maaşı ve parasal haklar toplamı 686,44 TL tutarındaki ana paranın) ilgili hesabına 8/11/2016 tarihinde aktarıldığı, açıkta geçen süreye ait özlük haklarına ilişkin yasal faizin ise konuya dair herhangi bir mahkeme kararı bulunmadığı sürece ödenemeyeceği belirtilmiştir. Başvurucu, maaş ödemelerinin eksiksiz yapılmasına karşın faiz ödenmemesine yönelik 15/11/2016 tarihli idari işlemin iptali istemiyle 18/7/2017 tarihinde Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Bu davada başvurucu, dava konusu idari işlemin tutuklandığı ve tutuklu kaldığı dönemde yürürlükte bulunan 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun maddesinin (f) bendinde yer alan asıl alacağa bağlı bir hak olan faiz ödemesinin de yapılacağı düzenlemesine ve yerleşik içtihada açıkça aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme 7/3/2018 tarihli kararıyla dava konusu işlemin iptaline, başvurucunun tutuklu kaldığı döneme ilişkin maaş farklarına faiz ödenmesi talebinin kabulü ile yoksun kaldığı maaş farklarının hak ediş tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizlerinin söz konusu maaş farklarının başvurucuya ödendiği tarihe kadar idarece hesaplanarak başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde; faizin asıl alacağa bağlı ve onun ferî niteliğinde bir alacak olduğu, başvurucunun yoksun kaldığı maaş farklarının ödendiği gözönünde bulundurulduğunda tutuklu kaldığı süreye ilişkin maaş farklarına faiz ödenmemesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı, ayrıca dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu saptamasından hareketle başvurucunun dava konusu işlem nedeniyle yoksun kaldığı yasal faizin kendisine ödenmesi gerektiği değerlendirmesinde bulunulmuştur. İçişleri Bakanlığı; karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi 31/1/2019 tarihinde davalı idarenin istinaf isteminin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesi özetle şöyledir:i. Yerleşik içtihada göre idarenin faiz ödemesinden sorumlu tutulabilmesi için ilgili tarafından idarenin temerrüde düşürülmesi gerekmektedir.ii. Kamu personelinin görevden uzaklaştırıldığı veya tutuklu kaldığı dönemde kesilen ya da eksik ödenen maaş tutarının da 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun maddesindeki koşulların gerçekleşmesi hâlinde madde uyarınca ödeneceği hususunda tereddüt bulunmamakla birlikte anılan bu miktara faiz ödenip ödenmeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir. iii. Somut olayda başvurucunun tutuklu kaldığı sürede kesilen aylıkları başvurusu üzerine gecikmeksizin idari yargı literatüründe makul kabul edilen sürede ödenmiştir. Nihai karar, başvurucu vekiline 13/3/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 3/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili Mevzuat 926 sayılı Kanun'un "Açığa çıkarılan, tutuklanan veya firar ve izin tecavüzünde bulunan, cezası infaz edilmekte olan subaylar hakkında yapılacak işlem" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Açığa alınan veya tutuklanan subay ve askerî memurlar hakkında aşağıdaki esaslara göre işlem yapılır:...f) (Değişik: 26/3/1982 - 2642/10 md.) Açığa alınan ya da tutuklananlar;1) Hizmet eri tazminatından ve bu Kanunda öngörülen aile yardım ödeneği, mahrumiyet yeri ödeneği, doğum yardım ödeneği, ölüm yardım ödeneği, tedavi ve cenaze masrafları, yakacak yardımı, giyecek ve yiyecek (tayın bedeli) yardımı, tahsil bursları ve yurttan faydalanma, lojmandan faydalanma hükümlerinden yararlanmaya devam ederler. (Değişik birinci cümle: 18/7/2011 – KHK-647/1 md.) Açığa alınanlara ve tutuklulara (hakim subaylar dahil), bu süreler içinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 141 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi hükmüne göre aylık ödenir. Ancak, bu gibilerden haklarında kovuşturmaya yer olmadığına, muhakemenin menine, beraate, her ne sebeple olursa olsun kamu davasının düşmesine veya ortadan kaldırılmasına karar verilenlerin ödenmeyen veya noksan ödenen her türlü özlük hakları ödenir. (Ek cümle: 18/7/2011 – KHK-647/1 md.) Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yurtdışı kadrolarında görevliyken açığa alınan veya tutuklananlara da yurtiçinde bir kadroya atanıncaya kadar, bu alt bent uyarınca yurtdışı aylığı ödenir ..." 657 sayılı Kanun'un "Görevden uzaklaştırılan veya görevinden uzak kalan memurların hak ve yükümlülüğü" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Görevden uzaklaştırılan ve görevi ile ilgili olsun veya olmasın herhangi bir suçtan tutuklanan veya gözaltına alınan memurlara bu süre içinde aylıklarının üçte ikisi ödenir. Bu gibiler bu Kanunun öngördüğü sosyal hak ve yardımlardan faydalanmaya devam ederler.143 üncü maddede sayılan durumların gerçekleşmesi halinde, bunların aylıklarının kesilmiş olan üçte biri kendilerine ödenir ve görevden uzakta geçirdikleri süre, derecelerindeki kademe ilerlemesinde ve bu sürenin derece yükselmesi için gerekli en az bekleme süresini aşan kısmı, üst dereceye yükselmeleri halinde, bu derecede kademe ilerlemesi yapılmak suretiyle değerlendirilir." Danıştay İçtihadı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 19/3/2014 tarihli ve E.2011/358, K.2014/906 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: “Gaziantep İdare Mahkemesi'nin 18/06/2007 günlü, E:2006/2618, K:2007/1148 sayılı kararıyla; 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin maddesinde, hakkında takibata mahal olmadığına veya beraatına karar verilenlere, görevden uzaklaştırıldığı döneme ilişkin olarak sözleşme ücretinden kesilmiş bulunan 1/3 oranındaki tutarın ödeneceğinin belirtildiği ancak, geriye yönelik olarak faiz ödeneceğine dair herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği; bu durumda, davacının görevden uzaklaştırma dönemi olan 14/09/1998 ile 28/08/2001 tarihlerine ilişkin faiz talebinin hukuki dayanağının bulunmadığı; davacının göreve iade edildiği 28/08/2001 tarihinden ödemenin yapıldığı 24/08/2006 tarihine kadar ki döneme ilişkin faiz talebine gelince, hakkında açılan davada 4616 sayılı Yasa hükümleri gereğince, davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine dair verilen yargı kararı üzerine göreve iade edilmesini izleyen sürede sözleşme ücretinden kesilen miktarın gecikmeksizin ödenmesi gerekirken, sözkonusu ödemenin ancak 24/08/2006 tarihinde yapıldığı, makul süreyi aşan bu gecikmenin davalı idare açısından bir hizmet kusuru oluşturduğu; belirtilen hukuki duruma göre 28/08/2001 tarihinden ödemenin yapıldığı, 24/08/2006 tarihi arasında geçen sürede ödemenin gecikmiş olması nedeniyle davacının faiz tutarı kadar zarara uğramış olduğunun kabulü gerektiği; davalı idare her ne kadar borcun, şartlı tahliye süresinin dolduğu tarih olan 08/02/2006 tarihinde muaccel olduğunu belirtmiş ise de, şartlı tahliye kararının ceza hukuku açısından aynı veya daha ağır suçların işlenmesi halinde dosyanın yeniden ele alınarak incelenmesi yönünden sonuç doğurduğu, bu kararın, idare hukuku kurallarına dayalı olarak kamu hizmeti gören personelin özlük haklarının iadesinde esas alınmasının hakkaniyete uygun görülmediği; bu durumda, 2001 tarihinde görevine iade edilmesinde herhangi bir sakınca görülmeyen davacının sözleşme ücretinden yapılan kesintilerin bu tarihte ödenmeyip 2006 yılında ödenmesi nedeniyle, göreve iade edildiği tarihten itibaren maaşından yapılan kesintilere faiz uygulanmamasında hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle, davacının faiz telebinin, görevden uzaklaştırıldığı 14/09/1998’den 28/08/2001 tarihine kadar olan dönem için reddine, göreve iade edildiği 28/08/2001 tarihinden ödemenin yapıldığı 24/08/2006 tarihine kadar olan döneme ilişkin faiz talebinin kabulüne karar verilmiştir.Bu kararın davacının faiz talebinin kabulüne ilişkin kısmının temyizen incelemesi sonucu, Danıştay Beşinci Dairesi'nin 23/02/2010 günlü, E:2007/7242, K:2010/961 sayılı kararıyla; 399 sayılı KHK'nin maddesinde sayılan hallerin gerçekleşmesi durumunda aylıklarının kesilmiş olan 1/3 oranındaki kısmının ilgililere ödeneceği hüküm altına alınmış olup, bu düzenlemede söz konusu kesintilere faiz ödeneceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği; buna göre, davacının açıkta geçirdiği sürelere ait olmak üzere göreve iadesinden sonra ödenmiş olan 1/3 oranındaki kesintilere faiz ödenmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuş ise de, İdare Mahkemesince, bozma kararına uyulmayarak, faizin, konusu para olan borçlarda, alacaklının bu paradan mahrum kaldığı süre içinde uğrayacağı kayıpların, başka bir anlatımla bu paranın kullanılamamasından dolayı yoksun kalınan kazancın karşılığı olduğu; esasen bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunmasının kural olarak gerekmediği; ekonomilerde bir değişim vasıtası olan paranın, çeşitli ticari, sınai, zirai v.b. faaliyetlerde kullanılmakla, sahibine kazanç, kira, nema v.s. adları altında kimi ekonomik yararlar sağlayan bir değer olduğu; paranın, sahibi dışındaki kişi ve kuruluşlarca kullanılmasının, sahibinin bu ekonomik değerden mahrum bırakılması sonucunu doğurmasının yanında, yüksek enflasyon etkisinde olan ekonomilerde, paranın değerini, yanı alım gücünün enflasyon oranı ölçüsünde yitirmesine neden olduğu; hukuk devletlerinde, açıklanan nitelikteki bir zararın faiz ya da başka bir ad altında ödenecek tazminatla karşılanabilmesi için, açık yasa hükmü aranmasının düşünülemeyeceği; aksine anlayışın, Devletin ve ona bağlı idarenin eylem ve işlemlerinden doğan her türlü zararın tazmini için de, açık yasa hükmü aranması sonucuna götüreceği ki, böyle bir anlayışın, Anayasa'nın maddesinin son fıkrasında yer alan, "idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür" amir hükmü ile bağdaşmayacağı gerekçesinin de eklenmesi suretiyle, ilk kararının davacının faiz talebinin kabulüne ilişkin kısmında ısrar edilmiştir.Davalı idare, Gaziantep İdare Mahkemesi'nin 28/09/2010 günlü, E:2010/1211, K:2010/844 sayılı ısrar kararını temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir.Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Gaziantep İdare Mahkemesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddine, Gaziantep İdare Mahkemesi'nin 28/09/2010 günlü, E:2010/1211, K:2010/844 sayılı ısrar kararının ONANMASINA…. Danıştay Onikinci Dairesinin 30/11/1998 tarihli ve E.1995/6978, K.1998/2918 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Ankara İdare Mahkemesinin 1993 günlü, E:1992/182, K:1993/1398 sayılı kararıyla; görevine son verilmesine dair işlemin idare mahkemesince iptali, Danıştayca da onanması üzerine 1991 tarihinde göreve iade edilen davacının, görevine son verilmesine dair işlemin hukuka aykırılığının mahkeme kararı ile sabit olması nedeniyle bu işlemden doğan zararının idarece tazmin edilmesinin Anayasanın maddesi ve bu yoldaki idare hukuku ilkesi gereği olduğu, davacının zararını, alamadığı aylıkları ile sınırlı tutmaya olanak bulunmadığından açıkta kaldığı sürede aylık ve özlük haklarını zamanında alamaması nedeniyle uğradığı zararının yasal faiz ödenerek tazmininin gerektiği, davacı tarafından % 57 oranında faiz talep edilmiş ise de, 3095 sayılı Yasa uyarınca yasal faizin % 30 olarak uygulanması gerektiği, davacının görevine son verilmesine dair işlemin iptaline dair idare mahkemesi kararı davalı idarece geciktirilmeksizin uygulanmış olması nedeniyle temerrüt faizi ödenemeyeceği gerekçesiyle davacıya idarece ödenmiş olan aylık ve özlük haklarına ödenmesi gereken ilk ayın başlangıç alınmak suretiyle % 30 yasal faiz işletilerek saptanacak tutarın davacıya ödenmesine istemin fazlaya ilişkin kısmının ise reddine hükmedilmiştir. ... Hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince işin gereği düşünüldü:İdare ve Vergi Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür. Ankara İdare Mahkemesince verilen 1993 günlü,E:1992/182, K:1993/1398 sayılı kararın % 57 faiz talebine ilişkin kısmı ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığından temyiz istemlerinin reddi ile anılan kararın onanmasına, temyiz giderlerinin istemde bulunan taraflar üzerinde bırakılmasına..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) istikrarlı olarak kamu makamlarınca yapılacak geri ödemelerin gecikmesini faiz ödemeleriyle ilişkilendirmektedir. AİHM'in çeşitli kararlarında makul olmayan bir gecikme gibi nedenlerle tazminatın değer kaybettiği durumlarda bu tazminatın yeterliliğinin azalacağı belirtilmiştir (Angelov/Bulgaristan, B. No: 44076/98, 22/4/2004, § 39; Almeida Garrett, Mascarenhas Falcão ve diğerleri, B. No: 29813/96-30229/96, § 54). Nitekim böyle başvurularda AİHM, esas itibarıyla kamu makamlarının geçen süre nedeniyle ödenmesi gereken tutardaki değer kayıplarını telafi etmek için gecikme faizi ödeyip ödemediğini dikkate almaktadır. Kısacası AİHM; mülkiyet hakkı kapsamında faiz ödemesini, esasen devletin borçlu olduğu tutar ile alacaklı tarafından nihai olarak alınan tutar arasındaki enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarını giderme yükümlülüğüyle ilişkilendirmektedir (Akkuş/Türkiye, B. No: 19263/92, 9/7/1997, § 29). Devlet tarafından ödenecek bir bedelin enflasyon karşısındaki değer kayıplarında AİHM, ikili bir ayrıma gitmektedir. Mahkemelerce belirlenmiş bir para alacağının ödenmemesi hâlinde daha katı bir tutum sergileyerek %5'e kadar değer kayıplarını hesaplama faktörlerindeki değişkenlerle ilgili kabul etmektedir (Arabacı/Türkiye (k.k.), B. No: 65714/01, 7/3/2002; Akkuş/Türkiye, §§ 24-31). Çünkü burada ödemelerin geç yapılması, mahkeme kararlarının icra edilmesi ile ilgili bir sorundur. Mahkemelerde geçen yargılama süresindeki enflasyon nedeniyle kamulaştırma bedelinin değer kaybı yönünden ise meydana gelen farkın tazminatın belirlenmesi yönteminden kaynaklandığı ve bu konuda kamusal makamların belirli bir takdir yetkisinin olduğu da gözetilerek bu farkın başvurucular açısından aşırı bir yük getirip getirmediği incelenerek karar verilmektedir (Aka/Türkiye, B. No: 19639/92, 23/9/1998, §§ 41-51; Güleç ve Armut/Türkiye (k.k.), B. No: 25969/09, 16/11/2010). AİHM'in Eko-Elda Avee/Yunanistan (B. No: 10162/02, 9/3/2006, §§ 23-31) kararında; haksız olarak tahsil edilen verginin 5 yıl 5 ay sonra faizsiz olarak iade edilmesi, belli bir meblağdan yararlanma hakkı uzun süre engellenen başvurucunun mali durumunda önemli bir zarara yol açması nedeniyle ölçülü görülmemiş ve mülkiyet hakkının ihlaline karar verilmiştir. Baş/Türkiye (B. No: 49548/99, 24/6/2008, §§ 58-64) kararında ise faiz ödenmemesi nedeniyle tazminatın değer kaybına ilişkin şikâyetler incelenmiştir. Başvuruya konu olayda idare mahkemesince başvurucunun 15/9/2003 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere dul aylığına hak kazandığı kabul edilmiştir. AİHM öncelikle idare mahkemesinin kararının talep edilebilir bir alacak oluşturduğunu ve bu nedenle başvurucunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ek 1 No.lu Protokol'ün maddesi anlamında mülkiyet oluşturan bir hakkının mevcut olduğunu belirtmiştir. AİHM ayrıca bu hakkın başvurucuya Emekli Sandığına başvurduğu tarihten itibaren geçerli olacak şekilde geriye dönük olarak tanındığını vurgulamıştır. Bununla birlikte AİHM, başvurucuya salt bu hakkın tanınmış olmasının başvurucunun mağdur sıfatını ortadan kaldırmadığını kabul etmiştir. AİHM'e göre mağdur sıfatının ortadan kalkabilmesi için ileri sürülen ihlalin hem zamanında hem de mağdurun bu hakkı kullanamadığı süre gözönüne alınarak telafi yoluna gidilmesi gerekmektedir. AİHM bu çerçevede, idare mahkemesinin yaklaşık iki yüz aya yayılan Nisan 1987-Aralık 2003 tarihleri arasındaki dönemdeki dul aylıklarına ilişkin oluşan zararı dikkate almadığını tespit etmiştir. AİHM söz konusu dönem için başvurucunun banka hesabına yatırılan paranın ise aynı dönemdeki enflasyon oranları karşısında uğradığı maddi kaybın sonuçlarını gidermeye yetmediğini belirtmiştir. AİHM, geçen sürenin yalnızca devlete yarar sağladığını ve ilgili dönemde Türkiye'de paranın hızla değer kaybettiğini gözönünde bulundurarak başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı
https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/10197
Başvuru, tutuklu kalınan dönemde maaştan yapılan kesintilerin değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
1