text
stringlengths 115
474k
| Haklar
stringclasses 21
values | Kararın Bağlantı Linki
stringlengths 53
58
| Başvuru Konusu
stringlengths 0
2.09k
| labels
int64 0
1
|
---|---|---|---|---|
Başvuru; ceza infaz kurumunda tutulan hükümlünün sağlık personeli ve ceza infaz kurumu görevlilerinin ihmalleri nedeniyle ölmesi, bu olaya ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. 2015/16235 numaralı başvuru başvurucu Şirin Çelik tarafından 2/10/2015 tarihinde, 2015/18545 numaralı başvuru ise diğer başvurucular tarafından 27/11/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 2015/18545 numaralı başvurunun konu bakımından aynı nitelikte olması nedeniyle 2015/16235 numaralı başvuru ile birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına ve diğer dosyanın kapatılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, Manisa Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü iken 22/3/2015 tarihinde yaşamını yitiren 1983 doğumlu A.A.nın kardeşleridir.. Başvuru ve soruşturma dosyasındaki belgelere göre A.A., Antalya E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Antalya Ceza İnfaz Kurumu) iken sağlık sorunları nedeniyle cezasının kaldırılması yönünde talepte bulunmuştur. Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 26/11/2014 tarihli yazısından anlaşıldığı üzere A.A.nın talebi uyarınca hakkında özel af uygulanabilirliğinin tespiti amacıyla yürütülmekte olan işlemler bulunmaktadır. A.A. bu sırada Antalya Ceza İnfaz Kurumundan Manisa T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna, oradan da Manisa Açık Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu) sevk edilmiştir. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığının (Cumhuriyet Başsavcılığı) 3/12/2014 tarihli özel af işlemlerinin sonucu hakkında bilgi verilmesine yönelik yazısına istinaden A.A.nın Ceza İnfaz Kurumunda beyanı alınmıştır. A.A. 5/12/2014 tarihli beyanında özetle 2014 yılı içinde Antalya Ceza İnfaz Kurumundayken menenjit rahatsızlığı ve sağ ayağındaki sakatlık nedeniyle Bakanlık ve Başbakanlığa af talebini ilettiğini bildirmiştir. A.A., Cumhuriyet Başsavcılığının 3/12/2014 tarihli yazısına istinaden Manisa Devlet Hastanesine (Hastane) sevkedilmiştir. Hastanenin 17/2/2015 tarihli raporuna göre A.A. sürekli hastalık hâline rağmen infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettirebilecek durumdadır. Ceza İnfaz Kurumunun 23/3/2015 tarihli yazısına göre A.A. hakkındaki sağlık raporu ve ilgili belgeler görüş alınması amacıyla Adli Tıp Kurumuna (Kurum) gönderilmiş ve Kurum tarafından 9/3/2015 tarihli yazıyla A.A.nın muayenesi için sevki istenmiş, 25/3/2015 tarihinde Kuruma sevk edilmesi planlanan şahıs 22/3/2015 tarihinde vefat etmiştir. Ceza İnfaz Kurumu personelince olay günü tutulan tutanaktan 00-00 arası gece nöbetinde olan infaz koruma memurlarının İ.B., R., E.A., S.K. ve E.K. olduğu anlaşılmaktadır. Saat 15 sıralarında olayın bildirilmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca derhâl ve resen soruşturma başlatılmıştır. Ceza İnfaz Kurumuna giden Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen 22/3/2015 tarihli Olay Yeri İnceleme Tutanağına göre A.A. olay günü dokuz hükümlüyle aynı koğuşta kalmaktadır. A.A.nın infaz dosyası incelenmiş ve kişisel sağlık fişinde 12/3/2015 tarihinde Ceza İnfaz Kurumu hekimi tarafından muayene edilerek reçete yazılmış olduğu görülmüştür. Raporda; Cumhuriyet savcısı tarafından Ceza İnfaz Kurumu idaresince düzenlenen tutanağın incelenmesi neticesinde ise A.A.nın saat belirtilmeyen defter kaydına göre doktor R. tarafından kontrol edilerek üst solunum yolları enfeksiyonu tanısı ile kendisine ilaç verilmiş olduğu, bu amaçla 112 Acil Servisin çağırıldığı ve saat 55'te Doktor A.E. tarafından yapılan kontrolde şahsın ölü olduğunun tespit edildiğinin görüldüğü yazılıdır. Cumhuriyet savcısı aynı gün saat 25 sıralarında ölü muayenesi işlemi yapmış, otopsi yapılmasını gerekli görmüş, müteveffa ile aynı koğuşta kalmakta olan diğer hükümlülerin tanık sıfatıyla dinlenilmesi ve hükümlünün sağlık işlemleri ile ilgili tüm evrakın birer örneğinin Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmesi talimatını vererek Ceza İnfaz Kurumundan ayrılmıştır. Müteveffanın cesedi 22/3/2015 tarihinde otopsi işlemi için Adli Tıp Kurumu İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığına (Grup Başkanlığı) gönderilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı 22/4/2015 tarihli yazısıyla otopsi raporunun akıbetini sormuştur. Grup Başkanlığının 27/4/2015 tarihli otopsi raporunda özetle A.A.nın kanında ve göz içi sıvısında yapılan incelemede ilaç etken maddelerine rastlandığı ve kesin ölüm nedeninin şiddetli akut pürülan (irinli) menenjit olduğu tespitlerine yer verilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından A.A. ile aynı koğuşta kalan A.nın 22/3/2015 tarihinde tanık olarak beyanı alınmıştır. A. beyanında özetle A.A.nın öğlen rahatsızlığı nedeniyle koğuşa geçip yattığını, saat 15'te ambulans geldiğini, A.A.nın ambulansa götürüldüğünü, 15 dakika kadar sonra A.A.nın yukarıya geldiğini, ona iğne yapıldığının söylendiğini, baygın gibi durduğunu, bir süre sonra infaz koruma memurlarından birinin gelerek A.A.nın ateşi olduğunu, bir süre üzerini fazla örtmemeleri gerektiğini söylediğini bildirmiştir. Anılan tanık ayrıca akşam sayımına doğru saat 00 sıralarında A.A.nın titremeye başladığını, görevli memura haber verdiklerini, diğer bir hükümlünün A.A.nın ağzının kapanmaması için dişlerinin arasına mendil koyduğunu, bir süre sonra titremesinin geçtiğini, görevli memurların üzerine çarşaf örttükten sonra odadan çıktıklarını, saat 00'e kadar A.A.nın yanında beklediklerini, bu saate kadar başka bir rahatsızlığı olmaması üzerine yemeğe indiklerini, yanında İ.nin kaldığını, saat 30 sıralarında odaya döndüklerinde A.A.nın sağa sola dönerek uyuduğunu gördüğünü, sabah 00'de uyanınca A.A.yı kontrol eden nin şahsın öldüğünü söylemesi üzerine görevli memurlara haber verdiklerini ve ambulansın geldiğini söylemiştir. A. beyanında, kendisinin de rahatsızlıkları olduğunu ve acil servisle hastaneye gittiğini, dönüşte ceza infaz kurumunun evrak getiren aracı ile geldiğini, kimsenin kendisinden para istemediğini ancak geceleyin acil servis ile hastaneye giden hükümlülerin işleri bittiğinde kuruma dönecekleri zaman toplu taşıma aracı olmadığından taksi tutarak dönmeleri mümkün olduğu için görevli memurların mağdur olmamaları amacıyla hükümlülerin yanlarına para alması konusunda onları uyardığını duyduğunu, üç aydır kaldığı bu kurumunda rahatsızlığı ile ilgili yapılması gereken bütün işlemlerin yapıldığını, kurumdaki görevlilerin hükümlülerin rahatsızlanması hâlinde ambulans çağırmak veya kurum doktoruna muayeneye çıkarmak konusunda herhangi bir ihmallerine rastlamadığını ifade etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından A.A. ile aynı koğuşta kalan E.S.nin de 22/3/2015 tarihinde tanık olarak beyanı alınmıştır. E.S. beyanında özetle A.A.nın rahatsızlanması üzerine ambulans çağırıldığını, kendisinin akşam sayımdan sonra odaya çıktığını, yaklaşık bir saat sonra A.A.nın el ve ayaklarının titremeye başladığını, koğuştakilerin şahsa masaj yaptıklarını, görevlilere de haber verdiklerini, bir süre sonra A.A.nın kendine geldiğini, görevli memurların ateşi olması nedeniyle üzerini fazla örtmemelerini söylediğini, yatmak için odaya döndüğünde A.A.nın normal bir şekilde yattığını gördüğünü, sabah sayıma kalktıklarında A.A.nın hareketsiz olduğunu fark etmeleri üzerine görevlilere haber verdiklerini, ambulansın geldiğini ve kontrol eden doktorun şahsın öldüğünü söylediğini, A.A.nın titreme nöbetinden sonra herhangi bir rahatsızlık belirtisi göstermediğini, hatta saat 00 sıralarında koğuşa gelen görevli memurun da A.A.nın durumuna bakıp normal olduğunu gördüğünü, A.A.nın acil yardıma ihtiyacı olduğunu fark etmeleri durumunda bunu görevlilere bildireceklerini ifade etmiştir. E.S. beyanında, doktora gitmek isteyen ya da acil müdahale gerektiren hükümlüler için görevlilerin ihmalî bir davranışına tanık olmadığını, acil servisle gidenlere parası olup olmadığının sorulmasının nedeninin ise geceleyin ambulans ile hastaneye giden hükümlülerin infaz kurumuna o saatlerde gelen toplu taşıma aracı olmaması ve taksi tutarak gelmelerinin gerekmesi olduğunu ifade etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından A.A. ile aynı koğuşta kalan G.T., İ., K. ile İ.Ö.nün 22/3/2015 tarihli tanık beyanları da benzer hususları içermektedir. A.A. ile aynı koğuşta kalan İ.nin Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği 22/3/2015 tarihli tanık beyanının ilgili kısımları şöyledir:"...dün saat 17:00 sayımdan sonra eşofmanı giymek üzere koğuşa çıktım, [A.nın] rahatsız olduğu ve ambulans çağrıldığı söylendi, ambulans gelince [Mu.] ile birlikte [A.nın] koluna girerek ambulansa götürdük, doktor ambulansın içerisinde [A.yı] muayene etti, ateş ölçen cihazın bozuk olduğu söylendi, bu nedenle [A.nın] ateşini ölçemediler, bu sırada [A.yı] daha önce kapalı cezaevinde birlikte kaldığı için tanıyan [Me.] isimli hükümlü arkadaşımız doktora [A.nın] Menenjit geçirmiş olduğunu bu nedenle iğne vurulursa iyi gelmeyeceğini söyledi, bizlerde [A.nın] hastanede tedavi edilmesinin daha iyi olacağını söyledik, ancak doktor bizi dikkate almadı ve orada görevli hemşireye iğne vurmasını söyledi ve hemşire de [A.nın] iğne vurdu yukarıya çıkarmamızı söylediler, [G.] ile birlikte [A.yı] yukarıya çıkardık, yukarıya çıkardığımız sırada [A.] lavobaya götürmemizi söyledi ve burada lavobaya kustu, yüzünü temizledikten sonra yatağına götürdük, [A.] 'kafam kafam' diyordu, onu yatırmamızdan yarım saat ya da bir saat kadar sonra [A.nın] titreyerek nöbet geçirdiğini gördük, ben ve koğuşta olan diğer arkadaşlarım [A.nın] koluna ve bacağına masaj yaparak kendine gelmesini sağlamaya çalıştık, bu sırada yukarıda da adını verdiğim [Me.] isimli arkadaş yanımıza gelerek 'dişlerinin arasına birşey koyun ağzı kapanmasın' dedi, bunun üzerine nefes alabilmesi için dişinin arasına peçete koyduk ve görevli memurlara haber verdik, memurlar geldiğinde [A.] normale dönmüştü, konuşamıyordu ancak normal yatıyordu, nasıl olduğunu sorduğumuzda, iniltiyle cevap veriyordu, ben sayım sonrasında 19:30'da aşağıya indim ve 21:00 sıralarında odaya geri döndüm, odaya döndüğüm [A.] normal bir şekilde nefes alıp veriyordu, sonrada ben saat 22:00 sıralarında uyudum, sabah 06:00 uyandım ve görevli olduğum yemekhaneye geçtim, [A.yı] kontrol etmediğim için ben inerken yaşayıp yaşamadığını bilemiyorum, yemekhanede bulunduğum sırada aynı koğuştaki arkadaşlarımdan biri gelerek [A.nın] ölmüş olduğunu söyledi dedi. Ben iki aydır açık ceza infaz kurumundayım, idarecilerin ve görevli memurların kimseye kötü davrandığına tanık olmadım, hasta olupta doktora gidemeyen ya da hastaneye götürülmeyen bir hükümlü olduğunu da şimdiye kadar duymadım..." Tanık A.nın Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği22/3/2015 tarihli beyanının ilgili kısmı şöyledir:" ...dün [A.nın] rahatsız olduğunu farkedince görevlilere haber vermiştik, saat 17:30 sıralarında ambulans gelince [İ.] isimli arkadaşım ile [A.nın] koluna girerek ambulansa götürdük, [A.] ambulansa geçtiğinde ben biraz geride merdivenlerde bekliyordum, doktor [A.nın] kolunun altına ateşini ölçmek için cihaz koydu, ancak yanındaki bayanlarla cihaz çalışmıyor diye konuştuklarını duydum, bu sırada yanımızda görevli memurlarda vardı, doktor [A.nın] ateşinin olduğunu ancak çok yüksek olmadığı için iğne vurulmasını gerektiğini söyledi ve ambulansın kapısı yarım açıkken iğne vurmak amacıyla kapıyı kapattılar, doktor iğne vurduktan sonra yanımıza gelen [Me.] isimli bir hükümlü arkadaşımız [A.ya] iğnenin iyi gelmeyeceğini söyledi, ancak bunu gördüğüm kadarıyla bunu doktorlara söylemedi, zaten burada memurlar bulunmakta iken bizlerin doktorlar ile muhatap olunmasına imkan yoktur, doktor iğneyi vurdurduktan sonra koğuşa götürebileceğimi söyleyince [Mu.] ve [İ.] [A.nın] koluna girdi, bende onlarla birlikte koğuşa çıktım, ben [A.nın] rahatsızlığı nedeniyle yanında kaldım, yaklaşık 1 saat kadar sonra[A.] titremeye başladı, ben ve diğer arkadaşlarım elini ve ayaklarını ovduk, dili boğazına kaçmasın diye yüzünü yan çevirdik, bir süre sonra [A.] kendine geldi, benim gördüğüm kadarıyla ambulanstaki doktor [A.nın] [P.] ilacı kullanması gerektiğini söyledi ve bir günde 4 tane atabileceğini ekledi, daha sonra sağlık işlerinde görevli memura yardımcı olan hükümlü arkadaşımıza bir hap verildi ancak bunu sağlık memurumu, doktor mu verdi bilemiyorum, ayrıca bu ilacı [A.nın] alıp almadığını da bilemiyorum, dedi.Yukarıda anlattığım titreme krizi sonrasında [A.] kendine geldi ve yatağında uyumaya devam etti, akşam 19:00 sayımından sonra televizyon izlemeye aşağıya indim, 24:00 sıralarında odaya döndüm, [A.ya] 'iyimisin?' diye sordum, cevap vermedi ancak nefes alıyordu, ben de fazla rahatsız etmeden ranzama gidip uyudum, saat 01:30 lavobaya gidip döndüğümde [A.nın] battaniyesinin yere düştüğünü gördüm, kaldırıp yarısı üzerine örtecek şekilde battaniyeyi üzerine bıraktım, saat 07:30 sıralarında [Met.] isimli arkadaşım beni uyandırdı ve '[A.] sanki ölü gibi duruyor' dedi, bende ranzadan inip baktığımda, [A.nın] nabzının atmadığını ve vücudunun soğuk olup katılaştığını ve yüz üstü yattığın gördüm, gidip durumu görevli memur arkadaşlara haber verdim, memur arkadaşlar ile tekrar [A.nın] yüzüne bakmak amacıyla hafif yan çevirdik, yüzünün morarmış olduğunu gördük, daha sonra ambulans ile gelen doktor bize [A.nın] öldüğünü söyledi.Ben 105 gündür bu kurumdayım, ne benim nede başka bir arkadaşımın sağlık sorunları ile ilgili görevlilerin herhangi bir ihmaline rastlamadım, bende hastaneye gitmiştim, [Met.] isimli arkadaşımız da ambulans ile hastaneye gitmişti, her ikimizi de cezaevinin evrak getiren aracı ile kuruma geri getirdiler, kimse benden para veya başka birşey istemedi, hükümlü arkadaşlarımızın da bu konuda bir problemi olduğunu sanmıyorum..." Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli olarak 4/8/2015 tarihinde ifadesi alınan İnfaz Koruma Memuru İ.B.nin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:"Ben olay tarihinde Manisa Açık Ceza İnfaz Kurumunda vardiya amiri olarak görev yapıyordum, vardiya amirliği nöbetini devraldığım 19:00 'da nöbeti devreden arkadaşım hükümlülerden birinin hasta olduğunu söyledi ve ambulansın gelip ambulanstaki doktorun tedavisini yaptığını da beyan etmişti, arkadaşımın söylediğine göre hükümlüyü hastaneye götürmeye gerek duymamışlar, akşam sayımını dışarıda alıyorduk, ancak bu hükümlü hasta olduğu için sayıma indirmedik, görevli arkadaşlardan biri kontrolünü yaptı. Saat 22:30 sıralarında İKM [R.] ile [E.A.] benim talimatlarım doğrultusunda bütün koğuşları tek tek dolaştılar, bu sırada hasta hükümlünün durumunu da kontrol etmişler, bana olumsuz herhangi bir durum bildirmediler.24:00 da yapılan gece sayımında görevli memurlar hükümlüyü yine kontrol etmişler, bu sayımda da bana olumsuz bir durum bildirilmedi.Gece nöbetlerinde genelde iki ya da üç saatte bir koğuş kısmına görevliler tarafından çıkılıp hükümlüler kontrol edilmektedir. Olay tarihinde de çok net olarak saatlerini hatırlamıyor olmakla birlikte bu rutin uygulama doğrultusunda hareket etmiştik. Sabah saatlerine kadar herhangi bir hükümlü tarafından bana ya da görevli arkadaşlarıma olumsuz bir durum bildirilmedi.Saat 07:30 sıralarında [E.A.], [E. K.] ile birlikte bir hükümlünün hasta olan arkadaşlarının yatakta hareketsiz yattığını söylemesi nedeni ile koğuşa gitmişler, hemen arkasından bana bilgi verdiler ve ben koğuşa çıktım, ... o sırada ölü olduğunu anladım, ancak yinede kesin olarak anlaşılması için 112 Acil Servise haber verdirdim, daha sonra olay mahalline gelen doktor hükümlünün ölmüş olduğunu tespit etti.Ben yasal görevim kapsamında nöbetim boyunca yapmam gereken bütün işlerimi eksiksiz olarak yerine getirdim, hükümlünün hasta olduğunu biliyordum, ancak ambulansla doktorun gelerek hastaneye götürmeye gerek duymayıp ilaç verdikten sonra koğuşuna geri gönderdiğini bildiğim için bu saatten sonra yeniden rahatsızlandığı yolunda herhangi bir şikayette gelmediğinden yapacak bir işlemde yoktu. Eğer hükümlü ya da arkadaşları hükümlünün sağlık durumunun kötüye gittiğini söylemiş olsalardı müdahale edilmesi için 112 Acil Servise haber verirdim, zaten ben nöbete başladığım sırada hükümlünün rahatsız olduğunu öğrendiğim için arkadaşlarına özellikle hükümlünün durumunu takip etmelerini, olumsuz bir durum olursa gecikmeden haber vermelerini söylemiştim, bu nedenle hükümlünün ölümü olayında benim ya da diğer görevli arkadaşlarımın herhangi bir kusuru bulunmamaktadır..." Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli olarak 4/8/2015 tarihinde ifadesi alınan İnfaz Koruma Memuru E.A.nın ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:"Ben olay tarihinde Manisa Açık Ceza İnfaz Kurumunda kurum ana giriş nöbetçisiydim, nöbeti devraldığım 19:00 'da nöbeti devreden arkadaşım hükümlülerden birinin hasta olduğunu söyledi ve ambulansın gelip ambulanstaki doktorun tedavisini yaptığını da beyan etmişti, arkadaşımın söylediğine göre hükümlüyü hastaneye götürmeye gerek duymamışlar, akşam sayımını dışarıda alıyorduk, ancak bu hükümlü hasta olduğu için sayıma indirmedik, görevli arkadaşlardan biri kontrolünü yaptı.Saat 22:30 sıralarında İKM [R.] ile birlikte bütün koğuşları tek tek dolaştık, bu sırada hasta hükümlünün durumunu da kontrol ettik, aynı koğuşta kalan hükümlünün arkadaşları uyuduğunu söylediler.24:00 da yapılan gece sayımında görevli diğer memur arkadaşım hükümlüyü kontrol ettiğini söyledi,nöbetim sırasında ne hükümlüden ne de aynı koğuşta kalan arkadaşlarından hükümlünün sağlık problemi olduğunu söylemediler.Saat 01:00 sıralarına kadar diğer görevli arkadaşlarım ile birlikte koğuşlar bölgesinde dolaştık, bu esnada herhangi bir olumsuz bir şey görmedik, bu saatten sonra binanın girişinde mahkum kabul bölümüne geçip nöbetimizi tutmaya devam ettik.Saat 07:30 sıralarında ismini hatırlamadığım bir hükümlü hasta olan arkadaşlarının yatakta hareketsiz yattığını söyledi, bunun üzerine İKM [E.K.] ile birlikte hasta hükümlünün kaldığı koğuşa çıktık, hareketsiz yattığını gördük, ... ben vardiya amirine haber verdim, vardiya amiri yukarı çıkınca kurum nöbetçi müdürüne haber verdim ve 112 Acil Servisi aradım, daha sonra hükümlünün ölmüş olduğunu öğrendik, ben yasal görevim kapsamında nöbetim boyunca yapmam gereken bütün işlerimi eksiksiz olarak yerine getirdim, hükümlünün hasta olduğunu biliyordum, ancak ambulansla doktorun gelerek hastaneye götürmeye gerek duymayıp ilaç verdikten sonra koğuşuna geri gönderdiğini bildiğim için bu saatten sonra yeniden rahatsızlandığı yolunda herhangi bir şikayette gelmediğinden yapacak bir işlemde yoktu. Eğer hükümlü ya da arkadaşları hükümlünün sağlık durumunun kötüye gittiğini söylemiş olsalardı müdahale edilmesi için 112 Acil Servise haber verirdim, bu nedenle hükümlünün ölümü olayında benim ya da diğer görevli arkadaşlarımın herhangi bir kusuru bulunmamaktadır..." Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli olarak 4/8/2015 tarihinde ifadesi alınan İnfaz Koruma Memuru R.nin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:"Ben olay tarihinde Manisa Açık Ceza İnfaz Kurumunda mutfak nöbetçisi olarak görev yapıyordum, nöbeti devraldığım 19:00 'da nöbeti devreden arkadaşım hükümlülerden birinin hasta olduğunu söyledi ve ambulansın gelip ambulanstaki doktorun tedavisini yaptığını da beyan etmişti, arkadaşımın söylediğine göre hükümlüyü hastaneye götürmeye gerek duymamışlar, akşam sayımını dışarıda alıyorduk, ancak bu hükümlü hasta olduğu için sayıma indirmedik, görevli arkadaşlardan biri kontrolünü yaptı.Saat 22:30 ve 24:00 de yapılan gece sayımında arkadaşlarımla birlikte koğuşları dolaştık, sayım aldık, bu sırada ne hasta hükümlü ne de hastahükümlünün arkadaşları olumsuz bir durum bildirmediler.Sabah 07:30'a kadar herhangi bir olumsuzluk olmadı, ancak bu saatte hasta olan hükümlünün öldüğünü duydum, bunun üzerine ben de yukarı çıktım, diğer görevli arkadaşlarım da koğuştaydı, bir süre sonra 112 Acil Servis kuruma geldi ve kontrol eden doktor hükümlünün ölmüş olduğunu söyledi.Ben yasal görevim kapsamında nöbetim boyunca yapmam gereken bütün işlerimi eksiksiz olarak yerine getirdim, hükümlünün ölümü olayında benim ya da diğer görevli arkadaşlarımın herhangi bir kusuru bulunmamaktadır..." Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 22/3/2015 tarihinde İnfaz Koruma Memuru S.K.nın tanık olarak beyanı alınmıştır. S.K. daha sonra 4/8/2015 tarihinde şüpheli olarak verdiği ifadesinde de olayda kusurunun olmadığını, nöbeti boyunca kendisine A.A.nın sağlık durumunun bozulduğuna dair bir bilgi verilmediğini bildirmiştir. Anılan tanığın beyanının ilgili kısmı ise şöyledir:"Ben İnfaz Koruma memuru olarak görev yapmaktayım, 21/03/2015-22/03/2015 tarihleri arasında 19:00-08:00 saatleri arasına gece vardiyasında nöbetçi idim, saat 21:30'da koğuşları dolaşırken ölen [A.nın] da bulunduğu A-6 nolu koğuşa gittiğimde koğuşta [A.] ve bir başka hükümlünün yatmakta olduklarını gördüm, bu kişilerin durumu kontrol edip, nefes alıp verdiklerini görünce rahatsız etmeden koğuştan ayrıldım, benden sonra gece vardiyasında nöbetçi arkadaşlarımda aynı şekilde koğuşları kontrol etmişler, gece yarısına doğru yine koğuşları kontrol ederken ölenin yattığı ranzanın üst katındaki ranzada yatmakta olan [Mu.] isminde hükümlü bana şuan hatırlamadığım birşey sormuştu, bu sırada koğuşun içinde olduğum için [A.nın] yüzünü duvar tarafına doğru döndüğünü ve bu amaçla hareket ettiğini gördüm, daha sonra sabah saatlerine kadar herhangi bir olumsuz durum bildirilmedi..." Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli olarak 5/8/2015 tarihinde ifadesi alınan İnfaz Koruma Memuru H.K.nın ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:" Ben olay tarihinde Manisa Açık Ceza İnfaz Kurumunda vardiya amiri olarak görev yapıyordum, saat 17:00 sıralarında sayım için hükümlüler dışarıya çıktı, [A.A.] isimli hükümlü rahatsız olduğunu beyan etti, midesinin bulandığını, istifra edeceğini söyledi, bunun üzerine ben arkadaşlarına hükümlüyü koğuşuna çıkarmalarını söyledim, sonra sayımı aldım, yaklaşık 10-15 dakika kadar geçmişti, yukarıya çıkarak koğuşta bulunan hükümlüyü kontrol ettim, hükümlünün rahatsız olduğunu ve doktor kontrolüne ihtiyacı olduğunu görünce kurumumuzda doktor bulunmaması nedeni ile 112 Acil Servise haber verdim.Acil servisi arayıp ambulans geldiğinde bende kurumdaydım, hasta hükümlüyü aşağıya indirdikten sonra ambulansın içine aldılar, ambulansta doktor bulunmaktaydı, ben ambulansın içinde ne gibi işlem yaptıklarını bilemiyorum, ancak ambulansla gelen doktor benimle birlikte kurumun revir kısmına geçti, hükümlünün soğuk almış olduğunu söyleyerek burada bulunan ilaçlardan uygun olan ilacı secip bu haptan 3 taneyi aldı ve bize vererek olayın cumartesi günü meydana gelmiş olması nedeni ile cumartesi akşam ve pazar günü sabah ve akşam kullanmasını, daha sonra doktor kontrolüne götürmemizi söyledi, hükümlüyü bu muayeneden sonra odasına çıkardık, doktorun verdiği haptan bir tane içti, ben daha sonra 19:00 da başlayacak nöbetçi arkadaşlara vardiyayı devrettim ve hasta hükümlünün durumunu da anlattım, ertesi gün bu hükümlünün olmuş olduğunu duydum.Benim vardiya amiri olarak görevim bu şekilde hasta olan hükümlünün durumunu sağlık kuruluşuna bildirmekten ibarettir, gelen sağlık ekibinin talimatları doğrultusunda işlem yaptım, hasta hükümlüyü doktorun talimatına karşı çıkarak hastaneye göndermek gibi bir görevim yoktur, kaldı ki hükümlünün durumunun hastaneye yatacak kadar ağır olup olmadığını bilecek durumda da değilim, bu nedenle görevimi yasal mevzuatın gerektirdiği şekilde yaptığımı düşünüyorum ..." Cumhuriyet Başsavcılığı 25/3/2015 tarihli müzekkereyle Ceza İnfaz Kurumundan A.A.nın dosyasında bulunan tüm tıbbi evrakın bir örneğinin iletilmesini istemiştir. Ceza İnfaz Kurumu talep edilen evrakı aynı gün iletmiştir. İletilen sağlık dosyasında A.A.nın hastalıklarına ve buna bağlı olarak yürütülen özel af talebi sürecine dair evrakın (bkz. §§ 10-14) bulunduğu görülmüştür. Başvurucuların vekili 14/4/2015 havale tarihli dilekçeyle Cumhuriyet Başsavcılığından soruşturma dosyasının bir örneğini talep etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı 30/4/2015 tarihinde Şehzadeler Kaymakamlığından (Kaymakamlık) A.A.nın ölümü ile ilgili olarak, olaya müdahale eden doktor ve sağlık ekibinin ihmali bulunabileceği değerlendirildiğinden söz konusu kamu görevlileri hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca soruşturma izni verilmesi talebinde bulunmuştur. Kaymakamlık tarafından 12/5/2015 tarihinde bu konuda Manisa Valiliğinin (Valilik) yetkili olduğu bildirilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı 14/5/2015 tarihinde söz konusu soruşturma izni talebini Valiliğe iletmiştir. Valilik tarafından yapılan ön incelemede A.A.ya müdahaleyi yapan Doktor R.nin 9/6/2015 tarihinde ifadesi alınmıştır. İfadenin ilgili kısmı şöyledir:"...Hasta genel durumu iyi bilinci açık, koopere bir hastaydı. Şikayetlerini sorduğumda 'üşümem, titremem var, her yerim dökülüyor, eklemlerim ağrıyor, boğazım acıyor ve halsizim' dedi. Bunun üzerine yaptığım fizik muayene sonucunda boğazda hafif bir hiperemi vardı. Solunum sistemi muayenesi doğaldı her iki hemitoraks solunuma eşit katılıyordu ... kalp ritmik normaldı. ... Nörolojik muayenesi doğaldı. ...herhangi bir döküntü yoktu. Ateş, tansiyon ve nabız bulguları normaldi. 'Hastaneye gitmek istiyor musun' diye sorduğumda 'yok' diye cevap verdi. ...1 ampul [] yapalım dedim. ...Ağrısı olursa kullanması için ağrı kesici/ateş düşürücü ilaç bakmak üzere ...Arkadaşımı revire gönderdim. Döndüğünde 2 kutu antibiyotik... Getirdi. Tedaviye tek doz antibiyotiğin yeterli olmayacağını düşünerek antibiyotik enjeksiyonunu yaptırmak istemedim. Hafta sonu olması nedeniyle şikayetleri devam ederse acile gitmesini, Pazartesi günü ise Dahiliye doktoruna gitmesini önerdim. ...sonra tekrar gardiyanlarla birlikte koğuşuna çıktı..." Ön incelemede acil tıp teknisyenleri S.Ö.nün 8/6/2015 tarihinde, A.B.A.nın 9/6/2015 tarihinde ifadeleri alınmıştır. S.Ö. ile A.B.A.nın ifadeleri benzer yönde olup A.B.A.nın ifadesinin ilgili kısmı şöyledir: "...Hasta gardiyanlar refakatinde ambulansa geldi. Doktor Hanım hastaya şikayetlerini sordu. Hasta üşümesl olduğunu ve her yerinde ağrı olduğunu söyledi. Daha sonra fiziki muayenesini yaptı. Benden ateş ve tansiyonuna bakmamı söyledi. Ateşi ve tansiyonu nonnal değerler arasındaydı. Hastanın genel durumu iyiydi. Gördüğüm kadarıyla üşümesi vardı. Doktor Hanım 'hastaneye götürelim' dediğinde hasta 'yok. gitmek istemiyorum' dedi. Doktor Hanım 'Sana iğne yapalım mı ? ' diye sorduğunda 'tamam' dedi ve sedyeye yattı. Doktor Hanım bana ampul [] yapmamı söyledi. Ambulansın kapısı kapatıldı, ben bu arada ilacı hazırladım. Hastaya 'bizim istasyonumuz hastanenin yanında istersen seni de götürebiliriz' dedim ancak 'yok' diye cevap verdi..." Ön inceleme sırasında bilirkişi olarak tayin edilen klinik mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları uzmanının 15/6/2015 tarihli raporunun ilgili kısmı şöyledir:" ...menenjitin en sık bulgusu ateş; baş ağrısıdır. Baş ağrısının sebebi kafa içerisindeki basıncın artması ve beyinde ağrı oluşturan bölgelerdeki iltihaptır. Kafa içi basıncının artması durumunda bulantı, kusma, bulanık görme gibi yakınmalar, ense sertliği ve diğer meninks irritasyon bulguları ortaya çıkar. Geç dönemde bilinç durumunda değişiklik1er gibi nörolojik kayıplar ve epileptik nöbetler görülür. Menenjitin ilk evresi birkaç gün süren üst solunum yolu enfeksiyonu veya barsak enfeksiyonu gibi belirtilerle de başlayabilir. Devamında ise hastanın tablosu ağırlaşır. İlk dönem bulguları ile menenjit tanısı koymak pek mümkün değildir. Hastalarda kafa içi basınçı artmasına bağIı şiddetli baş ağrısı ve başka bir şekilde açıklanamayan bulantı, kusma gibi şikayetlerin eklenmesi ile klinik şekillenir. Menenjit tanısının konmasında en önemli aşama hastanın şikayetlerinin ve nörolojik bulgularının değerlendirilmesidir. Ateş ve boğaz enfeksiyonu veya akciğer enfeksiyonunu takiben günler hatta saatler içinde menenjit tablosu gelişebilir. Bulguların değerlendirilmesi sonrasında beyin görüntülemesi, tercihen ilaçlı beyin MR'ı çekilerek kesin tanı için de beyin omurilik sıvısınm (bel suyu) incelemesi gereklidir. ... Tedavi hem hastalığın yaken takibi hem de kullanılan ilaçların yan etkilerinin kısa zamanda tanınması açısından her zaman hastane ortamında yapılmalıdır. Ağızdan alınan ilaçlar ile menenjit tedavisi yapılamaz. Özellikle Merkezi sinir sistemi (MSS) infeksiyonları acil hekimlikte çok önemli bir grubu oluşturur. Çok hızlı tanı ve tedavi yaklaşımı gerektirir, çoğu zaman tedavi ile tam düzelme sağlanabilirken, tedavinin gecikmesi veya tedavi edilmeme durumunda yüksek mortalite veya kalıcı nörolojik hasar söz konusudur. İnceleme yapılan olguda ifadelerden; hastanın hekim tarafından görüldüğü dönemin Menenjitin ilk evresi olan üst solunum yolu enfeksiyonu dönemine uyan bulguların hakim olduğu anlaşılmaktadır." Valilik tarafından 3/7/2015 tarihli kararla sağlık görevlileri hakkında soruşturma izni verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:" ...Çağrı Kayıt Formları, Ambulans Vaka Kayıt Formları ve olaya müdahale eden Şehzadeler 1 No'lu ekibin ifadeleri bir arada değerlendirildiğinde; ekibin vakaya yönlendirildikten sonra öngörülen sürenin altında bir sürede vakaya ulaştığı, sonrasında yardımcı sağlık personeli çalışanlarının ekip sorumlusu olan Doktor [R.nin] talimatlarını eksiksiz yerine getirdiklerinin anlaşıldığı, (Ateş, nabız, tansiyon ölçümleri ve kas içi ilaç uygulanması gibi) ekip doktorunun yapmış olduğu sistemik muayenede sadece boğazda hiperemi (enfeksiyona bağlı renk değişimi) bulgularını saptaması ve başta sinir sistemi muayenesi olmak üzere tüm sistem muayenelerini yapmış olduğu hastanın sabah enfeksiyon hastalıklarına bağlı bir nedenden yatağında ölü bulunması üzerine Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları konusunda Uzman bir doktorun Bilirkişi olarak görüşünün alınmasının uygun olacağı kanaatine varıldığı......bilirkişi raporunda ...mevcut bulgularla hastanın hekim tarafından görüldüğü dönemin menenjitin ilk evresi olan üst solunum yolu enfeksiyonuna uyan bulgulara hakim olduğu kanaatine varıldığı, Hastaya müdahale eden ekip sorumlusu Doktor [R.nin] görevinde herhangi bir ihmal yada kusurunun olmadığı, Sürücü ATT olarak görev yapan [S.Ö.nün] olay yerine ulaşım esnasında ve ekip sorumlusu dektorun verdiği görevleri yerine getirmede herhangi bir kusurunun olmadığı, ATT [A.B.A.nın] ekip sorumlusu doktor tarafından verilen tansiyon ölçme, ateş ve nabız kontrolü sonrasında da kas içi ilaç enjeksiyonlarını eksiksiz yaptığı ve konuyla ilgili bir ihmali olmadığı anlaşıldığından..." Cumhuriyet Başsavcılığı 9/7/2015 tarihinde söz konusu karara karşı itiraz etmiştir. İtiraz gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...İncelenen dosya kapsamında; ön incelemeci olarak atanan görevli tarafından alınan bilirkişi raporunun incelenmesinde; raporun görevli doktorun mevcut olayda kusuru olup olmadığına dair herhangi bir açıklık içermediği gibi raporun üçüncü paragrafında belirtildiği üzere bulguların değerlendirilmesi sonrasında beyin görüntüemesi için tercihen ilaçlı beyin MR çekilerek kesin tanı için de beyin omuzilik sıvısının incelenmesinin gerekli olduğu ve tedavi ve hastalığın yakın takibi, kullanılan ilaçların yan etkilerinin kısa zamanda tanınması açısından tedavinin hastane ortamında yapılması gerektiği açıklanmış kusur ile ilgili açıklık içermese de raporda değinilen bu husus gözönüne alındığında acil serviste görev yapmakta olan doktorun bu olasılığı gözönüne alarak hastane ortamında takibi gereken [A.A.yı] ambulans ile hastaneye sevk etmesi gerekirken bu şekilde davranmayıp kurumda bırakmasının ihmali bir hareket olarak değerlendirilmesi gerektiği belirlenmiştir. Kaldı ki yapılacak yargılama ile etraflıca araştırılarak aydınlatılması gereken bu hususta ön inceleme aşamasında alınan raporun kusur ile ilgili tespit içerse dahi yeterli olmayacağı da düşünülmektedir. Ayrıca yapılan ön inceleme de 112 Acil Servisin bu tür durumlarda mevzuat gereğince yapması gereken işlemlerin neler olduğu, bu işlemlerin gerektiği şekilde yapılıp yapılmadığı da tartışılmamıştır. Dosya kapsamına göre alınan tanık ifadeleri, otopsi raporu ve toplanan diğer deliIIer bir bütün halinde değerlendirildiğinde haklarında soruşturma izni verilmesi istenen görevliler ile ilgili verilen bu kararın usul ve yasaya aykırı olduğu düşünülmektedir..." Manisa Bölge İdare Mahkemesinin (Bölge İdare Mahkemesi) 14/7/2015 tarihli kararıyla, soruşturma izni verilmesi gerektiği yönündeki bir karşıoyla soruşturma izni verilmemesi yönündeki Valilik kararı onanmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı 10/8/2015 tarihinde sağlık görevlileri hakkında soruşturma izni verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden işlem yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. İnfaz koruma memurları hakkında ise Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak kalmakta olan A., K., İ.Ö., İ.S., İ., E.S., A., G.T.nin tanık sıfatı ile alınan benzer beyanlarında kurumda görev yapan infaz koruma memurlarına kusur atfedilecek bir husus bulunmadığı için yasal görevlerini ihmal ettikleri yolunda haklarında kamu davası açılmasına yeterli delil bulunmadığından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucuların vekili 14/9/2015 tarihinde anılan karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde;i. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısının ölüm olayının soruşturulması sırasında kusurunun ve sorumluluğunun tartışılabileceği olasılık dâhilindeki yetkililerden biri olan ceza infaz kurumlarından sorumlu Cumhuriyet savcısı olduğu,ii. Ceza İnfaz Kurumu müdür ve müdür yardımcıları hakkında soruşturma başlatılmadan yalnızca sağlık görevlileri ve infaz koruma memurları hakkında soruşturma yürütülmesinin hatalı olduğu, zira tanık beyanlarında hasta mahpusların geceleyin dönüş için taksi paralarının olmaması nedeniyle acil durumlarda dahi hastaneye gidemediklerinin beyan edildiği, dolayısıyla söz konusu yetkililerin bu sorunu çözmekte ihmalleri bulunduğu ve yakınlarının ölümünde bu görevlilerin de kusurlu olduğu,iii. Hakkında soruşturma yürütülen infaz koruma memurlarının olay günü saat 00'dan sonra nöbeti devralanlar olduğu, sağlık ekiplerinin Ceza İnfaz Kurumuna geldiği saat 30'da görevde olan infaz koruma memurları hakkında soruşturma başlatılmadığı, oysa bu sırada görevde olan infaz koruma memurlarının ölenin kişisel sağlık dosyasını ve menenjit hastası olduğu bilgisini sağlık ekiplerine ulaştırmayarak olayda kusurları bulunduğu,iv. Yakınlarının saat 30 civarında tekrar rahatsızlanmasına ve durumun nöbetçi infaz koruma memurlarına bildirilmesine rağmen infaz koruma memurlarınca durumun ciddiye alınmadığı ve hastaneye götürülmediği ya da ambulans çağırılmadığı,v. 112 Acil İl Ambulans Çağrı Kayıt Formuna göre ambulansın Ceza İnfaz Kurumuna varış saatiyle ayrılış saati arasında on altı dakika olduğu, koğuştan ambulansa getiriliş süresi dikkate alındığında yeterli muayene süresi tanınmayan hastaya şikâyetlerini sağlık ekibine tam olarak anlatma imkânının verilmediği, vi. Yaşam hakkı devlet güvencesi altında olan mahpuslar parasızlık nedeniyle geceleri hastaneye gidemedikleri için sağlık hizmetinden yararlanma hakları önündeki engellerin idarece kaldırılmadığı ileri sürülmüştür. İtiraz, Manisa Sulh Ceza Hâkimliğinin (Hâkimlik) 8/10/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucular, bölge idare mahkemesinin kararının kendilerine tebliğ edilmediğini, Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının kendilerine tebliğ edildiği tarih olan 8/9/2015 tarihi itibarıyla söz konusu karardan haberdar olduklarını bildirmiştir. Hâkimliğin kararı 27/10/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular 2015/16235 numaralı dosya için 2/10/2015 tarihinde, 2015/18545 numaralı dosya için 27/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İlgili hukuk için bkz. Nejla Özer ve Müslim Özer, B. No: 2013/3782, 21/4/2016, §§ 76- | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/16235 | Başvuru, ceza infaz kurumunda tutulan hükümlünün sağlık personeli ve ceza infaz kurumu görevlilerinin ihmalleri nedeniyle ölmesi, bu olaya ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, dayanağı yeterince açıklanmadığından aksinin ispatına imkân tanınmayan istihbarat kaynaklı bilgiler gerekçe gösterilerek Astsubay Sözleşmesi'nin yenilenmemesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 12/5/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık cevabında, başvuruya ilişkin olarak görüş bildirilmesine gerek görülmediği belirtilmiştir. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 30/8/2005 tarihinde yürürlüğe giren dokuz yıllık sözleşmeyi imzalayıp Hava Kuvvetleri Komutanlığında sözleşmeli astsubay olarak göreve başlamıştır. Başvurucu, sözleşme süresinin bitmesine yakın sözleşme yenileme talebinde bulunmuş ise de 29/8/2014 tarihli işlemle personel kadrolarında planlama yapıldığı gerekçesiyle sözleşmesinin yenilenmemesine karar verildiğini ve bu durumdan aynı tarihte haberdar edildiğini belirtmiştir. Başvurucu, sözleşmenin yenilenmemesi işleminin iptali istemiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) 28/10/2014 tarihinde dava açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde, idari işlemin sebebinin açıkça gösterilmemesi ve öncesinde bir tebligat yapılmadan 29/8/2014 tarihinde ilişiğinin kesilmesinin hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca yargılama sürecinde bir sebep gösterilmesi hâlinde dahi sözleşmenin yenilenmesinde ilgili mevzuat gereği dikkate alınacak personel nitelik belgesi, sicili, takdir/ceza durumu, amir kanaatleri ve almış olduğu eğitimler gibi mesleki durumuna ilişkin hususlarda herhangi bir olumsuzluk bulunmadığını -aksine birçok takdir ve başarı belgelerinin bulunduğunu- vurgulayarak işlemin geçerli bir gerekçesinin olmadığını ileri sürmüştür. Yargılama sırasında, davalı idare tarafından sözleşme yenilememe işlemine dayanak olduğu savunulan gizli ibareli belgeler sunulmuştur. İdare tarafından başvurucunun istihbarata karşı koyma (İKK) hassasiyeti yaratan kayıtlar (belgeler) nedeniyle sözleşmesinin yenilenmediği açıklanmıştır. AYİM Birinci Dairesinin (Daire) 4/11/2015 tarihli kararı ile dava reddedilmiştir. Karar gerekçesinde, sözleşmesi yenilenecek toplam yirmi bir personel arasındaki sicil sıralamasında başvurucunun on birinci sırada bulunduğu, bu sıralamada kendisinden sonra gelen yedi personelin sözleşmelerinin yenilendiği ve İKK kayıtlarının bulunmadığı tespiti yapılmıştır. Ancak başvurucunun askerî hizmete özgü Hava Kuvvetleri Bilgi Sistemi (HvBS) adı verilen kurumsal internet ağında kendi hesabından -olağan sosyal ilişkiler kurmak dışında- malzeme (votka ve yağ gibi) satışı yaptığı kabul edilmiştir. Diğer yandan kamuoyunda saadet zinciri olarak tabir edilen türde bir finansal organizasyona maddi kazanç gayesiyle dâhil olduğu ve kimliği açıklanmayan bir astsubayın belirlediği listelerde başvurucunun söz konusu organizasyonda üye olarak isminin bulunduğu hatta birkaç personeli üye yaptığı kaydı düşüldüğünden İKK hassasiyeti taşıdığının kabulü ile idarenin sözleşmenin yenilenmemesine karar vermesindeki takdir yetkisinin hukuka aykırı kullanılmadığı ifade edilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi, Dairenin 29/3/2016 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Nihai karar 18/4/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 12/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Bireysel başvurunun incelenme sürecinde 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile Anayasa'ya eklenen geçici maddenin birinci fıkrasının (E) bendiyle AYİM kaldırılmıştır. 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun’un “Tanımlar” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir:"Bu Kanun’da geçen...B) Sözleşme : Türk Silâhlı Kuvvetleri birlik, karargâh, kurum ve kuruluşları ile sözleşmeli subay ve astsubay adaylarından askerî eğitimi başarıyla tamamlayanlar arasında yapılan ve üç yıldan az, dokuz yıldan fazla olmamak üzere hizmet yükümlülüğü getiren, örneğine göre hazırlanmış olan yazılı bir belgeyi,...F) Sözleşmeli astsubay : Bu Kanunda öngörülen esaslara göre, kendileri ile sözleşme yapılarak astsubay nasbedilen; astsubay çavuş, astsubay kıdemli çavuş, astsubay üstçavuş ve astsubay kıdemli üstçavuş rütbelerini haiz astsubayları,…ifade eder." 4678 sayılı Kanun’un “Sözleşme süreleri” kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Sözleşmeli astsubay adayları, ön sözleşme yapılarak askerî eğitime alınırlar. Bu eğitimi başarı ile tamamlayanlardan yönetmelikte belirtilen şartları taşıyanlarla sözleşme yapılır ve bu kişiler astsubay çavuş rütbesine nasbedilirler. Sözleşme süreleri; üç yıldan az ve dokuz yıldan fazla olmamak şartıyla, hizmet gerekleri ve yetiştirme maliyetlerine bağlı olarak kuvvet, sınıf ve branşlara göre yönetmelikte belirlenir. Yönetmelikte belirlenen şartları taşıyanların talepleri halinde sözleşmeleri yenilenebilir. Ancak sözleşmeli astsubaylardan rütbe yaş haddini dolduranlar hakkında 1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.Sözleşme süreleri; sıkıyönetim, seferberlik, savaş veya silahlı çatışmayı gerektirecek hal ile savaş hallerinde Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanının göstereceği lüzum üzerine, durumun devamı müddetince Genelkurmay Başkanının onayı ile talebe bakılmaksızın uzatılabilir.Sözleşme işlemleri, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yapılır." 4678 sayılı Kanun’un “Yönetmelik” kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Sözleşmeli subay ve astsubay adayları ile sözleşmeli subay ve astsubaylarda aranacak nitelikler, sağlık koşulları, alınacakları sınıf ve branşlar, duyuru, müracaat şekli ve zamanı, müracaatların kabul edilmesi, sözleşmenin yapılması, sözleşme süreleri, sözleşmenin feshedilmesi, görevde başarısız olma ve kendilerinden istifade edilmeme halleri ve bunlara yapılacak işlemler, sözleşmenin uzatılmasında uygulanacak esaslar, sınav, öğretim ve eğitimin esas, şekil ve süreleri, kıt’a, karargâh, kurum ve idarî işlerde görevlendirilmeleri, izin, ayırma, atamalar, yer değiştirmeler, astlık-üstlük münasebetleri, sicil işlemlerine ilişkin usul ve esaslar, muvazzaf subay veya astsubay statüsüne geçirilecekler için uygulanacak usul ve esaslar, sözleşme yapmaya yetkili makamlar, meslek içi eğitim ve ihtisas kurslarının süresi ve şekli, giyim, kuşam ve istihkaklarının verilme usulü, sağlık işlemleri, Türk Silâhlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenlerin kendilerine yapılan eğitim, öğrenim ve yetiştirme masraflarının geri ödeme esasları ile diğer hususlar, bu Kanunun yürürlüğe girmesini takip eden altı ay içerisinde Millî Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığınca müştereken çıkarılacak bir yönetmelikte gösterilir." 27/4/2002 tarihli ve 24738 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sözleşmeli Subay ve Astsubay Yönetmeliği’nin "Sözleşmenin yenilenmesi ve uzatılması" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Sözleşmenin yenilenmesi ve uzatılması aşağıda belirtilen esas ve usullere göre yapılır.A) Sözleşmeli subay ve astsubaylardan, sözleşmesini yenilemek isteyenler sözleşme süresinin sona erme tarihinden 6 ay önceden başlamak suretiyle dilekçe ile ilk amirine müracaat eder. Bu dilekçeler, EK-C'de belirtilen nitelik belgesi ile beraber silsileler yolu ile Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına gönderilir. (Ek cümle:RG-19/6/2013-28682) Sözleşmesi yenilenecek personel; Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesinde kurulacak komisyonlar tarafından personelin nitelik belgesi, sicili, takdir/ceza durumu, amir kanaatleri, almış olduğu eğitimler gibi hususlar çerçevesinde mesleki safahatları dikkate alınarak ilgili komutanlık personel ihtiyaçları doğrultusunda belirlenir. (Ek cümle:RG-19/6/2013-28682) Değerlendirme komisyonunun kimlerden oluşacağı, görev, yetki ve sorumlulukları Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca çıkarılacak yönergeler ile tespit edilir. Sözleşmenin yenilenip yenilenmemesi konusundaki nihai karar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından verilir. Uygun görülenlerin sözleşmesinin yenileneceği, sözleşmenin bitiminden önce bildirilir. Sözleşme, ilgili sözleşmeli subay veya astsubayın talebinin İdarece kabul edildiğinin bildirilmesi ile yenilenir...." | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/9326 | Başvuru, dayanağı yeterince açıklanmadığından aksinin ispatına imkân tanınmayan istihbarat kaynaklı bilgiler gerekçe gösterilerek Astsubay Sözleşmesi nin yenilenmemesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, murisinin terör örgütü tarafından öldürülmesi sebebiyle meydana gelen zararın tazmini talebiyle açılan davanın muris hakkında mahkûmiyet kararı olmamasına rağmen terör örgütü ile bağlantısının olduğuna ilişkin bilgiler bulunduğu gerekçesiyle reddedilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 16/3/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun babası Ş. 3/3/1993 tarihinde Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde meydana gelen silahlı terör saldırısı sonucu öldürülmüştür. Başvurucu, babasının Hizbullah terör örgütü tarafından öldürüldüğünden bahisle meydana gelen zararının karşılanması talebiyle 27/7/2005 tarihinde Diyarbakır Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur. Komisyon başvurucunun murisinin terör örgütüne üye olduğu ve bu bağlantı sebebiyle Hizbullah terör örgütü mensupları tarafından öldürüldüğü gerekçesiyle 27/10/2010 tarihinde başvurunun reddine karar vermiştir. Başvurucu; babası hakkında soruşturma bulunsa da hakkında verilmiş bir mahkûmiyet kararının bulunmadığını, mevzuat gereği ancak hakkında mahkûmiyet kararı bulunanların 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamı dışında bırakılabileceğini ileri sürerek Komisyon kararının iptali talebiyle 29/3/2011 tarihinde Diyarbakır İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme tarafından 25/1/2012 tarihli karar ile davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme gerekçesinde, başvurucunun murisi hakkında bir mahkûmiyet kararı bulunmasa da PKK terör örgütü üyesi olma ve örgüt adına faaliyette bulunma suçları dolayısıyla soruşturma başlatıldığı ancak soruşturma aşamasında öldürülmesi sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği belirtilmiştir. Gerekçede ayrıca şu ifadelere yer verilmiştir:"...kanun koyucunun hukuki ve teknik izaha girmeksizin, genel olarak; yardım ve yataklık suçu işleyen kişiler ile terör suçundan mahkum olan kişileri, bu kanun hükümlerinden faydalandırmamayı amaçladığı görülmektedir. Bu itibarla; her ne kadar davacının murisi hakkında mahkumiyet hükmü kurulmamış olsa da, şahıs hakkında terör örgütü üyesi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarından dolayı soruşturma açıldığı, ancak şahsın ölümü nedeniyle eylemlerinin soruşturulamadığı ve hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği anlaşıldığından, hakkında terör örgütü üyesi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak kuvvetli şüphesine dayanılarak soruşturma açılan şahsın, yine bir terör eylemi sonucunda ölmesinden kaynaklanan zararın kanun dışında bırakıldığı sonucuna varılmıştır....Ülkede terörün gelişmesine ve büyümesine sebebiyet veren kişilerin, gelişmesine ve büyümesine yardımda bulundukları terörün, gerçekleştirdiği yasa dışı faaliyetlerden kaynaklanan zararlarının, 5233 sayılı Yasa kapsamında tazmini amaçlanan zararlardan olmadığı açıktır. Zira bahsi geçen kişilerin uğradıkları zararlar terörden kaynaklansa da söz konusu terörün gelişmesine ve büyümesine katkıda bulunduklarından dolayı zikredilen zararların oluşmasına da kendilerinin sebebiyet verdikleri ortadadır." Karar, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 29/1/2015 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme istemi aynı Dairenin 7/12/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 17/2/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 16/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 5233 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Bu Kanun,3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanunun kapsamı dışındadır:...f) 3713 sayılı Kanunun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamındaki suçlar ile terör olaylarında yardım ve yataklık suçlarından mahkûm olanların bu fiillerinden dolayı uğradığı zararlar.İkinci fıkranın (f) bendinde yazılı suçlardan dolayı ceza kovuşturması açılmış bulunanlar hakkında kovuşturma sonuçlanıncaya kadar bu Kanuna göre işlem yapılmaz." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tanımlar" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Bu Kanunun uygulanmasında;a) Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi, b) Sanık: Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,...e) Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,f) Kovuşturma: İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi,...İfade eder." | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/5523 | Başvuru, murisinin terör örgütü tarafından öldürülmesi sebebiyle meydana gelen zararın tazmini talebiyle açılan davanın muris hakkında mahkûmiyet kararı olmamasına rağmen terör örgütü ile bağlantısının olduğuna ilişkin bilgiler bulunduğu gerekçesiyle reddedilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 1/10/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. 2015/5499 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyasının kişi yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2014/16220 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinde birleştirilmesine karar verilmiştir. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebi kabul edilerek başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Yerel Mahkemece başvurucu aleyhine 9/4/2007 tarihinde açılan ve 2014/16220 numaralı bireysel başvuru dosyasında şikâyet konusu olan kadastro tespitine itiraz davasının, yine başvurucu aleyhine 26/3/2007 tarihinde açılan ve 2015/5499 numaralı bireysel başvuru dosyasında şikâyet konusu olan kadastro tespitine itiraz davasıyla birleştirilmesine karar verilmiş ve birleşen dava hâlen temyiz aşamasında derdest durumdadır. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/16220 | Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, tutuklu olan başvurucunun mektuplarının Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne kaydedilmesine karşı infaz hâkimliğine yapılan şikâyetin görev yönünden reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkı ve haberleşme hürriyeti ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçundan ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunduğu süreçte, kendisine gelen ve gönderdiği mektupların hiçbir yasal düzenlemeye dayanmadan ceza infaz kurumu tarafından Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine (UYAP) kaydedilmesi uygulamasına son verilmesi amacıyla 15/8/2019 tarihinde infaz hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. İnfaz hâkimliği; mektup ve faksların taranarak UYAP sistemine kaydedilmesinin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün (CTE) yazıları doğrultusunda gerçekleştirildiği, CTE’nin işlemlerine karşı idari yargı yolunda dava açılması gerektiğinden bahisle 16/10/2019 tarihinde dilekçenin görev yönünden reddine karar vermiştir. Bu karara karşı başvurucunun yaptığı itiraz, ağır ceza mahkemesince 6/11/2019 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucu, nihai kararı 27/11/2019 tarihinde öğrendikten sonra 2/12/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, bireysel başvuruda bulunduktan sonra 16/12/2019 tarihinde tahliye edilmiştir. | Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/39785 | Başvuru, tutuklu olan başvurucunun mektuplarının Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne kaydedilmesine karşı infaz hâkimliğine yapılan şikâyetin görev yönünden reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkı ve haberleşme hürriyeti ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, infaz kurumunda darbedilmeyle ilgili olarak yapılan kovuşturmanın makul sürat ve özenle yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, 4/3/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nden (UYAP) elde edilen bilgilere göre olaylar özetle şöyledir: 1963 doğumlu olan başvurucu, başvuru konusu olayın gerçekleştiğini öne sürdüğü 13/8/2005 tarihinde İzmir F 2 Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükmen tutuklu olarak bulunmaktadır. Yukarıda zikredilen tarihte saat 00 civarında Ceza İnfaz Kurumunda yapılan sayıma katılmak istemediğinden infaz koruma memurlarının sırtında sigara söndürdüklerini ileri süren başvurucu, saat 28’de revire götürülmüştür. Başvurucunun sırtında ekimozlar ve yirmi iki adet sigara yanığı tespit eden Ceza İnfaz Kurumu doktoru başvurucuyu Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk etmiştir. Hastane tarafından yapılan muayeneden sonra soruşturma açılmıştır. Başvurucu, Adli Tıp Kurumu (ATK) İzmir Şube Müdürlüğünde 15/8/2005 tarihinde muayene edilmiştir. ATK’da yapılan muayenesinde; Ceza İnfaz Kurumunda darbedildiğini, vücuduna sigara bastırıldığını beyan ettiği, sırt sağ tarafta yaklaşık 0,8 cm çaplı sigara söndürülmesi sonucu oluştuğunu söylediği yirmi adet yuvarlak, etrafı hiperemik, orta kısmı açık sarı renkte lezyon, sol sırt bölgesi 5 cm çaplı, 2,5 cm çaplı mor-yeşil renkli ekimoz, sol bel bölgesi 5x8 cm çaplı mor renkli ekimoz, sağ bel bölgesi 3 cm çaplı ekimoz, sol omuz arkası 3x1 cm mor renkli ekimoz, karın üzeri orta hatta 14x3 cm yeşil mor renkli ekimoz, (iyileşmekte olan), sol kol iç yüzde 6x3 ve 3x1 cm mor renkli ekimoz (yer yer noktavi tarzda), karın sağ tarafta 4x2,5 cm mor renkli ekimoz, sağ kol iç yüzde nokta ve yuvarlak şekilli 6x2 cm, 2 cm çaplı 4-5 adet ekimoz, sağ dirsek arkasında 1x0,2 cm abrazyon, sağ dirsek iç yüzde hastanede serum verilmesine bağlı olduğunu belirttiği 2,5 cm çaplı morluk, sağ kol üst taraf dorsalde 3x2 cm çaplı ekimoz, karın sağ üst taraf 3 cm çaplı kahve-mor renkli ekimoz, sol bacak ön yüz laterale uzanan 3x3 cm ve 12x10 cm yeşil-mor renkli ekimoz, sağ bacak üst taraftan alta uzanan 20x8 cm mor yeşil renkte ekimoz, sağ bacak laterali 5x4 cm mor renkli ekimoz, sol bacak arka taraf diz üstünde 5x4 cm siyah-mor renkli ekimoz, sol bacak ayak bileği üstü 12x6 cm mor renkli ekimoz, sağ bacak ayak bileği üstü medialde 8x2,5 cm mor renkli ekimoz, sol bacak orta kısım ayak bileği üzeri 2 cm çaplı, kişinin eskiden oluştuğunu belirttiği iki adet lezyon görüldüğü, sonuç olarak tespit edilen bulguların künt travma ile meydana gelebileceği, ayrıca sırt sağ yan ve bel bölgesindeki yaraların muhtemelen sigara yanığı olabileceği ancak yaraların ne şekilde meydana geldiği hususunun adli tahkikatla aydınlatılmasının uygun olacağı, tespit edilen bulguların kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu bildirilmiştir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının (Savcılık) 15/9/2005 tarihli iddianamesiyle İnfaz Koruma Memuru S.E., S., K.K., T.K. ve Ş.A. hakkında işkence suçundan İzmir Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) kamu davası açılmıştır. Mahkeme 20/12/2006 tarihinde delil yetersizliğinden sanıkların beraatine karar vermiştir. Başvurucunun temyiz ettiği karar, Yargıtay Ceza Dairesinin 8/12/2011 tarihli ilamıyla sanıklar S.E. ve S. yönünden onanmış; diğer sanıklar K.K., T.K. ve Ş.A. yönünden bozulmuştur. Bozma ilamının ilgili kısmı şöyledir: “…Katılan ile birlikte dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'na gönderilip tanık cezaevi tabibi [A.nın] rapor ve beyanları da gözetilerek, katılanın vücudundaki ekimoz ve sigara yanığı izlerinin kendisi tarafından yapılmasının mümkün olup olmadığı ve aynı izlerin suç tarih ve saati ile uyumlu olup olmadığı hususları tespit edilip, hazırlıkta dinlenen ve katılanın yan koğuşuna bulunan tanık [G.nin] de duruşmaya çağrılarak olaya ilişkin ayrıntılı ifadesi alınmak suretiyle tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile delil yetersizliğinden yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi,Yasaya aykırı [bulunmuştur.]” Bozmaya uyularak sürdürülen yargılamada tanık G. duruşmada dinlenilmiş ve Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulundan rapor alınmıştır. Raporun sonuç kısmı şöyledir: “2005 tarihinde cezaevinde kaldığı koğuşta cezaevi görevlileri tarafından tekme ve tokatla dövüldüğünü, sırt kısmında sigara söndürüldüğü iddiası olan kişi hakkında düzenlenmiş Cezaevi doktoru [A.nın] aynı tarihli raporu, bu raporuyla ilgili beyanı, dosyada mevcut diğer tıbbi belgeler ile ifadeler, tutanaklar gibi adli evrakın ve kişiye ait fotoğrafların Kurulumuzda yapılan incelenmesinden elde edilen bilgiler ile kişinin Kurulumuzda yapılan muayenelerinden elde edilen bulgular birlikte değerlendirildiğinde, sırt bölgesindeki lezyonların tanımlanan özellikleri dikkate alındığında, sigara gibi sıcak bir cismin değdirilmesi ile oluşabilecek nitelikte olduğu, lezyonların lokalizasyonları, dağılımı, kişinin elinin ulaşabildiği bölgelerde olması hususlarına göre kişinin kendisi tarafından yapılabileceği gibi, başkası veya başkaları tarafından da oluşturulabilecekleri,Vücudunun diğer bölgelerinde ekimoz, abrazyon şeklinde tanımlanan diğer lezyonların künt travmatik nitelikte oldukları, yaygınlığı ve lokalizasyonlarına göre hepsinin kişinin kendisi tarafından oluşturulmasının tıbben varit görülmediği, bu bölgelere yönelik tekme, yumrukgibi doğrudan künt travmalarla veya uygun zemine çarpma, çarptırılma ile oluşabilecekleri, kol bölgesindekilerin bu bölgelerden sıkıca kavranması ile oluşabilecek nitelikte olduğu, tüm lezyonların tanımlanan nitelikleri itibarıyla 2005 tarihi ile uyumlu olduğu, ancak kesin oluş günü ve saatinin mevcut verilerle tıbben söylenemediği oy birliği ile mütalaa olunur.” 18/2/2015 tarihinde Mahkeme, sanık K.K., T.K. ve Ş.A.nın 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesi uyarınca işkence suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve 1 yıl 3 ay memuriyetten yoksun bırakılmasına oyçokluğuyla karar vermiştir. Muhalif hâkim, eylemin kasten yaralama suçunu oluşturduğu görüşündedir. Gerek sanıklar ve gerekse katılan (başvurucu) tarafından temyiz edilen hüküm incelenmek üzere Yargıtay’dadır. Başvurucu 4/3/2015 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 5237 sayılı Kanun’un "İşkence" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”B. Uluslararası Hukuk Devletin bireylerin maddi ve manevi varlıklarını koruma yükümlülüğü sadece esasa ilişkin olmayıp usule ilişkin boyutu da içermektedir. Usule ilişkin yükümlülükler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (Sözleşme) düzenlenen hakların teorik veya hayali olmayıp etkili ve uygulanabilir olmasının zorunlu bir sonucudur. Aksi takdirde polis veya diğer kamu görevlileri tarafından ihlal edildiği ileri sürülen kötü muamele yasağı iddialarının soruşturulması, kötü muamele yasağının temel ve mutlak niteliğine rağmen uygulamada etkisiz kalacak ve bazı durumlarda devlet görevlilerinin cezasız kalmasına yol açacaktır (Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 24760/94, 28/10/1998, § 102; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, §§ 131-136). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131; Tepe/Türkiye, B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’nin içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların titizlikle ve süratli biçimde çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007,§ 73; Çelik ve İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55). AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini, ancak iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05, 45001/05, 5/7/2011, §§ 90, 91). AİHM, gözaltında darpla ilgili olarak takriben dokuz yıl sonra polis memurları hakkında verilen beraat kararının başvuru konusu yapıldığı olayda, başvuranların kötü muamele vakasının gerçekleşme koşullarını tespit etmeye imkân veren delillerin toplanmasını ve genel olarak soruşturmanın özenli bir şekilde yürütüldüğünü de gözönünde bulundurarak ceza yargılamasının süresinin uzunluğunun tek başına söz konusu soruşturmanın etkinlikten yoksun olduğunu söylemek için yeterli olamayacağı kanaatine vararak açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle başvuruyu kabul edilemez bulmuştur (Erol Volkan İldem ve diğerleri/Türkiye (k.k.), 17820/11, 16/1/2018). | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/4032 | Başvuru, infaz kurumunda darbedilmeyle ilgili olarak yapılan kovuşturmanın makul sürat ve özenle yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, ceza davasında başvurucunun (sanığın) duruşmada hazır bulunma talebi reddedilerek ses ve görüntü aktarımı suretiyle duruşmaya katılımının sağlanmaya çalışılması nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 25/1/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyon tarafından incelenen başvurunun, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Komisyonca adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 4/12/2012 tarihinde gözaltına alınmış; silahlı terör örgütüne üye olma, devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma ve mala zarar verme suçlarından 7/12/2012 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma, mala zarar verme (bir kez), kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama (üç kez), kamu malına zarar verme (iki kez), tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme (beş kez), toplantı ve yürüyüşlere silah veya 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun maddesinde belirtilen aletlerle katılma (üç kez), silahlı terör örgütüne üye olma, görevi yaptırmamak için direnme (üç kez) suçlarından 14/2/2014 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. İddianamede sırasıyla yer aldığı üzere www.firatnews.com isimli internet sitesinde 20/10/2012 tarihinde eylem talimatı niteliğinde yayımlanan haber sonrasında 20/10/2012 tarihinde ölü olarak ele geçirilen PKK/KCK terör örgütü mensubunun defin edilmesi sırasında ve sonrasında 30 sıralarında başlayan ve saat 00 sıralarında sona eren, sayıları 50 ile 100 arasında değişen gruplar tarafından terör örgütü lehine yasa dışı slogan atma, lastik yakma, barikat kurarak yolu trafiğe kapatma, ateş yakma, yoldan geçen araçlara, kamuya ait binalara, güvenlik güçlerine taşlı, molotof kokteyli ve havai fişekli saldırıda bulunma eylemleri gerçekleştirilmiştir. Kolluk tarafından yapılan müdahaleler esnasında Hakkâri Emniyet Müdürlüğü hizmetlerinde kullanılmakta olan araçlarda maddi hasarlar meydana gelmiştir. Kolluk tarafından başvurucunun bu eyleme katıldığı tespit edilmiştir. Bahse konu olaylar iddianamede ''eylem 2'' olarak adlandırılmıştır. www.firatnews.com isimli internet sitesinde eylem talimatı niteliğinde yayımlanan haberler sonrasında 17/11/2012 tarihinde, PKK/KCK terör örgütü elebaşının sözde ceza infaz kurumu koşulları ile tecrit iddialarını protesto etmek maksadıyla 12/9/2012 tarihinden itibaren ülke genelinde tutuklu/hükümlü olarak bulunmakta olan örgüt mensupları tarafından başlatılan süresiz ve dönüşümsüz açlık grevlerine destek vermek amacıyla saat 45 sıralarında başlayan ve saat 00 sıralarında azalarak sona eren, sayıları on ile doksan arasında değişen gruplar tarafından PKK/KCK terör örgütü, örgüt elebaşı ve ceza infaz kurumlarında tutuklu/hükümlü bulunan örgüt mensupları lehine yasa dışı slogan atma, yolu trafiğe kapatma, güvenlik tedbiri alan ve kendilerine müdahalede bulunan güvenlik güçlerine yönelik taşlı saldırıda bulunma eylemleri gerçekleştirilmiştir. Kolluk tarafından başvurucunun bu eyleme katıldığı tespit edilmiştir. Bahse konu olaylar iddianamede ''eylem 3'' olarak adlandırılmıştır. Yine bahse konu internet sitesinde yayımlanan haberler sonrasında 30/10/2012 tarihinde saat 50 sıralarında başlayan ve saat 30 sıralarında azalarak sona eren, sayıları on ile altmış arasında değişen gruplar tarafından PKK/KCK terör örgütü, örgüt elebaşı ve ceza infaz kurumlarında tutuklu/hükümlü bulunan örgüt mensupları lehine yasa dışı slogan atma, lastik yakma, barikat kurarak yolu trafiğe kapatma, ateş yakma, yoldan geçen araçlara, kamuya ait binalara, lojmanlara ve araçlara, MOBESE direklerine, sokak aydınlatma lambalarına, vatandaşlara ait binalara ve araçlara, güvenlik tedbiri alan, kendilerine müdahalede bulunan güvenlik güçlerine yönelik taşlı, molotof kokteyli ve havai fişekli saldırıda bulunma eylemleri gerçekleştirilmiştir. Kolluk tarafından yapılan müdahaleler esnasında Hakkâri Emniyet Müdürlüğü hizmetlerinde kullanılmakta olan araçlarda maddi hasarlar meydana gelmiştir. Kolluk tarafından başvurucunun bu eyleme katıldığı tespit edilmiştir. Bahse konu olaylar iddianamede ''eylem 4'' olarak adlandırılmıştır. www.firatnews.com isimli internet sitesinde eylem talimatı niteliğinde yayımlanan haber sonrasında 1/10/2012 tarihinde Hakkâri il merkezinde Abdullah Öcalan’ın Suriye'den çıkarılışı ile ilgili olarak muhtelif mahallelerde saat 00 sıralarında sona eren sayıları 20 ile 50 arasında değişen gruplar tarafından terör örgütü lehine yasa dışı slogan atma, lastik yakma, barikat kurarak yolu trafiğe kapatma, ateş yakma, yoldan geçen araçlara, kamuya ait binalara, güvenlik güçlerine taşlı, molotof kokteyli ve havai fişekli saldırıda bulunma eylemleri gerçekleştirilmiş; olaylar sırasında Fatih Sultan Mehmet İlköğretim Okuluna yönelik yapılan molotof kokteyli ve taşlı saldırı eylemi neticesinde okulda yangın çıkmış ve maddi hasar meydana gelmiştir. Kolluk tarafından başvurucunun bu eyleme katıldığı tespit edilmiştir. Bahse konu olaylar iddianamede ''eylem 12'' olarak adlandırılmıştır. 13/11/2012 tarihinde Hakkâri il merkezi Gazi Mahallesi Gültekin Caddesi girişindeki su deposunun altında bulunan elektrik direği altına bırakılan parça tesirli basınç etkili el yapımı bombanın patlaması neticesinde çevrede bulunan evlerin camları kırılmak suretiyle maddi hasar meydana gelmiştir. Kolluk tarafından başvurucunun bu olaya katıldığı tespit edilmiştir. Bahse konu olay iddianamede ''eylem 18'' olarak adlandırılmıştır. 5/9/2012 tarihinde saat 45 sıralarında Hakkâri il merkezi Bulak Mahallesi İstiklal Caddesi Ümitler İşhanı 38/C numaralı adreste bulunan Ev Yaşam Alışveriş Merkezine yönelik olarak gerçekleştirilen saldırı neticesinde parça tesirli, basınç etkili el yapımı bombanın patlamasıyla anılan alışveriş merkezinde maddi hasar oluşmuştur. Başvurucunun olaya aktif olarak katıldığına dair diğer şüpheli İlhan Dayan ve gizli tanığın açık ifadesi bulunmaktadır. Bahse konu olay iddianamede ''eylem 19'' olarak adlandırılmıştır. 12/10/2012 tarihinde saat 15 sıralarında Hakkâri'nin Yeni Mahalle Tugay Yolu Caddesindeki eski Duraç Market karşısında bulunan Girişim Ticaret Toptan Gıda Taahhüt isimli işyerine atılan parça tesirli basınç etkili el yapımı bombanın patlaması neticesinde bu işyerinde maddi hasar oluşmuştur. Kolluk tarafından başvurucunun bu olaya katıldığı tespit edilmiştir. Bahse konu olay iddianamede ''eylem 20'' olarak adlandırılmıştır. Ayrıca iddianamede yer alan , , ve eylemlerde başvurucunun eylemci grup arasında yer aldığı, grupla birlikte hareket ettiği fotoğraflanmak suretiyle tespit edilmiştir. Bu eylemlerin başkaca suçtan dava açmaya yeter delil arz etmediği ancak terör örgütü üyeliği suçu açısından delil niteliğinde olduğu iddianamede belirtilmiştir. LM34KRT80KTHY26 kod adlı gizli tanık, soruşturma aşamasında alınan ve iddianamede yer alan ifadesinde başvurucunun eylemleriyle ilgili somut beyanlarda bulunmuştur. Başvurucu, soruşturma aşamasında Savcılıkta alınan ifadesinde gizli tanık beyanlarını kabul etmediğini belirtmiştir. Hakkâri Emniyet Müdürlüğünce başvurucunun kullandığı tespit edilen cep telefonu Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/1727 sayılı soruşturma dosyası kapsamında dinlenilerek iletişim tespiti yapılmıştır. Soruşturma aşamasında diğer şüpheliler İ., N.G. ve S.A. başvurucunun katıldığı eylemlere ilişkin beyanlarda bulunmuşlardır. Şüpheli İ., avukatı olmaksızın alınan Savcılık ifadesinde başvurucu aleyhine verdiği beyanları Sulh Ceza Hâkimliğinde ve yargılamada inkâr etmiştir. Şüpheli N.G., avukat huzurunda alınan Savcılık ifadesinde başvurucu aleyhine anlatımda bulunmuş; yargılamada inkâra yönelik savunma yapmıştır. Şüpheli S.A.; avukatsız alınan Savcılık ifadesinde yer alan başvurucu aleyhine anlatımlarını Sulh Ceza Hakimliğindeki avukat huzurunda alınan savunmasında tekrarlamış ancak yargılama aşamasında ise inkâra yönelik savunma yapmıştır. Açılan davanın Van Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/52 Esas sırasına kaydı yapılmış ancak 6/3/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun yürürlüğe girdiğinden bahse konu Kanun kapsamında başvurucu hakkındaki kamu davası Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Başvurucunun yargılaması 13/5/2014, 8/7/2014, 16/9/2014, 23/10/2014, 20/11/2014, 16/12/2014, 15/1/2015, 12/2/2015, 19/3/2015, 21/5/2015, 16/6/2015, 8/9/2015, 03/11/2015, 29/12/2015, 9/2/2016, 11/2/2016 tarihli celselerde yapılmıştır. Başvurucu 13/5/2014, 08/7/2014, 16/9/2014, 29/12/2015 tarihli celselere bulunduğu Van F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğündeki Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) odasından katılma imkânı bulmuştur. Başvurucu diğer celselerin tamamında Van-Hakkâri kara yolunun kritik bölge olduğu ve tutuklu sevkinin riskli olduğu gerekçeleriyle duruşmalara getirilmemiştir. Ayrıca başvurucu; duruşmalara bizzat katılamadığı, SEGBİS'le kendini ifade edemediği ve iyi şekilde savunma yapamadığı için Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü SEGBİS odasından duruşmalara katılmayı reddetmiştir. 13/5/2014 ve 8/7/2014 tarihli ilk iki celsede; mahkeme dosyasında bulunan delil niteliğindeki telefon görüşmeleri okunmuş ve başvurucunun da aralarında bulunduğu sanıklara bu görüşmelerle ilgili savunmaları sorulmuş, müştekiler ve bir kısım tanık dinlenmiştir. Başvurucu bu celselerde yaptığı savunmasında üzerine atılı suçu kabul etmemiştir. Başvurucu 16/09/2014 tarihli üçüncü celsede SEGBİS aracılığıyla kendini ifade edemediğini, yargılamayı yapan mahkeme huzurunda bizzat ifade vermek istediğini dile getirmiştir. 23/10/2014, 20/11/2014, 16/12/2014 tarihli (dört, beş ve altıncı) celselerde, Van F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünce sanıkların SEGBİS ortamında duruşmaya çıkmayacaklarına ve güvenlik nedeniyle Mahkemede hazır edilemeyeceklerine ilişkin tutanak tutulduğu belirtilmiştir. Bahse konu tutanaklar Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü tarafından Mahkemeye gönderilmiştir. 15/1/2015 tarihli yedinci celsede Mahkeme; SEGBİS'in aynı anda görüntülü ve sesli iletişime olanak sağlayan bir sistem olduğu, sanığın bulunduğu yerden duruşma salonunu ve duruşma salonunda hazır bulunan kişileri gördüğü, aynı şekilde duruşma salonundaki kişilerin de SEGBİS odasını gördükleri ve duydukları, bu nedenle SEGBİS'te savunma alınmasının yüz yüzelik ilkesine aykırılık oluşturmayacağı, sanık müdafiinin talebi hâlinde sanığın bulunduğu yerde sanıkla yüz yüze görüşme imkânının da sağlanacağı, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 196/ maddesinde aynı anda sesli ve görüntülü iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle sorgu ve savunmanın yapılabilmesi olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak sorgunun yapılacağı düzenlendiğinden sanıklar ve müdafilerinin taleplerinin belirtilen düzenleme ve ceza infaz kurumu idaresince gönderilen yazı cevabının içeriği gözetilerek duruşmanın SEGBİS ile yapılmasına oybirliği ile karar vererek tefhimle açık yargılamaya devam etmiştir. 12/2/2015, 19/3/2015, 21/5/2015, 16/6/2015, 8/9/2015 (sekiz, dokuz, on, on bir ve on ikinci) celselerde de başvurucunun SEGBİS ile duruşmaya katılmak istememesi üzerine 3/11/2015 tarihli on üçüncü celsede Mahkeme, mütalaa beyanının okunduğu duruşma zaptının tebliği ile başvurucunun mütalaaya karşı beyanlarının alınabilmesi için zorla SEGBİS odasına çıkarılmasına karar vermiştir. Bunun üzerine başvurucu 29/12/2015 tarihli on dördüncü celsede zorla getirme kararı kapsamında SEGBİS odasında hazır edilmiştir. Başvurucu kendisine söz hakkı verildiğinde SEGBİS aracılığıyla savunma yapmak istemediğini, Mahkeme huzuruna çıkmak istediğini ve bu sistem ile kendini ifade edemediğini söylemiştir. Başvurucu, son iki celse olan 9/2/2016 ve 11/2/2016 (on beş ve on altıncı) tarihli celselere de SEGBİS ile katılmak istemediğini belirterek katılmamış ve Mahkemece 11/2/2016 tarihli celsede hüküm açıklanmıştır. Mahkeme, başvurucu hakkında silahlı terör örgütü üyeliğinden 10 yıl hapis cezasına, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde izinsiz olarak tehlikeli madde bulundurmak suçundan iki kez 6 yıl 11 ay 10 gün hapis cezası ile 880 TL adli para cezasına, yakıcı ve parlayıcı madde kullanarak kamu kurum ve kuruluşlarına ait bina ve tesise yönelik mala zarar verme suçundan 5 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasına, yakarak, yakıcı veya patlayıcı madde kullanarak mala zarar verme suçundan 3 yıl 9 ay hapis cezasına, iki kez 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan 10 ay hapis cezasına hükmetmiş, iddianamede atfedilen diğer eylemlere ilişkin suçlar yönünden ise beraat kararları vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Ceza Dairesi başvurucu hakkında yakıcı ve parlayıcı madde kullanarak kamu malına zarar verme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından verilen cezaları 10/10/2016 tarihli kararıyla onamıştır. Yargıtay Ceza Dairesinin 10/10/2016 tarihli kararı ile bozulan hükümlere yönelik dava dosyasının Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/4 Esas sırasına kaydının yapıldığı anlaşılmış olup buna ilişkin yargılamanın ise devam ettiği görülmüştür. Başvurucu, nihai kararı 10/1/2017 tarihinde öğrendiğini beyan etmiştir. Başvurucu 25/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Öte yandan başvuruya konu şikâyetin değerlendirilmesi bakımından ülkemizde özellikle 2015 yılı Haziran ayı itibarıyla yoğunlaşan terör saldırılarına ilişkin bazı bilgilere yer verilmesi uygun görülmüştür. Anayasa Mahkemesi Gülser Yıldırım (2) ([GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-33) kararında silahlı bir terör örgütü olan PKK'nın 2015 yılının Haziran ayından itibaren yoğunlaşan ve kamuoyunda hendek olayları olarak bilinen terör saldırılarına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Bahsi geçen tarihlerde PKK tarafından Şırnak il merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçelerinde, Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler kazılıp barikatlar kurularak ve bu barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirilerek teröristler tarafından bu yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Güvenlik güçleri, hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında yaklaşık 200 güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve patlayıcı imha edilmiştir (Gülser Yıldırım (2), § 29). İlgili hukuk kaynakları için bkz. Şehrivan Çoban [GK], B. No: 2017/22672, 6/2/2020, §§ 38- | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/18969 | Başvuru, ceza davasında başvurucunun (sanığın) duruşmada hazır bulunma talebi reddedilerek ses ve görüntü aktarımı suretiyle duruşmaya katılımının sağlanmaya çalışılması nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 5/8/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu uyuşturucu madde ticareti yaptığı iddiasıyla 27/3/2006 tarihinde gözaltına alınmış ve hakkında kamu davası açılmıştır. (Kapatılan) Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK mülga madde ile görevli) 30/5/2007 tarihli kararıyla başvurucunun cezalandırılmasına karar verilmiştir. Temyiz üzerine hüküm, Yargıtay Ceza Dairesinin 13/1/2014 tarihli kararıyla bozulmuş; yeniden yapılan yargılama sonucunda Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 10/7/2014 tarihli kararıyla başvurucunun beraatine hükmedilmiştir. Karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/12620 | Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, hukuk davasında delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının uygulanmasında hata yapılarak adil olmayan karar verilmesi ve uzun yargılama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 7/10/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular aleyhine 27/3/2001 tarihinde açılan davada yargısal süreç 27/6/2019 tarihinde tamamlanmıştır. Başvurucular, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının uygulanmasında hata yapılarak adil olmayan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma ve makul sürede yargılanma hakları ile diğer anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine 7/10/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/33690 | Başvuru, hukuk davasında delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının uygulanmasında hata yapılarak adil olmayan karar verilmesi ve uzun yargılama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, eşi hakkında arama kaydı bulunduğundan bahisle başvurucuya pasaport verilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkı ile yerleşme ve seyahat hürriyetinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 14/11/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Eşi hakkında Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ile irtibatı nedeniyle sekiz ayrı suçtan arama kaydı bulunduğu gerekçesiyle başvurucunun hususi damgalı pasaportu iptal edilmiştir. Başvurucu tarafından Gölbaşı İlçe Emniyet Müdürlüğü ve Kahramankazan İlçe Emniyet Müdürlüğünden pasaport başvurusu yapabilmek için randevu alınmış, söz konusu pasaport taleplerinin ilgili birimlerce şifahen reddedildiğinden bahisle pasaport başvurusunun olumlu sonuçlandırılması için gerekli işlemlerin yapılması istemiyle 6/2/2017 tarihinde Ankara Valiliğine (Valilik) müracaatta bulunulmuştur. Valiliğin 22/3/2017 tarihli yazısı ile söz konusu başvurunun 9/10/2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamı dışında bulunduğu hususunun başvurucuya bildirilmesi üzerine başvurucu tarafından, pasaport talebi hakkında işlem tesis edilmediğinden bahisle pasaport başvurusunun alınması ve kendisine pasaport verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun cevap verilmeksizin zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle 16/6/2017 tarihinde Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açılmıştır. Mahkemece yapılan değerlendirme sonucu 30/3/2018 tarihli karar ile davanın reddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun eşi hakkında FETÖ/PDY ile irtibatı nedeniyle birden fazla suçtan arama kaydının bulunduğu ve 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) maddesinin ikinci fıkrasında eşi hakkında suç soruşturması bulunan kişinin pasaportunun genel güvenlik açısından sakınca görülmesi hâlinde iptal edilebileceğinin düzenlendiği belirtilmiştir. Bu kapsamda ülke çapında ciddi tehlike yaratan terör örgütüne mensup olma şüphesiyle aranan şahsın eşi olan başvurucunun pasaportunun iptal edilmesi ve yeni pasaport başvurusunun kabul edilmemesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmediği ifade edilmiştir. Karara karşı istinaf başvurusunda bulunulmuş, Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesinin (Daire) 11/9/2018 tarihli ilamıyla istinaf isteminin reddine ve mahkeme kararının onanmasına kesin olarak hükmedilmiştir. Nihai karar başvurucu vekiline 15/10/2018 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 14/11/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. İlgili Mevzuat 667 sayılı KHK'nın "Yürütülen soruşturmalarda alınacak tedbirler" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı nedeniyle haklarında idari işlem tesis edilenler ile aynı gerekçeyle haklarında suç soruşturması veya kovuşturması yürütülenler, işlemi yapan kurum ve kuruluşlarca ilgili pasaport birimine derhal bildirilir. Bu bildirim üzerine ilgili pasaport birimlerince pasaportlar iptal edilir." 1/9/2016 tarihli ve 29818 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 15/8/2016 tarihli ve 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin maddesinin (2) numaralı fıkrası ile 667 sayılı KHK'nın maddesine eklenen fıkra şöyledir:"(2) Birinci fıkraya göre ilgili pasaport birimine isimleri bildirilen kişilerin eşlerine ait pasaportlar da genel güvenlik açısından mahzurlu görülmesi halinde aynı tarihte İçişleri Bakanlığınca iptal edilebilir." 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un maddesi, 667 sayılı KHK'nın maddesiyle aynı şekilde düzenlenmiştir. 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanunu'na 24/10/2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun'un maddesiyle eklenen ek maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı nedeniyle;A) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ilan edilen olağanüstü hal kapsamında kabul edilen kanunlar uyarınca kamu görevinden çıkarılmaları veya rütbelerinin alınması nedeniyle pasaportları iptal edilenler ile haklarında pasaport verilmemesine yönelik idari işlem tesis edilmiş olanlardan,B) 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 5 inci maddesi ve 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 35 inci maddesi uyarınca pasaportları iptal edilenler ile haklarında pasaport verilmemesine yönelik idari işlem tesis edilmiş olanlardan,......haklarında aynı nedenlerden dolayı; devam etmekte olan herhangi bir idari veya adli soruşturma veya kovuşturma bulunmayanlara, kovuşturmaya yer olmadığına, beraatine, ceza verilmesine yer olmadığına, davanın reddine veya düşmesine karar verilenlere, mahkûmiyet kararı bulunanlardan cezası tümüyle infaz edilenlere veya ertelenenlere, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilenlere, başvurmaları hâlinde kolluk birimlerince yapılacak araştırma sonucuna göre İçişleri Bakanlığınca pasaport verilebilir.”B. Anayasa Mahkemesi Kararı Anayasa Mahkemesinin 6749 sayılı Kanun'un maddesinin (2) numaralı fıkrasının iptaline ilişkin 24/7/2019 tarihli ve E.2016/205, K.2019/63 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:" 6216 sayılı Kanun’un maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın maddesi yönünden de incelenmiştir. Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrasında, millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı nedeniyle haklarında idari işlem tesis edilenler ile aynı gerekçeyle haklarında suç soruşturması veya kovuşturması yürütülenlerin, işlemi yapan kurum ve kuruluşlarca ilgili pasaport birimine derhâl bildirileceği; bu bildirim üzerine ilgili pasaport birimlerince pasaportlarının iptal edilebileceği düzenlenmektedir. Dava konusu (2) numaralı fıkrada ise ilgili pasaport birimine bildirilen kişilerin eşlerinin pasaportlarının da genel güvenlik açısından mahzurlu görülmesi hâlinde iptal edilebileceği öngörülmektedir. Dava konusu kural içeriği itibarıyla olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olmasına rağmen olağanüstü hâl süresini aşacak biçimde uygulanmaya imkân vermektedir. Başka bir ifadeyle kural olağanüstü hâl süresiyle sınırlı bir düzenleme öngörmemektedir. Bu durumda kurala ilişkin incelemenin sınırlamaya konu hakkın düzenlendiği Anayasa maddesi başta olmak üzere Anayasa’nın ilgili hükümleri bağlamında yapılması gerekir. Anayasa’nın “Yerleşme ve seyahat hürriyeti” başlıklı maddesinde herkesin yerleşme ve seyahat hürriyetine sahip olduğu; seyahat hürriyetinin suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek amaçlarıyla kanunla sınırlanabileceği, vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyetinin ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararıyla sınırlanabileceği hüküm altına alınmıştır. Dava konusu kuralda, millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı olması nedeniyle idari işleme ya da suç soruşturması veya kovuşturmasına muhatap olan kişilerin eşlerinin pasaportlarının da, yurt dışına çıkmalarının genel güvenlik açısından mahzurlu görülmesi durumunda, İçişleri Bakanlığınca iptal edilebileceği düzenlenmektedir. Anayasa’nın maddesinin beşinci fıkrasında vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyetinin ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararıyla sınırlanabileceği hüküm altına alınmıştır. Dava konusu kural ise belirli koşullardaki kişilerin haklarında bir suç nedeniyle yapılan soruşturma ya da kovuşturma olmaksızın ve hâkim kararı aranmaksızın pasaportlarının bakanlıkça iptaline karar verilebilmesine imkân sağlamaktadır. Bu nedenle kural, Anayasa’nın yerleşme ve seyahat özgürlüğüne tanıdığı güvencelerle bağdaşmamaktadır. Öte yandan kural olağanüstü dönemde de uygulama alanı bulmuştur. Olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklere Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınmasına Anayasa belirli koşullarda cevaz vermiştir. Bu nedenle kuralın olağan dönemde seyahat özgürlüğüne aykırı olduğu yönünde yapılan tespit kuralın olağanüstü dönemle sınırlı uygulamasını kapsamamaktadır. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın maddesine aykırıdır. İptali gerekir.Kural, Anayasa’nın maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın ve maddeleri yönünden incelenmemiştir." | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/34758 | Başvuru, eşi hakkında arama kaydı bulunduğundan bahisle başvurucuya pasaport verilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkı ile yerleşme ve seyahat hürriyetinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvurucu, "resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık ve banka kartının kötüye kullanılması" suçlarını işlediği iddiasıyla yargılandığı davada yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını, "nitelikli dolandırıcılık" suçundan hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün, yeterli inceleme yapılmadan verildiğini, kararın Yargıtay tarafından onandığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yargılamanın yenilenmesi ile manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 25/6/2014 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/9/2014tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 1/12/2014tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 11/12/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, 10/3/2009 tarihinde gözaltına alınmıştır. İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi, 10/3/2009 tarih ve 2009/74 Sorgu sayılı kararı ile başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Başvurucu hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 20/3/2009 tarih ve E.2009/3281 sayılı iddianamesi ile "resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık ve banka kartının kötüye kullanılması" suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 1/10/2009 tarih ve E.2009/120, K.2009/331 sayılı kararı ile başvurucunun, "banka kartının kötüye kullanılması" suçundan beraatine, "resmi belgede sahtecilik" suçundan 1 yıl 8 ay hapis, "nitelikli dolandırıcılık" suçundan 2 yıl 6 ay hapis ve 000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ayrıca tahliyesine karar vermiştir. Başvurucunun temyizi üzerine, Yargıtay Ceza Dairesi, 11/3/2014 tarih ve 2012/11494, K.2014/4400 sayılı ilâmı ile "banka kartının kötüye kullanılması ve nitelikli dolandırıcılık" suçlarından verilen hükmü onamış, "resmi belgede sahtecilik" suçundan verilen hükmü bozmuştur. Karar, 26/5/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 25/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Bozma ilâmına uyularak yapılan yargılamada Mahkemece, 8/7/2014 tarih ve E.2014/262, K.2014/243 sayılı karar ile başvurucunun,"resmi belgede sahtecilik" suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Başvurucunun anılan karara itirazı, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 14/8/2014 tarih ve 2014/862 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilerek kesinleşmiştir.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) ve (j) bentleri, maddesinin (1) numaralı fıkrası, maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları; 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi, maddesinin (5) numaralı fıkrası. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/10799 | Başvurucu, "resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık ve banka kartının kötüye kullanılması" suçlarını işlediği iddiasıyla yargılandığı davada yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını, "nitelikli dolandırıcılık" suçundan hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün, yeterli inceleme yapılmadan verildiğini, kararın Yargıtay tarafından onandığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yargılamanın yenilenmesi ile manevi tazminat talebinde bulunmuştur. | 1 |
Başvuru, mahkûmiyet kararının bozulması sonrasında aleyhe değiştirme yasağına aykırı olarak daha fazla cezaya hükmedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucunun işyerinde hizmet veya mal satışı olmadığı hâlde yapılmış gibi gösterip kredi kartlarından çekim yaparak ve POS cihazından para çekip faiz karşılığı ödünç para vererek tefecilik suçunu işlediği iddiasıyla başvurucu hakkında iddianame düzenlemiştir. Gaziantep Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) iddianameyi kabul ederek yargılamaya başlamıştır. Nizip Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkında başlattığı soruşturma sonucunda 2009, 2010, 2011 ve 2012 yıllarında zincirleme şekilde tefecilik, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 23/2/2006 tarihli ve 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu'na muhalefet suçlarını işlediği iddiasıyla iddianame düzenlemiştir. Nizip Asliye Ceza Mahkemesi iddianamenin kabulüne karar vererek yargılamaya başlamış, dosyanın Mahkemede tefecilik suçundan açılan kamu davası ile birleştirilmesine karar vermiştir. Birleştirme kararından sonra Mahkeme, sekiz celse daha duruşma yapmış; yargılama sonucunda yalnızca tefecilik suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ve 320 TL adli para cezası ile başvurucunun cezalandırılmasına karar vermiştir. Başvurucu, mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Kanun yolu incelemesinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi (Daire) başvurucu hakkında birden fazla suçtan kamu davası açılmasına rağmen yalnızca tefecilik suçundan hüküm kurulduğunu belirlemiştir. Daire, diğer suçlara yönelik verilecek kararın tefecilik suçundan kurulan kararı doğrudan etkileyeceğini belirterek eylemlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle mahkûmiyet kararını bozmuştur. Bozma kararından sonra yapılan yargılama sonucunda Mahkeme; başvurucunun2009, 2010, 2011, 2012 takvim yıllarında zincirleme şekilde sahte fatura düzenleme suçlarından mahkumiyetine, tefecilik suçundan başvurucunun kazanılmış hakkını gözeterek önceki hükümden ağır olmayacak şekilde 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ve 320,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Başvurucu, diğer nedenlerle birlikte bozma öncesi verilen kararda yalnızca tefecilik suçundan hüküm kurulması ve aleyhine istinaf başvurusu bulunmamasına rağmen bozma sonrası yargılama sonucunda tefecilik ve 213 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından hüküm kurulması nedeniyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiş ve mahkûmiyet kararı 11/3/2021 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu, nihai kararı 24/3/2021 tarihinde öğrendikten sonra 9/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon; aleyhe bozma yasağı yönünden hakkaniyete uygun yargılanma hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan hakka ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/16794 | Başvuru, mahkûmiyet kararının bozulması sonrasında aleyhe değiştirme yasağına aykırı olarak daha fazla cezaya hükmedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, valilik tarafından çalışma izni verilmeden personel çalıştırıldığı gerekçesiyle idari para cezası uygulanması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucunun işletmecisi olduğu Özel Kişisel Gelişim Kursuyla ilgili olarak İzmir İl Millî Eğitim Müdürlüğünce inceleme ve soruşturma yapılmıştır. Bu denetimde Kursta;i. Çalışma izin onayı alınmadan personel işe başlatılması,ii. Ruhsat ve uygun personel olmamasına rağmen Üstün Zekâlılar Enstitüsü olarak eğitim verilmesi,iii. Çocukların zekâ seviyelerinin para karşılığında değerlendirmeye tabi tutulması ve bu konuda danışmanlık hizmeti verilmesi,iv. Sadece yabancı dil, müzik ve resim alanlarında eğitim verme izni bulunmasına rağmen izinsiz şekilde kurum bünyesinde Meral Şengüler Üstün Zekâlılar Yetenekliler Enstitüsü olarak matematik, fen, Türkçe alanlarında eğitim verilmesi eylemlerine ilişkin olarak 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun maddesinin (e) fıkrası uyarınca brüt asgari ücretin on katı idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir. Ancak daha önce de işletmeye aynı konuda idari para cezası verilmesi nedeniyle mezkûr Kanun'un devamı maddeleri uyarınca ceza beş kat arttırılarak (10x5=50) 920 TL idari para cezası uygulanmıştır. Başvurucu; idari para cezasına ilişkin işlemin iptali talebiyle Karşıyaka Sulh Ceza Hâkimliğine itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde, cezanın arttırımı hususundaki ilk yaptırımın konusu farklı olmasına rağmen aynı olayın devamı olarak kabul edilerek para cezasının haksız şekilde uygulandığını, Türk Patent Enstitüsünden "Meral Şengüler Üstün Zekalılar Yetenekliler Enstitüsü" olarak patent aldığını, ticaret odasına kayıt yaptırdığını ve gazete ilanı verdiğini, konservatuvar mezunu olduğunu ve müzik alanında doktor unvanı olduğunu, enstitülerin bağımsız olarak çalışmasında yasal engel bulunmadığını, izinsiz çalıştırıldığı iddia edilen R.A.nın temizlikçi, E.T.nin ise kütüphane sorumlusu olarak çalıştıklarını, bu kişilerin enstitüye bağlı çalışanlar olduklarını ve eğitim hizmeti ile bir ilgilerinin bulunmadığını belirtmiştir. Karşıyaka Sulh Ceza Hâkimliği itirazın reddine karar vermiştir. Karara karşı yapılan itiraz da Karşıyaka Sulh Ceza Hâkimliği tarafından kesin olarak reddedilmiştir. Karşıyaka Sulh Ceza Hâkimliğinin kararının gerekçesinde, Karşıyaka'da faaliyette bulunan Özel Karşıyaka Şengüler Kişisel Gelişim Kursunda E.T. ve R.A.nın çalışma izni onayı olmadan işe başlatıldığı, bu şekilde 5580 sayılı Kanun'un maddesinin (e) fıkrasına aykırı davranıldığı ifade edilmiştir. Söz konusu kurumun daha önce Maarif Müfettişi Ö.T.T. tarafından tanzim edilen 27/9/2018 tarihli soruşturma raporu içeriğine göre cezalandırılması gözönüne alındığında idari para cezasının 5 kat arttırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, atılı eylemin 5/11/2019 tarihli rapor içeriği ile sübuta erdiği, bu hâliyle uygulanan cezada usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı belirtilmiştir. Nihai karar 3/3/2020 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 27/3/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon; mülkiyet hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan hakka ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/11701 | Başvuru, valilik tarafından çalışma izni verilmeden personel çalıştırıldığı gerekçesiyle idari para cezası uygulanması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 8/8/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1/1/2003 tarihinde trafik kazası sonucu ortaya çıkan maddi ve manevi zararının tazmini talebiyle dava açmıştır. Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi 14/10/2010 tarihli kararı ile davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 5/7/2012 tarihli ilamı ile bozulmuştur. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 24/1/2013 tarihli ilamı ile reddedilmiştir. Bozma ilamına uyan Mahkeme 21/11/2013 tarihli kararı ile davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Temyiz üzerine karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 28/4/2015 tarihli ilamı ile onanmıştır. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 3/3/2016 tarihli ilamı ile reddedilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/13580 | Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru; adam öldürme, rüşvet ve kaçakçılık suçlarından dolayı açılan davalara istinaden sözleşmenin feshi işlemine karşı açılan davada verilen karara yönelik yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin anılan suçlardan dolayı beraat kararı verilmesine rağmen reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 14/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/3/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 4/1/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 3/2/2016 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, uzman çavuş statüsünde görev yapmakta iken 2007 yılında üç ayrı fiil nedeniyle tutuklanıp hakkında kamu davası açılmış, tutukluluk hâli devam ederken üç aydan fazla tutuklu kalmasından dolayı kendisinden istifade edilemediği gerekçesiyle26/2/2008 tarihinde başvurucunun sözleşmesi feshedilmiştir. Bu işleme karşı açılan davada, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinin 18/11/2008 tarihli ve E.2008/534, K.2008/1007 sayılı kararı ile -her ne kadar adam öldürme suçundan delil yetersizliğinden beraat etmiş ise de- tutuklu kaldığı süre ve rüşvet almak, rüşvet vermek, 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılık Kanunu'na muhalefet suçlarından devam eden yargılamaları nedeniyle kendisinden istifade edilememe hâlinin objektif olarak gerçekleştiği, anılan sebeple sözleşmenin feshi işleminde kullanılan takdir yetkisinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 24/2/2009 tarihli ve E.2009/235, K.2009/177 sayılı kararı ile reddedilmiştir. Başvurucu, rüşvet suçlarından 2010 yılında ve kaçakçılık suçundan da 2013 yılında delil yetersizliği nedeniyle beraat etmesi üzerine 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun maddesinin (a) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuş; AYİM Birinci Dairesinin 24/12/2013 tarihli ve E.2013/1251, K.2013/1281 sayılı kararı ile 1602 sayılı Kanun'un maddesinin (a) bendindeki ''Zorlayıcı nedenlerle ya da lehine karar verilen tarafın eylemlerinden dolayı elde edilemeyen belge''nin yargılamanın iadesi nedeni sayılabilmesi için bu belgenin, davanın görümü aşamasında mevcut, hükmü etkileyecek nitelikte ve hüküm tarihinden sonra ele geçirilmiş bir belge olması gerektiği, yargılamanın kesin hükümle sonuçlanmasından sonra düzenlenen yeni bir belgeye dayanılarak yargılamanın yenilenmesinin mümkün olmadığı, somut olayda başvurucu hakkında Nusaybin Asliye Ceza Mahkemesince yürütülen ceza yargılaması sonucunda 10/5/2013 tarihinde verilen ve 27/6/2013 tarihinde kesinleşen beraat hükmünün işbu talebe konu iptal davasının görümü sırasında mevcut ve sonradan ele geçirilen bir belge niteliğinde olmadığı keza söz konusu Kanun'un maddesinin diğer bentlerinde sayılan nedenlerin hiçbirisi de bulunmadığından yargılamanın iadesi talebinin kabulünün mümkün görülmediği gerekçeleriyle talebin reddine karar verilmiştir. Karar 24/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 14/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 1602 sayılı Kanun'un "Yargılamanın iadesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Daireler ile Daireler Kurulundan verilen kararlar hakkında, aşağıda yazılı sebepler dolayısıyle yargılamanın iadesi istenebilir.a) Zorlayıcı sebepler dolayısiyle veya lehine karar verilen tarafın eyleminden doğan bir sebeple elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması;b) Karara esas olarak alınan belgenin sahteliğine hükmedilmiş veya sahte olduğu, mahkeme veya resmi bir makam huzurunda ikrar olunmuş veya sahtelik hakkındaki hüküm karardan evvel verilmiş olup da yargılamanın iadesini isteyen kimsenin, karar zamanında bundan haberi bulunmamış olması;c) Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün kesin hüküm halini alan bir kararla bozularak ortadan kalkması;d) Bilirkişinin kasıtla gerçeğe aykırı beyan ve ihbarda bulunduğunun, hükümle tahakkuk etmesi;e) Lehine karar verilen tarafın, karara etkisi olan bir hile kullanmış olması;f) Vekil veya kanuni temsilci olmayan kimseler huzuru ile davanın görülüp karara bağlanmış bulunması;g) Çekilmeye mecbur olan Başkan veya üyenin katılması ile karar verilmiş olması;h) Tarafları ve sebebi aynı olan bir dava hakkında verilen karara aykırı yeni bir karar verilmesine sebep olabilecek bir madde yokken, aynı Daire veya diğer Daireler yahut Daireler Kurulu tarafından evvelki ilamın hükmüne aykırı bir karar verilmiş bulunması.ı) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması.Birinci fıkranın (ı) bendi kapsamına giren kararlar hakkında yargılamanın iadesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir." 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu'nun maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:''Görevde başarısız olanlarla, atandıkları kadro görev yerleri ile ilgili olarak üç ay ve daha uzun süreli bir kurs veya eğitime gönderilenlerden kurs veya eğitimde başarısız olan veya kendilerinden istifade edilemeyeceği anlaşılan uzman erbaşların, barışta sözleşme sürelerine bakılmaksızın Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilişikleri kesilir. Bunlar, yedekte er kaynağına alınırlar. Görevde başarısız olma, intibak edememe ve kendilerinden istifade edilememe hâlleri ve bunlara yapılacak işlemler, çıkarılacak yönetmelikte düzenlenir.'' 20/9/2005 tarihli ve 25942 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Uzman Erbaş Yönetmeliği'nin maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:''Görevde başarısız olanlar ile kendisinden istifade edilemeyeceği (atış, spor, eğitim, operasyon ve istihdam edildikleri kadro görev yerlerinde ve davranışlarında askerlik mesleği değerlerini sergilemede, ikazlara rağmen istenen düzeye ulaşamayan ve aşırı derecede borçlananlardan bu durumu rapor, tutanak ve her türlü belge ile kanıtlananlar, mazeretsiz olarak bir sözleşme yılı içerisinde yedi gün ve daha uzun süre ile göreve gelmeyenler) anlaşılan, atandıkları kadro görev yerleri ile ilgili olarak üç ay ve daha uzun süreli bir kurs veya eğitime gönderilenlerden kurs veya eğitimde başarısız olan uzman erbaşların, barışta sözleşme sürelerine bakılmaksızın Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişikleri kesilir. Bunlar yedekte er kaynağına alınır.'' | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/1951 | Başvuru, adam öldürme, rüşvet ve kaçakçılık suçlarından dolayı açılan davalara istinaden sözleşmenin feshi işlemine karşı açılan davada verilen karara yönelik yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin anılan suçlardan dolayı beraat kararı verilmesine rağmen reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular 30/9/2016 ve 28/2/2017 tarihlerinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. 2016/20763 numaralı başvuru ile 2017/6258 numaralı başvuru arasında kişi yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle bu başvuruların birleştirilerek incelemenin 2016/20763 numaralı başvuru dosyası üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Komisyon tarafından başvurucunun tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası dışındaki diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddiaların kabul edilemez olduğuna, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası bakımından başvurunun Bölüme gönderilmesine 19/2/2019 tarihinde karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12). Bu bağlamda komiser yardımcısı olarak görev yapmakta olan başvurucu, Karabük Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen bir soruşturma kapsamında 7/9/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Karabük Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucuyu 8/9/2016 tarihinde tutuklanması istemiyle Karabük Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Karabük Sulh Ceza Hâkimliği, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 8/9/2016 tarihinde tutuklanmasına karar vermiştir. Başvurucu 16/9/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiş, Zonguldak Sulh Ceza Hâkimliği 23/9/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir. Başvurucu 30/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Karabük Sulh Ceza Hâkimliği, adli kontrol tedbiri uygulanarak 14/12/2016 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Başvurucu 28/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Karabük Cumhuriyet Başsavcılığınca şüphelileri arasında başvurucunun da bulunduğu 2016/5147 numaralı soruşturma dosyasında 11/9/2019 tarihinde ayırma kararı verilerek silahlı terör örgütüne üye olma suçu bakımından başvurucu hakkındaki soruşturmaya 2019/5478 numaralı dosya üzerinden devam edilmiştir. Karabük Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/5148 numaralı soruşturma dosyasında başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ve adli kontrolün kaldırılmasına 12/9/2019 tarihinde karar verilmiştir. İlgili hukuk için bkz. Fatma Maden B. No: 2016/28719, 17/7/2018, §§ 21, 22 ve Kamil Erdoğan B. No: 2017/4023, 19/4/2018, §§ 17, | Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/20763 | Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru; tutukluluğun makul süreyi aşması ve tutukluluğa itiraz imkanının kısıtlanması ve itirazın incelenmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 6/6/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2011/1288 sayılı soruşturma kapsamında 28/4/2011 tarihinde gözaltına alındıktan sonra 2/5/2011 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesince terör örgütüne üye olmak suçundan tutuklanmıştır. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 6/7/2011 tarihli ve E.2011/1277 sayılı iddianamesi ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/532 sayılı dosyası kapsamında 22/7/2011 tarihinde yapılan tensiple başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin 7/3/2014 tarihli kararı ile 6526 sayılı Kanun'la değişik 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun geçici maddesi ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un maddesi uyarınca dosyanın Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine devrine karar verilmiştir. Dosya, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/182 sayılı esasınakaydedilmiştir. Bu dosya üzerinden yargılama devam ederken 14/5/2014 tarihli celsede başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına, dosyanın başvurucu yönünden tefrikine karar verilerek Mahkemenin 2014/274 sayılı esasına kaydedilmesine karar verilmiştir. Başvurucu bu duruşmada verilen tutukluluk hâlinin devamı kararına itiraz etmiştir. Ancak itirazı hakkında bir karar verilip verilmediği tespit edilememiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi E.2014/274 sayılı dosyada 16/5/2014 tarihinde başvurucunun mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Başvurucu 6/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Yargıtay Ceza Dairesi 21/5/2015 tarihli ilamıyla ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Bozma kararı sonrasında dosya Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/170 sayılı esasına kaydedilmiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 1/10/2015 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir. Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi 28/10/2015 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi 28/2/2017 tarihinde başvurucunun mahkûmiyetine karar vermiştir. Anılan karar temyiz edilmiş olup temyiz incelemesi devam etmektedir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Şüpheli veya sanığın salıverilme istemleri" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir." 5271 sayılı Kanun'un "İtiraz usulü ve inceleme mercileri" kenar başlıklı maddesininilgili bölümü şöyledir:"Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263 üncü madde hükmü saklıdır.(2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir...."5271 sayılı Kanun’un maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir: “ Bu madde ile 100 üncü madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.” 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;...d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,...k) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler." 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin koşulları" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir."A. Yargıtay Kararı Yargıtay Ceza Dairesinin 6/4/2016 tarihli ve E.2015/9116 K.2016/5826 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:"...Davacının saat 17:10'a kadar emniyete ait otobüste bekletildiği, yine sağlık kontrolünden sonra da saat 22:00'ye kadar aynı biçimde emniyete ait otobüste kaldığı, bu süreçte sadece sağlık muayenesi ve serbest bırakma tutanağı düzenlendiği,yakalama işlemine yönelik itirazın saat 17:45'te İstanbul Sulh Ceza Mahkemesine yapıldığı, itiraza yazılı yanıt verilmediği ya da gerektiği gibi yanıt verilmediği için işin sürüncemede bırakıldığı, davacının kanuni haklarının kendisine hatırlatılmadığı veyakınlarına haber verilme hakkının da ihlal edildiği, iddialarının araştırılması bakımından, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... sayılı ceza dava dosyasının getirtilerek, davacının yukarıda sayılan haklarının ihlal edilip edilmediğinin tespit edilmesi için ilgili belge ve bilgilerin denetime elverişli olacak şekilde onaylı suretlerinin dosya arasına alınması ve sayılan ihlallerin yapıldığının anlaşılması halinde hak ve nasafete uygun bir tazminata hükmedilmesigerektiğinin gözetilmemesi suretiyle, eksik inceleme ve isabetsiz gerekçe ile karar verilmesi,Kanuna aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten 5320 sayılı Kanunun maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un maddesi gereğince isteme uygun olarak bozulmasına..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), başvurucunun belirli bir hukuk yolunun etkililiği konusunda sadece bir kuşku duymasının kendisini söz konusu hukuk yolunu tüketme girişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmayacağını belirtmiştir (Epözdemir/Türkiye, B. No: 57039/00, 31/01/2002; Pellegriti/İtalya, B. No: 77363/01, 26/5/2005). Aksine uygun mahkemeye yorum yetkisini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için başvurmak, başvurucunun menfaatinedir (Cıupercescu/Romanya, B. No: 35555/03, 15/9/2010, § 169). Ancak yerleşik mahkeme içtihatları ışığında, belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanma konusunda makul bir ihtimale sahip olmadığı durumlarda başvurucunun söz konusu hukuk yolunu kullanmamış olması kabul edilebilirlik önünde bir engel değildir (Minarik/Çek Cumhuriyeti, B. No: 46677/06, 10/2/2011, § 19). | Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/9311 | Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması ve tutukluluğa itiraz imkanının kısıtlanması ve itirazın incelenmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvurular, yargı kararının icra edilmemesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Ekli tabloda sıralanan başvurulara ait başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemelerinden sonra başvurular Komisyonlara sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.Başvurucuların bir kısmı, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânlarının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuşlardır.Konularının aynı olması nedeniyle ekli tabloda numaraları belirtilen başvuru dosyalarının 2014/4048 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:Başvurucular, tarafı oldukları davalarda lehlerine olan yargı kararlarının icra edilmemesi nedeniyle mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği iddiasıyla çeşitli tarihlerde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Bireysel başvurular sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel başvuruların, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14). | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/4048 | Başvurular, yargı kararının icra edilmemesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
BAŞVURULARIN KONUSU Başvurular, yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Ekli tabloda sıralanan başvurulara ait başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemelerinden sonra başvurular Komisyonlara sunulmuştur. Komisyonlarca makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia dışındaki iddialar yönünden kısmi kabul edilmezlik kararları verilerek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialar yönünden başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucuların bir kısmı, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânlarının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuşlardır. Konularının aynı olması nedeniyle ekli tabloda numaraları belirtilen başvuru dosyalarının 2014/486 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, tarafı oldukları davaların uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiasıyla çeşitli tarihlerde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Bireysel başvurular sonrasında 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14). | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/486 | BAŞVURULARIN KONUSU Başvurular, yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, askerde meydana gelen ölüm olayı üzerine başlatılan ceza soruşturmasının etkili bir şekilde yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 18/2/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu soruşturma dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Muğla/Bodrum İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı Hizmet Muhafız Takım Komutanlığı emrinde asker iken 22/3/2013 tarihinde yaşamını yitiren 1992 doğumlu Ş.E.nin babasıdır.A. Ş.E.nin Askerlik Süreci ve Ölümü Başvurucunun oğlu Ş.E. 21/5/2012 tarihinde askere sevk edilmiş ve 24/5/2012 tarihinde Jandarma Eğitim Alay Komutanlığına (Karabük/Safranbolu) teslim olmuştur. Safranbolu'daki askerlik eğitimini 22/6/2012 tarihinde tamamlayan Ş.E., yedi gün izin kullanmış ve 29/6/2012 tarihinde Muğla İl Jandarma Komutanlığına teslim olmuştur. Ş.E., Muğla'daki askerî birliğine katıldıktan sonra gerek yaşadığı psikolojik sorunlar gerekse dizindeki ve belindeki ağrılar nedeniyle muhtelif tarihlerde çeşitli hastanelerde muayene olmuştur. Büyük çoğunluğu Ş.E.nin yaşadığı psikolojik sorunlarla ilgili olan bu muayeneler neticesinde Ş.E.ye istirahat raporları verilmiştir. Toplam 50 günden fazla istirahat alan Ş.E., bu istirahatlerin büyük bir kısmını sıhhi izinli olarak evinde geçirmiştir. Ş.E.ye bu istirahat raporlarının yanı sıra 13/12/2012 tarihinde uyum bozuklukları tanısıyla üç ay hava değişimi verilmiştir. Aldığı izinlerden sonra birliğine geç teslim olan Ş.E. hakkında iki defa izin tecavüzü suçundan dosya hazırlanmıştır. Ş.E. hakkında hazırlanan diğer bir suç dosyası ise amir ve üste saygısızlık, tehdit ve hakaret etme, amir ve mafevkine hakaret etme suçlarına ilişkindir. Ş.E. ayrıca askerî adap ve terbiyeye yakışmayacak hal ve hareketlerde bulunma, emre itaatsizlik suçlarından dolayı disiplin amiri tarafından yedi gün oda hapsi cezası ile tecziye edilmiş, ancak bu ceza Ş.E.nin hava değişimi ve izinde bulunduğu sürelerden dolayı infaz edilememiştir. Üç aylık hava değişimi süresinin bitmesi üzerine birliğine teslim olan Ş.E., 22/3/2013 tarihinde saat 00 sıralarında askeri birliğin tuvaletinde asılı vaziyette ölü olarak bulunmuştur.B. Ceza Soruşturması Süreci Bodrum İlçe Jandarma Karakol Komutanlığı yetkilileri saat 20-30 sıralarında olayı Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmiştir. Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın gecikmesinde sakınca bulunan hâllerden olduğunu değerlendirerek resen soruşturmaya başlanmasına karar vermiştir. Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca Olay Yeri İnceleme ekibinin ölümün gerçekleştiği yere yönlendirilmesini istemiştir. Saat 30 sıralarında olay yerine varan Olay Yeri İnceleme ekibi, Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda olay yeri incelemesine başlamıştır. Olay yeri inceleme raporunun ilgili kısmı şöyledir:"(...) Bahse konu yerin ilçemiz Cumhuriyet Mahallesi Çırkan Caddesi üzerindeki Bodrum İlçe Jandarma Komutanlığı olduğu, İlçe Jandarma Komutanlığına intikal edildiğinde Jandarma Ekiplerince olay yerinin güvenliğinin alınmış olduğu ve güvenlik şeridi ile çevrilmiş olduğu, bahse konu ası olayının İlçe Jandarma Komutanlığı ana binasının altında zemin katta bulunan tuvalette olduğu, bahse konu tuvalete bina içerisinden, er yatakhanesinden ve er gazinosundan girilebildiği, bahse konu tuvaletlere girildiğinde giriş kapısına göre sol tarafta lavabo kısımlarının bulunduğu, bu lavabolar önünde bir adet sandalye üzerinde 112 görevlilerince bırakılan şeffaf tıbbi atıkların bulunduğu, girişe göre sağ tarafta ise pisuvar ve toplam 6 (Altı) adet olan tuvaletlerin bulunduğu, bahse konu tuvaletlerin PVC olduğu, tuvalet ebatlarının ise 200 cm x 130 cm x 110 cm olduğu, girişe göre sağdan ikinci soldan beşinci tuvalet kabinin kapısının yarı açık vaziyette olduğu, tuvaletin iç kısmına bakıldığında müntehir [Ş.E.nin] boyun kısmından duvar üzerinde monteli sifon musluğuna yırtık kumaş parçası ile sırtı duvara dayalı yönü tuvalet kapısına doğru ayakları zemine göre bel bölümünden yaklaşık 45 derece açı ile yere temas eder şekilde asılı bir vaziyette olduğu, üzerinde askeri üniformanın bulunduğu, müntehirin asılı bulunduğu musluk ile zemin arasındaki mesafenin 146 cm olduğu görüldü. Günün nöbetçi Cumhuriyet Savcısı[nın] talimatı ile bahse konu tuvalet kapısı yerinden sökülmüş ve müntehir [Ş.E.] asılı bulunduğu musluktan yırtık kumaş parçasının düğüm olmayan kısmından kesmek suretiyle indirilmiş olup, bahse konu yaklaşık 55 cm uzunluğundaki kumaş parçası düğüm kısmı ve kesilen kısmı bant yardımı ile sabitlenerek tahkikat evrakına eklenmek üzere tarafımızdan geçici olarak muhafaza altına alınmıştır. (...)" Olay yeri incelemesi işleminden sonra ceset üzerinde ölü muayene işlemi gerçekleştirilmiştir. Ölü muayene ve otopsi tutanağında özetle cesedin 75 boylarında, 60-65 kilo ağırlığında olduğu, cesedin boynunda sağ kulak alt kısmından sol kulak alt kısmına kadar yaklaşık 3 cm genişliğinde 24 cm uzunluğunda ası izi olduğu, cesedin baş ve boyun bölgesinde bunların haricinde herhangi bir bulguya rastlanmadığı belirtilmiştir. Muayene sonucunda kesin ölüm sebebinin klasik otopsi işlemi yapılarak tespit edilmesinin yerinde olacağı değerlendirilmiştir. Bunun üzerine kesin ölüm sebebinin tespiti için klasik otopsi yapılmasına karar verilmiştir. 23/3/2013 tarihinde yapılan klasik otopsi işlemi sonucunda hazırlanan 26/4/2013 tarihli raporda kişinin yüzünde ekimoz ve hematom bulunmadığı, kişinin hyoid kemik sağ boynuzunda çevresi ekimozlu kırık mevcut olduğu, bunun dışında herhangi bir patolojik bulguya rastlanmadığı belirtilmiştir. Otopsi raporunda, ayrıca kişiden alınan kanda etil-metil alkol bulunmadığı ancak amfetamine grubuna ait maddelerden MDMA ve MDA'ya rastlandığı ifade edilmiştir. Otopsi raporunun sonuç kısmında uyarıcı ve halusünojen madde almış olduğu tespit edilen şahsın asıya bağlı asfiksi nedeniyle ölmüş olduğu yönünde kanaate varıldığı belirtilmiştir. Cumhuriyet savcısı olay günü bazı tanıkların ifadesini almıştır. Ş.E. ile can dostu (diğer amaçların yanında askerlerin birliklerine intibaklarını kolaylaştırmak için kurulan askerî bir uygulama) olduğunu ifade eden U. adlı asker ifadesinde özetle Ş.E.nin biraz hırçın bir yapıya sahip olduğunu, diğer askerlerle sürekli olarak tartıştığını belirtmiştir. U., yaşadığı psikolojik sorunlar nedeniyle Ş.E.ye üç ay hava değişimi verildiğini, hava değişiminden sonra Ş.E.nin bambaşka bir insan olduğunu, sessiz, sakin ve çok az konuşan bir kişiye dönüştüğünü ifade etmiştir. U. olaydan bir önceki gün yanına Ş.E.nin geldiğini ve ailesinin yüzünü yere düşürdüğünü, yaşamayı hak etmediğini söylediğini ancak kendisinin Ş.E.nin söylediklerini ciddiye almadığını belirtmiştir. U. olay günü Ş.E.yi yemekhanede yemek yerken gördüğünü, sonrasında ise Ş.E.nin dışarıda kendisinden sigara istediğini, kendisinin Ş.E.ye sigara verdiğini, Ş.E.yi bundan sonra uzun bir süre etrafta göremeyince onu aramaya başladığını ancak bulamadığını, bu sırada yanında N. ve E. isimli askerlerin de bulunduğunu ifade etmiştir. U. daha sonra birliğin tuvaletine gittiğini, tuvaletlerden kapalı olan ikisinin kapısını çaldığında içeriden ses geldiğini ancak kapalı olan diğer bir tuvaletin kapısına vurduğunda içeriden herhangi bir sesin gelmediğini, bunun üzerine yandaki diğer tuvalet kabinine girerek kapalı olan ancak ses gelmeyen tuvalet kabinine doğru uzanıp baktığını, tuvalet kabininde Ş.E.yi duvara yapışık vaziyette gördüğünü ifade etmiştir.U., Ş.E.yi o hâlde görür görmez Personel Şubeye gittiğini ve durumu oradaki personele bildirdiğini belirtmiştir. U. son olarak Ş.E.nin hava değişiminden sonra kimseyle bir problem yaşamadığını hatta daha önceki hatalarından dolayı asker arkadaşlarından ve komutanlarından özür dilediğini, Ş.E.nin kimseyle husumetinin bulunmadığını ifade etmiştir. Cumhuriyet savcısı, olay günü F.S. adlı bir askerin de ifadesini almıştır. F.S. ifadesinde özetle Ş.E.nin sürekli olarak çevresindekilerle tartışan problemli bir kişi olduğunu, psikolojik sorunları nedeniyle üç ay hava değişimi alan Ş.E.nin bir hafta önce birliğe geldiğini, hava değişiminden sonra Ş.E.nin kimseyle konuşmadığını ve sürekli birşeyler düşünür gibi bir hâli olduğunu belirtmiştir. F.S., olay günü saat 55 sıralarında tuvalete gittiğini, yaklaşık bir dakika kadar tuvalette kaldığını, hemen yan tarafında bulunan tuvalet kabininden garip sesler geldiğini fakat net olarak ne sesi olduğunu anlamadığını ifade etmiştir. F.S. son olarak bildiği kadarıyla Ş.E.nin husumet duyduğu birinin olmadığını belirtmiştir. Cumhuriyet savcısı tarafından olay günü ifadesi alınan bir değer asker B.B., 30 sıralarında İlçe Jandarma Karakol binasının alt katındaki tuvalete gittiğini, sondan iki tuvaletin kapısının kapalı olduğunu, yaklaşık on dakika kadar içeride kaldığını ancak herhangi bir ses duymadığını ifade etmiştir. Cumhuriyet savcısı tarafından olay günü ifadesi alınan diğer tanıklar da genel olarak Ş.E.nin yaşadığı psikolojik sorunlar nedeniyle sürekli olarak sıhhi izinle evine gittiğini, ayrıca üç ay hava değişimi aldığını, çevresindekilerle sık sık tartışmalar yaşadığını belirtmişlerdir. Tanıklar ayrıca Ş.E.nin kimseyle bir husumetinin bulunmadığını ifade etmişlerdir. Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı, anılan araştırmalardan sonra olay hakkında yetkisizlik kararı vererek dosyayı Hava Kuvvetleri Komutanlığı Hava Eğitim Komutanlığı Askerî Savcılığına (Askerî Savcılık) göndermiştir. Soruşturmaya Askerî Savcılık devam etmiştir. Askerî Savcılık istinabe yoluyla 13/8/2013 tarihinde başvurucunun ifadesini almıştır. Başvurucu bu ifadesinde özetle oğlunun askere gitmeden önce gayet sağlıklı bir insan olduğunu, herhangi bir psikolojik tedavi de görmediğini ifade etmiştir. Başvurucu, oğlunun aldığı izinlerle sık sık eve geldiğini, en son 2012 yılının Aralık ayında üç ay hava değişimi alarak eve geldiğini, oğlunun bu dönemde "Benim hayatımı bitirdiler, ben artık sigortalı herhangi bir işte çalışamam" şeklinde sözler söylediğini, niçin böyle bir şey söylediğini sorduğunda ise herhangi bir açıklama yapmadığını, hava değişimi 13/3/2013 tarihinde bittiği için oğlunun tekrar birliğine döndüğünü ifade etmiştir. Başvurucu son olarak oğlunun intihar etmesine neden olacak herhangi bir sorununun bulunmadığını belirterek olayın detaylı bir şekilde araştırılmasını talep etmiştir. Olay hakkında Adli Tıp Uzmanı Dr. Z.K. tarafından hazırlanan 26/3/2014 tarihli bilirkişi raporunda, başvurucunun oğlu Ş.E.nin ölümüne neden olan ası tipinin vücut durumuna göre yarım ası olduğu, yarım asının ise ayakların ya da vücudun bir kısmının yer ile temas hâlinde olduğu ası olarak tanımlanabileceği belirtilmiştir. Raporda, Ş.E.nin asma fiilini ayakları yere değer vaziyette gerçekleştirmiş olmasının teknik olarak mümkün olduğu ifade edilmiştir. Askerî Savcılık ayrıca 4/9/2014 tarihinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığına müzekkere yazarak ölüm sebebinin, kişinin gördüğü psikiyatrik tedavilerde tıbbi açıdan bir kusur ya da ihmal bulunup bulunmadığının ve kişinin ası sonucu intihar fiilini tek başına gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğinin değerlendirilmesi talebinde bulunmuştur. Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu, olay hakkındaki adli ve tıbbi evrakı dikkate alarak 24/9/2014 tarihli bir rapor hazırlamıştır. Raporda özetle kişinin ölümünün ası sonucu meydana gelmiş olduğu, ası fiilinin kişinin kendisi tarafından husulünün mümkün olduğu, kişinin tıbbi başvurularında görev alan hekimlere kusur atfedilemeyeceği belirtilmiştir. Askerî Savcılık, soruşturma kapsamında elde ettiği tüm bu verileri değerlendirerek Ş.E.nin ölümünde herhangi bir kişiye atfı kabil kusur ve ihmal bulunmadığı, ölümün intihar sonucu meydana geldiği kanaatine varmış; 2/7/2014 tarihli karar ile kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Ege Ordusu Komutanlığı Askerî Mahkemesinin (Askerî Mahkeme) 7/1/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.Bu karar, 10/2/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 18/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İlgili hukuk için bkz. Coşkun Çiftler, B. No: 2014/18624, 22/2/2018, §§55- | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/3097 | Başvuru, askerde meydana gelen ölüm olayı üzerine başlatılan ceza soruşturmasının etkili bir şekilde yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, terör olayı nedeniyle uğranılan manevi zararın tazmin edilmesi istemiyle açılan tam yargı davasının esasının incelenmeksizin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 10/3/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Hakkari il merkezinde 19/1/2012 tarihinde terör amacıyla bir bombanın patlatılması sonucu başvuruculardan Cemia Tutkal'ın eşi, diğer başvurucuların babası olan H.T.de kalıcı sakatlık oluşmuştur. Başvurucular, olay nedeniyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesine istinaden İçişleri Bakanlığından manevi tazminat talebinde bulunmuş; talebin reddedilmesi üzerine Van İdare Mahkemesinde manevi tazminat talepli dava açmışlardır. İdare Mahkemesi 23/1/2015 tarihli kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:".... söz konusu olayda elde edilen istihbari bilgide yer olarak somut bir yeri işaret etmediği, zaman ve kişi yönünden de bilgi bulunmadığı görüldüğünden idarenin hizmet kusurundan söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.H.T.'nin yaralandığı patlamada idarenin kusursuz sorumluluğu incelendiğinde ise; olayın davacıya yönelik yapılmadığı, davacı ile idare arasında bir görev ilişkisi bulunmadığı, davacının patlamaya toplum üyesi olmasından dolayı maruz kaldığı anlaşıldığından olay nedeniyle idareye kusursuz sorumluluk atfedilmesi mümkün bulunmamaktadır.Öte yandan, olay nedeniyle genel hükümler içerisinde hizmet kusuru ileri sürülerek açılan tam yargı davası dışında, davacı vekilince olay nedeniyle sosyal risk ilkesinin yasalaşmış hali olan 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminat talebiyle başvuru yapıldığı, Hakkari Valiliği Zarar Tespit Komisyonunca yapılan değerlendirme sonucunda davacıya uğradığı zarara karşılık 2012 tarih ve 210 sayılı karar ile 024,71 TL tazminat ödenmesine karar verildiği, sulhname tasarısı davacı tarafından imzalanmaması nedeniyle 2012 tarihinde uyuşmazlık tutanağı düzenlendiği, bu işleme karşı dava açılmadığı görülmektedir.Bu durumda, davacılar vekilince hizmet kusuru ileri sürülerek davalı idareden tazminat talep edildiği, olumsuz cevap verilmesi üzerine kusurlu sorumluluk ilkeleri (hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi) ve kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca bakılan davanın açıldığı anlaşıldığından, hizmet kusuruve kusursuz sorumluluk tespit edilmeyen bu davada sosyal risk ilkesi uyarınca manevi tazminat talebinin değerlendirmesine imkan bulunmadığı, ancak davacı vekilince 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuru üzerine olay nedeniyle açılacak tam yargı davasındasosyal risk ilkesi kapsamında manevi tazminat talebinin değerlendirilebileceğinden, iş bu davada manevi tazminat talebinin reddi gerekmektedir." İtiraz talebi Van Bölge İdare Mahkemesinin 13/1/2016 tarihli kararıyla reddedilmiş, nihai karar 12/2/2016 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular 10/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un , , , , , , geçici , geçici maddeleri (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23). 2577 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “ İdari dava türleri şunlardır: ...b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, ...” 2577 sayılı Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.” Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79, K.2009/97 sayılı kararı şöyledir:"5233 sayılı Yasa, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözüm yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amaca uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerek buna ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.İdare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, nedensellik bağı kurulabilen zararları kusur sorumluluğu ilkesi uyarınca tazminle yükümlüdür. Ancak bazen idare, kusur koşulu ve nedensellik bağı aranmadan da meydana gelen bazı zararlardan sorumlu olabilmektedir. Bunlar, idarenin kendi faaliyet alanıyla ilgili önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği zararlardır. 5233 sayılı Yasa'da yer alan sorumluluğun dayanağını da kusursuz sorumluluğun bir türü olan ve bilimsel ve yargısal içtihatlarla geliştirilen 'sosyal risk ilkesi' oluşturmaktadır.Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idari bir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararların karşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucunun sosyal hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerine yasayla getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyal risk ilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerden ibaret olduğunun tespiti, yasakoyucunun takdir yetkisi içindedir. İtiraz konusu kurallarda yer alan maddi zararların öncelikle sulh yoluyla karşılanmasına ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamda değerlendirmek gerekir.5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin sonucu olmayan ve herhangibir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi, maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir." Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli ve E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:“5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarına dayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yoluna başvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadece maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemle giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyen nitelikte bir yasadır.Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 18888/02 nolu başvuruya konu 12/1/2006 günlü Aydın İçyer - Türkiye kararının paragrafında, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgili olarak 'Tazminat Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etme olanağının bulunduğu doğru olsa da Kanun’un maddesinin idari mahkemelerde manevi zarar için tazminat talep etme olanağı verdiği görülmektedir.' ifadesine yer verilmiştir.Bu durumda, terör olayları nedeniyle meydana gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarınca karşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı tazminat taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi olarak manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin yapılması gerekmektedir.” | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/5030 | Başvuru, terör olayı nedeniyle uğranılan manevi zararın tazmin edilmesi istemiyle açılan tam yargı davasının esasının incelenmeksizin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, tapu iptali ve tescil davasının makul sürede sonuçlandırılamaması, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle başvurucuların taşınmazları üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunamaması nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru, 13/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 18/9/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 27/4/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 26/5/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, mülkiyetlerinde bulunan Mardin ili Kızıltepe ilçesi Ülker köyündeki 240 parsel numaralı taşınmazlarına Y.B. tarafından yapılan haksız müdahalenin sonlandırılması ve müdahale sebebiyle uğradıkları zararın giderilmesi istemiyle 5/10/2004 tarihinde Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesinde müdahalenin meni davası açmışlardır. Bu dava Mahkemenin E.2004/536 sayılı dosyasına kaydedilmiştir. Mahkeme, 2/10/2013 tarihli ve E.2013/741, K.2013/1096 sayılı kararla, Mahkemenin E.2004/536 sayılı dosyası ile E.2013/741 sayılı dosya arasında bağlantı bulunduğu gerekçesiyle söz konusu dosyanın E.2004/536 sayılı dosya ile birleştirilmesine karar vermiştir. Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2005/512 sayılı dosyasında 28/4/2005 tarihinde başvuruculara karşı tapu iptal ve tescil davası açılmıştır. Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesi E.2004/536 sayılı dosyada 14/12/2006 tarihli duruşmada E.2005/512 sayılı dosyanın sonucunun beklenmesine karar vermiştir Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesi, 10/3/2010 tarihli ve E.2005/512, K.2010/207 sayılı kararla başvuruculara karşı açılan tapu iptal ve tescil davasının reddine karar vermiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay Hukuk Dairesi 11/10/2011 tarihli ve E.2011/6212, K.2011/5575 sayılı ilamla kararın bozulmasına hükmetmiştir. Bozma ilamı sonrası yargılama halen devam etmektedir. Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesi, 22/5/2014 tarih ve E.2004/536, K.2014/593 sayılı kararla sonucunu beklediği, Mahkemenin E.2005/512 sayılı dosyası hakkında Yargıtayca verilen bozma kararını da dikkate alarak, başvurucuların davasının reddine karar vermiştir. Bu karar temyiz edilmiş olup temyiz incelemesi Yargıtay Hukuk Dairesinin E.2015/971 sayılı dosyasında halen devam etmektedir. Başvurucular, 13/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi, 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun maddesi. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/488 | Başvuru, tapu iptali ve tescil davasının makul sürede sonuçlandırılamaması, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle başvurucuların taşınmazları üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunamaması nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması, makul süreyi aşması, tutukluluk incelemelerinin duruşmasız olarak yapılması, tutukluluğun incelenmesine ilişkin kararların tebliğ edilmemesi, makul sürede mahkeme önüne çıkarılmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 4/6/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu; Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında, bir şahsın evine molotof kokteyli şeklindeki patlayıcı maddeleri attığından bahisle 1/2/2012 tarihinde göz altına alınmış, 3/2/2012 tarihinde Adana Ağır Ceza Mahkemesince silahlı terör örgütüne üye olma ve mala zarar verme suçlarından tutuklanmıştır. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı; PKK terör örgütü adına suç işleme, patlayıcı maddeleri izinsiz bulundurma, genel güvenliği kasten tehlikeye sokma, mala zarar verme suçlarından başvurucunun ve diğer şüphelinin cezalandırılması istemiyle 22/2/2012 tarihli iddianamesiyle kamu davası açmıştır. Başvurucu ve diğer şüpheli hakkındaki dava (CMK mülga madde ile görevli) Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/52 sayılı dosyasında görülmeye başlamıştır. Adana Ağır Ceza Mahkemesi 5/9/2012 tarihli duruşmada diğer sanığın çocuk olması nedeniyle dava dosyasının görevsizlik kararı verilmek üzere bu sanık yönünden tefrikine karar vermiştir. Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'un maddesi ile CMK mülga madde ile görevlendirilen ağır ceza mahkemelerinin kaldırılması üzerine11/3/2014 tarihli kararı ile dosyanın Tarsus Ağır Ceza Mahkemesine (E.2014/71) devredilmesine karar vermiştir. Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi 22/5/2014 tarihli duruşmada başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Başvurucu bu karara itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi 30/5/2014 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Başvurucu 4/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi 5/6/2014 tarihli duruşmada başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi 9/6/2014 tarihli duruşmada diğer şüpheli yönünden tefrik edilen ve Tarsus Asliye Ceza Mahkemesininde görülen dava ile bu davanın birleştirilmesine karar vermiştir. 8/10/2015 tarihinde başvurucunun üzerine atılı tüm suçlardan beraatine karar verilmiştir.Bu karar temyiz edilmeden kesinleşmiştir. Beraat kararından sonra başvurucu 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesi kapsamında 6/1/2016 tarihinde Adana Ağır Ceza Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Adana Ağır Ceza Mahkemesi 4/3/2016 tarihinde 5271 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca haksız olarak tutuklu kaldığı 855 gün için 722,78 TL maddi ve 000 TL manevi tazminatın gözaltı tarihi olan 1/2/2012tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Anılan karar, davalı Maliye Bakanlığınca temyiz edilmiş olup temyiz incelemesi devam etmektedir. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;...e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,...Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler." | Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/15613 | Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması, makul süreyi aşması, tutukluluk incelemelerinin duruşmasız olarak yapılması, tutukluluğun incelenmesine ilişkin kararların tebliğ edilmemesi, makul sürede mahkeme önüne çıkarılmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, kolluğun gözaltında işkence ve kötü muamelede bulunduğu iddialarıyla ilgili başlatılan soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmemesi nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının; tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınması, savunma tanıklarının dinlenmemesi, yargılamayı yapan mahkemenin özel statülü olarak kurulması ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 23/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, anayasal düzeni cebir yolu ile değiştirmeye teşebbüs etme suçundan 24/12/2002 tarihinde gözaltına alınmış ve28/12/2002 tarihinde tutuklanmıştır. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 5/3/2003 tarihli ve 2003/253 sayılı iddianamesiyle anayasal düzeni cebir yolu ile değiştirmeye teşebbüs etme suçundan İstanbul No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesine başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. Anılan dava, daha sonra İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK mülga madde ile görevli) E.2003/81 sayılı dosyası ile birleştirilmiştir. Yapılan yargılama sonunda İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK mülga madde ile görevli) 23/10/2008 tarihli ve E.2003/81, K.2008/288 sayılı kararı ile başvurucunun terör örgütüne üye olma, birden çok bomba imali ve nakli, mala zarar verme suçlarından cezalandırılmasına karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Ceza Dairesinin 12/11/2009 tarihli kararıyla eylemin anayasal düzeni değiştirmeye kalkışma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bu arada başvurucu 20/3/2012 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak gözaltında polis memurları tarafından kendisine işkence yapıldığını ve kötü muameleye uğradığını iddia ederek şikâyetçi olmuştur. Şikâyet üzerine başlatılan soruşturma sonunda "DGM Cumhuriyet Başsavcılığı ve diğer safhalarda işkence ve kötü muameleiddiasındabulunmadığı, tümtutanakları rızası ile imzaladığı anlaşılmış olup, suç ile ilgili olayın üzerinden geçen zamanda dikkate alındığında her hangi bir delilelde edilmeimkanınınkalmadığı" gerekçesiyle 16/11/2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edildiğine ilişkin bir bilgi ya da belge dosyada bulunmamaktadır. Başvurucu, bozmaya uyularak yapılan yargılamada 11/6/2012 tarihinde tahliye edilmiştir. Yargılama sonunda İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (CMK mülga madde ile görevli) 31/1/2013 tarihli ve E.2010/17, K.2013/6 sayılı kararıyla anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan başvurucunun müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Anılan karar, Yargıtay Ceza Dairesinin 24/6/2014 tarihli ve E.2014/4295, K.2014/7644 sayılı kararıyla onanmıştır. Nihai karar, başvurucuya 24/11/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 23/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Bireysel başvuru sonrasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 9/3/2015 tarihli ve 2014/407795 sayılı yazı ile başvurucu yönünden Yargıtay Ceza Dairesince verilen onama kararına karşı suç vasfına ilişkin lehe itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay Ceza Dairesi, itirazı yerinde görmeyerek dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna (Kurul) göndermiştir. Dosya, Kurulun 2015/116 sayılı esasında derdest durumdadır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 8/1/2016 tarihli ve 2016/9 Değişik İş sayılı kararıyla başvurucu hakkındaki hükmün infazının durdurulmasına karar vermiştir. 5271 sayılı Kanun’un "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.(2) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.(3) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir.” | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/20362 | Başvuru, kolluğun gözaltında işkence ve kötü muamelede bulunduğu iddialarıyla ilgili başlatılan soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmemesi nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının; tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınması, savunma tanıklarının dinlenmemesi, yargılamayı yapan mahkemenin özel statülü olarak kurulması ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 28/11/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunda (BDDK) bankacılık uzmanı olarak görev yapmakta olan başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile bağlantılı suçlardan yürütülen bir soruşturma kapsamında 3/9/2016 tarihinde Bolu ilinde gözaltına alınmış ve hakkındaki soruşturma işlemlerinin yürütüldüğü İstanbul İl Emniyet Müdürülüğüne getirilmiştir. Başvurucu 29/9/2016 tarihine kadar İstanbul Emniyet Müdürülüğüne bağlı Mali Suçlar ve Suç Gelirleriyle Mücadele Şube Müdürlüğünde gözaltında tutulmuştur. Başvurucunun eşi 22/9/2016 tarihinde, başvurucunun serbest bırakılması talebiyle İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuş; Hâkimlik 29/9/2016 tarihinde talebin reddine karar vermiştir. Öte yandan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı aynı gün (29/9/2016 tarihinde) başvurucuyu, silahlı terör örgütü FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanması istemiyle İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Talep yazısında; başvurucunun "Bylock" programını kullandığı, bu programı üzerinden örgüt yöneticilerinden emir ve talimat alarak süreklilik arz edecek şekilde örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer aldığı ifade edilmiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğince 29/9/2016 tarihinde "atılı suçların niteliği, mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığı, atılı suçun yasada öngörülen cezasının üst sınırı, atılı suçun katalog suçlardan olması, bu aşamada adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı" belirtilerek başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgilibölümü şöyledir:"... [başvurucunun da aralarında olduğu] şüphelilerin BDDK çalışanları olarak FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün kullandığı bylock isimli programı kullandıkları, bu program üzerinden gelen emir ve talimatları uyguladıkları, hiyerarşik yapı içerisinde yer aldıkları, şifreli mesaj ve görüşme programı olan bylock isimli programını aktif bir şekilde kullandıklarının tespit edildiği, şüphelilerin FETÖ / PDY üyesi oldukları hususunda kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu ... şüpheliler hakkında uygulanması talep olunan tutuklama tedbirinin ölçülü ve orantılı bir tedbir olduğu, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı anlaşıldığından şüphelilerin CMK'nun ve devamı maddeleri uyarınca tutuklanmalarına ... karar verilmiştir." Başvurucu 6/10//2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiş, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği 9/8/2016 tarihinde "dosyada tutukluluk halinin sonlandırılmasını gerektirecek yeni bir delil bulunmadığıve İstanbul Sulh Ceza Hakimliğininkararının usul ve yasaya uygun olduğu" gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir. Başvurucu, anılan kararı 3/11/2016 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir. Başvurucu 28/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 12/1/2017 tarihli iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede başvurucu dışında yirmi beş şüpheli hakkında da aynı suçtan cezalandırma talebinde bulunulmuştur. FETÖ/PDY'ye ve "ByLock" programına ilişkin genel açıklamaların yer aldığı iddianamede başvurucu yönünden yapılan değerlendirme şöyledir:"BDDK'da Bankacılık Uzmanı olarak görev yapan şüpheli Neslihan AKSAKAL'ın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün mensupları arasında haberleşmeyi sağlamak, örgüt lider ve yöneticilerinin emir ve talimatlarını aktarmak için geliştirip kullandığı, kriptolu haberleşme programı Bylock'u adına kayıtlı ... nolu hat üzerinden 05/09/2014 tarihinde ve ... nolu hat üzerinden 12/08/2014 tarihihinde indirerek, çok yoğun kullanım karşılığı kırmızı renk grubuyla kullandığı, örgütle iltisaklı olduğu gerekçesiyle kurumundan ihraç edilen ve bu gerekçeyle hakkında suç ihbarı yapılan şüpheli Neslihan AKSAKAL'ın örgüt lider ve yöneticilerinden söz konusu program üzerinden emir ve talimat alarak süreklilik, etkinlik arz edecekşekilde örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer almak suretiyle üzerine atılı suçu ika ettiği anlaşılmıştır. Şüpheli Neslihan AKSAKAL'ın eşi Y.A.nın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü lideri Fetullah GÜLEN'in çağrısı sonrasında 11 kez örgüte ait Bank Asya'ya katılım hesabı açtırarak para yatırdığı tespit edilmiştir.Şüpheli Neslihan AKSAKAL savunmasında özet olarak ... nolu hattın kendi adına kayıtlı olduğunu, ancak hattına Bylock programını indirerek kullanmadığını, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüyle herhangi bir alakasının olmadığını, örgütün herhangi bir toplantı yada organizasyonuna katılmadığını, örgüte yardımda bulunmadığını, Amerika dahil defaatle yurt dışına çıktığını, örgüt lideri Fetullah GÜLEN'le herhangi bir irtibat kurmadığını, irtibat kuran kimseyi de tanımadığını belirterek üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiştir." İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 27/1/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/59 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme 24/4/2017 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun tahliyesine ve yurt dışına çıkış yasağı ve bağlı bulunduğu kolluk biriminde -ayda iki kez- imza atılması yükümlülükleri uygulanmak suretiyle adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir. Başvurucu bunun üzerine serbest bırakılmıştır. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Gözaltı" kenar başlıklı maddesinin (1), (3) ve (5)numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz....(3) Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması emri gözaltına alınana derhâl tebliğ edilir....(5) Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı, hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturma evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir." 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili bölümü şöyledir:"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;... Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),..." 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;a) Kuvvetli suç şüphesini,b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir." 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,...Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler." 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin koşulları" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir." 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir." 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun "Terör suçları" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır." 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların artırılması" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir: "3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur." 23/7/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin (KHK) ve 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un "Soruşturma ve kovuşturma işlemleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili bölümü şöyledir: "26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar bakımından, olağanüstü halin devamı süresince;a) Gözaltı süresi, şüphelinin yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren otuz günü geçemez. 23/1/2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2/1/2017 tarihli ve 684 sayılı KHK'nın ve maddeleri ile geçici maddesi şöyledir: "MADDE 10 – 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.'a) Gözaltı süresi, şüphelinin yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yedi günü geçemez. Delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle Cumhuriyet savcısı, gözaltı süresinin yedi gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir.'MADDE 11 – 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan 'otuz günü geçemez' ibaresi 'şüphelinin yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yedi günü geçemez' şeklinde değiştirilmiş, aynı bende aşağıdaki cümle eklenmiş ve aynı fıkranın (m) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.'Delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle Cumhuriyet savcısı, gözaltı süresinin yedi gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir.'GEÇİCİ MADDE 1 – Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinden önce, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar nedeniyle gözaltına alınan kişiler hakkında gözaltı süresi en çok otuz gün olarak uygulanır." | Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/42456 | Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, anlatımları mahkûmiyete belirleyici ölçüde dayanak oluşturan tanığın sorgulanmasına ya da sorgulatılmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 28/2/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca tanık sorgulama hakkının ihlali dışındaki iddialar yönünden kısmi kabul edilemezlik kararı verilerek başvurunun anılan hakka ilişkin kısmının kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin edilen ek bilgilere göre olaylar özetle şöyledir: 1983 doğumlu olan başvurucu, olayların geçtiği tarihte Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde Öğrenci Derneği (YÖDER) üyesidir. YÖDER'in PKK terör örgütünün gençlik kesimine yönelik örgütlenmesi olan Yurtsever Özgür Gençlik Hareketi (YÖGEH) ile bağlantısının tespit edilmesi üzerine Van Emniyet Müdürlüğünce yapılan operasyonlar sonrasında YÖDER üyelerinden bazıları hakkında soruşturma başlatılmıştır. Tanık A.G. Silopi Emniyet Müdürlüğünde 20/4/2007 tarihinde başvurucunun da aralarında bulunduğu bir kısım şüpheliler hakkında beyanda bulunmuştur. Tanık Karker kod adlı A.G.nin kollukta alınan 20/4/2007 tarihli beyanı şöyledir:“...Kendisinin 2005 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bölümünü kazandığını, 2006 yılında okumaya başladığını, yurda giremediğini daha önceden tanıdığı Van YYÜ sosyoloji bölümü sınıf öğrencisi T. nin yardımı ile Van ili Caddesi P. Sokak üzerinde bulunan beş katlı bir binada kalan, YYÜ Fen-Edebiyat Fakültesinde okuyan Şırnaklı MORDEM KOD R.A. beden eğitimi bölümünde okuyan Viranşehir’li A.S., Siirt’li H.G., el Sanatları bölümünde okuyan Adıyaman’lı Nuray Aslan(başvurucu), Diyarbakır’lı N.A. Ya da K, makine bölümünde okuyan Bitlis’li Y., makine bölümünde okuyan Mardin Derik’li Ç. isimli şahısların yanına misafir olarak yerleştiğini,Bir süre burada kaldığını bu süreç içerisinde evde bulunan bütün öğrencilerin örgütsel faaliyetlerde bulunduklarını öğrendiğini, ayrıca kendisine yardım eden ve yurtta kalan T.’ın eve zaman zaman gelerek örgütsel faaliyetine şahit olduğunu, Bu şahısların ÖZGÜR HALK, GENÇ BAKIŞ isimli dergileri, ÖZGÜR GÜNDEM ve AZADİYE WELAT isimli gazetelerin dağıtımını yaptıklarını, evleri ziyaret ederek halk çalışması yaptıklarını, kendilerini YÖGEH (YURTSEVER ÖĞRENCİ GENÇLİK HAREKETİ) olarak adlandırdıklarını, İş bölümü yaparak üniversite ve halk içerisinde faaliyet yürüttüklerini, ayrıca Caddesi ... iş hanı dördüncü katında YÖDER (YÜZÜNCÜYIL ÖĞRENCİ DERNEĞİ) adı altında yasal bir dernek kurduklarını, kendisine öğrenciler tarafından örgütsel propaganda yapıldığını,öğrencilerin yönlendirmesi ile YÖDER’e gidip geldiğini, Kendisi ile daha önceden tanıdığı T.nın ilgilendiğini, okulayeni kayıt yaptıran KÜRT kökenli öğrencileri 5-6 kişilik gruplar halinde evlerine davet ederek öze dönüşü, sosyalizmin, eşitliğin olduğu bir dünya , bütün dünyaya yayılacak bir konfederalizmi, ve özgür bireylerin oluşacağı bir dünya vb. konularda propaganda yaptıklarını,Bu söylemlerinin gerçekleşmesi için örgüte destek verilmesi gerektiğini, örgütün yeni katılan öğrencilere ihtiyacı olduğunu anlattıklarını, kendisinin de bu propagandan etkilenerek, örgütün yaşam biçimini yerinde görmek amacı ile kısa bir süreliğine örgüte gidip tekrar dönme imkanının olup olmadığını YYÜ. Öğrencisi Siirt’li H.G.ye ve YYÜ Beden Eğitimi öğrencisi Viranşehir’li A.S. ye sorduğunu, Bu şahısların örgüte kısa bir süreliğine gidip tekrar geri dönmenin mümkün olduğunu söylemeleri üzerine örgüte katılmaya karar verdiğini, Ailesi ile görüşerek derslerinin 15 gün yoğun olacağını telefonunu kapatacağını kendisini merak etmemeleri gerektiğini söyledikten sonra, 22 EKİM 2006 Ramazan Bayramının ikinci günü akşamı makine bölümünde okuyan fen edebiyat fakültesi öğrencisi Şırnak’lı MORDEM KOD R.A., beden eğitimi bölümü öğrencisi Viranşehir’li A. S., Siirt’li H. G., el sanatları bölümü öğrencisi Adıyaman’lı Nuray Aslan(başvurucu), Diyarbakır’lı N. (A.)K, makine bölümü öğrencisi Bitlis’li Y., makine bölümü öğrencisi Mardin Derik’li Ç. isimli öğrencilerin evinde toplandıklarını, Örgüte sahte kimlik temin eden YYÜ öğrencisi ARGEŞ KOD .........isimli şahsın gelerek, kendisinin örgüte gitmesinde yardımcı olacağını söyledikten sonra, sırt çantası, eldiven ve atkı temin ettiğini, H.G. A. KOD ve A. S.nun kendisi ve örgüte katılacak olan el sanatları öğrencisi Adıyaman’lı Nuray Aslan(başvuruc)’a ertesi sabah Kuzey Irak’a örgütün kamplarına gitmek üzere yola çıkacaklarını söylediklerini, 22 EKİM 2006 Ramazan Bayramının üçüncü günü H. G., ARGEŞ KOD ve S. ve Nuray Aslan(başvurucu) ile birlikte Başkale minibüs duraklarına gittiklerini......Başkale minibüsü ile Başkale ilçesine 10 Km. kala HERETON köyü yol ayrımında minibüsten Nuray Aslan(başvurucu) ile birlikte indiklerini, burada 3 saat bekledikten sonra plakasını hatırlamadığı beyaz renkli minibüs ile isimlerini bilmediği iki şahsın geldiğini, minibüse bindikten sonra 2-3 Km. sonra Başkale yolunu ikiye bölen bir kavşağa geldiklerini, 1 Km. mesafede Jandarma Karakolunun olduğunu ve yol uygulaması yapıldığını, aksi istikamette yaklaşık 45 dakika asfalt yoldan ilerledikten sonra, stabilize yoldan da 30 dakikalık bir yolculuktan sonra ortasında dere geçen vadi içerisinde bir köye girdiklerini, köylülerden birisinin trafik kazasından öldüğünü ve köy içerisinin kalabalık olduğunu, Köy içerisinde bulunan taştan, dış yüzesi sıvasız, tek katlı bir eve Nuray Aslan(başvurucu) ile birlikte bırakıldıklarını, evde iki gün kaldıklarını, kendileri ile ev sahibinin ilgilendiğini......Bu sırada Nuray Aslan(başvurucu)’ın örgüte gitmekten vazgeçtiğini ve geri dönmek istediğini söylemesi üzerine, ŞİYAR KOD’un 'buraya kadar geldikten sonra geri dönemezsin, döneceksenörgüte katıldıktan sonra geridön' diyerek Nuray Aslan(başvurucu)’ı zorladığını......AKİF KOD ile birlikte yaklaşık 5 saat yürüdükten sonra bir mağaraya geldiklerini, mağarada MAZLUM KOD, BARIŞ KOD, DOĞAN KOD, SERHAT KOD ve ismini bilmediği 3 örgüt mensubu ile birlikte, Van ilinde evde birlikte kaldığı bölümü öğrencisi Batman’lı MORDEM KOD R.A. ve HAMZA KOD isimliyen katılım örgüt mensuplarının olduğunu,bir gece mağarada kaldıktan sonra Nuray Aslan(başvurucu) ve HAMZA KOD’un geri dönmek istediklerini söylemeleri üzerine bu şahısları mağaradan alarak geri göndermek üzere köye götürdüklerini ancak akıbetlerini bilmediğini...” Başvurucu, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyle 22/5/2007 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıştır; Van Ağır Ceza Mahkemesinde 25/5/2007 tarihinde ifadesi alınarak serbest bırakılmıştır. Başvurucunun 25/5/2007 tarihli beyanı şöyledir:"...Kendisinin Jandarmada müdafii huzurunda ayrıntılı olarak yaptığı beş sayfadan oluşan savunmasını tekrar ettiğini; atılı suçlamayı reddediğini, kendisine sorulan kişilerden A.S., H.G., Y., Ç.'yi okuldan tanıdığını, Ayrıca YÖDER'in yedek yöneticisi olduğunu, A.S. ve H.G.'i YÖDER'dentanıdığını ancak herhangi bir samimiyetinin olmadığını, HABUR sınır kapsından Güvenlik güçlerine teslim olan KARKER (K) A.G. isimli kişiyi tanımadığını, bu kişinin aleyhine verdiği ifadeleri kabul etmediğini, A.G., H.G. ve R. A.'la birlikte terör örgütünün kamplarına katılmak için gitmedikleri, kendisinin yarı yolda geri döndüğü iddialarını kabul etmediğini, çünkü hiçbir şekilde terör örgütü ile bağlantısınınolmadığını, o tarihlerde memleketi olan Adıyaman'ın Kahta ilçesinde olduğunu, KARKER KOD A. G.’nin aleyhine ifade vermesi sebebinin YÖDER ile bağlantılarını kesmesi olabileceğini, bu yüzden ya da başka bir gıcıklığı yüzünden aleyhine ifade vermiş olabileceğini;Bir dönem YÖDER'e üye olduğu, ancak ailesinin herhangi bir dernek üyeliğine sert bir şekilde karşı çıktığı için evrak üzerinde YÖDER'le bağlantısı gözükse de hiç bir ilgisinin kalmadığınıhiçbir toplantısına katılmadığını..." Van Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK madde ile yetkili) 4/10/2007 tarihli iddianamesinde terör örgütü mensubu olduğu belirtilen Karker kod adlı A.G.nin 20/4/2007 tarihinde kollukta alınan beyanına değinilerek başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır. İddianamenin tanık A.G. beyanı dışındaki başvurucu ile ilgili kısmı şöyledir:"... PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün uzantısı illegal YÖGEH'in YÖDER ( Yüzüncü Yıl Üniversitesi Öğrenci Derneği) Dernek yönetimi, organ ve üyeliklerini ele geçirmesiyle PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün porpgandasının yapılması, örgüte eleman kazandırılması için örgütsel eğitim ve kuryelik faaliyetleri, Van'da gerçekleşen ve yukarıda anlatılanbir kısım terör eylemlerinindernek merkezinde yapılan toplantılardaalınan kararlar ve icrasıyla terör eylemlerinin odağı haline geldiği;Ve böylece tüm şüphelilerin PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün organik uzantısı olan YÖGEH üyeliği ile somutlaşanan ve ayrıntıları yukarıda anlatılan biçimde süreklililik,çeşitlillik ve yoğunluk gösteren eylemleriyle PKK/KONGRA-GEL terör örgütü üyesi olmak suçunu işledikleri..." Başvurucunun 21/2/2008 günü Mahkemede yapmış olduğu savunması şöyledir:"...Ben bu konuda Cumhuriyet Savcısına ifade vermiştim. Okunmasını isterim. Doğrudur aynen tekrar ederim. Ben YÖDER üyesiyim ancak bu dernek üniversite öğrencilerinin sorunlarını gündeme getiren ve terör ile bağlantısı olmayan bir dernektir dolayısıyla terör örgütü üyeliğini kabul etmiyorum, beraatimi talep ederim, benim ayrıca YÖGEH diye beyan edilen örgütle herhangi bir ilgim yoktur..." Mahkeme 17/12/2013 tarihli kararıyla başvurucunun PKK/KONGRA-GEL- KCK terör örgütüne üye olmak suçundan 6 yıl 3 ay süreyle hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:"...sanık Nuray Aslan ın Terör örgütünden ayrılarak teslim olan KARKER (k) Ahmet Gündüzalp’in verdiği beyana göre şahısla birlikte dağa çıkma toplantısına katıldığı ancak örgüt üyeleri ile buluşup bir miktar gittikten sonra geri döndüğü......Dosya içinde ( 7 kls ) açık beyanı bulanan PKK KONGRA GEL terör örgütünün dağ kadrosundan gelip teslim olan KARKER kod A.G. isimli terör örgütü üyesinin vermiş olduğu açık beyanlarda kendisinin terör örgütünün dağ kadrosuna katılmadan önce YYÜ de öğrenci olduğunu, dosyamızın tefrik edilen sanıklarından T.'ın yardımı ile örgütsel faaliyet içerisinde olan ve örgütsel faaliyet yapılan evde kalmaya başladığını sanıklardan Şırnaklı Mordem kod R.A, A.S., H. G., N. K., N. A., Y. ve Ç. isimli şahısların evde örgütsel faaliyetlerde bulunduklarını bu şahısların yardımları ve propagandatif faaliyetleri neticesinde örgütün dağ kadrosuna katılmaya karar verdiğini, dağa gitmeden önce yine bu şahıslarla toplandığını bu şahısların örgütün dağ kadrosuna yardımcı olacaklarını söylediğini ve ertesi gün H.G. ve Argeş kod ve N.A. ile birlikte Van ilinden yola çıktıklarını Başkalede heretun köyü yol ayrımında minibüsten indiklerini orada bilmediği bir evde gece kaldıklarını ertesigünü yola çıktıklarını İran sınırını geçtiklerini ve bir mağaraya geldiklerini ve orada mağarada diğer örgüt üyeleri ile birlikte mordem kod R. A. ile birlikte yine yeni katılan Hamza kod ile birlikte mağarada kaldıklarını daha sonra örgütün hakurk kampına gittiklerni siyasi ve askeri eğitim aldığını......sanıkların bir kısmının suç tarihi ve öncesinde, PKK KONGRA GEL silahlı terör örgütüne elaman kazandırma faaliyetleri içinde bulunma ve toplantı yapma, örgütün gençlik yapılanmasına ilişkin olarak akademik eğitim alma yine örgütün dağdaki elemanları ile fiili irtibat kurma, örgütün savaşçı diye tabir edilen dağ kadrosunda yer alma şeklinde gerçekleşen eylemlerinin sanıkların örgüte katılma ve organik bağ kurma iradesini somut davranışlarla ortaya koydukları yine sanıkların örgütün belli amaçlarını gerçekleştirme gayesini bilerek ve isteyerek örgüte girme iradesinioluşturduğuna dair somut delil teşkil ettiği vicdani kanaatine varılarak sanıkların PKK KONGRA GEL silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK'nın 314/2 maddesi gereğince cezalandırılmalarına karar vermek gerekmiş..." Başvurucu, tanık A.G.nin beyanlarının belirleyici delil olmasına rağmen yargılama sırasında Mahkemece dinlenmediğini belirterek mahkûmiyet kararına karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay Ceza Dairesinin 25/10/2016 tarihli kararıyla hüküm onanmıştır. Başvurucu 28/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Doğrudan soru yöneltme” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Delillerin ortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:“Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanaklar” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunmayacak belgeler” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunmasıyla yetinilebilecek belgeler” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) a) Tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş veya akıl hastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse,b) Tanık veya sanığın suç ortağının duruşmada hazır bulunması, hastalık, malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı değilse,c) İfadesinin önem derecesi itibarıyla tanığın duruşmada hazır bulunması gerekli sayılmıyorsa,Bu kişilerin dinlenmesi yerine, daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu belgeler okunabilir.(2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanık veya müdafii birinci fıkrada belirtilenlerin dışında kalan tutanakların okunmasına birlikte rıza gösterebilirler.” 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:"Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:(...)d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;" Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ulusal hukuktaki nitelemeye bakılmaksızın tanık kavramının Sözleşme kapsamında özerk bir anlamı vardır (Damir Sibgatullin/Rusya, B. No: 1413/05, 24/4/2012, § 45). Bu kavram duruma göre suç ortaklarını (Trofimov/Rusya, B. No: 1111/02, 4/12/2008, § 37), mağdurları (Vladimir Romanov/Rusya, B. No: 41461/02, 24/7/2008, §§ 7, 97) ve bilirkişi tanıklarını (Doorson/Hollanda, B. No: 20524/92, 26/3/1996, §§ 81, 82) kapsayabilir. Bu bakımdan duruşmada ister okunsun ister okunmasın ifadeleri mahkeme önünde bulunan ve mahkeme tarafından dikkate alınan kişiler, Sözleşme’nin maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi bakımından tanık olarak kabul edilmektedir (Kostovski/Hollanda [GK], B. No: 11454/85, 20/11/1989, § 40). AİHM, duruşma salonunda bulunmayan tanıkların beyanlarının mahkûmiyet hükmüne esas alındığı bir yargılamanın adilliğini değerlendirirken iki hususa vurgu yapmaktadır. AİHM ilk olarak tanığın duruşmaya katılmaması için geçerli nedenlerin olup olmadığını incelemektedir. İkinci olarak -makul bir gerekçenin olduğu durumda bile- sanığın sorgulama imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadenin hükmün dayandığı tek veya belirleyici temel olup olmadığını değerlendirmektedir. Hükmün büyük ölçüde veya yalnızca bu nitelikteki tanığın ifadesine dayanması durumunda yargılamalar detaylı incelemelere tabi tutulmalıdır (Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık [BD], B. No: 26766/05, 22228/06, 15/12/2011, §§ 119, 147; Cevat Soysal/Türkiye, B. No: 17362/03, 23/9/2014, § 75). AİHM, yukarıda bahsi geçen ilkelere ek olarak Sözleşme’nin maddesinin (1) numaralı fıkrası ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinin sanığa aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına veya tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğini kabul etmektedir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/.., 23/4/1997, § 51; Lüdi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992, § 49; Hümmer/Almanya, B. No: 26171/07, 19/7/2012, § 38). | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/18736 | Başvuru, anlatımları mahkûmiyete belirleyici ölçüde dayanak oluşturan tanığın sorgulanmasına ya da sorgulatılmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, bazı internet sitelerinde ve sosyal medya hesaplarında yer alan içeriklere erişimin engellenmesi kararı verilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvurucular, olayların meydana geldiği tarihte internet ve insan hakları alanında çalışan akademisyenlerdir (başvurucularla ilgili detaylı bilgi için bkz. Kerem Altıparmak ve Yaman Akdeniz (2), B. No: 2015/15977, 12/6/2019, § 12). İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Çağlayan Adliyesinde Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz'ın odasında DHKP/C terör örgütü mensupları tarafından rehin alınması ve şehit edilmesi olayıyla ilgili olarak rehin alma görüntüleri ya da terör örgütünün propagandasını içeren haberler ve paylaşımlar yapıldığını belirtmiş; bu şekildeki yayınlara erişim engellenmesine karar verilmesini sulh ceza hâkimliğinden talep etmiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik),millî güvenliğin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu görevlileriyle vatandaşların internet ortamında yer alan yasa dışı içerikler nedeniyle mağdur olmaması ve zarara uğramaması, ayrıca hak ve özgürlüklerin muhafaza edilmesi amaçlarıyla 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları uyarınca talebi kabul etmiş ve söz konusu haberlere erişimin engellenmesine karar vermiştir. Bu karar üzerine birçok internet haber sitesi ve diğer sitelere, ayrıca sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirilmiştir. Hâkimlik bunun yanında aynı mahiyette yapılacak ve özellikle rehin alma görüntülerinin bulunduğu tüm yayınlara da erişimin engellenmesine, böyle içeriklerin çıkarılmasının mümkün olmaması hâlinde internet sitesinin tümüne erişimin engellenmesine 5651 sayılı Kanun'un maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca karar vermiştir. Başvurucular bu karara itiraz etmiş, itirazları İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği tarafından kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucular, nihai nitelikteki bu karardan 20/4/2015 tarihinde tebliğ suretiyle haberdar olmuştur. Başvurucular 18/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | İfade özgürlüğü | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/8234 | Başvuru, bazı internet sitelerinde ve sosyal medya hesaplarında yer alan içeriklere erişimin engellenmesi kararı verilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvurular, davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular süresi içinde yapılmıştır. Başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Ekli tabloda yer alan başvurular bu başvuru ile birleştirilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2022/2845 | Başvurular, davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru; yaşlılık aylıklarının artış oranlarının azaltılması nedeniyle mülkiyet hakkının, yapılan kanuni düzenleme ile devam eden yargılama sürecine sonuca etkili olacak biçimde müdahale edilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu nihai hükmü 8/10/2019 tarihinde öğrendikten sonra 9/10/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/34302 | Başvuru; yaşlılık aylıklarının artış oranlarının azaltılması nedeniyle mülkiyet hakkının, yapılan kanuni düzenleme ile devam eden yargılama sürecine sonuca etkili olacak biçimde müdahale edilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, itirazın iptali talebiyle açılan davalarda yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular 18/6/2019 ve 21/6/2019 tarihlerinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemelerinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. 2019/21725, 2019/21819 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyalarının kişi yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2019/21716 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin 2019/21716 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun 17/12/2013 tarihinde Antalya , ve Asliye Hukuk Mahkemelerinde açtığı davalarda yargısal süreç Yargıtay Hukuk Dairesinin 17/4/2019 tarihli -ve birleştirilen 2019/21819 sayılı başvuruda 2/5/2019 tarihli- onama kararlarıyla sona ermiştir. Başvurucu, açtığı davalarda yargılamanın uzun sürdüğü iddiasıyla 18/6/2019 ve 21/6/2019 tarihlerinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/21716 | Başvuru, itirazın iptali talebiyle açılan davalarda yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, çalışanlar adına ödenen katkı payı ödemelerinin ücret olarak kabul edilmesi sonucu bu ödemeler üzerinden cezalı gelir vergisi ve damga vergisi tahsil edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 15/2/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Vergi Denetim Kurulu tarafından başvurucu Şirket nezdinde 2007-2011 yılları arasındaki dönem için R.T. A.Ş. Mensupları Munzam Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfına (Vakıf) yapılan ödemeler ile ilgili olarak vergi incelemesi gerçekleştirilmiştir. Vergi inceleme raporunda başvurucunun Vakfa yaptığı ödemelerin ücret mahiyetinde olduğu belirtilmiştir. Vergi idaresince rapordaki tespitler doğrultusunda, bu ödemeler üzerinden gelir vergisi tevkif edilerek beyan edilip ödenmediği gerekçesiyle vergi ziyaı cezalı gelir ve damga vergisi tarhiyatları yapılmıştır. Başvurucu tarafından 23/11/2015 tarihinde 2015/10 dönemi muhtasar beyannamesi ile çalışanları adına Vakfa ödenen katkı paylarına ilişkin olarak pişmanlıkla beyan edilen gelir vergisi ve damga vergisi tutarları ihtirazi kayıtla ödenmiştir. Başvurucunun bu katkı paylarının ücret sayılamayacağı iddiasıyla 3/12/2015 tarihinde İstanbul Vergi Mahkemesinde (Mahkeme) açtığı dava, 29/4/2016 tarihinde reddedilmiştir. Mahkeme gerekçesinde Türkiye İş Bankası A.Ş. ([GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014) kararımıza atıf yaparak vakıf senedi uyarınca ödenen katkı paylarının, şirket çalışanlarına hizmet karşılığı sağlanan bir menfaat olduğu ve ücret niteliğini taşıdığı belirtilmiştir. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay Dördüncü Dairesince 4/7/2018 tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Daire tarafından 3/12/2018 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar, başvurucu vekiline 17/1/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 15/2/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/5982 | Başvuru, çalışanlar adına ödenen katkı payı ödemelerinin ücret olarak kabul edilmesi sonucu bu ödemeler üzerinden cezalı gelir vergisi ve damga vergisi tahsil edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, teşvik primi uygulamasına esas komisyon kararının iptali istemiyle açılan davada, hatalı karar verilmesi ve yargılamanın makul sürede tamamlanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkindir. Başvuru 16/6/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından görüş sunulmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Bursa ili Yenişehir İlçe Tarım Müdürlüğünde ziraat mühendisi olarak görev yapmaktadır. Başvurucu, 2006 yılı üretimi teşvik primine esas olmak üzere belirlenen iş hacmi kararının, objektif kriterlere göre tespit edilmediğini ileri sürerek iptali ve işlem sonucu uğradığını belirttiği zararların tazmini istemiyle 27/4/2007 tarihinde dava açmıştır. Bursa İdare Mahkemesi 29/2/2008 tarihli kararıyla uyuşmazlık konusu işlemin tesis edilmesinde ilçelerin coğrafi konumlarının ve çalışma koşullarının dikkate alındığı hususlarını tespit etmiştir. Sonuç olarakkamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilerek tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesine yer vermek suretiyle davayı reddetmiştir. Söz konusu karar, Danıştay İkinci Dairesinin 2/4/2013 tarihli kararıyla onanmış ve karar düzeltme istemi aynı Dairenin 13/3/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/9049 | Başvuru, teşvik primi uygulamasına esas komisyon kararının iptali istemiyle açılan davada, hatalı karar verilmesi ve yargılamanın makul sürede tamamlanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, ölüm olayı hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisizliği nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 29/2/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, kardeşi olan 1984 doğumlu R.B.nin 9/6/2014 tarihinde herhangi bir açıklamada bulunmaksızın evden araçla ayrıldığını fakat o tarihten beri kendisinden bir daha haber alamadığını Tarsus İlçe Emniyet Müdürlüğüne (Emniyet Müdürlüğü) beyan ederek 12/6/2014 tarihinde kayıp ihbarında bulunmuştur. Aynı tarihte saat 55 sıralarında Av. Y.T.nin R.B.nin gözaltına alınıp alınmadığını öğrenmek üzere İlçe Emniyet Müdürlüğüne müracaat etmesi üzerine R.B.nin gözaltına alınmadığı öğrenilmiştir. 12/6/2014 tarihinde E.T. isimli bir kişinin bilgisine başvurulmuştur. E.T. 9/6/2014 günü kıraathanede bulunduğunu ancak bulunduğu saati hatırlamadığını, sigara içmek için dışarı çıktığını, o sırada mahallede eylemlerin yapıldığını, müdahale sırasında göz yaşartıcı gaz kullanılması nedeniyle havada duman olduğunu, eşkâlini hatırlayamadığı bir erkek şahsın ucu su kanalına çıkan küçük bir sokağa girdiğini, su kanalının önünde 1-1,5 metre yüksekliğinde duvar olduğunu, bu kişinin duvardan atlayıp atlamadığını görmediğini, bununla birlikte duvar ile su kanalı arasında yaklaşık 15 metre mesafe olduğu için duvardan atlayan birinin doğrudan suya düşmesinin imkânsız olduğunu belirtmiştir. Bu bilgi üzerine 12/6/2014 tarihinde Fahrettin Paşa Mahallesi'nden geçen Berdan Irmağı'nda ırmağın suyu kesilerek kurbağa adamlar denilen uzman kişiler vasıtasıyla arama faaliyetlerine başlanmıştır. Yapılan arama faaliyeti sonrasında 13/6/2014 günü saat 00 civarında bir erkek şahsın cesedine ulaşılmış, yapılan teşhis sonrasında cesedin R.B.ye ait olduğu anlaşılmıştır. Olayın nöbetçi Cumhuriyet savcısına haber verilmesi üzerine Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) derhâl soruşturma başlatılmıştır. R.B.ye ait cesedin ırmaktan çıkarılması çalışmaları sırasında yoğun bir kalabalığın toplanması, güvenlik mensuplarına yönelik taşlı saldırı gerçekleştirilmesi ve cenaze aracının yakılması nedeniyle Cumhuriyet savcısının bilgisi dâhilinde olay yeri incelemesi ayrıntılı olarak yapılamamış; R.B.nin cesedi morga kaldırılmış, bu hususta 13/6/2014 tarihli tutanak düzenlenmiştir. Bununla birlikte bu tarihte kamera kaydı yapılmış, fotoğraflar çekilmiş ve krokiler düzenlenmiştir. Ölü muayene işlemi 13/6/2014 tarihinde R.B.nin kaldırıldığı hastane morgunda başvurucu hazır bulunduğu sırada yapılmıştır. Başvurucu; kimlik teşhisi sırasında kardeşi R.B.nin 9/6/2014 tarihinde gerçekleştirilen eyleme katıldığını, on dakika bu eylemde bulunduktan sonra elinde havai fişekle ayrıldığını, polisler tarafından Akrep diye tabir edilen donanımlı araç ile kovanlandığını, polis aracının olayın olduğu sokakta sulama kanalının önündeki istinat duvarına R.B.yi sıkıştırdığını, R.B.nin duvardan atlayıp polisler ile küfürleştiğini, olay yerindeki iki çocuk ile bir yetişkinden R.B.nin koluna ve vücuduna polislerin vurduğunu duyduğunu beyan etmiştir. Ölü Muayene Tutanağı'nın ilgili kısmı şöyledir:''...Baş ve Boyun Bölgesinin İncelenmesinde: [K]emik kırığının elde edilemediği, ölü morluklarının oluştuğu, sol kulak kepçesinde yaklaşık 5 cm.lik kesi ve ampüte, sağ göz lateralinde 2x2 cm.lik yüzeysel doku kaybı, sağ üst dudak köşesinde yüzeysel sıyrıklar, durum bölgesi nazar bölgede sol göz altında yüzeysel deri sıyrıklarının olduğu görüldü. Bunun dışında herhangi bir patolojik bulguya rastlanmadı. Cesedin Gövde ve Kollarının İncelenmesinde: Ölü morluklarının oluşmaya başladığı, kemik kırığına fiziki muayenede rastlanmadığı, el ve ayaklarının çamaşırcı el oluştuğu, bunun dışında herhangi bir patolojik bulguya rastlanmadı. ...Vücudunun herhangi bir bölgesinde kesici, delici alet, ateşli silah yara ve izine rastlanmadı. Sadece ölü morluklarının olduğu görüldü. Tespit edilenler dışında patolajik herhangi bir bulguya rastlanmadı...'' Kesin ölüm zamanı ile sebebinin tespit edilebilmesi amacıyla R.B.nin cesedi Adli Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığına (ATK) gönderilmiş ve burada otopsi işlemi yapılmıştır. ATK otopsi işlemi sonrasında düzenlediği 26/8/2014 tarihli raporunda, R.B.nin kesin ölüm sebebinin belirlenmesi için İstanbul Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas kurulundan görüş alınmasının uygun olacağı değerlendirilmiştir. Başsavcılık aşağıda açıklandığı üzere yürütmüş olduğu soruşturma sonucunda soruşturma dosyasını İstanbul Adli Kurumuna göndermiş ve bu hususta rapor aldırmıştır. Raporun ilgili kısmı kronolojik sıraya uygun olarak aşağıda verilmiştir (bkz. § 28). Cumhuriyet savcısı toplumsal olayların sonlanmasını müteakiben inceleme yapılması talimatı vermişse de 13/6/2014-29/6/2014 tarihleri arasında olayların devam etmesi nedeniyle olay yeri incelemesi yapılamamış, bu hususta farklı tarihlerde altı tutanak düzenlenmiştir. 24/7/2014 tarihli belgeden ayrıntılı bir olay yeri incelemesinin yapılamadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu vekili 23/6/2014 tarihinde Başsavcılığa dilekçe vererek 9/6/2014 günü meydana gelen olaylara ilişkin soruşturma dosyasının, bu tarihteki 112 Acil kaydının ve son olarak eylemlere müdahale eden güvenlik mensuplarının telsiz kayıtlarının temin edilmesini talep etmiştir. Başsavcılık 9/6/2014 günü 00-00 saatleri arasındaki telsiz görüşme kayıtlarını ve 112 Acil kayıtlarını temin etmiş, daha sonra bu kayıtlar üzerinde uzman bilirkişiler aracılığı ile inceleme yaptırmıştır (bilgi için bkz. rapor, § 31). Cumhuriyet savcısının 9/6/2014 günü saat 00-00 arasında gerçekleşen olaylarda kullanılan toplumsal olaylara müdahale aracı (TOMA) ve Akrep'in kamera kayıtlarını temin etmek üzere verdiği talimat, Akrep'teki kameranın 9/5/2014 tarihinden itibaren arızalı olması nedeniyle kaydın yapılmadığı gerekçesiyle yerine getirilememiş ve bu hususla ilgili belgeler dosyaya intikal ettirilmiştir. TOMA'daki kayıtlar ise 27/6/2014 tarihinde temin edilmiştir. Bunun yanında Başsavcılık olay yerindeki MOBESE kayıtlarının temin edilmesini istemişse de söz konusu kameraların çalışmadığı ve kaydın bulunmadığı Başsavcılığa bildirilmiştir. Başvurucu vekili 10/7/2014 tarihinde verdiği dilekçede olaya tanık olduğunu iddia ettiği H.Y. isimli kişiye ulaştıklarını ifade etmiş, bu kişinin dinlenilmesini talep etmiştir. Başsavcılık14/7/2014 tarihinde H.Y.nin ifadesine başvurmuştur. İfadenin ilgili kısmı şöyledir: ''...Tarihini ve gününü hatırlayamadığım akşam saatlerinde Fahrettin Paşa mahallesinde [A. Büfe] isimli yere alkol almaya gidecektim [.] [L]ice olaylarını protesto etmek için yaklaşık 20 kadar genç Cemal Gürsel caddesinde toplanmış polise havai fişek atıyorlardı [.] [M]mahallede dışarıda içecek fazla yer olmadığı için bende olayların geçtiği yere yakın olan berdan çayı kenarında alkol almaya karar verdiğimden ne olur ne olmaz diye olayları izlemeye başladım, o esnada akrep diye tabir edilen polis aracı gençlerin üzerine doğru hamle yaptı grup dağılınca daha önce mahalleden tanıdığım [R.B.] yüzü bez parçası ile sarılı olduğu halde sadece gözleri açık şekilde yanımdan koşarak geçti ve çıkmaz sokağa girdi [.] [R.B.nin] üzerinde siyah uzun kollu kıyafet ve siyah pantolon vardı [.] [R.B.nin] sokağa girmesinin ardından akrep isimli polis aracıda peşinden sokağa girdi[.] [R.B.] sokağın sonundaki yaklaşık 1 m yüksekliğindeki duvarın üzerinden atladı. [R.B.nin] arkasından yaklaşık 8-10 tane sivil poliste beraberinde koşuyorlardı ancak akrep isimli polis aracı gelince ben daha ileriye gidemedim[.] [P]olislerin [R.B.nin] arkasından duvardan atlayıp atlamadıklarını bilmiyorum orasını görmedim çünkü polis aracı gelince biz kenara çekildik benim bulunduğum yer ile çıkmaz sokağın sonundaki duvar ile yaklaşık 20-30 m mesafe vardı[.] [Y]yaklaşık 10 dakika sonra bağırışma ve küfür sesleri gelmeye başladı [.] [P]olislerin '[R.] teslim ol' diye bağırdığını, [R.B.nin] de ' [A.] yaklaşma teslim olmam' dediğini duydum. [R.B.] ve polisler arasında bu bağırışma ve küfürleşme yaklaşık bir saat kadar sürdü daha sonra bu sesler kesildi ve sokakta bulunan sivil polislerin telsizinden bir şahsın yaralandığı anonsunu duydum [.] [D]aha sonra üniformalı kalabalık bir çevik kuvvet grubu olay yerine geldi [.] [S]onra kalabalığı dağıttılar ancak olaylar biraz daha devam etti[.] [B]en işe gideceğim için evime döndüm[.] [E]rtesi günde olaylara karışan gençlerden ikisinin kaybolduğunu öğrendim. '' Başsavcılık bu ifadeyi Emniyet Müdürlüğüne göndererek ifadede geçen hususların doğruluğunun araştırılmasını 21/7/2014 tarihinde talep etmiştir. Bu emir gereği Emniyet Müdürlüğü, H.Y.nin yeniden bilgisine başvurarak bu kişinin ifadesinde geçen bazı hususları açıklığa kavuşturmaya çalışmıştır. H.Y.nin 9/12/2014 tarihli ifadesinin ilgili kısmı şöyledir: ''SORULDU: 14/07/2014 günü Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığına vermiş olduğunuz tanık ifadenizde '20 kadar genç Cemal Gürsel Caddesinde toplanmış polise havai fişek atıyorlardı' şeklinde vermiş olduğunuz beyana istinaden gerçekleşen olay Cemal Gürsel Caddesinin neresinde olduğunu anlatınız? CEVABEN: Yukarıdaki bilgiler doğru ve bana aittir. Eylem Hemzemin geçit üzerinde gerçekleşiyordu. SORULDU: 14/07/2014 günü Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığı olduğunuz Tanık ifadenizde 'Olayları izlemeye başladım. O esnada akrep diye tabir edilen polis aracı gençlerin üzerine doğru hamle yaptı. Grup dağılınca da daha önce mahalleden tanıdığım R.B. yüzü bez parçası ile sarılı olduğu halde sadece gözleri açık şekilde yanımdan koşarak geçtı ve çıkmaz sokağa girdi' şeklinde vermiş olduğunuz beyana istinaden olayları tam olarak nerede izlediniz, [R.B.yi] bayramı yüzü kapalı bir şekilde nasıl tanıdınız, [R.B.] nereden koşarak geliyordu ve yanınızdan geçtiği esnada siz tam olarak neredeydiniz ve üzerinizde nasıl bir kıyafet olduğunu anlatınız?CEVABEN: Ben bu eylem Fahrettin paşa Mahallesi Cemal Gürsel caddesi üzerinde bulunan [A.] büfe önünde izledim. Olaya akrep müdahaleye başlayınca bende Cemal Gürsel Caddesi 1413 sokak girişine geldim. [R.B.] hemzemin geçitten Cemal Gürsel Caddesi üzerinden koşarak[A. Büfenin] karşısında bulunan internet cafenin yanında bulunan çıkmaz sokağa girdi bunları ben 1413 sokak girişinden izledim. Ben [R.B.yi] olaylardan bir saat önce mahallede gördüğüm için kıyafetinden tanıdım. Olay olduğu gün üzerimde olan kıyafeti hatırlamıyorum. Ben tahminen 65-70 boyundayım. SORULDU: 14/07/2014 günü Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığına vermiş olduğunuz Tanık ifadenizde ' [R.B.nin] üzerinde siyah uzun kollu kıyafet ve siyah pantolon vardı. R.B.nin sokağa girmesinin ardından akrep isimli polis aracı da peşinden sokağa girdi, [R.B.] sokağın sonundaki yaklaşık 1 metre yüksekliğindeki duvarın üzerinden atladı' şeklinde vermiş olduğunuz beyana istinaden [R.B.] isimli şahsın çıkmaz sokak sonundaki duvardan atladığını gördüğünüzde tam nerede bulunduğunuzu anlatınız.Cevaben: [R.B.] çıkmaz sokağa girmesi ile akrep peşine çıkmaz sokağa girdi. Ben de hemen bakmak için 1413 sokaktan çıkmazın karşısına geçtim. [R.B.nin] duvardan atladığını gördüm. Soruldu: 14/07/2014 günü Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığı olduğunuz [t]anık ifadenizde 'Benim bulunduğum yer ile çıkmaz sokağın sonundaki duvar ile yaklaşık 20-30 metre vardı' şeklinde vermiş olduğunuz beyana istinaden bu esnada tam olarak nerede bulunduğunuzu anlatınız ?CEVABEN: Ben bu esnada [R.B.nin] girdiği çıkmaz sokağın girişinde sol köşesindeydim.Soruldu: 14/07/2014 günü Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığına vermiş olduğunuz Tanık ifadenizde 'Yaklaşık 10 dakika sonra bağrışma ve küfür sesleri gelmeye başladı, polislerin '[R.] teslim ol' diye bağırdığını, [R.B.nin][de] '[A.] yaklaşma teslim olmam dediğini duydum. [R.B.] ve polisler arasında bu bağrışma ve küfürleşme yaklaşık bir saat kadar sürdü daha sonra bu sesler kesildi' şeklinde vermiş olduğunuz beyana istinaden yaşanan bu bağrışma ve küfürleşmeleri dinlediğinizde tam olarak nerede olduğunu anlatınız? CEVABEN: Ben gerçekleşen bu bağrışma ve küfürleşmeyi görmedim. Sadece çıkmaz sokağın girişinde solda köşede bağrışma ve küfürleşmeyi dinledim; Benim bu olay ile ilgili olarak söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.'' Başsavcılık, olay tarihinde meydana gelen eylemlerde elde edilen maddi deliller üzerinde kriminal inceleme yaptırmış ve buna ilişkin raporlar 8/8/2014 tarihinde dosyaya intikal ettirilmiştir. Başsavcılığın olay tarihinde meydana gelen eylemlere ilişkin olarak Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen Olay, Yakalama Görgü ve Tespit Tutanağı'nı dosyaya 12/12/2014 tarihinde intikal ettirdiği anlaşılmıştır. Bu tutanağın ilgili kısmı şöyledir:''..[Y]ine eylemci gruba müdahale eden 70-90 kod no'lu şortland ekibinin Cemal Gürsel [C]addesi üzerinde eylemci grubu kovaladığı esnada üzerinde siyah tişört, kot pantolonlu 18-20 yaşlarında bir erkek şahıs 1413 sokak kavşağında ırmak tarafına kaçarak ırmağa atlayıp izini kaybettirmiştir, yakalanması mümkün olmamıştır. Bu şahıs kaçtığı esnada 1413 sokak ırmak tarafında duvar dibinde 1 adet patlamamış havai fişeği bırakıp kaçtığı tespit edilmesi üzerine burada bulunan havai fişek usulüne uygun bir şekilde Olay yeri inceleme ve Kimlik Tespit Grup Amirliği görevlilerince [m]uhafaza altına alınmıştır.'' Adli Tıp Kurumu İstanbul İhtisas Dairesinin 10/12/2014 tarihli raporunun ilgili kısmının soruşturma dosyasındaki başvurucu ve tanık ifadeleri ile olayın gelişimine dair olayların aktarıldıktan sonraki hâli şöyledir: ''...BAŞ VE BOYUN BÖLGESİNİN İNCELENMESİNDE: Kemik kırığının ele gelmediği, ölü morluklarının oluştuğu sol kulak kepçesinde yaklaşık 5 cm lik kesi ve ampüte sağ göz lateralinde 2x2 cm lik yüzeysel doku kaybı sağ üst dudak köşesinde yüzeysel sıyrıklar burun bölgesi nazal bölgede sol göz altında yüzeysel deri sıyrıklarının olduğu görüldü Bunun dışında herhangi bir patolojik bulguya rastlanmadı.CESEDİN GÖVDE VE KOLLARINlN İNCELENMESİNDE: Ölü morluklarının oluşmaya başladığı, kemik kırığına fiziki muayanede rastlanmadığı, el ve ayaklarının çamaşırcı el oluştuğu bunun dışında herhangi bir patolojik bulguya rastlanmadı.HER İKİ BACAĞIN İNCELENMESİNDE: Bacaklarda herhangi bir kırık olmadığı görüldü. Ayaklarında ve topuklarında herhangi bir anormal durumun bulunmadığı görüldü. Vücudun herhangi bir bölgesinde kesici, delici alet, ateşli silah yara ve izine rastlanmadı. Sadece ölü morluklarının olduğu görüldü Tespit edilenler dışında patolojik herhangi bir bulguya rastlanmadı.... İÇ MUAYENE: Baş Muayenesi: Saçlı deri kaldırıldı. Cilt altında kanama görülmedi. Temporal adale grupları doğal bulundu. Kafatası kubbe kemikleri sağlam bulundu. Kafatası açıldı. Beyin ve beyincik çıkarıldı. 1518 gr tartıldı. Yüzey ve kesitlerinde makroskopik patolojik özellik görülmedi. Dura sıyrıldı. Dural mesafelerde kanama görülmedi. Kaide kemikleri sağlam bulundu.Göğüs ve Boyun Muayenesi: Boyun ve göğüs derisi kaldırıldı. Cilt altında kanama görülmedi. Hyoid kemik, tiroid kartilaj ve boyun omurları sağlam olup, ösofagus ve trakea lümeni boş bulundu. Sternal kapak kaldırıldı. Her iki göğüs boşluğunda 300-400 cc kokuşmayla ilişkilendirilen seröz sıvı izlendi. Akciğerler serbest olup, sağ akciğer 648 gr, sol akciğer 622 gr tartıldı, kesitleri ödemli ve hiperemik bulundu. Perikarda sıvının arttığı görüldü, kalp 379 gr tartıldı. Koroner arterler açık, aort doğal olup, trikuspit kapak çevresi 16 cm, mitral kapak çevresi 12 cm, aort çevresi 7 cm, sağ ventrikül duvar kalınlığı 0,5 cm, sol ventrikül duvar kalınlığı 1,6 cm ölçüldü, myokard kesitlerinde özellik görülmedi. Sternum ve kostalar sağlam bulundu.Batın Muayenesi: Batın derisi kaldırıldı. Cilt altında kanama görülmedi, batında 300 cc seröz [sıvı] görüldü. Karaciğer çıkarıldı, 2064 gr tartıldı, yüzey ve kesitleri hiperemik bulundu. Mide lümeninde az gıda, bol su olup mukozası doğal bulundu. Böbrekler 190 ve 207 gr tartıldı, yüzey ve kesitlerinde makroskopik patolojik özellik görülmedi. Barsaklarda gaita içeriği izlendi. Diğer batın/pelvis organ ve yapılarında makroskopik patolojik özellik görülmedi. Iskelet sistemi doğal bulundu.....SONUÇ...13/06/2014 tarihinde Berdan Irmağı’nda bulunduğu bildirilen [R.B.] hakkında düzenlenmiş adli belgelerde ve otopsi raporunda bulunan veriler değerlendirildiğinde, Otopsisinde dış muayenesinde sağ kaş lateralinde 1x0,5 cm postmortem olduğu düşünülen yara, sol bacak iç malleolde 1x1 cm yara, üst dudakta postmortem olup olmadığının ayrımı yapılamayan çok sayıda yara, burun sırtında 3x1 cm ebadında sıyrık, sol kulak kepçesinin 1/3 alt dış kısmında muhtemel deniz canlısı tarafından koparılarak oluşturulan kenarları düzensiz, tırtıklı yaranın lokalizasyon özellikleri ve ağırlıkları ile kafatasında kırık, beyin kanaması, beyin doku harabiyeti, iç organ ve büyük damaryaralanması tespit edilmediği dikkate alındığında kişinin travmatik tesirle öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı Otopsisinde alınan doku örneklerinin Kimya İhtisas Dairesinde yapılan incelenmesinde kanda; Alkol(Etanol, Metanol) bulunmadığı, sistematik toksikolojik analiz yapılmış olup sistematikteki maddelerin (uyutucu-uyuşturucu maddeler dahil) bulunmadığı, idrarda; sistematik toksikolojik analiz yapılmış olup sistematikteki maddelerin (uyutucu-uyuşturucu maddeler dahil) bulunmadığı bildirildiğine göre; kişinin zehirlenerek öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı, Adli dosyada kayıtlı bulgularda ve tıbbi belgelerde kişinin 2014 günü evden ayrıldığı, yasadışı gösteriye katıldığı, akrep diye tabir edilen polis aracının gençlerin üzerine doğru hamle yapması ile dağılan gruptan [R.B.nin] çıkmaz sokağa girdiği ardından akrep isimli polis aracının da peşinden sokağa girdiği, yaklaşık 8-10 tane sivil polisin de beraberinde koştuğu, çıkmaz sokağın sonunda 1 m’lik Berdan Çayı istinad duvarı olduğu,yaklaşık 10 dakika sonra bağrışma ve küfür sesleri gelmeye başladığı, polislerin '[.B.] teslim ol' diye bağırdığı, [R.B.nin de] '[A.] yaklaşma teslim olmam' dediği, [R.B.] ve polisler arasında bu bağrışma ve küfürleşmenin yaklaşık bir saat kadar sürdüğü, daha sonra bu seslerin kesildiği, 2014 tarihinde [R.B.nin] yakınları tarafından polise kayıp başvurusu yapıldığı, 2014 tarihinde Berdan Irmağı’nda ölü olarak bulunduğu otopsisinde dış muayenesinde ölüm sonrası deniz varlıkları tarafından oluşması muhtelif lezyonlar dışında travmatik değişim görülmediği, iç organlarda ölümü açıklayacak makroskopik patolojik ve histopatolojik özellik görülmediğinden mevcut verilerle kişinin ölüm sebebi ve mekanizması bilinemediği oy birliğiyle mütalaa olunur.'' Başsavcılık, olayla ilgili olarak Y.Ö. isimli kişinin ifadesine 26/3/2015 tarihinde başvurmuştur. İfadenin ilgili kısmı şöyledir: ''...[B]en Zonguldak'ta dönem dönem iş oldukça işçi olarak çalışırım. Bu nedenle bazen dinlenmek için ailemin ikamet ettiği Tarsus ilçesine gelir giderim. Şu anda tam olarak hatırlayamadığım Haziran ayının başlarında tedavi için Tarsus'a gelmiştim. İkamet adresimle aynı sokakta bulunan halamın evinde oturuyordum. Sigara içmek için sokağa çıktım. Cemal Gürsel caddesine doğru yürüdüm. Kalabalık bir grubun yüzleri kapalı vaziyette kaçtığını peşlerinden de zırhlı polis aracının bu grubu kovaladığını gördüm. Mahalleden tanıdığım [R.B.] gruptan daha geride yolun soluna doğru internet kafe tarafında o da koşuyordu. Yüzünü siyah renkli bir bez parçasıyla gözleri görülecek şekilde kapalı bulunuyordu. Ancak ben koşuşundan, boyundan ve saçlarından [R.B.] olduğunu anladım, üzerinde siyah uzun kollu kıyafet, keten veya kot siyah renkli pantolon, ayaklarında siyah spor ayakkabı vardı. [R.B.] gruptan ayrılarak caddeye açılan çıkmaz sokağa girdi, peşinden de zırhlı polis aracı girdi. Ben bulunduğum yerden sadece sokağın girişini görebiliyordum ancak polis aracını ve [R.B.yi] göremiyordum sadece seslerini duyuyordum. Aracın kapılarının açılma sesini duydum. Tahminime göre memurlardan biri bağırarak 'şerefsiz [R.] seni yakalayacağım' dedi. Daha sonra Rıza'nın sesini duydum. O da '[A.] beni yakalayamayacağını biliyorsun, neden peşimden geliyorsun' dediğini duydum. Yaklaşık 5-6 dakika sonra zırhlı araç sokaktan tekrar çıktı. [R.B.nin] ve aracın girdiği çıkmaz sokağın sonunda yaklaşık 1 (bir) metre yüksekliğinde bir duvar vardı, duvarla berdan çayı arasında da 4-5 metrelik toprak zemin vardır. Tahminime göre sokaktan çıkan zırhlı araç petrol istasyonunun oradan dolanıp kanala doğru gitti. Ancak ben görmedim. Daha sonra ben olay yerinden ayrıldım. Dedi. Benim olayla ilgili bilgi ve görgüm bundan ibarettir.'' Başvurucu vekili, dosyada bulunan telsiz kayıtları ile kamera kayıtlarının birer örneğinin kendisine verilmesini 24/6/2015 tarihinde talep etmiş; Başsavcılık talebi uygun bulmuştur. Başsavcılık, dosya içinde bulunan olay yeri görüntüleri, telsiz konuşmaları ve diğer CD'lerin incelenmesini Jandarma Olay Yeri İnceleme Amirliğinde görevli uzmanlara teslim ederek söz konusu materyallerin incelenmesini ve bununla ilgili olarak bilirkişi raporu düzenlenmesini istemiştir. Bu kişilerin düzenlemiş oldukları 26/6/2015 tarihli bilirkişi raporunun ilgili kısmı şöyledir: ''...Görülmekte olan saate göre 09/06/2014 19:51:16 sıralarında [R.B.] olduğu değerlendirilen elinde poşet bulunan yüzü bez ile kapalı, üzerinde koyu renkli tişört ve pantolon olan bir şahsın koşarak uzaklaştığı görülmektedir. ...Saat 50 sıralarında görüntüyü çeken araç sokak arasında ilerle[meye] başlıyor. Saat 03 sıralarında görüntüyü çeken aracın ilerlediği yolun sağından sokak arasından, aracın ilerlediği yola [R.B.] olduğu değerlendirilen yüzü bez ile kapalı, ellerinde eldiven bulunan, sol elinde poşet olan, üzerinde koyu renkli tişört ve pantolon olan bir şahsın koşarak çıktığı görülmektedir. ...Saat 19:52:09 sıralarında [R.B.] olduğu değerlendirilen şahıs yolun solunda bulunan ara çıkmaz yola giriyor. Saat 19:52:16 sıralarında çıkmaz sokakta bulunan duvar üzerinden atlayıp karşı tarafa geçerek ekranının sağına doğru devam ettiği görülmektedir. ...Saat 22 sıralarında muhtemelen polis memuru olduğu değerlendirilen, belinin sağ tarafında tabanca olanı, üzerinde kırmızı renkli mont bulunan bir erkek şahsın aynı duvar üzerinden atlayarak göstericinin peşinden aynı istikamete doğru koştuğu [...] görülmektedir.Görüntüye bakıldığında duvarın karşı kısmında nehir olduğu görülmektedir. Görüntü üzerindeki saate göre; saat 34, 41, 50, 09 da görüntüdeki sesler dinlendiğinde toplam (3) el silah (tabanca) sesinin geldiği duyulmaktadır. Bu seslerin yanında çok sayıda insan sesinin geldiği duyulmaktadır. Saat 27 sıralarında araç bulunduğu yerden geri geri çıkıyor ve tekrar duruyor. Saat 23 sıralarında polis memuru olduğu değerlendirilen sivil bir şahıs duvardan atlayarak görüntünün sağına doğru hareket ettiği görülmektedir. Saat 28 sıralarında yine polis memuru olduğu değerlendirilen sivil bir şahıs duvardan atlayarak görüntünün sağına doğru hareket ettiği görülmektedir. Saat 11 sıralarında görüntünün solundan duvar dışından birisi koşarak sağ tarafa geçtiği görülmektedir. Saat 49 sıralarında tekrar geriye geldiği ve 58 sıralarında duvardan atlayarak aracın yanına geldiği görülmektedir.Saat 26 sıralarında Polis Memuru olduğu değerlendirilen bir şahıs elinde kamera ile görüntüye giriyor ve duvarın ve çevresinin görüntüsü aldığı görülüyor. Saat 47 sıralarında üzerindeki kamerası görüntü alan araç bulunduğu yerden geriye çıkıyor. Bu esnada duvarın bulunduğu alana doğru bir resmi iki sivil polis memuru olduğu düşünülen görevlilerin geçtiği görülmektedir. Saat 21 sıralarında araç duvarın diğer tarafında geçerek nehir kenarınaaydınlatma sağlıyor. Bu arada nehir kenarında çok sayıda polis memurunun arama ve kontrol yaptığı yaptığı görülmektedir. Saat 06 ve 14 sıralarında nehir kenarında kontrol yapmakta olduğu görülen polis memurunun nehir kenarında bulunan otluk ve ağaçlık alana doğru muhtemelen orada saklanmakta olan birisinin olup olmadığını kontrol için ağaçlık ve otluk alana doğru taş attığı görülmektedir. Saat 14 sıralarında bir polis memurunun nehir kenarına bir nesne attığı ve akabinde nehir kenarından dumanlar çıktığı görülmektedir. Saat 24 sıralarında görüntü alan araç nehir kenarından ayrılıyor ve mahalle içi yola çıkıyor. Nehir kenarındaki toprak yoldan asfalt yola çıkıyor ve mahallesi içerisinde dolaşmaya başladığı görülmektedir. Saat 40 sırlarında sokak arasında yüzleri maskeli bir gurubun bulunduğu görülmektedir. Görüntü burada sonara ermektedir. Görüntü üzerindeki tarih ve saate göre görüntünün 09-06-2014 20:14:40 olduğu göründü. Görüntünün toplam süresinin 30 dakika 00 saniye olarak gösterildiği görüldü.Görüntünün neresi olduğunu bilmediğimiz fakat Fahrettin Paşa mahallesi içi olduğu değerlendirilen evlerin arasında bulunan asfalt yol üzerini göstererek başladığı görüldü. Görüntüde sayıları tam olarak anlaşılamayan yüzleri bez ile kapalı, çoğunun başlarında şapka bulunan, ellerinde eldiven olan ve yine ellerinde muhtemelen molotof olduğu değerlendirilen şişe bulunan bir grubun olduğu görülmektedir. Görüntü üzerindeki seti göre 20: 15:03 sıralarında yüzleri kapalı grup evlerin arasına kaçarak kayboluyorlar.Saat 20: 17:10 sıralarına kadar görüntüde kimsenin olmadığı, yolun ve görülmekte olduğu görüldü. Saat 20: 17: 10 sıralarında evlerin arasından görüntü açısına göre sol tarafa kaçan bir grubun bulunduğu görüldü. Görüntü muhtemelen kameranın bulunduğu araçta bu şahısların peşinden gittiği görülmektedir. Asfalt yoldan toprak yola buradan da yeşillik alana doğru grubun kaçtığı görülmektedir. Kameranın bulunduğu araç bu yeşillik alana girmemiş ve burada çekime devam ettiği görülmektedir. Görüntüdeki şahıslar saat 20:18:02 sıralarında yeşillik alana doğru koşarak görüntüden çıkmışlardır. Görüntü üzerindeki saate göre saat 20:20:56 sıralarında [..] görüntüye belinde tabanca bulunan ve elinde fener olan muhtemelen polis memuru olduğu anı sivil bir şahsın girdiği görülüyor. Daha sonra saat 10 sıralarında biri resmi diğeri sivil olan yine polis olduğu anlaşılan iki şahsın görüntüye girdiği görülüyor [..] . Memurların etrafta fener ile bakarak kontrol yaptıkları görülmektedir. Saat 53 sıralarında görüntüye çekim yapan ve diğer polis memurlarının girdiği görüldü. Görüntü üzerindeki tarih ve saate göre görüntünün 09-06-2014 20:44:40 başladığı göründü. Görüntünün toplam süresinin 29 dakika 59 saniye olarak gösterildiği görüldü.Görüntüdeki saate göre saat 51 sıralarında elinde telsiz olan muhtemelen polis memuru olan bir erkek şahıs ekrana girip çıkıyor, aynı polis memuru 33 sıralarında ekranda görünüyor. Saat 30 sıralarında resmi ve sivil polis memurları ekranda görünüyor ve muhtemelen olayda kullanılan ve delil olarak alına malzemelerin fotoğraflarının çekip muhafaza altına aldıkları görünmektedir. ...Telsiz Anonsları isimli klasör içerisindeki....bulunan kayıtlarda 34 dakika 29 saniye süren toplam 560 ses dosyasının bulunduğu görüldü. Bu ses dosyalarından........isimli ses dosyasında toplam 20 saniye süre içerisinde konuşan konuşmacının '70 70 Merkez, Merkez eylemcilerinden bi tanesi muhtemelen ayağı kırıldı, bu hali ile suyun içerisinde kayboldu gitti kendisi, şahıs su istikametine doğru gitti, hastane polisine böyle bir şahıs gelirse bilginiz olsun' şeklinde bir ses kaydı bulunmaktadır. '' Başsavcılık, İlçe Emniyet Müdürlüğünden toplumsal olayları araç içinde çeken kamera görevlisi, araç şoförü ve araçta bulunan diğer görevliler ile anons yapan görevlinin bilgilerini 2/7/2015 tarihli yazı ile talep etmiştir.Olay gününde, R.B.yi takip etmekte olan araç içinde bulunan A.nin Cumhuriyet savcısı tarafından 13/7/2015 tarihinde alınan ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:"...[O]rtamda çok fazla gaz bulunduğu için önümüzü tam olarak göremiyorduk...Bu esnada elinde bir poşet ve havai fişek bataryası bulunan yüzü maskeli adının daha sonra [R.B.] olduğunu öğrendiğimiz şahsı gördük. Şahıs bize elinde bulunan havai fişek bataryasını yakarak saldırmaya çalışsa da yakamadığı için elindekileri yere atarak kaçmaya başladı ve 30-40 metre sonra sola doğru çıkmaz sokağa girdi. Biz de arala peşinden gittik. Sokağın sonundaki 1-1,5 metre yüksekliğindeki duvardan atlayarak [B]erdan nehri istikametine doğru gözden kayboldu. [A]raçtan ben inerek duvardan atlayıp şahsın peşinden koştum. Ben uzağı iyi göremediğim için normalde gözlük kullarım ancak olay anında öncesinde gaz maskesi taktığım için gözlüklerim takılı değildi. Şahsın duvardan atlayarak gittiği istikametten koşsam da ortam zifiri karanlık olduğu için şahsı göremedim. Karanlıkta takıldığım tam olarak bilmediğim bir nesneden sendeleyince durdum. Tekrar düşmemek için bu sefer dikkatlice şahsın gittiğini tahmin ettiğim yöne doğru ilerledim. Daha sonra 2-2,5 metre yükseklikteki sazlıkların olduğu bölüme geldim. Burada Berdan nehrini fark ettim, zira o esnada nehre o kadar yakın olduğumuzu bilmiyordum. Sonra diğer görevli arkadaşlar geldi. [B]ir müddet sazlık alanı fenerle şortlant aracın ışıkları vasıtasıyla aydınlattık, şahsı sazlıkların arasında saklanıyor olabilir düşüncesiyle aradık. Olay yerinde 15 dakika kadar kalmıştık ki grubun tekrar...civarında toplandığını öğrenince daha önce olduğu gibi sağlık ocağını yakabilir düşüncesiyle söz konusu yere hızla intikal ettik. Ben [R.B.] isimli şahsın ne şekilde suya düştüğünü daha doğrusu düşüp düşmediğini de bilmiyorum. Şahsın cesedi yaklaşık 4 gün sonra Berdan çayında bulunduğu zaman suya düşüp boğulduğunu öğrendik. Benim olayla ilgili bilgim ve görgüm bundan ibarettir.'' Bu yazıya verilen cevaba istinaden Emniyet Müdürlüğü Terörle MücadeleGrup Amirliğinde görev yapan Me.T.nin ifadesine Gülnar Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığı ile başvurulmuştur. Me.T.nin 20/7/2015 tarihli ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:"...[R.B.] isimli şahsın cesedinin bulunmasından 3-4 gün önce Fahrettin Paşa Mah.bulunan Hemzemin geçiti üzerinde yaklaşık 20-25 kişilik bir eylemci gurubu vardı. Bu eylemci grubun ihbarını almamız üzerine Fahrettin Paşa Mah. Hemzemin geçiti üzerine şortlant marka aracımı gönderdim. Arkasından bende gittim. Daha sonra şortlant ekibime eylemci gurubu anonsla ikaz ettirdim. Yüksek sesle ikaz ettirdim ve merkezden ve çevik kuvvet ekibinden yardım istedim, bu esnada sıralı amirlerime durumu anlatım. Eylemci gurup şortlant ekibime taşlı ve molotoflu saldırıda bulunmalarına rağmen şortlant ekibime müdahale etmemeleri yönünde talimat verdim. Sürekli ikazda bulunup eylemcileri dağılmasını istedim. Yaklaşık 4-5 dakika ekibime saldırı oldu, ben bu esnada dışarıda yaya vaziyete ekibimin arkasında idim. Ben genelde olaylarda yaya ve uzaktan gözlemlerim. Hem eylemci gurubu hem de ekibimin müdahale tarzını gözlemlerim. Bir müddet bekledikten sonra takviye çevik kuvvet ekipleri ve toplumsal olaylara müdahale aracı geldiği esnada ilçe emniyet müdür yardımcımız [F.U.S.] müdürümüz çevik kuvvet gurup amirine ve eylemci guruba yönelik müdahale edilmesi talimatı verilmesi üzerine çevik kuvveti ekipleri eylemci guruba gazlı müdahalede bulunmuştur. Bu esnada ortalık tamamen gaz bulutu kapladığı için, şortlant ekibi gaza maruz kalmasın diye yavaş yavaş hareket etti. Bende gaz maskesi olmadığından dolayı Fahrettin Paşa Mah. kenarına oturdum, gazdan bende etkilendim. Ekibim mahalle arasında girdikten 2-3 dakika sonra şortlanat içerisinde görevli polis memurum [A.] telefonla beni aradı ve bana yağcının yan sokağında eylemci bir şahsı kovaladıklarını elindeki hava fişek bataryasını attığını, şahsı 1-1,5 metrelik duvardan atladığını ve ayağını çok kötü çarptığını ve bu nedenle ayağını kırmış olabileceğini kendisinin su istikametine doğru kaçtığını, burada sazlıkların olduğunu sazlıkların arkasında okul olduğunu, okul istikametine de kaçmış olabileceğini söyledi. Bende tedbir amaçlı ve maruz kaldığım göz yaşartıcı gazın etkisi ile öncelikle 'merkez eylemcilerden bir tanesi muhtemelen ayağı kırıldı bu haliyle suyun içerisinde eylemcilerden bir tanesi muhtemelen ayağı kırıldı, bu haliyle suyun içerisinde kayıp oldu gitti kendisi, şahıs su istikametine doğru gitti' anonsunu verdikten sonra şüphelinin suyun içerisine değil de su istikametine gittiğini algıladım ve ayağı kırılmış olabileceği için belki hastaneye gider diye düşünerek anonsum olan 'Hastane polisine böyle bir şahıs gelirse bilginiz olsun' şeklinde bilgilendirme anonsu yaptım. Aynı anonsu üstlerime de bildirdim.Benim bu anonsu yaptığım yer ile şahsın kaybolduğu yer arası yaklaşık 500 metre mesafededir.SORULDU:1-Suya düşen eylemciyi suya düşerken veya suya sürüklendiği esnada görmedim.2-Yukarıda da belirtiğim gibi şüphelinin su istikametine kaçtığını ve ayağının kırılmış olabileceğini polis memuru [A.] ile yaptığım telefon konuşmasında öğrendim.3-Şortlant önünde koşan ve su istikametine doğru gidip kayıp olan şahsı ben görmedim ve tanımam. Bu şahsın [R.B] olup olmadığını da bilmiyorum. Teknik ekibime çekilen kamera kayıtlarını izletirdim ancak şahsın yüzünün maskeli olduğu ve kimseye benzetilemediğini beyan ettiler. 4-Ekibimle yapmış olduğum çalışma sırasında kim olduğunu bilmediğimiz ve su istikametine doğru kaçan eylemci şahıs kaybedildikten sonra 20-25 dakika olay yerinde aramalar devam etti. Ancak eylemciyi bir türlü bulamadık. Bu esnada başka bir eylemcigurup ihbarı geldiği için olay yerinden ayrıldık. Kaçan eylemcinin suda boğulup boğulmadığı konusunda bir bilgim ve görgüm yoktur. 5-[R. B] olup olmadığını bilmediğim ve yukarıda bahsettiğim eylemcinin ayağını kaçarken duvara çarptığını ve kırılmış olma ihtimali olduğunu polis memuru [A.] bildirdiğinde ben olay yerine yaklaşık 500 metre uzaklıktaydım. Bu kaçan eylemcinin ayağının kesin olarak kırılıp kırılmadığını da bilmiyorum.6-Ben suda sürüklenen yada suda çıkan veya çıkartılan hiç kimseyi görmedim. Başkaca diyecek bir şeyim yoktur dedi.'' Başsavcılık, olay tarihinde R.B.yi takip etmekte olan araç içinde bulunan polis memuru Mu.T.nin ifadesine bilgi sahibi olarak 13/7/2015 tarihinde başvurmuştur. Mu.T.nin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir: ''Grup dağılarak ara sokaklara doğru kaçtılar. Ortamda çok fazla gaz bulunduğu için önümüzü tam olarak göremiyorduk....Bu esnada elinde bir poşet ve havyi fişek bataryası bulunan yüzü maskeli adının daha sonra [R.B.] olduğunu öğrendiğimiz şahsı gördük. Şahıs bize elinde bulunan havyi fişek bataryasını yakarak saldırmaya çalışmışsa da yakamadığı için elindekileri yere atarak kaçmaya başladı ve 30-40 metre sonra sola doğru çıkmaz sokağa girdi. Biz de araçla peşinden gittik. Sokağın sonundaki 1-1,5 metre yüksekliğindeki duvardan atlayarak Berdan Nehri istikametine doğru gözden kayboldu. Araçtan ....polis memuru olan arkadaşımız duvardan atlayarak şahsın peşinden kaçtığı yere gittik. Görevli polis memuru arkadaşlarla nehir kenarında bulunan otluk ve sazlık alanda yaklaşık 15 dakika kadar şahsın saklanmış olabileceğini düşünerek araştırma yaptık ancak şahsı bulmamız mümkün olmadı. Akabinde eylemci grubun..başka bir noktada tekrar toplandığını öğrenince olay yerinden ayrıldık. Ben kovaladığımız şahsın suda kaybolup vefat ettiğini yaklaşık 4 gün sonra cesedi bulununca öğrendim. Daha önce söylediğim gibi olay anında biz şahsın yaklaşık 2,5 metre yüksekliğindeki sazlıkların arasına saklanarak kaçmaya çalıştığını düşünmüştük.'' Başsavcılık aynı tarihte aynı araçta bulunan diğer polis memuru A.T.nin de ifadesine başvurmuştur. İfadenin benzer şekilde gelişen olayın anlatımından sonraki kısmı şöyledir: ''...Diğer arkadaşlar inse de ben araçtan inmedim. Araçtan.....polis memuru olan arkadaşımız duvardan atlayarak şahsın peşinden gitti. Yaklaşık 10 dakika sonra aracın aydınlatması olduğu için başka bir istikametten şahsın kaçtığı yere gittik....şahsı bulmamız olmadı. ....Tanıklar [Y.Ö.] ve [H.Y.] isimli şahısların beyanı okundu SORULDU: Şahsın beyanı tamamen gerçek dışıdır. Dediğim gibi ilk etapta şortland araç henüz çıkmaz sokak içerisindeyken kapı açılmadığı için araçtan dahi inmedim. Ben şahsı en son duvardan atlarken gördüm. Şahsın ne şekilde kaybolduğunu, ne şekilde suya düştüğünü görmedim. Dolayısı ile tanığın beyan ettiği gibi benimle şahıs arasında bir d[i]yalog geçmesi söz konusu değildir. 16 yıl Tarsus'ta görev yapmama rağmen ben [R.B.] ile hiç karşılaşmadım.'' Başsavcılık aynı tarihte, aynı araçta bulunan A.G. isimli polis memurunu da dinlemiştir. Bu polis memuru da diğer polis memurlarıyla benzer şekilde ifade vermiştir. Başsavcılık; soruşturmaya konu olayın teröristlerin ülke çapında çıkardığı toplumsal olaylardan olduğunu, soruşturma sırasında dosyada ismi ön plana çıkacak olan şüpheli, tanık vs. emniyet personelinin hedef gösterilmesi durumunun söz konusu olduğunu gerekçe göstererek güvenlik ve tedbir amacıyla bahse konu soruşturma dosyasının kısıtlanmasına karar verilmesini 8/7/2015 tarihinde talep etmiş ve Sulh Ceza Hâkimliği aynı tarihte kısıtlama kararı vermiştir. Anılan karara yapılan itiraz 21/7/2015 tarihinde reddedilmiştir. Başsavcılık tarafından 16/12/2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir: "08/06/2014 tarihinde PKK/KCK terör örgütünün,... eylem yapmaları için talimat verdiği, 09/06/2014 tarihinde Tarsus İlçesi Fahrettin Paşa Mahallesi'nde Lice olayları bahane edilerek eylem düzenlendiği, olay yerinde sayıları yaklaşık olarak 20-25 kişiyi bulan yüzleri puşi ile kapalı grubun çöp konteynırlarını yola çekerek ve lastik yakmak sureti ile yolu trafiğe kapattıkları, uyarıların ardından emniyet kuvvetlerince gruba orantılı olarak müdahale edildiği, yapılan müdahale neticesinde emniyet güçlerine taş, havai fişek, molotof kokteyli atarak direnen yüzleri puşi ile kapalı şahısların ara sokaklara kaçtığı, ölen [R.B.nin] d[e] elinde kare şeklinde muhtemelen havai fişek atımında kullanılan cisim ve sol koluna asılı vaziyette içinde ne olduğu bilinmeyen poşet olduğu halde eylemcilerin arasında yer aldığının olay yeri kamera kayıtlarının incelenmesinden anlaşıldığı, emniyet kuvvetlerince Şortland zırhlı araç ile yakalanmaya çalışılan [R.B.] isimli şahsın Cemal Gürsel Caddesi'nde bulunan bir çıkmaz sokağı girdiği ve burada duvarın üzerinden atlayarak Berdan Nehri'ne yöneldiği, bulunan sokağın çıkmaz sokak olması nedeniyle zırhlı Şortland aracın caddede petrol istasyonu bulunan yerden dolanarak nehir kenarına geldiği, bununla beraber polis memurlarının nehir kenarında bulunan otluk ve ağaçlık alana doğru belirtilen şahsın olup olmadığını kontrol etmek için şahsı aramaya devam ettikleri ancak şahsı bulamadıkları, polis ekiplerinin devam eden eylemler nedeniyle bahse konu nehir kenarından ayrılarak eylemci gruba müdahaleye devam ettiklerinin belirtildiği, ....Tarsus İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne yazılan talimat ile [H.Y.] isimli şahsın 14/07/2014 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına ve 09/12/2014 tarihinde Emniyet Müdürlüğü ekiplerine vermiş olduğu beyanlar doğrultusunda araştırma yapılması istenmiş olup, [H.Y.nin] tanık ifade tutanağı bir bütün olarak incelendiğinde [R.B.nin] ölüm olayı hakkında yanlış ve yanıltıcı bilgi vererek soruşturmanın seyrini değiştirmeye çalıştığı, kamera kayıtları incelendiğinde tanık olarak ifade veren [H.Y.nin], [R.B.nin] ölümü ile ilgili olmamış olayları gerçekleşmiş olay gibi anlattığının, bilgi sahibi olarak beyanı alınan polis memurlarının ifadelerinin olay gününe ait kamera kayıtları ile yer, zaman ve oluş bakımından tutarlı olduğunun tespit edildiği, Yapılan inceleme ve dosya kapsamı bütün olarak değerlendirilmesi sonucu; tanık [H.Y.nin] beyanlarının çelişkili olduğu ve iddia ettiği hususları doğrulayan nitelikte bir delile ulaşılamadığı, olay ile ilgili kamera kayıtları ve bilgi sahibi olarak beyanı alınan polis memurlarının ifadelerinde şahsın duvardan atladıktan sonra yakalanmadığı ve şahsın nehir kenarında bir süre arandığı ancak bulunamadığı, olay günü emniyet ekiplerince kullanılan telsiz konuşmaları, bilirkişi inceleme raporu, ölü muayene ve otopsi tutanağı, İstanbul Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 10/12/2014 tarih ve 4719 karar sayılı raporunda ise kişinin travmatik tesirle öldüğünün tıbbı delillerinin bulunmadığı, dış muayenesinde ölüm sonrası deniz canlıları tarafından oluşturulması muhtemel lezyonlar dışında travmatik değişim görülmediği, iç organlarda ölümü açıklayacak makroskopik patolojik ve histopatolojik özellik görülmediği, mevcut verilerle kişinin ölüm sebebi ve mekanizması bilinemediği şeklinde raporlandığı, tüm dosya kapsamı ve ölüm olayı göz önüne alındığında herhangi bir kimseye atfedilebilecek ihmali veya kusurlu bir eylem ve suçun işlendiğine ilişkin yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilemediğinden ve soruşturulması gereken şüpheli durumun bulunmadığı anlaşılmakla... KAMU ADINAKOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA... [karar verilmiştir.]'' Başvurucu vekilinin dosyada gizlilik kararı verildikten sonra dosyaya intikal eden tüm belgelerin onaylı suretinin kendilerine verilmesini 24/12/2015 tarihinde talep etmesi üzerine belgelerin suretleri kendisine aynı tarihte teslim edilmiştir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara başvurucu tarafından itiraz edilmiştir. Başvurucu dilekçesinde; R.B.nin olay tarihinde yürüyüşe katılanlar arasında olduğunu, eylemcilere yapılan müdahale sonrasında R.B.nin Berdan Nehri'ne kadar kovalandığını, kör noktada R.B.nin kaybolduğunu veya kaybettirildiğini, ölüm şüpheli olmasına rağmen mevcut soruşturmanın R.B.nin ölümünü araştırmakta yetersiz olduğunu, bilgi sahibi olarak beyanları alınan kişilerin şüpheli olarak soruşturmaya dâhil edilmeleri gerektiğini, soruşturmanın ihmalî davranışlar, ölüme sebebiyet verme, görevi kötüye kullanma ve görevi ihmal suçlarını kapsar şekilde genişletilmesini iddia ve talep etmiştir. Bu gerekçeler ve taleplerle yapılan itiraz Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 18/1/2016 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararının başvurucuya 2/2/2016 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine başvurucu 29/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İlgili hukuk için bkz. Yasin Ağca, B. No: 2014/13163, 11/5/2017, §§ 86, 87, 91-96; Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013; Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/ | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/4538 | Başvuru, ölüm olayı hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisizliği nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvurular, davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular süresi içinde yapılmıştır. Başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Ekli tabloda yer alan başvurular bu başvuru ile birleştirilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2022/30282 | Başvurular, davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru; yargılamanın uzun sürmesi, dosya içindeki raporlara yönelik itirazların dikkate alınmaması ve uyulan bozma ilamı gereğinin yerine getirilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 22/1/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun oğlu 14/6/2004 tarihinde üçüncü şahıs adına kayıtlı araç ile seyir hâlinde iken direksiyon hâkimiyetini kaybederek T.S. adlı şahsa çarpmıştır. T.S. kaza sonucunda malul kaldığı iddiasıyla araç sürücüsü ile aracın kayıtlardaki maliki gözüken Ç. aleyhine 27/9/2004 tarihinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 000 TL maddi ve 000 TL manevi tazminat davası açmıştır. T.S. açmış olduğu davanın yargılaması sırasında yaralanmasına neden olan aracın kaza tarihinden önce başvurucuya satılıp devredilmesi nedeniyle işleten sıfatının başvurucuda bulunduğunu ve bu durumda gerçekleşen zarardan başvurucunun sorumlu olduğunu belirterek 22/6/2006 tarihinde 000 TL maddi ve 000 TL manevi tazminat isteğiyle ikinci bir dava açmıştır. İlk derece mahkemesi aralarındaki hukuki ve fiilî irtibat nedeniyle davaları birleştirmiştir. Davacı T.S. 20/9/2006 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat talebini 000 TL olarak ıslah etmiştir. Kastamonu Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 21/9/2006 tarihli kararla aracı kaza tarihinden önce harici senetle satın alan başvurucu ile aracı sevk ve idare eden oğlunun meydana gelen zarardan sorumlu oldukları gerekçesiyle 000 TL maddi ve 000 TL manevi tazminatın tahsiline karar vermiştir. Karar başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 6/10/2008 tarihinde maddi tazminat miktarının Adli Tıp Kurumundan usulüne uygun olarak temin edilecek maluliyet oranını gösterir rapora göre hesaplanması gerektiğinden kararı bozmuştur. Mahkeme bozma ilamına uyarak davacının maluliyet oranına ilişkin Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulundan rapor almıştır. Mahkeme, maluliyet oranının tespitinden sonra maddi tazminat miktarını bilirkişi vasıtasıyla belirlemiş ve 20/12/2011 tarihli kararla başvurucu yönünden davanın kabulüne karar vermiştir. Mahkeme gerekçeli kararında bozma kararı uyarınca yapılan araştırma sonucunda temin edilen bilirkişi raporlarına göre davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Karar başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi(Daire) 4/12/2012 tarihli kararla ilk derece mahkemesinin 21/9/2006 tarihli kararı davacının maluliyet oranının belirlenmesi amacıyla bozulmuş ise de anılan bozma kararında işleten sıfatının hangi davalıda olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapılmadığından kaza tarihinde aracın işletenin kim olduğu hususunda tarafların delilleri toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğine işaret ederek mahkeme kararını ikinci kez bozmuştur. Kastamonu Asliye Hukuk Mahkemesi bozma üzerine yapmış olduğu yargılamada 30/5/2013 tarihli duruşmada bozmaya uymuş ve taraflara bozmada belirtilen hususlara ilişkin beyanlarını sunmak üzere süre vermiştir. Taraflar 9/7/2013 tarihli duruşmada yargılamanın önceki aşamalarında vermiş oldukları beyanlarını tekrar ederek yargılamanın iddiaları doğrultuda sona erdirilmesini istemişlerdir. Mahkeme, aynı tarihli duruşmada toplanan delillere göre, başvurucu ve Ç. arasında düzenlenen 25/4/2004 tarihli harici satım sözleşmesinde araçtan kaynaklanabilecek her türlü borç ve mesuliyetin başvurucuya ait olacağı hüküm altına alındığından kaza tarihinde işleten sıfatının başvurucuda bulunduğu gerekçesiyle davayı kabul etmiştir. Mahkeme söz konusu kararla 000 TL maddi ve 000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile başvurucudan tahsiline karar vermiştir. Karar başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Daire, 22/4/2014 tarihinde Mahkeme kararını onamıştır. Başvurucunun karar düzeltme isteğinin 24/11/2014 tarihinde reddedilmesiyle hüküm kesinleşmiştir. Nihai karar 23/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş ve başvurucu 22/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/1538 | Başvuru, yargılamanın uzun sürmesi, dosya içindeki raporlara yönelik itirazların dikkate alınmaması ve uyulan bozma ilamı gereğinin yerine getirilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, kargo yoluyla gönderilen bilgisayar çıktısı niteliğindeki fotokopi dokümanların mahkeme kararlarına rağmen ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunan başvurucuya teslim edilmemesi nedeniyle kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, olay tarihinde terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu olarak Kozan M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmaktadır. Başvurucuya ailesi tarafından yazım dili İngilizce olan 102 sayfalık bilgisayar çıktısı şeklindeki fotokopi dokümanlar kargo yoluyla gönderilmiştir. Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu söz konusu dokümanların başvurucuya verilmemesine karar vermiştir. Başvurucu, söz konusu karara karşı Kozan İnfaz Hâkimliğine (Hâkimlik) şikâyette bulunmuştur. Hâkimlik başvurucunun talebi hakkında bir karar vermeden önce başvuru konusu İngilizce dokümanlara ilişkin bir bilirkişi raporu almıştır. Bilirkişi raporunda; başvuru konusu dokümanın Kurum güvenliğini tehlikeye düşürebilecek veya yasaklanmış yazılar içermediği, müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsamadığı belirtilmiştir. Öte yandan raporda; başvuru konusu dokümanda değiştirilen veya dokümana eklenen herhangi bir ifade tespit edilmediği, dokümanın yabancı dil eğitimi için kullanılabilen kaynaklar arasında yer aldığı ifade edilmiştir. Hâkimlik bilirkişi raporunun içeriğini dikkate alarak dokümanın başvurucuya verilmesine engel teşkil edecek hukuki bir durumun bulunmadığını kabul etmiş ve başvurucuya teslimine 20/6/2017 tarihinde karar vermiştir. Başvurucu, Hâkimlik kararından kısa süre önce 7/6/2017 tarihinde Osmaniye 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Osmaniye Ceza İnfaz Kurumu) nakledilmiştir. Başvurucunun nakli sonrasında Ceza İnfaz Kurumu başvuru konusu dokümanları Osmaniye Ceza İnfaz Kurumuna kargo yoluyla göndermiştir. Osmaniye Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu (Osmaniye Eğitim Kurulu) başvuruya konu dokümanları incelemeye almıştır. Osmaniye Eğitim Kurulu başvurucuya yakınları tarafından iletilen dokümanların orijinal bandrollü basılı eser olmamasını ve kargo yoluyla gönderilmesini dikkate alarak başvurucuya teslim edilmemesine 19/7/2017 tarihinde karar vermiştir. Başvurucu, Osmaniye Eğitim Kurulu kararına karşı da Osmaniye İnfaz Hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. Osmaniye İnfaz Hâkimliği, Hâkimlik kararına atıfta bulunarak söz konusu dokümanların başvurucuya verilmesine 4/8/2017 tarihinde karar vermiştir. Osmaniye İnfaz Hâkimliği kararı sonrasında Osmaniye Ceza İnfaz Kurumu Mektup Okuma Komisyonu (Komisyon) 27/10/2017 tarihinde bir tutanak tutmuştur. Komisyon, başvurucunun Osmaniye İnfaz Hâkimliğine yaptığı başvuruda kitaplarının verilmediği gerekçesini ileri sürdüğünü ancak verilmeyen dokümanların fotokopi belge niteliğinde olduğunu, söz konusu evrakları tercüme edecek personelin bulunmadığını tutanakta belirtmiştir. Bundan başka Komisyon tutanakta, içeriği bilinemeyen başvuru konusu dokümanların örgütsel olup olmadığının ve kurum güvenliğini tehlikeye düşürüp düşürmeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiş ve masraflarının başvurucu tarafından karşılanması şartıyla dokümanın tercümesinin yaptırılmasına infaz hâkimliğine itiraz yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Başvurucu, Osmaniye İnfaz Hâkimliğine itiraz başvurusunda bulunmuş; Osmaniye İnfaz Hâkimliği 13/11/2017 tarihli kararında başvuruya ilişkin daha önce 4/8/2017 tarihinde karar verildiğinden karar verilmesine yer olmadığına dair karar vermiştir. Aynı zamanda karar kesinleştiğinde Osmaniye 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunca düzenlenen 27/10/2017 tarihli tutanak dikkate alınarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığı, oluşturması hâlinde gereğinin takdir ve ifası için Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir. İlgili karar başvurucuya 15/11/2017 tarihinde tebliğ edilmiş ve İngilizce fotokopi doküman aynı tarihte başvurucuya teslim edilmiştir. Başvurucu, dokümanların kendisine verilmemesi üzerine Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) 7/11/2017 tarihinde görevi kötüye kullanma suçundan şikâyette bulunmuştur. Şikâyeti 27/10/2017 tarihli tutanak çerçevesinde inceleyen Başsavcılık, tutanak gereğince başvurucunun istediği İngilizce dokümanların masraflarını karşılayarak tercümesini yaptırması gerektiğini ancak bu hususta herhangi bir talepte bulunmadığını belirtmiş ve anılan suç yönünden Kurum görevlileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına 26/1/2018 tarihinde karar vermiştir. Başvurucu, Başsavcılığın kararına karşı Osmaniye Sulh Ceza Hâkimliğine itirazda bulunmuştur. Sulh Ceza Hâkimliği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek başvurucunun itirazını 19/3/2018 tarihinde reddetmiştir. Başvurucu nihai kararı 27/3/2018 tarihinde öğrendikten sonra 6/4//2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu 29/5/2018 tarihinde tahliye olmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Öte yandan başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/11547 | Başvuru, kargo yoluyla gönderilen bilgisayar çıktısı niteliğindeki fotokopi dokümanların mahkeme kararlarına rağmen ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunan başvurucuya teslim edilmemesi nedeniyle kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, telefonla görüşme gününün öğrenim gören çocuklarıyla ve çalışan eşiyle görüşmeyi sağlayacak şekilde belirlenmesi konusunda infaz hâkimliğine yaptığı şikâyetin reddi kararına karşı yaptığı itiraz konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinin aile hayatına saygı hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Silahlı terör örgütüne üye olma ve siyasal ve askerî casusluk suçlarından Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan başvurucu; çocuklarının hafta içi okula devam ettiğini, eşinin cumartesi günleri de çalıştığını belirterek çarşamba günü olarak belirlenen telefonla görüş gününün pazar gününe alınması için infaz hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. İnfaz hâkimliği 21/10/2019 tarihinde Ceza İnfaz Kurumunun verdiği bilgilere istinaden şikâyetin reddine karar vermiştir. Ret kararının gerekçesinde kurumda çoğu terör suçu kapsamında çok fazla tutuklu olduğu, birçok tutuklu ve hükümlü yakınının çalıştığı, hepsinin benzer taleplerde bulunması durumunda kurumun işleyiş ve düzeninin bozulacağı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'nde (UYAP) telefon görüşme günlerinin kaydedilmesinde birtakım sorunlar oluştuğu, ayrıca kurum kapasitesi, personel yetersizliğinin güvenlik zafiyetine yol açabileceği ifade edilmiştir. Başvurucunun bu karara karşı yaptığı itiraz üzerine Ankara Batı Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) 11/11/2019 tarihinde telefon görüşme gün ve saatinin belirlenmesinde takdir yetkisinin idareye ait olduğu gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu nihai hükmü 13/11/2019 tarihinde öğrendikten sonra 6/12/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur Komisyon tarafından başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/40371 | Başvuru, telefonla görüşme gününün öğrenim gören çocuklarıyla ve çalışan eşiyle görüşmeyi sağlayacak şekilde belirlenmesi konusunda infaz hâkimliğine yaptığı şikâyetin reddi kararına karşı yaptığı itiraz konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinin aile hayatına saygı hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru; hukuk davasında yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, taşınmaz üzerinde tasarruf hakkının kullanılamaması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Ekli tabloda sıralanan başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyonlara sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Konularının aynı olması nedeniyle ekli tablonun (B) sütununda numaraları belirtilen başvuru dosyalarının aynı tablonun (1) numaralı satırında yer alan 2019/2450 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucuların tarafı olduğu davalarda başvuru tarihleri itibarıyla yargılamalar devam etmektedir. Başvurucular, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı ile taşınmaz üzerinde tasarruf haklarını kullanamamaları ya da mal varlığını kaybetme tehlikesi yaşamaları sebebiyle de mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/2450 | Başvuru, hukuk davasında yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, taşınmaz üzerinde tasarruf hakkının kullanılamaması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, ceza davasında usule ilişkin imkânlar bakımından zayıf duruma düşürülme nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.A. Bireysel Başvuru Süreci Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, bireysel başvuruya konu olayların geçtiği tarihte üsteğmen rütbesinde olup Ankara'nın Etimesgut ilçesinde bulunan askerî birlikte helikopter pilotu olarak görev yapmaktadır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 15/7/2016 tarihinde meydana gelen darbe girişimi sırasında başvurucunun görev yaptığı askerî birlikte gerçekleşen eylemlerle ilgili olarak aralarında başvurucunun da bulunduğu askerler hakkında 9/12/2016 tarihinde iddianame düzenlemiştir. İddianamede; başvurucunun Anayasa'yı ihlal, yasama organına karşı suç, Hükûmete karşı suç, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediği kanaatine varılmıştır. Ankara Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) yapılan yargılama sonucunda 2/2/2018 tarihinde Mahkeme, başvurucunun kişiyi hürriyetinden yoksun kılma dışındaki suçlara konu eylemlerinin bir bütün olarak Anayasa'yı ihlal suçunu oluşturduğunu kabul ederek bu suçtan müebbet hapis cezasına, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da 10 yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir. Anılan hükümlere yönelik istinaf başvurusu, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince (Daire) esastan reddedilmiştir. (Kapatılan) Yargıtay Ceza Dairesi, temyiz edilmesi üzerine Mahkemenin 2/2/2018 tarihli mahkûmiyet hükmüne yönelik olarak verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararını 14/11/2019 tarihinde onamıştır. Başvurucu, nihai hükmü 23/12/2019 tarihinde öğrendikten sonra 9/1/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca, adli yardım talebinin kabulüne ve silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan ilkelere ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.B. Bireysel Başvuru Sonrası Süreç Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 29/3/2021 tarihli ve 2020/105254 sayılı yazı ile başvurucu yönünden (Kapatılan) Yargıtay Ceza Dairesince verilen onama kararına karşı Anayasa ihlal suçuna iştirakinin niteliğine, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak suçunun da sübutuna ilişkin lehe itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) maddesi uyarınca inceleme yapan (dosyanın devredildiği) Yargıtay Ceza Dairesi, itirazı yerinde görerek 30/3/2022 tarihinde onama kararının kaldırılmasına ve her iki mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkeme 16/9/2022 tarihinde bozma kararına uymuş, yapılan yargılama sonucunda 2/11/2022 tarihinde, başvurucunun kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatine karar vermiş, Anayasayı ihlal suçuna yardım eden sıfatıyla iştirak ettiğini değerlendirerek bu suçtan da başvurucuyu 12 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Anılan hükümler başvurucu ve Başsavcılık tarafından temyiz edilmiş olup bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dava derdesttir. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/877 | Başvuru, ceza davasında usule ilişkin imkânlar bakımından zayıf duruma düşürülme nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, röntgen teknisyeni olarak görev yapan başvurucunun günlük çalışma saatlerinin artırılması uygulamasının kaldırılması talebinin reddi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 8/11/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Çerkezköy Devlet Hastanesinde röntgen teknisyeni olarak görev yapmaktadır. 12/2/2010 tarihli ve 6145 sayılı Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü Genelgesi (Genelge) uyarınca valiliklere gönderilen yazı gereğince başvurucunun günlük 5 saat olan çalışma süresi 7 saate yükseltilmiştir. Başvurucu çalışma sürelerindeki bu değişikliğin iptali amacıyla Çerkezköy Kaymakamlığına (İdare) başvuruda bulunmuştur. İdare 30/4/2012 tarihinde 19/4/1937 tarihli ve 3153 sayılı Radyoloji, Radiyom ve Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanun'a, 21/1/2010 tarihli ve 5947 sayılı Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasın Dair Kanun'un maddesiyle eklenen ek maddeyi gerekçe göstererek başvurucunun talebini reddetmiştir. Başvurucu anılan işlemin iptali talebiyle Tekirdağ İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme 13/11/2012 tarihinde davanın kabulü ile bahsi geçen işlemin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; 3153 sayılı Kanun'un ek maddesinde belirtilen 35 saatlik sürenin, radyasyona maruz kalarak çalışan personelin haftalık çalışabileceği azami süreyi gösterdiği, yürütme organının da 27/4/1939 tarihli ve 2/10857 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilen Radyoloji, Radiyom ve Elektrikle Tedavi Müesseseleri Hakkında Nizamname (Tüzük) ile bu personelin çalışma sürelerini günlük 5 saat olarak sınırlandırdığı, 3153 sayılı Kanun'da yapılan değişikliğin bu kuralı ortadan kaldırmadığı ifade edilmiştir. Sağlık Bakanlığı tarafından bu sürenin 7 saate çıkarılmasının normlar hiyerarşisine göre daha üstte yer alan Tüzük hükmüne uygun bulunmadığı, bu açıdan anılan işlemin mevzuata aykırı olduğu vurgulanmıştır. Kararda ayrıca Atom Enerjisi Kurumu tarafından yapılan dozimetre kontrollerinde, bu işleri yürüten personeldeki radyasyon doz limitlerinin aşılmadığı belirtilse de bu ışınlara maruz kalma sürelerini uzatan uygulamanın, personel yönünden doz limitlerinin aşılması noktasında riskleri artırdığı belirtilmiştir. Kararda doz limitlerinin aşılması riskini artıran uygulama nedeniyle ilgili personelden alınacak verimin ve yürütülecek hizmetin kalitesinin olumsuz etkileneceği, personelin sağlık durumları açısından ileride telafisi güç ve imkânsız zararların oluşabileceği ifadelerine yer verilmiştir. İdare, 3153 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikle, radyasyona maruz kalan personelin çalışma saatlerinin haftalık 35 saate yükseltildiğini, personelin doz limitlerinin aşılması durumunda bu saatlerin düşürülebileceğini, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından yapılan ölçümler sonucunda herhangi bir dozaşımının tespit edilemediğini belirterek temyiz yoluna başvurmuştur. Danıştay Beşinci Daire 21/10/2014 tarihinde temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Kararda; 3153 sayılı Kanun'a istinaden çıkarılan Tüzük uyarınca röntgen ve radyom ile ilgili personelin günlük 5 saatten fazla çalıştırılamayacağının hüküm altına alındığı vurgulanmıştır. Öte yandan 5947 sayılı Kanun'la, 3153 sayılı Kanun'a eklenen ek madde uyarınca belirli işlerde çalışan personelin çalışma süresinin 35 saat olarak belirlendiği, bu durumda Tüzük'ün uygulanmasına imkân bulunmadığı ifade edilmiştir. Kararda son olarak maruz kalınabilecek doz limitlerinin gösterildiği yönetmeliğin yürürlükte olduğu, buna göre başvurucunun sağlığını tehdit edecek doz limitlerine maruz kaldığı yönünde bir tespit veya iddianın bulunmadığı belirtilmiştir. Mahkeme 3/6/2015 tarihinde, aynı gerekçelerle önceki kararında ısrar edilmesine ve dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Anılan kararın İdarece temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 16/11/2017 tarihinde Mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; 3153 sayılı Kanun'a dayanılarak çıkarılan Tüzük'ün maddesinde röntgen ve radyom ile ilgili çalışanların günlük 5 saatten fazla çalışamayacağının düzenlendiği ancak 5947 sayılı Kanun'la, 3153 sayılı Kanun'a eklenen ek madde ile bu kişilerin haftalık çalışma sürelerinin 35 saat olarak belirlendiği ve mesai saatlerinin belirlenmesinde radyasyon doz limitlerinin ayrıca dikkate alınacağının düzenlendiği ifade edilmiştir. Bu değişiklik sonrasında Sağlık Bakanlığı tarafından bu kişilerin günlük çalışma saatlerinin 7 saat olarak uygulanmasına ilişkin Genelge yayınlandığı, Genelge'nin iptali amacıyla Danıştay nezdinde açılan davanın da reddedildiği, gerçekleştirilen kanun değişikliği sonrasında Tüzük hükümlerinin uygulanma olanağının kalmadığı, başvurucu yönünden herhangi bir fazla çalışmadan bahsedilemeyeceği belirtilmiştir. Anılan karara karşı başvurucunun karar düzeltme talebi Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından 11/7/2019 tarihinde reddedilmiştir. Anılan karar 23/10/2019 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yukarıda belirtilen karar düzeltme talebinin reddi kararı üzerine Mahkemece 28/11/2019 tarihinde bozma kararı uyarınca davanın reddine yönelik verilen karar, taraflarca temyiz edilmemesi üzerine 4/2/2020 tarihinde kesinleşmiştir. A. Ulusal Hukuk İlgili Mevzuat 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun "Çalışma saatleri" başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Memurların haftalık çalışma süresi genel olarak 40 saattir. Bu süre Cumartesi ve Pazar günleri tatil olmak üzere düzenlenir.Ancak bu kanuna, özel kanunlara, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine veya bunlara dayanılarak çıkarılacak yönetmeliklerle, kurumların ve hizmetlerin özellikleri dikkate alınmak suretiyle farklı çalışma süreleri tespit olunabilir...." 3153 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Münhasıran röntgen şuaı vasıtasile teşhis veya hem teşhis ve hem tedavi yahut radiyom veya radiyom emanasiyonu yahut radiyom mürekkebatile veya her türlü elektrik aletlerile tedavi yapmak için müessese açmak Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin iznine bağlıdır." 3153 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Birinci maddede yazılı müesseselerin bina vasıfları ve hastalarla mütehassısları ve orada çalışan veya bulunan başkalarının elektrik cereyanı ve röntgen şuaı ve radiyom arızalarından korunacak tertiplerle bunlara ait levazımın şartları ve radiyom için bir müessesede bulunması lazımgelen en az miktar ve elektrikle tedaviye mahsus aletlere ait vasıf ve şartlar hakkında Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir" 4/7/2018 tarihli ve 30468 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 698 sayılı, 477 sayılı Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin maddesi şöyledir: "19/4/1937 tarihli ve 3153 sayılı Radiyoloji, Radiyom ve Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanunun;a) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'bir nizamname yapılır' ibaresi 'Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir' şeklinde,b) 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'bir nizamname yapılır' ibaresi 'Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir' şeklinde,c) 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'nizamnamedeki' ibaresi 'yönetmelikteki' şeklinde,ç) 8 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'nizamnameye' ibaresi 'yönetmeliğe' şeklinde,d) 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'nizamnamelerle' ibaresi 'yönetmeliklerle' ve ikinci fıkrasında yer alan 'nizamnameye' ibaresi 'yönetmeliğe' şeklinde,e) 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'nizamnamedeki' ibaresi 'yönetmelikteki' şeklinde,değiştirilmiştir." 3153 sayılı Kanun'un Ek. maddesi şöyledir: "İyonlaştırıcı radyasyonla teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş veya işlemlerde çalışan personelin haftalık çalışma süresi 35 saattir. Bu süre içerisinde, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte belirtilen radyasyon dozu limitleri de ayrıca dikkate alınır. Doz limitlerinin aşılmaması için alınması gereken tedbirler ile aşıldığı takdirde izinle geçirilecek süreler ve alınacak diğer tedbirler Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." Tüzük'ün maddesi şöyledir:"Münhasıran röntgen şuaı vasıtasiyle teşhis veya hem teşhir ve hem tedavi yahut radyom veya radyom emanasyonu yahut radyom mürekkebatı ile veya her türlü elektrik aletleri ile tedavi yapan müesseselerin bina vasıfları ve hastalar ile mütehassısları ve orada çalışan veya bulunan başkalarını elektrik cereyanı ve röntgen şuaı ve radyom arızalarından koruyacak tertipler ile bunlara ait levazımın şartları ve radyom için bir müessesede bulunması lazımgelen en az miktar ve elektrik ile tedaviye mahsus aletlerin vasıf ve şartları bu nizamnamede tesbit edilmiştir" Tüzük'ün maddesi şöyledir:"Röntgen ve radyom ile daimi olarak günde beş saatten fazla çalışılamaz. Röntgen muayenehanelerinde pazardan maada ayrıca bir gün daha öğleden sonra tatil yapılmalıdır." Tüzük'ün maddesi şöyledir:"Hastahanelerde, röntgen ve radyom ile tam müddetle (günde 5 saat) çalışan kimseler, hastahanenin başka işlerinde kullanılamaz. Bunlara gece uykularını ihlal edecek iş verilmemelidir." Tüzük'ün maddesi şöyledir:"Röntgen ve radyom laboratuvarlarında çalışan bütün mütahassıs ve müstahdemlerin, senede iki defa kanları muayene edilerek küreyvatları sayılmak ve el vesair açık yerlerinin cildini muayene ettirmek mecburidir. Resmi müesseselerde bu muayenelerin icrası, o müesseselerin müdürleri tarafından takip olunur. Hususi müesseselerde, muayenelerin icra ettirilmemesinden sahipleri mesuldür. Bu muayenelerin neticeleri muntazam bir deftere kaydedilir. Bu muayeneler neticesinde görülecek arızalar iyi oluncaya kadar o kimsenin çalışmasına müsaade edilmez." Tüzük'ün maddesi şöyledir:"Bu gibi müesseselerde, her röntgen mütahassısının veya röntgen ve radyom ile iştigal eden kimsenin senede dört hafta muntazaman devamlı tatil yapması mecburidir" Bireysel başvuru konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan 6/10/2007 tarihli ve 26665 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu Sağlık Hizmetlerinde İyonlaştırıcı Radyasyon Kaynakları ile Çalışan Personelin Radyasyon Doz Limitleri Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) "Amaç" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Bu Yönetmeliğin amacı, iyonlaştırıcı radyasyon ile teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş veya işlemlerde çalışan kamu sağlık hizmetlerindeki tüm personelin iyonlaştırıcı radyasyondan kaynaklanabilecek risklere karşı radyasyon dozu limitlerini belirlemektir." Yönetmelik'in "Kapsam" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Bu Yönetmelik, kamu sağlık hizmetlerinde, iyonlaştırıcı radyasyon ile teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş veya işlemlerde çalışan kamu personelini kapsar." Yönetmelik'in "Tanımlar" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Bu Yönetmelikte geçen;a) Eşdeğer doz: Birimi Sievert (Sv) olup, radyasyonun türüne ve enerjisine bağlı olarak doku veya organda soğurulmuş dozun, radyasyon ağırlık faktörü ile çarpılmış halini,b) Etkin doz: Birimi Sievert (Sv) olup, insan vücudunda ışınlanan bütün doku ve organlar için hesaplanmış eşdeğer dozun, her doku ve organın doku ağırlık faktörleri ile çarpılması sonucunda elde edilen dozların toplamını,c) İyonlaştırıcı radyasyon: 100 nm ya da daha kısa dalga boyunda veya 3x1015 Hertz ya da daha yüksek frekansta elektromanyetik dalga veya parçacık şeklinde transfer edilen, doğrudan veya dolaylı olarak iyon oluşturma kapasitesine sahip enerjiyi,ç) Personel: Teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerlerde iyonlaştırıcı radyasyon kaynakları ile bizzat çalışan bilumum kamu personelini,d) Radyasyon: İyonlaştırıcı radyasyonu,e) Radyasyon kaynağı: Teşhis ve tedavide kullanılan ve iyonlaştırıcı radyasyon yayan her türlü cihazı ve radyofarmasötiğiifade eder." Yönetmelik'in "Radyasyon doz limitleri" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Radyasyon ile çalışan personel, Radyasyon Güvenliği Yönetmeliğine uygun olarak kişisel dozimetre taşımak zorundadır. Bu personelden nükleer tıp alanında çalışan hekimler, hemşireler, nükleer tıp teknikerleri ve teknisyenleri ve sıcak oda görevlileri rutin gövde dozimetresi ile birlikte bu Yönetmeliğin yürürlüğe giriş tarihinden itibaren altı ay sonra geçerli olmak üzere el bileği veya yüzük dozimetresi de taşımak zorundadır.(2) İyonlaştırıcı radyasyon ile çalışan personelin maruz kalacağı tüm vücut etkin dozu müteakip beş yıl toplamında 100 milisieverti, herhangi bir tek yılda 50 milisieverti ve ayda 2 milisieverti geçemez. Bu kurala aykırı olmayacak şekilde ayrıca;a) Göz merceği için eş değer doz aylık 15 mSv’i,b) El ve ayaklar için eş değer doz aylık 50 mSv’i,c) En yoğun radyasyona maruz kalan 1 cm2’lik alan referans olmak üzere cilt için eş değer doz aylık 50 mSv’igeçemez.(3) 18 yaşını doldurmamış olanlar iyonlaştırıcı radyasyon ile çalışılan işlerde görev alamazlar. Mesleki eğitimleri gereği iyonlaştırıcı radyasyon ile çalışması zorunlu 16-18 yaş arası stajyer ve öğrenciler için etkin dozun yılda 6 mSv’i geçmemesi kaydıyla doz limitleri şu şekilde belirlenmiştir: a) Tüm vücut etkin dozu aylık 6 milisieverti,b) Göz merceği için eş değer doz aylık 5 mSv'i,c) El, ayak veya deri için eşdeğer doz aylık 15 mSv’igeçemez. (4) Hamile personel hamilelik durumu belli olur olmaz ilgili birim amirlerine derhal haber verirler. Bunların yıllık doz limitleri, yayımlanan Radyasyon Güvenliği Yönetmeliğinin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde toplum için belirlenmiş limitleri aşamayacağından, çalışma koşulları bilfiil radyasyon kaynakları ile ilgili işleri ve işlemleri içermeyecek şekilde yeniden düzenlenir. (5) Emzirme dönemindeki personel radyoaktif maddelerin cilt teması, solunması veya sindirim yoluyla alınması riski taşıyan nükleer tıp alanında ve benzer kontaminasyon riski taşıyan iş ve işlemlerde çalıştırılamazlar. (6) Kişisel dozimetre ölçümlerinde aylık limitlerin aşıldığı durumlarda ilgili yerin radyasyon güvenliği komitesi, radyasyon güvenliği komitesinin olmadığı yerlerde birim amiri sorunun kaynağını inceleyip değerlendirir ve eksik veya yanlış hususların düzeltilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını sağlar. Yanlış veya eksik hususlar düzeltilinceye kadar söz konusu radyasyon kaynakları ile yapılan iş ve işlemler yürütülmez. (7) Radyasyon ile çalışan personelin işe başlamadan önceki ve yıllık sağlık kontrolleri Ek-I’deki form doğrultusunda yapılır. Personelin sağlık kontrolleri, tercihen, işyeri hekimliği sertifikası olan bir kurum tabibi veya kurum amirinin görevlendirdiği bir hekim tarafından gerçekleştirilir. (8) Kişisel dozimetre ölçümlerinde aylık radyasyon limitinin aşılması veya yüksek dozda radyasyona maruziyet şüphesi taşıyan radyasyon kazası durumunda sağlık personeli Ek-I’deki form doğrultusunda değerlendirilir ve gerekli görülürse ilgili üst kurumlara sevk edilir." Yönetmelik'in "Çalışma düzeni" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Personel, iyonlaştırıcı radyasyonla 7 nci maddede belirtilen radyasyon doz limitleri içinde çalıştırılabilir. Kamu kurum ve kuruluşları bu konuda gerekli tedbirleri almakla, personel de gerekli korunma tedbirlerine uymakla yükümlüdür.(2) Sağlık personelinin günlük mesaisi, radyoterapi birimlerinde acil hasta yükünün karşılanabilmesi ve hiperfraksiyone tedavi şemalarının uygulanabilmesi için; radyoloji ve nükleer tıp birimlerinde acil tanı ve tedavinin uygulanabilmesi için vardiya veya nöbet şeklinde düzenlenebilir. Buna göre;a) Vardiya veya nöbet için düzenlemeler ilgili birim sorumlusunun önerileri dikkate alınarak, kurum amirlerince yapılır.b) Vardiya veya nöbet şeklindeki çalışma düzeninde ilgili hekim radyasyon uygulamalarına eşlik eder." Bireysel başvuru tarihinden sonra 26/4/2022 tarihli ve 31821 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Radyoloji Hizmetleri Yönetmeliği'nin "Personel durumu" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "... (9) Radyasyon kaynakları ile çalışacak personelin çalışma şekli, 3153 sayılı Kanunda öngörülen çalışma süresini aşmamak kaydıyla, hizmetin etkinlik ve sürekliliğinin sağlanması bakımından vardiya veya nöbet şeklinde düzenlenebilir. (10) İyonlaştırıcı radyasyon kaynağı içermeyen cihazlar ile çalışacak personelin çalışma şekli hizmetin etkinlik ve sürekliliğinin sağlanması bakımından vardiya veya nöbet şeklinde düzenlenebilir." İlgili Yargı Kararları Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 16/7/2010 tarihli ve E.2010/29, K.2010/90 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Dava dilekçesinde, 5947 sayılı Yasa'nın maddesi ile 3153 sayılı Yasa'ya eklenen Ek Madde 1 hükmü ile iyonlaştırıcı radyasyonla teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş ve işlemlerde çalışan personelin çalışma sürelerinin artırıldığı, günlük çalışma sürelerine yer verilmediği bu nedenle kuralın, söz konusu alanda çalışan sağlık personelinin sağlığını korumaktan uzak, yaşam ve sağlık hakkını ihlal eden bir düzenleme olduğu belirtilerek Anayasa'nın , , , , , , , , ve maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.Anayasa'nın maddesinde, 'insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlama' Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmış, maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına sahip olduğu, Maddesinde dinlenmenin çalışanların hakkı olduğu, maddesinde ise herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip bulunduğu belirtilmiştir.Dava dilekçesinde kuralın Anayasaya aykırılığı ile ilgili iki konunun üzerinde durulduğu görülmektedir. Üzerinde durulan ilk konu, iyonlaştırıcı radyasyonla çalışan personelin çalışma sürelerinin 25 saatten 35 saate çıkarılması ile ilgilidir. 2368 sayılı Yasa'da tüm sağlık personeli gibi radyasyonla çalışan personel için de haftalık 40 veya 45 saat çalışma süresi öngörülmüş, ancak bu süreler, radyasyonla çalışan personel için idare tarafından yönetmelikle 25 saat olarak belirlenmiştir. Yeni düzenlemede ise radyasyonla çalışan personelin haftalık çalışma süresi 35 saate indirilmiştir. Ayrıca idarenin, dava konusu kurala veya 657 sayılı Yasa'nın maddesine dayanarak çıkaracağı tüzük veya yönetmelikle yasada öngörülen azami çalışma süresinden daha kısa çalışma süreleri belirleyebileceği kural altına alınmıştır.Diğer taraftan, iptal istemine konu maddenin ikinci tümcesinde, çalışma sürelerinin belirlenmesinde Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte belirtilen radyasyon dozu limitlerinin de dikkate alınacağı belirtilmiştir. Yönetmelikte belirlenen radyasyon dozu limitlerinin haftalık 35 saatten daha kısa bir çalışma süresinde aşılması durumunda bu personelin çalışma süresinin Yasada belirlenen 35 saatten daha az olabileceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle dava konusu kuralın, radyasyonla teşhis ve tedavi merkezlerinde çalışan personelin maddi ve manevi varlıklarının gelişmesini engelleyen, çalışanların dinlenme haklarını ihlal ederek sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama haklarını sınırlayan bir niteliği bulunmamaktadır.Dava dilekçesinde üzerinde durulan ikinci konu ise yasayla düzenlenmesi gereken konuların yönetmeliğe bırakılması nedeniyle kuralın Anayasa'nın ve maddelerine aykırı olduğu ile ilgilidir.Anayasa'nın maddesinde 'Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.' denilmektedir. Yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi, yasakoyucunun temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetki vermemesi, sınırsız, belirsiz bir alanı yönetimin düzenlemesine bırakmamasını belirten bir ilkedir. Ancak yasakoyucu gerektiğinde sınırlarını belirlemek koşuluyla bazı konuların düzenlenmesini idareye bırakabileceği gibi sık sık değişik önlemler alınmasına veya bunların kaldırılmasına gerek görülen ekonomik, teknik veya benzeri alanlarda temel kuralları saptandıktan sonra ayrıntıların düzenlenmesini idareye bırakabilir. Bu durum yasama yetkisinin devri olarak nitelendirilemez.Anayasa'nın maddesinin ikinci fıkrasına göre, kamu personelinin özlük haklarına ilişkin esaslarının kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmez. Ancak yasada temel esasların belirlenerek çerçevesinin çizilmiş olması koşuluyla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların yürütme organının takdir yetkisine bırakılması Anayasa'nın maddesine aykırılık oluşturmaz.İptal istemine konu Ek Madde 1'in ikinci ve üçüncü tümcelerinde; radyasyon dozu limitlerinin belirlenmesi, doz limitlerinin aşılmaması için alınması gereken tedbirler, doz limitlerinin aşılması halinde izinle geçirilecek süreler ve alınacak diğer önlemlerin, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.Radyasyon doz limitlerinin çalışılan kurum veya bölüme göre farklılık gösterebileceği gibi teknolojik gelişmelerle de bu limitlerin zaman içinde değişmesi olasıdır. Bu nedenle radyasyon doz limitlerinin belirlenmesi veya bu limitlerin aşılmaması için alınacak önlemlerin tespitinin idareye bırakılmasında Anayasa'ya aykırılık bulunmamaktadır.İdareye bırakılan diğer bir konu ise doz limitlerinin aşılması halinde izinle geçirilecek sürelerin belirlenmesi ile ilgilidir. Radyasyonla tedavi hizmetlerinde çalışan personelin yukarıda da açıklandığı üzere üç ayrı izin hakkı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, devlet memuru olmaları nedeniyle kullanacakları ücretli yıllık izinleri; ikincisi, her yıl, yıllık izinlerine ilaveten kullanacakları bir aylık sağlık izni (657 sayılı DMK m.103); üçüncüsü ise dava konusu fıkrada yer verilen ve doz limitlerinin aşılması halinde kullanacakları izin. Bu izinlerden yıllık ücretli izin, devlet memuru olmakla; sağlık izni ise radyasyonla teşhis veya tedavi yapılan bir bölümde çalışmakla hak kazanılan izinlerdir. Dava konusu kuralda yer verilen ve radyasyon doz limitlerinin aşılması halinde izinle geçirilecek süre için aynı şeyleri söylemek olanaklı değildir. Her şeyden önce bu iznin kullanılması, çalışan üzerinde belirlenen radyasyon doz limitlerinin aşılması koşuluna bağlıdır. Belirlenen doz limitlerinin aşılmadığı dönemlerde çalışan için böyle bir izin hakkının doğmayacağı açıktır.Diğer taraftan iyonlaştırıcı radyasyonla teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerlerde, radyasyon doz limitlerinin aşılması halinde kullanılacak iznin süresi, aşılan dozun oranına bağlı olarak değişkenlik gösterecektir. Aşılan radyasyon doz oranı çok az olduğunda, kullanılacak izin süresi saatle ifade edilebilirken, bu oranın artması durumunda gün, belki haftalarla ifade edilen bir izin söz konusu olabilecektir. Bu nedenle kullanılması doz limitlerinin aşılması koşuluna bağlı olan ve aşılan doz oranına göre değişkenlik gösterecek izin süresinin ayrıntılı olarak yasada belirlenmesi olanaklı olmadığından, bu konunun düzenlenmesinin yürütme organının takdir yetkisine bırakılması Anayasaya aykırılık oluşturmaz...." Danıştay Beşinci Dairesinin 19/3/2014 tarihli ve E.2013/1504, K.2014/2214 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Dava, iyonlaştırıcı radyasyon kaynaklarıyla çalışan kamu sağlık personelinin haftalık çalışma süresinin 35 saat olarak uygulanmasına ilişkin 2010 günlü, 6145 sayılı Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü Genelgesinin iptali istemiyle açılmıştır.1937 günlü, 3591 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 3153 sayılı Radyoloji, Radiyom ve Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanunun maddesi ile birinci maddede yazılı müesseselerin (münhasıran röntgen şuaı vasıtası ile teşhis veya hem teşhis ve hem tedavi yahut radiyom veya radiyom emanasiyonu yahut radiyom mürekkebatile veya her türlü elektrik aletleriyle tedavi yapan müesseseler) bina vasıfları ve hastalarla mütehassısları ve orada çalışan veya bulunan başkalarının elektrik cereyanı ve röntgen şua ve radiyom arızalarından korunacak tertiplerle bunlara ait levazımın şartları ve radiyom için bir müessesede bulunması lazım gelen en az miktar ve elektrikle tedaviye mahsus aletlere ait vasıf ve şartlar hakkında bir nizamname yapılacağı öngörülmüştür.Anılan madde hükmü uyarınca 1939 günlü, 2/10857 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilen Radyoloji, Radiyom ve Elektrikle Tedavi Müesseseleri Hakkında Nizamname yayımlanmış ve bu Nizamname ile 3153 sayılı Kanunun maddesi ile düzenlenmesi öngörülen konular düzenlenmiştir. Buna göre Nizamnamenin çalışma tarzına dair hükümler başlıklı ikinci bölümünde yer alan madde ile röntgen ve radyom ile daimi olarak günde beş saatten fazla çalışılamayacağı, röntgen muayenehanelerinde pazardan maada ayrıca bir gün daha öğleden sonra tatil yapılması gerektiği, maddesi ile de, hastahanelerde röntgen ve radyom ile tam müddetle (günde beş saat) çalışan kimselerin, hastahanenin başka işlerinde kullanılamayacağı, bunlara gece uykularını ihlal edecek iş verilemeyeceği belirlenmiştir.Sözü edilen Nizamname hükmüne göre radyasyon kaynaklarıyla çalışan kamu sağlık personeli günde 5 saat mesai yapmakta iken, 2010 günlü, 27478 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5947 sayılı Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun maddesiyle 1937 günlü, 3153 sayılı Radyoloji, Radiyom ve Elektrikli Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanuna eklenen ek maddede; 'İyonlaştırıcı radyasyonla teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş veya işlemlerde çalışan personelin haftalık çalışma süresi 35 saattir. Bu süre içerisinde, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte belirtilen radyasyon dozu limitleri de ayrıca dikkate alınır. Doz limitlerinin aşılmaması için alınması gereken tedbirler ile aşıldığı takdirde izinle geçirilecek süreler ve alınacak diğer tedbirler Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.' hükmüne yer verilerek anılan personelin günlük çalışma süresi 7 saate çıkarılmıştır.5947 sayılı Kanun ile mesai saatlerinde yapılan yeni düzenlemenin uygulama esaslarına açıklamak üzere dava konusu Genelge yayımlanmıştır. Genelgenin birinci parağrafında, 5947 sayılı Kanunun 2010 günlü, 27478 sayılı Resmi Gazete'de yayımlandığı belirtildikten sonra; ikinci parağrafında, anılan Kanunun maddesiyle 3153 sayılı Kanuna eklenen ek maddeye yer verilmiş; üçüncü parağrafında, çalışma süresi ile ilgili hükmün Kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe girmesinden dolayı radyoloji personelinin günlük çalışma süresinin 7 saat olarak uygulanması gerektiği ifade edilmiş; son fıkrasında ise, Kanun maddesinin diğer hükümleri ile ilgili yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar, anılan personelin mesailerinin İyonlaştırıcı Radyasyon Kaynakları İle Çalışan Personelin Radyasyon Doz Limitleri Hakkında Yönetmelik esasları kapsamında 7 saatlik günlük çalışma sınırını aşmayacak şekilde ve nöbet ve vardiya hizmetlerinin buna göre düzenlenmesi hususu duyurulmuştur.Genelgede gönderme yapılan 2007 günlü, 26665 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kamu Sağlık Hizmetlerinde İyonlaştırıcı Radyasyon Kaynakları İle Çalışan Personelin Radyasyon Doz Limitleri Hakkında Yönetmelikte, radyasyon doz limitleri ve personelin çalışma düzeni konularında düzenleme yapılmış, doz limitlerinin aşıldığı durumlarda gerekli tedbirlerin alınacağı, personelin radyasyon doz limitleri içinde çalıştırılabileceği öngörülmüştür.5947 sayılı Kanun ile 3153 sayılı Kanuna eklenen ek maddede iki husus öngörülmüştür. Birincisi, radyoloji kaynaklarıyla çalışan personelin radyasyon doz limitleri dikkate alınmak suretiyle haftada 35 saat mesai yapması, ikincisi ise doz limitlerinin aşılmaması için alınması gereken tedbirler ile aşıldığı takdirde izinle geçirilecek süreler ve alınacak diğer tedbirlerin Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesidir. Bu kapsamda, dava konusu Genelgede Kanunda öngörülen iki hususun uygulama esasları belirlenmiştir. Bunlardan birincisi yani radyoloji kaynaklarıyla çalışan personelin haftalık mesai süresinin bundan sonra 35 saat olarak uygulanması hususu tamamen Kanuna paralel bir düzenlemedir. Kanunda öngörülen ikinci hususla ilgili olarak idarenin en kısa sürede Yönetmelikle bir düzenleme yapması gerekmekle birlikte, dava konusu Genelgede, personelin mesaisi ile nöbet ve vardiya hizmetlerinin, radyasyon doz limitleri ve personelin çalışma düzeni konularında düzenlemeler içeren, doz limitlerinin aşıldığı durumlarda gerekli tedbirlerin alınacağını ve personelin radyasyon doz limitleri içinde çalıştırılabileceğini belirleyen Kamu Sağlık Hizmetlerinde İyonlaştırıcı Radyasyon Kaynakları İle Çalışan Personelin Radyasyon Doz Limitleri Hakkında Yönetmelik esasları kapsamında uygulanması hususunun öngörülmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir...."B. Uluslararası Hukuk 7/3/1968 tarihli ve 1033 sayılı Kanun'la onaylanması uygun bulunan 115 sayılı İşçilerin İyonizan Radyasyonlara Karşı Korunması Hakkında ILO Sözleşmesi'nin (115 sayılı ILO Sözleşmesi) maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bilgi alanında kaydedilen gelişmelerin ışığı altında, işçilerin sağlık ve emniyetleri bakımından iyonizan radyasyonlara karşı etkili bir şekilde korunmasını sağlamak maksadıyla münasip her türlü tedbir alınacaktır.Bu maksada uygun, gerekli usul ve kaidelerle tedbirler kabul edilecek ve etkili bir korunma sağlanabilmesi için, zaruri olan bilgiler istifadeye açık bulundurulacaktır...." 115 sayılı ILO Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir:"İşçilerin iyonizan radyasyonlara maruz kalışlarının mümkün olan en asgari hadde indirilmesi için her türlü gayret sarfedilmeli ve fuzuli olan her türlü maruz kalışlar bütün ilgili taraflarca önlenmelidir." 115 sayılı ILO Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir:"Tespit edilen seviyelere riayet edilip edilmediğinin doğrulanması amacıyla, işçilerin iyonizan radyasyonlara ve radyoaktif maddelere ne dereceye kadar maruz kaldıklarını tayin etmek üzere işçilere ve işyerleri lazım geldiği şekilde kontrole tabi tutulmalıdır." 115 sayılı ILO Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir:"Doğrudan doğruya radyasyon işlerinde çalışan bütün işçiler, bu işlerde çalışmadan önce veya çalışmaya başladıktan kısa bir zaman sonra sağlık muayenesine tabi tutulmalı ve bundan sonra münasip aralıklarla bu sağlık muayenelerinden geçirilmelidir." 115 sayılı ILO Sözleşmesinin maddesi şöyledir:"İyonizan radyasyona maruz kalmanın nitelik veya derecesi ve ya her ikisi sebebiyle, hangi hallerde aşağıdaki tedbirlerin süratle alınması icap edeceği maddede öngörülen sözleşmenin yürütümünün sağlayıcı uygulama metodlarından biri yoluyla belirtilecektir:a. İşçi münasip bir sağlık muayenesine tabi tutulmalıdır;b. İşveren yetkili makam tarafından verilen talimata uygun olarak bu makama tevdieten haber vermelidir,c. Radyasyonlara karşı korunma konusunda yetkili şahıslar, işçinin işini hangi şartlar altında yaptığını incelemelidir;d. İşveren, teknik müşahadelere ve tıbbi görüşlere dayanan düzeltici lüzumlu bütün tedbirleri almalıdır." 115 sayılı ILO Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir:"Hiçbiri işçi, yetkili tıbbi görüşe aykırı olarak iyonizan radyasyonlara maruz kalmasını gerektirebilecek işlerde çalıştırılmamalı veya çalıştırılmaya devam edilmemelidir." | Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/36519 | Başvuru, röntgen teknisyeni olarak görev yapan başvurucunun günlük çalışma saatlerinin artırılması uygulamasının kaldırılması talebinin reddi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, haksız gözaltı tedbiri dolayısıyla ödenen tazminatın yetersiz olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Sivas İl Emniyet Müdürlüğü tarafından başvurucunun adına kayıtlı olan hat ile ByLock kullanıldığının belirlenmesi üzerine Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık) başvurucu hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçundan soruşturma başlatmıştır. Başvurucu bu soruşturma kapsamında 16/1/2017 tarihinde bir gün süre ile gözaltında kalmıştır. Başvurucu soruşturmada alınan ifadesinde; ByLock programını kullanmadığını, evlerine misafirliğe gelen G.B. isimli şahsın bu programı yüklemiş olabileceğini düşündüğünü ifade etmiştir. Başvurucu adli kontrol altına alınması talebi ile Suşehri Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) sevk edilmiştir. Hâkimlik 16/1/2017 tarihinde başvurucunun yurt dışına çıkışının yasaklanmasına ve haftanın iki günü kolluk birimine imza atması şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanması suretiyle serbest bırakılmasına karar vermiştir. Savcılık 25/4/2017 tarihinde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle iddianame düzenlenmiştir. Sivas Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 14/5/2018 tarihinde başvurucunun üzerine atılı suçu işlemediğinin sabit olması nedeniyle beraatine karar vermiş, anılan karar istinaf yoluna başvurulmadan kesinleşmiştir. Gerekçede; başvurucu adına kayıtlı hattın mor beyin uygulamaları nedeniyle ByLock listesinden çıkarıldığı ve bu kişinin örgüt üyesi olduğuna dair başkaca bir delil bulunmadığı ifade edilmiştir. Başvurucu, bu kararı müteakip hukuka aykırı arama ve gözaltı tedbiri dolayısıyla tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde; somut bir delil bulunmadan arama ve gözaltı tedbirleri uygulandığı belirtilerek 515,13 TL maddi, 000 TL manevi tazminat talep edilmiştir. Mahkeme 28/11/2018 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçede; başvurucunun beraatine karar veren mahkeme ile yapılan yazışma sonucunda bu kişinin anılan soruşturma kapsamında gözaltında kalmadığının bildirilmesi nedeniyle tazminat talep hakkı bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucu, istinaf talebinde bulunmuştur. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi (Daire), Mahkeme hükmünde yer alan manevi tazminatın reddine ilişkin kısmın hükümden çıkarılmasına ve bu kısma başvurucu lehine 100 TL manevi tazminat ödenmesi ibaresinin eklenmesi suretiyle istinaf başvurusunun düzeltilerek reddine karar vermiştir. Gerekçede; yakalama gözaltına alma tutanakları, sorguya sevk ve sorgu tutanaklarının incelenmesinde başvurucunun 16/1/2017 tarihinde bir gün süre ile gözaltında kaldığının belirlenmesi nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Nihai karar, başvurucuya 19/8/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 11/9/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/29564 | Başvuru, haksız gözaltı tedbiri dolayısıyla ödenen tazminatın yetersiz olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, ölüm olayı ile ilgili soruşturmanın makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 24/5/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. OLAYLAR VE OLGULAR Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Askerlik görevini ifa eden başvurucunun oğlu A.nın 31/5/2006 tarihinde rahatsızlanarak Diyarbakır Asker Hastanesine (Asker Hastanesi) başvurması üzerine, A.ya kesin tanı konulmak üzere kemik iliği aspirasyonu yapılmasına karar verilmiştir. 5/6/2006 tarihinde A.ya lokal anestezi uygulanarak kemik iliği aspirasyonu yapıldığı sırada A.nın solunumu durmuş, yapılan müdahalenin ardından solunumu normale döndürüldükten sonra yoğun bakıma çıkması sağlanmıştır. Yoğun bakıma alındıktan birkaç saat sonra A.nın solunumu ve kalbi durmuş, yapılan tıbbi müdahalelere rağmen A. hayatını kaybetmiştir. Hava Kuvvetleri Komutanlığı Diyarbakır Hava Kuvveti Komutanlığı Askerî Savcılığınca olayla ilgili başlatılan soruşturmada Kara Kuvvetleri Komutanlığı Diyarbakır Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığının (Askerî Savcılık) yetkili olduğu belirtilerek 31/12/2007 tarihinde yetkisizlik kararı verilmiştir. Verilen yetkisizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Askerî Savcılık tarafından yürütülen soruşturma neticesinde 30/12/2009 tarihinde doktorlar Ü., K., E.S. hakkında ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçlarından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edilmediğini, soruşturmanın akıbetini araştırarak anılan karardan haberdar olduğunu belirterek 8/9/2014 tarihinde karara itiraz etmiştir. Diyarbakır Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesi (Askerî Mahkeme) tarafından 23/12/2014 tarihli karar ile başvurucunun itirazı hakkında karar verilmesine yer olmadığına, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usulüne uygun şekilde başvurucu ve A.nın yakınlarına tebliğine karar verilmiştir. Askerî Mahkemenin anılan kararı üzerine kovuşturmaya yer olmadığına dair karar usulüne uygun şekilde başvurucuya 3/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu anılan karara itiraz etmiş; Adli Tıp Kurumu raporunun dikkate alınmadan karar verildiğini, tıbbi tedavi eksikliği nedeniyle ölüm olayının meydana geldiğini ileri sürmüştür. Askerî Mahkeme tarafından 18/11/2016 tarihinde başvurucunun itirazının süresinde olduğuna karar verilerek yapılan inceleme sonucunda soruşturmanın genişletilmesine karar verilmiştir. UYAP aracılığıyla yapılan incelemede soruşturmanın devam ettiği tespit edilmiştir. Başvurucu 24/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/24906 | Başvuru, ölüm olayı ile ilgili soruşturmanın makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvurucu, açık ceza infaz kurumuna ayrılma ve hapis cezasının kalan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infaz edilmesi talebinin hakkında devam eden üst sınırı yedi yıl ve üzeri hapis cezasını gerektiren bir suçtan kovuşturma olduğundan bahisle reddedilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tahliye talebinde bulunmuştur. Başvuru, 21/6/2013 tarihinde Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 26/2/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, başvuru tarihinde Balıkesir L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır. Başvurucu, 5/4/2012 tarih ve 6291 sayılı Kanun ile 13/12/2004 tarih ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a eklenen 105/A maddesi kapsamında Balıkesir İnfaz Hâkimliğinden, cezasının koşullu salıverme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Anılan talebe istinaden hazırlanan Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının 2/5/2013 tarih ve 2013/1873 sayılı "Değerlendirme Raporu" ve Disiplin Kurulu Başkanlığının 2/5/2013 tarih ve 2013/845 sayılı "İyi Hal Tespiti Görüş Bildirme Kararı"nda başvurucunun açık ceza infaz kurumlarına ayrılma koşullarını taşımadığı, bu sebeple talebinin kabulünün mümkün olmadığı görüşü İnfaz Hâkimliğine gönderilmiştir. İnfaz Hâkimliği 2/5/2013 tarih ve E.2013/905, K.2013/899 sayılı kararı ile başvurucunun talebini reddetmiştir. Gerekçe şöyledir:“6291 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un maddesiyle 5275 sayılı Kanuna eklenen 105/A-(1-2) maddesine göre bir hükümlü hakkında cezasının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle karar verilebilmesi için ön koşulun açık ceza infaz kurumlarına ayrılma şartlarını taşıyor olması gerektiği, Ancak hükümlü hakkında, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2012/13 Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılama sonucunda 5411 sayılı Kanunun 160/ maddesinde altı yıldan oniki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile yaptırıma bağlanan zimmet suçundan anılan Mahkeme’nin 12/06/2012 tarih ve 2012/13 Esas 2012/36 sayılı kararı ile 4 yıl 2 ay hapis ve 360,00 TL Adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükümlü hakkında verilen bu mahkumiyet hükmünün Yargıtay aşamasında olup henüz kesinleşmediği, Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin 8/2-b maddesine göre "Haklarında üst sınırı yedi yıldan az olmayan başka bir suçtan soruşturma veya kovuşturması devam etmekte olanlar ile üst sınırı yedi yıldan az olmayan bir suçtan henüz kesinleşmemiş mahkûmiyet kararı bulunanların bu durumları devam ettiği sürece açık kurumlara ayrılamayacakları" bilinmekle, hükümlünün bu tarih itibariyle açık ceza infaz kurumlarına ayrılma koşullarını taşımadığı anlaşıldığından, hükümlünün talebinin reddi ile…” Başvurucunun anılan karara karşı yaptığı itiraz Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesinin 21/5/2013 tarih ve 2013/438 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. İtiraz mercii benzer gerekçelere dayanmıştır. Karar, başvurucuya 22/5/2013 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu 21/6/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 5275 sayılı Kanun’un maddesinin (4) numaralı fıkrasının tamamının veya belirli bölümlerinin iptaline karar verilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemenin, 9/4/2014 tarih ve E.2014/26, K.2014/78 sayılı kararı ile 5275 sayılı Kanun’un maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan “…veya soruşturma konusu olan suçun kanunda öngörülen cezasının üst sınırı yedi yıldan az olmayan bir başka suçtan soruşturması veya böyle bir suçtan tutuksuz yargılaması devam etmekte…” ibaresinin iptaline karar verilmiştir. Kararın gerekçesi 23/5/2014 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Başvurucu, anılan iptal kararından sonra 22/4/2014 tarihinde Balıkesir İnfaz Hâkimliğinden tekrar cezasının koşullu salıverme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İnfaz Hâkimliği, 24/4/2014 tarih ve E.2014/706, K.2014/703 sayılı kararı ile anılan iptal kararı sonrası başvurucunun önceki açık ceza infaz kurumlarına ayrılma talebinin reddine dair verilen kararın gerekçesinin ortadan kalktığını belirterek başvurucunun talebinin kabulü ile tahliyesine ve cezasının koşullu salıverilme tarihi olan 7/6/2014 tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar vermiştir. Bu kapsamda, başvurucu 24/4/2014 tarihinde Sındırgı A Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan tahliye edilerek denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması için Bandırma Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderilmiştir.B. İlgili Hukuk 6291 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Kanun’a eklenen 105/A maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla;a) Açık ceza infaz kurumunda cezasının son altı ayını kesintisiz olarak geçiren,b) Çocuk eğitimevinde toplam cezasının beşte birini tamamlayan,koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, infaz hâkimi tarafından karar verilebilir." Anayasa Mahkemesinin 9/4/2014 tarih ve E.2014/26, K.2014/78 sayılı iptal kararı öncesi 5275 sayılı Kanun’un maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:“ Açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerden kınamadan başka bir disiplin cezası alanlar ve hükümlü oldukları suçtan başka bir fiilden dolayı haklarında tutuklama kararı veya soruşturma konusu olan suçun kanunda öngörülen cezasının üst sınırı yedi yıldan az olmayan bir başka suçtan soruşturması veya böyle bir suçtan tutuksuz yargılaması devam etmekte olanlar ile yaş, sağlık durumu, bedensel veya zihinsel yetenekleri bakımından çalışma koşullarına uyum sağlayamayacakları saptananlar, kurum yönetim kurulunun kararı ile kapalı ceza infaz kurumlarına geri gönderilirler. Bu karar, infaz hâkiminin onayına sunulur." Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:"Kapalı kurumda hükümlü olup, işlediği iddia olunan başka bir suçtan dolayı haklarında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100 üncü maddesine göre tutuklama kararı verilenler, bu durumları devam ettiği sürece açık kurumlara ayrılamaz." Anılan Yönetmeliğin maddesinin (2) numaralı fıkrasının 4/6/2014 tarih ve 29020 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan değişiklik öncesi hali şöyledir:"(2) Kapalı kurumda hükümlü olup;(…)b) Haklarında üst sınırı yedi yıldan az olmayan başka bir suçtan soruşturma veya kovuşturması devam etmekte olanlar ile üst sınırı yedi yıldan az olmayan bir suçtan henüz kesinleşmemiş mahkûmiyet kararı bulunanlar,bu durumları devam ettiği sürece açık kurumlara ayrılamaz. | Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/4682 | Başvurucu, açık ceza infaz kurumuna ayrılma ve hapis cezasının kalan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infaz edilmesi talebinin hakkında devam eden üst sınırı yedi yıl ve üzeri hapis cezasını gerektiren bir suçtan kovuşturma olduğundan bahisle reddedilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tahliye talebinde bulunmuştur. | 0 |
Başvuru, iyi ahlak sahibi olma şartının sağlanmadığı gerekçesiyle vatandaşlığa alınma talebinin reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 30/10/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Rusya Federasyonu uyruklu başvurucu, Türk vatandaşlığı kazanmak amacıyla 3/2/2016 tarihinde İçişleri Bakanlığına (İdare) başvurmuştur. Başvurucu hakkında Ankara İl Emniyet Müdürlüğü tarafından 26/1/2017 tarihli Vatandaşlık Tahkikat Formu düzenlenmiştir. Anılan Tahkikat Formu'nda tapusu T.K. isimli şahsa ait olan dairenin başvurucuya devri ile başvurucuya mülk edinme amaçlı ikamet tezkeresi verildiği belirtilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun evli olan Türk vatandaşı T.K. ile yaklaşık 13 yıldır birlikteliğinin olduğu, geçiminin T.K. tarafından sağlandığı, ikametgâhı için geçerli olan hayat sigortası poliçesinin T.K. tarafından ödendiği belirtilerek başvurucunun yaşantısının Türk örf ve âdetlerine uygun olmadığı vurgulanmıştır. Ankara İl Emniyet Müdürlüğünde düzenlenen 26/1/2017 tarihli Bilgi Alma Tutanağı'nda başvurucu; Türkiye'de kalmak amacıyla U.O. ile formalite evlilik yaptığını, T.K. ile 13 yıldır birlikteliğinin olduğunu ve T.K.nın evli olduğunu bildiğini belirtmiştir. T.K.nın kendisine ev aldığını ve geçiminin T.K. tarafından sağlandığını vurgulayan başvurucu, mülk edinmeden kaynaklı ikamet izninin bulunduğunu ifade etmiştir. İdare tarafından 15/9/2017 tarihinde başvurucunun iyi ahlak sahibi olmadığı gerekçesiyle 29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun maddesine dayanılarak başvurunun reddine karar verilmiştir. Başvurucu, işlemin iptali istemiyle 25/10/2017 tarihinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; Türkiye'de ikamet ettiği süre boyunca iyi ahlak sahibi olmadığını gösteren somut bilgi veya belge bulunmadığını, vatandaşlık başvurusunun gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini ileri sürmüştür. Ankara İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) tarafından 12/4/2018 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararda, başvurucu hakkında yürütülen tahkikatın sonucuna ilişkin tespitlere yer verildikten sonra başvurucunun Türk vatandaşı olan evli bir şahısla 13 yıldır birlikteliğinin bulunduğu ve geçiminin bu şahıs tarafından sağlandığı hususunun sabit olduğu belirtilmiştir. Yaşadığı evlilik dışı birlikteliğin anayasal koruma altında olan aile kurumunu zedeleyici ve Türk toplumunun millî ve manevi değerlerine aykırı olması, bu durumun toplumca hoş karşılanmasına imkân bulunmaması nedeniyle başvurucunun Türk vatandaşlığını kazanma şartlarından iyi ahlak sahibi olma koşulunu sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Başvurucu bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, vatandaşlığa kabul için aranan kanuni şartlar arasında başvuru sahibinin tutum ve davranışlarının Türk toplumunun millî ve manevi değerlerine aykırı olmaması gibi bir şart bulunmadığını belirtmiştir. Anılan nedenlerle vatandaşlık talebinin reddedilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini vurgulayan başvurucu, İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 7/9/2018 tarihinde usule ve hukuka uygun olan İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir. Nihai karar, başvurucuya 28/9/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. 5901 sayılı Kanun'un "Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılması" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen bir yabancı, bu Kanunda belirtilen şartları taşıması halinde yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilir. Ancak, aranan şartları taşımak vatandaşlığın kazanılmasında kişiye mutlak bir hak sağlamaz. (2)(Ek: 19/10/2017-7039/28 md.) Bu Kanun uyarınca sonradan Türk vatandaşlığının kazanılmasında uygulanacak temel ilke ve esaslar ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri alınmak suretiyle Bakanlıkça belirlenir." 5901 sayılı Kanun'un "Başvuru için aranan şartlar" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "(1) Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılarda;...d) İyi ahlak sahibi olmak,...şartları aranır. ..." 6/4/2010 tarihli ve 27544 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'in (Yönetmelik) "Türk vatandaşlığının genel olarak kazanılması" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "(1) Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancı, aşağıdaki şartları taşıması halinde Bakanlık kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilir:...d) Toplum içinde birlikte yaşamanın gerektirdiği sorumluluk duygusu ile davranarak iyi ahlak sahibi olduğunu göstermek, davranışları ile çevresine güven vermek, toplumca hoş karşılanmayan ve toplum değerlerine aykırı kötü alışkanlığı bulunmamak...." | Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/31431 | Başvuru, iyi ahlak sahibi olma şartının sağlanmadığı gerekçesiyle vatandaşlığa alınma talebinin reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, bir haber sitesinde yayımlanan köşe yazısında kullandığı ifadelerin hakaret kabul edilerek adli para cezasına mahkûm edilmesi nedeniyle başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 29/11/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Yazar ve vaiz olan N.Y., dinî konularda yazılı eserleri ve sosyal medyada video yayınları bulunan bir kişidir. N.Y., kendisine ait olan ve tespit edilebildiği kadarıyla bir kısmı milyonlarca kez izlenen videolarını yüz binlerce takipçisi olan bir vakfın medya hesaplarından yayınlamaktadır. N.Y., "Çocuk Evliliği İstismardır" başlıklı 30 dakika kadar süren bir videosunda İslam dininde evlilik yaşı konusunda bazı açıklamalar yapmıştır. Söz konusu videonun 23/1/2013 tarihinde kayda alındığı ancak sosyal medyaya 2015 yılında yüklendiği anlaşılmaktadır. Bahse konu videoda N.Y. özetle, İslam dininde evlilikle ilgili olarak bir yaş sınırının bulunmadığını, bir çocuğun büluğ çağından önce de (örneğin 6-7 yaşında da) evlendirilebileceğini, kişi reşit değilse velisi tarafından evlendirilebileceğini, ancak bu tür küçük yaşta evliliklerin bir tavsiye olmadığını, zorunluluk hâllerinde uygulanması gerektiğini ifade etmiştir. N.Y.nin bu konuşması nedeniyle hakkında halkı kanunlara uymamaya tahrik ve suç işlemeye alenen tahrik suçlarından soruşturma yürütülmüş ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 17/3/2015 tarihinde, konuşmadaki sözlerin ifade özgürlüğü ve bilgi verme sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Söz konusu kararda yer alan değerlendirmeler şöyledir:"...Konuşmanın 'Kadın Fıkhı Okulu' isimli programda yapıldığı, 23/1/2013 tarihli programın 'Çocuk Evliliği İstismardır Bölüm' ibarelerinin alt yazı olarak program boyunca görüntülerde yer aldığı, program bir bütün olarak ele alındığında erken yaşta çocukların evlendirilmesinin doğru olmadığının anlatıldığı, şeriat hükümlerine göre buluğ çağından önce de evlilik olabileceğini, ancak istismarın önlenmesi için ulemanın evliliğe alt sınır getirmeyi uygun bulduklarını, mal uğruna, cinsellik uğruna çocukların heder edilmemesi için küçük yaşta evliliklerin önüne geçildiğini belirttiği anlaşılmıştır." Başvurucu ise olayların meydana geldiği tarihte haber.sol.org.tr isimli internet sitesinde köşe yazarı olup yukarıda bahsedilen konuşmanın sosyal medyada yayınlanmasından bir yılı aşkın bir süre sonra 21/5/2016 tarihinde "Tuhafazakar Süslümanlığın Ekonomi Politiği" başlıklı bir yazı yazmıştır. Söz konusu yazısında başvurucu, muhafazakâr yaşamı benimseyen insanların tesettür anlayışının bir tarz hâline dönüşmesini konu almış ve bazı muhafazakâr yazarların görüşlerine de yer vermiştir. Yazının ilgili kısmı şöyledir:"Kanlı Pazar kahramanı [Ş.E.] duruma şöyle tepki gösteriyordu geçtiğimiz hafta: 'O kadınlara soruyorum: Fahişe olmadığınız halde niçin fahişe kıyafeti giyiyorsunuz? Yine soruyorum: Fahişe olmadığınız halde niçin fahişeler gibi davranıyorsunuz?' Okuyanlar [E.nin] bunu tesettüre uygun giyinmeyen kadınlar için yazdığını sandı ama takip eden cümle 'fahişe gibi giyinmekle suçlananların' 'Müslüman kadınlar' olduğunu ele veriyordu. Şöyle diyordu [E.]: 'Süslüman kadın herkesin içinde deliler gibi çıngıraklı kahkahalar attı, civardaki herkes başını çevirip ona baktı. O utanmadı, bendeniz onun namına utandım, yerin dibine geçtim'. 'Süslüman' dediği, tesettüre uyuyormuş gibi yapıp onu kendi tarzına dönüştüren kadınlar... 5-6 yaşındaki kız çocuklarının evlenmesini caiz bulan pedofil [N.Y.] de şöyle yakınıyordu: 'Önce tesettür mücadelesi yapıldı. Sonra o mücadele başörtü olarak küçüldü. O küçülme daha sonra türban adını aldı. Şimdi ise modası konuşuluyor'." Başvurucunun köşe yazısında geçen "pedofil" ifadesi nedeniyle N.Y., Cumhuriyet başsavcılığına şikâyet dilekçesi vermiş ve başvurucunun basın ve yayın yoluyla hakaret suçunu işlediğini belirtmiştir. Söz konusu şikâyet üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı 12/10/2016 tarihinde anılan suçtan iddianame düzenlemiştir. İstanbul Asliye Ceza Mahkemesindeki (Mahkeme) yargılama sırasında N.Y.nin vekili; müvekkilinin 6 yaşındaki bir çocuğun evlenebileceği yönünde bir beyanı olmadığını, böyle bir beyanı bulunsun ya da bulunmasın bunun kimseye hakaret etme hakkı vermeyeceğini, N.Y. hakkındaki kovuşturmaya yer olmadığı kararında da konuşma içinde herhangi bir suç unsuru bulunmadığını, aksine küçük yaştaki çocukların evlendirilmesinin önüne geçmeye yönelik bir konuşma olduğunun belirtildiğini, bu konuşmaya atfen müvekkiline hakaret edilemeyecğini ifade etmiştir. Başvurucu ise yargılama sırasındaki savunmalarında; pedofil kelimesinin tıbbi bir terim ve psikoseksüel bir hastalık olduğunu, ergen veya henüz ergen olmayan çocuklara cinsel anlamda ilgi duymak anlamına geldiğini, tanınmış bir ilahiyatçı kimliği bulunan N.Y. gibi kişilerin toplumda bir sorumluluğu olması gerektiğini, çocuk haklarını koruyan sözleşmeler ve yasalar gereğince 18 yaşından küçük herkesin çocuk kabul edildiğini, N.Y.nin ise küçük yaştaki çocuklarla evlenilebileceği şeklindeki görüşlerinin toplumda infial yarattığını, kendisinin de suça konu edilen yazıyı bu tür sözleri eleştirmek amacıyla yazdığını ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca kendisinin bu konuşmalardan yola çıkarak eleştiri amaçlı tıbbi bir nitelemede bulunduğunu, toplumun belli bir kesimince tanınan ve sözüne itibar edilen kişilerin özellikle basın yayın organlarının ağır, rahatsız edici ve tahammül edilemez boyutlarda eleştirilerine katlanmaları gerektiğini, N.Y.nin toplumsal tepki nedeniyle söz konusu konuşmalarını internetten kaldırdığını ve kendisinin yazmış olduğu köşe yazısının da N.Y. üzerinde etki yapmış olması nedeniyle daha fazla buna benzer yayın yapmadığını belirtmiştir. Mahkeme 31/10/2017 tarihinde basın ve yayın yoluyla alenen hakaret suçundan başvurucunun 900 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:"...sanık Orhan Gökdemir'in [başvurucu] 21/5/2016 tarihinde haber.sol.org.tr isimli internet sitesinde 'Tuhafazakar Süslümanlığın Ekonomik Politiği' başlıklı yazısında katılan [N.Y.nin] çocukların evlilik yaşı ile ilgili sözleri nedeniyle eleştirdiği, ancak eleştiri sınırını aşarak '...5-6 yaşındaki kız çocuklarının evlenmesini caiz bulan Pedofil [N.Y.] de...' şeklindeki sözlerle ergenlik çağına girmemiş çocuklara karşı cinsel ilgi duyan kimse anlamında 'Pedofil' demek suretiyle onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir olgu isnat etmek suretiyle hakaret ettiği ve bu şekilde isnat edilen suçu işlediği sanık tarafından yazılan yazı içeriği, katılanın konuşmasını içerir bilirkişi raporu, katılanın beyanları, sanığın aşamalardaki suça konu edilen yazıyı yazdığı yönündeki ifade ve savunması ve dosyada yer alan yukarıda belirtilen delillerden sübut bulduğu..." Başvurucu hakkında 31/10/2017 tarihinde hükmedilen adli para cezası miktarı itibarıyla kesindir. Başvurucu 29/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hakaret” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır... (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.... (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. " | İfade özgürlüğü | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/38377 | Başvuru, bir haber sitesinde yayımlanan köşe yazısında kullandığı ifadelerin hakaret kabul edilerek adli para cezasına mahkûm edilmesi nedeniyle başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Ekli tabloda sıralanan başvurulara ait başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemelerinden sonra başvurular Komisyonlara sunulmuştur. Başvurucular, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânlarının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur. Konularının aynı olması sebebiyle ekli tablonun (B) sütununda numaraları belirtilen başvuru dosyalarının 2019/42739 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2019/42739 numaralı dosya üzerinden yapılmasına ve diğer dosyaların kapatılmasına karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, haklarındaki yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine çeşitli tarihlerde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/42739 | Başvuru, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, tutuklamanın makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması, özel statülü mahkemede yargılama yapılması, delillerin hatalı değerlendirilmesi ve savunma hakkının kısıtlanması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 20/5/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca muhtelif suçlardan yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2/11/2007 tarihli ve 2007/127 Sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır. Soruşturma dosyasına erişim, soruşturma evresinin bir kısmında mahkeme kararıyla kısıtlanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2/1/2008 tarihli ve E.2008/2 sayılı iddianamesiyle suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, izinsiz tehlikeli madde bulundurma, kasten yaralama, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, yağma, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’a muhalefet suçlarından başvurucu ve diğer şüpheliler hakkında kamu davası açılmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince (CMK Madde ile görevli) yürütülen yargılamada, aynı Mahkemenin dört dosyası daha başvurucunun da yargılandığı E.2008/4 sayılı dosya ile birleştirilmiştir. Birleştirmeler ile birlikte yargılanan sanık sayısı otuz olmuştur.Başvurucu hakkındaki yargılama on celse sürmüştür. Esas hakkındaki mütalaa 17/12/2010 tarihli celsede sunulmuş, mahkûmiyet kararı ise 19/10/2011 tarihli oturumda verilmiştir. Başvurucu, yargılama boyunca müdafi yardımından yararlanmıştır. Başvurucu müdafii, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yapmak için son celsede süre talep etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 19/10/2011 tarihli kararıyla başvurucunun suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve yağma suçlarından mahkûmiyetine, tutukluluk hâlinin devamına hükmedilmiştir. Kasten yaralama suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına, diğer suçlardan ise başvurucunun beraatine karar verilmiştir. Başvurucunun temyizi üzerine, Yargıtay Ceza Dairesinin 5/3/2014 tarihli kararıyla başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükümleri onanmıştır. Anılan karar, başvurucu tarafından 28/4/2014 tarihinde öğrenilmiştir. Bireysel başvuru 20/5/2014 tarihinde yapılmıştır. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/8783 | Başvuru, tutuklamanın makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması, özel statülü mahkemede yargılama yapılması, delillerin hatalı değerlendirilmesi ve savunma hakkının kısıtlanması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada sanıklara fiilleriyle orantılı ceza verilmemesi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 4/2/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ile eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Bolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak tutulmakta iken 17/1/2008 tarihinde infaz ve koruma memurları ile tartışmıştır. 17/1/2008 tarihinde saat 00'da Ceza İnfaz Kurumu Tabipliği tarafından düzenlenen adli muayene raporuna göre başvurucunun sağ kaş dış yüzünde 3-4 cm'lik ekimotik (kılcal damarlarda oluşan bir hasar sonucu cilt altında görülen bir kanama türü) sıyrık tespit edilmiştir. Raporda yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir ölçüde hafif olduğu belirtilmiştir. A. Kamu Görevlileri Hakkında Yürütülen Disiplin Soruşturması Süreci Meydana gelen olaya ilişkin olarak F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Amirliği tarafından ceza ve infaz koruma memuru E.A ile F.B. hakkında disiplin soruşturması yürütülmüştür. 22/10/2008 tarihinde, hükümlüler A., G. ve başvurucunun kalabalık bir grup personel tarafından fiilî müdahale ve işkenceye maruz kaldığı iddiası yönünden hükümlülerin iddiaları dışında bir delil bulunmadığı gerekçesiyle disiplin cezası verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. B. Ceza Soruşturması Süreci Başvuruya konu olay nedeniyle başvurucu hakkında hakaret, infaz ve koruma memurları hakkında ise zor kullanma yetkisinde sınırı aşmak suretiyle basit yaralama suçu isnadıyla kamu davası açılmıştır. Bolu Sulh Ceza Mahkemesi 3/5/2011 tarihinde başvurucunun kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret etme suçundan 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, ceza ve infaz koruma memurları E.Ö., F.B., E.A., İ.nin başvurucuya karşı eylemlerinden dolayı zor kullanma yetkisinde sınırı aşmak suretiyle basit yaralama suçundan 100 gün adli para cezası ile mahkûmiyetlerine ve mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Karar gerekçesi şöyledir:"... [T]artışmanın büyümesi ile infaz koruma memurları [E., A., F. ve E.nin] hükümlüler Naif, [ ve yi] BTM ile iyileşecek şekilde dövdükleri kanaatine varılmıştır. Yine bu olay sırasında sanık [İ.nin] Naif'e, Sanık [A.nın da G.ye] vurarak basit şekilde yaraladıkları sanıkların savunmaları, müştekilerin beyanları, yeminli tanıkların beyanları, doktor raporları içeriği ve tüm dosya içeriğinden anlaşılmıştır. Her ne kadar katılan sanıklar Naif, [G. ve ] ayrıntılı dilekçelerinde olayın basit bir yaralama olmayıp önceye dayalı sistemli bir hareket olduğu, işkence ve eziyet kapsamında sayılması gerektiği söylemiş iseler de, olayın gelişimi dikkate alındığında anlık bir hadise olduğu tartışmanın büyümesi ile gelişmiş basit bir yaralama hadisesi olduğu kanaatine varıldığından işkence veya eziyet boyutu bulunmadığı anlaşıldığından basit yaralama ve zor kullanmada sınır aşımı niteliğinde kabul... [edilmiştir.]" Başvurucu ve diğer hükümlü sanıklar tarafından temyiz edilen mahkûmiyet ve ceza verilmesine yer olmadığına dair karar Yargıtay Ceza Dairesinin 4/11/2014 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu ve diğer hükümlüler tarafından HAGB kararlarına karşı yapılan itiraz da Bolu Ağır Ceza Mahkemesince 31/12/2014 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesine Yapılan Bireysel Başvuruyla İlgili Süreç Başvurucu, anılan soruşturma konusunda 3/2/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 11/9/2019 tarihinde insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir (Naif Bal (2), B. No: 2015/2465, 11/9/2019, §§ 56-74), bununla birlikte kamera kayıtlarının toplanması yönünden etkili soruşturma ilkelerini zedeleyen bir hususun saptanmadığını belirtmiştir. Ayrıca tanık beyanlarının taraflı olduğu yönündeki iddianın soruşturmanın etkililiği üzerinde bir tesiri bulunmadığını kabul etmiştir. İhlal kararının ilgili kısmı şöyledir: "... Somut olayda infaz ve koruma memuru E.Ö., F.B., E.A.,, İ., ve A.K.nın zor kullanma yetkisinde sınırın aşılması suretiyle basit yaralama eyleminden adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve HAGB'ye karar verildiği, haklarında bir disiplin cezasına da hükmedilmediği anlaşılmaktadır. Soruşturma yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğünü oluşturduğundan yargılamanın nihai olarak mutlaka belli bir ceza türüyle sonuçlanması gerektiği söylenemeyecek olmakla birlikte mahkemelerin hukuku, sanıkların fiilen cezasız kalmalarını sağlayacak şekilde uyguladıklarının tespiti hâlinde soruşturmanın etkinliğinin sağlanamadığı sonucuna varılabilecektir. Somut olayda yürütülen yargılamada infaz ve koruma memurlarının kuvvet kullanımı konusunda sahip oldukları yetkileri aştıkları tespit edilmiş ancak sorumluların fiilleriyle ve meydana gelen yaralanmayla orantılı bir yaptırıma hükmedilmemiş, soruşturmanın etkinliğinin sağlanmasının koşullarından biri olan sorumluların fiilleriyle orantılı ceza almaları koşulu yerine getirilmemiştir. Bu durumda somut olayda Mahkemenin HAGB kurumunu cezasızlık sonucu doğuracak ve sorumluların fiilleriyle orantılı ceza almaları koşulunun yerine getirilmesine engel olacak şekilde uyguladığı anlaşıldığından insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı kapsamında etkili soruşturma usul yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Yargılama sonucunda başvurucu açısından yeterli giderim sağlanamadığı dikkate alındığında başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalktığından bahsedilmesine olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle her ne kadar derece mahkemelerinin kararlarıyla devletin negatif yükümlülüğüne aykırı olacak şekilde başvurucunun yaralandığı tespit edilmiş ise de başvurucunun mağdur statüsünün devam ettiği anlaşıldığından insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun da ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır...." Yeniden Yargılama Süreci Anayasa Mahkemesinin anılan ihlal kararı 10/10/2019 tarihinde Bolu Asliye Ceza Mahkemesine bildirilmiştir. Buna bağlı olarak Bolu Asliye Ceza Mahkemesince (Ceza Mahkemesi) 25/11/2019 tarihinde düzenlenen tensip zaptıyla birlikte yeniden yargılama yapılmasına başlanmıştır. Yargılama sonunda 7/1/2020 tarihinde infaz ve koruma memurları E.Ö., F.B., E.A. ve İ.nin zor kullanma yetkisinde sınırı aşmak suretiyle basit yaralama eyleminden 100 gün karşılığı 000 TL adli para cezasına mahkûmiyetlerine kesin olarak karar verilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:"... [T]artışmanın büyümesi ile infaz koruma memurları [E., A., F. ve E.nin] hükümlüler Naif, [ ve yi] BTM ile iyileşecek şekilde dövdükleri kanaatine varılmıştır. Yine bu olay sırasında sanık [İ.nin] Naif'e, Sanık [A.nın da G.ye] vurarak basit şekilde yaraladıkları sanıkların savunmaları, müştekilerin beyanları, yeminli tanıkların beyanları, doktor raporları içeriği ve tüm dosya içeriğinden anlaşılmıştır. Her ne kadar katılan sanıklar Naif, [G. ve ] ayrıntılı dilekçelerinde olayın basit bir yaralama olmayıp önceye dayalı sistemli bir hareket olduğu, işkence ve eziyet kapsamında sayılması gerektiği söylemiş iseler de, olayın gelişimi dikkate alındığında anlık bir hadise olduğu tartışmanın büyümesi ile gelişmiş basit bir yaralama hadisesi olduğu kanaatine varıldığından işkence veya eziyet boyutu bulunmadığı anlaşıldığından basit yaralama ve zor kullanmada sınır aşımı niteliğinde kabul edilmiştir.Sanıklar hakkında daha evvel hükmün açıklanmasının geri bırakılması karar verilmişse de İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlaline sebebiyet verilmemesi için Anayasa Mahkemesinin başvuru numarası 2015/2465 nolu başvuru üzerine verdiği 11/09/2019 tarihli kararı göz önüne alınarak sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiştir." Anılan kararı 7/1/2020 tarihli duruşmada öğrenen başvurucu 3/2/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) (Ek fıkra: 31/3/2005 – 5328/4 md.) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle:12/5/2022-7406/3 md.) Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı altı aydan az olamaz.(3) Kasten yaralama suçunun;...c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,...İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında, ... artırılır." 5237 sayılı Kanun'un "Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması " kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." Ayrıca ilgili hukuk için bkz. Memduh Yılmaz ve Naciye Yılmaz, B. No: 2018/36717, 7/10/2021, §§ 16-28; Edip Elma ve diğerleri, B. No: 2015/14826, 18/4/2019, §§ 27- | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/6966 | Başvuru, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada sanıklara fiilleriyle orantılı ceza verilmemesi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, sözleşme feshi nedeniyle açılan alacak davasında hukuka aykırı karar verilmesi ve makul sürede yargılamanın tamamlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 10/9/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Şirket, çimento fabrikası olan bir başka firma ile ham madde (kalker, kil) sağlanması konusunda sözleşme imzalamıştır. Sözleşmenin tarafı olan diğer şirket, sözleşmeyi 6/3/2009 tarihli ihtarname ile feshetmiştir. Başvurucu Şirket, feshin haksız olduğunu ileri sürerek tahsil edemediği istihkaklardan kaynaklı alacakları ve yoksun kalınan kâr için 7/4/2009 tarihinde İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde alacak davası açmıştır. Mahkeme konuya ilişkin olarak bilirkişi incelemesi yaptırmış ve taraf itirazları üzerine ek bilirkişi raporu düzenlettirmiştir. Bilirkişi raporu ve dosya içeriği uyarınca başvurucunun sözleşmede gösterilen yükümlülüklerini belirli yönlerden yerine getirmediği ve bu konuda sözleşmenin tarafı olan şirket tarafından uyarıldığının anlaşıldığı ifade edilmiştir. Bu bağlamda feshin haklı sebebe dayandığının görüldüğü belirtilerek başvurucunun sözleşme feshine kadar oluşan alacaklarını isteyebileceği ancak kârı talep edemeyeceği vurgulanmıştır. Sonuç olarak 000 TL istihkak alacağı yönünden davanın kabulüne, kâr mahrumiyetine ilişkin istem yönünden ise davanın reddine hükmedilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 27/10/2015 tarihli kararı ile hükmü onamış ve 24/7/2018 tarihli kararı ile de karar düzeltme istemini reddetmiştir. Başvurucu 24/7/2018 tarihinde nihai kararı tebellüğ etmesinin ardından 10/9/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/26004 | Başvuru, sözleşme feshi nedeniyle açılan alacak davasında hukuka aykırı karar verilmesi ve makul sürede yargılamanın tamamlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan zararların tazmin edilmemesi nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 7/12/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Birinci başvurucu, ikinci ve üçüncü başvurucunun müşterek çocuğu; dördüncü başvurucu ise başvuruya konu kazanın gerçekleştiği aracın sahibi ve şoförüdür. Bu araçta bulunan birinci başvurucu 30/6/2015 tarihi saat 12'de gerçekleşen trafik kazasında yaralanmıştır. Olay tarihinde düzenlenen Kaza Tespit Tutanağı'na göre kaza, yolda 140 cm uzunluğunda, 80 cm genişliğinde ve 10 cm derinliğinde çukur bulunması nedeniyle aracın bu çukura girerek savrulup takla atması sonucu gerçekleşmiştir. Anılan tutanakta; kazanın meydana gelmesinde yolun bakım ve onarımından sorumlu Ankara Büyükşehir Belediyesinin (İdare) yolda oluşan çukuru kapatmaması ve kaza yerinin etrafına uyarı işareti koymaması nedeniyle birinci derece kusurlu olduğu, aracı kullanan başvurucunun kusuru olmadığı yönündeki tespite yer verilmiştir. Balâ Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından dördüncü başvurucu hakkında taksirle yaralama suçu nedeniyle soruşturma yapılmış olup 14/7/2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir. Kararın gerekçesinde; tutanakta, dördüncü başvurucunun hız ayarlama kuralını ihlal etmesi nedeniyle birinci derece tali kusurlu olduğu ancak kazada yaralanan mağdurların bu kişiden şikâyetçi olmadıkları belirtilmiştir. 15/7/2016 tarihinde başvurucular vekili tarafından Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) İdare aleyhinde tam yargı davası açılmıştır. Dava dilekçesinde; trafik kazasının İdarenin hizmet kusuru nedeniyle meydana geldiği, kaza sonucunda birinci başvurucunun sol kolunun kırıldığı ve piyasa değeri yaklaşık 500 TL olan aracın hurda hâline gelerek 500 TL bedelle satılabildiği belirtilmiştir. Dilekçede; anılan sebeplerle birinci başvurucu yönünden 000 TL manevi tazminat, dördüncü başvurucu yönünden ise 000 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi talep edilmiştir. İdare vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde; kazanın gerçekleştiği yerin yakınında bulunan maden ocakları nedeniyle ağır tonajlı araçların bu yolu sıklıkla kullandığı, Büyükşehir Belediyesinin sınırlarının geniş olması nedeniyle yoldaki hasarın kısa sürede onarılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Anılan dilekçede ayrıca aracı kullanan başvurucunun hız sınırına uymadığının düşünüldüğü zira bu hız sınırına uygun şekilde araç kullanılması hâlinde söz konusu kazanın yaşanmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Mahkeme 26/3/2018 tarihinde maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 500 TL manevi tazminatın İdareden alınarak birinci başvurucuya verilmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; kazalı aracın 19/10/2015 tarihli satış sözleşmesine konu bedelinin 000 TL olduğu, 2013 yılı Ocak ayına ilişkin kasko değerinin ise 750 TL olduğu belirtilerek maddi tazminat talebinin hukuki şartlarının bulunmadığı belirtilmiştir. Anılan kararda; birinci başvurucu hakkındaki adli raporlarda kolunun kırıldığının belirlenmesi, yaşının küçük olması ve kaza sonucunda yaşadığı ızdırabın giderilmesi amacıyla manevi tazminat talebinin kısmen kabul edildiği belirtilmiştir. Başvurucular vekili ve İdare tarafından bu karara karşı kanun yoluna müracaat edilmiştir. Başvurucular vekilinin istinaf dilekçesinde; Mahkeme tarafından İdarenin ağır kusurlu olduğunun belirlenmesi ile kazalı aracın olayın öncesindeki ve sonrasındaki piyasa değerinin tespit edilmesini sağlamak amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırması gerektiği belirtilmiştir. Dilekçede; başvurucunun kolundaki kırığın etkilerinin devam ettiği, yaşının küçüklüğü nazara alındığında Mahkemece hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğu da vurgulanmıştır. İdare vekili tarafından sunulan istinaf dilekçesinde ise Mahkemenin yeterli inceleme yapmadan ve İdarenin kusurlu olduğuna ilişkin bir tespit olmadan manevi tazminat ödenmesine karar vermiş olmasının hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Daire) 26/9/2018 tarihli kararı ile Mahkemenin maddi tazminata ilişkin kararını onamış, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin kararını kaldırarak davanın bu talep yönünden de reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinde tutanağa atıfla kazaya konu aracın istiap haddinin beş kişi olduğu, buna karşın olay sırasında bu araçta dokuz kişi bulunduğu, aracın fennî muayene tarihinin 1/2/2014 tarihinde sona erdiği, araçta çocuklar için gerekli emniyet tedbirlerine uyulup uyulmadığının belirlenemediği ifade edilmiştir. Kararda, kazanın anılan sebeplerle gerçekleştiği belirtilerek dördüncü başvurucunun kusurlu olduğu sonucuna varıldığı vurgulanmıştır. Nihai karar 7/11/2018 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucular 7/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “İdari dava türleri şunlardır:...b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,...” 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür." 6098 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir." | Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/35626 | Başvuru, idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan zararların tazmin edilmemesi nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, tutuklu olan başvurucuya gelen veya başvurucu tarafından gönderilen mektupların Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne kaydedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkı kapsamındaki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu, nihai hükmü 24/2/2020 tarihinde öğrendikten sonra 31/3/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/14178 | Başvuru, tutuklu olan başvurucuya gelen veya başvurucu tarafından gönderilen mektupların Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne kaydedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkı kapsamındaki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 25/8/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu tarafından 30/4/2009 tarihinde Batman İş Mahkemesinde açılan işçi ve işveren ilişkisinden kaynaklanan alacak davasında İlk Derece Mahkemesinin 2/4/2013 tarihli hükmü ile kısmen kabule hükmedilmiş, bu hüküm Yargıtay Hukuk Dairesinin 16/6/2014 tarihli ilamı ile onanmış ve yargılama sona ermiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/14226 | Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, ilgili mevzuat uyarınca hak sahibi olarak tespit edilen depremzedelere kalıcı konut tahsis edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu nihai hükmü 29/3/2018 tarihinde öğrendikten sonra 27/4/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/13767 | Başvuru, ilgili mevzuat uyarınca hak sahibi olarak tespit edilen depremzedelere kalıcı konut tahsis edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru; terör örgütü üyesi olmak suçundan gözaltına alınıp uykusuz bırakıldıktan sonra fotoğraflar üzerinden zorla teşhis yaptırılmak suretiyle işkence ve kötü muamele yasağının, başka bir soruşturmada ifadesi alınan tanığın duruşmada dinlenmemesi suretiyle tanık sorgulama hakkının, örgüt faaliyeti ve amacı doğrultusunda gerçekleştirdiği bir eylemi bulunmadığı hâlde bilgisayarda kimin hazırladığı belli olmayan öz geçmiş formu ile şemanın delil olarak kullanılması suretiyle adil yargılanma hakkının, yargılamanın dokuz yıldan fazla süre devam etmesinden dolayı makul sürede yargılanma hakkının, şartları gerçekleşmesine rağmen 29/7/2003 tarihli ve 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu’nun uygulanmaması suretiyle ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 24/10/2013 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 9/11/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü 30/11/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 7/12/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 21/12/2015 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, başvuru konusu iddiaların gerçekleştiği ileri sürülen 2003 yılında İstanbul’da diş hekimliği yapmaktadır. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığının 2000/357 Hazırlık sayılı dosyası üzerinden Hizbullah terör örgütü ile ilgili olarak soruşturma başlatılmıştır. 17/1/2000 tarihinde Beykoz’da bulunan örgüte ait bir villaya yapılan operasyonda örgüt lideri H. öldürülmüş, iki örgüt üyesi sağ olarak ele geçirilmiş; yapılan aramada ele geçirilen bilgisayar, CD ve disketlere el konulmuştur. Bu olayla ilgili olarak İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 10/4/2000 tarihli ve 2000/537 hazırlık, E.2000/410 sayılı iddianamesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmış, dava Mahkemenin E.2000/112 sırasına kaydedilmiştir. Villada el konulan deliller üzerinde yapılan inceleme sonucunda başvurucu ile sanık K.nin terör örgütü ile bağlantısı tespit edilerek 2003 yılında İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 2003/2158 hazırlık sayılı dosyası üzerinden soruşturma başlatılmıştır. Örgüte karşı 17/1/2000 tarihinde gerçekleştirilen operasyonda ölü olarak ele geçirilen örgüt lideri H.nin bilgisayarında İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yapılan incelemede; i. “JPG/46/El Yazması Rap/7 098” başlıklı el yazısıyla yazılmış raporda, örgüt üyesi H.K.nin başvurucuya ait Karagümrük’teki diş kliniğine uğradığı, ii. “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34000-XLS” başlıklı belgede örgüt üyelerinin cinsiyeti, bağlı oldukları bölge ve kişiler, alan, cami, doğum yeri ve tarihi ile mesleklerinin yer aldığı listenin sırasında başvurucunun adının bulunduğu, iii. “JPG/46/El Yazması Rap/054/055/056/057/058/-059” adlarıyla kaydedilen “İSTANBUL DERS DÜZENİ/ARALIK-99”, “Emin.99” imzalı toplam altı sayfalık el yazısıyla yapılmış şemanın sayfasında başvurucunun yaşı ve doğum yerini içeren bilgilerin bulunduğu anlaşılmıştır. Başvurucu ve sanık K. hakkında İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 26/10/2003 tarihli ve 172222 sayılı fezlekenin sayfasında, örgüte karşı 17/1/2000 tarihinde gerçekleştirilen operasyonda ölü olarak ele geçirilen örgüt lideri H.nin bilgisayarında “JPG/46/El Yazması Rap/7 098” başlıklı el yazısıyla yazılmış raporda, örgüt üyesi H.K.nin başvurucu N.A.nın Karagümrük’teki diş kliniğine uğradığına dair bilgilerin bulunduğu el yazısının örgütün üst düzey yöneticilerinden İ.K.nin eli ürünü olduğuna dair İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarının raporu olduğu yazılıdır. Örgütün İstanbul sorumlularından E.Ö.F.R. kod adlı tanık Ö.B. hakkında İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 2001/1403 Hazırlık sayılı soruşturmasında kolluk aşamasında müdafii bulunmaksızın alınan 7/6/2001 tarihli ifadesinde örgüt içinde kendisinin bağlı olduğu İ.K.nin İstanbul Mardin Vakfı’nda tanıştığı örgütün Avrupa Yakası sorumlusu T.den üniversite öğrencilerinin raporlarını almasını istediğini, T.nin verdiği listede başvurucu N.A.nın da isminin bulunduğunu, bu kişilerle T.nin toplanıp ders yaptığını, başvurucu N.A.nın yirmi sekiz yaşlarında olduğunu, Zeytinburnu’nda dişçilik yaptığını, 2000 yılında Beykoz operasyonundan sonra örgütten ayrıldığını beyan etmiştir (Tanık Ö.B. hakkında İstanbul DGM’nin E.2001/213 sayılı dosyasında yasa dışı Hizbullah terör örgütüne üyelik suçundan kamu davası açılmış ancak anılan dosyayla ilgili olarak başvurucu tarafından herhangi bir belge sunulmamıştır). Tanık Ö.B.nin duruşmalarda beyanı alınmamıştır. Yapılan bu tespitler sonucunda başvurucu 22/10/2003 tarihinde saat 30’da Zeytinburnu’nda çalıştığı iş yerinde gözaltına alınmış, eşi G.A.ya gözaltına alındığı bilgisi verilmiştir. Başvurucun iş yerinde ve evinde aynı gün yapılan aramada herhangi bir suç unsuru bulunmamıştır. Başvurucunun gözaltına alınmadan önce muayene edilip edilmediğine dair Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kayıtları ile başvuru formu ve eklerinde bir rapor bulunmamaktadır. Başvurucunun 22/10/2003 tarihinde saat 00’te, 23/10/2003 tarihinde saat 10’da, 24/10/2003 tarihinde saat 12 ve 10’da, 25/10/2003 tarihinde saat 15’te Av. A.Y. ile görüştürüldüğüne dair tutanak düzenlenmiştir. 22/10/2003 tarihinde saat 00’de tutulan tutanakta başvurucuya müdafi isteme hakkının bulunduğu hatırlatılmış ancak başvurucu müdafi yardımından yararlanmak istemediğini söylemiştir. Başvurucu gözaltında bulunduğu sürede eniştesi S.B. ve kardeşi A.A. ile yüz yüze görüştürülmüştür. Başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun maddesindeki hakları hatırlatılmaksızın 24/10/2003 tarihinde “Fotoğraf Teşhis Tutanağı” adı altındabeyanları alınmıştır. Başvurucu kendisine gösterilen İ.K. isimli örgüt üyesiyle 1990 yılı sonlarında Fatih ilçesinde aynı evde kaldıklarını, diğer örgüt üyeleri A.T., A.K., H.A., N.G. ve Ö.B. isimli kişilerle derslerde, iftarlarda tanıştığını, H.A. isimli örgüt mensubuna öz geçmiş raporunu verdiğini, ders grubunun raporlarını da bu kişiye verdiğini ifade etmiştir. Başvurucu, gözaltından çıkarılırken İstanbul Adli Tıp Kurumunda 26/10/2003 tarihinde saat 00’de muayene edilmiştir. Yapılan muayenede başvurucunun vücudunda herhangi bir travmatik değişimin bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun gözaltına alındıktan sonra yaklaşık altı saat uyuyabildiğini söyleyerek uykusuzluk şikâyetini doktora söylediği kayıtlıdır. Başvurucu 25/10/2003 tarihinde kollukta ve Cumhuriyet Savcılığındaki 26/10/2013 tarihli sorguda müdafi ile birlikte yaptığı savunmalarında; i. Hizbullah terör örgütü ile hiçbir ilişkisinin bulunmadığını, üzerinde kendisine ait fotoğrafın bulunduğu öz geçmiş raporunda yer alan bilgilerin bir kısmının doğru, bir kısmının ise eksik olduğunu; öz geçmişi üzerine yapıştırılan fotoğrafın İstanbul’da öğrenci olması dolayısıyla burs almak için yaptığı müracaatlarda fotoğraf ve aile bilgilerinin yer aldığı öz geçmiş belgelerini verdiği özel vakıf ve derneklerden elde edilmiş olabileceğini, örgüt mensubu kimseye öz geçmiş ve fotoğraf vermediğini, ii. 17/1/2000 tarihinde örgüte ait Beykoz'da bulunan villada ele geçirilen “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT 99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34000-XLS” başlıklı dokümanın çözümünde belirtilen Ahmediye Camisi’nde A.B., Y., A.nın sorumluluğunu yapmadığını, aynı camide örgütsel görev alan A.A. ve H.T. isimli örgüt mensuplarının hiçbirisini tanımadığını, bu caminin nerede olduğunu dahi bilmediğini, iii. “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34003-XLS” başlıklı belgede Küçükpazar Camisi’nde örgüt mensubu olan K.nın sorumluluğunu yaptığına dair bilginin doğru olmadığını, iv. “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34000-XLS” başlıklı belgede belirtilen Piyalepaşa Camisi’nde K.G., N.G., Y.G., ve Zeki isimli örgüt üyeleri ile faaliyette bulunduğuna ilişkin bilginin yanlış olduğunu, v. 1/6/2001 tarihinde yakalanan örgütün üst düzey sorumlularından Ö.B.nin kollukta alınan 7/6/2001 tarihli ifadesinin beşinci ve sekizinci sayfalarında örgütün Avrupa Yakası öğrenci sorumlusu T.nin sorumluluğunda gerçekleştirilen örgütsel derslere katıldığı iddiasını kabul etmediğini, bu derslere katılanlardan sadece Harun isimli kişiyi akrabası olduğu için tanıdığını, T.yi de aynı ilçeden oldukları için tanıdığını, tanık Ö.B.nin ifadesinde kendisini detaylı olarak tarif ettiği yirmi sekiz yaşında, Mardinli,Zeytinburnu’nda diş hekimliği yaptığı şeklindeki beyanlarını kabul etmediğini; bu kişiyi tanımadığını, vi. Örgüt lideri H.nin bilgisayarında “JPG/46/El Yazması Rap/054/055/056/057/058/-059” adlarıyla kaydedilen “İSTANBUL DERS DÜZENİ/ARALIK-99”, “Emin.99” imzalı toplam altı sayfalık el yazması şemanın sayfasında örgüt mensubu A.Y.ye bağlı olarak faaliyet göstereceğine ilişkin iddianın da gerçek dışı olduğunu, adı geçen kişiyi tanımadığını, vii. “JPG/46/ El yazması Rap/-098” adıyla kaydedilmiş “99 Emin” imzalı el yazısıyla yazılmış raporda geçen kendisinin memleketi ve Karagümrük’te diş hekimi olduğuna dair ilgili bilgilerin doğru olmadığını, Karagümrük’te hiç çalışmadığını, viii. 24/10/2003 tarihli teşhis tutanağında adı geçen örgüt mensubu olduğu söylenen kişilerden sadece H.A.yı dayısının oğlu olması nedeniyle tanıdığını, diğer beş kişiyi tanımadığını, tutanağı ne zaman okuyup imzaladığını hatırlamadığını ancak tutanaktaki imzanın kendisine ait olduğunu, ix. Gözaltında kaldığı dört günlük süre içinde yaklaşık altı saat uyuduğunu, fotoğraf teşhis tutanağının kendisine okumadan imzalatılmış olabileceğini, gerçek dışı bir tutanak olduğunu, Terörle Mücadele ŞubeMüdürlüğünde gözaltında kaldığı süre boyunca herhangi bir fiziksel baskıya maruz kalmadığını ancak psikolojik yönden baskı gördüğünü söylemiş; duruşmada da bu savunmalarını tekrar etmiştir. İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 11/11/2003 tarihli ve 2003/2158 soruşturma, E.2003/1191 sayılı iddianamesi ile başvurucu N.A. ve sanık K. hakkında yasa dışı silahlı Hizbullah terör örgütü üyesi olmak suçundan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin ikinci fıkrası ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun maddesi uyarınca İstanbul DGM’ye kamu davası açılmıştır. İddianamenin başvurucuyla ilgili kısımları şöyledir:“17/1/2000 günü İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yasa dışı Hizbullah Terör Örgütü’ne yönelik olarak başlatılan operasyon çerçevesinde silahlı Terör Örgütü’nün lideri olarak bilinen H.nin ölü olarak ele geçirildiği, Beykoz ilçesi adresinde bilgisayar, CD ve disketlerin ele geçirildiği, bahsi geçen bilgilerin hard disk yoluyla kontrol edildiğinde;Sanık N.A.nın (başvurucu); ”Albüm” adıyla kaydedilmiş olan dosyada fotoğraflı özgeçmiş raporunun bulunduğu, “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34000-XLS” “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34003-XLS” “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34000-XLS” isimleri ile kaydedilmiş olan dosyalarda, “N.A.nın 1999 yılında Piyalepaşa Camisi’nde faaliyet gösterdiği, sorumlusunun Ö.B. olduğu, ayrıca N.A.nın Küçükpazar Camisinde faaliyet gösteren K. ile Ahmediye Camisi’nde faaliyet gösteren A.B. Y. ve A. isimli kişilerin sorumluluğunu yaptığı, “JPG/46/El Yazması Rap/054/055/056/057/058/-059” adlarıyla kaydedilmiş olan 6 sayfalık el yazısı şemanın sayfasında N.A.nın isminin geçtiği, bu şemada N.A.nın A.Y.’ye bağlı olarak faaliyet göstereceğinin belirtilmiş olduğu, JPG/46/ El yazması Rap/-098” adıyla kaydedilmiş “99 Emin” imzalı el yazısı raporun sonunda “H.K. ile ilgili yeni bir gelişme yok. Notlarından okuduğumdan kadarıyla N.A. (26, D…)’nın Karagümrük’teki diş kliniğine uğruyor” şeklindeki notun bulunduğu, Yine İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesine Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2001/1403 hazırlık, 2001/779 Esas sayılı iddianameyle hakkında TCK’nın 168/2 … maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılan sanık Ö.B.nin emniyette vermiş olduğu ifadesinin sayfasında “Avrupa Yakası’nda faaliyet yürüten üniversite öğrencileri bölümünün sırasında N… isimli 28 yaşlarında …’lı Zeytinburnu’nda dişçilik yapar, sırada bulunan H… isimli örgüt mensubunun akrabasıdır. Beykoz operasyonundan sonra örgütten ayrıldı” şeklinde beyanda bulunduğu, bu suretle sanık N.A.nın yasa dışı silahlı Hizbullah Terör Örgütü üyesi olduğu, …” Başvurucu; İstanbul DGM’ye vermiş olduğu 22/1/2004 tarihli dilekçeyle Hizbullah terör örgütüyle bağlantısının olmadığını, buna rağmen Beykoz baskınında örgütten ele geçirilen belgelerde adının geçmesi ve öz geçmiş raporunun bulunmasına anlam veremediğini belirterek 29/7/2003 tarihli ve 25191 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu’ndan faydalanma talebinde bulunmuştur. Başvurucunun örgüt üyesi olmadığını, iddianamede belirtilen isimlerde İstanbul’da cami bulunmadığını ileri sürmesi üzerine Mahkemenin talebi sonucunda İstanbul Müftülüğünün 28/12/2004 tarihli ve 10350 sayılı yazısıyla İstanbul ilinde Piyalepaşa ve Küçükpazar isimli camilerin bulunmadığı ancak Beyoğlu ilçesinde Küçükpiyale isimli caminin, Fatih ve Üsküdar ilçelerinde Ahmediye isimli iki caminin bulunduğu bildirilmiştir. Beyoğlu Küçükpiyale Cami, Fatih Ahmediye Cami ve Üsküdar Ahmediye Cami imam hatipleri tanıklar ÖY., N.Ö.ve H.Ç.nin 12/10/2005 tarihinde Mahkeme tarafından ifadeleri alınmış; tanıklar sanıkları tanımadıklarını beyan etmişlerdir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemenin 12/10/2005 tarihli ve E.2003/302, K.2005/404 sayılı birleştirme kararı ile başvurucu hakkında açılan kamu davası, Beykoz operasyonu sonucunda İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine açılan E.2000/112 sayılı dosya ile birleştirilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda 16/2/2012 tarihli ve E.2000/112, K.2012/16 sayılı kararla başvurucunun atılı suçtan 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:“…Sanık N.A.nın 22/10/2003 tarihinde Zeytinburnu'nda yakalandığı, sanığın 24/10/2003 tarihli teşhis tutanağında 1990 yılında İ.K. ile Fatih'te aynı evde kaldıkları ve Hizbullah Örgütü üyesi olduklarını bildiğine dair teşhis tutanağı, terör örgütünün lideri H.nin ölü olarak ele geçirildiği evde ele geçen bilgisayar, CD ve disketlerde, “Albüm” adıyla kaydedilmiş olan dosyada fotoğraflı öz geçmiş raporunun bulunduğu, 3 ayrı excel dosyasında “N.A.nın 1999 yılında Piyalepaşa Camisi’nde faaliyet gösterdiği, sorumlusunun Ö.B. olduğu,ayrıca, N.A.nın Küçükpazar Camisinde faaliyet gösteren B. ile Ahmediye Camisi’nde faaliyet gösteren A.B., Y. ve A. isimli kişilerin sorumluluğunu yaptığı” şeklinde bilgilerin kayıtlı olduğu, “JPG/46/El yazması Rap/054/055/056/057/058-059 adlarıyla kaydedilmiş olan (6) sayfalık el yazısı şemasının sayfasında N.A. isminin geçtiği, bu şemada N.A.nın A.Y.’ye bağlı faaliyet göstereceğinin belirtilmiş olduğu, “JPG/46/EI Yazması Rap/-098” adıyla kaydedilmiş olan “99 Emin” imzalı el yazısı raporun sonunda “H.K. ile ilgili yeni bir gelişme yok. Notlarından okuduğum kadarıyla N.A. (26, D…)'nın Karagümrük'teki diş kliniğine uğruyor” şeklindeki notun bulunduğu, Ö.B. 07/06/2001 tarihli kolluk ifadesinde sanığın Mardin'li olup Zeytinburnu'da dişçilik yaptığını ve örgüte yönelik Beykoz Operasyonu sonrasında örgütten ayrıldığına dair beyanı, “.059” başlıklı Emin (k) İ.K. tarafından yazıldığı anlaşılan örgütsel belgede sanığın isminin “İstanbul Ders Düzeni” şemada yer aldığı, sanığın örgüte sunduğu fotoğraflı öz geçmiş raporu ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın yasa dışı Hizbullah Terör Örgütü’nün üyesi olduğu anlaşıldığından, eylemine uyan ve lehe olan 5237 sayılı TCK.nun 314/2 ve 3713 sayılı Yasanın maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.…Sanıklar …, N.A. ve K. etkin pişmanlık yasasından faydalanmak istediklerine dair beyanda bulunup dilekçe ibraz etmişler ise de, bir kısım sanıkların 4959 sayılı Yasa’nın maddesi gereğince örgütü sevk ve idare eder konumunda oldukları ve kovuşturma aşamasında inkara yönelerek önceki beyanlarını ve suçlamayı reddettikleri, bir kısmının da terör örgütü içindeki konum ve faaliyetleriyle ilgili uyumlu ve örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli ya da örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermedikleri ve kovuşturma aşamasında inkara yöneldikleri anlaşıldığından, bu sanıklar hakkında 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu ve 5237 sayılı TCK.nun maddesinden yararlanma taleplerinin koşulları oluşmadığından reddine karar vermek gerekmiştir.…” Başvurucu tarafından yapılan temyiz üzerine dosya Yargıtay Ceza Dairesinin 15/5/2013 tarihli ve E.2013/63, K.2013/7322 sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi, hükmü başvurucu yönünden onanarak kesinleşmiştir. Yargıtay ilamını 25/9/2013’te İlk Derece Mahkemesi Kaleminden öğrendiğini ifade eden başvurucu 24/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 765 sayılı mülga Kanun’un maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:“Cemiyet ve çetenin sair efradı beş seneden on seneye kadar ağır hapisle cezalandırılır.” 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Silahlı örgüt” kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:“ (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.” 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un “Temyiz ve karar düzeltme” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Bölge adliye mahkemelerinin, 2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır…” 1412 sayılı mülga Kanun’un “Yakalananın veya sanığın müdafi seçimi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(Değişik: 18/11/1992 - 3842/14 md.) Yakalanan kişi veya sanık, soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisi varsa o da yakalanana veya sanığa bir müdafi seçebilir.Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacak sorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafi hazır bulunabilir. Cumhuriyet Savcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmak üzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin, yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.” 1412 sayılı mülga Kanun’un “Yasak sorgu yöntemleri” kenar başlıklı 135/a maddesi şöyledir:“(Ek: 18/11/1992 - 3842/13 md.) İfade verenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veya ruhi müdahaleler yapılamaz.Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez.Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi delil olarak değerlendirilemez.” 1412 sayılı mülga Kanun’un “Suçların ihbarı” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Suçlara dair ihbarlar, şifahi veya yazılı olarak Cumhuriyet Müddeiumumiliğine, zabıta makam ve memurlarına ve sulh hâkimlerine yapılabilir.Bu ihbarlar kanuni mercilere tevdi edilmek üzere vali, kaymakam ve nahiye müdürlerine de yapılabilir.Şifahi ihbarlar üzerine zabıt varakası tutulur.…” 1412 sayılı mülga Kanun’un “Bir suça muttali olan Cumhuriyet Müddeiumumisinin vazifesi” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şu şekildedir:“Cumhuriyet Müddeiumumisi ihbar veya herhangi bir suretle bir suçun işlendiği zehabını verecek bir hale muttali olur olmaz hukuku amme davasını açmağa mahal olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin hakikatini araştırmağa mecburdur.” 1412 sayılı mülga Kanun’un “Ağır ceza hükümlerinin tetkikinde duruşma” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Ağır cezaya mütaallik hükümlerde Temyiz Mahkemesi tetkikatını maznunun temyiz istidasındaki talebi üzerine veya dilerse resen duruşma icrası suretiyle yapar. Duruşma gününden maznuna veya talebi üzerine müdafiine haber verilir. Maznun duruşmada hazır olabileceği gibi kendisini vekaletnameyi haiz bir müdafi ile de temsil ettirebilir.Maznun mevkuf ise bizzat ispatı vücut etmek talebinde bulunamaz.” 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “İfade ve sorgunun tarzı” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur: …b) Kendisine yüklenen suç anlatılır. c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.…e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir. f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır. …i) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır…” 5271 sayılı Kanun’un “İfade alma ve sorguda yasak usuller” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.…(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez.(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.” 5271 sayılı Kanun’un “İhbar ve şikâyet” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir. (2) Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar veya şikâyet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.” 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmalı inceleme” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) On yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerde, Yargıtay, incelemelerini sanığın veya katılanın temyiz başvurusundaki istemi üzerine veya re'sen duruşma yoluyla yapar. Duruşma gününden sanığa, katılana, müdafi ve vekile haber verilir. Sanık, duruşmada hazır bulunabileceği gibi, kendisini bir müdafi ile de temsil ettirebilir.(2) Sanık, tutuklu ise duruşmaya katılmak isteminde bulunamaz.“ Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/2/2008 tarihli ve E.2007/9-230, K.2008/23 sayılı kararı şöyledir:“…Ancak uyuşmazlığın esasına geçmeden önce, ilk hükmün duruşmalı inceleme istemiyle temyiz edilmesi ve Özel Dairece de bu konuda olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmaması nedeniyle, duruşmalı inceleme koşullarının değerlendirilmesi gerekmektedir.5320 sayılı CYY’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın maddesi uyarınca halen bir kısım hükümleri uygulanma olanağına sahip bulunan, 1412 sayılı CYUY’nın maddesinde duruşmalı incelemenin koşulları düzenlenmiş olup, anılan hükümde; “Ağır cezaya müteallik hükümler” ibaresi kullanılmış, anılan ibare 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlükten kaldırılmış bulunan 1412 sayılı CYUY’nın maddesindeki “ağır ceza işlerinden maksat, ölüm ve ağır hapis ve on seneden fazla hapis cezasını gerektiren cürümlere ilişkin davalardır.” hükmü doğrultusunda yorumlanarak, duruşmalı incelemenin koşulları belirlenmiş, 1 Haziran 2005 tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’da ağır-hafif hapis ayrımının kaldırılması ve maddeye benzer bir hükme 5271 sayılı CYY’da yer verilmemesi nedeniyle konu yeniden tartışılmış,Bir kısım Dairece, anılan hükmün, Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına giren suçları işaret ettiği kabul edilerek, 5235 sayılı Yasanın maddesindeki düzenleme doğrultusunda uygulama yapılmış,Bir kısım Dairece de, duruşmalı incelemeyi düzenleyen 5271 sayılı CYY’nın maddesindeki “on yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümler…” ibaresi esas alınmak suretiyle uygulama yapılmıştır.1412 sayılı CYUY’nın maddesindeki düzenleme her iki uygulamaya da haklılık verebilecek nitelikte ise de, Yasa koyucunun amacı gözetildiğinde ve 5271 sayılı CYY’nın hiçbir ayrıksı durum belirtilmeksizin tüm hükümleriyle yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemelerinin henüz kurulmaması nedeniyle, bazı hükümleri uygulama olanağına kavuşmamış ise de, 5271 sayılı CYY’da doğrudan uygulanabilir nitelikte hükmün bulunması halinde, bu hükmün uygulamada dikkate alınması gerekmesi karşısında, 1412 sayılı CYUY’nın maddesinin, 5271 sayılı CYY’nın maddesi ile birlikte yorumlanarak, on yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerin diğer koşulların varlığı halinde duruşmalı incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış, duruşmalı inceleme koşullarının bulunmadığı bir ahvalde bu konuda Özel Dairece bir değerlendirme yapılmamış olmasının hükmün esasını incelemeye engel teşkil etmeyeceği oybirliğiyle kararlaştırılmak suretiyle işin esasına geçilmiştir.…” | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/8130 | Başvuru, terör örgütü üyesi olmak suçundan gözaltına alınıp uykusuz bırakıldıktan sonra fotoğraflar üzerinden zorla teşhis yaptırılmak suretiyle işkence ve kötü muamele yasağının, başka bir soruşturmada ifadesi alınan tanığın duruşmada dinlenmemesi suretiyle tanık sorgulama hakkının, örgüt faaliyeti ve amacı doğrultusunda gerçekleştirdiği bir eylemi bulunmadığı hâlde bilgisayarda kimin hazırladığı belli olmayan öz geçmiş formu ile şemanın delil olarak kullanılması suretiyle adil yargılanma hakkının, yargılamanın dokuz yıldan fazla süre devam etmesinden dolayı makul sürede yargılanma hakkının, şartları gerçekleşmesine rağmen 29/7/2003 tarihli ve 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu’nun uygulanmaması suretiyle ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, haksız olarak tutuklama kararı verilmesi, kanuni gözaltı süresinin aşılması, gözaltına alınırken yasal hakların hatırlatılmaması nedenleriyle özgürlük ve güvenlik hakkının; yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması, yargılamanın sonucunun adil olmaması, dosyaya erişim kısıtlandığından savunma hakkının kullanılamaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının; protesto eyleminden ötürü terör örgütü üyeliğinden mahkûm olunması ve örgüt propagandası yapma suçundan açılan davada ise kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesi nedenleriyle ifade özgürlüğünün; etnik kökenden dolayı ayrımcılığa maruz kalınması nedeniyle de kanun önünde eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru, 2/8/2013 tarihinde İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvurucular, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânlarının bulunmadığını belirterek adli yardım isteminde bulunmuşlardır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/12/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri, Adalet Bakanlığının (Bakanlık) görüş yazısı ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Diyarbakır ilinde görülen ve kamuoyunda KCK davaları olarak bilinen yargılamalarda ana dilde savunma yapma imkânı verilmemesini protesto etmek amacıyla bir grup şahıs 2/11/2010 tarihinde İzmir ili Menemen ilçesinde saat 00 sıralarında bir eylem gerçekleştirmişlerdir. Anılan olayla ilgili olarak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştır. Meydana gelen bu olaya ilişkin olarak saat 00 sıralarında sekiz polis memurunun imzasını taşıyan 2/11/2010 tarihli olay tutanağı düzenlenmiş; anılan olay tutanağında, eyleme katılan şahısların tespit edilemediği, gecenin karanlığından faydalanarak güvenlik görevlilerinden kaçmayı başardıkları belirtilmiştir. Anılan olaya ilişkin olarak 2/11/2010 tarihinde saat 45’te tespit tutanağı düzenlenmiştir. Tespit tutanağında eyleme katılan şahısların 25-30 kişi olduğu ve başvurucuların da bu şahıslar arasında bulunduğu belirtilmiştir. Bu tutanakta olay esnasında PKK terör örgütü lehine yapılan propaganda ve atılan sloganlardan bahsedilmiştir. Aynı olayla ilgili olarak saat 10’da düzenlenen başka bir tespit tutanağında ise molotof kokteylli ve havai fişekli saldırıda bulunan grup içerisinde Menemen ilçesi Asarlık bölgesinde ikamet eden ve bu bölgede daha önce yapılan basın açıklaması ve protesto gösterisi eylemlerine katıldıklarından dolayı polis tarafından bizzat tanınan şüpheliler Y., A.A., Sinan Ekmekçi, Y.Y. ve Ersin Ekmekçi isimli şahısların görüldüğü ifade edilmiştir. Bu arada İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin 23/11/2010 tarihli ve 2010/642 Değişik İş sayılı kararı ile başvurucuların ikamet adreslerinde arama yapılmasına ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine istinaden soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına karar verilmiştir. Anılan karara yapılan itiraz reddedilmiştir. İddialarına göre başvurucular, 24/11/2010 tarihinde gözaltına alınırken kendilerine hakları hatırlatılmamış ve yöneltilen suçlamalar bildirilmeden Emniyet Müdürlüğüne götürülmüşlerdir. 25/11/2010 tarihinde Emniyet Müdürlüğünde ve 26/11/2010 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığında müdafileri huzurunda savunmaları alınan başvurucular tutuklama istemiyle 26/11/2010 tarihinde Mahkemeye sevk edilmişlerdir. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi aynı tarihte 2010/37 Sorgu sayılı kararıyla PKK terör örgütüne üye olma suçundan başvurucuların tutuklanmalarına karar vermiştir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 24/2/2011 tarihli ve E.2011/72 sayılı iddianamesiyle “tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma, genel güvenliği tehlikeye sokacak şekilde patlayıcı madde kullanma, silahlı terör örgütüne üye olma ve memura etkin direnme” suçlarından başvurucular hakkında aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Anılan iddianame Mahkemece 28/2/2011 tarihinde kabul edilmiş ve tensiple birlikte başvurucuların tutukluluk hâllerinin devamına karar verilmiştir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 14/11/2011 tarihli ve E.2011/337 sayılı iddianamesi ile “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan başvurucu Sinan Ekmekçi hakkında açılan kamu davası da bu dava ile birleştirilmiştir. 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir. Anılan Kanun ile kamuoyunda “özel yetkili” olarak adlandırılan mahkemeler kapatılmıştır. Aynı Kanun’un geçici maddesinin (4) numaralı fıkrasında bu mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar aynı mahkemelerce bakılmaya devam olunacağı, bu davalarda yetkisizlik veya görevsizlik kararı verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin 5/10/2012 tarihli ve E.2011/61, K.2012/256 sayılı kararı ile başvuruculardan Ersin Ekmekçi hakkındaki “terör örgütünün propagandasını yapma” suçundan açılan davanın kovuşturmasının ertelenmesine karar verilmiştir. Başvurucular isnat edilen “kasten genel güvenliği tehlikeye sokma” suçu “etkin direnme” suçu kapsamında görülerek bu suçtan ayrıca ceza verilmemiş, diğer suçlardan ise başvurucuların mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Ersin Ekmekçi hakkında verilen kovuşturmanın ertelenmesi kararına itiraz edilmemiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir: “… 2010 günü saat: 00 ile 00 sularında Menemen ilçesi Asarlık beldesi Gölcük Mahallesi 406 Sokak yan kısmında bulunan ve belediye tarafından yeni açılmış olan park içerisinde, çoğunluğu çocuk ve gençlerin oluşturduğu yaklaşık 30 kişilik gurup toplanmıştır. Bölücü terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ı övücü tarzda “biji serok Apo, selam selam İmralı’ya bin selam, PKK halktır halk burada, v.b” şekilde slogan atmışlardır. Bu gurup, daha önceden hazırladıkları molotof kokteyli ve havai fişekler ellerinde bulunduğu halde Vali Kutlu Aktaş caddesine çıkarak bu caddeyi takiben Menemen belediyesi Asarlık Şube Müdürlüğü binasına gelmek üzere hareket edip, bu caddede beklemekte olan Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne ait (TOMA) toplumsal olayları müdahale etme aracına havai fişek ve molotof kokteyllerini ateşlemek suretiyle saldırmışlardır. Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde görevli polis memurlarının müdahalesi üzerine gurup tarafından çöp konteynırlarını yol üzerine yıkarak barikat kurulduktan sonra barikatın arkasında (TOMA) aracına ve görevli polis memurlarına Molotoflu, taşlı saldırılara devam etmişlerdir. Çevik Kuvvet personelinin devam eden müdahalesi sonucu saldırganlar ara sokaklara dağılarak izlerini kaybettirmişlerdir. Olay yerinde siyah bir poşet içerisinde yoğun şekilde yapıştırıcı ve benzin kokusu olan silindir teneke bidon ele geçirilmiştir. (KL:1 Dz.67’ deki olay tutanağı) Yukarıdaki anlatılan olayı gerçekleştikten sonra saat 23:45’ de …30 ve …..11 sicil nolu polis memurları tarafından olay özetlendikten sonra, PKK terör örgütü güdümünde Menemen ilçesinde gerçekleştirilen basın açıklamaları ve protesto gösterilerinden dolayı daha önceden tanıdıkları B. , O. Y., A. K., Y. , Ersin Ekmekçi, Sinan Ekmekçi, Ü. A., K., A. A. ve Y. Y.’nin görevli polis memurlarına ve (TOMA) aracına molotoflu ve havai fişekli saldırıyı gerçekleştiren gurup içerisinde yer aldıkları yönünde tespit tutanağı tanzim edildiği görülmüştür. (KL:1 Dz:69’ da tespit tutanağı) Aynı gün saat: 01:10’da yine yukarıda anlatılan olay sonrası …40 ve …18 sicil nolu polis memurları tarafından olay özetlendikten sonra (TOMA) aracı içerisinde görebildikleri kadarıyla molotof kokteyli ve havai fişekli saldırıda bulunan gurup içerisinde Asarlık bölgesinde ikamet eden ve bölgede daha önce yapılan basın açıklaması ve proteste gösterisi eylemlerine katıldıklarından dolayı bizzat tanıdıkları Y. , A. A., Sinan Ekmekçi, Y. Y. ve Ersin Ekmekçi isimli şahısların görüldüğü yönünde ikinci tespit tutanağı tanzim edildiği görülmüştür. (KL:1 Dz.78) Her iki tutanakta da sanıklar Sinan Ekmekçi, Ersin Ekmekçi, A. A., Y. ve Y. Y.’nin isimlerinin yer aldığı görülmektedir. 2011 günkü sanıklar Sinan Ekmekçi, Ersin Ekmekçi, A. A. ve Y. ’nin hazır bulundukları oturum sırasında tanık sıfatıyla dinlenilen, …40 sicil nolu polis memuru, olaya ilişkin tuttukları tutanak içeriğinin doğru olduğunu, eylemlerin huzurdaki sanıklar tarafından gerçekleştirildiğini, sanık Sinan Ekmekçi’nin elinde havai fişek, diğerlerinin elinde ise molotof kokteyli olduğunu, …18 sicil nolu polis memuru, tutanak içeriğinin doğru olduğunu, huzurdaki sanıklardan bir kısmını tanıdığını, bu sanıkların öncesinde de benzer olaylara katılmaları ve olay sırasında ışıklandırmanın yeterli olması sebebiyle teşhis edebildiğini, …30 sicil nolu polis memuru, tutanak içeriğinin doğru olduğunu, sanıkların ellerinde molotof kokteyli ve havai fişekler bulunduğun, olaydan uzun zaman geçtiği için huzurdaki sanıkların ne yaptıklarını tam olarak hatırlamadığını ifade etmişlerdir. … Sanıklar Sinan Ekmekçi, Ersin Ekmekçi, Y. Y. ve Y. ’nin 2010 günü İzmir ili Menemen ilçesi Asarlık beldesinde terör örgütünün propagandasına dönüşen yaklaşık 25-30 kişilik gurup tarafından gerçekleştirilen eyleme katıldıkları, buradan ellerinde molotof kokteyli ve havai fişek olduğu halde Vali Kutlu Aktaş Caddesinde Menemen Belediyesi Asarlı Beldesi Asarlık Şube Müdürlüğü yönüne doğru hareket ettikleri, orada bulunmakta olan Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne ait (TOMA) araca saldırdıkları, çöp konteynırlarını yol üzerine yıkarak barikat kurdukları ve buradan olaya müdahale etmek isteyen polis memurlarına, molotof kokteyli ve taşlarla saldırmak suretiyle engel oldukları, sanıkların bu şekilde üzerlerine atılı görevli memura etkin direnme ve patlayıcı madde bulundurma ya da nakletme eylemini gerçekleştirdikleri, Patlayıcı madde bulundurma ya da nakletme eyleminin TCK’nun 174 ve 3713 S.Y. nın 5/2 maddesine temas ettiği, Sanıkların, polis memurlarının görev yapmasına engel olmak amacıyla taş, Molotof kokteyli, havai fişek attıkları (cebir kullanarak), sübut bulan bu eylemin TCK’nun 265/1,3,4 ve 3713 S.Y. nın 5/ maddesine temas ettiği, Anlaşılmakla bu maddeler göre ceza tayini gerektiği sonucuna varılmıştır. Sanıklar Ersin Ekmekçi, Sinan Ekmekçi, A. A. ve Y. ’nin suç tarihinden önce başkaca katıldıkları eylemlere ilişkin haklarında düzenlenen iddianamelerden anlaşılacağı üzere bu tür eylemlere katılımları yönünde gösterdikleri devamlılık, gerçekleştirilen eylemlerin örgütsel-ideolojik eğitim ve motivasyon (dezenformasyon) olmaksızın işlenme ihtimalinin zayıf olması ve 2007 yılından itibaren terör örgütü PKK’nın KCK/TM olarak strateji değiştirip, terör örgütü üyesi olmanın sadece yurt dışı kamplarına katılıp burada ideolojik ve silah eğitimi almak, sonrasında kod adı alıp özgeçmiş vermekle değil, şehir, mahalle, üniversite gibi legal alanlarda örgütlenip, özellikle gençleri örgüte kazandırıp şiddete dayalı sokak eylemlerinde kullanarak toplumu terörize edip ülkeyi iç savaş ortamına sürükleyerek devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmanın hedeflendiği nazara alındığında sanıkların gerçekleştirdikleri eylemin terör örgütünün bu stratejik amacı ve çerçevesinde olduğu sonucuna varıldığından sanıkların terör örgütü KCK/TM nin gençlik yapılanması içerisinde (DYG-M) faaliyet yürüttükleri ve bu terör örgütüne üye oldukları sonucuna varılmış olup, eylemlerine temas eden TCK nun 314/2 ve 3713 S.Y. nın maddesi uyarınca ayrıca cezalandırılmaları yoluna gidilmiştir…” Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay Ceza Dairesi, 16/5/2013 tarihli ve E.2013/3517, K.2013/7760 sayılı ilamı ile Derece Mahkemesinin “patlayıcı madde bulundurma” ve “görevi yaptırmamak için direnme” suçlarıyla ilgili kararının onanmasına, “örgüt üyesi olma” suçundan verilen cezanın bozulmasına karar verilmiştir. Başvurucular 29/7/2013 tarihinde nihai karardan haberdar olmuştur. Bireysel başvuru 2/8/2013 tarihinde yapılmıştır.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“(1) Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda;…c) Silâhla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan, Kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır…” 5237 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“(1) Yetkili makamlardan gerekli izni almaksızın, patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeyi imal, ithal veya ihraç eden, ülke içinde bir yerden diğer bir yere nakleden, muhafaza eden, satan, satın alan veya işleyen kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Yetkili makamların izni olmaksızın, bu fıkra kapsamına giren maddelerin imalinde, işlenmesinde veya kullanılmasında gerekli olan malzeme ve teçhizatı ihraç eden kişi de aynı ceza ile cezalandırılır.(2) Bu fiillerin suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.” 5237 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.” 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir: a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa. b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa. ...” 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir. (2) (Değişik fıkra: 02/07/2012-6352 S.K./md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a) Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.” 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında; a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,…Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.” 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.” | Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/6068 | Başvuru, haksız olarak tutuklama kararı verilmesi, kanuni gözaltı süresinin aşılması, gözaltına alınırken yasal hakların hatırlatılmaması nedenleriyle özgürlük ve güvenlik hakkının; yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması, yargılamanın sonucunun adil olmaması, dosyaya erişim kısıtlandığından savunma hakkının kullanılamaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının; protesto eyleminden ötürü terör örgütü üyeliğinden mahkûm olunması ve örgüt propagandası yapma suçundan açılan davada ise kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesi nedenleriyle ifade özgürlüğünün; etnik kökenden dolayı ayrımcılığa maruz kalınması nedeniyle de kanun önünde eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun kurum idaresine hitaben yazdığı dilekçedeki ifadeleri nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 24/2/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, başvuru tarihinde terör suçundan hükümlü olarak Ankara 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmaktadır. Başvurucu, aynı Kurumda bulunan hükümlü arkadaşı A.S.nin iyi hâlli olmadığı değerlendirilerek koşullu salıverilmemesi üzerine Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne hitaben 5/5/2014 tarihli iki dilekçe yazmıştır. Anılan dilekçeler şu şekildedir:"Cezaevi Müdürlüğüne Ankara28/4/2014 tarihinde cezasını bitirip tahliye hakkı kazanan A.S. Arkadaşımızın tahliyesi idare gözlem kurulunca keyfi, maksatlı bir şekilde engellenmiş, bu durum pişmanlığı dayatmak için gayri ahlaki bir şekilde bir tehdit aracı gibi kullanılmıştır. Bu karar ve karara gerekçe yapılan hususlar nezdinde hepimize kimliksizleşme, apolitikleşme, nedamet getirme dayatılmakta ve arkadaşımız cezaevi idaresince yeniden yargılanarak yeni bir cezaya tabi tutulmuş olmaktadır. Arkadaşımızın iyi halli olmaması; yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmemesi, kurumda uygulanan iyileştirme programlarına katılmaması gibi gerekçelere dayandırılmıştır. O halde ben de idarece gerekçe gösterilen ölçülere göre iyi halli olmayı reddediyor, bu temelde idarenin iyileştirme programı maksadıyla düzenlediği başta futbol turnuvası olmak üzere tüm kurs etkinliklerini süresiz olarak protesto edip çıkmayacağımı, politik kimliğimize, kişiliğimize dönük maksatlı, art niyetli yaklaşımlarını terk etmediği sürece cezaevi idaresinin düzenleyeceği hiçbir kurs ve etkinliğe bundan sonra da katılmayacağımı deklare ediyorum. Gereğini bilginize sunarım.Cezaevi Müdürlüğüne AnkaraA.S. arkadaşımın tahliyesini engelleyen karara imza koymanızı eğitimci, öğretmen B.P., psikolog K.Y. ve sosyal çalışmacı K.İ.B. nin eğitimci veya sosyolog kimliğinizle bağdaştırmıyor, karardaki payınızdan dolayı sizi kınıyorum. Gereğinin yapılmasını bilgilerinize arz ederim." Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığı (Disiplin Kurulu) 23/5/2014 tarihinde, 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan dilekçedeki ifadeleri nedeniyle başvurucunun "1 ay süreyle bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma" disiplin cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Disiplin Kurulu başvurucunun dilekçelerinde Kurum görevlilerine karşı uygun olmayan, rencide edici ve suçlayıcı ifadeler kullanıldığının tespit edildiğini belirtmiştir. Söz konusu kararla başvurucuyla birlikte aynı Kurumda bulunan otuz sekiz hükümlü ve/veya tutuklu da aynı konuda Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne yazdıkları dilekçelerindeki ifadeleri nedeniyle ve aynı gerekçeyle anılan disiplin cezasıyla cezalandırılmışlardır. Başvurucu söz konusu karara karşı Ankara Batı İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) şikâyette bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği, başvurucuyla birlikte yirmi yedi hükümlü ve/veya tutuklunun şikâyetini reddetmiştir. İnfaz Hâkimliği; başvurucu ve diğer şikâyetçilerin şikâyet konusu dilekçelerinde Kurum görevlilerini kınadıklarını, görevleri ile yaptıkları işin bağdaşmadığından ve kendilerine pişmanlığın dayatıldığından bahsettiklerini belirterek Kurum görevlilerine karşı uygunsuz söz sarf ettikleri sonucuna ulaşmıştır. Başvurucu, İnfaz Hâkimliği kararına itiraz etmiştir. Ankara Batı Ağır Ceza Mahkemesi, İnfaz Hâkimliği kararının usul ve yasaya uygun olduğundan bahisle itirazı reddetmiştir. Ret kararı başvurucuya 26/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 24/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 5275 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Hükümlü hakkında kurumda, düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanır." 5275 sayılı Kanun’un maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi şöyledir:"(2) Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezasını gerektiren eylemler şunlardır:…e) Kurum görevlilerine karşı uygunsuz söz sarf etmek veya davranışta bulunmak.…" | İfade özgürlüğü | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/3370 | Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun kurum idaresine hitaben yazdığı dilekçedeki ifadeleri nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. İkinci başvurucu birinci başvurucunun eşi, beşinci başvurucu annesi diğer başvurucular ise kardeşleridir. Birinci başvurucu hâlsizlik şikâyeti ile 23/8/2008 tarihinde Elâzığ Fırat Üniversitesi Tıp Merkezi Hastanesi (Hastane) acil servisine başvurmuştur. Yapılan muayene sonrası sinüzit teşhisi konularak başvurucuya iğne yapılmıştır. Yapılan tıbbi müdahale sonrası başvurucu bacağında uyuşma ve ağrı şikâyetiyle ertesi gün aynı Hastaneye tekrar gitmiştir. Başvurucuya uygulanan tedavilere rağmen şikâyetleri geçmemiş ve anılan Hastanenin 16/9/2008 tarihli raporuyla enjeksiyon nörapatisi, siyatik sinir denervasyonu ve sağ düşük ayak teşhisi konulmuştur.A. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç Başvurucunun kendisine iğne yapan hemşire hakkında suç duyurusunda bulunması üzerine yapılan soruşturma sonucunda Elâzığ Asliye Ceza Mahkemesinde taksirle yaralamaya neden olmak suçundan dava açılmıştır. Yargılama sürecinde Yüksek Sağlık Şûrası tarafından 6/1/2012 tarihli rapor düzenlenmiştir. Anılan raporda yapılan enjeksiyon sonucu gelişen nörolojik tablonun tedavinin beklenebilecek bir komplikasyonu olduğuna ve hemşireye atfedilebilecek bir kusur bulunmadığına oyçokluğuyla karar verilmiştir. Karara katılmayan iki üye karşıoy gerekçesinde; gluteal bölgenin seçildiği kasiçi ilaç uygulamalarından sonra ortaya çıkan siyatik sinir yaralanmalarının genellikle akut olarak ortaya çıkan ve uygulayıcının dikkatsizlik ve özensizliğinden kaynaklanan bir uygulama kusuru olduğunu belirtmişlerdir. Bu çerçevede dikkatsizlik ve özensizliğin kalça kasları gelişmemiş veya zayıflamış olan özellikle yaşlı ve çocuk hastalarda uygulama yapmamak, uygun iğne boyunu seçmemek, verilen ilacın hacminin fazla olması veya siyatik sinire dönük yolda yapmak şeklinde olabildiği, bu kusurların biri veya birkaçının birlikte bulunabileceği vurgulanarak hemşirenin enjeksiyondan sonra ortaya çıkan sağ siyatik sinir yaralanmasında kusurunun bulunduğu ifade edilmiştir. Mahkeme anılan rapora dayanarak hemşirenin görevi gereği başvurucuya yaptığı tıbbi müdahalede kusur ve ihmalinin bulunmadığı, başvurucuda meydana gelen arazın oluşumunda sanığa kusur atfının mümkün görülmediği gerekçesiyle 5/6/2012 tarihinde beraat kararı vermiştir. Başvurucuların temyiz istemini Yargıtay Ceza Dairesi 19/11/2013 tarihinde kabul etmiş ve anılan kararın bozulmasına karar vermiştir. Bozma kararının gerekçesinde; Yüksek Sağlık Şûrasınca düzenlenen raporun ekinde yer alan karşıoy yazısına istinaden, Elâzığ İdare Mahkemesince alınan Adli Tıp Kurumunca tanzim edilen raporun getirtilerek, raporlar arasında çelişki bulunup bulunmadığının tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. B. Bireysel Başvuruya Konu Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç Başvurucu tıbbi müdahale nedeniyle uğradığı zararlarının tazmini için idare aleyhine Elâzığ İdare Mahkemesinde 7/8/2009 tarihinde tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde; iğnenin yarı yatık olarak ve acele biçimde birinci başvurucuya yapıldığı bu nedenle iğnenin sinire temas ettiği, birinci başvurucunun refleks göstermesine rağmen hemşirenin bu durumu dikkate almadığı belirtilmiştir. Birinci başvurucunun şikâyeti dillendirmesine rağmen ilgilenilmeyerek eve gönderildiği, ağrılarının geçmemesi üzerine ertesi gün Hastaneye tekrar gittiği, burada doktor tarafından iğnenin yanlış enjekte edildiğinin ikrar edildiği iddia edilmiştir. Birinci başvurucunun hatalı tıbbi müdahale sonucu bir ayağını kullanamadığı, tek başına ayakta duramadığı, düşük ayak teşhisinin konulduğu, 20 yaşında olan başvurucunun olay nedeniyle hayatının karardığı, özel sektördeki işine son verildiği, olayda sağlık hizmetini veren idarenin çalışanlarının açık kusurunun olduğu vurgulanmıştır. Birinci başvurucunun sakat kalmasında idarenin subjektif ve objektif kusurunun sabit olduğu belirtilerek maddi ve manevi zararların tazmini talep edilmiştir. Yargılama sürecinde Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu (ATK) tarafından, tıbbi belgeler ve yapılan muayene bulguları gözetilerek hazırlanan 31/8/2016 tarihli raporda; uygulanan enjeksiyon sonucu gelişen bulguların enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu ancak tıbbi belgelerde enjeksiyonun yanlış yere uygulandığına dair bir kayıt bulunmadığı vurgulanmıştır. Enjeksiyonun doğru bölgeye uygulanması hâlinde meydana gelebilecek ödem, hematom gibi durumların mekanik etkisiyle veya ilacın diffüzyon yolu ile toksik etkisiyle nöropatinin gelişebileceği değerlendirildiği, başvurucuda gelişen rahatsızlığın enjeksiyon uygulamalarının beklenebilir komplikasyonu olduğu ifade edilmiştir. Başvurucu anılan rapora itiraz dilekçesinde; ATK raporunun bilimsel açıklamalara dayanmadığı ve Yüksek Sağlık Şûrası raporundaki karşıoy gerekçesinde belirtilen tıbbi tespitler ile uyumlu olmadığını vurgulamıştır. Ayrıca raporun kusur sorumluluğuna dayandığını ancak tıbbi müdahale sonrası gelişen sakatlıkta kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın gideriminin gerektiğini belirtmiştir. Anayasa'nın maddesine göre idarenin her türlü eylem ve işleminden kaynaklanan zararlardan sorumlu olduğunu, bu düzenlemenin esasen kusursuz sorumluluğu işaret ettiğini, idarenin işlemi ve eylemi ile zarar arasında illiyet bağının kurulmasının idarenin sorumluluğu için yeterli olduğunu vurgulayarak bu kapsamda ATK'dan alınacak bir raporla başvurucunun iş gücü kaybının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme 2/2/2017 tarihinde ATK raporunu hükme esas alarak davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; sağlık hizmetinin içeriğinde hizmetten yararlanan için her zaman risk barındırdığı, bu nedenle de idari tazminat hukukunda normal kusurun değil tazmin için ağır kusur şartının arandığı belirtilmiştir. Enjeksiyon uygulamasının usulüne ve protokollere uygun şekilde gerçekleştirilmiş olması hâlinde dahi hasta üzerinde olumsuz etkilerinin ve komplikasyonların oluşması ihtimalinin tıbbi bir veri olarak kabul edildiği, bu aşamada böyle bir tıbbı verinin varlığında, teşhis ve tedaviyi protokole uygun şekilde yapan idareye kusur atfedilemeyeceği, ATK raporunda uygulamanın hatalı olduğuna yönelik bir verinin bulunmadığının bildirildiği, aynı kanaate ceza yargılamasında oyçokluğuyla ulaşıldığı vurgulanarak idarenin maddi ve manevi tazmin şartlarının bulunmadığı değerlendirmesine yer verilmiştir. Ayrıca başvurucunun olayın kusursuz sorumluluk ilkesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği iddiası ile Yüksek Sağlık Şûrası kararının iki üye tarafından imzalanan karşıoyunda belirtilen gerekçenin daha tıbbi ve açıklayıcı olması nedeniyle yeni bir değerlendirme yapılması için tekrar ATK'ya muayeneye gönderilmesine yönelik itiraz ve talepleri ile bilirkişi raporuna itirazlarının yerinde görülmediği belirtilmiştir. Başvurucu bilirkişi raporuna itirazındaki beyanlarını ve somut olayda kusursuz sorumluluk ilkesinin uygulanması gerektiği yönündeki iddiasını yineleyerek anılan kararı temyiz etmiştir. Danıştay Onbeşinci Dairesi 12/4/2017 tarihinde oyçokluğuyla reddedilen maddi tazminat bakımından davalı idare lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmının bozulmasına ve kararın diğer kısımlarının onanmasına hükmetmiştir. Karara muhalif kalan üye karşıoy gerekçesinde; birinci başvurucuda oluşan arazın uygulanan enjeksiyon sonucu geliştiği, yapılan enjeksiyondan önce herhangi bir sakatlığı bulunmayan birinci başvurucunun bu enjeksiyon sonucu sakatlandığının açık olduğunu vurgulayarak sunulan sağlık hizmetine kusur atfedilememesi nedeniyle uğranılan zarara başvurucunun katlanmasının beklenmesinin hukuken imkân bulunmadığını vurgulamıştır. Bu nedenle kusur sorumluluğu ilkesi çerçevesinde tazmin edilemeyen zararların yine idare hukukunun temel ilkelerinden birisi olan kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Nihai karar 12/12/2017 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiş olup başvurucular 11/1/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/2065 | Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, temyiz başvurusunun süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu şirket aleyhine kiracısı olduğu taşınmazın kira bedelini eksik ödediğinden bahisle kira farkı alacakları için icra takibi başlatılmıştır. Başvurucu icra takibine itiraz etmiş, itiraz üzerine taşınmazı kiraya veren kişi Bilecik Sulh Hukuk Mahkemesinde itirazın iptali davası açmıştır. Başvurucu, görevli yargı yerinin icra mahkemeleri olduğunu belirterek görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, ayrıca kira ödemelerinin düzenli yapıldığını eksik ödeme olmadığını belirterek haksız ve kötü niyetli takip başlatılması nedeniyle davacının kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesini talep etmiştir. Başvurucu aynı zamanda maddi manevi tazminat isteminde de bulunmuştur. Bu durumda başvurucu hem davalı hem karşı davacı sıfatıyla yargılamanın tarafı olmuştur. Bilecik Sulh Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 7/3/2018 tarihli kararla hem asıl dava hem karşı dava yönünden davanın reddine karar vermiştir. İstinaf istemi üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 25/2/2019 tarihli kararla asıl davanın kabulüne, itirazın iptaline; karşı davanın esastan reddine karar vermiştir. Asıl dava yönünden kesin, karşı dava yönünden temyiz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Anılan karar 25/3/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden 8/4/2019 tarihinde temyiz talebinde bulunmuş ve harcını aynı tarihte yatırmıştır. Mahkeme yazı işleri müdürlüğünce 11/4/2019 tarihinde evrak kayıt altına alınmıştır. Başvurucunun temyiz istemi ise Yargıtay Hukuk Dairesi tarafından 17/3/2020 tarihinde süre aşımı gerekçesiyle reddedilmiştir. Yargıtay kararının gerekçesinde; başvurucu vekiline 25/3/2019 tarihinde istinaf kararının tebliğ edildiği, temyiz dilekçesinin ise 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesinde öngörülen iki haftalık yasal süre geçirildikten sonra 11/4/2019 tarihinde verildiği ifade edilmiştir. Başvurucu nihai kararı 14/6/2020 tarihinde öğrendikten sonra 9/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/22819 | Başvuru, temyiz başvurusunun süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru; azınlık hakları ve kültürel haklar alanında yapılmış çalışmalar dolayısıyla alınan ölüm tehditleri ile ilgili olarak yapılan soruşturmanın makul sürede tamamlanmaması, delillerin yeterli şekilde araştırılmaması ve sanığın etkili bir şekilde cezalandırılmaması nedenleriyle yaşam hakkı ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 3/4/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler kapsamında ilgili olaylar özetle şöyledir: Dış politika ve insan hakları konularında akademik çalışmaları olan başvurucu, olay tarihi itibarıyla aynı zamanda ulusal çapta yayın yapan Radikal gazetesi ile Türkçe ve Ermenice olmak üzere iki dilde yayımlanan Agos gazetesinde yazardır. Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu üyeliği ile onun alt komisyonu olan Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Alt Komisyonu başkanlığı görevlerinde bulunan başvurucunun başkanlığını yaptığı çalışma grubu tarafından hazırlanan "Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu" 1/10/2004 tarihinde kabul edilmiştir. Başvurucu, bahsi geçen raporun kabulünden ve kamuoyuna ilan edilmesinden sonra resmî ve sivil kaynakların kendisine yönelik olarak saldırgan açıklamalarının ve sözlü saldırılarının hedefi hâline geldiğini iddia etmektedir. Başvurucu, bunların bir kısmını bireysel başvuru yoluyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önüne taşıdığını beyan etmektedir. 19/1/2007 tarihinde, başvurucunun da yazarlığını yaptığı Agos gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmiştir. Başvurucu; bu tarihten sonra kendisine yönelik tehditlerin arttığını, bunun sonucunda kendisine bir koruma görevlisi tahsis edildiğini ifade etmektedir. 30/5/2008 tarihinde Agos gazetesinin elektronik posta adresine Türk İntikam Tugayı (TİT) imzasıyla bir elektronik posta gönderilmiştir. Bu mesajda şu ifadeler yer almaktadır:"S:A o[...] ç[....]arı size bir haber vereceğim bilginiz olsun dedim. Hrantdan sonra yeni hedef Baskın Oran olacaktır. O pislik de ortadan kaldırılacaktır. Ermeni p[...]leri biz olduğunuz sürece rahat uyuyamıyacaklar. Siz merak etmişsinizdir biz kimiz diye biz...Türk İntikam TugayıZaman Yaklaşıyor...Ölüme az kaldı..Bekleyin geliyoruz..." Başvurucu, elektronik posta yoluyla aldığı ve yaşamına yönelik tehdit içeren bu mesaj nedeniyle 4/6/2008 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. 28/9/2008 tarihinde aynı elektronik posta adresine bu sefer TİT İstanbul Sorumluları ismiyle yeni bir mesaj daha gönderilmiştir. Bu mesajda aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:"İt [ç]ocukları sizin gibi köpekler bu ülkeyi terkedecek yoksa sonunuz kötü olur s[...] gidin ülkemizden..Bizi devlete şikayet ederek elinize bir şey geçmez...bakın hala dışardayız..Baskın p[...]de ortadan kaldıracağız.Soru başarır. İmkansız zaman alır (T.İ.T)" Başvurucu 8/10/2008 tarihinde bu mesajla ilgili olarak da suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucu, bu tarihten sonra aynı yıl içinde kendi elektronik posta adresine doğrudan gönderilmiş tehdit ve hakaret içerikli pek çok mesaj aldığını belirterek bireysel başvuru formuna bunlardan örnekler eklemiştir. 30/5/2008 tarihli mesajla ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, eylemi suç örgütlerinin isimlerini kullanarak tehditte bulunmak suçu olarak nitelendirmiş ve 8/10/2008 tarihinde, elektronik postanın gönderildiği Agos gazetesinin idare merkezinin İstanbul'da bulunduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek dosyanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 15/10/2009 tarihinde "...yapılan soruşturma sonucunda şikayetçiye tehdit içerikli e-mail mesajının [email protected] adresinden gönderildiğinin tespit edildiği ve gönderen sözkonusu e-posta adresinin Mersin'de bulunan şüpheliler [R.K.] ve [B.Ş.ye] ait olan bilgisayarlardan gönderildiği, Mersin Emniyet Müdürlüğünce yapılan çalışmalardan tespit edilmiştir. Şüphelilerin örgütsel konumları ile işledikleri eylemin 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 4 maddesi yollamasıyla 5237 sayılı TCK nun 106/2-d ve 3713 sayılı yasanın maddesi kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunun takdirinin suçun Mersin ilinde işlenmiş olması nedeniyle Başsavcılığınıza ait olduğu..." gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek dosyayı Adana Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı 11/1/2010 tarihli iddianamesiyle, şüphelilerden B.Ş.nin suç örgütlerinin isimlerini kullanarak tehditte bulunmak suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması talebiyle kamu davası açmıştır. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı 24/11/2009 tarihinde diğer şüpheliler hakkında "Söz konusu mesajların gönderildiği bir kısım P numaralarına ait bilgisayarın suç tarihinde şüpheli [B.Ş.nin] evinde kurulu olduğu ve bu şüpheli tarafından kullanıldığı tespit edilmekle; Şüphelilerden [R.K.nın] suçta kullanılan bilgisayarı suç tarihinden sonra şüpheli [B.Ş.den] satın alarak kullanmaya başladığı;Tehdit içerikli mesajların gönderildiği ve P numarası saptanandiğer bilgisayarların ise internete bağlı birçok bilgisayarın kurulu bulunduğu internet kafelere ait olduğu, güvenlik kamera kayıtları bulunmayan internet kafelerden söz konusu mesajları gönderen kişinin/kişilerin kimliğini tespite yarayacak bilgi elde edilemediği; Bu bağlamda şüpheli [H.Ö.T.nin] suç tarihinde İstanbul İli Sultançiftliği Mahallesinde [T...] isimli internet kafenin işletmecisi olduğu; şüpheli [R.B.nin] suç tarihinde Mersin İli Toroslor ilçesinde [A...] İnternet Cafe internet kafenin işletmecisi olduğu; şüpheli [Ş.nin] suç tarihinde Mersin ili merkezinde faaliyet gösteren [P...] Internet Cafe isimli işletmenin yöneticisi olduğu ve söz konusu eylemin şüpheliler tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin haklarında kamu davası açılmasına yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilmediği anlaşılmakla; Atılı suçtan şüpheliler hakkında kamu adına soruşturma yapılmasına yer olmadığına..." karar vermiştir. Adana Ağır Ceza Mahkemesi (CMK madde ile görevli) 16/3/2010 tarihli kararıyla tehdit suçunun tehdit içeren söz ya da yazının muhatabına ulaştığı anda oluşacağı, dolayısıyla suçun oluşumu açısından mesajın gönderildiği yerin değil ulaştığı yerin önem taşıdığı, olayda mesajın başvurucuya İstanbul'da ulaştığı gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek dosyanın İstanbul özel yetkili nöbetçi ağır ceza mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (CMK madde ile görevli) 27/5/2010 tarihli kararıyla, başvurucunun Ankara'da ikamet ettiği ve tehdit içeren mesajı Ankara'da öğrendiği, dolayısıyla suçun Ankara'da oluştuğunun kabulünün gerektiği gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek dosyanın Ankara özel yetkili nöbetçi ağır ceza mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi (CMK madde ile görevli) 19/10/2010 tarihli kararıyla 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun maddesi uyarınca 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde düzenlenen tehdit suçunun özel yetkili mahkemelerin görev alanına girebilmesi için eylemin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olmasının zorunlu olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dosyanın Ankara nöbetçi sulh ceza mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Ankara Sulh Ceza Mahkemesi 29/6/2011 tarihinde "...Türk İntikam Tugayı adlı terör örgütünün varlığının sabit olduğunu gösterir Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1999 tarih, 1998/115 esas ve 1999/208 karar sayılı kararı ve dosyadaki mevcut bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; Türk İntikam Tugayı adlı terör örgütünün varlığının mahkeme kararı ile sabit olduğu buna göre sanığın eyleminin 3713 sayılı kanunun 1 ve maddesi kapsamında kaldığı, bu suça bakmanın da mahkeme[lerinin] görevi dışında olduğu sonuç ve kanaatine varılarak...." görevsizlik kararı vermesi üzerine ortaya çıkan görev uyuşmazlığının çözümü için dosyayı Yargıtaya göndermiştir. Yargıtay Ceza Dairesi 8/2/2012 tarihli ilamıyla Ankara Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Ankara Sulh Ceza Mahkemesi 23/1/2013 tarihli kararıyla, dosyadaki delillerden sanığın suç örgütünün isimlerini kullanarak tehditte bulunduğu, bu suça bakmanın da 5237 sayılı Kanun'un maddesinin 2 numaralı fıkrasının (d) bendi uyarınca mahkemelerinin görevinde olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dosyanın Ankara nöbetçi asliye ceza mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi 9/7/2013 tarihli kararıyla, sanığın durumunu yargılama sürecinde yürürlüğe giren 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un geçici maddesi kapsamında değerlendirerek "... 6352 sayılı yasanın geçici maddesinde '...2011 tarihine kadar basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup temel şekli itibariyle...üst sınırı 5 yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı...kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine...karar verilir...' hükmü yer almaktadır. Özel olayımızda suçun müştekiye ulaşması ve ulaştırılması amaçlanan elektronik posta yoluyla gönderildiğinin iddia edilmesi karşısında yasada öngörülen '... Sair ve düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş...' olma unsurunun gerçekleştiği.. ve yine gerek suç tarihi itibariyle gerekse bu suça ilişkin olarak yasa da öngörülen cezanın üst sınırının 5 yıl olması itibariyle eylemin geçici madde kapsamında kaldığı...."gerekçesiyle kovuşturmanın ertelenmesine karar vermiştir. Bu karara başvurucu tarafından yapılan itiraz, Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 12/9/2013 tarihli kararıyla "6352 Sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkinDava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un geçici maddesinde basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle kişinin düşünce ve kanaat açıklaması durumunda açılmış olan davaların ertelenebileceğinin kabul edildiği, sanığın ise e-posta adresinden gönderdiği sözlerin tehdit suçunu oluşturduğu, sözlerin fikir ve düşünce açıklama kapsamı içerisinde olmadığı anlaşıldığından katılan vekili...tarafından yapılan itirazın kabulüne..."dair kararla sonuçlanmıştır. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi yeniden yaptığı yargılama sonucunda 19/11/2013 tarihli kararıyla, sanığın aşamalardaki açık ikrarını ve Emniyet Genel Müdürlüğünün TİT adlı suç örgütünün varlığına işaret eden yazılarını dikkate alarak suçun sabit olduğuna, sanığın açık ikrarı ve pişmanlık duyguları gözetilerek alt sınırdan ceza tayiniyle sanığın 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Bu karara karşı başvurucu tarafından yapılan itiraz, Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 14/2/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.Karar 5/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 3/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 5237 sayılı Kanun'un "Hürriyete Karşı Suçlar" başlıklı Yedinci Bölüm'ünde yer alan "Tehdit" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır..... (2) Tehdidin;...d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur...." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması" kenar başlıklı maddesinin (5), (6), (8), (10) ve (12) numaralı fıkraları şöyledir:"(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl (2) veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.... (8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur....Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.… (10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir. ... (12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. ..."B. Uluslararası Hukuk Uluslararası Mevzuat Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: " Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması;b) Bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme;c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması." Sözleşme’nin maddesi şöyledir: “ Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Uygulaması AİHM'e göre Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrası, devletin kasıtlı olarak ve kanuna aykırı şekilde kişinin yaşamına son verilmesinden kaçınması gereğinin yanı sıra yargı yetkisi dâhilindeki kişilerin hayatlarını güvence altına almak amacıyla uygun adımlar atmasını öngörmektedir (B/Birleşik Krallık, B. No: 23413/94, 9/6/1998, § 36). Devletin bu husustaki yükümlülükleri; yaşam hakkını, bireylerin yaşamlarına yönelik suçların önlenmesine ilişkin etkin ceza hukuku kuralları vazetmek ve bu kuralların ihlalini caydıracak/cezalandıracak şekilde bir icra mekanizması kurmak suretiyle güvence altına almanın ötesine geçmektedir. Sözleşme'nin maddesi -çerçevesi açık bir şekilde tanımlanmış belli koşullar altında- yetkilileri, yaşama yönelik olarak üçüncü kişilerin suç oluşturan davranışlarından kaynaklanan risklerin bertaraf edilmesi için gerekli operasyonel önlemleri alma yükümlülüğü altına sokmaktadır (R.R. ve diğerleri/Macaristan, B. No: 19400/11,4/12/2012, § 28). AİHM; maddeye ilişkin pozitif yükümlülük kuralının yaşam hakkının tehlikede bulunduğu, kamusal olan veya olmayan herhangi bir eylemin gerçekleşmesi durumunda uygulanması gerektiğini belirtmektedir. Ancak AİHM'e göre özellikle insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar dikkate alınarak yapılması zorunlu kabul edilen işlevsel tercihler gözönüne alındığında pozitif yükümlülük, yetkililer üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Bu doğrultuda hayati tehlikenin var olduğu her durumda kamu makamları bu tehlikenin gerçekleşmesini engellemek amacıyla Sözleşme çerçevesinde işlevsel önlemler almakla yükümlü değildir. Pozitif yükümlülüğün ortaya çıkması için belirli bir kişinin hayatının gerçek ve yakın tehlike içinde olduğunun yetkililerce bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği durumların varlığı kabul edildikten sonra böyle bir durum dâhilinde, makul ölçüler çerçevesinde ve kamu makamlarının sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlem almakta başarısız oldukları tespit edilmelidir (İlbeyi Kemaloğlu ve Meriye Kemaloğlu/Türkiye, B. No: 19986/06, 10/4/2012, § 36). AİHM; tanık koruma programından çıkarılan başvuranların yaşamlarını kaybetmemelerine rağmen hayatlarına yönelik gerçek ve yakın tehlikenin söz konusu olduğu olay nedeniyle yapılan bir başvuruda, başvuranların şikâyetlerini devletin yaşam hakkını korumaya ilişkin pozitif yükümlülüğü bağlamında inceleyerek bu kişilerin yaşamlarına yönelik tehlikenin devam etmediğine ve yaşamlarını koruyacak alternatif önlemler alınarak koruma programından çıkarıldıklarına ilişkin hükûmet açıklamalarının yeterli olmadığı gerekçesiyle Sözleşme'nin maddesinin yaşamın korunması konusunda öngördüğü pozitif yükümlülüklerin Sözleşme'ye taraf devlet tarafından yerine getirilmediğine karar vermiştir (R.R. ve diğerleri/Macaristan, §§ 31, 32). AİHM, bu başvuruda ayrıca Mahkeme Tüzüğü'nün maddesine dayanarak birinci başvuran dışındaki başvurucular yönünden ilgili özel mevzuat hükümleri uyarınca başvurucuların korunmalarını teminen bireysel bir önleme hükmetmiştir. Öte yandan AİHM; Selahattin Demirtaş/Türkiye (B. No: 15028/09, 23/06/2015) başvurusunda, Demokratik Toplum Partisi üyesi başvurucunun 11/10/2007 tarihinde Bolu'da yayımlanan bir yerel gazetede yer alan “Türk, İşte Karşında Düşmanın” başlıklı makalede kendisi ile birlikte adları geçen kişilerin yaşamlarının tehdit edildiği iddiaları hakkında ceza soruşturması açılmaması nedeniyle yaptığı başvuruyu yaşam hakkı kapsamında incelemiştir. AİHM, yaşam hakkı ile ilgili pozitif yükümlülükler bağlamında içtihadını özetledikten sonra, başvurucunun şikâyetlerinin Sözleşme'nin yaşam hakkını güvenceye alan maddesi kapsamında bir sorun ortaya koyup koymadığını değerlendirirken kamu makamlarının başvurucunun yaşamına yönelik olarak bildikleri veya bilmeleri gereken gerçek ve yakın bir tehlikenin olup olmadığı ile söz konusu tehlikeyi engellemek için makul olarak almaları beklenebilecek tedbirleri alıp almadıklarını incelemiştir. Bu bağlamda AİHM; başvurucunun şikâyet dilekçesinde hayatının gerçek ve yakın bir tehlike altında olduğunu iddia etmediğini, söz konusu makalenin yayımlanmasının ardından üçüncü kişilerden gerçek bir tehdit aldığını ileri sürmediğini, başvuranın şiddet ve korkutma kampanyasının kurbanı olduğu ve yerel makamların bunu bildikleri hâlde tedbir almadıklarını iddia etmediğine dikkat çekmiştir. Başvurucunun hayatını tehlikeye atan veya atmaya muktedir olan herhangi bir fiziki şiddete veya şiddet tehlikesine maruz kalmadığını da gözönünde bulunduran AİHM, başvuru konusu olayda devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında herhangi bir sorumluluğunun doğmadığı gerekçesiyle yaşam hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir (Selahattin Demirtaş/Türkiye, §§ 32-36). Sözleşme'nin ifade özgürlüğünü düzenleyen maddesi kapsamında AİHM tarafından geliştirilen içtihat uyarınca ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan biridir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Sözleşme'nin maddesinin ikinci paragrafı saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya nötr kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şok edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. AİHM, maddede güvence altına alınan bu hakkın bazı istisnalara tabi olduğunu ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerektiğini değerlendirmektedir (Handyside/Birleşik Krallık [GK], B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49; Von Hannover/Almanya (No. 2) [BD], B. No: 40660/.., 7/2/2012, § 101). AİHM; ifade özgürlüğünün etkin bir şekilde uygulanması açısından devletin yükümlülüklerinin yalnızca hakka yönelik müdahaleden kaçınmayı kapsayan negatif yükümlülüklerden ibaret olmadığını, bireyler arasındaki yatay ilişkilerde de geçerli olmak üzere devletin ifade özgürlüğü ile ilgili olarak pozitif yükümlülüklerinin bulunduğunu karar altına almıştır. AİHM, bireyler arasındaki ilişkilerde ifade özgürlüğü yönünden devletin bireyleriözel kişilerden kaynaklanan müdahalelere karşı koruma yönünde gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünün olduğuna kararlarında yer vermektedir (Fuentes Bobo/İspanya, B. No: 39293/98, 29/2/2000, § 38; Özgür Gündem/Türkiye, B. No: 23144/93, 16/3/2000, §§ 42-46; Dink/Türkiye, B. No: 2668/.., 14/9/2010, § 106). AİHM, Özgür Gündem/Türkiye kararında devletin ifade özgürlüğü alanındaki pozitif yükümlülükleri ile ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapmıştır:" Mahkeme, etkili bir demokrasinin işlemesinin önşartlarından biri olarak, ifade özgürlüğünün taşıdığı önemi bir kez daha hatırlatır. Gerçekte, bu özgürlüğün etkin bir şekilde kullanılması, sadece Devlet'in müdahale etmeme ödevine dayanmamaktadır, fakat bireyler arasındaki ilişkilerde bile koruma tedbirleri almayı gerektirebilmektir. (bkz. 26 Mart 1985 tarihli X ve Y Hollanda'ya Karşı Kararı, Dizi A. no. 91, para. 23). Pozitif bir sorumluluğun var olup olmadığına karar verirken, bakış, Sözleşme'nin doğasında var olantoplumun genel çıkarları ile bireyin çıkarları arasında ulaşılmaya çalışılan dengeye yönelmelidir. Bu yükümlülüğün kapsamı, kaçınılmaz olarak, Sözleşmeci Devletlerde varolan çeşitliliğe, modern toplumların idare edilmesi ile ilgili zorluklara, öncelikler ve kaynaklar açısından yapılması gereken seçimlere bağlı olarak değişiklik gösterecektir. Ayrıca böyle bir yükümlülüğün, yetkililer için imkansız veya adil olmayan bir yük oluşturduğu şeklinde yorumlanmamalıdır (Rees/Birleşik Krallık, B. No: 9532/81, 17/10/1986, § 37; Osman/Birleşik Krallık,B. No: 23452/94,28/10/1998, § 116)." AİHM, Dink/Türkiye kararında yazar ve gazeteciler için etkin bir koruma sisteminin oluşturulmasını devletin ifade özgürlüğü alanındaki pozitif yükümlülüğü kapsamında gördüğünü ortaya koyarak somut olay bağlamında şu değerlendirmeyi yapmıştır:" Diğer başvuranların, mahkûmiyet kararının Fırat Dink’i, nihayetinde onu öldüren aşırı ulusalcı gruplar için hedef haline getirdiği yönündeki şikâyetlerine cevap olarak, Mahkeme, ifade özgürlüğü alanındaki Devletin pozitif yükümlülüklerine ilişkin görüşlerini yinelemektedir (yukarıda belirtilen paragraf). Mahkeme, bu konuya ilişkin pozitif yükümlülükler gereğince, diğerlerinin yanında, Devletlerin, yazar ve gazeteciler için etkin bir koruma sistemi oluşturarak, ilgililerin fikir ve düşüncelerini, bunlar resmi makamlar veya kamuoyunun önemli bir kesimi tarafından savunulanların aksine olsa, hatta onlar için şaşırtıcı veya rahatsız edici nitelikte olsa bile, korkusuzca ifade etmelerine imkân sağlayarak, söz konusu tüm kişilerin toplumsal tartışmalara katılımı için uygun bir ortam yaratmakla yükümlü oldukları kanısındadır. Bu bağlamda Mahkeme, yukarıda belirtilen paragrafta ifade edildiği üzere, başvuran Fırat Dink’in mağdur sıfatını etkileyen davanın özel koşullarına ilişkin tespitlerini yinelemektedir. Mahkeme, bu koşullarda, güvenlik güçlerinin aşırı ulusalcı bir grup üyelerinin saldırısına karşı Fırat Dink’in yaşamını koruma görevlerini yerine getirmemelerinin (yukarıda belirtilen paragraf) yanı sıra, zorlayıcı sosyal gereksinim bulunmadan ceza mahkemelerince mahkûmiyet kararı verilmesi (yukarıda belirtilen paragraf), Hükümet’in başvuranın ifade özgürlüğünün korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüklerini ihmal etmesine neden olmuştur." | İfade özgürlüğü | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/4645 | Başvuru, azınlık hakları ve kültürel haklar alanında yapılmış çalışmalar dolayısıyla alınan ölüm tehditleri ile ilgili olarak yapılan soruşturmanın makul sürede tamamlanmaması, delillerin yeterli şekilde araştırılmaması ve sanığın etkili bir şekilde cezalandırılmaması nedenleriyle yaşam hakkı ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 19/2/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu aleyhine 1/8/1991 tarihinde kadastro tespitine itiraz davası açılmış ve dava, Yargıtayın karar düzeltme talebinin kabulüne ilişkin kararı üzerine hâlen İlk Derece Mahkemesi önünde derdest durumdadır. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/10908 | Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvurucu, hisselerini satın aldığı anonim şirket yetkilileri tarafından kâr payı vaadiyle kandırıldığından ve paralarını geri alamadığından bahisle zararlarının tazmini istemiyle açtığı davada mahkemece adli yardım talebinin kabul edilmediğini ve davanın açılmamış sayılmasına kararı verilmek suretiyle Anayasa’nın maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüş, adli yardım ve tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 1/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 31/3/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım isteminde bulunmuş, Bölüm tarafından 7/1/2015 tarihinde adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Türkiye’de faaliyet gösteren bir anonim şirketin yetkililerinden 1997 ve 2001 yıllarında toplam 627 Alman markı değerinde hisse senedi satın almıştır. 2012 yılında yapmış olduğu araştırmalarında söz konusu şirket temsilcilerinin izinsiz halka arz faaliyetinde bulunduklarını ve kaçak yollardan kayıt yükümlülüğüne uymaksızın “hisse senedi” karşılığında kendisinden para aldıklarını öğrenmiştir. Başvurucu, şirket yetkililerinden ödemiş olduğu paranın iadesini defalarca talep etmesine ve yetkililerin de iade edeceklerini vaat etmelerine rağmen bugüne kadar parasını geri alamamıştır. Başvurucu, anılan şirketin yetkili makamlardan izin almaksızın yaptığı hisse senedi satışlarını gerekli denetim görevini yerine getirmeyerek engellemediğinden bahisle hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürdüğü Başbakanlık aleyhine 000,00 TL maddi, 000,00 TL manevi tazminatın ödenmesi istemiyle tam yargı davası açmak üzere İdare Mahkemesine başvurmuş ve dava harcı ile yargılama giderlerinden muafiyete ilişkin adli yardım talebinde bulunmuştur. Ankara İdare Mahkemesi 7/3/2012 tarih ve E.2012/378 sayılı kararıyla ilgili mevzuat hükümlerindeki koşulların başvurucu açısından gerçekleşmediğini belirterek başvurucunun adli yardım talebini reddetmiştir. Mahkemenin 15/3/2012 ve 19/4/2012 tarihli yazılarıyla dosyanın işleme konulabilmesi için eksik olan dava harcı ve posta ücretinin tamamlanması hususu başvurucuya tebliğ edilmiştir. Söz konusu yazıların gereğinin yerine getirilmemesi üzerine Mahkemece 31/5/2012 tarih ve E.2012/378 sayılı yazıyla eksikliğin tamamlanması ve tamamlanmadığı takdirde ilgili Kanun uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği hususu başvurucuya bildirilmiştir. Ankara İdare Mahkemesinin 17/9/2012 tarih ve E.2012/378, K.2012/1415 sayılı kararıyla, başvurucunun verilen süre içinde bildirilen eksikliği tamamlamadığı gerekçesiyle temyiz yolu açık olmak üzere davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Bu karar başvurucuya 11/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. B. İlgili Hukuk 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Dilekçe üzerine uygulanacak işlem” başlıklı maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir: “Herhangi bir sebeple harcı veya posta ücreti verilmeden veya eksik harç veya posta ücreti ile dava açılmış olması halinde, otuz gün içinde harcın ve posta ücretinin verilmesi ve tamamlanması hususu daire başkanı veya görevlendireceği tetkik hakimi, mahkeme başkanı veya hakim tarafından ilgiliye tebliğ olunur. Tebligata rağmen gereği yerine getirilmediği takdirde bildirim aynı şekilde bir daha tekrarlanır. Harç veya posta ücreti süresi içinde verilmez veya tamamlanmazsa davanın açılmamış sayılmasına karar verilir ve davacıya tebliğ olunur.” | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/7323 | Başvurucu, hisselerini satın aldığı anonim şirket yetkilileri tarafından kâr payı vaadiyle kandırıldığından ve paralarını geri alamadığından bahisle zararlarının tazmini istemiyle açtığı davada mahkemece adli yardım talebinin kabul edilmediğini ve davanın açılmamış sayılmasına kararı verilmek suretiyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüş, adli yardım ve tazminat talebinde bulunmuştur. | 0 |
Başvuru, müşterek çocuğun yurt dışında bulunan mutat meskenine iade edilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan başvurucu ile Avusturya vatandaşı R.K.nın 2016 yılında yaptıkları evliliklerinden 28/7/2017 tarihinde Avusturya'da doğan bir kız çocukları bulunmaktadır. Taraflar Avusturya'da ikamet ederken başvurucu, müşterek çocukla birlikte 17/4/2018 tarihinde Türkiye'ye gelmiştir. Başvurucunun Türkiye'de yaşadığı dönemde başvurucu ve eşinin 10/11/2018 tarihinde bir erkek çocukları daha doğmuştur. Başvurucu Türkiye'ye geldikten sonra çocuğun babası, başvurucunun Avusturya'ya dönmemesi üzerine çocuğunun rızası hilafına alıkonulduğu iddiasıyla 25/11/1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme (Lahey Sözleşmesi) uyarınca iade işlemlerinin başlatılması talebiyle Avusturya makamlarına başvurmuştur. Avusturya makamlarının ihbarı üzerine davacı babayı temsilen Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün yazısı üzerine Bartın Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Bartın Aile Mahkemesinde 6/12/2019 tarihinde çocuğun mutat meskene iadesi talebiyle dava açılmıştır. Mahkeme 12/12/2019 tarihinde yetkisizlik kararı vermiş ve dosyanın Ulus Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi sıfatıyla) Mahkemesine (Mahkeme) gönderilmesine karar vermiştir. Kararda iade başvurusunun yapıldığı tarihte başvurucu ve çocuğun oturduğu yer adresinin Bartın'ın Ulus ilçesi olduğu belirtilmiştir. Davacı vekili; çocuğun Türkiye'ye getirildiğinde sekiz aylık olduğunu, dava tarihi itibarıyla ise iki yaşını geçtiğini, davacının başvurucudan defalarca geri dönmesini istediğini ancak bu isteğin sonuçsuz kaldığını, çocuğunu göremediğini, başvurucunun evlilik kurumunun gereklerini yerine getirmediğini, başvurucunun şiddet gördüğüne ilişkin iddiası hakkında yurt dışı makamlarına herhangi bir başvurusu veya şikâyeti olmadığını, başvurucunun dönmemesi nedeniyle mahkeme nezdinde ayrıca boşanma davası açtığını, çocuğun iadesi ve velayetinin kendisine verilmesini talep etmiştir. Başvurucu, davaya ilişkin beyanında Lahey Sözleşmesi'nin maddesine göre çocuğun iadesinin ayrıldıktan sonra bir yıl içinde talep edilebileceğini, maddesine göre iadenin gerçekleşmesi durumunda çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişiminin olumsuz etkilenmesi hâlinde talebin reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca çocuğun iade edilmesi durumunda fiziksel ve ruhsal gelişimi için iade edileceği ülkede tehlike bulunduğunu, karşı tarafın muvafakatinin olması durumunda da yine Lahey Sözleşmesi kapsamında çocuğun iade edilmeyeceğini, bu kapsamda çocuğun mutat meskeninin annenin yanı olduğu hususu gözönünde bulundurularak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme 24/6/2020 tarihinde iade talebinin reddine karar vermiştir. Kararda yargılama sürecinde mahkeme tarafından alınan sosyal inceleme raporunda; çocuğun yaşı gözönünde bulundurulduğunda anne bakım, ilgi ve alakasına muhtaç olduğu, çocuğun annesinden ayrılmasının ve daha önce bireysel olarak yaşamadığı bir ortamda anneden bağımsız kalarak bakımının yapılmasının çocuğun duygusal olarak örselenerek psikososyal kimlik gelişimi açısından travmatik sonuçlar doğuracağı kanaatinin bildirildiği, çocuğun yaşı gözönünde bulundurulduğunda iadesinin çocuk açısından psikolojik tehlike arz edeceği kanaatine varıldığı belirtilmiştir. Davacı baba ve Ulus Cumhuriyet Başsavcılığı bu karara karşı istinaf yoluna müracaat etmiştir. Sakarya Bölge Adliyesi Mahkemesi Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 6/11/2020 tarihinde istinaf başvurusunu reddetmiştir. Karar gerekçesinde başvurucunun müşterek çocuk Y. ile birlikte 17/4/2018 tarihinde eşinin de rızasıyla tatil amaçlı Türkiye'ye ailesinin yanına geldiği, ancak eşi ile bağımsız konut açmaması sebebi ile tartıştıkları ve başvurucunun Avusturya'ya dönmeyi reddettiği, başvurucu Türkiye'deyken tarafların 10/11/2018 tarihinde bir çocuklarının daha olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Mahkemece alınan uzman raporunda babanın çocukları iki kez görmeye geldiği, telefon ile görüştükleri, başvurucunun kayınvalide ve kayınpederinin psikolojik rahatsızlıkları olduğunu, kendisine sürekli müdahale ettiklerini bu müdahaleye eşinin engel olmadığını, bu nedenle Avusturya'ya dönmeyi düşünmediğini bildirdiği ifade edilmiştir. Bunun yanında kararda müşterek çocuğun yaşı dikkate alındığında anne bakım ve şefkatine ihtiyacı olduğu, iade durumunda babanın yoğun çalışması ve babanın anne ve babasının yaşları dolayısıyla yaşı küçük çocuğa babanın bakmasının zor olduğu, çocuğun 2 yılı aşkın süredir annesiyle birlikte Türkiye'de bulunduğu, annesinden ve yeni doğan kardeşinden ayrılmasının çocukta travmatik sonuçlara yol açabileceği değerlendirilmiştir. Ayrıca taraflar arasında görülen boşanma davasının olması ve Lahey Sözleşmesi uyarınca verilecek kararın geçici tedbir mahiyetinde olduğu hususu da göz önüne alındığında çocuğun üstün menfaati gereği verilen kararda herhangi bir isabetsizlik olmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Anılan kararın davacı baba tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 28/6/2021 tarihinde hükmün bozulmasına karar vermiştir. Kararda çocuğun mutat meskeni olan Avusturya'dan 2018 yılında Türkiye'ye getirildiği, tekrar mutat meskenine götürülmediği, müşterek çocuğu başvurucunun kanundan doğan koruma hakkını ihlal etmek suretiyle haksız olarak alıkoyduğu, davacı babanın Sözleşme hükümleri uyarınca çocuğun mutat meskene iadesinin temini için 15/4/2019 tarihinde Avusturya merkezi makamına başvuruda bulunduğu belirtilmiştir. Lahey Sözleşmesi'nin maddesinin (b) bendinde yer alan iade isteğinin reddini gerektirecek vahim bir tehlikenin varlığı veya geri dönmesinin çocuğu fiziksel ve psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı ya da başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceğine dair ciddi bir riskin ve Lahey Sözleşmesinde kabul edilen diğer iadeden kaçınma sebeplerinin varlığının kanıtlanamadığı vurgulanmıştır. Ayrıca çocuğun başvurucu yanında bulunduğu ortama alışması ve yaş küçüklüğünün Lahey Sözleşmesinde iadeden kaçınma sebebi olarak kabul edilmediği belirtilmiştir. Mahkeme bozma kararına uyarak davanın kabulüne ve çocuğun mutat meskeni olan babasının bulunduğu Avusturya devletine iadesine karar vermiştir. Başvurucu tarafından karara karşı temyiz yoluna başvurulmuştur. Yargıtay Hukuk Dairesi tarafından 24/1/2022 tarihinde usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmiştir. Başvurucu, nihai hükmü 23/2/2022 tarihinde tebellüğ ettikten sonra 14/3/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2022/25700 | Başvuru, müşterek çocuğun yurt dışında bulunan mutat meskenine iade edilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, havalimanında transit (uluslararası) bölgede tutulduğu sırada uluslararası koruma başvurusunun reddedilmesi nedeniyle kötü muamele yasağı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 15/3/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin 15/3/2019 tarihli kararıyla başvurucunun ülkesine sınır dışı edilmesine dair işleminin geçici olarak durdurulmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve ekleri, ilgili kurumlardan ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nden (UYAP) elde edilen bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir:A. Genel Olarak 1982 doğumlu Kamerun vatandaşı olan başvurucu, Kamerun’da devam eden iç savaştan kaçarak 14/2/2019 tarihinde İstanbul Atatürk Havalimanı’na gelmiş, başvurucunun Türkiye’ye girişine izin verilmemiştir. Başvurucu, transit alanda tutulduğu sırada uluslararası koruma başvurusunda bulunmuştur. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün (GİGM) 11/3/2019 tarihli kararıyla uluslararası koruma başvurusu reddedilmiştir. Başvurucu; transit alanda bulunduğu için Türkiye’ye giriş yapamadığını, uluslararası koruma başvurusunun reddi kararına karşı idare mahkemesinde dava açmak için hukuki yardım alması gerektiğini ancak transit alanda avukatıyla görüşmesine yetkililerin izin vermediğini, avukatıyla görüşememesi hâlinde ülkesine geri gönderileceğini belirterek avukatıyla görüşme yapmasına izin verilmesi için 17/3/2019 tarihinde Anayasa Mahkemesinden ek tedbir talebinde bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi 20/3/2019 tarihinde başvurucunun avukatıyla görüşmesi ve vekâlet ilişkisi kurması yönünde ek tedbir kararı vererek kararı Atatürk Havalimanı Mülki İdare Amirliğine göndermiştir. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra uluslararası koruma başvurusunun reddi kararına karşı Ankara İdare Mahkemesinde iptal davası açılmıştır. İdare Mahkemesi 31/10/2019 tarihinde işlemin iptaline karar vermiştir. GİGM'nin 20/3/2019 tarihli yazısında başvurucunun kabul edilemez yolcu statüsünde bulunduğu için transit alanda bekletildiği, henüz Türkiye’ye giriş yapmadığı için sınır dışı kararı verilmediği, başvurucunun Anayasa Mahkemesine yaptığı mükerrer bir başvurusunun bulunduğu bildirilmiştir.B. Daha Önce Yapılan 2019/7585 No.lu Bireysel Başvuru Başvurucu 11/3/2019 tarihinde aynı konuda Anayasa Mahkemesine müracaat etmiş, geri gönderilmesi hâlinde kötü muameleye maruz kalacağını belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini öne sürmüştür. Başvurucu ayrıca avukatıyla görüşme yapması ve sınır dışı edilmemesi yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İkinci Komisyonu 9/4/2019 tarihinde henüz verilmiş bir sınır dışı kararı bulunmadığından başvurunun kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/8162 | Başvuru, havalimanında transit (uluslararası) bölgede tutulduğu sırada uluslararası koruma başvurusunun reddedilmesi nedeniyle kötü muamele yasağı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular, muhtelif tarihlerde yapılmıştır. Kişi yönünden irtibat nedeniyle 2022/57117 numaralı bireysel başvuru dosyası, 2018/20082 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiştir. Ekli listenin (A) sütununda gösterilen dosyalar konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2021/36090 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş ve inceleme 2021/36090 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Olayın Arka Planına ve Asya Katılım Bankası Anonim Şirketine İlişkin Genel Açıklamalar Olayın arka planına ve Asya Katılım Bankası Anonim Şirketine (Bank Asya/Banka) ilişkin genel açıklamalar için bkz. Raziye Akçay, B. No: 2019/1665, 28/6/2022, §§ 5-10; Gürcan Balık, B. No: 2020/16435, 17/11/2022, §§ 7-B. Somut Başvuruya İlişkin Olaylar Başvurucular Zekeriya Özdemir, Ergün Kırmaz ve Samet Özer'in Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyeliği, diğer başvurucuların silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarını işlediği sonucuna varılarak mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Gerekçeli kararlarda bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın, mahkûmiyete temel olarak tek veya belirleyici delil şeklinde Bank Asya verilerine dayanılmıştır. Kararların gerekçelerinde; başvurucuların örgüt talimatı sonrasında Bank Asyada hesap açtırdıkları, yeni açtırdıkları ya da mevcut olan hesaplara para yatırdıkları, altın, döviz alım satım işlemleri yaptıkları, banka hesaplarında çeşitli hesap hareketliliği olduğu, kanun hükmünde kararnameler ile kapatılan işyerlerinden harcama yapıldığının kredi kartı ekstrelerinden tespit edildiği hususlarına yer verilmiştir. Başvurucular hakkındaki hükümler, istinaf ve temyiz aşamasından geçerek kesinleşmiştir. Başvurucular, nihai karardan sonra süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bkz. Gürcan Balık, §§ 34-B. Yargıtay Kararları Yargıtay kararları için bkz. Serkan Gölge, B. No: 2019/22453, 13/9/2022, §§ 30-39; Raziye Akçay, §§ 24, 27; Gürcan Balık, § Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/4/2022 tarihli ve E.2021/16-243, K.2022/259 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"BDDK’nın 2015 tarihli kararı ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen ve 22 Temmuz 2016 tarihli kararı ile de 5411 sayılı Bankacılık Kanununun maddesinin son fıkrası gereğince faaliyet izni kaldırılıncaya kadar yasal bankacılık faaliyetlerine devam eden, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı Asya Katılım Bankası AŞ'de gerçekleştirilen mutad hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da örgüte yardım etme kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetilip örgüt liderinin talimatı üzerine örgütün amacına hizmet eden ve bankanın yararına yapılan ödeme ve sair işlemlerin başlı başına örgüte yardım etme olarak kabul edilebileceği nazara alınarak; sanığın hesap açtığı tarihten itibaren Bankasya hesap dökümlerinin tamamının uzman bilirkişi marifeti ile incelenip örgüt liderinin talimatı doğrultusunda bankaya para yatırılıp yatırılmadığı ve ayrı hesap açıp açılmadığı hususları saptanıp düzenlenecek rapor sanığa okunup savunması da alındıktan sonra hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik incelemeyle, karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.Bu kapsamda sanık ... hakkında kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik Özel Dairece verilen onama kararı eksik inceleme nedeniyle isabetli görülmediğinden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir." Yargıtay Ceza Dairesinin 15/11/2022 tarihli ve E.2021/1496, K.2022/8183 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "[S]anığın Bank Asya hesap hareketlerine ilişkin dökümün ayrıntı içermemesi, mahkemece alınan bilirkişi raporunda inceleme konusu hesap hareketlerinin Ocak 2014 tarihi ve sonrası baz alınarak yapıldığı ve ilgili raporun yeteri kadar açıklayıcı olmadığı da dikkate alınarak, örgüt talimatı doğrultusunda, örgüte yarar sağlamak amacıyla hesap açma işlemlerinin yapıldığının ortaya konulması gerekliliği karşısında, sanığın Asya Katılım Bankası A.Ş de hesap açılış tarihinden itibaren gerçekleştirdiği ayrıntılı banka hesap kayıtlarının yeniden temin edilmesi, bu kapsamda talimat tarihleri ve sonrasında para yatırma ya da sair bankacılık hizmetlerinin yapılıp yapılmadığının tespiti amacıyla, sanık müdafinin temyiz dilekçesinde belirttiği hususlar da dikkate alınıp konusunda uzman bilirkişiye tevdii ile mutad hesap hareketleri dışında örgüt liderinin talimatları doğrultusunda, talimat tarihleri ve sonrasında para yatırma ya da sair bankacılık hizmetlerinin yapılıp yapılmadığının tespit edilerek tüm delillerin bir arada değerlendirilmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği... [anlaşılmıştır.]"- Yargıtay Ceza Dairesinin 26/9/2022 tarihli ve E.2022/1613, K.2022/5268; 16/11/2022 tarihli ve E.2022/36855, K.2022/8047; 29/11/2022 tarihli ve E.2022/17899, K.2022/8580; 20/12/2022 tarihli ve E.2022/8328, K.2022/9618; 21/12/2022 tarihli ve E.2021/13178, K.2022/9723; 21/12/2022 tarihli ve E.2021/12488, K.2022/9850; 28/12/2022 tarihli ve E.2021/17524, K.2022/10131 sayılı kararları da aynı yöndedir. Yargıtay Ceza Dairesinin 5/12/2022 tarihli ve E.2021/13799, K.2022/8830 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Bank Asya'daki hesap kayıtları ve bilirkişi raporu üzerinde yapılan incelemeye göre, her ne kadar talimat dönemine uygun düşen mevduat hesabı açma ve para yatırma işlemleri olduğu görülmüşse de; sanığın hesabındaki para yatırma, çekme işlemlerinin Banka'nın TMSF'ye devrinden sonra da devam ettiği, diğer talimat dönemleri ile uyumlu işlemlerinin bulunmadığı, Bank Asya nezdindeki işlemlerinin rutin bankacılık işlemleri dışında değerlendirilemeyeceği, sanığın örgüt liderinin talimatı doğrultusunda, örgüte yardım kastıyla hareket ettiği tespit edilemediğinden örgüte yardım suçundan mahkumiyetini gerektirir her türlü şüpheden uzak delil bulunmayan sanığın atılı suçtan beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi... [bozmayı gerektirmiştir.]"- Yargıtay Ceza Dairesinin 27/6/2022 tarihli ve E.2021/13159, K.2022/4070; 30/6/2022 tarihli ve E.2021/13117, K.2022/4203 sayılı kararları da aynı yöndedir. Yargıtay Ceza Dairesinin 21/6/2022 tarihli ve E.2021/18737, K.2022/3755 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir (benzer yöndeki karar için bkz. Yargıtay Ceza Dairesinin 30/6/2022 tarihli ve E.2021/13118, K.2022/4198 sayılı kararı):"[S]anık Hilal'in, kendisine ait olan Bank Asya hesabındaki işlemleri eşinin yaptığı yönündeki beyanları gözetildiğinde; sanığın eşi hakkında soruşturma ve/veya kovuşturma dosyası bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa onaylı birer suretlerinin Yargıtay denetimine elverişli şekilde dosya arasına alınması, ayrıca duruşma açılarak sanığın bu konuya ilişkin savunmasında beyan ettiği hususlar da sorularak tanık sıfatıyla ayrıntılı beyanlarına başvurulması, sanığa ait hesapta yapılan işlemlere ilişkin banka dekontlarının getirtilerek bu hesabın sanığın eşi tarafından kullanılıp kullanılmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde gerekirse de bilirkişi incelemesi yaptırılarak tespit edilmesi, tüm bu deliller gözetilerek sanığını hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulması...[bozmayı gerektirmiştir.]"- Yargıtay Ceza Dairesinin 16/2/2022 tarihli ve E.2021/8498, K.2022/606; 1/3/2022 tarihli ve E.2021/11348, K.2022/989; 1/3/2022 tarihli ve E.2021/11348, K.2022/989; 28/3/2022 tarihli ve E.2021/10402, K.2022/1563; 28/4/2022 tarihli ve E.2021/12945, K.2022/2507; 15/6/2022 tarihli ve E.2022/20169, K.2022/3548 ve 28/6/2022 tarihli ve E.2022/12689, K.2022/3959; 30/6/2022 tarihli ve E.2021/13118, K.2022/4198; 21/9/2022 tarihli ve E.2022/12902, K.2022/4766 sayılı kararları da aynı yöndedir. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/36090 | Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, İcra Müdürlüğünce yapılan ihalenin feshi için açılan dava sonunda ihale bedelinin %10'u oranında para cezasının hazineye irat kaydına karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu nihai hükmü 25/1/2020 tarihinde öğrendikten sonra 24/2/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/8986 | Başvuru, İcra Müdürlüğünce yapılan ihalenin feshi için açılan dava sonunda ihale bedelinin %10'u oranında para cezasının hazineye irat kaydına karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru; işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkının, özel hayata ve aile hayatına saygı ile mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Diyarbakır İl Koordinatörlüğünde çalışmaktayken 21/7/2016 tarihinde iş sözleşmesi feshedilmiştir. Başvurucunun feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle açtığı dava Diyarbakır İş Mahkemesi (Mahkeme) tarafından 19/12/2017 tarihinde reddedilmiştir. Karara karşı yapılan istinaf başvurusu Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi tarafından 30/4/2018 tarihinde kabul edilmiş ve Mahkeme kararı kaldırılarak davanın yargı yolu caiz olmaması nedeniyle usulden reddine kesin olarak karar verilmiştir. Kararda, başvurucu ile çalıştığı kurum arasındaki ilişkinin statü hukukuna tabi olduğu ifade edilmiştir. Nihai karar başvurucuya 28/12/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili 31/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/560 | Başvuru; işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkının, özel hayata ve aile hayatına saygı ile mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, disiplin cezası işlemine karşı açılan davada verilen kararda kullanılan ifadeler nedeniyle masumiyet karinesinin; keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına ilişkin talebin dikkate alınmaması, davanın hatalı değerlendirme sonucu reddedilmesi ve kanun yolu aşamasında gerekçesiz karar verilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 8/1/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmeyeceğini beyan etmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 17/8/2012 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde jandarma uzman çavuş olarak göreve başlamıştır. 20/3/2013 tarihinde görev başı eğitimini tamamlayarak Jandarma Karakolu Komutanlığında göreve başlayan başvurucu 29/5/2013 tarihinde meydana gelen askerî araç kazası nedeniyle Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesince 30/5/2013 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucunun tutuklama kararına karşı yaptığı itiraz, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Ağrı Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askerî Mahkemesince 14/6/2013 tarihli kararla kabul edilerek tahliyesine karar verilmiştir. Başvurucu hakkında başlatılan idari soruşturma sonucu düzenlenen 26/6/2013 sayılı raporda;i. Başvurucunun yetkisiz olarak askerî aracı kullanması sonucu trafik kazası yaparak bilinçli olarak birden fazla kişinin yaralanmasına sebep olmak,ii. Araçta ağır hasar oluşmasına ve aracın kullanılmaz hâle gelmesine sebebiyet vermesi nedeniyle büyük zararlar veren emre itaatsizlikte ısrar,iii. Aracın lastik patlaması sonucu kaza yaptığı izlenimini vermek için kazadan sonra aracın lastiğini patlatması ya da patlattırması nedeniyle yalan beyanda bulunmak ve soruşturmanın seyrini değiştirmek, iv. Telefon direğine ateş ederek direğin zarar görmesine sebep olmak ve mermi kullanılması nedeniyle hizmete mahsus eşyayı tahrip etmek, v. Köy yolunda durarak piyade tüfeğiyle ateş etmesi nedeniyle genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak,vi. Yetkisi olmadığı hâlde askerî aracı sürücüsünden alarak kullanması ve erlere piyade tüfeğiyle atış yaptırması nedeniyle madununa hizmetle münasebeti olmayan emir vermek suçlarından hakkında disiplin soruşturması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu hakkında yürütülen disiplin soruşturması üzerine Jandarma Genel Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu (Kurul) 4/11/2013 tarihinde TSK'dan ayırma cezası vermiştir. Başvurucu, ayırma cezasının iptali ile ödenemeyen maaş ve kesintilerinin ödenmesi istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) nezdinde dava açmıştır. AYİM Birinci Dairesi 1/7/2015 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Ret gerekçesinde öncelikle 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun ilgili maddelerinden bahsedilmiş; başvurucunun jandarma sınıfında olması sebebiyle genel olarak emniyet, asayiş ve kolluk görevinin bulunduğu, bu kapsamda suç ve suçlularla mücadele ile görevli olmasına karşın bilinçli olarak birden fazla kişinin yaralanmasına sebep olmak suçundan tutuklandığı, bir kişinin ölümü ile birlikte birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçuna ilişkin yargılamanın devam ettiği, başvurucunun TSK'nın itibarını sarsacak, ağır suç ve disiplinsizlik teşkil eden fiillerle hizmete engel davranışlarda bulunduğu belirtilmiştir. Ayrıca kararın gerekçesinde şu ifadelere yer verilmiştir:"…davacı hakkında, Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığınca 'Taksirle Bir Kişinin Ölümü İle Birlikte Birden Fazla Kişinin Yaralanmasına Neden Olmak Ve Suç Delillerini Değiştirmek' suçlarından dolayı yürütülen soruşturma neticesinde düzenlenen 02 Haziran 2015 tarih ve 2015/1213-88 E.K. Sayılı görevsizlik kararına dayanak teşkil eden deliller(Bir adet EUROWINTHER HS437 VAN ibareli bulunan oto lastiği, bir adet 10 cm uzunluğunda çivi, mağdur/tanık beyanları, bilirkişi raporu vb.) çerçevesinde, gerek davacıya isnad edilen eylemlerin davacıdan sadır olduğu, gerekse bu eylemlerin (tipiklik bakımından isnad edilen suçları oluşturup oluşturmadığı hususundan bağımsız olarak) niteliği ve niceliği itibariyle vahim olduğu yönündeki davalı idare değerlendirmesinin olgulara uygun olduğu, zira davacının jandarma sınıfından olması sebebiyle genel olarak emniyet, asayiş, kolluk görevi ve bu bağlamda suç ve suçlularla mücadele etme görevi bulunduğu halde görevsizlik kararına konu eylemleri gerçekleştirdiği ve müsnet suçlar nedeniyle tutuklandığı; bu bağlamda davacının statüsü itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak ve zarar verecek şekilde ve nitelikte tutum ve davranışlar ile yüz kızartıcı, utanç verici, ağır suç ve disiplinsizlik teşkil eden fiillerle 'hizmete engel davranışlarda bulunduğu' göz önüne alınarak kamu görevlisi olma nitelik ve yeterliliğini yitirdiği, bir an için Askeri Savcılık tarafından düzenlenen görevsizlik kararında belirtilen 'Taksirle Bir Kişinin Ölümü İle Birlikte Birden Fazla Kişinin Yaralanmasına Neden Olmak' suçuna ilişkin henüz kesinleşmiş bir hüküm mevcut değil ise de; davacının gerçekleştirmiş olduğu bu eylem sonrasında kolluk görevlisi olmasına rağmen eylemini gizleme (kaza sonrasında aracın sağ ön lastiğine köylülerin de yardımıyla olay yerinde bulunan bir inşaat çivisi sokmak ve lastiğin yanak kısmını bıçakla kesmek suretiyle lastiğe zarar vermek) gayreti içine girdiği, bu durum karşısında kamu hizmetinde istihdam edilmesinin kamu yararına açıkça aykırılık teşkil ettiği …" Karar düzeltme istemi AYİM'in 25/11/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bireysel başvuru kapsamında karar düzeltme dilekçesi yer almamaktadır. Başvurucu nihai kararı 10/12/2015 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 8/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Diğer taraftan Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığınca (Askerî Savcılık) başvurucu hakkında bir kişinin ölümü ile birlikte birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmak ve suç delillerini değiştirmek suçları nedeniyle başlatılan soruşturma sonucunda 2/6/2015 tarihli kararı ile Askerî Savcılığın görevsizliğine, dosyanın soruşturma yapmaya yetkili ve görevli Van Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) gönderilmesine karar verilmiştir. Savcılığın başvurucu hakkında yürüttüğü ceza soruşturmasında suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu ile ilgili olarak ek kovuşturmaya yer olmadığına 30/10/2015 tarihinde karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, alınan ifadelerden araç lastiğine çivi sokulduğunu gören olmadığı vurgulanmıştır. Konuyla ilgili olarak hazırlanan uzmanlık raporunda da lastikte bulunan çivinin sonradan çakılıp çakılmadığı, olayda harici etkenlerin bulunup bulunmadığı konusunda bir kanaatin oluşmadığı ifade edildiğinden mevcut delillerle şüpheli hakkında kamu davası açılmasına gerek olmadığı sonucuna varılmıştır. Van Asliye Ceza Mahkemesinin 30/5/2018 tarihli kararı ile başvurucunun taksirle ölüme neden olma suçundan 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, başvurucunun itirazı Van Ağır Ceza Mahkemesinin 6/7/2018 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Dosya kapsamında başvurucunun disiplin soruşturmasına konu diğer eylemleri hakkında ceza yargılaması sürecinin başlatılıp başlatılmadığına ilişkin bilgi yer almamaktadır. Başvurucunun araç komutanı genel talimatı ile araç komutanı özel talimatını imzalamadığı ve bu belgelerin sahte olarak düzenlendiği yönündeki şikâyeti üzerine Askerî Savcılık soruşturma başlatmış; 2/6/2015 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararda, imzaların başvurucu tarafından atılmadığının tespit edildiği ancak sahteciliği kimin yaptığı konusunda da yeterli bilgi ve bulgunun bulunmaması nedeniyle kamu davası açılamayacağı ifade edilmiştir. A. Ulusal Hukuk 6413 sayılı Kanun'un işlem tarihinde yürürlükte olan "Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasını gerektiren disiplinsizlikler" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasını gerektiren disiplinsizlikler şunlardır:...c) Hizmete engel davranışlarda bulunmak: Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte tutum ve davranışlarda veya ağır suç veya disiplinsizlik teşkil eden fiillerde bulunmaktır.…” 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Taksirle öldürme" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:" Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." 5237 sayılı Kanun'un "Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...."B. Uluslararası Hukuk İlgili Sözleşme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:"Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadıa. Genel Olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yerleşik içtihadı uyarınca, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlükleri ihlal etmediği sürece ulusal mahkemelerce yapılan hukuki ya da maddi hataları ele almanın kendi görevi olmadığını belirtmektedir (García Ruiz/İspanya [BD], B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 28; Perez/Fransa [BD], B. No: 47287/99, 12/2/2004, § 82). Bu içtihada göre Sözleşme'nin maddesi adil yargılanma hakkını güvenceye almakla birlikte delillerin kabul edilebilirliğine ya da delillerin nasıl değerlendirileceğine ilişkin herhangi bir kural koymaz, bu hususlar öncelikli olarak ulusal hukukun ve mahkemelerin düzenleme alanına girer. Normal şartlarda ulusal mahkemelerin belirli delil unsurlarına ya da önlerindeki uyuşmazlıktaki tespit ya da değerlendirmelere tanıyacakları ağırlık gibi meseleler AİHM'in yeniden inceleme alanına girmez. AİHM, bir dördüncü derece yargı yeri gibi davranmamalıdır; dolayısıyla keyfî olduğu ya da makul olmadığı açıkça görülebilecek tespitlerde bulunmadıkları takdirde ulusal mahkemelerin kararlarını maddenin birinci fıkrası kapsamında sorgulamaz (Bochan/Ukrayna (No.2) [BD], B. No: 22251/08, 5/2/1015, § 61).b. Masumiyet Karinesine İlişkin İçtihat Sanığı yargılayan mahkemenin veya bu mahkemenin üyelerinin sanığa isnat edilen suçu işlediği ön yargısıyla hareket etmemesini ifade eden ve Sözleşme’nin maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen masumiyet karinesi, birinci fıkrada teminat altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biridir (Minelli/İsviçre, B. No: 8660/79, 25/3/1983,§ 27). Masumiyet karinesi, suç isnadının karara bağlandığı yargılamalarda geçerli olduğu için Sözleşme’nin maddesinde ifade edilen “medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar” çerçevesinde değerlendirilen idari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin uygulama alanı dışında kalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan maddi olayın tespitinde idari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza mahkemesinin daha önce verdiği cezai sorumluluğun bulunmadığını tespit eden kararına uygun hareket etmelidir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. X/Avusturya [GK], B. No: 9295/81, 6/10/1982; C/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 11882/85, 7/10/1987). Bu kural, kişi hakkında verilen beraat kararı sorgulanmadığı sürece aynı maddi olay çerçevesinde daha düşük ispat standardı kullanılarak kişinin disiplin sorumluluğu çerçevesinde yaptırıma tabi tutulmasına engel teşkil etmemektedir (Ringvold/Norveç, B. No: 34964/97, 11/2/2003, § 38). Ayrıntılı AİHM içtihatları için bkz. Galip Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, §§ 18- | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/392 | Başvuru, disiplin cezası işlemine karşı açılan davada verilen kararda kullanılan ifadeler nedeniyle masumiyet karinesinin; keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına ilişkin talebin dikkate alınmaması, davanın hatalı değerlendirme sonucu reddedilmesi ve kanun yolu aşamasında gerekçesiz karar verilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, Batman Valiliğinin toplantı ve gösterileri izne bağladığı 23/6/2020tarihli kararına uymayarak toplantıya katılan başvurucu hakkında emre aykırı hareket ettiği gerekçesiyle idari para cezası uygulanmasının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, nihai hükmü 10/10/2020 tarihinde öğrendikten sonra 4/11/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/35262 | Başvuru, Batman Valiliğinin toplantı ve gösterileri izne bağladığı 23/6/2020tarihli kararına uymayarak toplantıya katılan başvurucu hakkında emre aykırı hareket ettiği gerekçesiyle idari para cezası uygulanmasının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan başvurucu hakkında darbe teşebbüsüyle bağlantılı olarak yürütülen soruşturmada uygulanan yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, tutukluluğa ilişkin kararların bağımsız ve tarafsız olmayan sulh ceza hâkimliklerince karara bağlanması, gizlilik kararı nedeniyle hakkındaki belgeleri inceleyememesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması, tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptığı itirazların ve alınan savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; usule aykırı şekilde yürütülen bir kısım soruşturma işlemi nedeniyle adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesinin; gözaltı sürecindeki uygulamalar ve ceza infaz kurumundaki kısıtlamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 10/4/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:A. Genel Bilgiler Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl süresi 19/7/2018 tarihinde yeniden uzatılmayarak son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350). Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme (Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri uygulanmış, bunlardan bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya kovuşturma mercilerince kaçak olduğu değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek Mahkeme üyesi hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde (E.2017/MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz mercii olan- Yargıtay Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklere ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan, başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler Selçuk Özdemir kararında geniş olarak açıklanmıştır (Selçuk Özdemir, § 22).B. Başvurucuya İlişkin Süreç Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta olan başvurucu, Burdur Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen bir soruşturma kapsamında 17/7/2016 tarihinde Burdur İl Emniyet Müdürlüğünce gözaltına alınmıştır. Başvurucunun ilk ifadesi 19/7/2016 tarihinde Burdur Cumhuriyet Başsavcılığında alınmıştır. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle FETÖ/PDY ile bir ilgisinin bulunmadığını savunmuştur. Burdur Cumhuriyet Başsavcılığı aynı tarihte tutuklanması istemiyle başvurucuyu Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısının ilgili kısmı şöyledir: "FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan mevcutlu olarak gönderildiği" belirtilerek "HSYK Dairesinin kararından ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatlarından da anlaşılacağı üzere kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, AHİM kararlarına göre de şüphelinin salıverilmesi halinde adaletin işleyişine zarar verecek faaliyette bulunma tehlikesinin varlığı tutuklama nedenidir şeklinde kararların bulunduğu, Cumhurbaşkanlığı ve Genel Kurmay Başkanlığınca Fetullahçı Terör Örgütünün artçı kalan üyelerinin yeniden bir darbeye kalkışma ihtimallerinin bulunduğu yönünde açıklamalar yapıldığı, şüphelilere atılı suçların niteliği, atılı suçun ağırlığı, adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacak olması, haklarında soruşturma açılan birçok hakim savcının yurt dışına kaçmış olması, şüphelilerin de bu soruşturma ya da benzer eylemde bulunma olasılıkları, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi..." Başvurucunun sorgusu Burdur Sulh Ceza Hâkimliğince 20/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucunun sorgu sırasındaki ifadesinin ilgili kısımları şöyledir:"...Hakkımda yapılan arama gözaltı ve sair işlemler hukuka aykırıdır. Bu bağlamda elde edilen delillerde hukuka aykırıdır. Tarafıma istan edilen eylemin ne olduğu ve ne şekilde darbeye teşebbüs olduğu, darbenin hangi aşamasında ne şekilde görev aldığımbelirtilmemiştir. ...Ben sekiz yıldır Savcısı olarak görev yapıyorum. Benim emrimde çalışan sadece adli kolluk vardır oda sadece CMK'da belirtilen talimatlarımı yerine getirmekle yükümlüdür. Bunun dışında benim talimatımla hareket edecek silahlı kuvvet emrimde yoktur. ...Darbeye teşebbüs eden 000 civarında asker göz altına alındı,benim bu terör örgütü ile her hangi bir ilgimin bağlantımın olması mümkün değildir, şansızlığım darbeye teşebbüs sırasında Ankara'da meslektaşımın düğününde bulunmamdır, ancak bu düğün sırasında sağımda ve solumda iki HSYK müfettişi olan E.P. ve A.A. ile Siirt Ak Parti il teşkilatından avukat arkadaşlarım bulunmaktaydı, bu koşullar altında benim darbe planına katılmamdan söz edilemez. ...CMK ya göre şüphelinin üzerine atılı suç açıklanır, tarafıma isnat edilen eylemin ne olduğu belli değil dosyada buna ilişkin hiç bir somut delil yok, darbenin planınımı yapmışım, teşebbüs aşamasına mı katılmışım,darbeden sonra görev listesinde adım mı varmış, bu konular da tarafıma verilecek hiç bir cevapve gösterilecek hiç bir somut delil yoktur, olması mümkün değildir ...Silahlı terör örgütüne üye olmak suçu yönünden suçun oluşması için öncelikle bir örgütün varlığı, örgüt mensupları arasında hiyerarşik bir bağın bulunması, bu hiyerarşik bağ içerisinde kimin ne şekilde hangi eylemleri yapacağının belirlenmiş olması gerekir bu bizzat Ceza Genel kurulu kararıdır. Örgüt üyeliği için emir ve talimatı veren örgüt mensubunun kim olduğu, emir ve talimatın konusu, emiri alan kişi, emrin ne şekilde yerine getirildiği hususlarınında açık olması gerekiyor. Bu hususta Yargıtay Ceza Dairesinin ve ceza genel kurulunun kararlarında belirtilmiştir. Dosyada buna ilişkin hiç bir somut veri yoktur. Fason bir istihbarat raporu söz konusudur o raporda kesin bilgi ve iddia içermiyor bu kişi şu dur diyemiyor, değerlendirilmiştir şeklinde belirtiyor. AİHM içtihatlarına göre istihbarat raporlarına dayanılarak hüküm kurulumaz hakkımdaki iddialar adliyede yer alan jurnalci dediğimiz dedikoducu meslektaş tarafından dile getirilmiştir. ...Terör örgütünün hiç bir zaman hiç bir yapısına dahil olmadım evlerinde, okullarında kalmadım. Hiç bir şekilde bunlarla bağlantılı dernek, vakıflara (himmet deniyormuş) himmet adı altında bağışta bulunmadım. Hesap hareketlerim incelendiğinde de bu ortaya çıkacaktır..." Burdur Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, şüphelilerinüzerlerine atılı suçları işledikleri hususunda haklarında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların bulunması, delillerin henüz tam olarak toplanmamış olması, işin önemi ve verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile de ölçülü olacağı ve adli kontrol uygulamasının şu aşamada yeterli olmayacağı anlaşıldığından CMK 100 maddeleri gereğince tutuklanmasına... [karar verildi.]" Başvurucu müdafii 21/7/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiş, Isparta Sulh Ceza Hâkimliğince itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir. Burdur Cumhuriyet Başsavcılığı 21/7/2016 tarihli kararıyla başvurucu hakkında yürüttüğü soruşturmada yetkisizlik kararı vererek dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 11/1/2017 tarihli kararıyla başvurucu hakkında yürüttüğü soruşturmada yetkisizlik kararı vererek dosyayı Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Antalya Sulh Ceza Hâkimliği 8/3/2017 tarihinde yaptığı inceleme sonucunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir."...atılı suçu işlediğine dair kuvvetli şüphenin devam ediyor olması, tutukluluk nedenlerinin ortadan kalkmamış olması, suçun vasıf ve mahiyeti, kanuni cezası ve tutuklulukta geçirdiği süre gözönüne alınarak CMK maddesi uyarınca tutukluluk hallerinin devamına... [karar verildi.]" Başvurucu, anılan kararın kendisine 15/3/2017 tarihinde tebliğ edildiğini ve itiraz etmesine karşın itiraz sonucunun kendisine tebliğ edilmediğini beyan etmiştir. Başvurucu 10/4/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 8/12/2017 tarihli iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde dava açılmıştır. FETÖ/PDY'ye ve ByLock programına ilişkin açıklamaların yer aldığı iddianamede başvurucu hakkında yapılan değerlendirme özetle şöyledir:" ...FETÖ/PDY silahla terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olan şüphelinin;1) Şüpheli Mutlu BULUT'a ait ..07 numaralı gsm hattı üzerinde Antalya İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince yapılan inceleme neticesinde tanzim edilen 4/10/2017 tarihli HTS raporu,2) Burdur İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerince tanzim edilen 4/7/2016 tarihli rapor,3) Ankara İl Emniyet Müdürlüğünden gönderilen şüpheli Mutlu BULUT'a ait 12/5/2017 tarihli tespit ve değerlendirme tutanağı,4) Şüphelinin FETÖ/PDY örgüt üyesi olduğunu gösterir olay ve davranışlarını anlatan etkin pişmanlık kapsamında ifade veren şüpheliler U. ve A.N.nin beyanları ve teşhis tutanakları,6) Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üçüncü Dairesinin 26/11/2015 tarih 2015/14559 sayılı kararı,7) Şüphelinin FETÖ/PDY örgüt üyesi olduğunu gösterir olay ve davranışlarını anlatan etkin pişmanlık kapsamında ifade veren şüpheliler A.K.,O.,Ö.E.Y.nin beyanları ve tüm soruşturma kapsamında elde edilen deliller gözetildiğinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi olduğu anlaşılmıştır. " İddianamede, yukarıdaki değerlendirmeye esas olmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından gönderilen veriler üzerinde yapılan inceleme neticesinde 197695 İD numaralı ByLock kullanıcısı olduğu belirtilen başvurucu hakkında tanık beyanları bulunduğu ileri sürülmüştür. Bu kapsamda başvurucuyla ilgili olarak ifadeleri alınan tanık beyanlarının ilgili kısımları şöyledir:- U. beyanında; Siirt merkezde savcı olan Mutlu Bulut ile görüşmeye başladığını, bu görüşmelerin H.S.K. ve bazen de Ü.nün evinde olduğunu, bu görüşmelerinde Kur'an okunması, namaz kılınması, sohbet edilmesi şeklinde faaliyetlerin olduğunu ifade etmiş ve başvurucuyu teşhis etmiştir.- A.N. beyanında; kura çekmeden önce kura çektikleri yerde kendileriyle irtibata geçileceğinin söylendiğini, daha sonra kendisinin Siirt merkeze gittiğini, Siirt'te görev yaptığı sırada kendisiyle FETÖ/PDY yapılanmasından H.S.K. isimli şahsın irtibata geçtiğini, kendisine ve eşine ailece tanışacaklarını, küçük grupları olacağını, grup hâlinde görüşeceklerini söylediğini, grup sorumlusunun H.S.K. olduğunu, bu grupta kendisi ve eşiyle birlikte H.S.K. ile eşi G.K., Mutlu Bulut ile eşi E.B., Ü. ile eşi F.Ü.nün olduğunu ifade etmiş ve başvurucuyu teşhis etmiştir.- A.K. beyanında; Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu seçim günü sandık başında cemaatçiler adına çalışan, sandık başında bekleyen ve seçimi takip edenlerin Hâkim K. ve Savcı Mutlu Bulut olduğunu, Siirt Ağır Ceza Başkanı Z.G.nin sözde bağımsız adaylara açıktan çalıştığını, kendisinden oy isteyip istemediğini hatırlamadığını ancak ismini verdiği bu üç adayın bağımsız adaylar için yani cemaatin adayları için açıktan çalıştığını ifade etmiştir.- O. beyanında; Mutlu Bulut'un tutuklandığını duyunca geçmiş dönemlerde hem Sayın Cumhurbaşkanı'na hem de Ak Parti Siirt İl Başkanı F.Ö.Ç.ye Twetter üzerinden hakaret eden ve o dönem Siirt İl Jandarma Alay Komutanlığında istihbarat binbaşı olarak görev yapan E. isimli kişinin aklına geldiğini, bu binbaşıyı bir keresinde Mutlu Bulut'un odasında gördüğünü ve bu duruma anlam veremediğini, Mutlu Bulut'un ihraç olduğunu öğrenince bu tanışıklığın FETÖ'den olduğunu düşünmeye başladığını ifade etmiştir.- Ö.E.Y. beyanında; hazırlanmış olduğu 2006 Kasım sınavının iptal edildiğini, birkaç aylık bir boşluk olunca memleketine gittiğini, sonrasında Ankara'ya döndüğünü, Sokullu semtinde, Yargıtay lojmanlarına yakın bir bölgede, açık adresini hatırlayamadığı bir apartman dairesinde çalışmaya devam ettiğini, bu çalışma evinde Mutlu Bulut, H.S.K., N.T. ve soy ismini hatırlayamadığı, sınavı kazanamayıp avukatlığa devam eden Ankaralı ile birlikte kaldıklarını, murakıp olarak idari yargı hâkim adayı olan, ismini İ. olarak hatırladığı şahsın evlerine gelip gittiğini, 2007 yılı Mart ayında yapılansınava kadar bu şekilde çalıştıklarını ifade etmiştir. Antalya Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 3/1/2018 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş, E.2018/3 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamış, aynı gün yapılan tensip incelemesinde "sanık Mutlu BULUT’un savunması, Bylock tespit ve değerlendirme tutanağı,tanık beyanları, arama el koyma tutanakları, HTS analiz raporları ile tüm dosya kapsamı göz önüne alındığında, sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, silahlı terör örgütüne üye olma suçunun 5271 Sayılı CMK.’nın 103/3 maddesinde düzenlenen katalog suçlardan olması, sanığa yüklenen suçun 5237 Sayılı TCK'da öngörülen cezasının alt ve üst sınırları,sanığın tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alındığında Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının maddesinde yer alan ve ölçülülük ilkesi uyarınca daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbirinin uygulanmasının bu aşamada davaya konu suç ve sanık açısından yetersiz kalacağı" şeklindeki gerekçeyle tutukluluğunun devamına karar verilmiştir. Mahkemece 16/2/2018 tarihinde yapılan duruşmada başvurucunun savunması alınmış ve benzer gerekçelerle tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. 3/4/2018, 15/5/2018/, 11/7/2018, 6/9/2018, 7/11/2018, 9/1/2019, 15/2/2019 tarihli duruşmalarda da benzer gerekçelerle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Antalya Ağır Ceza Mahkemesi 8/3/2019 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Kararın ilgi kısımları şöyledir:"... ...sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün bir üyesi olarak, örgütün ideolojisi ve stratejisi doğrultusunda hareket ettiği, ByLock iletişim sisteminin, yukarıda açıklanan somut delillerle kanıtlandığı üzere, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu anlaşılan ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak teknik verilerle tespit eden Yargıtay Ceza Dairesi 2017 T. 2017/1443 E., 2017/4758 K. sayılı emsal içtihadında da açıklandığı üzere, kişinin örgütle bağlantısını gösteren somut delil niteliğinde olduğu, sanığın üzerine atılı FETÖ-PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği mahkememizce kabul edilmiş, sanığın inkara yönelik savunmasına, yukarıda açıklandığı üzere delillerin mahiyeti ve ispat gücü anlamında mahkememizde bir tereddüt bulunmadığından itibar edilmemiştir." Başvurucunun hükme karşı yaptığı istinaf talebi Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin 10/7/2019 tarihli kararıyla esastan reddedilmiştir. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla Yargıtay'da temyiz aşamasındadır ve başvurucunun tutukluluk durumu devam etmektedir. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Salih Sönmez (B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56) başvurusu hakkında verilen karar. | Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/20749 | Başvuru, Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan başvurucu hakkında darbe teşebbüsüyle bağlantılı olarak yürütülen soruşturmada uygulanan yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, tutukluluğa ilişkin kararların bağımsız ve tarafsız olmayan sulh ceza hâkimliklerince karara bağlanması, gizlilik kararı nedeniyle hakkındaki belgeleri inceleyememesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması, tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptığı itirazların ve alınan savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; usule aykırı şekilde yürütülen bir kısım soruşturma işlemi nedeniyle adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesinin; gözaltı sürecindeki uygulamalar ve ceza infaz kurumundaki kısıtlamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, ilgili mevzuat uyarınca hak sahibi olarak tespit edilen depremzedeye kalıcı konut tahsis edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu nihai hükmü 29/1/2019 tarihinde öğrendikten sonra 18/3/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/9065 | Başvuru, ilgili mevzuat uyarınca hak sahibi olarak tespit edilen depremzedeye kalıcı konut tahsis edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru; davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 23/11/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Beyanına göre başvurucu 1/6/1990-20/6/2003 tarihleri arasında B. isimli şahsa ait işyerinde sigortasız olarak çalıştırılmıştır. Başvurucu, anılan tarihler arasındaki çalışmasının kesintisiz olduğunu ve Sosyal Güvenlik Kurumuna işverence bildirimde bulunulmadığını belirterek hizmet tespit davası açmıştır. İstanbul İş Mahkemesi 20/2/2013 tarihli kararıyla komşu işyerinin tanıkları ve bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar vermiştir. Hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) 27/12/2013 tarihli kararında eksik araştırma yapıldığı gerekçesiyle mahkeme kararını bozmuştur. Sosyal güvenlik mahkemelerinin kurulmasıyla dava dosyası, İstanbul İş Mahkemesine (Mahkeme) tevzi edilmiştir. Mahkeme, bozma ilamına uyarak yeniden yaptığı yargılama sonucu 20/10/2015 tarihli kararı ile 1/4/1992-20/6/2003 tarihleri arasında davalı işyerinde hizmet ilişkisi ile başvurucunun asgari ücretle çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar vererek davayı kısmen kabul etmiştir. Hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir. Daire 12/4/2016 tarihli kararı ile bozma ilamına uyulmasına karşın bozma gereği yerine getirilmediğinden incelemenin hüküm kurmaya elverişli bulunmadığı gerekçesiyle mahkeme kararını bozmuştur. Mahkeme, bozma üzerine dosyayı yeni bir esasa kaydetmiş ve 27/6/2016 tarihli Tensip Tutanağı ile taraflara duruşma gününü belirtir tebligat yapılmasına karar vermiştir. Yargıtay bozma ilamı ve duruşma gününü belirtir tebligat evrakı başvurucu vekiline 25/7/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili ve davalı vekillerinin hazır olduğu ilk duruşma 17/11/2016 tarihinde yapılmıştır. Mahkemece bozma ilamına uyulup eksik belgelerin toplanmasına ilişkin ara kararı kurularak yeni duruşmanın 19/1/2017 günü saat 30'da yapılmasına karar verilmiştir. Mahkeme 19/1/2017 tarihinde Duruşma Tutanağı'nda ''Davacı vekilinin önceki celse duruşmada hazır olduğu, duruşma saatinin 30 olduğu, şu anda saatin 30 olduğu mübaşir vasıtasıyla birçok kere çağrılmakla davacı ya da vekilinin gelmediği anlaşıldı.'' şeklinde tespit yaparak başvurucu vekilinin hazır olmadığını ve bu konuda mazeret de sunulmadığını belirtmiş, davalı tarafça takip edilmeyen dosyanın işlemden kaldırılmasına karar vermiştir. Davanın işlemden kaldırılması tarihi üzerinden üç ay geçtiğinden 20/4/2017 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Gerekçeli karar, başvurucu vekiline 3/5/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden gönderdiği 11/5/2017 tarihli dilekçe ile hükmü temyiz etmiştir. Başvurucu vekili, temyiz dilekçesinde özetle 19/1/2017 tarihli duruşma gününü aşırı yoğunluk nedeniyle sehven atladıklarını, UYAP üzerinden yapılan sorgulamada dosyanın işlemden kaldırıldığına ilişkin hiçbir kaydın sisteme işlenmediğinin görüldüğünü, davanın akıbetini zamanında öğrenemediğini ve yenileme işlemini yapamadıklarını, on yıldır takip ettikleri davayı kaybettiklerini, başvurucunun haklarının gasbedildiğini ileri sürmüştür. Daire 12/10/2017 tarihli kararla ilk derece mahkemesi kararını yerinde görerek onamıştır. Nihai karar, başvurucu vekiline 1/11/2017 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucu 23/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ''Tarafların duruşmaya gelmemesi, sonuçları ve davanın açılmamış sayılması'' kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir:''(1) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. (2) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez. (4) Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir. Yenileme dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulursa, yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır. (5) İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır.... (7) Hangi sebeple olursa olsun açılmamış sayılan davadaki talep dahi vaki olmamışsayılır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36). Mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B. No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1) numaralı fıkra, herkesin kişisel hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya bir yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36). Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafından düzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara tabidir. AİHM'e göre bu hak, Sözleşme'nin tanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen (çerçevesini çizen) sınırlardan başka sınırlamalara da tabi olabilir. Ancak hiçbir durumda bu sınırlamalar hakkın özünü zedelememelidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38). Ayrıca bu sınırlama meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmalıdır, aksi takdirde sınırlama maddenin (1) numaralı fıkrasıyla bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57). | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/39270 | Başvuru, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru; menşe ülkesine geri gönderme nedeniyle yaşam hakkının, sınır dışı etme davasında bazı usul güvencelerine aykırı davranılması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Suriye vatandaşı başvurucu hakkında İstanbul Valiliğinin 21/8/2019 tarihli kararıyla 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi uyarınca sınır dışı etme kararı alınmıştır. Başvurucu, söz konusu işlemin iptali amacıyla 2/9/2019 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Diğer taraftan başvurucu, aynı gün bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun dosyası 2016/40091 numaralı bireysel başvuru ile birleştirilmiştir. Söz konusu başvuruda başvurucunun kendi isteğiyle ülkesine döndüğü, bu nedenle ileri sürülen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kalktığı gerekçesiyle 20/4/2020 tarihinde düşme kararı verilmiştir. Başvurucunun sınır dışı etme kararının iptali amacıyla açtığı dava İstanbul İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) tarafından 21/1/2020 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. 20/3/2020 tarihinde nihai kararı öğrenen başvurucu 1/4/2020 tarihinde yine bireysel başvuruda bulunmuştur. Bölüm tarafından Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesi uyarınca başvurucu hakkındaki sınır dışı etme işleminin tedbiren durdurulmasına karar verilmiştir. Göç İdaresi Başkanlığının (Göç İdaresi) 8/12/2023 tarihli cevap yazısında başvurucu hakkındaki sınır dışı etme kararının ülkesine gönüllü olarak dönmesi sonrasında kaldırıldığı, hakkında hâlihazırda aktif bir sınır dışı etme kararı bulunmadığı bildirilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/11941 | Başvuru, menşe ülkesine geri gönderme nedeniyle yaşam hakkının, sınır dışı etme davasında bazı usul güvencelerine aykırı davranılması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, özel parselasyon sonucu yol olarak terk edilen taşınmaza kamulaştırma işlemi yapılmaksızın el konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, 30/6/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Bursa'nın Osmangazi ilçesi Soğanlı köyünde bulunan 118 ve 124 parsel numaralı taşınmazlar tapuda N.S. isimli kişi adına kayıtlı iken bu kişi tarafından iki taşınmaz birleştirilerek özel parselasyon işlemi yaptırılmıştır. Tapu kaydına göre başvurucuların murisi S.S. 118 parsel numaralı taşınmazın 108/7430 hissesini 28/8/1980 tarihinde resmî satış yoluyla edinmiştir. Bu taşınmaza ilişkin tapu kaydında murisin payının tamamının yola terk edildiği şerhi bulunmaktadır. Ancak bireysel başvuru formu ve ekleri ile dava dosyasından bu şerhin hangi tarihte konulduğu anlaşılamamaktadır. 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun'un maddesinin (b) bendi uyarınca 1987 yılında kadastro müdürlüğünce imar uygulaması yapılmıştır. Başvuru formu ekinde yer alan tapu ve fen memurları ile bilirkişiler tarafından imzalanan ''Tutanaktır'' başlıklı tarihsiz belgede, başvurucuların murisine ait hissenin özel parselasyon işleminde yola terk edilen hisselerden olması nedeniyle bu imar uygulaması kapsamında resen terkin edildiği belirtilmiştir. Başvurucu Nazlı Sabırlı, murisinin satın aldığı taşınmaz hissesine karşılık gelen kısmın yukarıda belirtilen imar uygulaması ile yola terk edildiği, yol olarak terkin edilen bu kısma tazminat ödenmeksizin fiilen de el konulduğunu belirterek 7/11/2008 tarihinde Bursa Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır. Diğer başvurucular da aynı Mahkemede 5/3/2009 tarihinde kamulaştırmasız el atma davası açmışlardır. Her iki dava birleştirilerek yargılamaya devam edilmiştir. Mahkeme 27/1/2011 tarihinde davanın kabulüne karar vermiş ve başvurucular lehine 000 TL tazminata hükmetmiştir. Kararın temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 23/3/2012 tarihinde hükmü bozmuştur. Kararda 2981 sayılı Kanun'un maddesinin (b) bendi uyarınca yapılan imar uygulaması sonucu oluşan parsellerde başvurucuların murisinin adının bulunmadığı vurgulanmıştır. Diğer taraftan taşınmazın özel parselasyon yapılarak birçok kişiye satıldığı iddiasının söz konusu satışların ne şekilde yapıldığı, zeminde fiilen alıcılara yer gösterilerek bir paylaşma yapılıp yapılmadığı, bu işlemler sırasında fiilen yola terklerin olup olmadığı, murise ait payın yol olarak bırakılan kısma mı yoksa özel parsele mi girdiği hususlarının araştırılması gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak yargılamaya devam edilmiştir. Mahallinde yapılan keşifte tanıklar dinlenmiştir. Keşfe katılan fen bilirkişisinin 22/10/2012 tarihli raporunda şu hususlara değinilmiştir;i. Özel parselasyona dayalı satışların yer gösterilerek yapıldığı, bu taşınmazdan pay alan hissedarların da yapılaşmada kendi hisselerini aşmadıkları belirtilmiştir.ii. Başvurucuların murisine de özel parsel olarak ayrılan kısımdan yer satıldığı, satış sırasında yer gösterildiği ancak bu hisseye bina yapılmadığı ifade edilmiştir.iii. Sonuç olarak özel parselasyon sonucu oluşan sokakların satıcıya kalan hisselerden terk edildiği davaya konu taşınmaz hissesinin yola terk edilen kısımda olmadığı kanaatine varıldığı vurgulanmıştır. Mahkeme 11/12/2012 tarihinde bilirkişi raporunda belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar vermiştir. Temyiz edilen karar Yargıtay Hukuk Dairesince 26/6/2014 tarihinde bozulmuştur. Kararda, özel parselasyon sonucu oluşan özel kullanımda kalan parsellerden birinin başvurucuların murisine satıldığı iddiasına ilişkin fen bilirkişisinin soyut beyanları dışında somut bir bilgi ya da belgenin dosyada olmadığı vurgulanmıştır. Diğer taraftan kök taşınmaz 118 parsel numaralı taşınmazın tapu kaydında da murisin payının tamamen yola terk edildiğine dair şerhin mevcut olduğu ifade edilmiştir. Sonuç olarak hisseli satışlar sonucu fiilen oluşan yolun 2981 sayılı Kanun'un maddesinin (b) bendi uyarınca resen terkin edilmiş olduğu ve4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun maddesi hükmü uyarınca bu yer için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamayacağı, bu nedenle davanın reddi gerektiği belirtilmiştir. Başvurucuların karar düzeltme istemleri de 16/12/2014 tarihinde aynı Daire tarafından reddedilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyulmuş ve bozma kararında belirtilen gerekçelerle başvurucuların davasının reddine 2/4/2015 tarihinde karar verilmiştir. Başvurucular tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay Hukuk Dairesince 15/9/2015 tarihinde onanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme istemi Yargıtay Hukuk Dairesinin 2/5/2017 tarihli kararıyla reddedilmesi üzerine karar kesinleşmiştir. Nihai karar 1/6/2017 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucular 30/6/2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. 2981 sayılı Kanun'un maddesinin (b) bendinin ilgili kısmı şöyledir:''...Bu tespit sırasında özel parselasyon planında görülen veya hisseli satışlar sonucu fiilen oluşan yol, meydan, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha vs hizmetlere ayrılan yerler ile bunlara ilişkin hisseler bedelsiz olarak resen tapudan terkin; okul, ibadet yeri ve benzer kamu hizmetlerine ayrılan yerler ise, bedelsiz olarak ilgili idareler adına tespit ve tescil edilir...'' 2942 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:''İmar mevzuatı gereğince düzenlemeye tabi tutulan parsellerden düzenleme ortaklık payı karşılığı olarak bir defaya mahsus alınan yol, yeşil saha ve bunun gibi kamu hizmet ve tesislerine ayrılan yerlerle, özel parselasyon sonunda malikinin muvafakatı ile kamu hizmet ve tesisleri için ayrılmış bulunan yerler için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamaz ve karşılığı istenemez.'' 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:''Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.'' 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:''Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.'' 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:''Satış sözleşmesinin kurulduğu sırada var olan bir hak dolayısıyla, satılanın tamamı veya bir kısmı bir üçüncü kişi tarafından alıcının elinden alınırsa satıcı, bundan dolayı alıcıya karşı sorumlu olur.'' 6098 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:''Satılanın tamamı alıcının elinden alınmışsa, satış sözleşmesi kendiliğinden sona ermiş sayılır ve alıcı satıcıdan aşağıdaki istemlerde bulunabilir: Satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünlerin değeri indirilerek, ödemiş olduğu satış bedelinin faizi ile birlikte geri verilmesini. Satılanı elinden alan üçüncü kişiden isteyemeyeceği giderleri. Davayı satıcıya bildirmekle kaçınılabilecek olanlar dışında kalan bütün yargılama giderleri ile yargılama dışındaki giderleri. Satılanın tamamen elinden alınması yüzünden doğrudan doğruya uğradığı diğer zararları.Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının satılanın elinden alınması yüzünden uğramış olduğu diğer zararları da gidermekle yükümlüdür.'' | Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/29503 | Başvuru, özel parselasyon sonucu yol olarak terk edilen taşınmaza kamulaştırma işlemi yapılmaksızın el konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvurucular, murisleri tarafından 16/11/1957 tarihinde Kızıltepe Tapulama Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itiraz davasının halen devam ettiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler, ihlalin tespitiyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesini talep etmişlerdir. Başvuru, 19/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. İkinci Bölümün 14/11/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığının 16/12/2013 tarihli görüş yazısı 23/12/2013 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş olup, başvurucular vekili 8/1/2014 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı diyeceklerini sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Mardin ili Kızıltepe ilçesi Otluk köyünde 1957 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında 3 ve 5 parsel numaralı taşınmazlar Abdülkerim Aydoğan ve müşterekleri adına tespit edilmiştir. Başvurucuların murisi İbrahim Sarıdağ ve müşterekleri tarafından, Abdulkerim Aydoğan ve müşterekleri aleyhine, 16/11/1957 tarihinde Kızıltepe Tapulama Mahkemesinin 1957/178 ve 1957/180 esas numaralı dosyalarında kadastro tespitine itiraz davaları açılmıştır. Kızıltepe Tapulama Mahkemesince, 13/4/1958 tarihinde 1957/180 esas sayılı dava dosyası ile 1957/178 esas sayılı dava dosyasının birleştirilmesine karar verilmiş ve yargılamaya 1957/178 esas sayılı dava dosyası üzerinden devam edilmiştir. Maliye Hazinesi, dava konusu taşınmazların Hazineye ait olduğunu ileri sürerek, 13/5/1958 tarihinde davaya müdahil olmuştur. Dava dosyası 2013 yılında Mardin Kadastro Mahkemesine devredilmiş olup, yargılamaya Mardin Kadastro Mahkemesinin 2013/42 esas sayılı dava dosyasında devam edilmektedir. B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.” 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Genel olarak görev” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir. ” 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Kadastro hakimi, askı süresi içinde açılacak davalar ve kadastro müdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacak taşınmaz mallara ait kadastro tutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerinden devredilen işler hakkında dava dosyası açar. İlgililerin başvurusunu beklemeksizin kadastro tutanakları ile uyuşmazlığın çözümlenmesine etkili olabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgili dairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflara Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen tebliğ eder.” 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenar başlıklı maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşma yapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olan delilleri inceler ve 30 uncu madde hükmünce işi karara bağlar.…Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmayan hallerde basit yargılama usulü uygulanır.Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.” 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimin takdiri” kenar başlıklı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:“Kadastro tutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bu beyanlarına gerekçe gösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler. Ancak hakim, kadastro tutanağındaki beyanla, duruşma sırasında topladığı deliller arasında çelişki görürse, bunu gidermek için tutanakta beyanlarına başvurulan kimseleri tanık sıfatıyla yeniden dinleyebilir.Kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür. Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları da tespit edilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararı verilir.” 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanun yollarına başvurma ve ilamların infazı” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Kadastro mahkemesi kararları Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen taraflara tebliğ olunur.” 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastro harcı ve tahakkuku” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi şöyledir:“Bu Kanun gereğince resen yapılması gereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zaruri giderler, ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanır.” | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/6261 | Başvurucular, murisleri tarafından 16/11/1957 tarihinde Kızıltepe Tapulama Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itiraz davasının halen devam ettiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler, ihlalin tespitiyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesini talep etmişlerdir. | 1 |
Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesi feshedilen başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 24/1/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde, yargılama sürecindeki dava dosyalarında ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerde yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. İşe İade Davasına İlişkin Süreç 1973 doğumlu olan başvurucu 3/7/2000 tarihinde Türk Telekomünikasyon A.Ş. (Şirket) bünyesinde çalışmaya başlamış, 10/8/2016 tarihinde iletim teknikeri olarak görev yapmakta iken başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Fesih bildiriminde, taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği gerekçesiyle 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/ll-e maddesi uyarınca iş akdinin haklı nedenle derhâl feshedildiği ifade edilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespit edilmesi ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle Şirket aleyhine 7/9/2016 tarihinde dava açmıştır. Ankara İş Mahkemesine (Mahkeme) sunduğu dava dilekçesinde başvurucu; iş akdinin somut bir sebep ileri sürülmeksizin sonlandırıldığını, feshin usule aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Davalı Şirket, cevap dilekçesinde faaliyetlerinin kamusal nitelikte olduğu hususu gözetilerek darbe girişiminin hemen sonrasında Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ile irtibatı olan personelin tespiti ve gerekli fesih işlemlerinin gerçekleştirilmesi için bir komisyon oluşturulduğunu, bağlı olunan Ulaştırma Bakanlığı ve emniyet birimleri ile koordineli şekilde, personel bazında çalışmalar başlatıldığını belirtmiştir. Bu kapsamda Millî İstihbarat Teşkilatından (MİT) gelen bilgilerde başvurucunun kırmızı kodlu ByLock kullanıcıları listesinde olduğunun bildirildiğini ifade eden Şirket iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu 23/11/2016 tarihli karar duruşmasında ByLock iddialarını reddetmiş, söz konusu iddianın belgelendirilmediğini belirtmiş; davalı Şirket ise emniyet ve MİT'e müzekkere yazılarak başvurucunun örgütle alakası olup olmadığını, ByLock, Bank Asya vb. hususlarda gerekirse araştırma yapılmasını ve davanın reddini talep etmiştir. Mahkeme E.2016/741, K.2016/638 sayılı kararı ile davanın reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Tüm dosya kapsamı incelendiğinde; davalı kurumun bir kısım hisselerinin halen T. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığına ait olduğu, halen yürürlükte olan 406 sayılı Kanun Ek 22'nci maddesi hükmü gereği müvekkil Şirket çalışanlarına mevzuat hükümlerine göre güvenlik soruşturması yapılmasının zorunluğu olduğu, davacının da 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi veri teknikeri ve iletim teknikeri olarak çalıştığı, davalı şirketin 20/11/23003-20489 sayılı yazısında, Dilek Öksüz'ün Ulus Telekom Müdürlüğünde 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi sosyal güvenlik yönünden SSK'ya tabi olarak çalışmakta olduğunun belirtildiği, İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı tarafından Hukuk Genel Müdürlüğü yardımcılığına yazılan 09/08/2016 tarihli, fesih bildirimi konulu yazısında 'aşağıda ismi yer alan çalışanları 03/08/2016 tarihi itibari ile' iş sözleşmelerinin feshedildiğinin belirtildiği, davacıya 10/08/2016 tarihinde Noterlik aracığıyla yazılı fesih bildirimi yapıldığı, davalı tarafından yapılan soruşturma kapsamında Fetö/PYD örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu; bu kapsamda -kırmızı-listedeki isimlerin söz konusu programın sürekli kullanıcıları olması nedeniyle bu listede olan 250 personel arasında davacının da isminin bulunduğu tespit edildiği için iş sözleşmesinin feshedildiği ve davacının bu bağlamda iş sözleşmesi feshinin, yazılı fesih bildirimine de gerek olmadığı hâlde davalı şirketçe davacıya yazılı bildirim de yapılmak suretiyle 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 25/II-e maddesi uyarınca işverenin güvenini kötüye kullanılmasına dair haklı sebebe dayanılarak iş sözleşmesinin feshedildiği anlaşıldığından, davacının davasının reddine dair aşağıda belirtilen şekilde hüküm kurulmuştur." Başvurucu, gerekçeli karara karşı istinaf talebinde bulunmuş; ByLock tespitinin gerçeği yansıtmadığını, buna dair araştırma yapılmadığını, iddiaların soyut ve mesnetsiz olduğunu belirterek gerekçeli kararın kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir. Şirket ise cevap dilekçesinde yargılama sürecinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek istinaf talebinin reddi gerektiğini savunmuştur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 2/7/2018 tarihli ve E.2018529, K.2018/1514 sayılı kararı ile temyiz yolu açık olmak üzere istinaf talebinin reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Somut olayda, davacının iş sözleşmesinin davalı işverence, 'Müvekkil Şirket ile olan iş sözleşmeniz, İnsan Kaynaklan Genel Müdür Yardımcılığı'nın 2016 tarihli kararı ile; güven ilişkisinin zedelenmesi gerekçesi ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/Il-e maddesi uyarınca haklı nedenle derhal feshedilmiştir' içerikli fesih bildirimi ile feshedildiği anlaşılmaktadır. Bu halde, davalı kurum vekilinin cevap içeriği, davalı kurumun faaliyet gösterdiği alan ve davacının yaptığı işin niteliği dikkate alındığında, davacının işe iade talebinin reddine dair mahkemece verilen karar, usul ve yasaya uygundur.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, davacının istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir." Başvurucu, davanın reddi kararına karşı temyiz talebinde bulunmuş; Yargıtay Hukuk Dairesi 19/11/2018 tarihli kararıyla, 25/10/2017 tarihinden sonra verilen işe iade davalarındaki kararlar hakkında Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının kesin olduğu, bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacağı gerekçesiyle talebin reddine hükmetmiştir. Nihai karar 25/12/2018 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 24/1/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık), FETÖ/PDY kapsamında başvurucu hakkında soruşturma başlatmış; ilgili sulh ceza hâkimliğince 26/8/2016 tarihinde başvurucunun adresinde, üzerinde ve araçlarında arama yapılmasına, elde edilebilecek ve suç olabileceği değerlendirilen iletişim ve bilişim malzemelerine el konulmasına, Kriminal Polis Laboratuvarı ve ilgili birimlerce inceleme yapılmasına kararı verilmiş; 27/8/2016-2/9/2016 tarihleri arasında gözaltı tedbiri uygulanmıştır. Başsavcılık 8/2/2017 tarihinde emniyetten gelen tespite yer vermek suretiyle iddianame düzenlemiştir. İddianamede başvurucu hakkındaki ifadeler şu şekildedir:"Şüpheli Dilek İyilikbilen: Şüpheli Dilek İyilikbilen emniyetten gelen rapora göre di3622305065@TT Net hattından Bylock programını yüklediği..." İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde görülmeye başlanan yargılama ve soruşturma sürecinde başvurucu, suçlamaları inkâr etmiş; kullandığı iddia edilen program ile ilgili hiçbir şekilde bilgi sahibi olmadığını, iddianın gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu hakkında yapılan incelemede 5/6/2017 tarihli ByLock Kimlik Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ile 22/11/2018 tarihli ek bilirkişi raporuna göre ID'nin 10881, kullanıcı adının adem69, adın adem69, şifrenin a olduğu, abone tespit kayıtlarının İ. (5326003298 numaralı hat ile), R.Ş. (ramazan2201105@ttnet hattı ile) ve başvurucu (di3622305065@ttnet hattı ile) adına yapıldığı tespiti yapılmıştır. Yargılama sürecinde ayrıca başvurucu hakkında Bank Asyaya yönelik bilirkişi incelemesi yaptırılmış; başvurucunun 2011 tarihinden itibaren çeşitli tarihlerde katılım hesabı açtırdığı, 10/4/2014 tarihinde 500,00 TL, 21/4/2014 tarihinde 450 avro ve 175,04 avro nakit yatırarak katılım hesabı açtığı, 8/10/2014 tarihinde de hesabına 830 avro yatırdığı tespit edilmiştir. 2/7/2019 tarihli karar duruşmasında Başsavcılık tarafından verilen mütalaada başvurucunun beraati talep edilmiş, Mahkeme E.2019/32, K.2019/275 sayılı kararla mütalaa doğrultusunda başvurucunun beraatine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Sanığın yapılan tespite göre 'di3622305065@TT Net' hattından Bylock yüklediğinden bahisle kamu davası açılmış ise de; yargılama aşamasında dosyaya giren ByLock Kimlik Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ve ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre; ID nin 10881, kullanıcı adının adem69, adın adem69, şifresinin a olduğu ve abone tespit kayıtlarının .. İyilikbilen (5326003298 numaralı hat ile), R... Şahin (ramazan2201105@ttnet hattı ile) ve sanık (di3622305065@ttnet hattı ile) adına yapıldığı,.. İyilikbilen'in yargılandığı Bayburt Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/333 esas sayılı dava dosyasında yaptığı savunmada 10881 ID sayılı kullanıcıya ait ByLock ekli şahıslardan bazılarını tanıdığını beyan ettiğinin görüldüğü, 10881 ID sayılı ByLock kullanıcısının tespitine yönelik Bayburt KOM Şube Müdürlüğü'nce düzenlenen 2018 tarihli rapora göre10881 ID sayılı ByLock kullanıcısının .. İyilikbilen (TC No: ...) olduğunun değerlendirildiği nazara alındığında sanığın ByLock programını kullandığının her türlü şüpheden uzak olarak ispatlanmadığı, sanığın Bankasya'da 3367939 3 nolu hesabında 2013 tarihinde açmış olduğu katılım hesabına 2014 tarihinde 500,00 TL yatırdığı, ayrıca sanığın 2014 tarihinde450, 00 EURO ve 175,04 EURO nakit yatırarak 3367939 5 nolu katılım hesabını açtığı ve 2014 tarihinde de 830,00 EURO yatırdığı anlaşılmış ise de sanığın 2014 ten önce de katılım hesapları açtığı ve EURO katılım hesabındaki birikmiş parayı Bankasya'ya tamamen elkonulduktan hemen sonra değil de2015 tarihinde nakit olarak çekerek hesabını kapatması nazara alındığında sanığın örgütsel bilinçle, örgüte yardım sağlama amacıyla hareket ettiğinin her türlü şüpheden uzak olarak tespit edilmediği ve dosyada yer alan diğer deliller de nazara alındığında;...Yukarıda açıklanan deliller kapsamında sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğini gösterir her türlü şüpheden uzak delillerin bulunmadığı,sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit olmadığından CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur." Beraat kararı 10/7/2019 tarihinde istinaf edilmeksizin kesinleşmiştir. A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararı şöyledir:"...şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi'dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 24/4/2018 tarihli ve E.2018/3002, K.2018/9593 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davacının iş akdi, hakkında .... Savcılığı tarafından bylock kullanıcısı olduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmış olması, hakkında yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol kararı verilmesi akabinde, davalı işyerinin faaliyet alanı bakımından stratejik önem taşıyan durumu gözetilerek çalıştırılmasında sakınca bulunduğu gerekçesiyle İş K. 25/II e-h-ı maddeleri gereğince haklı neden iddiasıyla feshedilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ise feshin şüphe feshi olduğu ve davalının özel durumu gözetilerek geçerli nedene dayalı olduğu kabulüyle davanın reddine karar verilmiş olup, davacı tarafın istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi taralından da aynı gerekçelerle esastan reddetmiştir. ...Davacının hakkında derdest bulunan ecza yargılamasında, 'mor beyin' uygulaması kapsamında davacı ...'ın kullandığı telefona ait gsm hattının iradesi dışında bylock IP'lerine yönlendirilmiş olduğunun bilirkişi raporuyla tespit edildiği gerekçesiyle beraat kararı verildiği, isnat edildiği üzere terör örgütü ile bağlantısı bulunduğunu gösterir aleyhine başkaca somut bir delil de olmadığı anlaşılmakla, 4857 sayılı Kanun'un maddesinin fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 8/4//2019 tarihli ve E.2019/1352, K.2019/7992 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Somut uyuşmazlıkta davalı işveren tarafından yapılan fesih bildiriminde, fesih nedeni olarak davalı işverene ait fabrikada 04/02/2015 tarihi ve öncesinde davacı ile bir kısım çalışanların işyerinde üretilen rakıları çaldıkları ve çalışan işçilerden ...'in hırsızlık suçuna yardım ettikleri iddiasının feshe gerekçe gösterildiği ve davacının iş akdinin davalı şirkette çalışırken 17/03/2015 tarihinde ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri nedenle feshedildiği anlaşılmıştır.... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/257 esas 2015/777 karar sayılı dosyası kapsamına göre davacının hırsızlık olayından mahkum olan ... ile aynı fabrikada çalışıp, işyerinde servis bulunmaması nedeniyle aynı kişinin aracı ile muhtelif zamanlarda iş yerinden ayrıldığı, davacının sırf bu kişinin aracına binmesinin ve araçtaki alkol kokusunu farketmemesinin feshe dayanak yapılamayacağı, rakı dinlenme bölümünde çalışan davacının aynı araçta bulunan ve hırsızlığa konu olan rakının ... tarafından araçta taşındığına ilişkin bilgi sahibi olamayacağı, işverenin davacının bu hırsızlık olayından haberdar olduğu yönündeki şüphesinin makul ve objektif bir şüphe olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi gerekçeler ile reddine karar verilmesi hatalıdır." Yargıtay Hukuk Dairesinin 18/4/2013 tarihli ve E.2012/32147, K.2013/12471 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Somut olayda bir şüphe feshi söz konusudur. Bu tür fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir.Davalı işyerinde fesih bildirgesinde anılan olayın davacı tarafından gerçekleştirildiği ceza yargılaması sonucunda da ispatlanmamış, davacı hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmiştir. Ancak davacının kendi kredi kartının sorgulanması ile bilgisi olmaksızın kredi kartından alışveriş yapılan müşterinin kredi kartının sorgulanmasının zamanlama yönünden iç içe geçmesi ve sorgulamanın yapıldığı terminalin aynı olması dikkate alındığında, bu hususun iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni ortadan kaldırmaya elverişli bir şüphe olup, davacı ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı kabul edilmelidir. Bu durumda davalı işverenin artık işçiyi çalıştırması mümkün değildir. Bu sebeple iş sözleşmesinin feshi haklı sebebe dayanmasa da, feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilmelidir. İşverence yapılan fesih geçerli nedene dayandığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olmuştur." | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/3220 | Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesi feshedilen başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının; karar düzeltme talebinin kararı veren aynı Daire tarafından incelenerek karara bağlanması nedeniyle iki dereceli yargılanma hakkının; yargılamanın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yürütülmemesi ve aleyhe vekalet ücretine hükmedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru, 10/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 22/12/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasıma karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüş sunulmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı emrinde muvazzaf astsubay olarak görev yapmakta iken TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunduğu gerekçesiyle hakkında idari tahkikat başlatılmış, bu tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından "Türk Silahlı Kuvvetlerinde kalması uygun değildir." ortak kanaatini içeren 8/8/2012 tarihli ayırma sicil belgesi düzenlenmiştir. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Sicil Yönetmeliği) maddesi gereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyonda başvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon 15/11/2012 tarihli kararı ile başvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar 16/11/2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonra Genelkurmay Başkanının onayına sunulmuş, Genelkurmay Başkanınca da Hava Kuvvetleri Komutanlığı kararı doğrultusunda işlem yapılmasının uygun görüldüğü belirtilmiştir. Bunun üzerine hazırlanan 2012/24-413 sayılı kararnamenin 9/1/2013 tarihinde Millî Savunma Bakanı tarafından onaylanmasıyla başvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir. Başvurucu, istihbarat birimindeki görevliler tarafından 18/3/2011 tarihinde sorgulandığını, sorgu esnasında cinsel yaşamına ilişkin ayrıntılı sorular sorulduğunu, sonrasında savunması alınmaksızın ve hiçbir gerekçe gösterilmeksizin ilişiğinin kesildiğini belirterek yürütmenin durdurulması ve ayırma işleminin iptali talebiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde 12/2/2013 tarihinde dava açmıştır. Sunduğu dava dilekçesinde başvurucu; ilişik kesme kararında herhangi bir disiplinsizlik eyleminin gösterilmediğini, yalnızca özel yaşam biçimi nedeniyle ilişiğinin kesildiğinin anlaşıldığını, sorgu yönteminin mevzuata aykırı olarak aldatıcı biçimde ve baskı altında tutularak yapıldığını, hukuka aykırı usuller içeren ve göreviyle ilgisi olmayan tamamen özel yaşantısına ilişkin mahrem sorulardan oluşan sorgu neticesinde elde edilen beyanların delil olarak kullanılamayacağını, başarılı bir sicile sahip olmasına rağmen bu durumun dikkate alınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük yönünden hukuka aykırı olduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucunun ilişiğinin kesildiği, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olması gerektiği, ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevin başarıyla icra edilebilmesi için bir koşul olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca kamu hizmetinin yürütülmesinde zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışına çıkarılmasının kaçınılmaz olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilen ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, dava konusu ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan 22/10/2013 tarihli düşünce yazısında, başvurucunun cinsel hayatına ilişkin olarak alınan duyumlar üzerine başlatılan bir idari tahkikat kapsamında elde edilen bulgular ile başvurucunun beyanları dikkate alınarak ayırma işleminin tesis edildiği ancak başvurucunun yaşadığı bu ilişkilerin rıza dışı veya menfaate dayalı olduğunu gösteren bir bilgi veya belgenin dava dosyasında bulunmadığı vurgulanmıştır. Ayrıca başvurucunun cinsel zafiyeti nedeniyle görevini suistimal ettiğinin ya da askerî disiplini olumsuz etkilediğinin söylenemeyeceği, dava konusu işleme dayanak gösterilen ilişkilerin tamamıyla özel hayat sınırları içinde kaldığı ve dış aleme yansımadığı, bizzat başvurucu tarafından dile getirilen beyanları içeren istihbarat raporlarına dayanılarak işlem tesis edilmesinin mümkün olmadığı, ölçülülük ilkesi gözetilmeden gerçekleştirilen ayırma işleminin hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği belirtilmiştir. AYİM Birinci Dairesinin 4/12/2013 tarihli ve E.2013/276, K.2013/1192 sayılı kararıyla dava reddedilmiştir. Kararda, TSK'nın itibarını sarsacak derecede ahlak dışı hareketlerde bulundukları gerekçesiyle İstihbarat Başkanlığınca yürütülen tahkikat kapsamında aralarında başvurucunun da bulunduğu pek çok personelin ifadesine başvurulduğu, 18/3/2011 tarihinde ifadesi alınan başvurucunun yaşadığı cinsel birliktelikleri detaylı şekilde anlattığı ve ikrar ettiği, başvurucu dışında ifadesine başvurulan diğer askerî personelin de anlatımlarında başvurucunun ahlaka aykırı davranışlarına yer verdiği ve başvurucunun cinsel yaşamına ilişkin ayrıntıları aktardığı, geçmiş sicil ve disiplin durumu itibarıyla başarılı bir personel portresi çizmesine karşın başvurucunun iyi ahlak sahibi olmak vasfını taşımadığı, TSK'nın itibarını zedeleyecek tavır ve davranışlar içinde bulunduğunun anlaşıldığı, ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif kriterlere göre kullanıldığı ve kamu yararı ile birey yararı dengesinin gözetildiği belirtilmiş; tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kararda ayrıca herhangi bir soruşturma veya kovuşturma olmasa dahi kamu personeli hakkında disiplin soruşturması yapılabileceği vurgulanmıştır. Bunun yanında başvurucunun 18/3/2011 tarihli ifadesinin bir suç isnadıyla ceza soruşturması ya da kovuşturması kapsamında değil disiplin hukuku çerçevesinde değerlendirilmek üzere idari tahkikat kapsamında alınmış olduğu ve başvurucunun bu şekilde tespit edilen ifadesi sırasında iradesinin fesada uğratıldığı, yanıltıldığı ya da ifadesinin hukuka aykırı şekilde yasak yöntem ve usullerle alınmış olduğuna dair dosya kapsamında herhangi somut bir bilgi, belge ve kanıt bulunmadığı belirtilmiştir. Karara katılmayan bir üye tarafından kaleme alınan karşı oy yazısında başvurucunun sicil notları ortalamasının çok iyi seviyede gerçekleştiği, on adet takdir belgesi ile ödüllendirilmiş olmasının yanı sıra herhangi bir disiplin cezası ya da ikazının bulunmadığı, bu hususlar gözetildiğinde başvurucunun disiplin ve ahlaki zafiyetinin kamu hizmetinde istihdamını imkânsız kılacak vahamet düzeyinde olmadığının anlaşıldığı, bu bağlamda orantılı bir yaptırım uygulanması olanağı varken tesis edilen ayırma işlemi nedeniyle ölçülülük ilkesinin gözetilmediği ve birey ile kamu yararı arasındaki dengenin sağlanmadığı, bu nedenlerle dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi aynı Dairenin 11/5/2014 tarihli ve E.2014/272, K.2014/229 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar 1/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. 10/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. Anayasa Mahkemesinin 4/5/2016 tarihli yazısı ile yargılama dosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun ayırma işlemine dayanak oluşturan“gizli” ibareli belgelerin gönderilmesi istenmiştir. Anayasa Mahkemesine 25/7/2016 tarihinde sunulan söz konusu belgelerin incelenmesinden Hava Kuvvetleri Komutanlığınca istihbarata karşı koyma hassasiyetleri çerçevesinde 18/3/2011 tarihinde başvurucunun ifadesinin alındığı, söz konusu ifade metninde hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde söz konusu metnin “ifadeyi alan” kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğu tespit edilememiştir. Anılan ifade metninde başvurucuya bugüne kadar nerelerde görev yaptığı, kimlerle ikamet ettiği, eş cinsel şahıslarla cinsel birliktelik yaşayıp yaşamadığı ve bu konuda mesai ortamlarında konuşmalar yapılıp yapılmadığı, bugüne kadar birliktelik yaşadığı kadınlardan baskı görüp görmediği veya bu kadınlar tarafından şantaja maruz bırakılıp bırakılmadığı hususlarının sorulduğu görülmüştür. Başvurucunun anılan soruları yanıtladığı ve özellikle birlikte olduğu kadınlara ilişkin olarak cinsel birliktelik içeren geçmişteki ilişkilerini açıkladığı ve ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır. Soruşturma konusu olaylara ilişkin olarak başvurucu dışındaki kişilerin de ifadelerinin alınmış olduğu, bu kişilerden başvurucu hakkında bildiklerini anlatmalarının istendiği görülmüştür.B. İlgili Hukuk 926 sayılı Kanun’un işlem tarihinde yürürlükte olan maddesi; 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun ve maddeleri; 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun geçici maddesinin (4) numaralı fıkrası; 26/9/2011 tarih ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) maddesi; 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin maddesi; Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan ve maddeleri. | Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/4982 | Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının; karar düzeltme talebinin kararı veren aynı Daire tarafından incelenerek karara bağlanması nedeniyle iki dereceli yargılanma hakkının; yargılamanın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yürütülmemesi ve aleyhe vekalet ücretine hükmedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, toplumsal gösteriye müdahale eden kolluk görevlilerinin attığı gaz fişeği kapsülünün baş bölgesine isabet etmesi nedeniyle meydana gelen ölüm olayı ve bu olayla ilgili etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 12/3/2020 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Edip Cömert ve Hatice Cömert'in oğlu, diğer başvurucuların kardeşi olan A. kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen toplumsal gösteriler kapsamında 3/6/2013 tarihinde Antakya'da düzenlenen gösterilere katılmıştır (Gezi Parkı olaylarıyla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Özge Özgürengin, B. No: 2014/5218, 19/4/2018, § 10). Kolluk görevlilerinin gösteriye müdahalesi sırasında başına gaz fişeği kapsülü isabet eden A. kaldırıldığı hastanede 3/6/2013 günü saat 29 sıralarında vefat etmiştir. A. A.nin Ölümüyle İlgili Soruşturma ve Kovuşturma Süreci 4/6/2013 günü saat 00 sıralarında adli tıp uzmanı ve Cumhuriyet savcısının katılımıyla A.nin ölü muayenesi ve otopsi işlemi yapılmıştır. Bu işlem sonucu aynı tarihte düzenlenen Adli Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağı'nda yer alan bulgular özetle şöyledir:i. Cesedin incelenmesine başlanmadan önce cesedin alın, yüz, boyun ve her iki elinden svap ve tırnak örnekleri alınmıştır. Ölü muayenesi ve otopsi sırasındaki tüm işlemler fotoğraflanmıştır.ii. Cesedin haricî muayenesinde; alın ortasında 5x4 cm'lik, sağ kaş üstünde 2,5x1,5 cm ve 1,5x1 cm'lik iki ekimoz, sağ kaş dış yanda 4x1,5 cm'lik sürtünme kaynaklı sıyrık şeklinde ekimoz bulunduğu, burun kökünde 1x1 cm'lik, alt kısmında yanık ile uyumlu görünümü olan, ateşli silahla oluşması muhtemel sıyrık bulunduğu, sağ temporooksipitalde açıklı dışa bakan, yarım ay şeklinde olan kemiğe kadar ulaşan 4 cm'lik yırtık, bu yarım ayın ortasına düşen bölümde 1,5 cm boyunda yüzeysel yırtık bulunduğu tespit edilmiştir. Haricî muayenede vücudun başka bir yerinde iz veya bulguya rastlanmamıştır.iii. Klasik otopside baş bölgesinin incelenmesi neticesinde saçlı deri altında sağ temporooksipitalde yoğun kanama görülmüştür. Her iki temporal adale grubu sağlam bulunmuştur. Haricen sağ temporoksipitalde tarif edilen yarım ay şeklindeki kesinin altında 3x2,5 cm'lik, içe doğru kemik kakmaları oluşturan çok parçalı çökme kırığı görülmüştür. Kafatası açılarak beyin ve beyincik incelendiğinde sağ hemisferde (beyin yarım küresi) yaygın subaraknoid kanama ve kalınlığı 0,5 cm'ye ulaşan subdural kanama görülmüştür. Oksipital lobda parçalı kemik fragmanlarının kesmesine bağlı olarak beyin doku harabiyeti vardır. Beyin dokusunun yapılan kesitlerinde ve kesitlerin ayrıntılı incelenmesinde trase oluşturmuş herhangi bir görüntü saptanmamıştır. Sağ tarafta tarif edilen beyin doku harabiyetinin 1 cm derinliğe ulaşmış olduğu, kaidede sağ ön kafa çukurunda 3,5 cm boyunda, lineer, ayrıksız seviye farkı göstermeyen fissür tarzı kırık bulunduğu görülmüştür. Sağ temporooksipitalde tarif edilen çökme kırığının 3x2,5 cm'lik açıklık oluşturduğu ve buradan çöken kemik adacığının 7-8 parçaya ayrıldığı görülmüştür.iv. Klasik otopside göğüs ve batın bölgelerinin incelenmesi neticesinde herhangi bir ekimoz veya travma bulgusuna rastlanmamıştır. Akciğer, kalp, karaciğer, dalak, batın içi ve pelvik organlar ile boyun organlarının tetkikinde özellik görülmemiştir.v. Otopsi sırasında cesetten alkol, uyutucu ve uyuşturucu madde analizi için bir tüp kan alınmıştır. Ayrıca yüz bölgesinde tarif edilen ekimozlardan ve sağ temporooksipitalde tarif edilen yaranın her iki dudağından cilt örnekleri alınarak içine formol ilave edilen ayrı ayrı kutulara konulmuştur.vi. Antakya Devlet Hastanesinin Acil Servis Takip Formu'nda A.nin hastaneye ex (ölü) vaziyette getirildiği ve yapılan CPR'ye yanıt alınamayarak saat 59'da ölü olarak kabul edildiği kayıtlıdır. Antakya Devlet Hastanesi tıbbi belgesinde ateşli silaha ait giriş ve çıkış deliklerinden bahsedilmesine karşılık otopside giriş deliği olarak tarif edilen burun kökündeki sıyrığın cilt altı seviyede kaldığı, burun ve frontal kemiklerin sağlam olduğu tespit edilmiştir. Ateşli silah çıkış deliği de saptanmamış ve beyin dokusunda trace olmuş lezyon bulunmadığı belirlenmiştir. Otopsiden sonra lezyon tarif edilen bu bölgelerden örnekler alınmış ve ayrıca kayıt altında tutulması için ölen kişinin iki yönlü kafa grafisi ile BBT çekilmiştir.vii. Adli tıp uzmanı, tespit edilen bu bulgulara göre ölümün otopsi saati olan 00'den 1-4 saat öncesinde gerçekleştiğini ancak kesin ölüm nedenini belirleyemediğini bildirmiştir. Uzman ayrıca kesin ölüm nedeninin tespiti için cesetten alınan örnekler üzerinde inceleme yapılması gerektiğini, özellikle burun bölgesi ve sağ temporoparyetal bölgeden alınan örnekler üzerinde ısı ile uyumlu değişiklikler olup olmadığı hususlarında inceleme yapılması için alınan örneklerin İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi gerektiği, inceleme sonuçları ile soruşturma dosyası birlikte değerlendirilerek kesin ölüm nedeninin belirlenebileceği kanaatlerini bildirmiştir.viii. Cesetten alınan örneklerin İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verilerek saat 00'te otopsiye son verilmiştir. Otopsinin bitmesini takiben saat 30 sıralarında Cumhuriyet savcısı nezaretinde Hatay İl Jandarma Komutanlığı Olay Yeri İnceleme Tim Komutanlığı görevlileri tarafından olay yeri incelemesi yapılarak olay yeri krokisi düzenlenmiş, fotoğraf ve kamera görüntüleri alınmış, muhtemel deliller tespit edilerek muhafaza altına alınmıştır. Bu işlemler sonucunda düzenlenen olay yeri inceleme raporunda; A.nin yaralandığı yerin Hatay Merkez Elektrik Mahallesi Temiz Sokak ile Yıldız Sokak kesişimi, Savaşır Apartmanı önü olduğu tespit edilmiştir. Ateş edilen yerin ise A.nin yaralandığı yere 36 m mesafede olduğu ölçülen Yıldız Sokak'ın Gündüz Caddesi'ne bağlandığı alan olduğu belirlenmiştir. Olay yerinde bulunan kan lekeleri ve izlerden karşılaştırmada kullanılmak üzere örnekler alınmıştır. Raporda ayrıca Gündüz Sokak ile Yıldız Sokak birleşme noktasında yola konularak yakılan sandalye ve birtakım malzemelerle barikat oluşturulduğu, sokağın muhtelif yerlerinde dizili şekilde kaldırım taşları, diğer taşlar, sopalar bulunduğunun tespit edildiği belirtilmiştir. Olay yerinde ayrıca alüminyum aksamlı biber gazı kapsülüne ait olduğu değerlendirilen, deforme olmuş, üzerinde "SIF11" yazılı metal bir parça ele geçirilmiştir. Cumhuriyet savcısının talimatıyla Gündüz Caddesi, Yıldız Sokak, Temiz Sokak ve Yenidoğan Sokak arasında kalan alan emniyet şeridiyle çevrilerek bu alanda bulunması muhtemel delillerin tespiti amacıyla belediye temizlik görevlilerinin de yardımıyla süpürme işlemi yapılmış; ele geçirilen malzemeler Hatay İl Jandarma Komutanlığı görevlileri tarafından elenerek kâğıt aksamlı iki parça, bir plastik parça ve bir metal parça muhafaza altına alınmıştır. Otopsi ve olay yeri incelemesinde elde edilen materyaller üzerinde birçok kriminal inceleme yapılmıştır. Bu kapsamda Jandarma Genel Komutanlığınca düzenlenen 21/6/2013 tarihli uzmanlık raporunda, kan izlerinin birinden DNA örneği elde edildiği ve bu örneğin A.ye ait olabileceği belirtilmiştir. Aynı Kurumun 13/6/2013 tarihli uzmanlık raporunda A.den alınan svaplarda atış artığına rastlanmadığı bildirilmiştir. Jandarma Genel Komutanlığının 20/6/2013 tarihli uzmanlık raporunda ise olay yerinde bulunan ve üzerinde "TIP 1 SIF 11" yazılı metal parçanın "Brezilya menşeli, GL-202 model, göz yaşartıcı CS imlalı, göz yaşartıcı etkili, toplumsal olaylarda kargaşa bastırmak amacıyla kullanılan, çapına uygun silahtan atılmış gaz fişeği" olduğu belirtilmiştir. Aynı uzmanlık raporunda olay yerinde bulunan ikisi keçeden, biri kartondan mamul üç malzemenin bu gaz fişeğinin tasarımında kullanılan malzemelerden olabileceği kanaati bildirilmiştir. Raporda olay yerinde bulunan gaz fişeğinin teknik özellikleri şu şekilde ifade edilmiştir: Üreten ülke Brezilya, toplam ağırlık 150 g, uzunluk 115,5 mm, çap 40 mm, ilk hız 75 m/s, yanma süresi 20 sn, azami menzil 90/150 m, gecikme zamanı 2 sn, yayılma zamanı 20 sn'dir. Otopside elde edilen verilere uygun olarak Hatay Cumhuriyet Başsavcılığınca 4/6/2013 tarihinde İstanbul Adli Tıp Kurumuna müzekkere yazılarak cesetten alınan örnekler üzerinde alkol, uyutucu, uyuşturucu madde analizi ile histopatolojik ve immünhistokimyasal incelemelerin yapılması, özellikle burun bölgesi ile sağ temporooksipital bölgeden alınan cilt örneklerinde ısı ile uyumlu değişiklikler olup olmadığı hususlarının aydınlatılması, ölüm sebebinin ve sağ temporooksipital bölgede tespit edilen çökme kırığının ne tür bir cisim ile oluşabileceği hususunda görüş bildirilmesi istenmiştir. İstanbul Adli Tıp Kurumu, gönderilen örnekler üzerinde toksikoloji incelemelerini tamamlayarak 2/7/2013 tarihli bir rapor düzenlemiş ve A.nin kanında alkol veya uyuşturucu madde bulunmadığını bildirmiştir. Anılan Kurumun 12/7/2013 tarihli histopatoloji raporunda ise şu hususlar bildirilmiştir:"...alın orta, sağ kaş dış yan, sağ kaş üstü olarak gönderilen dokular 2'şer blok, burun olarak gönderilen doku 3 blok ve sağ temporooksipital iki yara dudağı olarak gönderilen doku 4 blok halinde takibe alınıp H&E kesitler yapılarak incelenmiş olup fibronektin, laminin ve aktin ile immunohistokimyasal boyama metodu uygulandığı, tüm gönderilen örneklerde fibronektin ile hasar bölgesinde artmış boyanma paterni saptanırken, laminin ve aktin ile normal boyanma paterninde bir değişiklik görülmediği,Burun, alın orta, sağ kaş dış yan, sağ kaş üstü ve sağ temporooksipital iki yara dudağı olarak gönderilen cilt örneklerinde saptanan morfolojik ve immunohistokimyasal bulgular bu lezyonların antemortem dönem ilk 24 saat içerisinde oluşmuş olabileceğini düşündürdüğü,Gönderilen tüm örneklerde ısı etkisi ile uyumlu bulgu görülmediği..." İstanbul Adli Tıp Kurumu 15/7/2013 tarihinde Hatay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği yazıda; tanık ifadeleri, düzenlenmiş tıbbi belgeler, çekilmiş BT ve grafiler, olay yeri inceleme raporu ve görüntülerini içerir adli soruşturma dosyasının tamamı gönderilerek A.nin kesin ölüm sebebi ve sağ temporooksipital bölgede tespit edilen çökme kırığının ne tür bir cisim ile oluşabileceği hakkında Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulundan görüş alınmasının uygun olduğu kanaatini bildirmiştir. Başsavcılık bunun üzerine soruşturma kapsamında elde edilen tüm delilleri Birinci Adli Tıp İhtisas Kuruluna göndererek ölüm nedeni ve baş bölgesindeki yaralanmanın ne tür bir cisimle oluşabileceği hususlarında rapor düzenlenmesi talebini yinelemiştir. Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulu 21/8/2013 tarihli raporuyla Başsavcılığın talep ettiği hususlarda kanaatini bildirmiştir. Dört profesör, bir doçent ve iki uzman tarafından imzalanan raporun sonuç bölümünün ilgili kısmı şöyledir:"...2-... Dosya ekinde gönderilen otopsi fotoğrafların(ın) kurulumuz tarafından tetkikinde sağ parietal arka dış yan bölgede açıklığı arkaya bakan yarımay şeklinde büyük oranda düzgün kenarlı skalp laserasyonu ve bunun oluşturduğu dairesel yapının ortasına uyan bölgede düzgün halka şeklinde epidermal doku kaybı gösteren saçlı deri lezyonu görüldüğü olay yerinden elde edilerek gönderilen numunelerin jandarma genel komutanlığında yapılan tetkikinde GL 202 model gaz fişeğinin teknik özelliklerinin değerlendirmesinde toplam ağırlığının 150 gr uzunluğunun 5 çapının 40 mm, ilk hızının 75 m/sn yanma süresinin 20 sn, azami menzilinin 90/150 metre gecikme zamanının 2 sn yayılma zamanının 20 sn şekilde olduğu dikkate alındığında kişinin ölümünün gaz fişeğinin kafaya isabet etmesi ile oluşan kafatası kırıkları ile birlikte beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu meydana gelmiş olduğu,3- Kişinin 03/06/2013 tarihinde saat 23:00 sıralarında meydana gelen kafasına gaz fişeği çarpması sonucu yaralanması ile 03/06/2013 tarihinde saat 23:29'da meydana gelen ölümü arasında illiyet bağının olduğu oy birliği ile mütalaa olunur." Soruşturma kapsamında ayrıca birçok tanığın beyanı alınmıştır. Bunlardan bazıları özetle şöyledir:i. Gösterilere A. ile birlikte katılan tanık ; A. ile birlikte bulundukları sokağın başından ve bulundukları yere 25-30 metre mesafedeki bir araçtan gaz fişeği atıldığını, gaz fişeklerinden birinin önünden geçtiğini, diğerinin nereye gittiğini görmediğini, bu esnada A.nin yere düştüğünü beyan etmiştir.ii. A.yi aracıyla hastaneye götüren tanık A.K. özetle işyerinden eve doğru giderken Gündüz Caddesi'nin göstericiler tarafından kapatılması nedeniyle Elektrik Mahallesi'nin ara sokaklarına girdiğini, burada göstericilerin kendisini durdurarak polis olup olmadığını sorduğunu, bu sırada bazı kişilerin kendisini tanıyarak geçmesine izin verdiğini, sokağın başına geldiğinde bir ses duyduğunu, A.nin başından kan geldiğini ve yere düştüğünü gördüğünü, A.yi aracıyla hastaneye götürdüğünü, bu sırada 112 Acil Çağrı Merkezi hattını aradığını beyan etmiştir.iii. Tanık P özetle evinin balkonunda otururken 7-8 kişilik bir grubun Yıldız Sokak'a doğru kaçtığını gördüğünü, Gündüz Caddesi'nden 2-3 el gaz bombası atıldığını, bunlardan birinin A.ye isabet ettiğini, olay yerindeki balkona 10 metre mesafede olduğunu beyan etmiştir.iv. Tanık H.A. görevlilerce atılan gaz fişeğinin A.ye isabet ettiğini, tanık R.Y. polis aracından atılan gaz bombasının yanından geçerek A.ye isabet ettiğini, tanık H.S. beyaz renkli bir araçtan sokağa doğru 4-5 el ateş edildiğini ve A.nin yere düştüğünü, tanık S.Ş. iki sokağın birleşme noktasından atılan gaz fişeğinin A.nin başına isabet ettiğini, tanık A.B. polis aracından Yıldız Sokak'ta bulunan vatandaşlara gaz bombası atılmasının ardından sokaktaki gençlerden birinin yere yığıldığını, tanık S.S. pencereden baktığı sırada Gündüz Caddesi üzerindeki bir polis aracından bulunduğu apartmana doğru gaz fişeği atıldığını ve A.nin yere düştüğünü gördüğünü, tanık S.A. göstericilerin Yıldız Sokak'a kaçtıkları sırada polis ekiplerinin arka arkaya üç el gaz bombası attığını ve gençlerden birinin bağırarak yere yığıldığını beyan etmiştir. Soruşturma kapsamında olay tarihinde gerçekleşen gösterilere gaz fişeği kullanmak suretiyle müdahale eden görevli polis araçları ve bu araçlarda bulunan kolluk görevlileri tespit edilmiştir. Üç aracın bu şekilde görevlendirildiği, araçların içinde biri şoför, biri kamera kullanan operatör, biri de gaz fişeği atmakla görevli olan üç kişi bulunduğu belirlenmiştir. Gaz fişeği atmakla görevli olan polis memurları K., H.A. ve A.K.nın şüpheli sıfatıyla beyanları alınmıştır. K.nın ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Ben Hatay Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmaktayım. Olay tarihinde de il merkezinde izinsiz gösteri yapan gruplara müdahale için görev almıştım... Benim bildiğim kadarı ile de olaylar esnasında üç tane araçta gazcı vardı. Bunun dışında araç varsa da içerisinde gazcı yoktu... Saat 17:00 gibi olayların olduğu bölgeye gitmiş idik. Yaklaşık 22:30'da kadar müdahale etmeden Armutlu BP civarında bekledik. Burada beklediğimiz süre zarfında da zaten sürekli göstericiler üzerimize taş, sopa, şişe ve benzeri şeyler atmaktaydılar. Biz de kalabalıkların dağılması için anonslar yapmakta idik. Daha sonra bize müdahale emri gelince araçlar ile müdahaleye başladık. Gündüz Caddesi üzerinden Uğur Mumcu meydanına kadar gittik. Oradan tekrar dönüp aynı noktaya geliyorduk. Hatırladığım kadarı ile bu şekilde bir kaç tur attık. bu esnada da yoğun bir şekilde araçlar üzerine taş, sopa, evlerin damlarından kiremit, tuğla ve benzeri gibi maddeler atılmakta idi. Tur attığımız sırada ben araçtan gaz fişeği atıyordum. Gaz fişeğini zaten kalabalık olduğu noktalara kalabalığın arka kısmına düşecek şekilde atıyordum. Ben 2010 yılında bunun eğitimini almış idim. Kişiler yakın mesafede ise gaz bombası kullanmayıp mazgallardan lazer bombası kullanıyorduk. Hatırladığım kadarı ile bu müdahaleler sırasında ben 35-40 adet gaz fişeği atmışımdır. Ben bu işin eğitimini aldığım için atılması gerektiği şekilde gaz fişeğini kullandım. Herhangi bir kimseyi hedef alarak gaz fişeği kullanmadım. Atmış olduğum gaz fişeklerinden herhangi birinin birisine isabet ettiğini de ben görmedim. Daha sonra 03:00 gibi biz olay yerinden ayrıldık. Görevli olduğum şubeye geçtik. Ben oraya gittikten sonra oradaki konuşmalarda birisinin öldüğünden bahsediliyordu. Olayı bu şekilde duydum. ..." H.A.nin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Ben Hatay Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmaktayım... Daha sonra bize olaylara müdahale edin denilince biz de müdahaleye başladık. daha öncesinde ise olaylarda görev alan diğer Şort Land ve Tomalarda olay yerinde idi. Daha sonra hep birlikte müdahale ettik. Şu an tam hatırlamıyorum ama olay yerine gittikten uzun bir süre sonra müdahalelere başladık. Bu esnada su sıkan araçlardan su sıkıldı. Gaz atılan araçlardan ise gaz atmaya başladık ... Bizim müdahalelerimiz esnasında caddede ve ara sokaklarda yoğun bir kalabalık oluşuyordu. Bu kişiler bizim araçlara taş, şişe ve benzeri şeyler atıyorlardı. Binalardan kaldırım parkeleri atılıyordu. Bende araç içerisinden ara sokaklara gaz fişeği atıyordum. Hatırladığım kadarı ile bu süreç zarfında araçtan 40-45 adet gaz fişeği attım. Ben bu işin eğitimini almıştım. Ayrıca gaz fişeği kullanma talimatları bize verilmiş idi. Bu talimatlar doğrultusunda gaz fişeklerini kullanıyorduk. Araçların gaz fişeği atmak için yaklaşık 10X15 cm ebatlarında penceresi mevcuttur. Buralarda gaz fişeklerini prosedür gereği gerekli açıyı ayarlayarak 45 derecelik açı ile grupların arka taraflarına ateş ediyordum. Ateş ettiğim esnada da zaten herhangi bir şahsı hedef almam mümkün değildir. Gaz fişeğinin bir kişiyi hedef alınması halinde öldürücü olup olmadığı konusunda benim bilgim yoktur. Ama bildiğim öldürücü olmadığı yönündedir. Ama belli bir mesafeden kişilere isabet etmesi halinde belli bir tahribat yaratır. Bildiğim kadarı ile de gaz fişekleri atıldığında 100-150 metre kadardır. Hatırladığım kadarı ile de saat 03;00 sıralarında göstericiler dağılmış idi. Bizde şubeye döndük. Ben şubeye döndükten sonra olaylarda birisinin yaralandığını ve öldüğünü duydum. Araçtan gaz fişeği attığım sıralarda bu yönde bir şey duymadım, görmedim. olayın nasıl meydana geldiğini ben bilmiyorum......" A.K.nın ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Ben Hatay Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmaktayım... Benim görevim bu tip gösterilerde gazla müdahale etmek idi. Ben bu konuda da eğitim alarak bir yıl önce bu göreve başladım. Bu görevi yaparken de yaya olarak müdahale ettiğimizde yaya olarak gaz atmakta idim. Araçla müdahale ettiğimiz zamanlarda da araçtan gaz atmakla görevli idim. Benim olay tarihinde görev aldığım araca Şort Land denilmekteydi. Söz konusu aracın plakası 6197 idi. Rengi de beyaz idi. Araçta şubemize aitti. Bu araçta ayrıca aracı kullanan bir şoför, bir operatör bulunmaktadır... Biz saat 17:00'de olaylara müdahale için hareket ettik... Gece 23:00'a kadar biz olaylara müdahale etmedik. O süre zarfında göstericiler tarafından bizim araçlara taş şişe, bilye ve benzeri eşyalar atıldı. Saat 23:00 gibi bize emir geldi. Ben içinde bulunduğum araçta gazcı olarak görev yapıyordum. Müdahaleden sonra araçta kontrollü bir şekilde gaz atmaya başladım. Gaz atılan araçlardan ise gaz atmaya başladık. Gündüz caddesinin üst kısmında bulunan BP istasyonundan başlayarak Gündüz Caddesini takiben Uğur Mumcu meydanına kadar oradan tekrar dönüp yine aynı güzergahta müdahalelerde bulunuyorduk. Hatırladığım kadarı araç ile kaç tur attığımızı bilmiyordum. Çünkü bize çok yoğun bir şekilde saldırılar oluyordu. Aracı kullanan şoförler aracı bile kullanmakta zorluk çekiyorlardı. Bizim müdahalelerimiz esnasında caddede ve ara sokaklarda yoğun bir kalabalık oluşuyordu. Bu kişiler bizim araçlara taş, şişe ve benzeri şeyler atıyorlardı. Bu süreç zarfında araçtan hatırladığım kadarı ile 20-25 adet gaz fişeği attım. Söz konusu gaz fişeklerinin ana cadde üzerinde ara sokaklarda toplanan kalabalığın arka kısımlarına atıyordum. Ayrıca bir kaç kişi olan gruplara herhangi bir gaz fişeği atmıyordum. Kabalık olan grupların arkasına dağıtılması için gaz fişeği atıyordum. Ben bu işin eğitimini almıştım. Ayrıca gaz fişeği kullanma talimatları bize verilmiş idi. Bu talimatlar doğrultusunda gaz fişeklerini kullanıyorduk. Araçların gaz fişeği atmak için yaklaşık 10X15 cm ebatlarında penceresi mevcuttur. Buralarda gaz fişeklerini prosedür gereği gerekli açıyı ayarlayarak 45 derecelik açı ile grupların arka taraflarına ateş ediyordum. Ateş ettiğim esnada da zaten herhangi bir şahsı hedef almam mümkün değildir. Gaz fişeğinin bir kişiyi hedef alınması halinde öldürücü olup olmadığı konusunda benim bilgim yoktur. Bu konuda bir olaya şahit olmadım. Bir duyumum da olmadı. Televizyonlarda izlediğim kadarı ile bazı kişilere yakın mesafeden gaz fişeği isabet ediyor, bu kişiler de gaz fişeklerini yerinden alarak atan polislerin üzerine tekrar atıyor. Gaz fişeğinin mesafesi atılan silahtan silaha değişmekle birlikte 100-150 metre gitmektedir. Hatta benim kullandığım silahta bir kaç kez tutukluluk yapmış idi. Hatırladığım kadarı ile de saat 03;00 sıralarında göstericiler dağılmış idi. Bizde şubeye döndük. Ben şubeye döndükten sonra olaylarda birisinin yaralandığını ve öldüğünü duydum. Araçtan gaz fişeği attığım sıralarda bu yönde bir şey duymadım, görmedim. olayın nasıl meydana geldiğini ben bilmiyorum, ben gaz atarken ve attıktan sonra birisine isabet ettiğini görmedim. Üzerime atılı suçlamayı da kabul etmem. ...Ben daha önce beyanda bulunduğum gibi kimseyi hedef alarak gaz fişeği atmadım. Talimatlarda belirtilen şekilde attım. Herhangi bir kimseye de isabet ettiğini görmedim ve duymadım, gaz fişeği ile de birisinin öldüğünü daha önceden hiç duymadım. Ben geçen yıl kursuna gittim. Bir yıllık gazcıyım. dedi. ..." A.nin başına isabet ederek ölümüne neden olan gaz fişeğinin atıldığı polis aracının bu üç araçtan hangisi olduğunun soruşturma kapsamında tespiti amacıyla çevredeki işyerlerinin güvenlik kameralarının görüntüleri, gösterilere müdahalede görev alan TOMA (toplumsal olaylara müdahale aracı) ve Akrep olarak tabir edilen polis araçlarının kamera görüntüleri ile MOBESE görüntüleri elde edilmiş; bunlar üzerinde yapılan incelemeler neticesinde Jandarma Kriminal Laboratuvarı tarafından raporlar düzenlenmiştir. Olay yerini gören MOBESE'lere ait görüntülerin incelenmesi sonucunda düzenlenen tutanakta "03/06/2013 - 23:09:26 tarih ve saatinde Gündüz caddesinden Uğur Mumcu meydanına doğru seyir halindeki beyaz renkteki polis akrep aracının olayın meydana geldiği yer olan Elektrik Mahallesi Yıldız Sokağa doğru aracın ön kısmını sokağa bakar şekilde durdurup iki defa araçtan gaz bombası atışının yapıldığı, daha sonra atışa müteakip aracın tekrar Gündüz Caddesine doğru yönünü çevirip Uğur Mumcu istikametine doğru gittiğinin görüldüğü, polis akrep aracının Yıldız sokaktan gitmesine müteakip Yıldız sokaktan yaklaşık 10 kişilik bu grubun Gündüz caddesine doğru çıktıklarının görüldüğü..."; "03/06/2013-23:10:24 tarih ve saatinde beyaz renkli polis akrep aracının Uğur Mumcu meydanına gaz bombası atışı yaparak yoluna devam ettiği..." ve "03/06/2013-23:10:43 sıralarında Yıldız sokaktaki bir grup göstericinin Gündüz caddesine doğru çıkarak sağa sola doğru kaçışmaya başladıkları..." hususları yer almıştır. A.nin ölümüne neden olan gaz fişeğini atan görevlinin A.K. olduğunun görev listesi, beyanlar ve kamera görüntülerinden bu şekilde tespit edilmesinin ardından A.K. hakkında Hatay Ağır Ceza Mahkemesinde 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 21/2 ve 53/1 maddeleri uyarınca olası kasıtla adam öldürme suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmış; diğer şüpheliler hakkında ise ek kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir. 24/3/2014 tarihli ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ilgili kısmı şöyledir:"...1-HATAY İL MERKEZİNDE 03/06/2013 TARİHİNDE MEYDANA GELEN TOPLUMSAL GÖSTERİLER Olay tarihi olan 03/06/2013 tarihinde Hatay İl Merkezinde Gezi Parkı olayları nedeniyle toplumsal gösterilerin yapıldığı, olay tarihinde saat 17:40 sıralarında Uğur Mumcu alanından Armutlu Bp istikametine doğru Gündüz Caddesi üzerinde yaklaşık 200 kişilik bir grubun toplanarak caddeyi trafiğe kapatıp çeşitli sloganlar attıkları, görevlilerce birkaç kez grubun dağılması yönünde anonslar yapıldığı daha sonra grubun ara sokaklara doğru dağıldıkları, saat 21:00 sıralarında ise Gündüz Caddesi Şabanoğlu Ekmek Fabrikası önünde toplanan yaklaşık 80-100 kişilik grubun tekrar toplandığı, daha sonra çevreden katılımlar ile 400 kişilik bir kalabalığın oluştuğu, kalabalığın Gündüz Caddesi üzerine barikat kurarak slogan attıkları, görevlilerce ikazlarda bulunulduğu, daha sonra grubun Uğur Mumcu alanına doğru yürüyüşe geçtikleri, bir grubun ise cadde üzerinde beklediği daha sonra Uğur Mumcu istikametinden gelen grup ile birleştikleri ve Gündüz Caddesi üzerindeki çöp konteynerlerini yola devirerek ateşe verip beklemeye başladıkları, saat 22:00 sıralarında Uğur Mumcu alanında havaya havai fişek gösterisi yapıldığı, daha sonra görevlilerce kalabalığın dağılması için müzakere ve ikazlar yapıldığı buna rağmen toplanan kişilerin dağılmadıkları ve bilahare de grubun barikat kuran güvenlik güçlerini hedef alarak taş ve sapan ile bilye atmaya başladıkları, görevlilerce ikazda bulunulduğu, buna rağmen grubun dağılmadığı ve Gündüz Caddesi üzerinde ve civarında yaklaşık on bin kişinin toplandığı, daha sonra ise bir grubun ayrılarak güvenlik güçlerine saldırdıkları bunun üzerine güvenlik güçlerince olaylara müdahale edilerek gruplara tazyikli su ve gaz ile müdahalede bulunulduğu, söz konusu gösterilerin 03:00'a kadar devam ettiği, görevlilerce de çeşitli müdahalelerde bulunulduğu, bu müdahaleler sırasında da maktül [A.nin] yaralandığı ve tedavi için götürüldüğü Antakya Devlet Hastanesi'nde öldüğü, söz konusu olaylar ile ilgili 04/06/2013 tarihli olay tutanağının düzenlendiği ve Hatay İl Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü'nce düzenlenen fezlekenin Başsavcılığımıza gönderildiği ve Başsavcılığımızın 2013/10621 sayılı soruşturma dosyasında kamu malına zarar verme, görevi yaptırmamak için direnme ve 2911 Sayılı Yasaya Muhalefet suçlarından dolayı soruşturma yürütüldüğü. 2- ŞÜPHELİLER [K.] VE [H.A.] YÖNÜNDEN SORUŞTURMA DOSYASININ İNCELENMESİ:Şüpheliler [K.] ve [H.A.]nin Hatay İl Emniyet Müdürlüğü'nde görevli oldukları ve yukarıda anlatılan 03/06/2013 tarihinde meydana gelen gösteriler nedeniyle görevli bulundukları, [K.]nin 3815 plaka sayılı araçta [H.A.]nin de 3854 plaka sayılı araçta gaz atmakta görevli personeller oldukları, söz konusu gösterilerin daha sonra yasalara aykırı bir hale gelmesi nedeniyle yetkililerce gösterilere müdahale edilmesi istenildiği, şüphelilerinde içlerinde bulundukları toma ve sortland diye tabir edilen araçların toplumsal olaya müdahalede bulundukları, bu kapsamda kalabalıkların dağılması için tazyikli su ve gaz fişekleri ile müdahalede bulundukları, bu müdahaleler sırasında şüphelilerin içerisinde bulundukları araçlardan gaz fişekleri attıkları,...Soruşturma dosyasında beyanları alınan tanıkların ölen [A.ye] gaz fişeğinin isabet ettiğini fakat tam olarak hangi araçtan gaz fişeği atıldığını görmediklerini beyan ettikleri, soruşturma dosyası kapsamına göre şüphelilerin atmış oldukları gaz fişeğinin ölen [A.ye] isabet ettiğine dair şüpheliler hakkında kamu davasının açılmasını gerektirecek yeterlilikte ve nitelikte herhangi bir delil mevcut olmadığı gibi olayın niteliği itibariyle şüphelilerin birlikte hareket etmediği gibi aralarında herhangi bir iştirak iradesinin de mevcut olmadığı.3- ŞÜPHELİLER [H.Y.A.], [B.A.Ş.] VE EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ YETKİLİLERİ AÇISINDAN SORUŞTURMA DOSYASININ İNCELENMESİ:Müştekiler vekili Hatice Cömert 09/10/2013 havale tarihli ve 17/02/2014 tarihli dilekçelerinde, 6297 plaka sayılı araçtaki gaz atmakta görevli şüpheli ile birlikte söz konusu olaylara müdahale emrini veren Emniyet Müdürlüğü görevlileri hakkında şikayetçi olmuş ise de, Yukarıda anlatıldığı şekilde 03/06/2013 tarihinde meydana gelen toplumsal gösterilerin saat 17:00 sıralarında başladığı ve 03:00'a kadar devam ettiği, söz konusu gösterilerin yasaya aykırı hale dönüşmesi üzerine saat 23:00 sıralarında söz konusu olaylara müdahale edilmesinin istenildiği ve görevlilerce müdahale edildiği, söz konusu görevlilerce verilen müdahale emrinin yasalara aykırı bir emir olmadığı söz konusu olayların engellenmesine yönelik bir emir olduğu, söz konusu gösterilere [A.] dahil binlerce kişinin katılmış olduğu verilen emrin maktül [A.ye] müdahale edilmesine yönelik bir emirde olmadığı, söz konusu müdahaleler sırasında [A.ye] gaz fişeği isabet etmesi ve bunun neticesinde yaşamını yitirmesi olayında gösterilere müdahale emri veren yetkililere [A.nin] ölümünden dolayı hukuki bir sorumluluk yüklenemeyeceği, ölümle verilen emir arasında bir illiyet bağının da bulunmadığı, ayrıca söz konusu bu soruşturma dosyasının [A.nin] ölümüne yönelik olduğu, olay tarihinde veya sonrasında meydana gelen olaylarda güvenlik güçlerinin yasaların kendilerine verdiği görev sınırlarını aşıp aşmadığına yönelik bir incelemenin soruşturma dosyasının konusunu teşkil etmediği, Şüpheliler [H.Y.A.] ve [B.A.Ş.nin] 6197 plaka sayılı sortland aracı şoförlüğünü ve operatörlüğünü yaptıkları, söz konusu aracın gaz kullanmak ile ilgili görevlisinin [A.K.] olduğu, [B.A.Ş.nin] şoför olduğu, [H.Y.A.nın] ise operatör olarak görev yaptığı, olay tarihinde araçta gaz atmakla görevli [A.K.nın] atmış olduğu gaz fişeğinin ölen [A.ye] isabet etmesinde diğer şüphelilerin herhangi bir iştirakının bulunmadığı, her şüphelinin araç içerisinde ayrı ayrı görevlerinin bulunduğu, bu şüphelilerin gaz atmakla görevli şüphelinin eylemlerine iştirak etmelerinin mümkün olmadığı gibi meydana gelen neticeden de sorumlu tutulmalarının hukuken mümkün olmadığı anlaşıldığından,Yukarıda açıklanan nedenlerle tüm şüpheliler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca KAMU ADINA KOVUŞTURMA YAPILMASINA YER OLMADIĞINA,..." Başvurucu vekillerinin ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptıkları itiraz İskenderun Ağır Ceza Mahkemesinin 13/10/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Ret kararının gerekçe kısmında şu ifadelere yer verilmiştir:"Tüm dosya kapsamının bir bütün olarak değerlendirilmesinde, Soruşturmaya konu olayda isimleri geçen şüphelilerin olaya müdahale anındaki eylem görev ve yetkileri dikkate alındığında itiraza konu Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararın gerekçesine göre verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından müştekilerin itirazının reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir." 24/3/2014 tarihli iddianamenin ilgili kısmı şöyledir:"...Şüphelinin söz konusu eylemi hukuki açıdan değerlendirildiğinde, şüphelinin olaylar esnasında gaz fişeği atmakla görevli olduğu, dosya kapsamına göre şüphelinin maktül [A.yi] doğrudan hedef alarak onu öldürme kastı ile gaz fişeği ile ateş ettiğine dair herhangi bir delilin mevcut olmadığı, 21/08/2013 tarihli Adli Tıp Ihtisas Kurulunun raporu ve 04/06/2013 tarihli olay yeri krokisi birlikte değerlendirildiğinde şüphelinin eyleminin olası kast ile insan öldürme kapsamında kaldığı, Adli Tıp Kurumunun söz konusu raporunda şüphelinin kullanmış olduğu gaz fişeğinin toplam ağırlığının 150 gram, uzunluğunun 115,5 mm, çapının 40 mm, ilk hızının 75 metre/saniye, yanma süresinin 20 saniye, azami menzilinin 90/150, gecikme zamanının 2 saniye, yayılma zamanının 20 saniye şeklinde olduğunun belirtildiği, 04/06/2013 tarihli olay yeri krokisinde de olay esnasında gaz fişeğinin ateşlendiği yer ile maktülün vurulduğu yer arasındaki mesafenin 36 metre olarak hesaplandığı, gaz fişeğinin özellikleri ve menzili ile gaz fişeğinin atıldığı mesafe birlikte değerlendirildiğinde şüphelinin gaz fişeğinin birilerine isabet etmesi halinde yaralayıcı veya öldürücü zarar vereceğini öngörmesine rağmen kalabalığa doğru gaz fişeğini ateşleyerek olası kast ile maktülün ölümüne sebebiyet verdiği, soruşturma dosyasında bulunan CD izleme tutanakları ve tüm dosya kapsamına göre tespit edildiğinden,Şüphelinin yargılanmasının mahkemenizce yapılarak delillerin takdiri mahkemenize ait olmak üzere; Eylemi Gereği: Şüphelinin eylemine uyan yukarıda gösterilen sevk maddeleri uyarınca cezalandırılmasına,..." İddianamenin kabul edilmesiyle Hatay Ağır Ceza Mahkemesinin E. 2017/158 sayılı dosyası üzerinden A.K.nın yargılanmasına başlanmıştır. Yargılama sürecinde A.K.nın müdafii, dosyanın güvenlik gerekçesiyle naklini talep etmiş; Yargıtay Ceza Dairesinin 18/7/2014 tarihli ilamı ile A.K. hakkındaki kamu davasının Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesine nakline karar verilmiştir. Hatay Ağır Ceza Mahkemesinin dava nakline ilişkin 13/8/2014 tarihli kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Hatay Başsavcılığının 24/03/2014 tarih ve 2014/2069 esas sayılı iddianamesiyle sanık A.K. hakkında 'Olası Kast İle Öldürme' suçundan sanığın eylemine uyan TCK'nun 81/1,21/2,53/1 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle mahkememize kamu davası açılmış ise de, Sanık müdafinin CMK 19/2 maddesi uyarınca güvenlik nedeniyle davanın nakli yönünde Hatay Başsavcılığına talepte bulunduğu, Hatay Başsavcılığınca bu talebin Adalet Bakanlığına iletildiği, Adalet Bakanlığınca dosyamızın incelenmek üzere istendiği ve yapılan inceleme sonucu nakil konusunda karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza dairesine gönderildiği, Yargıtay Ceza Dairesinin 18/07/2014 tarih ve 2014/8242 esas, 2014/7639 karar sayılı ilamı ile kamu güvenliği gerekçesiyle CMK'nın 19/2 maddesi uyarınca Hatay Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/158 Esasına kayıtlı kamu davasının Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesine nakline karar verildiği anlaşılmakla mahkememiz dosyasının Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesine nakline dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. H Ü K Ü M: Yukarıdaki açıklanan nedenlerle;1- Sanık [A.K.] hakkında 'Olası Kastla Öldürme' suçundan açılan kamu davasına ilişkin dosyamızın CMK'nun 19/2 maddesi ve Yargıtay Ceza Dairesinin 18/07/2014 tarih ve 2014/8242 esas, 2014/7639 karar sayılı ilamı ile davanın BALIKESİR AĞIR CEZA MAHKEMESİNE NAKLİNE,2- Katılan vekili Av. [A.B.] 23/07/2014 tarihli dilekçesiyle Yargıtay Ceza Dairesinin nakil kararına karşı direnme talebinde bulunmuş ise de, mahkememizce nakil konusunda herhangi bir karar verilmediği, Adalet Bakanlığının talebi doğrultusunda Yargıtay Ceza Dairesince dava dosyasının nakline karar verildiği anlaşılmakla bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,..." Bu karar üzerine davanın nakledildiği Balıkesir'de Ağır Ceza Mahkemesinin E. 2014/250 sayılı dosyası üzerinden A.K. hakkındaki ceza yargılamasına devam edilmiştir. Başvurucuların katılan sıfatıyla yer aldıkları ve 164 avukat tarafından temsil edildikleri bu yargılamada toplam on beş duruşma yapılmıştır. Süreçte A.K.nın gaz fişeği atmakla görevli olduğu araçta bulunan diğer kolluk görevlileri dâhil 22 tanığın ve başvurucuların ifadeleri alınmış, olay yerine ait görüntüler duruşmalarda izlenmiş, ölüme neden olan gaz fişeği ve fişeğin atıldığı silah konusunda inceleme raporları temin edilmiştir. 4/3/2016 tarihinde tamamlanan yargılama sonucunda oyçokluğuyla A.K.nın A.ye karşı kamu görevi gereği elinde bulundurduğu araçla kastı aşan öldürme suçunu işlediği kabul edilerek 5237 sayılı Kanun'un 87/4-ikinci cümle ve 266/1 maddeleri uyarınca 13 yıl 4 ay hapis cezası ile mahkûmiyetine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"... SAVCISI ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINDA:Aralarında yaklaşık olarak 35 metre mesafede bulunan guruba doğru görevli olduğu [...] plaka sayılı araçtan gaztüfeğiyle ateş eden sanığın maktülün yaralanma şekli dikkate alındığında kurallara uygun olarak atış yapmadığı bu şekilde yapmış olduğu atış sonucunda gaz fişeğinin, birisine çarparak onun ölümüne neden olabileceğini öngörmüş olmasına rağmen öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalarak atış eylemini kurallara uygun olmayarak yapmış bu bağlamda atış kurallarına uymamıştır. Bu nedenle, meydana gelen ölüm olayında olası kastla hareket ettiğinin kabul edilmesi gerektiğinden sanığın eylemine uyan; TCK'nun 81/1, 21/2, 53 maddeleri uyarınca cezalandırılmasına, ... karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunmuştur....Tüm delillerin birlikte değerlendirilmesinde; [A.], 03/06/2013 tarihinde saat 00'ten sonra gösteri yapanların dağılması sırasında başına almış olduğu sert bir cisim sonucu yaralanmış ve akabinde vefat etmiştir.... [A.nin] vurulmuş olduğu sokağın başına shortland aracın geldiği, durduğu ve bu sırada ateş edildiği, akabinde normalden fazla bir sesle dışarıdan bağırma sesi duyulduğu, Abdocan vuruldu şeklinde bir ses duyulduğu görülmekle, sanığın içerisinde bulunduğu aracın sokak başında durduğu ve ateş ettiği sırada, [A.nin] vurulduğu anlaşılmıştır. [A.nin] başından vurulmuş olduğu yaranın niteliğine göre, öldürmeye elverişli bir silah olan tabanca, tüfek veya av tüfeğinden çıkan bir mermi veya domdom kurşunundan yaralanmadığı anlaşılmıştır.Adli Tıp Kurumu raporuna göre de almış olduğu yaranın, gaz tüfeğinden çıkan parça ile oluştuğu anlaşılmıştır. Bu nedenle savunmanın aksine, vurulma olayını gerçekleştiren kişinin sanık [A.K.] olduğu kanaatine varılmıştır.EYLEMİN VASIFLANDIRILMASIİddianamede sanığın TCK'nun 81/1, 21/2 maddeleri uyarınca olası kasıtla cezalandırılması talep edilmiştir.Cumhuriyet Savcısı mütalaasında, sanığın aynı sevk maddeleri uyarınca cezalandırılmasını talep etmiştir.Katılan taraf ise sanığın kasten öldürme suçundan TCK'nun 81/1 maddesi uyarınca ve ayrıca görevi gereği elinde bulunan araçla suç işlediğinden, TCK'nun maddesi uyarınca cezalandırılmasını talep etmiştir....Eylemin vasıflandırılmasına gelince; sanığın olayda kullanmış olduğu gaz tüfeğinin ve gaz tüfeğinden çıkan gaz fişeğinin doğrudan insan öldürme sonucunu doğuran bir silah olmadığı, olay sırasında sanık ile maktul arasında 30 metre kadar mesafe olduğu anlaşıldığından, eylem kasten öldürme suçu olarak vasıflandırılmamış, yine aynı düşünceyle olası kasıtla öldürme suçu olarak vasıflandırma yapılmamıştır.Ancak sanığın, öldürmeye elverişli silah olmayan gaz tüfeğiyle ateş edip, gaz fişeğini kafaya isabet sonucu kafatası kırığı oluşturup, buna bağlı olarak beyin kanaması ve beyin doku harabiyetini doğuracak şekilde ölüm sonucunu doğuran eylemi TCK'nun 87/4 maddesinde belirtildiği şekilde kastı aşan öldürme suçu olarak değerlendirilmiştir....Suçun vasıflandırılması yönünden Hakim [T.G] karşı oy kullanmıştır.... | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/10681 | Başvuru, toplumsal gösteriye müdahale eden kolluk görevlilerinin attığı gaz fişeği kapsülünün baş bölgesine isabet etmesi nedeniyle meydana gelen ölüm olayı ve bu olayla ilgili etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, açık ceza infaz kurumuna ayrılma ve denetimli serbestlik tedbirinden yararlanma taleplerinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 18 yıl 9 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş ve cezasının infazına 13/3/2017 tarihinde başlanmıştır. Kahramanmaraş Türkoğlu 2 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu/Kurum) cezası infaz edilen başvurucu, koşullu salıverilme tarihine bir yıl kala 21/10/2019 tarihinde açık ceza infaz kurumuna ayrılma ve kalan cezasının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infaz edilmesi talebinde bulunmuştur. Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı 21/10/2019 tarihli kararı ile başvurucunun talebini reddetmiştir. Kararın gerekçesinde başvurucunun terör örgütüyle organik bağının devam ettiğine kanaat edildiği, bu itibarla örgütten ayrıldığına yönelik yeterli ve kesin kanaat oluşmadığından açık ceza infaz kurumuna ayrılamayacak hükümlülerden olduğu belirtilmiştir. Başvurucunun söz konusu karara ilişkin itirazı Kahramanmaraş İnfaz Hâkimliğinin 25/10/2019 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...hükümlünün halen Türkoğlu 2 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu, 5275 sayılı yasanın 105/A maddesinin denetimli serbestlik tedbirinden yararlanmak isteyen hükümlülerin diğer şartların yanında açık ceza infaz kurumunda olmaları gerektiği, kurum idare ve gözlem kurulunun 21/10/2019 tarih 2019/5151 sayılı kararı ile hükümlünün açık ceza infaz kurumuna ayrılamayacak hükümlülerden olduğunun tespit edildiği, silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan mahkum olan hükümlünün denetimli serbestlik tedbirinden yararlanma talebine yönelik yasal şartların oluşmadığı kanaatine varılmakla talebin bu aşamada reddine karar vermek gerekmiş..." Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı 4/11/2019 tarihli dilekçeyle itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde başvurucu; Kurum idaresinin uygun gördüğü koğuşta kaldığını, kaldığı koğuştan dolayı örgütle bağlantılı olduğu ileri sürülerek talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Ceza İnfaz Kurumu ile İnfaz Hâkimliğince bu yöndeki taleplerinin soyut gerekçelerle reddedildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun itirazı, Kahramanmaraş Ağır Ceza Mahkemesinin 27/11/2019 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Anılan kararın 3/12/2019 tarihinde kendisine tebliğ edilmesi üzerine başvurucu 10/12/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuş olup 23/8/2020 tarihinde de koşullu salıvermeyle tahliye edilmiştir. Komisyon tarafından yapılan inceleme sonucunda 17/9/2020tarihinde; başvurucunun yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olması nedeniyle adli yardım talebi kabul edilmiş, adil yargılanma hakkı dışındaki -kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği- iddialarıyla ilgili olarak açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmiştir. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirlik incelemesinin ise Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/42704 | Başvuru, açık ceza infaz kurumuna ayrılma ve denetimli serbestlik tedbirinden yararlanma taleplerinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru; işe iade talebiyle açılan davanın, dava öncesinde arabulucuya başvurulmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.A. Olayın Arka Planı Merkezefendi Belediyesi (davalı belediye) ile Expel İlaç Sanayi Makina Ticaret Ltd. Şti. (Expel) arasında 6/4/2017-31/12/2017 ile 1/1/2018-30/9/2019 dönemleri için halk sağlığı alanında vektör mücadelesi hizmet alımına ilişkin iki sözleşme imzalanmıştır. Yine aynı işin yürütülmesi amacıyla bu defa davalı belediye ile Tad Atık Yönetimi İnşaat Taşımacılık Tekstil ve Gıda Ticaret Ltd. Şti. (Tad) arasında 1/10/2019-31/12/2020 dönemi için yeni bir sözleşme yapılmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Sigortalı İşten Ayrılış Bildirgesinde başvurucunun 31/10/2019 tarihinde Tad firmasındaki işinden ayrıldığı ve işten ayrılış nedeni olarak "05" kodu belirtilmiştir. SGK Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 2013/11 sayılı Sigortalılık İşlemleri Hakkında Genelgesi'nde "05" kodu, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun maddesi gereğince belirli süreli iş sözleşmesinin sona ermesi olarak tanımlanmıştır. İş akdinin feshedildiğinin 21/10/2019 tarihinde sözlü olarak tebliğ edildiğinden bahisle başvurucu vekili 30/10/2019 tarihinde arabuluculuk başvuru formunu Denizli Arabuluculuk Bürosuna sunmuştur. Anılan formda dava türü [işçi ile işveren ilişkisinden kaynaklanan (nisbi), işe iade istemli (maktu), işe iade, işe iade sonrası boşta geçen süre ücreti, işe almama tazminatı, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, UBGT, yıllık ücretli izin alacağı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı, haksız fesih tazminatı vs.] olarak belirtilmiştir. Aynı tarihli arabulucu atanma talep dilekçesinde ise başvurucunun arabuluculukta talep ettiği kalemler fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, bayram ve genel tatil ücreti, yıllık ücretli izin alacağı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı, haksız fesih tazminatı, işe iade sonrası boşta geçen süre ücreti, işe almama tazminatı ve diğer olarak işaretlenmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık için arabulucu seçildikten sonra yürütülen arabuluculuk görüşmeleri çerçevesinde 8/11/2019 tarihinde başvurucu, davalı belediye ve Expel firması vekillerince imzalanan Arabuluculuk Faaliyetinin Başlamasına İlişkin İlk Oturum Tutanağı düzenlenmiştir. Tutanakta 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu gereğince yürütülen arabuluculuk sürecinin esasları, süreci ve sonuçları hakkında tarafların bilgilendirildiği ifade edilmiş, işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözümlenmesi amacıyla görüşmelere tarafların katılımı ile başlandığı belirtilmiştir. Ardından taraflarca imzalanan 18/11/2019 tarihli Hukuk Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk Son Tutanağında (Son Tutanak) 30/10/2019 tarihinde arabuluculuk sürecinin başladığı, bu sürecin 18/11/2019 tarihinde bittiği, arabuluculuğun anlaşamama ile sonuçlandığı belirtilmiştir. Tarafların 8/11/2019 tarihli ilk oturuma bizzat katıldığına, arabuluculuğun temel ilkeleri, arabuluculuk süreci ve bu süreç sonunda hazırlanan arabuluculuk son tutanağının hukuki ve mali yönlerden bütün sonuçları hakkında taraflara bilgi verildiğine, başvurucunun Tad firmasından işe giriş ve çıkışının yapılması nedeniyle anılan şirketin de arabuluculuk sürecine dâhil edildiğine değinilmiştir. Arabuluculuk sürecinde fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, bayram ve genel tatil ücreti, yıllık ücretli izin alacağı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı, haksız fesih tazminatı, işe iade sonrası boşta geçen süre ücreti, işe almama tazminatı konularının müzakere edildiğine işaret edilmiştir. Müzakereler sonucunda tarafların anlaşamadıklarını beyan ettikleri ve son tutanağa bu şekliyle geçmesini istedikleri ifade edilmiştir.B. Bireysel Başvuruya Konu Yargılama Süreci Başvurucu, davalı belediyeye ait işyerinde alt işveren bünyesinde işçi olarak çalışmaktayken iş akdinin feshedilmesi üzerine Denizli İş Mahkemesinde (Mahkeme) iş akdinin geçerli bir neden olmaksızın feshi iddiasına bağlı olarak feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade davası açmıştır. Mahkeme dava şartı olan arabulucuya başvurulmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun işe giriş tarihinin 6/4/2009, iş akdinin feshedildiği tarihin 31/10/2019 olduğu, arabulucuya 30/10/2019 tarihinde başvurulduğu, iş akdi feshedilmeden işe iade konusunda arabulucuya başvurulmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Arabuluculuk tutanağında taraflarca müzakere edilen hususlar arasında işe iadenin bulunmadığı, işe iade davalarında son alt işverenin işe iadeden sorumlu olduğu, asıl işverenin işe iadenin mali sonuçlarından son alt işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumluluğunun bulunduğu ifade edilmiştir. Başvurucunun davalı belediyeye ait işyerinde ihaleyi alan taşeron firmalar bünyesinde sürekli olarak aynı işte çalışmaya devam etmesinin dava şartıyla ilgisinin bulunmadığı, tek arabuluculuk görüşmesi ve tek son tutanak olduğunu başvurucunun da kabul ettiği vurgulanmıştır. Başvurucunun esas ve davalı belediyenin vekâlet ücreti yönünden istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) istinaf başvurularının esastan reddine kesin olarak karar vermiştir. Başvurucu nihai hükmü 27/10/2020 tarihinde öğrendikten sonra 18/11/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/36673 | Başvuru, işe iade talebiyle açılan davanın, dava öncesinde arabulucuya başvurulmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru; tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 3/3/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Ağrı'nın Diyadin ilçesi Tazekent köyünde yaşamaktadır. Başvurucu 3/12/2006 tarihinde köyünden Van'ın Erciş ilçesine hayvan götürürken tipiye yakalanmış, ayaklarında donma meydana gelmiştir. Başvurucu aynı tarihte Diyadin Devlet Hastanesinin sevkiyle Ağrı Devlet Hastanesine müracaat etmiş, Hastaneye yatışı sağlanarak yüzeysel donma (en hafif derecede donma) teşhisiyle tedavi uygulanmıştır. Doktor B.Ç. tarafından düzenlenen belgede başvurucunun 4/12/2006 tarihinde yapılan muayenesinde ayak dolaşımının iyi olduğu belirtilerek reçete edilen ilacın uygulanmasının ve iki gün sonra kontrole gelmesinin tavsiye edildiği belirtilmiştir. Başvurucu aradan on gün geçtikten sonra şikâyetlerinin geçmemesi üzerine Ağrı Devlet Hastanesine müracaat etmiştir. 14/12/2006 tarihli muayenede her iki ayakta nekroz (doku ölümü, kangren) olduğu, ameliyat edilerek kesilmesinin gerektiği ancak demarkasyon hattının (ayağın yaklaşık olarak kesileceği seviye) tam olarak netleşmediği bildirilmiştir. Başvurucu burada ameliyat olmayı istememiş ve 18/12/2006 tarihinde Erzurum Numune Hastanesine sevk edilmiştir. Başvurucu yeterli teknik ekipman olmadığı nedeniyle Erzurum Numune Hastanesinden Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesine sevk edilmiş ve 20/12/2006 tarihinde her iki ayak parmakları kesilmiştir.A. Ceza Yargılaması Süreci Başvurucunun Ağrı Devlet Hastanesinde 3/12/2006 ila 4/12/2006 tarihleri arasında tedavisini yürüten Doktor B.Ç. hakkındaki şikâyeti üzerine Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma açılmış ve Ağrı Adli Tıp Şube Müdürlüğünden rapor alınmıştır. Adli Tıp uzmanı tarafından verilen 13/6/2007 tarihli raporda, Doktor B.Ç.nin aynı koşullarda aynı uzmanlık alanındaki ortalama bir meslektaşının göstereceği performansı sergilemediği, tedavi sırasında güncel uygulamayı yapmadığı, şikâyetleri tamamen geçmeyen hastayı erken taburcu ettiği için kusurlu olduğu, başvurucunun da taburcu edilişinden iki gün sonra kontrole gitmemesi nedeniyle nekrozun gelişmesinde olumsuz etkisi olduğu belirtilmiştir. Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığının 7/9/2009 tarihli iddianamesiyle Doktor B.Ç. aleyhine kamu davası açılmıştır. Ağrı Asliye Ceza Mahkemesinin 5/6/2012 tarihli kararıyla Doktor B.Ç.nin beraatine hükmedilmiştir. Karar Yargıtay Ceza Dairesinin 11/6/2014 tarihli kararıyla katılan vekiline duruşma günü bildirilmeden yargılama yapılmasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma sonrasında yapılan yargılamada 17/2/2015 tarihinde Doktor B.Ç.nin beraatine karar verilmiştir. Kararda, aşağıda açıklanacak olan tazminat davası sürecinde alınan Adli Tıp Kurumunun (ATK) 12/3/2010 tarihli raporuna atıf yapılarak bu raporda dosya içerisindeki daha evvel alınan tüm tıbbi evrakın değerlendirilmiş olduğuna dikkat çekilmiş ve rapordaki tespit ve görüşler uyarınca sanık B.Ç.nin başvurucuya uyguladığı tıbbi girişim ve tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, başvurucunun her iki ayak parmaklarının kesilmesine neden olmadığının anlaşıldığı belirtilmiştir. Yargıtay Ceza Dairesinin 30/10/2018 tarihli kararıyla zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine hükmedilmiştir.B. Tazminat Davası Süreci Başvurucu Sağlık Bakanlığı aleyhine Erzurum İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tazminat davası açmıştır. Mahkeme ATK'dan bilirkişi raporu almıştır. ATK'nın 12/3/2010 tarihli raporunda, yüzeysel donma vakalarında ayaktan izlem ve destek tedavisinin yeterli olduğu, 3/12/2006 ila 4/12/2006 tarihleri arasında Ağrı Devlet Hastanesinde yatışının ve taburcu edilmesinin amputasyon sonucuna katkısının olmadığı, Diyadin Devlet Hastanesi, Ağrı Devlet Hastanesi, Erzurum Devlet Hastanesi, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesinde uygulanan tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu bildirilmiştir. Mahkeme 18/2/2011 tarihinde davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinde; ATK raporu uyarınca başvurucuya uygulanan tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğunun anlaşıldığı, idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca Ağrı Asliye Ceza Mahkemesinde görülmekte olan davaya sunulan ve Ağrı Adli Tıp Şube Müdürlüğünce verilen tek hekim raporunun da ATK'dan verilen raporu çelişkiye düşürecek nitelikte olmadığı ifade edilmiştir. Danıştay Dairesinin 4/6/2014 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme istemi aynı Dairenin 18/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bu karar başvurucu vekiline 2/2/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 3/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14).B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye (k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013). AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], B. No: 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49). AİHM'e göre taraf devletler,uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda, ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010). Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin sorumluluğunun Sözleşme'nin maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi için yeterli olup olmadığı hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, § 119, Yardımcı/Türkiye, § 59). | Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/4328 | Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, yakının ölümü ile sonuçlanan olaya ilişkin soruşturma ve akabinde yapılan kovuşturmanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 19/11/2013 tarihinde Van Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 18/12/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 13/2/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 8/4/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 4/5/2015 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinden incelenen başvuruya konu dava dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun oğlu olan Şükrü Talay (Ş.T.) 29/8/1997 tarihinde arkadaşları Ç. ve İ.T. ile Van ili merkezinden köyüne gitmek üzere İ.T.ye ait kamyonetle yola çıkmıştır. Aynı tarihte Van ilinde geçici görevli bulunan Hakkari Emniyet Müdürlüğü Özel Hareket Şube Müdürlüğünde görevli olan bir kısım polis memuru, Hakkari iline gitmek üzere saat 00 sıralarında araçlarıyla yola çıkmış, saat 10’da Van-Hakkari kara yolu üzerinde bulunan Güzeldere mevkiine geldikleri sırada bir kamyoneti yolda ters çeviren terör örgütü mensupları ile ağır silahlı çatışmaya girmiştir. Çatışma sonucunda terör örgütü mensupları olay yerinden kaçarak uzaklaşmış, o sırada Albayrak Jandarma Komutanlığında görevli bulunan uzman çavuş T.ye, Güzeldere geçidinden polis memurlarının bulunduğu bölgeye doğru şüpheli bir aracın gelmekte olduğu telsiz anonsu ile bildirilmiş, bunun üzerine T., durumu hemen polis memurlarına iletmiştir. Polis memurları, bu bilgi üzerine Van istikametinden gelen araçları durdurarak araçta bulunan kişileri aramaya başlamışlar, bu sırada aynı istikametten gelmekte olan Ş.T. ve arkadaşlarının içinde bulunduğu aracı da durdurmuşlardır. Polis memurlarının arama yapılacağından bahisle Ş.T. ve arkadaşlarına araçtan inmelerini söylemeleri üzerine Ç. ve İ.T. bu isteğe uymuş ancak Ş.T. bu isteği reddetmiştir. Akabinde bu polis memurlarından bazıları, Ş.T.yi çekerek araçtan indirmiş; silah dipçiği ile vurmaya ve tekmelemeye başlamışlardır. Bu arada olay yerine gelen Uzman Çavuş T. ve jandarma erleri, bu memurların Ş.T.ye daha fazla vurmalarına engel olup olayı sonlandırmıştır. Bir süre dipçiklenip tekmelenen ve aldığı darbelerin şiddeti nedeniyle yerde yaralı bir vaziyette kalan Ş.T., olay yerinde durdurulan başka bir araçta bulunan tanık Ö.K. tarafından bir jandarma erinin de yardımıyla kucaklanarak aracına götürülmüştür. Tanık İ.T., tedavi için doktora gitmeyi kabul etmeyen Ş.T.yi başvurucunun (Ş.T.nin annesi) bulunduğu köye götürmüştür. Ş.T., olayın gerçekleştiği ve annesinin yanına geldiği tarihten iki gün sonra 31/8/1997 tarihinde yaşamını yitirmiştir. Başkale Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay hakkında derhâl soruşturma başlatılmış, nöbetçi Cumhuriyet Savcısınca aynı tarihte Ş.T.ye ait ceset üzerinde ölü muayene ve otopsi işlemleri yapılmış, çeşitli bölgelerinde birçok darp ve cebir izi tespit edilerek hakkında sistematik otopsi işlemine karar verilmiştir. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İhtisas Kurulunun (Adli Tıp Kurumu) 19/6/1998 tarihli raporunda “maktulün tüm vücuduna yönelik ağır ve yaygın künt travmalara maruz kaldığı, travmatik değişimlerin genişliği ve yaygın doku için kanamaların ağırlığı dikkate alındığında, maktulün, yaygın künt genel beden travmasına maruz kalmış olduğu ve bu travmaların ölümde etkili olacağı, ancak olayın gelişimi ve olgunun öyküsü bilinmediğinden mevcut verilerle ölüm sebebinin belirlenemediği” tespitine yer verilmiştir. Soruşturmada Cumhuriyet Savcılığınca olay hakkında görgüleri olduğu tespit edilen tanıkların ifadeleri alınmış, ilgili Emniyet Müdürlüğünden olay tarihinde söz konusu bölgede görevli olan personelin açık kimliklerinin bildirilmesi ile fotoğraflarının gönderilmesi istenmiş, sonrasında şüphelilere ait bu fotoğraflar tanıklara gösterilmek suretiyle teşhis işlemi yaptırılmıştır. Yapılan bu işlemlerden sonra Cumhuriyet Başsavcılığının 19/10/1998 tarihli kararı ile şüphelilerin kamu görevlisi olduğu gerekçesiyle haklarında görevsizlik kararı verilerek soruşturma dosyası Hakkari Valiliğine gönderilmiş; Hakkari İl İdare Kurulunun 26/9/1999 tarihli ve 1999/43 numaralı “lüzumu muhakeme kararı” ile şüpheliler Özel Harekat polis memurları A., Ö., H.B., İ., E.Y. ve U. hakkında kastı aşmak suretiyle öldürme suçundan ayrı ayrı cezalandırılmaları talebiyle Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Davaya bakan Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi, suç yerinin Van iline bağlı Başkale ilçesi olması nedeniyle 12/3/2001 tarihinde yer bakımından yetkisizlik kararı vererek dosyayı Van Ağır Ceza Mahkemesine (Mahkeme) göndermiştir. Dava dosyası yetkisizlik kararı ile uhdesine gelen Van Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sırasında başvurucu davaya müdahil sıfatıyla katılmış ve oğlunun, ölmeden önce kendisini darp edenlerin Özel Harekât Timi mensupları olduğunu söylediğini ifade ederek eylemi gerçekleştirenlerden şikâyetçi olduğunu bildirmiştir. Mahkemece görgü tanıklarının ifadeleri yeniden alınmış ve sanıkların sorgulamaları yapılmıştır. Sanıklar savunmalarında üzerlerine atılı suçlamaları reddetmişlerdir. İfadeleri alınan tanıkların, sanık polis memurlarından bir kısmını teşhis edip bu memurların yargılamaya konu eylemi gerçekleştirdiklerini beyan ettikleri anlaşılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda verilen 28/4/2004 tarihli ve K.2004/94 sayılı karar ile mevcut delil durumuna göre sanıklardan T., U. ve E.Y.nin beraatlarına; Ö., A., İ. ve H.B.nin ise ayrı ayrı 13 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve ömür boyu kamu hizmetlerinden men edilmelerine karar verilmiştir. Kararın temyiz edilmesi sonucunda dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15/6/2005 tarihli ve 2004/200491 sayılı yazısı ile suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun genel ve özel kısımlarında yer alan yeni ve değişik düzenlemeler nedeniyle yeniden değerlendirilmek üzere Mahkemeye iade edilmiştir. Söz konusu yazıya istinaden Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda 21/7/2006 tarihli ve K.2006/268 sayılı karar ile suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun’un ceza miktarı bakımından lehlerine olduğu kabul edilerek sanıkların bu kez ayrı ayrı 11 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Temyiz edilmesi üzerine anılan karar, Yargıtay Ceza Dairesinin 7/2/2008 tarihli ve K.2008/724 sayılı kararında “olay ile ölüm arasında iki günlük sürenin geçmiş olması da nazara alınarak; maktulün ölümü ile olay arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı, maktulün olaydan önce de hasta olduğu söylenmesi de göz önüne bulundurularak ölümün gerçekleşmesinde başkaca ortak neden bulunup bulunmadığına dair rapor alınarak, alınan bu rapor sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme sonucu hüküm kurulması” gerekçesi ile bozulmuştur. Bozma kararı gereği Mahkemece Adli Tıp Kurumundan bu konuyla ilgili yeniden rapor aldırılmış olup Kurumunun 11/8/2010 tarihli raporunda “kişinin ölümünün, olay ile ölüm arasında geçen süre dikkate alındığında; yumuşak doku kanaması ve gelişen komplikasyonlardan meydana gelmiş olduğunun ve kişinin maruz kaldığı bildirilen travma ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğunun kabulü gerektiği” belirtilmiştir. Mahkemenin 25/4/2011 tarihli ve K.2011/259 sayılı kararı ile sanıkların yeniden ayrı ayrı 11 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Sanıklar tarafından temyiz edilen bu karar, Dairenin 18/9/2012 tarihli ve K.2012/6591 sayılı kararıyla bu kez “bozmadan sonra sanıklar müdafilerinin duruşmaya çağrılmaması suretiyle savunma haklarının kısıtlanmış olması” gerekçesi ile yeniden bozulmuştur. Mahkeme tarafından, bozma kararına uyularak anılan eksiklikler giderilmiş olup 12/6/2013 tarihli ve K.2013/341 sayılı karar ile sanıkların 11 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına yeniden karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:“Olay günü bir görev nedeniyle Van ilinde bulunan Hakkari Emniyet Müdürlüğü Özel Hareket Şube Müdürlüğünde görevli polis memuru olan sanıkların, Hakkari iline gitmek üzere saat 00 sularında P… ve L… marka araçlarla yola çıktıkları, saat 10 sularında Güzeldere mevkiine geldikleri sırada, bir kamyoneti yola ters bir şekilde durduran teröristler ile silahlı çatışmaya girdikleri, bu çatışma sonucunda teröristlerin olay mahallini kaçarak terk ettikleri, bu sırada Albayrak Jandarma Karakolunda görevli Uzman Çavuş T.’ye geçitte şüpheli bir aracın geldiği hususunun telsizle anons edildiği, T.’nin bu durumu sanıklara aktarması üzerine sanıkların Van istikametinden gelen araçları durdurarak aramaya başladıkları, bu sırada İ.T.’nin kullandığı kamyonetle Van ilinden Başkale istikametine gitmekte olan maktul Şükrü Talay ile Ç.’nin de içinde bulunduğu kamyoneti sanıkların durdurarak bu şahısları araçtan aşağıya indirdikleri, maktul Şükrü Talay’ın araçtan inmek istemediğini beyan etmesi üzerine, bu şahsı araçtan çekerek indirdikleri, sanıklar Ö., İ., H.B. ve A.’nın silah dipçikleri ve tekmelerle Şükrü Talay’a vurmaya başladıkları, olay mahallinde bulunan Jandarma Uzman Çavuş T. ile Jandarma erlerinin araya girmeleri sonucu eylemin son bulduğu, ancak aldığı darbeler sonucu Şükrü’nün ayağa kalkamayacak halde olup yerde süründüğü, tanık Ö. K.’nin Şükrü’yü kucaklayarak araca bindirdiği, İ.T.’nin Ç.’yi de alarak Şükrü ile birlikte Güzelsu köyüne gittikleri, sabaha kadar kamyonun içinde kaldıkları, İ.T.’nin Şükrü’yü doktora götürmek istemesine rağmen, Şükrü’nün istememesi ve ısrarı sonucu kamyonla Başkale İlçesi Güleçler köyüne geldikleri, İ.T’nin Şükrü’yü annesi Makbule Talay’a teslim ettiği, Şükrü’nün Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunun 19/6/1998 tarihli raporunda belirtildiği üzere tüm vücuduna yönelik ağır ve yaygın künt travmalar sonucu 31/8/1997 günü saat 05:00 sularında öldüğü anlaşılmıştır.Olay mahallinde bulunan tanık T.’nin teşhis tutanağında, sanıklar Ö., İ., H.B. ve A.’yı teşhis ederek kavgaya karışan şahıslar oldukları, olay mahallinde bulunan diğer sanıkların kavgaya karışmadıklarına dair beyanı, tanık İ.T.’nin teşhis tutanağında sanıklar İ. ve A.’yı teşhis eden beyanı, tanık Ç.’nin maktul Şükrü’ye vuran şahısların 4-5 kişi olduklarına dair 16/2/1998 tarihli Savcılık beyanı, tanık Ö.K.’nin ‘Şükrü Talay’ın başında 4 tane görevli olduğunu zannettiğim kişiler vardı, bunlar Şükrü’ye dipçik ve tekmelerle vuruyorlardı’ diye 9/3/1999 tarihinde, Polis Baş Müfettişi G.K.’ye verdiği beyandan olay mahallinde sanıklarla birlikte beraat eden şahısların da olduğu ancak maktul Şükrü Talay’yı darp eden sanıkların Ö., İ., H.B. ve A. oldukları kabul edilmiştir. Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunun 1998 tarihli raporlarında maktulün yaygın künt genel beden travmasına maruz kalmış olduğu, bu travmaların ölümde etkili olacağı, ancak olayın gelişimi ve olgunun öyküsü bilinmediğinden mevcut verilerle ölüm sebebinin belirlenemediği yazılmış olması ve bu yönde yapılan bozma üzerine olay ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığı yönünde yeniden 2010 tarihinde rapor alınmış, raporda olay ile ölüm arasında illiyet bağının bulunduğunun bildirildiği anlaşılmıştır. …” Anılan karar sanıklar tarafından yeniden temyiz edilmiş, dava dosyası henüz temyiz incelemesi aşamasında iken başvurucu tarafından 19/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. Başvurucunun bireysel başvuruda bulunmasından sonra temyiz incelemesinde olan karar, Dairenin 4/2/2015 tarihli ve K.2015/419 sayılı ilamıyla onandığından aynı tarihte kesinleşmiştir. Sanıklara ilişkin kesinleşmiş cezaların infaz evrakları, Mahkemece 3/3/2015 tarihinde gereği yapılmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. B. İlgili Hukuk 5237 sayılı Kanun’un “Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” kenar başlıklı maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir: “(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan on iki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise on iki yıldan on altı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun soruşturma usul ve esaslarına ilişkin 18/10/2011 tarihli genelgesinin ilgili bölümleri şöyledir: “Kanunlarımıza göre suç teşkil eden olaylar sebebiyle adli merciler tarafından soruşturmaların süratle, etkili ve adil biçimde yapılması, adil yargılanma hakkı ve diğer evrensel hakların korunması suretiyle şüphelilerin delilleriyle birlikte bağımsız mahkemeler önüne çıkarılması ve yapılacak kovuşturmalar sonunda ceza adaletinin hızlı ve isabetle gerçekleştirilmesi; suç işleme eğiliminde bulunanlar üzerinde meydana getireceği caydırıcılık etkisi sebebiyle büyük önem taşımaktadır. Öte yandan, soruşturma sürecinde insan hakları ihlallerinin önlenmesi, delillerin zamanında ve usulüne uygun toplanması, kişi ve kurumların mağdur edilmemesi ve en önemlisi de toplumun yargıya olan güveninin tesisi ve devamı için soruşturma işlemini yürüten Cumhuriyet savcılarının bu hususlarda azami ölçüde hassas davranması gerekmektedir. Cumhuriyet savcısının en temel görevlerinden biri, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlamak, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri eşit bir çaba göstererek toplamak ve muhafaza altına almaktır. …Bu itibarla,… 3- İnsan haklarına saygılı bir şekilde maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için soruşturmaların zamanında, etkin, eksiksiz, süratli ve düzenli bir şekilde yürütülmesi… … 19- Ağır cezalık suçlar başta olmak üzere, özel kanunlarda soruşturmanın bizzat Cumhuriyet savcıları tarafından yapılmasını öngören suçlar ile zorunluluk bulunmadığı takdirde önemli olaylara ilişkin diğer soruşturmaların da kolluk görevlilerine bırakılmayarak bizzat Cumhuriyet savcıları tarafından yapılması, 4483 sayılı Kanunun uygulanmasında; a) Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin bu Kanun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikâyet veya böyle bir durumun öğrenilmesi halinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapılmaksızın ve hakkında ihbar veya şikâyette bulunulan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesine başvurulmaksızın evrakın bir örneğinin ilgili makama gönderilerek soruşturma izni istenmesi, b) İhbar veya şikâyetlerden dolayı izin vermeye yetkili menciye gönderilen evraka ilişkin anılan Kanunun 7 inci maddesi gereğince, yetkili mercisinin soruşturma izni verilmesi ya da verilmemesi yönündeki kararını inceleme süresi dâhil 30 gün içerisinde vermesi gerektiği ve bu sürenin zorunlu hâllerde 15 günü geçmemek üzere bir defa uzatılabileceği dikkate alınarak itiraz hakkının kullanılabilmesi, evrakın sürüncemede bırakılmaması bakımından belirtilen sürelerin makulün üzerinde aşılması durumunda evrakın neticesinin araştırılması,…” | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/8592 | Başvuru, yakının ölümü ile sonuçlanan olaya ilişkin soruşturma ve akabinde yapılan kovuşturmanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Maden işletme ruhsatına konu sahanın bir kısmının İstanbul Üçüncü Havalimanı proje alanı ile çakışması dolayısıyla sahanın kullanılamamasından doğan zararın karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 14/7/2020 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, madencilik faaliyetiyle iştigal eden bir ticaret şirketidir. Başvurucu Şirket, İstanbul'un Arnavutköy ilçesi İmrahor köyü mevkiinde 10/9/2007-10/9/2017 tarihleri arasında geçerli olan 200703735 sicil No.lu grup maden işletme ruhsatına sahiptir. Söz konusu ruhsat sahasının bir kısmının İstanbul Üçüncü Havaalanı projesiyle çakıştığı gerekçesiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM) 17/12/2012 tarihli işlemiyle, başvurucudan anılan ruhsat sahasında projeden etkilenecek madencilik faaliyetleri ile ilgili yatırımların kalemler hâlinde ve 6/11/2010 tarihli ve 27751 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği'nde (Yönetmelik) belirtilen formatta bildirilmesini istemiştir. Başvurucu Şirket 25/1/2013 tarihli dilekçeyle yatırım gideri talebinin on yedi ayrı kalemde, toplam 036,88 TL olduğunu belirtmiştir. Bu arada ruhsat sahası; Kalkınma Bakanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı'nın oluşturduğu Kurulun 18/7/2013 tarihli ve 14 sayılı kararı ile kısıtlanmıştır. Kararda havaalanı projesinin yapılmasında kamu yararı olduğu ve havaalanı projesinin katkısı maden ocaklarından elde edilecek ekonomik faydadan yüksek olacağından havaalanı projesi lehine işlem yapılmasına ve on sekiz ayrı ruhsat sahasını ilgilendiren alandaki faaliyetlerin kısıtlanmasına karar verildiği belirtilmiştir. Kararda ayrıca yer teslimi yapılıncaya, fiziki inşa çalışmaları başlayıncaya kadar geçecek sürede çakışmalı alandaki üretime hazır cevherlerin alınmasına, şantiye/ekipmanların bu süre içinde tahliye edilmesine, havaalanı projesine ait koruma alanı dışında kalan maden sahasında faaliyetlerin ise devam etmesine karar verilmiştir. Başvurucu Şirket sulh hukuk mahkemesinden konuyla ilgili tespit talebinde bulunmuştur. Gaziosmanpaşa Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından alınan ve 28/1/2014 tarihinde dosyasına sunulan bilirkişi raporunda başvurucunun 825,46 TL talep etmeye hakkı olduğu belirtilmiştir. Raporda gösterildiği şekilde yol yapımı ve dekopaj/hafriyat gideri 669,10 TL, işletme ve yatırım giderleri 933,32 TL, rödovans sözleşmeleri nedeniyle Şirketin uğrayacağı zarar 000 TL ve tazminat olarak 000 TL olmak üzere toplam 825,46 TL talebin haklı olduğu belirtilmiştir. MİGEM tarafından Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına yazılan 16/7/2014 tarihli yazıda başvurucu Şirketin yatırım giderinin 359,88 TL olduğu belirtilmiştir. Bu tutarı oluşturan beş ayrı kaleme yer verilmiş olup bunlar; sondaj giderleri, işletme yatırım giderleri (yapılmış dekapaj hafriyat gideri), şantiye binaları, tesis demirbaş giderleri, yolların iyileştirilmesi ve yeni yol yapımıdır. Başvurucu Şirket, söz konusu bedelden -şantiye binalarının tesliminden vazgeçtiğini belirttiği için- şantiye bina bedeli düşülerek 592,88 TL başvurucu Şirketin banka hesabına ödenmiştir. MİGEM tarafından başvurucu Şirkete gönderilen 22/7/2014 tarihli yazıyla, havaalanı projesinin fiziki olarak başlaması nedeniyle proje alanı ile çakışan anılan ruhsat sahasındaki tüm madencilik faaliyetlerinin durdurulması istenmiştir. Başvuru formuna eklenmemekle birlikte başvurucunun 1/12/2014 tarihli dilekçeyle MİGEM'e başvurarak maddi kayıplarının giderilmesini istediği, dilekçede ruhsat iptal edilmediği hâlde faaliyetlerin durdurulduğuna dikkat çekilerek yükümlülük oluşmaması için ruhsatın iptal edilmesinin de talep edildiği anlaşılmıştır. MİGEM 19/12/2014 tarihli işlemiyle talebi reddetmiştir. Başvurucu Şirket, işlemin iptali ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla maddi zararının 000 TL'sinin yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde diğer iddialarının yanında özetle asıl tartışma konusunun zararın miktarına ilişkin olduğunu vurgulamış; gider unsurlarının çok az kısmının davalı idare tarafından yatırım gideri olarak kabul edildiğini, gösterilen gider kalemlerinin çoğunun karşılanmadığını, zararının keşif ve bilirkişi incelemesi sonrası ortaya çıkacağını belirtilerek keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etmiştir. Dilekçede ayrıca usulüne uygun biçimde alınan maden ruhsatının henüz süresi bitmeden işletme faaliyetlerinin sonlandırılması hukuka uygun olsa dahi bu işlem nedeniyle kusuru bulunmayan hak sahibinin zararının telafi edilmesi gerektiğini oysa olayda üstün kamu yararı gerekçe gösterilerek kazanılmış haklarının hiçe sayıldığını ileri sürmüştür. Davalı idarelerden olan Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, özellikle ruhsatın iptal edilmeyip havaalanı ile çakışan kısımda madencilik faaliyetine dikkat çekmiş; madenlerin devletin hüküm ve tasarrufunda olması nedeniyle faaliyetin sonlandırılmasından kaynaklanan kâr kayıplarının yatırım gideri hesabında dikkate alınamayacağını belirtmiştir. Savunmada ayrıca yukarıda (bkz. § 14) belirtilen beş ayrı kalemdeki giderlerin dikkate alındığını başvurucu Şirketçe yatırım gideri arasında gösterilen ihbar ve kıdem tazminatlarının, ruhsatın ihale satın alma bedelinin, yönetim ve personel gideri ile genel giderlerin, orman arazi ve ağaçlandırma bedelleri ile kâr mahrumiyetinin karşılanmasının hukuken mümkün olmadığını ileri sürmüştür. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı savunmalarında ise başvurucunun gerçek yatırım giderinin ödendiğini hatta yolların iyileştirilmesi ve yeni yol yapımı kaleminde başvurucunun talebinin de üstünde bir tutarın hesaplanarak ödendiğini belirtmiştir. İstanbul İdare Mahkemesi başvurucunun keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması taleplerini zımnen reddederek bilirkişi incelemesi yaptırmaksızın 20/6/2016 tarihli kararıyla davayı esastan reddetmiştir. Kararın gerekçesinde İşlemin usul ve mevzuata uygun olduğunun da belirtildiği gerekçe şöyledir:"Dosyanın incelenmesinden, davacının İstanbul İli, Arnavutköy İlçesi, İmrahor Köyü Mevkii'nde 200703735 sicil no'lu grup maden işletme ruhsat sahasının bulunduğu, maden işletme ruhsat sahasının İstanbul Havaalanı projesiyle çakışmalı olduğu gerekçesiyle ruhsat sahasının davalı idarenin 18/07/2013 tarih ve 14 sayılı kurul kararı ile kısıtlanmasından dolayı davacı şirketin uğramış olduğu ileri sürülen 000-TL maddi zararının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla tazmini ve mevcut ruhsatının iptal edilerek bedelinin tarafına ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan iş bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.Olayda, dava konusu maden ruhsat sahasının İstanbul Havalimanı Proje Alanı ile çakışması sebebiyle, havalimanı proje alanıyla çakışan kısımlarının mevzuata uygun olarak kurul kararı ile kısıtlandığı, yine faaliyeti kısıtlanan maden işletmecisinin usul ve esasları Genel Müdürlükçe belirlenen yatırım giderleri lehine karar verilen tarafça tazmin edilir hükmü gereği, faaliyeti kısıtlanan maden sahasına ilişkin yatırım giderlerinin hesaplandığı ve tarafına 592,88-TL yatırım giderinin ödendiği, İstanbul Havaalanı yatırımında madencilik faaliyeti yatırımına göre üstün kamu yararı bulunduğu ve davacının zararının tazmin edildiği anlaşılmıştır.Bu durumda, dava konusu işlemin usul ve mevzuata uygun olduğu sonucuna ulaşımış olup, kusurlu bir işlem ya da eylemi bulunmayan davalı idarelerin tazminata mahkum edilmesine olanak bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır." Başvurucu Şirket temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde, diğer iddialarının yanında özellikle işlemin hukuka uygun olmasının uğradığı zararın telafisine engel olmadığına dikkat çekmiş idarenin tek yanlı belirlediği yatırım giderlerinin gerçek zararının telafisinden uzak olduğunu, keşif ve bilirkişi incelemesi yapılsaydı gerçek zararının ortaya konulabileceğini belirtmiştir. Ayrıca söz konusu ruhsatın iptal edilmemekle birlikte içinin boşaltıldığını ve bu durumun mülkiyet hakkına orantısız müdahale olup Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına aykırı olduğunu iddia etmiştir. Danıştay Sekizinci Dairesi (Daire) 7/5/2018 tarihinde ayrı bir gerekçe belirtmeksizin temyiz istemini reddetmiş ve kararı onamıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi Dairenin 24/2/2020 tarihli kararıyla yalnızca nispi vekâlet ücreti yönünden kabul edilmiş, diğer kısımlar yönünden ise reddedilmiş ve ilk derece mahkemesi kararı kesinleşmiştir. Nihai kararın 20/6/2020 tarihinde tebliğ edilmesinin ardından başvurucu 14/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu'nun maddesinin ve fıkralarının olay tarihinde yürürlükte olan hâli şöyledir: “Madencilik faaliyetleri ile Devlet ve il yolları, otoyollar, demir yolları, havaalanı, liman, baraj, enerji tesisleri, petrol, doğalgaz, jeotermal boru hatları, su isale hatları gibi kamu yararı niteliği taşıyan yatırımların birbirlerini engellemesi, maden işletme faaliyetinin yapılamaz hale gelmesi, yatırım için başka alternatif alanların bulunamaması durumunda, madencilik faaliyeti ve yatırımla ilgili karar, Kurul tarafından verilir. ...Kurul tarafından gerekli görülmesi halinde hazırlatılan rapor, danışmanlık ücretleri, yolluk, gündelik ve benzeri tüm harcamalar yatırımcı tarafından karşılanır. Ayrıca, yatırımlar nedeniyle Kurul kararı ile faaliyeti kısıtlanan maden işletmecisinin yatırım giderleri, lehine karar verilen tarafça tazmin edilir.” Yönetmelik'in maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları olay tarihindeki hâliyle şöyledir:"(1) Madencilik faaliyetleri ile Devlet ve il yolları, otoyollar, demir yolları, havaalanı, liman, baraj, enerji tesisleri, petrol, doğalgaz, jeotermal boru hatları, su isale hatları gibi kamu yararı niteliği taşıyan yatırımların birbirlerini engellemesi, maden işletme faaliyetinin yapılamaz hale gelmesi, yatırım için başka alternatif alanların bulunamaması durumunda, madencilik faaliyeti ve yatırımla ilgili karar, Kurul tarafından verilir. (5) Bu rapor Genel Müdürlük tarafından Kurul üyesi bakanlara gönderilir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı veya ilgili taraf bakanlardan herhangi birinin daveti üzerine Kurul toplanır ve kararlarını üye tamsayısının salt çoğunluğuyla alır. Kurul çalışmaları ile ilgili sekretarya hizmetlerini Genel Müdürlük yürütür. Kurul tarafından gerekli görülmesi halinde bedeli karşılığında rapor hazırlatılabilir. Hazırlatılan rapor, danışmanlık ücretleri, yolluk, gündelik gibi tüm harcamalar yatırımcı tarafından karşılanır. Kurul tarafından alınan karar, kamu yararı kararı yerine geçer. Ayrıca, yatırımlar nedeniyle Kurul kararı ile faaliyeti kısıtlanan maden işletmecisinin usul ve esasları Genel Müdürlükçe belirlenen yatırım giderleri, lehine karar verilen tarafça tazmin edilir." | Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/23443 | Maden işletme ruhsatına konu sahanın bir kısmının İstanbul Üçüncü Havalimanı proje alanı ile çakışması dolayısıyla sahanın kullanılamamasından doğan zararın karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, sağlık sorunları bulunan hükümlünün infazın ertelenmesi talebinin reddedilmesi ve sağlık durumunun ceza infaz kurumunda tutulmaya uygun olmamasına rağmen tahliye taleplerinin reddedilmesi ya da değerlendirilmemesi nedeniylekötü muamele yasağı ile savunma hakkının kısıtlandığı iddiasına bağlı olarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. 1989 doğumlu olan başvurucu 2/10/2018 tarihinde tutuklanmıştır. Silahlı terör örgütüne üye olma (Fetullahçı Terör Örgütü/Pararel Devlet Yapılanması) suçlamasıyla Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) yargılanan ve 30/5/2019 tarihli kararla bu suçtan aldığı kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle hükümlü sıfatıyla Tarsus 3 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda barındırıldığı Adalet Bakanlığı görüşünde bildirilen başvurucunun, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan incelemede bireysel başvuru inceleme tarihi itibarıyla Tarsus Açık Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu anlaşılmıştır. Başvurucu ilk olarak tutuklu sıfatıyla barındırıldığı Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundayken 9/5/2019 tarihinde çarpıntı ve göğüs ağrısı şikâyetiyle muayene olduğu Ceza İnfaz Kurumu Kampüs Hastanesi Kardiyoloji Polikliniği tarafından sevk edildiği Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Polikliniğinde kendisine anjiyo yapılmasının önerildiğini ve yargılamasını gerçekleştiren ilk derece mahkemesinden bu rahatsızlığı nedeniyle tahliye talebinde bulunduğunu ancak ilk derece mahkemesinin talebini reddettiğini, daha sonra istinaf ve temyiz mercilerinin de tahliye taleplerini reddederek haksız şekilde infaz kurumunda tutulmaya devam ettiğini ifade etmiştir. Devam eden süreçte başvurucunun vasisi, başvurucunun sağlık sorunları nedeniyle cezasının infazının ertelenmesi talebiyle Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık), infazın ertelenmesi ya da infazın konutta çektirilmesi şeklinde denetimli serbestlik tedbirleri uygulanması talebiyle de Tarsus İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hakimliği) başvurduğu görülmüştür. İnfaz Hâkimliği kararından Başsavcılığın 9/7/2020 tarihinde infazın ertelenmesi talebini reddettiği anlaşılmıştır. İnfaz Hâkimliği 14/7/2020 tarihli kararıylabaşvurucunun suç grubu ve cezası nedeniyle cezasının kalan kısmının ev hapsi şeklinde denetimli serbestlik tedbirleri uygulanması sureti ile infazına karar verilmesi talebinin reddi ile infazın ertelenmesi talebinin reddi kararına karşı ileri sürdüğü itirazın reddine karar vermiştir. Başvurucunun bu karara itirazı Tarsus Ağır Ceza Mahkemesince 29/7/2020 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucu 8/9/2020 tarihinde tedbir talebiyle bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi tarafından tedbir talebinin değerlendirilmesi için Ceza İnfaz Kurumuna yazılan müzekkere cevabına göre başvurucu ilk olarak Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu dönemde 28/2/2019 tarihinde Ceza İnfaz Kurumu Kampüs Hastanesi Kardiyoloji Polikliniğinde muayene olmuştur. Bu dönemde başvurucunun rahatsızlığının tespiti ve tedavisi için değişik tarihlerde Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ileSincan Devlet Hastanesi Kardiyoloji Polikliniğine sevkinin gerçekleştirilerek hastalığının tespiti için birtakım testler yapılmış ve 10/4/2020 tarihinde Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Polikliniğinde bir testinin pozitif çıkması sonucunda başvurucuya KAG (anjiyo) önerilmiştir. Başvurucu 15/4/2019 tarihli dilekçesi ileanjiyo tedavisini kabul etmediğini bildirmiştir. Başvurucu 15/10/2019 tarihinde Tarsus 3 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu) nakledilmiştir. 16/6/2020 tarihinde Ceza İnfaz Kurumundakalp krizi geçiren başvurucu, 112 Acil Servis görevlilerince ambulansla Tarsus Devlet Hastanesi Acil Polikliniğine götürülmüş; ilk tedavisi yapıldıktan sonra 18/6/2020 tarihinde Adana Şehir Hastanesine sevk edilmiştir. Burada koroner arter hastalığı tanısı ile anjiyo olan başvurucu 18/7/2020 tarihinde tedavisi tamamlanarak taburcu edilmiş ve 21/7/2020 tarihinde Ceza İnfaz Kurumuna dönmüştür. Başvurucu hakkında düzenlenen raporlar şöyledir:i. Başvurucu, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ceza tehiri amacıyla aterosklepotik kalp hastalığı tanısı ile muayene olmuştur.24/6/2019 tarihli rapora göre: "cezasının tehiri gerekmez. İnfaz hayatı tehlike arzetmez. Hayatını yalnız idame ettirebilir. T. Anayasası 2-B maddesine girmez."ii. Adana Şehir Hastanesinin 9/7/2020 tarihli sağlık kurulu raporunun ilgili kısmına göre: "...Göğüs Hastalıkları ve Kardiyoloji açısından mevcut hastalığının hayati riskinin olması ve tedavisinin devamının gerekliliği nedeniyle 3 (üç) ay süreyle ceza tehiri, bu sürenin sonunda kardiyoloji kontrolü sonrası yeniden değerlendirilmesi uygundur." iii. Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunun 20/7/2020 tarihli raporunun ilgili kısmına göre: "...2020 tarihinde kardiyak arrest ve CPR sonrası gelişen aspirasyon pnömonisi ile halen hastane şartlarında takip ve tedavisine devam edildiği bildirilen Basri oğlu 1989 doğumlu Faruk Gülek adına düzenlenen dosyadaki mevcut belgelerine göre halihazırda; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 16/ maddesi kapsamında hastane şartlarında takip ve tedavisine devam edilmesi gerektiği, tedavi süreci sonunda yatış epikrizi ve son durum raporu ile birlikte muayeneye gönderilmesi sonrasında sorulan hususlar hakkında yeniden değerlendirileceği oy birliği ile mütalaa olunur." iv. İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından 4/8/2020 tarihinde Ceza İnfaz Kurumuna gönderilen rapora göre: "2020 tarihinde kardiyak arrest ve CPR sonrası gelişen aspirasyon pnömonisi ile halen hastane şartlarında takip ve tedavisine devam edildiği bildirilen Basri oğlu 1989 doğumlu Faruk Gülek adına düzenlenen dosyadaki mevcut belgelerine göre halihazırda; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16/ Maddesi kapsamında hastane şartlarında takip ve tedavisine devam edilmesi gerektiği, tedavi süreci sonunda yatış epikrizi ve son durum raporu ile birlikte muayeneye gönderilmesi sonrasında sorulan hususlar hakkında yeniden değerlendirileceği oy birliği ile mütalaa olunur."v. İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İhtisas Kurulunda yapılan muayenesi sonucu düzenlenen 2/11/2020 tarihli ve 15385 sayılı rapora göre: "T. Anayasası'nın maddesinde belirtilen sürekli hastalık, sakatlık ve kocama hali kapsamında değerlendirilmediği, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 16/6 maddesi kapsamında değerlendirilmediği, hayatını yalnız idame ettirebileceği, 6291 sayılı yasanın maddesi ile değişik 5275 sayılı yasanın 105/A maddesinin 3-b fıkrası kapsamında değerlendirilmediği, hayatını yalnız idame ettirebileceği, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 16/2 maddesi kapsamında değerlendirilmediği, tedavisi ve önerilen aralıklarla düzenli poliklinik kontrollerinin sağlanarak acil durumlarda ivedilikle hastaneye sevk edilebileceği, ceza infaz kurumu şartlarında infazına devam edilebileceği oy birliği ile mütalaa olunur." Anayasa Mahkemesi 7/10/2020 tarihinde, Adana Şehir Hastanesince düzenlenen sağlık kurulu raporu ile Adli Tıp Kurumu raporundaki tespitleri dikkate alarak başvurucunun sağlık durumuna uygun koşullarda tutulmasına ilişkin prosedürlerin yerine getirilmesine yönelik ve başvurucunun yaşamı ile maddi ve manevi bütünlüğünün korunması için gerekli olan tedbirlerin alınmasına karar vermiştir. | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/27556 | Başvuru, sağlık sorunları bulunan hükümlünün infazın ertelenmesi talebinin reddedilmesi ve sağlık durumunun ceza infaz kurumunda tutulmaya uygun olmamasına rağmen tahliye taleplerinin reddedilmesi ya da değerlendirilmemesi nedeniylekötü muamele yasağı ile savunma hakkının kısıtlandığı iddiasına bağlı olarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, hükümlünün üç kişilik ziyaretçi listesi oluşturma talebinin reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 4/5/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Kurum) hükümlü olarak bulunmaktadır. Başvurucuya ailesi, yasal temsilcisi ve üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarının yanı sıra bu kişilerin dışında kendisinin belirleyeceği üç kişi tarafından ziyaret edilme hakkı tanınmış; başvurucu Kuruma geldiği sırada bir kişiyi ziyaretçi olarak bildirmiştir. Başvurucu 1/2/2017 tarihinde iki arkadaşının ismini vererek bu kişilerin ziyaretçi listesine eklenmesini talep etmiştir. İdare ve Gözlem Kurulunun 2/2/2017 tarihli kararıyla başvurucunun talebi ilgili mevzuat hükmüne uygun olmadığı belirtilerek reddedilmiştir. Başvurucu 13/2/2017 tarihinde İdare ve Gözlem Kurulunun kararına karşı Tekirdağ İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) şikâyet başvurusunda bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği 28/2/2017 tarihinde şikâyet başvurusunu reddetmiştir. İnfaz Hâkimliği kararının gerekçesinde 17/06/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik (Ziyaret Yönetmeliği) hükümlerine göre ziyaretçi listesinin ziyaretle ilgili hususların hükümlüye tebliğinden itibaren altmış gün içinde Kuruma verilmesi gerektiği, başvurucunun bu süre geçtikten sonra talepte bulunmuş olması nedeniyle talebin reddinin gerekeceği ifade edilmiştir. Başvurucunun bu karara karşı itirazı Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesinin 20/4/2017 tarihli kararıyla işlemlerin usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu karar, başvurucuya 21/4/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 4/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un "Hükümlüyü ziyaret" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Hükümlü, belgelendirilmesi koşuluyla eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ile vasisi veya kayyımı tarafından haftada bir kez ve ayrıca kuruma kabullerinde, zorunlu hâller dışında bir daha değiştirilmemek üzere, ad ve adreslerini bildirdiği en fazla üç kişi tarafından, yarım saatten az ve bir saatten fazla olmamak üzere çalışma saatleri içinde ziyaret edilebilir. (Ek cümle: 24/1/2013-6411/9 md.) Çocuk hükümlüler için ziyaret süresi bir saatten az, üç saatten fazla olmamak üzere belirlenir. (2) Birinci fıkrada belirtilenler dışındaki kimselerin ziyaretine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yazılı olarak izin verilebilir. (3) Görüşler, koşul ve süreleri Adalet Bakanlığınca hazırlanan yönetmelikle kapalı ve açık olmak üzere iki biçimde yaptırılır." Ziyaret Yönetmeliği'nin maddesinin ikinci fıkrası şöyledir: “Hükümlü ve tutuklular, birinci fıkrada sayılanlar dışında kalan üç ziyaretçisinin adı ve soyadı ile bilmesi hâlinde adresini ceza infaz kurumuna kabulünden ve kendisine bu hususun tebliğ edildiği tarihten itibaren 60 gün içinde bildirir. Bu ziyaretçiler, ölüm, ağır hastalık, doğal afet, hükümlü ve tutuklunun nakli ya da ziyaretçinin ziyaret olanağını ortadan kaldıracak yerleşim yeri değişikliği gibi zorunlu hâller dışında değiştirilemez. Ceza infaz kurumu yönetimince, gerekli görülmesi hâlinde bildirilen ziyaretçiler hakkında, ziyarette bulunmalarında sakınca bulunup bulunmadığı konusunda kolluk aracılığıyla araştırma yaptırılır. Sakıncalı görülenlere ziyaret izni verilmez ve yeni ziyaretçinin bildirilmesi istenir.” | Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/24068 | Başvuru, hükümlünün üç kişilik ziyaretçi listesi oluşturma talebinin reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvurular, davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular, süresi içinde yapılmıştır. Başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Ekli tabloda yer alan başvurular bu başvuru ile birleştirilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/12913 | Başvurular, davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, Şırnak'ın Cizre ilçesinde güvenlik güçleri tarafından terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar sırasında ölüm olayı meydana gelmesi ve bu olay hakkında etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Olayların arka planı PKK/KCK Terör Örgütü, Çözüm Süreci ve 6-7 Ekim Olayları ile ilgili açıklamalara Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], (B. No: 2017/37897, 5/7/2022, §§ 16-28) kararında yer verilmiştir. Suriye'nin Türkiye sınırında bulunan Ayn el Arap (Kobani) kentinde -PKK'nın Suriye kolu olduğu kabul edilen- PYD ile DAEŞ arasındaki çatışmalar, 2014 yılının Eylül ayı sonunda ve Ekim ayı başında yoğunlaşmıştır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 21). Suriye'deki çatışmalar dolayısıyla tepkilerini dile getirdiğini ileri süren gruplar 6/10/2014 tarihinden itibaren Türkiye'nin birçok yerinde günlerce devam eden ve kamuoyunda “6-7 Ekim olayları” olarak adlandırılan şiddet eylemlerini gerçekleştirmiştir. Bu eylemler sırasında ülkenin pek çok yerinde kamu binalarına, banka şubelerine, işyerlerine, araçlara, güvenlik güçlerine ve sivillere taş, sopa, molotof kokteyli ve silahlarla saldırıda bulunulmuştur. Bu sırada kamu makamlarınca güvenliğin sağlanması için birçok şehirde eğitime ara verilmiş ve sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir (Gülser Yıldırım (2), § 26). Türkiye, 2015 yılı Temmuz ayından itibaren giderek yoğunlaşan terör saldırılarına maruz kalmıştır. Tırmanan terör saldırılarını PKK/KCK terör örgütünün öz yönetim ilanları izlemiştir. Öz yönetim ilan edilen bölgelerde Öz Savunma Birlikleri (ÖSB) adı altında silahlı gruplar oluşturan PKK terör örgütü, bu gruplar ve YDG-H (Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) eliyle yollara barikat kurma, hendek kazma ve tünel açma gibi eylemlerde bulunmuştur (Gazal Kolanç ve diğerleri, §§ 25-27). Öz yönetim ilan ettiği bölgelerde patlayıcıyla tuzaklanmış hendekler kazmak ve barikatlar kurmak suretiyle yalıtılmış bölgeler oluşturmaya çalışan PKK terör örgütü, kamuoyunda hendek olayları olarak adlandırılan ve aylarca devam eden bu süreçte roketatarlar, keskin nişancı tüfekleri, patlayıcılar ve otomatik saldırı tüfekleri kullanarak terör saldırıları düzenlemiştir. Okullar, hastaneler, barajlar, adliye binaları, ambulanslar gibi temel kamu hizmetlerini sağlayan eşya ve binaların yanında sivilleri de hedef alan bu terör saldırılarında 335 sivil hayatını kaybederken 106 kişi yaralanmıştır. Terör saldırılarında 859 güvenlik görevlisi ve Derik kaymakamı şehit olmuş, 711 güvenlik görevlisi yaralanmıştır. Bu terör eylemlerinin engellenmesi, halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla sözde öz yönetim ilan edilen bazı bölgelerde mülki idare amirliklerince sokağa çıkma yasakları uygulanarak terörle mücadele operasyonları başlatılmıştır (hendek olayları, öz yönetim ilanları, PKK terör örgütünün şehir savaşı stratejisi ve sokağa çıkma yasakları hakkında arka plan bilgisi ile ayrıntılı açıklamalar için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri, §§ 16-28, 67, 346-348). Terörle mücadele operasyonlarının gerçekleştirildiği bölgelerin bazılarında sokağa çıkma yasakları uygulanmış ve bazıları geçici süreyle askerî güvenlik bölgesi ilan edilmiştir. Bu kapsamda terör örgütü üyelerinin yakalanarak halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla anılan il ve ilçelerin bir kısmında sokağa çıkma yasakları ilan edilmiş fakat güvenlik güçlerince yürütülen operasyonların sona ermesinin ardından söz konusu yasaklar kaldırılmıştır (Ayşe Çelik, B. No: 2017/36722, 9/5/2019, § 12). Şırnak Valiliği, Cizre ilçesinde ilk olarak terörle mücadele operasyonlarının düzenlendiği bazı yerlerde uygulanan sokağa çıkma yasakları kapsamında 4/9/2015 tarihinden itibaren terör örgütü mensuplarının etkisiz hâle getirilmesi, mayın ve patlayıcılarla tuzaklanmış barikat ve hendeklerin bertaraf edilmesi, vatandaşların can, mal güvenliğinin ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini açıklamıştır. Cizre'de bu tarihten itibaren çeşitli defalar kaldırılıp yeniden uygulamaya konulan ve uygulama saatleri değiştirilen sokağa çıkma yasağı 10/4/2017 tarihinde tamamen kaldırılmıştır (Gazal Kolanç ve diğerleri, § 28). Şırnak Valiliğinin olaylarla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine 28/1/2016 tarihinde verdiği bilgiler özetle şöyledir: i. Sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgelerde terör örgütü üyelerinin saldırıları devam etmektedir. Terör örgütü, silahlı ve bombalı eylemlerle temel kamu hizmetlerinin sunulmasını engellemektedir. Sokağa çıkma yasaklarıyla, yerleşim yerleri içinde terör örgütü mensupları ile girilen silahlı çatışmalar sırasında bölgede yaşayan vatandaşlarımızın can ve mal emniyetinin sağlanması amaçlanmaktadır. ii. Şırnak Valiliği güvenlik operasyonlarının icra edileceği Silopi ve Cizre ilçelerinde yaşayan halkın temel ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli planlama ve düzenlemeleri yapmıştır. Bu kapsamda Cizre Devlet Hastanesi hizmet vermeye devam etmekte, dört eczane dönüşümlü olarak eczacılık hizmetlerini sürdürmektedir. Ambulanslar 14/12/2015 ile 27/1/2016 tarihleri arasında 295 vakaya müdahale etmiştir. 112 ve 155 yardım hatları faaliyettedir. 155 hattına başvuran tüm vatandaşlara gıda ve temel ihtiyaç malzemesi dağıtımı yapılmıştır. Bazı market ve bakkallarla birlikte ekmek fırınları açık tutulmaktadır.iii. 5/9/2015-4/1/2016 tarihleri arasında Cizre’de 112 Acil yardım hattına yapılan çağrıların %84’ü cevaplanmıştır. Sağlık personelinin yaşamlarının korunması amacıyla müdahale edilemeyen vakalara, vaka bölgesinde güvenlik sağlandıktan hemen sonra müdahale edilmektedir. Bu süreçte sağlık personeli ve ambulanslar terör örgütü tarafından birçok defa saldırıya uğramış, buna rağmen hizmetler devam etmiştir (Gazal Kolanç ve diğerleri, § 35). Başvurucuların yakını H.T. 21/2/2016 tarihinde Cizre ilçesi Cudi Mahallesi Niran Sokak'ta bulunan ve kolluk tarafından C-3154 olarak kodlanan binada ölü olarak bulunmuştur. Cizre Emniyet Müdürlüğünün 21/2/2016 tarihli Ev Arama ve Muhafaza Altına Alma Tutanağı'nda Cizre ilçesi Cudi Mahallesi Niran Sokak C-3154 olarak tanımlanan adreste 17/2/2016 tarihinden itibaren devam eden arama çalışmalarının bölgenin güvenli olmaması nedeniyle tamamlanamadığı, yeniden alınan arama kararı gereği adrese gidildiğinde iş makinesi ile yapılan çalışmalarda kamera, telsiz vb. ile Kaleşnikof tüfeğe ait boş şarjör, 6 adet patlamamış el bombası, içinde 60 adet dolu fişek ile birlikte Kaleşnikof tüfek şarjörü, 1 adet hücum yeleği ve yeleğin içinde 118 adet dolu fişek ile birlikte 4 adet Kaleşnikof tüfek şarjörü, 2 adet hücum yeleği ve yeleklerden birinin içinde 53 adet dolu fişek ile birlikte Kaleşnikof tüfek şarjörü, 5 adet hücum yeleği ve yeleklerin içinde 504 adet dolu fişek ile birlikte 21 adet Kaleşnikof tüfek şarjörü bulunduğu tespit edilmiştir. Tutanakta çürümeye başlamış insan bacağı görülmesi üzerine iş makinesinin durdurularak el ile kazıya başlandığı, tahta parçaları ile bacağına atel yapıldığı görülen cesedin sıkıştığı yerden çıkartılarak Cizre Devlet Hastanesine gönderildiği belirtilmiştir. Cizre Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri Grup Amirliği görevlilerince düzenlenen 21/2/2016 tarihli olay yeri inceleme raporlarında olay yerinde bulunan cesedin svap ve parmak izi alındıktan sonra Cizre Devlet Hastanesine gönderildiği, bulunan materyallerin numaralandırılarak kamera ve fotoğraf çekimi yapıldığı belirtilmiştir. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının 22/2/2016 tarihli Otopsi Tutanağı'nda adli tıp uzmanı bilirkişi hekimlerin kişinin ölümünün penetran cisim yaralanmasına bağlı kafa ve kosta kemik kırıkları ile birlikte beyin kanaması, beyin doku harabiyeti ve iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu kanaatini bildirildiği belirtilmiştir. Başvurucu Fatma Tağ, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında (Başsavcılık) 2/5/2016 tarihinde müşteki sıfatıyla alınan ifadesinde özet olarak H.T.nin oğlu olduğunu, oğlunun kesinleşmiş hapis cezası bulunması nedeniyle Cudi Mahallesi'nden çıkmak istemediğini, Cizre'ye döndüğünde oğluna ulaşamadığı için kan örneği verdiğini, otopsi işlemi yapılan cesedin oğluna ait olduğunun belirlenmesinden sonra cesedi Silopi'den teslim aldığını, oğlunun örgüt ile bağlantısının olup olmadığını ise bilmediğini, cesedin taşınmış olabileceğini, oğlunun ölümüne neden olan kişi ya da kişilerden şikâyetçi olduğunu belirtmiştir. Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma neticesinde 5/12/2016 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Karar gerekçesinde özet olarak, ölen H.T.nin cesedinin bulunduğu binada terör örgütü mensuplarınca kullanılan çok sayıda silah, şarjör, mermi ve yelek bulunduğu, ölenin kıyafetlerinde antimon elementi tespit edildiği, ölenin terör örgütü üyesi olarak faaliyetlerde bulunduğuna dair farklı kişilerin birbiri ile uyumlu beyanlarının bulunduğu belirtilmiştir. Kararda dosya kapsamında toplanan bütün delillere göre ölenin terör örgütü üyesi olduğu, Cizre ilçesinde terör örgütü PKK'nın amaçları doğrultusunda ilan edilen sözde öz yönetim kapsamında birçok mahallede silahlı faaliyet gösterdiği ifade edilmiştir. Kararda, H.T.nin sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde güvenlik güçleri tarafından başlatılan operasyonda diğer terör örgütü üyeleri ile birlikte güvenlik güçleri ile yapılan çatışmalara katıldığı, güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet gösterdiği esnada meşru müdafaa hakkı kapsamında güvenlik güçlerince öldürüldüğü, güvenlik güçlerinin yetkili bir merciden almış oldukları hukuka uygun bir emri yerine getirdikleri, meşru müdafaa sınırının aşıldığına dair herhangi bir delil elde edilemediği, olayda meşru müdafaa şartlarının ve hukuka uygunluk sebebi bulunduğu belirtilmiştir. Başvurucular, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara özetle ölüm olayı yönünden etkili bir soruşturma yürütülmediğini belirterek itiraz etmiştir. Başvurucuların itirazını inceleyen Cizre Sulh Ceza Hâkimliğince özet olarak Başsavcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında usul ve yasaya aykırı yön bulunmadığı gerekçesi açıklanarak 5/4/2017 tarihinde itirazın reddine karar verilmiştir. Başvurucular nihai kararı 8/12/2018 tarihinde öğrendikten sonra 12/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/36956 | Başvuru, Şırnak'ın Cizre ilçesinde güvenlik güçleri tarafından terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar sırasında ölüm olayı meydana gelmesi ve bu olay hakkında etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davada gerekçesiz ve hakkaniyete aykırı karar verilmesi ile yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 16/5/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun 10/4/2012 tarihinde idare mahkemesinde açtığı davanın yargılaması 4/12/2018 tarihinde tamamlanmıştır. Başvurucu, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının uygulanmasında hata yapılarak adil olmayan gerekçesiz karar verilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı, çalışma hakkı, ücrette adalet hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/18025 | Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davada gerekçesiz ve hakkaniyete aykırı karar verilmesi ile yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın sanık tarafından duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olduğu şüphesiyle olay tarihinde astsubay olan başvurucu hakkında soruşturma başlatmıştır. Soruşturma neticesinde Başsavcılık, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle iddianame düzenlemiş; iddianamede başvurucunun soruşturma aşamasındaki beyanları ile iki tanık ifadesine göre 2010 ile 2011 yılları arasındaki sivil öğrencilik döneminde ve mesleğe başladığı 2012 yılında bir süre örgüt evinde kalmak, himmet adı altında para vermek suretiyle üzerine atılı suçu işlediğini iddia etmiştir. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Yargılamada duruşma hazırlığı işlemleri yapılmıştır. Tensip Tutanağı'nda diğer hususların yanında tanık E.K.nın istinabe yoluyla, A.nın ise huzurda dinlenilmesine karar verilmiştir. Tanık E.K.nın bilgi ve görgüsünün tespiti için yazılan talimata ikmalen cevap verilmiş ve etkin pişmanlıktan yararlanan tanık; Başkale Ağır Ceza Mahkemesinde istinabe yoluyla alınan ifadesinde soruşturma sürecindeki beyanlarını teyit etmiş ve başvurucunun 2010 ve 2011 yıllarındaki öğrencilik döneminde ve meslek hayatına başladığı 2012 yılında beş ay süreyle kendisi ile örgüt evinde kaldığını beyan etmiştir. 29/11/2017 tarihli birinci celsede Mahkeme huzurunda ifadesi alınan diğer tanık A. soruşturma sürecindeki beyanları baskı ve tehdit altında verdiğini belirterek başvurucunun terör örgütü ile bir bağlantısı olup olmadığı, örgütün evlerinde kalıp kalmadığı konusunda herhangi bilgi ve görgüsü bulunmadığını ifade etmiştir. Yine aynı celsede başvurucu, savunmasında soruşturma evresinde baskı ve tehdit altında beyanda bulunduğunu belirterek sonraki süreçte kendisine kötü muamelede bulunduğunu ileri sürdüğü ilgililer hakkında şikâyette bulunmuşsa da kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini belirtmiştir. Başvurucu; hiçbir süreçte örgüt evlerinde kalmadığını, eğitim gördüğü 2010 ve 2011 yıllarında kiraladığı öğrenci evinde kaldığını, meslek hayatına başladığı 2012 yılında ise askerî birlik dışında kalmasının zaten yasak olduğunu, bu süreçte de askerî birlikte kaldığını, himmet ya da başka bir ad altında örgüte yardımda bulunmadığını, aleyhine beyanlarda bulunan E.K.nın etkin pişmanlıktan yararlanarak ceza almamak adına ismini verdiğini ve beyanlarını kabul etmediğini belirtmiştir. Başvurucu esas hakkındaki mütalaaya karşı beyanında önceki savunmalarını tekrarlayarak isnat edilen suçu işlemediğini beyan etmiştir. İkinci celsede Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:"[S]anığın, Hereke MYO da eğitim gördüğü dönem içinde o dönem cemaat adı altında bilinen yapının evlerinde kaldığı, bu yapıya mensup askeri okullara öğrenci yerleştiren örgüt mensupları aracılığıyla sınavlara yönlendirildikleri, zira [E.K.nın] müdafi huzuruyla alınan soruşturma ifadesinde; 'Kocaeli'ye Ankara'dan büyük bir abinin geleceğini, bu abi ile görüşmeleri gerektiğinin söylenmesi üzerine, Kocaeli'ye geldiğini, burada sanık İsmail [başvurucu] F. ve büyük abi olarak nitelendirilen kişi ile bir odada görüştüklerini, 2012 yılı martında Balıkesir Astsubay Meslek Yüksekokulu'nda eğitime başladığını' ifade etmiş; soruşturma aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığında ifadesi alınan Sanık İsmail AYDEMİR ise ifadesinde; 'Hereke'de cemaat evinde kaldığını, sınav öncesi bir erkek şahsın kendileriyle görüştüğünü, bu görüşmeye kendisi, [F.] ve [E.K.nın] götürüldüğünü, Balıkesir Astsubaylık Okulunda [F.] ve [E.nin birlikte eğitim aldıklarını, Güzelyalı'daki evde kaldığı dönemde eve gelen abinin maaşından yüzde 10 himmet istediğini, bir kaç kez 75 TL ve 100 TL para verdiğini' anlatarak her ne kadar tanık anlatımı ile beyanları örtüşmüşse de mahkememiz huzurundaki savunmasında bu ifadesinden dönmüş, her ne kadar soruşturma aşamasındaki müdafi huzuruyla alınan kolluk ifadesi ve 2017 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığındaki ifadesinden dönmüşse de ifadesinin tanık anlatımları ile örtüştüğü, sonrasında atılı suçlamadan kurtulmaya matuf beyanda bulunduğu değerlendirilerek..." Başvurucu, istinaf ve temyiz dilekçelerinde diğerlerinin yanı sıra tanık E.K.nın mahkeme huzurunda dinlenilmediği ve soru sorma hakkının kullandırılmadığını ileri sürmüştür. Hüküm, kanun yolu denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Başvurucu, nihai hükmü 18/5/2021 tarihinde öğrendikten sonra 28/5/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, tanık sorgulama hakkı dışındaki iddiaların kabul edilemez olduğuna, anılan hakka ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/24563 | Başvuru, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın sanık tarafından duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, 24/12/2017 tarihli ve 30280 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 696 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında sürekli işçi kadrosunda istihdam edilme talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 30/1/2020 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Isparta Devlet Hastanesinde alt taşerona bağlı olarak tıbbi sekreter unvanı ile geçici işçi statüsünde çalışmaktayken hastanenin kapatılarak şehir hastanesine dönüştürülmesi üzerine 19/3/2017 tarihinde işveren tarafından başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Başvurucu fesih işleminden bir gün sonra 20/3/2017 tarihinde Isparta Şehir Hastanesinde yeniden işe başlamış, başvurucunun beyanına göre işveren tarafından 14/8/2017 tarihinde iş akdi sonlandırılmıştır. 24/12/2017 tarihli ve 30280 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 696 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) maddesi ile 30/6/1989 tarihli ve 20211 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye (375 sayılı KHK) eklenen geçici maddede, kamu kurum ve kuruluşlarında personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 4/12/2017 tarihi itibarıyla çalışmakta olanlara sürekli işçi kadrolarına veya mahalli idare şirketlerinde işçi statüsüne geçme hakkı tanınmış, başvurucu da bu haktan yararlanmak üzere İl Sağlık Müdürlüğüne başvuruda bulunmuş ancak "...hizmet alım sözleşmeleri kapsamında 2017 tarihinde çalışıyor olmak" şartını sağlamadığından bahisle KHK'daki koşulları taşımaması nedeniyle başvurucunun bu başvurusu reddedilmiştir. Başvurucu 27/4/2018 tarihinde Isparta İdare Mahkemesinde (Mahkeme) işlemin iptaline yönelik dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; 19/3/2017 tarihinde Isparta Devlet Hastanesinin kapatılması ve yerine Isparta Şehir Hastanesinin açılması nedeniyle iş sözleşmesinin feshedildiğini, kapsama dâhil edilenlerle aynı konumda olduğunu, ayrıca işyerinde disiplinsiz davranışlarının bulunmadığını, buna rağmen haksız bir şekilde talebinin reddedildiğini, yapılan uygulamanın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürerek işlemin iptaline karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme 17/10/2018 tarihli kararla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:"...sürekli işçi kadrolarına geçirilme hakkından yararlanabilmek için 375 sayılı KHK nın geçici maddesinin fıkrasında belirtilen idarelerde personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 04/12/2017 tarihi itibarıyla çalıştırılmakta olmak gerektiği şartına yer verilmiş; bunun yanında 6428 sayılı Kanun kapsamında faaliyete geçen tesislere taşınması nedeniyle faaliyetleri sona erdirilen sağlık kurum ve kuruluşlarında, bu kurum ve kuruluşların kapatılma tarihinde birinci fıkrada belirtilen hizmet alımları kapsamında çalıştırılanların 2017 tarihinde söz konusu tesislerde (Şehir Hastanesinde) çalışıyor olması halinde 2017 tarihi itibariyle birinci fıkrada belirtilen idarelerde çalışıyor olmak şartının aranmayacağı düzenlenmiştir. Bakılan uyuşmazlıkta dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden, davacının Isparta Devlet Hastanesinin kapatılması nedeniyle 2017 tarihinde işten ayrılışının yapılarak 2017 tarihinde Isparta Şehir Hastanesinde işe başlatıldığı, 2017 tarihinde ise buradaki işine son verildiği, netice olarak da Isparta Şehir Hastanesinde 2017 tarihinde davacının çalışmasının bulunmadığı anlaşıldığından, '...4/12/2017 tarihi itibarıyla çalışıyor olmak' şartını taşımadığı gerekçesiyle sürekli işçi kadrosuna geçirilmemesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır." Başvurucunun istinaf talebi Konya Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesinin 29/3/2019 tarihli kararıyla temyiz yolu açık olmak üzere reddedilmiştir. Başvurucunun temyiz talebi, Danıştay Onikinci Dairesinin 24/9/2019 tarihli kararıyla temyize tabi olmadığından kesin olarak reddedilmiştir. Nihai karar 31/12/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 30/1/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 375 sayılı KHK'nın geçici maddesinin ilgili kısmı şöyledir:''5018 sayılı Kanuna ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri (MİT Müsteşarlığı hariç) ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, bu Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (I) sayılı listede yer alan idarelerin merkez ve taşra teşkilatlarında; ödemeleri merkezi yönetim, sosyal güvenlik kurumu, fon, kefalet sandığı, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı, gençlik hizmetleri ve spor il müdürlüğü bütçelerinden veya döner sermaye bütçelerinden, anılan liste kapsamındaki diğer idareler için ise kendi bütçelerinden karşılanan 4734 sayılı Kanun ve diğer mevzuattaki hükümler uyarınca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 4/12/2017 tarihi itibarıyla çalıştırılmakta olanlar;a) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin (A) bendinin (1), (4), (5), (6), (7) ve (8) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartları taşımak,b) Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik, yaşlılık veya malullük aylığı almaya hak kazanmamış olmak,c) Bu kapsamda çalıştırılmalarına ilişkin olarak açtıkları davalardan ve/veya icra takiplerinden feragat edeceğine dair yazılı beyanda bulunmak,ç) En son çalıştığı idare ile daha önce kamu kurum ve kuruluşlarında alt işveren işçisi olarak çalıştığı iş sözleşmelerinden dolayı bu madde ile tanınan haklar karşılığında herhangi bir hak ve alacak talebinde bulunmayacağını ve bu haklarından feragat ettiğine dair yazılı bir sulh sözleşmesi yapmayı kabul ettiğini yazılı olarak beyan etmek, kaydıyla, bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde idaresinin hizmet alım sözleşmesinin yapıldığı birimine, sürekli işçi kadrolarında istihdam edilmek üzere yazılı olarak başvurabilirler. Başvuranların şartları taşıyıp taşımadıklarının tespiti, bu tespite itirazların karara bağlanması, şartları taşıyanların idarelerince belirlenen usul ve esaslara göre yapılacak yazılı ve/veya sözlü ya da uygulamalı sınava alınması, sınav sonuçlarına itirazların karara bağlanması ve sınavda başarılı olanların kadroya geçirilmesine ilişkin süreç bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren doksan gün içinde idarelerince sonuçlandırılır. Sınavlarda başarılı olanlar, varsa bu fıkranın (c) bendinde öngörülen davalardan feragat ettiklerini tevsik eden belgeyi ve/veya icra takibine konu alacaktan feragat ettiğine dair icra müdürlüğünden alınacak belgeyi ibraz etmek, bu fıkranın (ç) bendinde öngörülen sulh sözleşmesini ibraz etmek ve öngörülen şartları taşımaya devam etmek kaydıyla, sınav sonuçlarının kesinleşmesini müteakip, her bir sözleşme itibarıyla, yüklenicinin hakedişlerinin ödendiği bütçe, teşkilat ve birim/yerleşim yeri adına vize edilmiş sayılan sürekli işçi kadrolarına idarelerince topluca geçirilir. Bu fıkra kapsamında feragat edilen davalara veya takiplere ilişkin yargılama ve takip giderleri davacı veya takip eden üzerinde bırakılır ve taraflar lehine vekalet ücretine hükmolunmaz, hükmedilenler tahsil edilmez ve bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe kadar tahsil edilenler ise iade edilmez. Bu fıkra kapsamında yapılacak sulh sözleşmelerinden damga vergisi alınmaz.'' | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/4650 | Başvuru, 24/12/2017 tarihli ve 30280 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 696 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında sürekli işçi kadrosunda istihdam edilme talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, gözaltı sürecinde yaşanan fiziksel ve psikolojik şiddet nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Öğretmen olan ve 15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen darbe girişimi sonrası açığa alınan başvurucu, terör örgütü (Fetullahçı Terör Örgütü) üyeliği isnadıyla hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 3/2/2017 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucu, gözaltına alınmasının ardından emniyet biriminde tutulmuştur. Bu sürede susma hakkını kullanan başvurucu, müdafii ile görüştürülmüş, yakınları haberdar edilmiş ve 9/2/2017 tarihinde tutuklanmasına karar verilmiştir. 16/2/2017 tarihinde alınan ifadesinde etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini beyan eden başvurucu hakkında 10/3/2017 tarihinde, silahlı terör örgütüne üye olma suçu isnadıyla kamu davası açılmıştır. Başvurucu hakkında gözaltında tutulduğu süre içinde düzenlenen adli muayene raporlarında darp ve cebir izine rastlanmadığı tespiti yer almaktadır. Başvurucu, üzerine atılı suç nedeniyle yapılan ceza yargılaması sırasında gözaltı sürecinde elleri arkada birleştirilmek suretiyle kelepçelendiğini, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığını ileri sürmüştür. Başvurucunun beyanı üzerine başlatılan soruşturmada ilgili emniyet birimlerinden sürece ilişkin bilgi/belgenin temin edilmiş ve soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Gerekçede, başvurucunun soyut iddiası dışında kamu davası açılması için yeterli delil/şüphe bulunmadığı ifade edilmiştir. Başvurucunun karara yönelik itirazı da sulh ceza hâkimliği tarafından reddedilmiştir. Başvurucu, nihai kararı 15/10/2019 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 14/11/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon tarafından başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/38828 | Başvuru, gözaltı sürecinde yaşanan fiziksel ve psikolojik şiddet nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, taşınmaz üzerindeki ruhsatsız yapıların mühürlenmesi, yıkımı ve imar para cezası verilmesi sebebiyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 3/4/2014 tarihinde Yusufeli Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 28/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 22/2/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş sunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucuya ait taşınmazın da bulunduğu Yozgat ili Çekerek ilçesinde Süreyyabey Barajı inşaatı yapılması planlanmış ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 24/5/2001 tarihli ve 2384 sayılı onayı ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce (İdare) yürütülen proje kapsamında yapılacak kamulaştırmalar için kamu yararı kararı alınmıştır. İdare, Çekerek Belediye Başkanlığına (Belediye) gönderdiği 5/7/2010 tarihli yazıda, kamulaştırma sahalarında zaman zaman maliklerce daha fazla kamulaştırma bedeli alabilmek için amaçsız sabit tesis ve yapı yapıldığının gözlemlendiği, Süreyyabey Barajı ile ilgili projenin yapımına hâlen devam edildiği, 2010 yılında barajda su tutulmasının planlandığı, baraj gölü alanında sabit tesis ve yapı yapılmasının kısa süre sonra kamulaştırılıp su altında kalacak olması sebebiyle tesisi yapana fayda sağlamayacağı gibi yapılan kamulaştırmalarda devletin haksız olarak yüksek bedel ödenmesine sebebiyet vereceği, bu bakımdan proje alanında kalarak kamulaştırmadan tamamen veya kısmen etkilenecek yerleşim yerlerinde sabit tesis ve yapı inşasına izin verilirken ilgili bölge müdürlüklerinden görüş sorulması ve haksız kazanç sağlamak amacıyla kamulaştırma sahalarında yapılan ve iyi niyet taşımayan yapıların önlenmesi gereği ifade edilmiştir. Başvurucu kendisine ait bulunan Yozgat ili Çekerek ilçesi Bahçelievler Mahallesi 251 ada 7 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bir yarı açık ahır ve bir yığma ev inşa ettirmiştir. Belediye Fen ve İmar İşleri Müdürlüğü 15/4/2011 tarihinde düzenlenen inşaat durdurma zaptı ile bu yapıların ruhsatsız olduğu, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun ve maddelerine aykırı olarak inşa edildiği gerekçesiyle inşaatın mühürlenerek durdurulmasına karar vermiştir. Belediye İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 19/4/2011 tarihli yazısı ile başvurucu tarafından yapılan yapılara Çekerek ilçesinde yapımı devam eden Süreyyabey Barajı göl alanında kalması nedeniyle ruhsat verilmesinin mümkün olmadığı, ruhsatsız yapılara 3194 sayılı Kanun'un maddesi gereğince işlem yapılması gerektiği ve aynı Kanun'un maddesi gereğince de uygulanması gereken idari para cezasıyla ilgili rapor tanzim edildiği belirtilmiş; yazı ekinde yer alan "İmar Cezası Hesaplama Raporları" kapsamında toplam para cezası tutarı 994,40 TL olarak tespit edilmiştir. Belediye Encümeninin 20/4/2011 tarihli ve 2011/18 sayılı kararı ile başvurucunun 3194 sayılı Kanun'un maddesine göre ruhsat müracaatında bulunmadan inşaat yapımına başladığı, aynı Kanun'un maddesi gereğince inşaatın mühürlenerek durdurulduğu belirtilerek kaçak olarak yapıldığı tespit edilen yapıların yıkımına; 3194 sayılı Kanun'un maddesi kapsamında 994,40 TL idari para cezasının uygulanmasına karar verilmiştir. Belediye Encümeninin 20/4/2011 tarihli kararı, 25/4/2011 tarihli yazı ile başvurucuya bildirilmiştir. Bu arada İdare, Belediyeye gönderdiği 25/4/2011 tarihli yazı ile Süreyyabey Barajı'nda kamulaştırma çalışmalarının devam ettiğini ancak göl alanında kalarak kamulaştırılması gereken taşınmazlar üzerinde haksız kazanç elde etmek amacıyla yapılar yapıldığının tespit edildiğini, bu hususta ilgili idarelerce idari para cezası ile beraber yıkım kararları alındığı bilinmekle birlikte ekli listedeki taşınmazlar üzerinde yeni yapılar yapıldığının tespit edildiğini belirtilerek ekli listedeki taşınmazlarla ilgili olarak herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının bildirilmesi istenmiş; ayrıca kamulaştırma sahasında kalan taşınmazlar üzerinde yeni yapılaşmalara izin verilmemesi, izinsiz yapı yapanlar hakkında yasal işlemlerin yapılması talep edilmiştir. Başvurucu 6/5/2011 tarihinde Belediyeye başvurarak Belediye Encümeninin 20/4/2011 tarihli ve 2011/18 sayılı kararı kapsamında verilen idari para cezasının ve yıkım kararının iptaline, inşa edilen yapılarda eksiklik var ise bunların tespit edilerek bildirilmesi ve eksikliklerin giderilmesi için süre verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İdarece Belediyeye gönderilen 27/5/2011 tarihli yazıda, Süreyyabey Barajı inşaatı nedeniyle kısa süre sonra su altında kalacak taşınmazlarda hem millî ekonomi açısından kayıp oluşmaması hem hak sahiplerinin mağduriyetine sebebiyet verilmemesi için yapılaşmaya izin verilmemesi gerektiği hususunun daha önce 14/5/2010 tarihli yazı ile bildirildiği, bu bakımdan Süreyyabey Barajı göl alanında kalması nedeniyle kamulaştırma işlemleri devam eden ve tapu kayıtlarına şerh konan, aralarında başvurucuya ait taşınmazın da bulunduğu ekli listedeki taşınmazlarda herhangi bir yapı izni verilmemesi, izinsiz yapı yapanlar hakkında gerekli işlemlerin yapılması istenmiş; yine İdarece Çekerek Kaymakamlığına gönderilen 26/9/2011 tarihli yazıda, Süreyyabey Barajı'nda inşaat çalışmalarının tamamlanma aşamasına gelindiği, 2011 yılında su tutulacağı ve kamulaştırma işlemleri tamamlanan taşınmazların bir an önce tahliyesinin sağlanması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu 6/5/2011 tarihli başvurusuna Belediyece cevap verilmemesi üzerine başvurusunun zımnen reddedildiğini kabul ederek Belediye Encümeninin 20/4/2011 tarihli kararı ile alınan idari para cezası ve yıkım kararının kaldırılmasına, yapılan inşaatların fen ve sağlık bakımından uygun olduğu yönünde karar alınması talebinin reddine dair idari işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle 5/9/2011 tarihinde Belediye aleyhine Yozgat İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkemece 24/2/2012 tarihinde yapılan keşif sonrasında düzenlenen 9/4/2012 tarihli bilirkişi raporunda, 251 ada 7 parsel sayılı taşınmazın Belediye mücavir alan sınırları içinde, imar planı sınırları dışında ve kamulaştırma alanında kaldığı, 251 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki yapıların inşaat durdurma zaptının düzenlendiği tarih itibarıyla inşaat ruhsatının olmadığı, taşınmazın tapu kaydında kamulaştırma şerhi bulunması sebebiyle ruhsat verilemeyeceği, ruhsatsız olduğu tespit edilen yapılar için kesilen idari para cezasının kanun ve mevzuat gereği olduğu, dava konusu yapıların ruhsatlandırılamayacağı ve ruhsatsız olduğundan bahisle kesilen idari para cezasının 3194 sayılı Kanun'un maddesinde yer alan hesaplama kriterlerine uygun olduğu belirtilmiştir. Mahkemenin 21/5/2012 tarihli ve E. 2011/1136, K.2012/426 sayılı kararında idari işlemin yıkım ile 986,40 TL imar para cezasına ilişkin kısmı yönünden davanın reddine, 008 TL imar para cezasına ilişkin kısmı yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:"... davacı tarafından Süreyyabey Barajı kamulaştırma alanı içinde kalan yerde "bir adet yarı açık ahır ve bir adet yığma ev" yapılmasının imar mevzuatı açısından ruhsat gerektirdiği açık olduğundan, dava konusu işlemin yapının ruhsatsız olarak yapıldığından bahisle 3194 sayılı Yasanın maddesi uyarınca 30 gün içinde sahipleri tarafından yıktırılmaması halinde belediyece yıkılmasına ilişkin kısmında anılan mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Öte yandan, her ne kadar ruhsatsız olarak yapılan yapılar için yapı tatil tutanağının düzenlenmesinden sonra 1 aylık süre beklenilmeden yıkım kararı verilmiş ise de, ruhsatsız olarak yapılan yapıların baraj kamulaştırma alanı içinde kalıyor olması ve kamulaştırma şerhinin bulunması nedeniyle ruhsata bağlanamayacak nitelikte olması karşısında işlemin yıkıma ilişkin kısmında bu yönden hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Dava konusu işlemin, davacının imar para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin kısmına gelince;3194 sayılı İmar Kanunu'nun2009 günlü, 5940 sayılı Kanun'un maddesi ile değişik maddesinde; ... hükmüne yer verilmiştir.Bu çerçevede anılan Yasa kuralı incelendiğinde, yasa koyucu tarafından öncelikle yapıların gruplara ayrılarak yapının inşaat alanı üzerinden temel ceza verilmesinin, inşaat alanı üzerinden ceza miktarının hesaplanamadığı durumlarda ise imalat birim fiyatı üzerinden para cezası hesaplanmasının kurala bağlandığı, hesaplanan temel ceza miktarının hangi hal ve durumlarda ve ne kadar oranda artırılacağının da yine yasa koyucu tarafından maddenin c fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır....... bilirkişi raporunun, davacı hakkında para cezası verilirken idare tarafından uygulanmayan artırım sebeplerinin uygulanması suretiyle bulunan para cezası miktarına ilişkin kısmına uyulmamıştır. Olayda, dava konusu işlemin tesisi sırasında davacı tarafından yapılan yarı açık ahırın (basit kümes) 390 m² sınıf A grubu yapı olarak, çoban evinin ise 100 m² sınıf B grubu yapı olarak değerlendirilmesine karşın, bilirkişi tarafından davacının yaptığı yapıların sırasıyla 217,95 m² ve 87,645 m² olarak tespit edildiği, bu çerçevede hesaplama yapıldığında davacıya verilmesi gereken temel ceza miktarının her iki yapı için toplam 780,86 TL olacağı, anılan temel cezaya yapının ruhsatsız olarak yapılmış olması nedeniyle idarece uygulanan %180 oranında artırımın uygulanması durumunda ise davacıya verilmesi gereken toplam cezanın 986,40 TL olacağı görülmektedir.Bu durumda, davacı tarafından yapılan ruhsatsız yapılara yönelik olarak 3194 sayılı Yasanın maddesi çerçevesinde para cezası verilmesine olanak bulunmakta ise de, cezanın hesaplanmasına yönelik Yasanın atıfta bulunduğu Tebliğ çerçevesinde davacı tarafından yapılan yapıların m²sinin hatalı ölçüldüğü gözetildiğinde, bu çerçevede yapılan hesaplama doğrultusunda davacıya verilmesi gereken para cezası miktarının 986,42 TL olması gerektiği açık olduğundan, dava konusu belediye encümeni kararının para cezasına ilişkin kısmının 986,40 TL'lik kısmında hukuka aykırılık, 008,00 TL'lik kısmında ise hukuka uyarlık bulunmamaktadır." Temyiz üzerine Danıştay Ondördüncü Dairesinin 26/12/2013 tarihli ve E.2012/7023, K.2013/10244 sayılı ilamıyla İlk Derece Mahkemesinin kararı onanmıştır. Karar başvurucuya 4/3/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 3/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk3194 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabidir." 3194 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili bölümü şöyledir: "Yapı:a) Kuruluş veya kişilerce kendilerine ait tapusu bulunan arazi, arsa veya parsellerde,...İmar planı, yönetmelik, ruhsat ve eklerine uygun olarak yapılabilir." 3194 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Bu Kanunun kapsamına giren bütün yapılar için 26 ncı maddede belirtilen istisna dışındabelediye veya valiliklerden (....) yapı ruhsatiyesi alınması mecburidir." 3194 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Yapı ruhsatiyesi almak için belediye, valilik (...) bürolarına yapı sahipleri veya kanuni vekillerince dilekçe ile müracaat edilir. Dilekçeye sadece tapu (istisnai hallerde tapu senedi yerine geçecek belge), mimari proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperli veya yoksa, ebatlı kroki eklenmesi gereklidir.Belediyeler veya valiliklerce (....) ruhsat ve ekleri incelenerek eksik ve yanlış bulunmuyorsa müracaat tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir.Eksik veya yanlış olduğu takdirde; müracaat tarihinden itibaren onbeş gün içinde müracaatçıya ilgili bütün eksik ve yanlışları yazı ile bildirilir. Eksik ve yanlışlar giderildikten sonra yapılacak müracaattan itibaren en geç onbeş gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir." 3194 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Yapı tamamen bittiği takdirde tamamının, kısmen kullanılması mümkün kısımları tamamlandığı takdirde bu kısımlarının kullanılabilmesi için inşaat ruhsatını veren belediye, valilik (...) bürolarından; 27 nci maddeye göre ruhsata tabi olmayan yapıların tamamen veya kısmen kullanılabilmesi için ise ilgili belediye ve valilikten izin alınması mecburidir. Mal sahibinin müracaatı üzerine, yapının ruhsat ve eklerine uygun olduğu ve kullanılmasında fen bakımından mahzur görülmediğinin tespiti gerekir.Belediyeler, valilikler (...) mal sahiplerinin müracaatlarını en geç otuz gün içinde neticelendirmek mecburiyetindedir. Aksi halde bu müddetin sonunda yapının tamamının veya biten kısmının kullanılmasına izin verilmiş sayılır.(...) Bu maddeye göre verilen izin yapı sahibini kanuna, ruhsat ve eklerine riayetsizlikten doğacak mesuliyetten kurtarmayacağı gibi her türlü vergi, resim ve harç ödeme mükellefiyetinden de kurtarmaz." 3194 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce (...) tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshasıda muhtara bırakılır.Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir.Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir." 3194 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili bölümü şöyledir: "Bu maddede belirtilen ve imar mevzuatına aykırılık teşkil eden fiil ve hallerin tespit edildiği tarihten itibaren on iş günü içinde ilgili idare encümenince sorumlular hakkında, üstlenilen her bir sorumluluk için ayrı ayrı olarak bu maddede belirtilen idari müeyyideler uygulanır.Ruhsat alınmaksızın veya ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının sahibine, yapı müteahhidine veya aykırılığı altı iş günü içinde idareye bildirmeyen ilgili fenni mesullere yapının mülkiyet durumuna, bulunduğu alanın özelliğine, durumuna, niteliğine ve sınıfına, yerleşmeye ve çevreye etkisine, can ve mal emniyetini tehdit edip etmediğine ve aykırılığın büyüklüğüne göre, beşyüz Türk Lirasından az olmamak üzere, aşağıdaki şekilde hesaplanan idari para cezaları uygulanır:a) Bakanlıkça belirlenen yapı sınıflarına ve gruplarına göre yapının inşaat alanı üzerinden hesaplanmak üzere, mevzuata aykırılığın her bir metrekaresi için;1) sınıf A grubu yapılara üç, B grubu yapılara beş Türk Lirası,2) sınıf A grubu yapılara sekiz, B grubu yapılara onbir Türk Lirası,3) sınıf A grubu yapılara onsekiz, B grubu yapılara yirmi Türk Lirası,4) sınıf A grubu yapılara yirmiüç, B grubu yapılara yirmibeş, C grubu yapılara otuzbir Türk Lirası,5) sınıf A grubu yapılara otuzsekiz, B grubu yapılara kırkaltı, C grubu yapılara elliiki, D grubu yapılara altmışüç Türk Lirası,idari para cezası verilir. Bu miktarlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında bir Türk Lirasının küsuru da dikkate alınmak suretiyle artırılarak uygulanır....c) (a) ve (b) bentlerine göre cezalandırmayı gerektiren aykırılığa konu yapı;...8) Ruhsatsız ise cezanın % 180’i,...(a) ve (b) bentlerinde belirtilen şekilde tespit edilen para cezalarının miktarına göre ayrı ayrı hesap edilerek ilave olunur. Para cezalarına konu olan alanın hesaplanmasında, aykırılıktan etkilenen alan dikkate alınır.18, 28, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 40 ve 41 inci maddelerde belirtilen mükellefiyetleri yerine getirmeyen veya bu maddelere aykırı davranan yapı veya parsel sahibine, harita, plan, etüt ve proje müelliflerine, fenni mesullere, yapı müteahhidine ve şantiye şefine, ilgisine göre ayrı ayrı olmak üzere ikibin Türk Lirası, bu fiillerin çevre ve sağlık şartlarına aykırı olması halinde dörtbin Türk Lirası, can ve mal emniyetini tehdit etmesi halinde altıbin Türk Lirası idari para cezası verilir....Yukarıdaki fıkralar uyarınca tahsil olunan idari para cezaları, aynı fiil nedeniyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 184 üncü maddesine göre mahkûm olanlara faizsiz olarak iade edilir." 2/11/1985 tarihli ve 18916 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) maddesi şöyledir: "Bu Yönetmeliğin amacı belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan ve plânı bulunmayan alanlardaki yapılaşmaların fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamaktır." Aynı Yönetmelik'in maddesinin ilgili bölümü şöyledir: "Bu Yönetmelik hükümleri;...4) Belediye ve mücavir alan sınırları içinde veya dışında imar planı ve yerleşik alan sınırları dışında kalan iskan dışı alanlarda, uygulanır." Aynı Yönetmelik'in maddesi şöyledir: "Bu Yönetmelik esaslarına göre yapılacak bütün yapılarda Türk Standartları Enstitüsü standartları dikkate alınarak, fen, sağlık ve çevre şartları ile ilgili diğer kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine uyulmak zorundadır." Aynı Yönetmelik'in maddesinin ilgili bölümü şöyledir. "Ruhsat alınması gerektiği halde ruhsat alınmadan yapılan veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak yapılan yapılar İmar Kanunu ve bu Yönetmelik esaslarına uygun hale getirilmedikçe bunların iskan, tamir, tadil ve ilavelerine izin verilmez." Aynı Yönetmelik'in maddesinin ilgili bölümü şöyledir: "Yeni inşaat, ilave ve esaslı tadil işlerinde; yapı ruhsatiyesi almak için yapı sahipleri veya kanuni vekillerince dilekçe ile yapılan müracaatlarda, dilekçeye eklenmesi gereken tapu (istisnai hallerde tapu senedi yerine geçecek belge), plan, proje ve resimleri aşağıda gösterilmiştir." Aynı Yönetmelik'in maddesinin ilgili bölümü şöyledir: "Üst ölçek planı bulunmayan iskan dışı alanlarda bulunan parsellerde; inşaat alanı katsayısı %5 den fazla olmamak, yapı inşaat alanları toplamı hiçbir koşulda (250) m2 yi geçmemek, saçak seviyelerinin tabii zeminden yüksekliği (50) m.yi ve 2 katı aşmamak, yola ve parsel sınırlarına (00) m.den fazla yaklaşmamak şartı ile bir ailenin oturmasına mahsus bağ ve sayfiye evleri, kır kahvesi, lokanta ve bu tesislerin müştemilat binaları yapılabilir.(Değişik:RG-2/9/1999-23804) Bu alanlarda tarımsal üretimi korumak amacı ile üretimden pazarlamaya kadar tüm faaliyetleri içeren entegre tesis niteliğinde olmamak kaydıyla, konutla birlikte veya ayrı yapılan mandıra, kümes, ahır, ağıl, ... gibi konut dışı yapılar, mahreç aldığı yola (00) m.den, parsel hudutlarına (00) m.den fazla yaklaşmamak, parselde bulunan bütün yapılara ait inşaat alanı katsayısı %40 ı ve yapı yüksekliği (50) m.yi ve 2 katı aşmamak şartı ile yapılabilir. Bu yapıların birinci fıkra koşullarına uyulmak üzere yapılacak konutla birlikte yapımı halinde de inşaat alanı katsayısı (40) ı geçemez. Beton temel ve çelik çatılı ser’alar yapı yaklaşma mesafelerine uyulmak şartı ile inşaat alanı katsayısına tabi değildir. ...(Değişik:RG-2/9/1999-23804) Ayrıca bu tesisler hakkında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve diğer ilgili kurum ve kuruluşların taşra teşkilatlarının uygun görüşünün alınması ve başka bir amaçla kullanılmayacağı hususunda tesis sahiplerince ilgili idareye noterlikçe tasdikli yazılı taahhütte bulunulması gerekmektedir. Bu maddede anılan yapılar ilgili Bakanlık ve kuruluşlarca hazırlanmış bulunan 1/50 veya 1/100 ölçekli tip projeler üzerinden yapılabilir. Aynı Yönetmelik'in maddesi şöyledir:"(Değişik:RG-30/6/2001-24448) İskan dışı alanlarda yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni, yapının niteliğine göre "3030 sayılı Kanun Kapsamı Dışında Kalan Belediyeler Tip İmar Yönetmeliğinin" Yapı Ruhsat İşleri başlıklı bölümünde yer alan hükümlere uygun olarak ilgili idarece verilir.Ayrıca, bu bölümde bulunmayan yapılaşmaya ilişkin hususlarda bu Yönetmeliğin Dördüncü Bölüm hükümlerine uyulur." 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun maddesinin ilgili bölümü şöyledir: "Kamulaştırmayı yapacak idare, kamulaştırma veya kamulaştırma yolu ile üzerinde irtifak hakkı kurulacak taşınmaz malların veya kaynakların sınırını, yüzölçümünü ve cinsini gösterir ölçekli planını yapar veya yaptırır; ...İdare kamulaştırma kararı verdikten sonra kamulaştırmanın tapu siciline şerh verilmesini kamulaştırmaya konu taşınmaz malın kayıtlı bulunduğu tapu idaresine bildirir. Bildirim tarihinden itibaren malik değiştiği takdirde, mülkiyette veya mülkiyetten gayri ayni haklarda meydana gelecek değişiklikleri tapu idaresi kamulaştırmayı yapan idareye bildirmek zorundadır. (Değişik cümle: 24/4/2001 - 4650/2 md.) İdare tarafından, şerh tarihinden itibaren altı ay içinde 10 uncu maddeye göre kamulaştırma bedelinin tespitiyle idare adına tescili isteğinde bulunulduğuna dair mahkemeden alınacak belge tapu idaresine ibraz edilmediği takdirde, bu şerh tapu idaresince resen sicilden silinir." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesinin (5), (8), (10), (11) ve (12) numaralı fıkraları şöyledir:"(5) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl(2) veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder. ... (8) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. (Ek cümle: 18/6/2014-6545/72 md.) Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak; a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine, b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine, karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.…(10) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.(11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.(12) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. ..." | Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/4874 | Başvuru, taşınmaz üzerindeki ruhsatsız yapıların mühürlenmesi, yıkımı ve imar para cezası verilmesi sebebiyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, kamu görevlisinin bir basın açıklamasına katılması nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmasının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, başvuruya konu olayların yaşandığı Muş Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğünde veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak görev yapmaktadır. Başvurucu, Büro Emekçileri Sendikası (BES) Muş il temsilcisidir. Başvurucu 9/1/2016 Cumartesi günü, Fransa'da suikast sonucu öldürülen üç kadının ölüm yıl dönümlerine ilişkin olarak Muş Belediye Meydanı'nda düzenlenen basın açıklamasına katılmıştır. Söz konusu toplantıda önce Halkların Demokratik Partisi (HDP) bünyesinde faaliyet yürüten Kadın Özgürlük Meclisi Üyesi G.B. basın açıklaması metnini okumuş, ardından HDP Muş Milletvekili A.Y. bir konuşma yapmıştır. Elli kişinin katıldığı toplantı olaysız şekilde sona ermiştir. Başvurucu hakkında söz konusu toplantıya katılması nedeniyle disiplin soruşturması başlatılmıştır. Başvurucu ifadesinde, basın açıklamasının HDP veya Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) il teşkilatları tarafından değil İnsan Hakları Derneği (İHD) Muş Şubesi Kadın Hakları Komisyonu ve Muş'ta faaliyet yürüten kadın dernekleri tarafından kadına yönelik şiddete ve kadın ölümlerine dikkat çekmek amacıyla yapıldığını bildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, bunun yanında kendisinin İHD Muş Şube üyesi ve BES il temsilcisi olarak toplantıya katıldığını belirtmiş; son olarak bu gibi toplantılara toplumun farklı kesimlerinin kadına şiddet ve kadın hakları konularında ne düşündüklerini gözlemlemek ve bilgi almak amacıyla Sendika adına katıldığını vurgulamıştır. Soruşturma neticesinde başvurucunun anılan toplantıda olumsuz bir tutumu, suç unsuru niteliğinde bir davranışı ve hakkında adli yönden başlatılan bir soruşturma bulunmasa dahi devlet memuru sıfatıyla Fransa'da öldürülen terör örgütü mensubu kişiler ile ilgili bir toplantıya katılmasının devlet memurluğu sıfatına yakışmayan davranışlardan olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Bu itibarla başvurucunun 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun maddesinin (C) bendinin (ı) alt bendi olan "hizmet içinde devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak" uyarınca aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, hakkında tesis edilen disiplin cezasının iptali talebiyle idare mahkemesine başvurmuştur. İlk derece mahkemesi, başvurucunun HDP ve DBP Muş il teşkilatlarınca organize edilen, bazı grup üyelerince anmaya konu terör örgütü mensuplarının resimlerinin taşındığını, "Direne direne kazanacağız, Kadın Yaşam Özgürlük" şeklinde sloganların atıldığını, basın açıklamasına katılmasının ve toplantı sona erene kadar grup içinde kalmasının hizmet içinde devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak davranışlardan olduğu, eylemin sendikal faaliyet kapsamında değerlendirilmesinin de mümkün olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar vermiştir. Anılan karar istinaf kanun yolunda kesinleşmiştir. Başvurucu, nihai kararı 9/2/2021 tarihinde öğrendikten sonra 22/2/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/10189 | Başvuru, kamu görevlisinin bir basın açıklamasına katılması nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmasının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, nüfus kaydının kapalı olduğu gerekçesine dayanılarak isim tashihi talebinin reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 2/5/2013 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuruformu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 28/2/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 16/3/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 21/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 2/6/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 16/6/2014 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 1978 yılında Almanya’nın Dinslaken şehrinde doğmuş ve doğum kayıt belgesine uygun şekilde ismi “Aslan Toprak” olarak Alman nüfus kütüğüne kaydedilmiştir. Başvurucu, doğumundan sonra kaydının Türk nüfus kütüğüne de işlenmesi amacıyla ebeveyni tarafından Türkiye Cumhuriyeti Düsseldorf Başkonsolosluğuna başvuru yapıldığını ancak her nasılsa isminin Türk nüfus kütüğüne “Aslan Faruk Toprak” olarak kaydedildiğini belirtmektedir. 2005 yılında Türk vatandaşıyla evlenen ve doğduğundan beri Almanya’da yaşayan başvurucu, İçişleri Bakanlığının 20/1/2006 tarihli ve 2006/4 sayılı izin kararı ile Türk vatandaşlığından çıkmıştır. Hâlihazırda 29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun maddesi gereğince mavi kart sahibi olan başvurucu, yalnızca Alman vatandaşıdır ve Almanya’da doktorluk mesleğini sürdürmektedir. Başvurucunun eşi tarafından ortak çocukların Türk nüfus kütüğüne tescil edilmesi talebiyle 5/10/2011 tarihinde Düsseldorf Başkonsolosluğuna yapılan başvuruya verilen 24/10/2011 tarihli cevap yazısı ile ibraz edilen Almanya resmî kayıtlarında çocuğun baba isminin “Aslan Toprak” olarak düzenlendiği ancak başvuru sahibinin eşinin Türk nüfus kütüğünde “Aslan Faruk Toprak” ismiyle kayıtlı olduğu, bu nedenle yerel Nüfus İdaresinden çocukların baba ismi “Aslan Faruk Toprak” olarak düzenlenmiş doğum kayıt örneği alınarak yeniden başvuru yapılması gerektiği belirtilmiş ve talep reddedilmiştir. Başvurucu, Almanya’daki nüfus kayıtlarında “Aslan” olan ön isminin vatandaşlıktan çıkması nedeniyle kapatılan Türk nüfus kütüğünde “Aslan Faruk” olarak kayıtlı olduğunu, kayıtlardaki isim farklılığı gerekçe gösterilerek Türk vatandaşı eşinden olan ortak çocuklarının Türk nüfus kütüğüne kaydedilmediğini, ret kararının kendisine ait nüfus kayıtlarındaki bu çelişkiden kaynaklandığını, bu nedenle benzer başka resmî sorunlar da yaşadığını belirterek kapalı nüfus kaydındaki ön isminin “Aslan” olarak düzeltilerek çelişkinin giderilmesi talebiyle isim tashihi davası açmıştır. Söz konusu dava Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/379 Esas sırasına kaydedilmiş, Mahkemenin 28/9/2011 tarihli ve E.2011/379, K.2011/324 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. İlgili kararın gerekçesi şöyledir: “.. Davacının 2006 tarihinde 403 sayılı Türk Vatandaşlık Kanununun Maddesine göre İçişleriBakanlığının 2006 gün ve 2006/04 sayılı kararı ile vatandaşlıktan çıkmasına karar verildiği ve Alman vatandaşlığını kazanarak Türk vatandaşlığı çıkma belgesini teslim almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybettiği ve kaydının kapatıldığı anlaşılmıştır. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun maddesinde "Nüfus kaydının kapatılması; ölüm, gaiplik, Türk vatandaşlığının kaybı, evlenme, boşanma, evlat edinilme, soy bağının düzeltilmesi veya reddi gibi olaylar nedeni ile bir kaydın üzerinde işlem yapılamaz hale getirilmesidir. Kaydın kapatılmasına ilişkin sebep ortadan kalktığında veya kaydın yeniden açılmasını gerektirecek yeni bir sebep ortaya çıktığında kayıt yeniden açılır. Kaydın açılmasından sonra kişisel durumda meydana gelmiş olan olaylar kişinin kaydına işlenir." hükmü bulunmaktadır. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacının Alman vatandaşlığına geçmek suretiyle Türk vatandaşlığından çıkartıldığı ve kaydının kapatıldığı anlaşılmaktadır. Kapalı kayıtlar üzerinde işlem yapılması zikredilen 5490 sayılı Kanunun maddesine göre mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenle davanın reddine karar vermek gerekmiştir.” Temyiz üzerine karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 19/3/2013 tarihli ve E.2013/1185, K.2013/4334 sayılı ilamı ile onanmış; onama kararı 3/4/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 2/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun “Kaydın kapatılması ve yeniden açılması” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Nüfus kaydının kapatılması; ölüm, gaiplik, Türk vatandaşlığının kaybı, evlenme, boşanma, evlât edinilme, soybağının düzeltilmesi veya reddi gibi olaylar nedeniyle bir kaydın üzerinde işlem yapılamaz hale getirilmesidir. (2) Kaydın kapatılmasına ilişkin sebep ortadan kalktığında veya kaydın yeniden açılmasını gerektirecek yeni bir sebep ortaya çıktığında kayıt yeniden açılır. Kaydın açılmasından sonra kişisel durumda meydana gelmiş olan olaylar kişinin kaydına işlenir.” Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonunca imzaya açılan, Türkiye açısından 21/5/1975 tarihinde onaylanan ve 16/2/1977 tarihinde yürürlüğe giren 13/9/1973 tarihli ve 15226 sayılı Ad ve Soyadlarının Nüfus Kütüklerine Yazılış Şekline İlişkin Sözleşme’nin (14 No.lu Sözleşme) maddesi şöyledir: “Âkit Taraflar makamlarınca nüfus kütüğüne düşürülen iki veya daha fazla kayıtta, aynı kimsenin, değişik ad veya soyadlarla gösterilmesi halinde, her Âkit Tarafın yetkili makamları, gerektiğinde farklılıkların giderilmesi için tedbirler alacaktır. Âkit Devlet makamları, bu amaçla aralarında doğrudan doğruya yazışabilirler.” 14 No.lu Sözleşme’nin maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“İbraz edilen çeşitli belgelerde, ad ve soyadlarının yazılışlarında farklılık bulunması halinde, ilgili, kimliğini tespit eden nüfus kaydı veya belgelerin düzenlendiği sırada hangi devletin uyruğu ise, o belgelere göre gösterilir.” 5901 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: “Doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve kendileri ile birlikte işlem gören çocukları; millî güvenliğe ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla askerlik hizmetini yapma yükümlülüğü, seçme ve seçilme, kamu görevlerine girme ve muafen araç veya ev eşyası ithal etme hakları dışında, sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı kalmak ve bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler.” | Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/2957 | Başvuru, nüfus kaydının kapalı olduğu gerekçesine dayanılarak isim tashihi talebinin reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Z. H.Z.Vekili:Av. Abdulhalim YILMAZ Başvuru, birinci başvurucunun (G.B.) çocukları olan diğer başvurucuların (A., Z. ve H.Z.) Türkiye’ye alınmamaları nedeniyle aile hayatına saygı hakkı; havaalanında bekletilmeleri nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı veinsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 10/9/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvurucu, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) maddesi uyarınca Türkiye’ye giriş yasağına ilişkin işlemin yürütmesinin tedbiren durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Komisyonca tedbir talebinin Bölüm tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden İçtüzük'ün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm tarafından 17/9/2015 tarihinde birinci başvurucunun çocukları olan diğer başvurucuların Türkiye’ye alınmamaları durumunda manevi bütünlüklerine yönelik ciddi bir tehlikenin ortaya çıkacağı anlaşıldığından, başvurucular hakkındaki Türkiye’ye giriş yasağına ilişkin işlemin uygulanmamasına karar verilmiştir. Bölüm tarafından 15/3/2016 tarihinde diğer başvurucuların annesi olan birinci başvurucu G.B.nin 17/12/2015 tarihinde Türkiye’den kendi rızası ile çıkış yaptığının bildirildiği, dolayısıyla tedbir kararını gerektiren koşullarda meydana gelen değişiklik nedeniyle devamında yarar görülmeyen tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunulmayacağını bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Başvurucular Hakkında Türkiye’ye Giriş Yasağı Konulmasına İlişkin Süreç Başvurucular, Rusya Federasyonu Dağıstan Özerk Cumhuriyeti vatandaşlarıdır. Birinci başvurucu 1986 doğumlu olup bireysel başvuru tarihinde Türkiye’de bulunmaktadır. Diğer başvurucular ise birinci başvurucunun 2008, 2012 ve 2013 yıllarında doğmuş çocukları olup bireysel başvuru tarihinde Rusya’da babaannelerinin yanında yaşamaktadırlar. Bireysel başvuru formunda çocukların babasının 2014 yılında Suriye'deki iç savaşta hayatını kaybettiği belirtilmiştir. Başvurucular 17/10/2014 tarihinde İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı sınır kapısından Türkiye’ye giriş yapmışlardır. Başvurucular 18/10/2014 tarihinde saat 55’te Kilis'ten Suriye’ye yasal olmayan yollardan çıkış yapmak isterken Elbeyli Dağ Hudut Karakolunda görevli askerler tarafından yakalanmışlardır. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM) tarafından çatışma bölgesine seyahat edecekleri değerlendirilerek başvurucuların tamamı hakkında 27/10/2014 tarihinde “Türkiye’ye Giriş Yasağı” konulmuştur. Başvurucular hakkında idari gözetim kararı alınmış, başvurucular bir müddetGeri Gönderme Merkezinde (GGM/Merkez) kalmışlardır. Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin 5/2/2015 tarihli kararıyla idari gözetim kararı kaldırılarak başvurucular serbest bırakılmıştır. Başvurucuların idari gözetim altında tutulma işlemine karşı şikâyetleri Anayasa Mahkemesinin 24/5/2018 tarihli ve 2014/19481 sayılı bireysel başvuru kararında incelenmiştir. Çocuk başvurucular 19/2/2015 tarihinde babaannelerinin refakatinde Rusya’ya gitmişler ve 23/2/2015 tarihinde haklarında bulunan Türkiye’ye giriş yasağının kaldırılması için vekilleri aracılığıyla talepte bulunmuşlardır. Bu talebin 27/2/2015 tarihli işlemle reddi üzerine başvurucular Ankara İdare Mahkemesinde iptal davası açmışlardır. Çocuk başvurucular 4/7/2015 tarihinde babaannelerinin refakatinde Türkiye’ye gelmişler ancak Türkiye’ye giriş yasağı nedeniyle dört gün havaalanında bekledikten sonra 8/7/2015 tarihinde geri dönmüşlerdir. Ankara İdare Mahkemesince 9/7/2015 tarihinde geçici süreli olarak Türkiye’ye giriş yasağı hakkında yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir. Ankara İdare Mahkemesinin Türkiye’ye giriş yasağı hakkında yürütmeyi durdurma kararı vermesi üzerine çocuk başvurucular 9/8/2015 tarihinde halalarının refakatinde Türkiye’ye gelmişler ancak bir kez daha havaalanında bekletilerek 12/8/2015 tarihinde ülkelerine geri gönderilmişlerdir. Başvurucular, 12/8/2015 tarihli ülkeye kabul edilmeme işlemine karşı 9/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Ankara İdare Mahkemesinin 3/12/2015 tarihli kararıyla dava reddedilmiştir. Karar gerekçesinde jeopolitik konumu gereği Türkiye'yi çatışma bölgelerine geçiş yapmak için kullanan yabancıların ülkeye giriş yapmalarını, ülkede terör faaliyetlerinde bulunmalarını önlemek amacıyla tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucular karara karşı temyiz yoluna müracaat etmişlerdir. Dosya hâlen Danıştayda derdesttir. Birinci başvurucu G.B. 17/12/2015 tarihinde kendi rızasıyla Türkiye’den ayrılarak Azerbaycan'a gitmiştir.B. Uluslararası Koruma (İltica) Başvurusuna İlişkin Süreç Birinci başvurucu G.B. Türkiye’den Uluslararası Koruma Talebinde bulunmuş ancak talebi reddedilmiştir. Birinci başvurucunun anılan kararın iptali için Ankara İdare Mahkemesinde açtığı dava 9/9/2015 tarihli kararla uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Birinci başvurucu temyiz yoluna müracaat etmiş olup temyiz incelemesi hâlen devam etmektedir. A. Ulusal Hukuk 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanunu ile aynı tarihli ve 5683 sayılı mülga Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun'un ilgili maddeleri T.T. (B. No: 2013/8810, 18/2/2016, §§ 22-25) kararında; 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili maddeleri B.T. ([GK], B. No: 2014/15769, 30/11/2017, §§ 19-21) kararında açıklanmıştır. B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ilgili maddeleri, tutulma koşullarından dolayı kötü muamele yasağı, etkili başvuru ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin uygulaması B.T. kararında (B.T., §§ 23-38) açıklanmıştır. | Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/15273 | Başvuru, birinci başvurucunun (G.B.) çocukları olan diğer başvurucuların (A.I.,M.Z. ve H.Z.) Türkiye'ye alınmamaları nedeniyle aile hayatına saygı hakkı; havaalanında bekletilmeleri nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, başvurucunun bir vakfın yönetim ve denetim kurulunda görev alamayacağına ve meclis üyesi olamayacağına karar verilmesi nedeniyle örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 16/9/2021 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 2/1/2010-19/11/2015 tarihleri arasında Mehmet Mumcu Eğitim Sağlık Kültür Vakfı (Vakıf) muhasip üyesidir. Anılan Vakıf 6/6/1996 tarihinde kurulmuş ve 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğunun belirlendiği gerekçesiyle kapatılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü 26/3/2018 tarihinde İzmir Asliye Hukuk Mahkemesine açtığı davada başvurucunun da aralarında bulunduğu on üç vakıf yöneticisinin görevden alınmasını ve beş yıl süreyle hiçbir vakfın yönetim ve denetim organlarında görev almamalarına karar verilmesini talep etmiştir. Davanın görüldüğü mahkeme dosyasında yer alan Vakıflar Genel Müdürlüğü denetim raporunun ilgili kısmı şöyledir:"... İlk göze çarpan ismin mütevelli heyetinde 19/11/2015 tarihinde kadar muhasip üye olarak görev yapan Mesut Şahin olduğu, adı geçenin FETÖ ile bağlantısı olduğu gerekçesiyle kapatılan A. Vakfının mütevelli heyetinde 20/5/2008-20/1/2012 tarihleri arasındaki dönemde veznedar olarak görev yaptığı.... görüldüğünden vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uymak zorunda olan Vakıf yöneticilerinin kamunun yükünü hafifletmek amacıyla kurulan vakfı, bütünüyle milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ'nün bir parçası haline getirdikleri..." Davanın görüldüğü mahkeme dosyasında yer alan bilirkişi raporunun ilgili kısmı şöyledir:"...Vakfı kuru[luş]ştaki amaçlarına aykırı olarak milli güvenliğe tehdit oluşturduğu mahkeme kararlarıyla da tespit edilen Fethullahçı Terör örgütünün bir parçası haline getirdikleri, örgüte yardım ettikleri teftiş raporları, Vakıflar Meclisi kararıyla tespit edilmiş olduğundan, ... Görevlerinin sona ermiş olduğuna, bu vakıf dışında, yönetiminde bulu[ndu]kları başka vakıflardaki görevlerinden de alınmış sayılmalarına ve beş yıl süreyle hiçbir vakfın yönetim ve denetim organında yer almamaları gerektiğine karar verilebileceği..." İlk derece mahkemesi; davayı kısmen kabul etmiş ve başvurucunun beş yıl süreyle aynı veya başka bir vakfın yönetim ve denetim kurulunda görev alamayacağına ve meclis üyesi olamayacağına, davalı Vakfın kapatılan vakıflardan olması nedeniyle görevden alınma talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. İlk derece mahkemesinin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"... vakfın kuruluştaki amaçlarına aykırı milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütünün bir parçası haline getirildiği, davalıların örgüte yardım ettiklerinin teftiş raporları, Vakıflar Meclisi kararıyla tespit edilmiş olduğu kanaatiyle..." Anılan karar, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir. Başvurucuya nihai karar 6/9/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 16/9/2021 tarihinde süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) "Amaç ve kapsam" kenar başlıklı, 6749 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:“Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı, 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında, darbe teşebbüsü ve terörle mücadele çerçevesinde alınması zaruri olan tedbirler ile bunlara ilişkin usul ve esasları belirlemektir.” 6749 sayılı Kanun'un "Kapatılan kurum ve kuruluşlara ilişkin tedbirler" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi şöyledir:"Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen;c) Ekli (III) sayılı listede yer alan vakıf ve dernekler ile bunların iktisadi işletmeleri,kapatılmıştır." 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Vakıf yöneticileri; vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uymak zorundadır.Birinci fıkrada belirtilen zorunluluğa uymayanlar ile;a) Vakfın amacı doğrultusunda faaliyette bulunmayan,b) Vakfın mallarını ve gelirlerini amaçlarına uygun olarak kullanmayan,c) Ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğratan,...e) Medeni hakları kullanma ehliyetini kaybeden veya görevini sürekli olarakyapmasına engel teşkil edecek hastalığa veya maluliyete yakalanan,vakıf yöneticileri, Meclisin vereceği karara dayalı olarak Denetim Makamının başvurusu üzerine vakfın yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesince görevlerinden alınabilir. Görevinden alınan vakıf yöneticileri Meclis üyesi olamaz ve beş yıl süreyle aynı vakfın yönetim ve denetim organında görev alamazlar. Ayrıca ikinci fıkranın (c) ve (e) bentlerinde belirtilen nedenlerle görevinden alınan vakıf yöneticileri başka bir vakfın yöneticisi ise o görevinden de alınmış sayılır ve beş yıl süreyle hiçbir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamazlar." | Örgütlenme özgürlüğü | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/44994 | Başvuru, başvurucunun bir vakfın yönetim ve denetim kurulunda görev alamayacağına ve meclis üyesi olamayacağına karar verilmesi nedeniyle örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, basın açıklaması yapmaları nedeniyle yargılanan ve haklarında kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen başvurucuların ifade özgürlüğü ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 16/6/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvuruculardan İsmail Hakkı Tombul, olay tarihinde Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) genel başkanıdır. Diğer başvurucular ise KESK'e bağlı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikasının (EĞİTİM-SEN) yöneticileridir. Başvurucular 25/4/2007 tarihinde İstanbul Sultanahmet Meydanı'nda bulunan İl Millî Eğitim Müdürlüğü binası önünde Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama Yönetmeliği ve ek ders ücreti ile ilgili bir basın açıklaması yapmışlardır. Basın açıklamasında KESK Genel Başkanı da bir konuşma yapmıştır. Başvurucular, başvuru formunda o yıl 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlamak için başvuru yaptıklarını da belirtmişlerdir. Başvurucular, megafonla yaptıkları açıklamalarda "1 Mayıs'ta Taksim'de olacaklarını" ifade etmişlerdir. Basın açıklaması olaysız ve ihtarsız olarak sona ermiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 18/9/2007 tarihli iddianame ile başvurucular hakkında halkı kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne özendirmek veya kışkırtmak suçundan 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun maddesine göre cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açmıştır. İddianamede ilk olarak 2911 sayılı Kanun'un maddesinde toplantı ve gösteri yürüyüşleri için güzergâhların mülki amirlerce kararlaştırılarak halka duyurulacağı kuralının getirildiği hatırlatılmıştır. Savcıya göre bu alanlar ve güzergâhlar dışında yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanuna aykırı olacaktır. Savcı daha sonra Taksim Meydanı'nın da İstanbul Valiliğince yasaklanmış alanlardan olduğunu ve bu alanda gösteri yapılmasının kanuna aykırı olacağını belirtmiştir. Savcı, başvurucuların açıklamalarında ve dağıttıkları broşürlerde 1 Mayıs'ta Taksim'de halkın toplanmasını istemelerinin halkı kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne özendirmek veya kışkırtmak suçunu oluşturduğunu iddia etmiştir. Kamu davası İstanbul Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmüştür. Mahkeme 16/12/2008 tarihinde başvurucuların beraatlerine karar vermiştir. Mahkemekararında, yapılan konuşmaların içeriği dikkate alındığında başvurucuların İşçi Bayramı'nı 1 Mayıs günü Taksim Meydanı'nda kutlamak istediklerine dair düşünce ve ifadelerinin suç oluşturmadığını ve yapılan açıklamanın düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu değerlendirilmiş; bu nedenle suçun kanuni unsurlarının oluşmadığına karar verilmiştir. Karar, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 14/5/2013 tarihinde kararı bozmuştur. Yargıtay, ilk derece mahkemesi kararından sonra yürürlüğe giren 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun hükümleri gereğince başvurucuların hukuki durumunun yeniden takdir ve tayininde zorunluluk bulunduğuna, kararın diğer yönlerden incelenmeksizin öncelikle bu sebeple bozulmasınakarar vermiştir. Mahkeme, bozma kararına uyarak 9/4/2014 tarihinde 6352 sayılı Kanun'un geçici maddesi gereğince kovuşturmanın ertelenmesine karar vermiştir. Başvurucular bu karara itiraz etmiş, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 18/4/2014 tarihinde itirazı reddetmiştir. Ret kararı 21/5/2014 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucular 16/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 2911 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Halka karşı, doğrudan doğruya veya ses yükselten veya ileten herhangi bir alet veya araç ile söz söyleyerek veya seslenerek veya basılmış veya çoğaltılmış veya elle yazılmış veya çizilmiş kağıtları duvarlara veya diğer yerlere yapıştırarak veya dağıtarak veya benzeri araç ve yollarla halkı Kanuna aykırı toplantı veya yürüyüşe özendirmek veya kışkırtmak yasaktır." Aynı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "27 nci maddedeki yasağa aykırı hareket edenler toplantı ... vukubulmuş olup da ilk emir ve ihtar üzerine dağıtılmış ise, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde bir yıl altı aydan dört yıla, ... kadar hapis cezası ile cezalandırılır." 6352 sayılı Kanun'un geçici maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarının ilgili kısmı şöyledir: “(1) 31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;...b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, ...karar verilir. (2) Hakkında ... kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlememesi hâlinde, ... düşme kararı verilir. Bu süre zarfında birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen ... kovuşturmaya devam olunur.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); başvurucunun "kelle" ifadesini kullanmak suretiyle Atatürk'ün hatırasına hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında para cezasına hükmedildiği ve cezanın infazının 6352 sayılı Kanun hükümlerine göre ertelendiği bir başvuruda, cezanın infazı ertelenmiş olsa bile başvurucunun ceza tehdidi altında olması nedeniyle uygulanan tedbirin izlenen amaçla orantısız bir yaptırım teşkil ettiği sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle AİHM, başvurucunun hakaret gerekçesiyle mahkûm edilmesinin demokratik bir toplumda gerekli olmadığına karar vermiştir (Özçelebi/Türkiye, B. No: 34823/05, 23/6/2015, § 51). | Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/10265 | Başvuru, basın açıklaması yapmaları nedeniyle yargılanan ve haklarında kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen başvurucuların ifade özgürlüğü ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru; terör örgütü mensuplarınca kaçırılması ve serbest bırakılması karşılığında örgüt üyelerine verildiği beyan edilen paranın tazmin edilmesi talebiyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; zararların 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmini gerekirken ret işlemine karşı açılan davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının; terör örgütü üyeleri tarafından kaçırılması nedeniyle yaşam hakkının ve kaçırma eyleminin başvurucunun konutu civarında meydana gelmesi nedeniyle konut dokunulmazlığı ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 17/4/2013 tarihinde Ağrı Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 22/2/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 26/6/2006 tarihinde ikamet ettiği evinin önünden kendisine ait aracıyla silahlı iki kişi tarafından kaçırıldığını, terör örgüt mensuplarının başvurucunun akrabalarını telefonla arayarak irtibata geçmesi ve para karşılığı başvurucunun serbest bırakılacağını söylemesi üzerine başvurucunun kardeşi ve bazı akrabalarının polis merkezine giderek ihbarda bulunduklarını, başvurucunun aracının terk edilmiş vaziyette bulunduğunu, başvurucunun kardeşi ve başvurucunun akrabalarından Y.K. isimli kişinin 27/6/2006 tarihinde 000 TL’yi de yanlarına alarak terör örgütü üyelerinin belirttiği yere gittiklerini, parayı örgüt mensuplarına verdiklerini ve kendisinin serbest bırakıldığını iddia etmiştir. Başvurucu 14/4/2008 tarihinde, serbest bırakılması karşılığında terör örgütü üyelerine ödediğini beyan ettiği 000 TL’nin ve 000 TL manevi tazminatın 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanması talebiyle Ağrı Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur. Komisyon 27/5/2011 tarihli ve 5064 sayılı kararında başvuru dilekçesi ile talep edilen zararların 5233 sayılı Kanun kapsamında belirtilen zararlardan olmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine iptal davası açılmıştır. Erzurum İdare Mahkemesinin 28/12/2011 tarihli ve E.2011/1503, K.2011/1804 sayılı kararı iledavanın reddine karar verilmiştir. İlgili gerekçe şöyledir:“...Yasa’nın karşılanacak zararlar başlıklı maddesinde; "a) hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlaraverilen her türlü zararlar, b) yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri, c) terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar" bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar arasında sayılmıştır. ...Yukarıda yer verilen 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle Kanun kapsamında karşılanabilecek nitelikte maddi zarara uğradığını iddia eden kişilerin bu zararlarının tazmini amacıyla başvurmaları hâlinde kurulacak zarar tespit komisyonlarının; bu Kanun kapsamına giren bir zararın bulunup bulunmadığını tespit etmek amacıyla ilgili yerlerden her türlü bilgi ve belge istemek, bilirkişi görevlendirmek, gerektiğinde keşif yapmak gibi kapsamlı bir araştırma-inceleme yapma görevi ve yetkisi ile donatılmıştır.Zarar tespit komisyonunun 5233 sayılı Kanun kapsamında olduğu tespit edilen zararları ödeme görevi olmakla birlikte, bu kanun hükümlerine göre karşılanması gerekmeyen zararları ödeme zorunluluğu bulunmamaktadır.Bu durumda; davacının PKK terör örgütü tarafından kaçırılması ve serbest bırakılması karşılığında terör örgütüne verildiği iddia olunan fidye bedeli nedeniyle uğramış olduğu zararın 5233 sayılı Yasa kapsamında sayılan zararlardan olmaması nedeniyle, söz konusu zararın tazmini isteminin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. ...” Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 11/10/2012 tarihli ve E.2012/2528, K.2012/6878 sayılı ilamı ile kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek kararın onanmasına hükmedilmiştir. Onama kararı başvurucuya 18/3/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 17/4/2013 tarihlerde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 5233 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.” 5233 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: “Bu Kanun,3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.” 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un maddesiyle değişik maddesi şöyledir:“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır: a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar. b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri. c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar.” 5233 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle,hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.” | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/2676 | Başvuru, terör örgütü mensuplarınca kaçırılması ve serbest bırakılması karşılığında örgüt üyelerine verildiği beyan edilen paranın tazmin edilmesi talebiyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; zararların 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmini gerekirken ret işlemine karşı açılan davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının; terör örgütü üyeleri tarafından kaçırılması nedeniyle yaşam hakkının ve kaçırma eyleminin başvurucunun konutu civarında meydana gelmesi nedeniyle konut dokunulmazlığı ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, tam yargı davasında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 8/4/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, 7/6/2004 tarihinde asliye hukuk mahkemesinde açtıkları davada verilen görevsizlik kararı üzerine Edirne İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Edirne İdare Mahkemesinin 4/6/2012 tarihli kararı Danıştay Sekizinci Dairesinin 30/5/2018 tarihli kararıyla kısmen onanmıştır. Başvurucular başvuru formunda, yeniden yapılan yargılamada Edirne İdare Mahkemesinin 29/11/2018 tarihli kararının 6/2/2019 tarihinde tebliğ edildiğini ve kararın taraflarca temyiz edilmeyerek 9/3/2019 tarihinde kesinleştiğini belirtmiştir. Başvurucular 8/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/11702 | Başvuru, tam yargı davasında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davada hakkaniyete aykırı, gerekçesiz karar verilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 10/6/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun 20/11/2012 tarihinde idare mahkemesinde açtığı davanın yargılaması 28/12/2018 tarihinde sona ermiştir. Başvurucu, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının uygulanmasında hata yapılarak adil olmayan gerekçesiz bir karar verilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/20142 | Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davada hakkaniyete aykırı, gerekçesiz karar verilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca verilen tedbir kararına yönelik esaslı iddiaların itiraz mercii tarafından karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, nihai hükmü 6/9/2020 tarihinde öğrendikten sonra 29/9/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/31481 | Başvuru, 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca verilen tedbir kararına yönelik esaslı iddiaların itiraz mercii tarafından karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Subsets and Splits