text
stringlengths 115
474k
| Haklar
stringclasses 21
values | Kararın Bağlantı Linki
stringlengths 53
58
| Başvuru Konusu
stringlengths 0
2.09k
| labels
int64 0
1
|
---|---|---|---|---|
Başvuru, ceza infaz kurumu disiplin kurulu kararına karşı yapılan şikâyetin infaz hâkimliği tarafından kabul edilerek cezanın kaldırılmasının ardından Cumhuriyet savcılığınca yapılan itirazın başvurucuya bildirilmemesi ve itiraz üzerine yeterli gerekçe gösterilmeden kararın kaldırılması nedenleriyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ile gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu, nihai hükmü 16/4/2019 tarihinde öğrendikten sonra 13/5/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun şikâyeti üzerine yapılan inceleme sonucunda infaz hâkimliğince ceza infaz kurumu tarafından verilen 3 ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma disiplin cezasının kaldırılmasına karar verilmiştir. Cumhuriyet savcısının itirazı üzerine itiraz makamınca infaz hâkimliği kararının kaldırılmasına kesin olarak karar verilmiştir. Başvurucu; Cumhuriyet savcısının itirazının kendisine tebliğ edilmediğini, bu şekilde itiraza karşı görüşte bulunma hakkının elinden alındığını, ağır ceza mahkemesinin gerekçesiz şekilde infaz hâkimliği kararını kaldırdığını, ayrıca ceza infaz kurumunda hükümlülerin ayakta sayım yapılmaya zorlanılması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Komisyonca başvurunun adil yargılanma hakkı yönünden kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüme sevk işlemi kısmi kabul edilmezlik kararı ile yapılmıştır. Aynı kararla, kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiası başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/16661 | Başvuru, ceza infaz kurumu disiplin kurulu kararına karşı yapılan şikâyetin infaz hâkimliği tarafından kabul edilerek cezanın kaldırılmasının ardından Cumhuriyet savcılığınca yapılan itirazın başvurucuya bildirilmemesi ve itiraz üzerine yeterli gerekçe gösterilmeden kararın kaldırılması nedenleriyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ile gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, beyanları mahkûmiyet kararına esas alınan tanığın duruşmada sorgulanamaması nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 3/5/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Müşteki H.B. evlenmek amacıyla bir televizyon kanalına verdiği ilan üzerine kendilerini kardeş olarak tanıtan şüpheliler S.K. ve H.Ş.nin kendisiyle iletişime geçtiğini, S.K. ile evlenmek üzere anlaştığını, bu kişilerin çeşitli kuyumculardan takılar aldırdığını, ayrıca iki bilezik daha almasını istediklerini, bunu kabul etmemesi üzerine H.Ş.nin akrabası olan ve aynı konutta ikamet eden başvurucu ile birlikte ellerini ve ayaklarını (H.B.nin) bağlayıp kendisine zorla senet imzalattırdıklarını iddia ederek bu kişilerden şikâyetçi olmuştur. Başvurucu ile S.K. ve H.Ş. isimli diğer şüpheliler hakkında müşteki H.B.ye yönelik yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işledikleri iddiasıyla Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) soruşturma başlatılmıştır. Müşteki H.B.nin 10/3/2010 tarihli beyanı şöyledir:"...Bana kendisini K.A. olarak tanıtan kişinin gerçek isminin H.Ş. olduğunu öğrendim, bana kendisini N.A. olarak tanıtan kişinin de gerçek isminin H.Ş.nin eşi A.Ş. olduğunu öğrendim. Beni evlilik vaadiyle dolandıran A.Ş. ve eşi H.Ş.den zorla elimi ayağımı bağlayarak üzerimdeki telefon ve 3900 TL almada H.Ş.ye yardım eden H.Ş.nin yeğeninden ve H.Ş.'den şikayetçiyim..." Şüphelilerin oturduğu evin sahibi olan N.Ö.nün 18/4/2014 tarihli soruşturma kapsamında Başsavcılık tarafından alınan beyanının (tanık sıfatıyla) ilgili kısmı şöyledir:" ...2007 yılı Aralık ayında ... adresindeki üç katlı evinin ikinci katını [H.Ş.ye] kiraya verdiğini,... aradan 15 gün geçtikten sonra adının S. olduğunu öğrendiği hanımının Malatya'dan geldiğini, bir ay sonrada bu eve [H.Ş.nin] yeğeni olduğunu beyan ettiği adı Hasan olan 23/24 yaşlarında bir şahsın daha geldiğini, bu şahıslarının üçünün birlikte 4,5 ay kadar evinde kiracı olarak oturduklarını... Hasan adlı gencin telefonunun .. olduğunu..." Şüphelilerden S.K.nın Yumurtalık Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 11/6/2013 tarihli beyanının ilgili kısmı şöyledir:"... Orada [H.Ş.] yaklaşık 30-35 adet uyku hapını ezerek bir kısmını da [H.B.nin] meyve suyuna katarak [H.B.yi] uyuttu. Ancak, [H.B.] yarım bardak içtiği için tam olarak uyumadı. Bunun üzerine [H.Ş.] ve akrabası olan Hasan Ballı bu şahsı darp ettiler. Ancak, darp olayı olmadan evvel [H.B.nin] elini ve ayaklarını bağlamışlardı. Daha sonra da bu şahsı Kumköye götürerek bıraktılar..." Başsavcılık başvurucu ve diğer şüpheliler S.K. ile H.Ş. hakkında müşteki H.B.ye yönelik yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işledikleri iddiasıyla 18/4/2014 tarihli iddianame ile Manavgat Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) kamu davası açmıştır. İddianamenin ilgili kısmı şöyledir:"...Müşteki [H.B.nin] 2008 yılında Tv'ye evlilik maksadı ile ilan verdiği ve telefon numarasını bıraktığı, bu televizyondaki arkadaşlık hattında şüpheli [S.K.nın] diğer şüpheli [H.Ş.nin] bilgisi dahilinde [N.A.] adıyla ilan verdiği, şüpheli [S.] ile [H.Ş.nin] bu şekilde ilan vermelerinin amacının bahse konu arkadaşlık hattına ilan veren insanları kandırmak ve onlardan menfaat temin etmek olduğu, bu amaç doğrultusunda şüpheli [S.K.nın] [N.A.] adı altında müştekinin teklifine cevap vererek kendisinin de evlenmek istediğini ve bu amaçla tanışmak istediğini müştekiye bildirdiği, şüpheli [H.Ş.nin] müştekiye kendisini [N.A.] adını kullanan ama gerçekte [S.K.] olan şahsın ağabeyi [K.A.] olarak tanıttığı, müştekinin 15/3/2008 tarihinde ikamet ettiği Denizli'den Manavgat İlçesi ... adresinde bulunan şüphelilerin oturdukları eve gelerek kendisini [K.A.] olarak tanıtan şüpheli [H.Ş.den] sözde kardeşi şüpheli [S.yi] istediği, şüphelilerin müştekiye sözde evlilik için çeşitli kuyumculardan takılar aldırdıkları, müştekinin daha sonra Denizli'ye geri döndüğü ve 07/4/2008 tarihinde tekrar Manavgat'a şüphelilerin ikamet ettiği eve geldiği, evde şüpheli [H.Ş.], [S. K.] ve [H.Ş.nin] akrabası olan Hasan Ballı'nın bulundukları, burada müştekinin şüphelilerin iki bilezik daha alınması yönündeki teklifini kabul etmemesi üzerine şüpheli [H.Ş.] ve Hasan Ballı'nın müştekinin elini ve ayağını bağladıkları, daha sonra müştekiye vade tarihi 15/7/2008 olan 3000 TL değerinde senet imzalattıkları......Müştekinin şikayet dilekçelerinde şüphelilere ulaşılması için bildirmiş olduğu telefon numaraları ile ilgili GSM şirketlerine yazılan yazılara verilen cevaplar neticesinde müştekinin bildirdiği ... numaralı hattın ise şüpheli Hasan Ballı adına kayıtlı olduğunun tespit edildiği şüpheliler [H.Ş.]ve [S.K.nın] fikir ve eylem birliği içerisinde birlikte hareket ederek yani TCK'nın 37/1 maddesi anlamında iştirak halinde müşteki [H.B.yi] evlenmek vaadi ile dolandırdıkları, daha sonra bu iki şüphelinin diğer şüpheli Hasan Ballı ile birliktefikir ve eylem birliği içerisinde yani TCK'nın 37/1 maddesi anlamında müştekiye yönelik olarak cebir veya tehdit kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve nitelikli yağma suçlarını da işledikleri anlaşılmakla..." Başvurucunun Mahkemede yapmış olduğu 10/7/2014 tarihli savunması şöyledir:"...Ben 2004 yılından beri Alanya'da çalışıyorum. barda müzisyenlik yapmaktayım. Sanıklardan [H.Ş.] uzaktan akrabam ve köylüm olur. 2008 yılının Ocak ayında çalıştığım bar tamirata girdi. Normalde ben bardaki tanıdıklarımın evinde kalıyorum. Bar tadilattayken boş durmamak için [H.Ş.nin] yanında 15 gün çırak olarak çalıştım. Havalandırma sisteminde çalıştığım için işçilerin kaldığı personel evlerinde bu süreçte kaldım. Müştekiyi hiç görmedim. Diğer sanıklardan [S.yi] de tanıyorum. Sanıklar [S.] ve [H.] dost hayatı yaşıyorlardı ve beraber kalıyorlardı bende bu 15 günlük süreçte bunların evine sürekli gidip geldim, kahvaltıya ve akşam yemeklerine gittim. Ben sanık [S.] ve [H.nin] herhangi bir evlilik programına müracaat ettiklerini ya da müştekiyle evlenmek amaçlı olarak görüştüklerine şahit olmadım. Üzerime atılı suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum, müştekiyi darp etmedim, dolandırıcılık amaçlı görüşmedim. Dava konusu olaylar hakkında bilgi sahibi değilim, dedi..." Mahkeme 23/6/2014 tarihli Tensip Tutanağı ile tüm sanıklar hakkında yakalama kararı vermiş, sanık S.K. kolluk kuvvetlerince yakalanarak ifadesi alınmak üzere Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmiştir. Mahkeme, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığı ile sanık S.K.nın ifadesini almıştır. S.K.nın 17/10/2014 tarihli beyanı şöyledir:"...Biz Ilıca'da otururken [H.Ş.nin] yeğeni Hasan Ballı misafir olarak geldi. Televizyon programlarının birinde evlenmek için telefon numarası bırakan [H.B.] ile [H.Ş.] beni evlendirmek istedi. Ben de 'iyi birisi olursa evlenirim' düşüncesiyle kabul ettim. Benim adıma... numaralı faturalı hat vardı. Bu hattı [H.Ş.] kullanıyordu. Bana da numarasını hatırlamadığım açık hat almışlardı. [H.Ş.] bana müşteki ile telefonda konuşmamı, telefonunu televizyondan evlenme programından aldığımı söylememi ve eğer ciddi düşünüyorsa kendisiyle evlenebileceğimi söylememi istedi. Tedbir amaçlı olarak ismimi [N.] ve kendi ismini de [K.] olarak söylememi ve kendisini ayrıca benim ağabeyim olarak tanıtmamı istedi. 'İş ciddiye bindiğinde gerçek kimliğimizi açıklarız, televizyon programından alınan numaraya güven olmayabilir' gerekçesiyle bu şekilde davranmamı istedi. Müşteki daha sonra Manavgat'a geldi... ... Ben dışarıya sigara almak için çıktım. Geri döndüğümde yemek hazırlayacaktım. [H.Ş.] bana 'yatak odasına gir, sesini çıkarma, bundan sonra gözüm hiçbirşeyi görmüyor, sesini çıkartırsan seni öldürürüm' dedi. Ben niçin böyle davrandığını sordum. Üzerime yastık bastırdı, beni boğmaya çalıştı. Daha sonra yatak odasının kapısını üzerime kapayarak müştekinin ve Hasan Ballı'nın bulunduğu yere geçti. Bizim bağrışmalarımıza müşteki içerden 'neler oluyor orada' şeklinde sesle karşılık verdi. Kapı üzerime kapandıktan sonra içerden müştekinin bağrışma seslerini ve kavga gürültü seslerini duydum. Başkaca birşey görmedim. Müştekinin 'bana niye silah çekiyorsunuz, beni öldürecek misiniz' şeklindeki sözlerini ve dayak yediğine dair gürültüleri duydum. Bulunduğum odanın anahtar deliğinden baktığımda müştekinin çekyat üzerinde hareketsiz bir vaziyette elleri ve ayakları bağlı olduğu halde gördüm. Daha sonra [H.Ş.] ve Hasan Ballı müştekiyi ellerinden ve ayaklarından tutarak götürüyorlardı. O esnada Hasan Ballı'nın [H.Ş.ye] 'dayı şahsı nereye götüreceğiz' demesi üzerine [H.Ş.] 'Kumköy tarafında bir yere atar geliriz' dediğini duydum. Hasan Ballı, [H.Ş.ye] 'dayı [S.] ne olacak, ondan dolayı başımız belaya girmesin' dediğinde [H.Ş.nin] O'na 'ben ona gereken şeyi söyledim, onun için çocukları daha önemlidir, o hiçbir yere gidip de hiçbirşey söyleyemez' dedi. Ben [H.Ş.] ve Hasan Ballı baskıları altında böyle bir olaya tanık oldum ancak pişmanım..." Müşteki H.B.nin 22/12/2014 tarihinde Mahkemede alınan beyanı şöyledir:"...Beni darp edip yaralayan ve yağmalayan kişilerden huzurda bulunan sanık (başvurucu) olay yerinde değildi. Beni yağmalayan kişinin alın bölgesinde doğum lekesi vardı, mühür şeklindeydi, diğeri de tahmin ediyorum akrabasıydı, ancak bu kişilerden huzurda bulunan sanık(başvurucu) olay yerinde değildi, eminim net olarak gördüm, ayrıca benim soruşturma aşamasında beyanlarımı yeterli almayan polisler hakkında da şikayetçi oldum, kollukta görevli polis memurları soruşturma aşamasında delilleri yeterince toplamadılar kendilerinden talep etmeme rağmen eksik yaptılar. Sanıklardan şikayetçiyim, dedi..." H.Ş. 12/3/2016 günü Mahkemede alınan beyanında atılı suçlamaları kabul etmediğini söylemiş, başvurucu ile ilgili herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Başvurucu, sanık S.K.nın aleyhindeki beyanlarına itiraz etmiş; 23/12/2014 tarihli oturumda sanık S.K.nın beyanlarına karşı itirazlarını içeren dilekçe sunmuştur. Mahkeme 26/4/2016 tarihli kararıyla başvurucunun da aralarında yer aldığı tüm sanıklar hakkında yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan hapis cezasına mahkûmiyetine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçeli kararının ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:"...sanıklar Hasan Ballı[Başvurucu] ve [H.Ş.nin] akraba oldukları sanık [S.nin] ise sanık [H.Ş.] ile birlikte yaşadıkları, suç tarihinden önce sanık [S.nin] bir evlilik programına [N.A.] adıyla evlenmek amacıyla ilan verdiği, katılan [H.nin] bu ilanı gördüğü, katılan ve sanık [S.nin] tanıştıkları, telefonlaştıkları, sanık [S.nin] katılana sanık [H.Ş.yi] abisi olarak başka bir isimle tanıttığı, katılanın 15/3/2008 tarihinde sanıklar [H.Ş.] ve [S.nin] Manavgat ilçesinde birlikte kaldıkları eve geldiği, sanık [S.yi] sanık [H.Ş.den] istediği, sanıkların ise evlilik çerçevesinde katılana takı, ziynet eşyası aldırdıkları, katılanın 07/4/2008 tarihinde tekrar Manavgat'a geldiği, evde tüm sanıkların bulunduğu halde katılandan bilezik almasını istedikleri, katılanın kabul etmemesi üzerine sanıklar [H.Ş.] ve Hasan Ballı'nın katılanın elini ve ayağını bağlamak suretiyle etkisiz hale getirdikleri 3000 TL değerinde senet imzalattıkları, katılanın üzerinde bulunan 3800 TL para ile nokia marka telefonu aldıkları ve katılana bu iş namus meselesi diyerek katılanı korkuttukları......Her ne kadar sanık Hasan Ballı savunmasında üzerine atılı suçlamayı kabul etmemiş ise de diğer sanık [S.nin] olayı samimi olarak ikrar etmesi ve Manavgat'ta bulunan evde iken katılanı sanıklar [H.Ş.] ve Hasan Ballı'nın yaralayarak ellerini kollarını bağladıklarını ifade etmesi, katılanla yapılan telefon görüşmelerinde sanık Hasan Ballı adına kayıtlı ...numaralı hattın kullanılmış olması, sanık [H.Ş.nin] savunmasında diğer sanıkların kaldığı eve 15 gün boyunca gidip geldiğini söylemesi hususları bir arada değerlendirildiğinden sanığın savunmasına itibar edilmeyerek üzerine atılı eylemi gerçekleştirdiği mahkememizce sabit kabul edilmiştir. Her ne kadar katılan, sanıklara yönelik teşhis işleminde sanık Hasan Ballı'yı teşhis edememiş ise de diğer deliller ışığında katılana yönelik ellerini-kollarını bağlama ve yaralama eylemlerini gerçekleştiren sanıklar arasında Hasan Ballı'nın da bulunduğu mahkememizce kabul edilmiştir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinden sanıklar [H.Ş.] ve [S.nin] telefonla iletişim kurarak katılandan menfaat temin ettikleri, katılanın başka bir buluşmada sanıkların istediği parayı vermemesi üzerine sanıklar [H.Ş.] ve Hasan Ballı'nın katılanın ellerini ve ayaklarını bağladıkları ve üzerinde bulunan para ve telefonu aldıkları hususu sabit kabul edilmiştir. Her ne kadar sanık Hasan Ballı müdafiileri savunmalarında sanık Hasan Ballı'nın katılan tarafından teşhis edilmemesi nedeniyle olayla alakasının bulunmadığını ifade ederek beraatini talep etmiş iseler de, dosya kapsamında sanığın yağma eylemi sırasında olay yerinde bulunduğuna ilişkin diğer sanık [S.nin] ikrarının bulunması, yine Hasan Ballı'nın söz konusu ikamete gelip gittiğine yönelik savunmasının bulunması, yine tanıkların sanık Hasan Ballı'nın söz konusu ikamete girip çıktığına dair beyanlarının bulunması hususları bir arada değerlendirildiğinden sanık Hasan Ballı. müdafiinin savunmasına itibar edilmemiştir..." Başvurucu; kendisine suç isnadında bulunan tanık S.K.yı sorgulayamadığını, yüzleştirme yapılmadan mahkûmiyet kararı verildiğini belirterek temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay Ceza Dairesi 16/3/2017 tarihli kararı ile mahkûmiyet hükmünü onamıştır. Başvurucu, nihai karardan 3/4/2017 tarihinde haberdar olduğunu beyan ederek 3/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Doğrudan soru yöneltme” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Delillerin ortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir: “Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanaklar” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunmayacak belgeler” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunmasıyla yetinilebilecek belgeler” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) a) Tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş veya akıl hastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse,b) Tanık veya sanığın suç ortağının duruşmada hazır bulunması, hastalık, malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı değilse,c) İfadesinin önem derecesi itibarıyla tanığın duruşmada hazır bulunması gerekli sayılmıyorsa,Bu kişilerin dinlenmesi yerine, daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu belgeler okunabilir.(2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanık veya müdafii birinci fıkrada belirtilenlerin dışında kalan tutanakların okunmasına birlikte rıza gösterebilirler.” 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:"Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:...d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;" Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ulusal hukuktaki nitelemeye bakılmaksızın tanık kavramının Sözleşme kapsamında özerk bir anlamı vardır (Damir Sibgatullin/Rusya, B. No: 1413/05, 24/4/2012, § 45). Bu kavram duruma göre suç ortaklarını (Trofimov/Rusya, B. No: 1111/02, 4/12/2008, § 37), mağdurları (Vladimir Romanov/Rusya, B. No: 41461/02, 24/7/2008, §§ 7, 97) ve bilirkişileri (Doorson/Hollanda, B. No: 20524/92, 26/3/1996, §§ 81, 82) kapsayabilir. Bu bakımdan ifadeleri duruşmada ister okunsun ister okunmasın mahkeme önünde bulunan ve mahkeme tarafından dikkate alınan kişiler, Sözleşme’nin maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi bakımından tanık olarak kabul edilmektedir (Kostovski/Hollanda [GK], B. No: 11454/85, 20/11/1989, § 40). AİHM, duruşma salonunda bulunmayan tanıkların beyanlarının mahkûmiyet hükmüne esas alındığı bir yargılamanın adilliğini değerlendirirken iki hususa vurgu yapmaktadır. AİHM ilk olarak tanığın duruşmaya katılmaması için geçerli nedenlerin olup olmadığını incelemektedir. İkinci olarak -makul bir gerekçenin olduğu durumda bile- sanığın sorgulama imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadenin hükmün dayandığı tek veya belirleyici temel olup olmadığını değerlendirmektedir. Hükmün büyük ölçüde veya yalnızca bu nitelikteki tanığın ifadesine dayanması durumunda yargılamalar detaylı incelemelere tabi tutulmalıdır (Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık [BD], B. No: 26766/05, 22228/06, 15/12/2011, §§ 119, 147; Cevat Soysal/Türkiye, B. No: 17362/03,23/9/2014, § 75). AİHM, yukarıda bahsi geçen ilkelere ek olarak Sözleşme’nin maddesinin (1) numaralı fıkrası ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinin sanığa aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına veya tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğini kabul etmektedir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/.., 23/4/1997, § 51; Lüdi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992, § 49; Hümmer/Almanya, B. No: 26171/07, 19/7/2012, § 38). | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/21825 | Başvuru, beyanları mahkûmiyet kararına esas alınan tanığın duruşmada sorgulanamaması nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, taşınmazın imar planında kamu hizmeti alanına ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Ekli tabloda sıralanan başvurulara ait başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemelerinden sonra başvurular Komisyonlara sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Konularının aynı olması nedeniyle ekli tabloda numaraları belirtilen başvuru dosyalarının 2016/37323 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucuların maliki olduğu başvuruya konu taşınmazlar 1/1000 ölçekli revizyon uygulama imar planında kamu hizmeti alanına ayrılmıştır. Başvurucular, bu taşınmazların kamulaştırılması istemiyle Belediyeye başvurmuş fakat bu yoldan bir sonuç elde edememişlerdir. Başvurucular, bunun üzerine imar planında kamu hizmeti alanına ayrılan taşınmazların rayiç bedelinin ödenmesi istemiyle Belediye aleyhine tam yargı davası açmışlardır. Derece mahkemelerince davanın reddine karar verilmiştir. Kararda, başvurucuların uyuşmazlık konusu taşınmazları edindikleri tarih itibarıyla taşınmazlar için kısıtlılık durumunun mevcut olduğu vurgulanmıştır. Bu bağlamda mülkiyet hakkının geçmişte belirli bir süre engellenmiş olması durumunun eski malikler açısından gerçekleşmiş olmasına rağmen daha sonraki satış işlemleri sonucu taşınmazları edinen başvurucular açısından kısıtlılık halinden kaynaklanan ve tazminatı gerektirir mağduriyetin gerçekleşmediği belirtilmiştir. Başvurucular, nihai kararın tebliği üzerine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Konu ile ilgili hukuk için bkz. Hüseyin Ünal, B. No: 2017/24715, 20/9/2018, §§ 17- | Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/37323 | Başvuru, taşınmazın imar planında kamu hizmeti alanına ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, işverenle güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan işe iade davasında davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 2/8/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 27/2/2016 tarihinden itibaren taşeron şirket bünyesinde, Celal Bayar Üniversitesi Salihli Meslek Yüksek Okulunda işçi statüsünde çalışmaktayken 19/9/2016 tarihinde başvurucunun iş sözleşmesi feshedilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle 17/10/2016 tarihinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile hiçbir bağlantısı olmadığını belirtmiştir. Akrabasının tutuklanması gerekçe gösterilerek sözleşmesinin feshedildiğini söyleyerek cezada şahsilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Salihli İş Mahkemesi (Mahkeme) 28/9/2017 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Davalı Üniversiteye bağlı Salihli Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü'nün Genel Sekreterliğe hitaplı, 17146867-640 sayılı yazısı ile, davacının FETÖ/PDY yapılanması üyeliği/iltisakı/irtibatı ile ilgili tutuklanan Ö.'nün yakın akrabası olması ve bu kişinin referansı ile işe başlamış olması, kendisinin de mezkur yapı ile bağlantılı olduğu hakkında şüphe oluşmasına neden olduğu, görev ve ilişiğinin kesilmesi hususunda gereğinin yapılması hususundaki yazı doğrultusunda davacının iş akdinin davalı şirket tarafından feshedildiği, işten ayrılış bildirgesinde ayrılış sebebinin " Kod 36 (olağanüstü hal)" olduğu anlaşılmıştır. Salihli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2016/7284 sayılı soruşturma dosyasında, davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yürütülen soruşturmanın devam ettiği bildirilmiştir. 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından T. Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzenin yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye yahut Türkiye Cumhuriyet Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye yönelik darbe girişiminde bulunulduğu, ülke genelinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle mücadele edildiği, kamu kurumunda çalışan kişiler hakkında gerek kanun hükmünde kararnameler gerekse idari soruşturmalar yapıldığı bilinen bir gerçektir. Davalı Üniversitenin de çalışan personeller hakkında yukarıda bahsedilen mücadele kapsamında değerlendirme, soruşturma ve araştırma yapma, güven ilişkisi tesis etme ve güvenlik endişesi gördüğü kişilerle çalışmama hakkı bulunmaktadır. Bu kapsamda davalı Üniversite tarafından davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile bağlantılı olduğuna dair duyduğu yoğun şüphe nedeniyle iş akdinin sonlandırıldığı, Üniversite yönetimi ile davacı işçi arasında güven ilişkisinin yıkıldığı, davacının yapmakta olduğu iş için uygunluğu ortadan kalktığı, yapılan feshin şüphe feshine dayandığı kanaatine varılmıştır. Davalı alt işverenin iş akdini feshetmesinde asıl işverenin talebini yerine getirdiği, asıl işverenin ise şüphe feshine dayandığının kabulü ile feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilerek aşağıdaki gibi karar verilmiştir." Başvurucu, karara karşı 3/10/2017 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde, FETÖ/PDY ile bağlantısı olmadığını yinelemiştir. Hakkında soruşturma bulunsa bile bugüne kadar herhangi bir şekilde yakalama, gözaltına alınma, ifadesinin alınması gibi bir işlem tesis edilmediğini belirtmiştir. Soruşturma dosyasının gizli olması nedeniyle soruşturmaya dair bilgisi olmadığını söyledikten sonra hakkında yürütülen soruşturmanın bekletici mesele yapılmasını istemiş, suçluluğu sabit oluncaya kadar masum olduğunu ileri sürmüştür. Bu nedenle soruşturma gerekçe gösterilerek sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 31/5/2017 tarihinde istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Kararda, başvurucu hakkında FETÖ/PDY'ye yönelik olarak Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yürütüldüğü bilgisine yer verilerek işverence işçinin FETÖ/PDY ile bağlantısından şüphelenildiğinden ve bunun büyük bir ihtimalle doğru olmasından bahisle güvenin yıkılması veya ağır biçimde zedelenmesi ve işverenden katlanması beklenemeyecek bir şüphe doğması nedeniyle işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğun ortadan kalktığı ifade edilmiştir. Buna bağlı olarak da gerçekleştirilen feshin geçerli bir neden oluşturduğu sonucuna varıldığı belirtilmiştir. Başvurucu, karara karşı süresinde temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay Hukuk Dairesi (Yargıtay) 15/5/2018 tarihinde temyiz talebini reddederek Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamıştır. Nihai karar başvurucuya 19/7/2018 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu karara karşı 2/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu hakkında Salihli Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016 yılında FETÖ/PDY'ye üye olma suçuna ilişkin soruşturma başlatılmıştır. Söz konusu soruşturma işbu kararın verildiği tarih itibarıyla derdest olup yürütülen soruşturma hakkında Salihli Sulh Ceza Hâkimliği 21/10/2016 tarihinde, şüpheli ve müdafilerinin soruşturma dosyasını inceleme ve belgelerden örnek alma yetkisinin kısıtlanmasına karar vermiştir. A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"... şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 3/10/2018 tarihli ve E.2018/10430, K.2018/20956 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde değerlendirme yapılacak olursa, somut olayda davacının iş sözleşmesinin feshi ile ilgili yasal dayanakların 4857 sayılı İş Kanunu ile birlikte Bakanlar Kurulu kararı ile ülke genelinde ilan edilen Olağanüstü Hal kapsamında çıkartılan kanun hükmünde kararnameler olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Söz konusu kararnamelerin iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yönelik hükümleri incelendiğinde, gerek 667 sayılı KHK’nin maddesi gerekse 673 sayılı KHK’nin maddesinde bu kanun hükmünde kararnameler kapsamında iş sözleşmesi feshedilen işçilerin bir daha yeniden doğrudan veya dolaylı olarak eski işinde veya benzer işlerde görevlendirilemeyecekleri, bunların işe iadesinin mümkün olmadığı şeklinde emredici nitelikte düzenlemelerin yer aldığı görülecektir. Bu yasal düzenlemelerin nitelik itibariyle, kamu düzenine ilişkin ve açıkça emredici nitelikte olduğu değerlendirildiğinde, açılacak davalarda taraflarca hazırlama ilkesine üstünlük tanınamayacağı göz önüne alınmalıdır. Bu itibarla, ilgili kanun hükmünde kararnameler kapsamındaki fesihlere ilişkin olarak açılan işe iade davalarında, taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir.Buna göre görülmekte olan davada, sözleşmenin feshine dayanak bilgi ve belgelerin mahkemece resen araştırılması gerekmekte ise de, dosyada sadece Erzurum Cumhuriyet Baş Savcılığına davacı hakkında soruşturma veya kovuşturma olup olmadığı yönünde yazılan yazı cevabi ile yetinildiği , bu yönde başkaca bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Davacının iş sözleşmesinin feshine dayanak objektif değerlendirmelerin neler olduğu, hangi bilgi ve belgelerin feshe gerekçe yapıldığı davalı bankadan sorularak; bunun yanında resen araştırma ilkesi kapsamında davacı hakkında mevcut ise adli ya da idari soruşturma evrakları, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın Terörle Mücadele, Kaçakçılık, Organize Suçlar ve İstihbarat ile ilgili birimlerinden ve Bilgi Teknolojileri Kurumu’ndan getirtilmeli, varsa davacı ile ilgili bilgi ve belgeler ile yine Bank Asya nezdinde açılmış mevduat hesapları, hesap hareketleri ve bankacılığa ilişkin işlemler olup olmadığı sorulmalı, tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Eksik incelemeyle yazılı gerekçe ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davacının davasının kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi' dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir." | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/25691 | Başvuru, işverenle güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan işe iade davasında davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, taşınmazın imar planında kamu hizmeti alanına ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 6/3/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş sunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun maliki olduğu başvuruya konu taşınmaz 1/1000 ölçekli revizyon uygulama imar planında kamu hizmeti alanı olarak ayrılmıştır. Başvurucu, bu taşınmazın kamulaştırılması istemiyle Belediyeye başvurmuş fakat bu yoldan bir sonuç elde edememiştir. Başvurucu, bunun üzerine imar planında kamu hizmeti alanına ayrılan taşınmazın rayiç bedelinin ödenmesi istemiyle Belediye aleyhine tam yargı davası açmıştır. Derece mahkemesince uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir. Kararda, 7/9/2016 tarihinde yürürlüğe giren 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na birtakım hükümler eklendiği vurgulanmıştır. Bu bağlamda uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılan taşınmazların kamulaştırılması için öngörülen beş yıllık sürenin 2942 sayılı Kanun'a eklenen geçici madde gereğince bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayacağı ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılan ancak henüz karara bağlanmayan veya kararı kesinleşmeyen davalara da bu madde hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Başvurucu, nihai kararın tebliği üzerine bireysel başvuruda bulunmuştur. Konu ile ilgili hukuk için bkz. Hüseyin Ünal, B. No: 2017/24715, 20/9/2018, §§ 17- | Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/14963 | Başvuru, taşınmazın imar planında kamu hizmeti alanına ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, ceza mahkemesi kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 17/3/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucularla mağdur arasında çıkan tartışmada başvurucuların ve diğer sanık E.nin mağduru bıçakla hayati tehlike geçirecek şekilde yaraladıkları iddiasıyla başvurucular ve diğer sanık E. hakkında Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığının 25/3/2009 tarihli iddianamesiyle nitelikli kasten yaralamaya iştirak suçundan kamu davası açılmıştır. Başvurucuların vekili o tarihte sadece diğer sanık E.nin müdafii sıfatıyla duruşmalara katılmıştır. Gaziosmanpaşa Asliye Ceza Mahkemesinin 23/1/2013 tarihli kararıyla başvurucuların ve diğer sanık E.nin atılı suçtan ayrı ayrı 2 yıl 9 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Anılan karar başvurucuların yokluğunda, o tarihte sadece diğer sanık E.nin müdafii olan A.A.S.nin yüzüne karşı verilmiştir. Diğer sanık E. hakkındaki mahkûmiyet kararını 25/1/2013 tarihli dilekçeyle temyiz eden müdafinin mahkûmiyet kararını sanık E.nin kardeşleri olan başvuruculara haber vermesi üzerine başvurucular, kararın kendileri açısından da temyiz edilmesini istediklerini ifade etmişlerdir. Müdafi ile başvurucular arasında 1/2/2013 tarihli vekâletnameler düzenlenmiş, müdafi başvurucular hakkındaki mahkûmiyet kararını 1/2/2013 havale tarihli dilekçeyle temyiz etmiştir. Dolayısıyla başvurucular en geç söz konusu tarih itibarıyla hükümden haberdar olmuşturlar. Gerekçeli karar, başvuruculara 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun maddesi uyarınca 20/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Yargıtay Ceza Dairesi 26/1/2015 tarihli kararıyla başvurucuların temyiz taleplerini süre aşımı yönünden reddetmiştir. Yargıtay kararının gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir: "Sanıklar Emrah Demirtaş, Zafer Demirtaş [başvurucular] müdafiinin aynı zamanda sanık [E.nin] de müdafii olduğu, sanık müdafiinin yüzüne karşı verilen karara karşı 1/2/2013 tarihinde temyiz isteminde bulundukları ve bu şekilde 1412 Sayılı CMUK'un 310/ maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süre geçtikten sonra, temyiz etmiş oldukları anlaşıldığından temyiz istemlerinin, CMUK'un maddesi uyarınca REDDİNE (...)" Red kararı 9/3/2015 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir. 17/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili Mevzuat 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un "Temyiz ve karar düzeltme" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Bölge adliye mahkemelerinin, 2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır.” 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun başvuruyla ilgili ve o dönem yürürlükte bulunan maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“Temyiz talebi, hükmün tefhiminden bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine yapılacak beyanla olur. Beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hakime tasdik ettirilir.” Yargıtay Kararları Yargıtay Ceza Dairesinin 14/12/2017 tarihli ve E.2017/2941, K.2017/5601 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:" Sanık [S.K.] adına hükmü temyiz eden Avukat [Y.nin] bu sanık adına düzenlenmiş vekaletnamesi veya yetki belgesi dosyada bulunmadığı gibi anılan sanık ile birlikte sanığın müdafii olarak duruşmalara katıldığı da tespit edilemediğinden, varsa temyiz tarihinden önce düzenlenmiş vekaletname veya yetki belgesinin dosyaya konulması, aksi takdirde yokluğunda hüküm verilen ve sanığın vekaletnameli müdafii olan Av. [A.Ö.ye] gerekçeli kararın tebliğ edilmesi ve süresinde sunması halinde temyiz dilekçesinin de eklenmesinden sonra iade edilmesinin temini için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE..." Yargıtay Ceza Dairesinin 13/1/2014 tarihli ve E.2013/13539, K.2014/182 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Sanık müdafii olarak temyiz başvurusunda bulunan Avukat [O.G.nin] dosya içinde vekaletnamesi bulunmadığı gibi sanık ile beraber duruşmalara katıldığı da belirlenemediğinden, temyiz tarihinden önce düzenlenmiş vekaletnamesi ya da yetki belgesi varsa eklenmesi, aksi takdirde gerekçeli kararın yokluğunda karar verilen ve dosyada vekaletname fotokopisi bulunan Avukat [A.B.nin] vekaletname aslını veya onaylı örneğini sunması halinde adı geçene tebliği, aksi durumda ise sanığın kendisine tebliğinden sonra iade edilmesinin temini için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE..."B. Uluslararası Hukuk İlgili uluslararası hukuk için bkz. Hasan İşten, B. No: 2015/1950, 22/2/2018,§§ 21- | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/5498 | Başvuru, ceza mahkemesi kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, bir toplantıya katılan başvurucuların cezalandırılmasının toplantı ve gösteri yürüyüşünü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvurular 3/6/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. 2016/10633, 2016/10634 ve 2016/10635 numaralı bireysel başvuru dosyalarının aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2016/10633 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin 2016/10633 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, öğretmen olarak görev yapmaktadır. Olay tarihinde başvuruculardan Özkan Rona, Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası Bursa Şubesi başkanıdır. Eğitim iş kolunda faaliyet gösteren Türk Eğitim Sendikası, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası, Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası ve Aktif Eğitimciler Sendikasının Bursa Şubeleri, gerçekleştirilen okul müdürleri atamalarını protesto etmek amacıyla 10/9/2014 tarihinde çeşitli sivil toplum kuruluşlarının da katılımıyla bir yürüyüş organize etmiştir. Yürüyüş kapsamında Bursa İl Millî Eğitim Müdürlüğü (Müdürlük) önünde bir basın açıklaması yapılması planlanmıştır. 10/9/2014 tarihinde aralarında başvurucuların da bulunduğu grup saat 30'da Şehreküstü Meydanı'nda toplanmaya başlamıştır. Yürüyüş başlamadan önce emniyet görevlileri ile gerçekleştirilen görüşmede, yapılacak konuşmalar ve basın açıklamasının ardından Bursa İl Millî Eğitim müdürü ile katılımcı sendikaların şube başkanlarının yüz yüze görüşmeleri konusunda mutabık kalınmıştır. Anılan grup saat 00'te hareket etmiş, Fevzi Çakmak Caddesi'ni takip ederek Müdürlük önüne gelmiştir. Yürüyüş esnasında kamu düzenini aksatan herhangi bir olay yaşanmamıştır. Müdürlük önünde her sendikanın şube başkanı toplanan gruba hitaben konuşma yapmıştır. Yapılan konuşmalar yaklaşık 35 dakika sürmüştür. Son konuşmayı gerçekleştiren sendika temsilcisi konuşmasını sonlandırırken sendika başkanları olarak il millî eğitim müdürü ile görüşeceklerini, gruptan isteyen kişilerin de ilgili birimlerle görüşme yapabileceklerini söylemiştir. Sendika şube başkanlarının Müdürlük binasına girmesinin hemen ardından gruptan bazıları da içeri girmek istemiştir. Bu arada giriş kapısı önünde görev alan sivil polisler grubun içeri girmesini hat oluşturmak suretiyle engellemiştir. Buna karşın içeri girmek isteyen grubun giriş kapısında bulunan sivil polislere yüklenmesi sonucu arbede yaşanmış ve Müdürlük girişi kapanmıştır. Ardından daha önceden Müdürlük içinde tedbir alan emniyet görevlileri kapıya gelerek grubun önünde hat oluşturmuş ve grup içeri alınmamıştır. Emniyet görevlileri tarafından şube başkanlarına, müzakerede temsilci bazında içeriye girileceğinin söylendiği hatırlatılmıştır. Bu teklifin kendileri tarafından da kabul edildiği, çıkan gerginliğe gerek olmadığı, temsilcilerin içeriye girebileceği ve diğer grubun Millî Eğitim Müdürlüğünün önündeki geniş alanda bekleyebileceği ifade edilmiştir. Daha sonra özel kalem müdürü kapıya gelerek gruba hitaben toplu hâlde içeriye giremeyeceklerini ancak sendika yöneticilerinden heyet oluşturmak suretiyle içeriye girilebileceğini topluluğun önünde beyan etmiştir. Sendika yöneticilerinin Müdürlük binasına girmekte ısrarcı olduklarını ifade etmelerinin ardından grup, kapı önünde bulunan polis memurlarına tekrar toplu hâlde yüklenmiştir. Bu arada yapılan eylemin kanunsuz olduğu, eylemin derhâl sonlandırılması gerektiği, aksi takdirde yasal işlem yapılacağı ses yayın aracıyla anons edilmiştir. Akabinde içeri girmeye çalışan grup, kademeli güç kullanmak ve iteklenmek suretiyle merdivenlerden bahçe kısmına indirilmiş; Müdürlük bina girişi güvenliğe alınmıştır. Bu esnada Müdürlük giriş kapısının camlı bölmesi ile bir polis kalkanı kırılmış, bir polis memuru da basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmıştır. Yaşananların ardından gruba hitaben sendikaların temsilcileri tarafından teşekkür konuşmaları yapılmış ve sonrasında grup olaysız bir şekilde dağılmıştır. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık) söz konusu toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılanlar hakkında soruşturma başlatmıştır. Soruşturma sonucunda Savcılık başvurucular hakkında kamu malına zarar verme ile kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme, bunların hareketlerine katılma suçlarından 14/1/2015 tarihinde iddianame düzenlemiştir. Başvurucular da dâhil yirmi yedi kişinin yargılandığı dava Bursa Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmüştür. Mahkeme 25/2/2016 tarihli kararında; başvurucuların Müdürlük binasına girme konusunda ısrarcı olduklarını, polis memurlarına doğru toplu hâlde yüklenildiğini ve uyarı anonslarına uymamaları sonucu arbede yaşandığını belirtmiştir. Olay yerinin görüntülerini içeren dokümanları ve sanık savunmalarını birlikte değerlendiren Mahkeme, başvurucular hakkında kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Başvurucular, mala zarar verme suçundan ise beraat etmişlerdir. Başvurucular, HAGB kararına itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen Bursa Ağır Ceza Mahkemesi 20/4/2016 tarihinde itirazı reddetmiştir. Karar, başvurucuların vekiline 5/5/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular 3/6/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşleri düzenleyen veya yönetenlerle bunların hareketlerine katılanlar, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”B. Uluslararası Hukuk Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına ilişkin ilgili uluslararası hukuk kaynaklarının verildiği kararlar için bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, §§ 25-30 ve Ömer Faruk Akyüz, B. No: 2015/9247, 4/4/2018, §§ 28- | Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/10633 | Başvuru, bir toplantıya katılan başvurucuların cezalandırılmasının toplantı ve gösteri yürüyüşünü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, bir siyasetçiye yönelik eleştiriler dolayısıyla verilen adli para cezasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 1/7/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Asıl başvurucu olan Mustafa ÇEPER (Bundan sonra başvurucu olarak anılacaktır.) 6/1/2022 tarihinde vefat etmiştir. Başvurucunun mirasçıları, avukatları aracılığıyla 14/6/2022 tarihinde verdikleri dilekçeyle başvuruya devam etmek istediklerini beyan etmişlerdir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1962 doğumlu olup İstanbul'un Avcılar ilçesinde ikamet etmekte olan emekli bir vatandaştır. A.Ş. (müşteki) ise iktidar partisi kurucularından olup anılan partide bir dönem (2002-2007) milletvekilliği ile birlikte başbakan yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. Sonrasında ise iktidar partisinden ayrılarak kendi partisini kurmuş ve 2012 yılına kadar siyasi hayatına parti başkanı olarak devam etmiştir. Müşteki 2012-2018 yılları arasından bağımsız bir şekilde siyaset hayatına devam ettikten sonra 24 Haziran 2018 tarihli Genel Seçim'de (Genel Seçim) ana muhalefet partisinden milletvekili seçilmiştir. Başvuru konusu olay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan adına açılmış bir Facebook sayfasında, başka bir kullanıcı tarafından yapılan linkli paylaşımın altına başvurucunun kendi yorumunu eklemesi ile gerçekleşmiştir. Bahsi geçen üçüncü kişinin yaptığı paylaşımda müşteki A.Ş.nin görseline ve müştekiye ait olduğu iddia edilen bazı sözlere yorumlu bir şekilde yer verilmiştir. Anılan paylaşıma göre müşteki milletvekili hükûmet politikalarına destek veren bir partinin genel başkanını şu sözlerle eleştirmiştir: "Çok genel başkan gördük ama 2 yıl sonraki seçim için partisini iktidara teslim eden, tüm iddialarını terkeden, siyasi müflis B. gibisini görmedik... (A.Ş.) - Paylaşıma ek yorum ise şöyledir:Biz de çok siyasetçi gördük ama k... tekmeyi yiyerek bu kadar anıranını ilk defa gördük!!!"- Başvurucu iki parçadan oluşan bahse konu paylaşımın altına 11/1/2018 tarihinde şu şekilde bir yorumda bulunarak paylaşmıştır:"Çok insanlar gördük senin gibi satılmış siyonist görmedik" Müşteki, başvurucu hakkında 21/5/2018 tarihinde hakaret suçundan cezalandırılması istemiyle şikâyette bulunmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 12/2/2019 tarihli iddianame ile başvurucunun hakaret suçundan cezalandırılmasını talep etmiştir. Yargılamayı yapan Ankara Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 27/5/2019 tarihinde başvurucunun hakaret suçundan 740 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Yapılan yargılama, tevilli ikrara dayalı sanık savunması, facebook ekran görüntü kayıtları, katılan vekili beyanları ile tüm soruşturma evrakı birlikte değerlendirildiğinde, sanığın facebook sosyal paylaşım sitesinde katılanın fotoğrafı ile yapılan paylaşımın altına "çok insanlar gördük senin gibi satılmış siyonist görmedik" şeklinde yorum yazarak katılana karşı onur şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikte sözler yazmak suretiyle facebook üzerinden belirsiz sayıda kullanıcının öğrenmesi mümkün ve muhtemel şekilde alenen hakaret ettiği, böylece üzerine atılı suçu işlediği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir." A. Ulusal Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hakaret" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır...(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur."B. Uluslararası Hukuk İlgili uluslararası hukuk için bkz. Koray Çalışkan, B. No: 2014/4548, 5/12/2017, §§ 17-23; Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, §§ 29- | İfade özgürlüğü | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/21707 | Başvuru, bir siyasetçiye yönelik eleştiriler dolayısıyla verilen adli para cezasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 19/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, boşanma davası devam ederken evli kalınan süre içerisinde alınan taşınmazlara sağladığı katkı payının ödenmesi talebiyle 20/9/2007 tarihinde dava açmıştır. Bakırköy Aile Mahkemesi 31/10/2013 tarihli kararı ile davanın kabulüne karar vermiştir. Karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 11/5/2015 tarihli ilamı ile bozulmuştur. Bozma üzerine Mahkemece 17/11/2015 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Temyiz talebinde bulunulmamış olup anılan karar 11/1/2016 tarihinde kesinleşmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/19846 | Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Cezaevinde hükümlü olarak bulunan başvurucu, mevzuatta bir sınırlama olmadığı halde, odasında 10 kitaptan daha fazla kitap bulundurmasına izin verilmediğini belirterek, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuru, 26/2/2013 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 23/1/2014 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 12/2/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 17/4/2014 tarihli görüş yazısı 30/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu, görüşünü 18/6/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Ankara 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır. Başvurucu, okuma ihtiyaçlarının tam olarak karşılanmadığına ve yanlarında bulundurabilecekleri kitap sayısının arttırılmasına yönelik olarak Ankara İnfaz Hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. Ankara İnfaz Hâkimliği 25/12/2012 tarihli kararında, Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesinin maddesine dayanarak, hükümlülere yeterince kitap okuma imkânı verildiği ve verilen kitapların da yenisi ile değiştirilme olanağının bulunduğu gerekçesiyle şikayeti reddetmiştir. Anılan karara karşı yapılan itiraz, Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 25/1/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu bu kararı, kendisine 18/2/2013 tarihinde yapılan tebliğ ile öğrenmiştir. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, 26/2/2013 tarihinde yapılmıştır. İlgili Hukuk 13/12/2004 tarih ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Kültür ve sanat etkinliklerine katılma, ifade özgürlüğü” kenar başlıklı maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:“Hükümlülerin ifade özgürlüğü çerçevesinde gerçekleştirebilecekleri yayın etkinlikleri, kurumda çalışma esaslarını düzenleyen hükümlere ve bu husustaki koşullara bağlıdır.” 5275 sayılı Kanun’un “Kütüphaneden yararlanma” kenar başlıklı maddesi şöyledir: (1) Ceza infaz kurumlarında, kurumun büyüklüğüne göre, kütüphane veya kitaplık oluşturulur. Kütüphanelerde veya kitaplıklarda verilen derslere kaynaklık edecek kitapların yanı sıra olanaklar ölçüsünde hükümlülerin boş zamanlarını değerlendirmelerini, okuma alışkanlığı edinmelerini ve kültür bakımından ufuklarını geliştirmelerini sağlayacak kitaplar da bulundurulur. (2) Hükümlüye kurum kütüphanesinden yararlanma imkânı verilir.(3) Bu hizmet, gezici kitaplıklarla da yerine getirilebilir. 5275 sayılı Kanun’un “Süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı” kenar başlıklı maddesi şöyledir: (1) Hükümlü, mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla süreli ve süresiz yayınlardan bedelini ödeyerek yararlanma hakkına sahiptir. (2) Resmî kurumlar, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler tarafından çıkartılan gazete, kitap ve basılı yayınlar, hükümlülere ücretsiz olarak ve serbestçe verilir. Eğitim ve öğretimine devam eden hükümlülerin ders kitapları denetime tâbi tutulamaz. (3) Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye verilmez. Adalet Bakanlığının 2005 tarihli Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’nin “Oda veya koğuşa verilecek yayın ve süresi” başlıklı maddesi şöyledir:“Oda veya koğuşta okunmak üzere, kütüphane ve kitaplıklarda bulunan süreli ve süresiz yayınlar, hükümlü ve tutuklulara zimmetle verilir.Verilecek yayın sayısı, kütüphane ve kitaplık hizmetlerini aksatmayacak, oda veya koğuş düzenini bozmayacak şekilde, oda veya koğuştaki hükümlü ve tutuklu mevcudu ile kütüphane veya kitaplıkta bulunan yayın sayısı dikkate alınarak eğitim kurulu kararıyla belirlenir.Verilen yayınlar, en çok onbeşinci günün sonunda kütüphane veya kitaplığa iade edilir. Bu sürenin bitiminde, sürenin uzatılmasını isteyenlere; yayın adedine, yayına gösterilen ilgiye ve faydalanma maksadına göre kütüphane veya kitaplık sorumlusu tarafından ek süre verilebilir.” | İfade özgürlüğü | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/1821 | Cezaevinde hükümlü olarak bulunan başvurucu, mevzuatta bir sınırlama olmadığı halde, odasında 10 kitaptan daha fazla kitap bulundurmasına izin verilmediğini belirterek, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir. | 0 |
Başvurucu hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin makul süre içinde sonuçlanmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle uğradığı manevi zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir. Başvuru, 18/4/2013 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 20/2/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 28/4/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu ve yirmi arkadaşı hakkında 5/6/2006-9/6/2006 tarihleri arasında teşekkül halinde sahte kredi kartı imal etmek ve dolandırıcılık suçlarından yapılan soruşturma sonucunda başvurucu 5/6/2006 tarihinde gözaltına alınmış ve 9/6/2006 tarihinde tutuklanmıştır. Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının 6/12/2006 tarihli iddianamesiyle başvurucu hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, iştirak halinde ve zincirlemeli biçimde sahte kredi kartı üretmek, zincirlemeli biçimde sahte kredi kartı üretmeye teşebbüs suçlarından cezalandırılması için Kadıköy Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. Kadıköy Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada başvurucunun savunması 29/12/2006 tarihli celsede alınmış ve başvurucu 8/7/2007 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmiştir. Başvuru tarihinde dava İlk Derece Mahkemesinde derdest iken celsenin yapıldığı 11/9/2013 tarihinde İlk Derece Mahkemesinde yargılama bitirilmiş ve başvurucunun, suç işlemek için örgüt kurmak suçundan 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve banka ve kredi kartlarını kötüye kullanmak suçundan iki kez 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ruhsatsız silah bulundurmak suçundan 10 ay hapis ve 450 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Başvurucu İlk Derece Mahkemesinin kararını 17/12/2013 tarihinde temyiz etmiş ve dosya 2/6/2014 tarihinde temyiz incelemesi için Yargıtaya gönderilmiştir. Dava halen Yargıtayda derdesttir.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrası ve maddesinin (2) numaralı fıkrası. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/2697 | Başvurucu hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin makul süre içinde sonuçlanmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle uğradığı manevi zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir. | 1 |
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 11/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia dışındaki iddialar yönünden kabul edilmezlik kararı verilerek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu geçirdiği guatr ameliyatı sonucu ses tellerinin zarar gördüğünü ileri sürerek 29/6/2010 tarihinde maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi 6/3/2013 tarihli kararı ile, yapılan ameliyatta davalılara atfedilebilecek bir kusur olmadığı, başvurucunun ses tellerinde meydana gelen zararın ameliyat sonrası oluşabilecek doğal komplikasyonlardan olduğu gerekçeleriyle davanın reddine karar vermiştir. Karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 17/3/2014 tarihli ilamı ile onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 3/11/2014 tarihli ilamı ile reddedilmiştir. Anılan ilam başvurucuya 17/11/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/19799 | Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, bir siyasi partinin il başkanlığı binasında yapılan arama nedeniyle ifade özgürlüğüyle bağlantılı olarak siyasi örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular 20/3/2015 ve 1/4/2015 tarihlerinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 2015/6080 numaralı başvuru dosyasının konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2015/5076 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2015/5076 numaralı başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine ve diğer dosyanın kapatılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Birinci başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. İkinci başvurucu ise süresinde beyanda bulunmuştur. A. Arama Kararına İlişkin Süreç Başvuruculardan Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) 1996 yılında kurulan bir siyasi partidir. Nevzat Çolak ise olay tarihinde ÖDP Edirne il başkanı olarak görev yapmaktadır. Başvuruya konu olayın meydana geldiği tarihten yaklaşık dokuz ay önce 19/3/2014 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Edirne İl Başkanlığı tarafından o tarihte Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla Selimiye Meydanı'nda "Yerel Seçimler" konulu açık hava toplantısı düzenlenmiştir. Başbakanı protesto etmek amacıyla ÖDP ve Türkiye Komünist Partisi (TKP) il binalarında toplanan bir grup tarafından pankart açılıp slogan atılarak eylem gerçekleştirilmiştir. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığından (Başsavcılık) alınan arama kararına istinaden belirtilen yerlere girilerek suç olduğu değerlendirilen pankartlara el konulmuş ve gruptaki kişiler hakkında adli işlem yapılmıştır. Başvuruya konu olay ise aynı yıl 24/12/2014 tarihinde meydana gelmiştir. Anılan tarihte Edirne'de AK Parti il başkanları toplantısı yapılması ve toplantıya o tarihte Başbakan olan Ahmet Davutoğlu ile birlikte başbakan yardımcıları, bakanlar, AK Parti genel başkan yardımcıları, belediye başkanları ve il başkanlarının katılması planlanmıştır. Toplantı Edirne Ticaret ve Sanayi Odası konferans salonunda yapılmıştır. ÖDP İl Başkanlığı ile toplantının yapıldığı yer arasındaki mesafe yaklaşık 7 km'dir. Her iki bina da Talatpaşa Caddesi üzerindedir. Anılan toplantıdan önce gerekli güvenlik ve emniyet tedbirlerini alan Edirne İl Emniyet Müdürlüğünün (Emniyet Müdürlüğü) arama talebine ilişkin 23/12/2014 tarihli yazısında; i. Toplantıya katılacak Başbakan ile bakanları protesto edecek ve programlara katılan kalabalığı provoke edebilecek ibareler taşıyan pankart ve dövizler açılacağı, yazılama (tutanaktaki ifade şekli) ve slogan gibi provoke edici eylemlere girişileceği şeklinde duyumlar alındığı belirtilmiş, dokuz ay önce meydana gelen olaylar hatırlatılmıştır. ii. 19/12/2014 tarihinde saat 40 sıralarında Sabuni Mahallesi Mutafçılar Sokak'ta bulunan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İl Başkanlığı binasının caddeye bakan cephesinin duvarına resimler ve pankartlar asıldığı belirtilmiştir. Bu pankartlarda eski İçişleri, Avrupa Birliği, Ekonomi, Çevre ve Şehircilik Bakanlarının maskeli resimlerinin bulunduğu, pankart üzerinde "17-25 Aralık Haftası Yolsuzluk ve Rüşvetle Mücadele Haftası Olsun!" ifadesinin yer aldığı, Başsavcılığın talimatıyla yerinden sökülerek resim ve pankarta el konulduğu ifade edilmiştir.iii. Daha önce yaşananlara yer verilerek 24/12/2014 tarihinde yapılacak toplantı sırasında kalabalığı provoke edebilecek ibareler içeren pankart ve dövizler açılacağı, yazılama ve slogan gibi provoke edici eylemlere girişileceği yönünde makul şüphenin bulunduğu gerekçesiyle ve suçun işlenmesinin önlenmesi amacıyla ÖDP il binası, Komünist Parti-KP ve TKP'nin eski binası, Tüm Gençlik Birliği-TGB ve Edirne Gençlik Kültür Evi'nde arama yapılması yönünde karar alınması için izin talebinde bulunulmuştur. Başsavcılık, Emniyet Müdürlüğünün yazısındaki talebi doğrultusunda ve yazıdaki aynı gerekçelerle Edirne Sulh Ceza Hâkimliğinden (Hâkimlik) arama kararı verilmesini talep etmiştir. Hâkimlik 23/12/2014 tarihli kararında Başsavcılığın talebini kabul etmiş ve talepte belirtilen adreslerde 24/12/2014 tarihinde 00-00 saatleri arasında gündüz vaktinde bir defaya mahsus arama yapılmasına karar vermiştir. Arama kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: “Başbakan ve Bakanlara karşı hakaret ve iftira suçlarının işleneceği, programlara katılan kalabalığı provoke edebilecek ibareler bulunan, pankart ve dövizlerin açılacağı, yazılama ve slogan gibi provoke edici eylemlerin yapılacağı şeklinde makul şüphe oluştuğundan, bunlara engel olunması suç delillerinin elde edilmesi...” Arama kararı üzerine ÖDP il binasında 24/12/2014 tarihinde arama gerçekleştirilmiştir. Yapılan aramada herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanılmamıştır. Diğer adreslerde de yapılan aramalarda herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanılmaması nedeniyle Başsavcılık 29/12/2014 tarihinde, arama kararına dayanak olan suçların işlenmediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.B. Başvurucuların Şikâyetine İlişkin Soruşturma Süreci Başvurucu Nevzat Çolak il başkanı sıfatıyla imzaladığı dilekçesiyle arama kararının haksız olduğu gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı, Edirne Valiliği ve Edirne Emniyet Müdürlüğü memurları hakkında hakaret, işyeri dokunulmazlığının ihlali, görevi kötüye kullanma, yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs, ayrımcılık, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçlarından şikâyetçi olmuştur. Başsavcılık yukarıda anılan şikâyete konu suçların yasal unsurlarının oluşmadığı kanaatiyle 12/1/2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başsavcılığın kararına karşı başvurucu Nevzat Çolak'ın yapmış olduğu itiraz 5/2/2015 tarihinde, başvurucu ÖDP vekili tarafından yapılan itiraz ise 16/2/2015 tarihinde Hâkimlik tarafından Başsavcılığın kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçeleriyle reddedilmiştir. Ret kararı birinci başvurucuya 19/2/2015 tarihinde, ikinci başvurucuya 3/3/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular 20/3/2015 ve 1/4/2015 tarihlerinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Şüpheli veya sanıkla ilgili arama" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"1) Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir." 5271 sayılı Kanun'un "Arama" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"1) (Değişik : 25/5/2005 – 5353/15 md.) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir. (2) Arama karar veya emrinde;a) Aramanın nedenini oluşturan fiil,b) Aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya,c) Karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi,Açıkça gösterilir." | İfade özgürlüğü | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/5076 | Başvuru, bir siyasi partinin il başkanlığı binasında yapılan arama nedeniyle ifade özgürlüğüyle bağlantılı olarak siyasi örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, gazi aylığı alındığı hâlde tütün ikramiyesinin ödenmediğinden bahisle açılan iptal davasında hukuka aykırı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 12/12/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, askerlik hizmetini yapmaktayken Kıbrıs Barış Harekâtı'na katılmış; 7/4/1975 tarihinde terhis edilmiştir. Başvurucu 29/7/1974 tarihinde yapılan harekât sırasında sağ elinden yaralandığını, tam iyileşmeden askerlik süresi dolduğu için terhis edildiğini ve kendisine gazi aylığı bağlandığını belirterek 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun ek maddesi gereğince harp malullerine yapılan ödemeden yararlanmak için Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) başvurmuştur. SGK, başvurucunun askerî harekât sırasında yaralanmış olduğunu ancak Adana Asker Hastanesinde tedavisinin yapılarak birliğine iade edildiğini ve normal askerlik süresi sonunda da terhis edildiğini belirtmiştir. Ayrıca başvurucu, tütün ikramiyesi olarak bilinen ek ödemeleri talep etmişse de 5434 sayılı Kanun'un ek maddesi gereğince askerlikten sağlam olarak terhis edilen başvurucuya ek ödeme yapılmasına imkân bulunmadığı ifade edilerek talebi reddedilmiştir. Başvurucu, talebinin reddi üzerine Ankara İdare Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Ankara İdare Mahkemesi 2/6/2017 tarihinde iptal kararı vermiştir. Karar gerekçesinde; başvurucunun askerlik sırasında yaralanması üzerine İzmir Devlet Hastanesinden 7/7/1975 tarihli rapor alındığına ve raporda sağ el kurşun yaralanması sebebiyle hareket zayıflığı, kekemelik ve sakatlığın sürekli olduğunun belirtildiğine yer verilmiştir. Bu nedenle başvurucu hakkında vazife malullüğü hükümleri uygulanmak suretiyle 5434 sayılı Kanun'un ek maddesi uyarınca ek ödeme yapılması gerektiği ifade edilerek dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. SGK'nın istinaf talebi üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 14/9/2018 tarihinde İdare Mahkemesi kararını kaldırarak davanın reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinde SGK'nın ret gerekçesine yer verilmiş ve bu kapsamda 5434 sayılı Kanun'un ek maddesi uyarınca ek ödeme yapılabilmesi için ilgililere bu maddenin birinci fıkrasında sayılan kanun hükümleri uyarınca harp veya vazife malulü aylığı bağlanmış olmasının gerektiği belirtilmiştir. 24/2/1968 tarihli ve 1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun'a göre aylık almakta olanlara ek madde uyarınca ek ödeme yapılmasının mümkün bulunmadığı vurgulanmıştır. Ayrıca 22/6/2018 tarihli ara kararla başvurucu hakkında SGK'dan bilgi istendiği, verilen cevapta da başvurucuya Kıbrıs Barış Harekâtı'na katılmasından dolayı 1/11/1992 tarihinden itibaren 1005 sayılı Kanun'a göre aylık bağlandığı, istinafa konu idare mahkemesi kararı uyarınca vazife malullüğü işlemlerinin yapılabilmesi ve maluliyet derecesinin tespiti için tam teşekküllü bir hastaneye başvurması, askerliğe elverişli olmadığına dair sağlık kurulu raporunun getirilmesinin başvurucuya bildirildiği ancak başvurucu tarafından herhangi bir belgenin sunulmadığı ifade edilmiştir. Nihayetinde askerlik görevini yapmakta iken katıldığı Kıbrıs Barış Harekâtı'nda yaralanması sonrasında yapılan tedavi üzerine birliğine katılarak normal askerlik süresi sonunda sağlam olarak terhis edilen ve hakkında vazife malulü hükümleri uyarınca aylık bağlanmadığı anlaşılan başvurucunun 1005 sayılı Kanun uyarınca almakta olduğu aylık dolayısıyla 5434 sayılı Kanun'un ek maddesi uyarınca ek ödemeden yararlandırılmasına olanak bulunmadığı belirtilmiştir. Karar başvurucuya 27/11/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 12/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Subay (yedek subay dahil), astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş ile Türk Silâhlı Kuvvetlerince görevlendirilen ve bu Kanun kapsamında bulunan sigortalılardan;a) Harpte fiilen ateş altında,b) Harpte, harp bölgelerindeki harp harekât ve hizmetleri sırasında, bu harekât ve hizmetlerin sebep ve etkileriyle,c) Harpte veya harbe hazırlık devresinde her çeşit düşman silâhlarının etkisiyle,d) Askerî harekâtı gerektiren iç tedip ve sınır hareketleri sırasında, bu hareketlerin sebep ve etkisiyle,e) Barışta veya olağanüstü hallerde, emir veya görev ile uçuş yapan uçucularla hangi meslek ve sınıftan olursa olsun emirle görevli olarak uçakta bulunanlardan uçuşun havadaki ve yerdeki sebepleriyle ve yine emir ve görev ile dalış yapan dalgıçlarla, hangi meslek ve sınıftan olursa olsun emirle görevli olarak denizaltı gemisinde veya dalgıç kıtasında bulunanlardan denizaltıcılığın veya dalgıçlığın çeşitli sebep ve tesirleriyle,f) Anayasanın 92 nci maddesi veya Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler uyarınca yabancı ülkelere Türk Silâhlı Kuvvetleri gönderilmesini gerektiren durumlarda, birliklerin bulundukları yerlerden hareketlerinden itibaren yurt içinde, yurt dışında, yabancı ülkelerde veya yurda dönüş sırasında,bu Kanunun 19 uncu maddesinde belirtildiği şekilde sürekli iş göremezlik gelirine esas olacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybeden veya bu Kanunun 25 inci maddesine göre malûl sayılmayı gerektirecek derecede malûl olanlara, harp malûlü denir." 5434 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Muvazzaf, yedek ve gönüllü erlerin silah altında bulundukları esnada veya celp ve terhislerinde (Serbest sevkler dahil) sevkleri sırasında, yedek subay ve yedek astsubay okulu öğrencilerinin gerek okulda, gerek okuldan evvelki hazırlık kıtasında vazife malulü olmaları halinde, kendilerine, öğrenim durumlarına göre, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesinde tespit edilen giriş derece ve kademe tutarlarının, daha önce Devlet Memuriyetinde bulunmuş olanlardan kazanılmış hak aylıkları veya emekli keseneğine esas aylıkları, sözü edilen giriş derece ve kademe tutarının üzerinde olanlara bu aylıkları emeklilik gösterge tablosunda karşılığı olan derece ve kademe tutarının,% 70'i üzerinden aylık bağlanır." 5434 sayılı Kanun'un ek maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Bu Kanunun 56 ncı maddesi ile mülga 45 inci ve 64 üncü maddeleri, 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesi, 2330 sayılı Kanun veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre harp veya vazife malullüğü aylığı üzerinden aylık bağlananlara, bu madde uyarınca ek ödeme verilir.Hak sahiplerine, yukarıda yazılı durumlar sebebiyle, sosyal güvenlik kurumlarınca aylık bağlanmasına esas olan tarihten geçerli olmak üzere müracaat tarihini izleyen yılın en geç ilk üç ayı içinde T. Emekli Sandığı tarafından ek ödeme yapılır. Ay farkları yıllık miktarın onikiye bölünmesi suretiyle hesaplanır..." 1005 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Milli mücadeleye iştirak eden ve bu sebeple kendilerine İstiklal Madalyası verilmiş bulunan Türk vatandaşları ile 1950 yılında Türk Tugayının Kore'ye ayak bastığı Ekim ayında başlamak ve 1953 yılı Pan-Munjon Ateşkes Anlaşmasına kadar Kore'de fiilen savaşa katılmış olan Türk Vatandaşlarına ve 1974 yılında Temmuz 1 inci ve Ağustos 2 nci Barış Harekatına Kıbrıs'ta fiilen görev alarak katılmış olan Türk Vatandaşlarına, hayatta bulundukları sürece, vatani hizmet tertibinden 5750 gösterge rakamının her yıl Bütçe Kanunu ile tespit edilen memur maaş katsayısı ile çarpılmasından bulunacak miktarda aylık bağlanır." | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/36865 | Başvuru, gazi aylığı alındığı hâlde tütün ikramiyesinin ödenmediğinden bahisle açılan iptal davasında hukuka aykırı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, vazife malulü olarak kabul edilmeme işlemine karşı açılan davada maluliyete neden olan işitme rahatsızlığının askerî görev koşulları nedeniyle oluştuğu ileri sürülmesine karşın bu iddiaya ilişkin yeterli inceleme yapılmadan hüküm kurulması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 17/4/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) emrinde sözleşmeli uzman erbaş olarak 2002 yılında göreve başlamıştır. Siirt Komanda Tugay Komutanlığı emrinde görev yaptığı sırada işitme yetisi yönünden rahatsızlanan başvurucu, özel bir sağlık kurumunda test yaptırmak suretiyle kulaklarında işitme kaybı bulunduğunu öğrenmiştir. İşitme rahatsızlığı nedeniyle sevk edildiği Siirt Asker Hastanesi Baştabipliği tarafından düzenlenen 2/5/2013 tarihli rapor uyarıncabilateral sensörinöral işitme kaybı tanısı konulan ve hakkında TSK bünyesinde görev yapamaz kararı alınan başvurucunun sözleşmesi 15/5/2013 tarihli işlemle feshedilmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından adi malul olarak kabul edilen başvurucu, işitme kaybının askerî hizmet koşulları nedeniyle oluştuğunu belirtmek suretiyle vazife malulü olarak kabul edilmesi için anılan Kuruma idari başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun talebi zımnen reddedilmiştir Başvurucu, sağlıklı olarak başladığı meslek hayatında görev koşulları nedeniyle malul konumuna geldiğini ileri sürerek ret işleminin iptali istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) nezdinde iptal davası açmıştır. AYİM Başsavcılığı tarafından uyuşmazlığa ilişkin olarak bildirilen 31/12/2014 tarihli görüşte özetle başvurucunun işitme kaybının askerlik hizmetinin tesiri ile ortaya çıkıp çıkmadığı konusunda yaptırılacak tıbbi incelemenin sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. AYİM Üçüncü Dairesi (Mahkeme) 12/2/2015 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Ret gerekçesinde öncelikle vazife malulü olarak kabul edilmek için 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ve 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümleri gereğince görevin sebep ve etkisiyle malul hâle gelinmesi gerektiğinin altı çizilmiştir. Başvurucunun malul addedilmesine esas olan 2/5/2013 tarihli raporda üç yıldır iki kulakta işitme kaybı bulunduğunun belirtildiği ve görev sırasında malul konumuna gelindiği hususunda ihtilaf bulunmadığı ifade edilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun görevin etki ve tesiriyle işitme kaybı yaşadığına ilişkin olarak herhangi bir kanıtın sunulmadığı ve rahatsızlığa ilişkin somut bir olayın gösterilmediği hususlarına vurgu yapılmıştır. Görevin tesirinin aynı durumdaki personele aynı etkiyi yapmasının dışında kişinin bünyesinin ve bağışıklık sisteminin zayıflığı nedeniyle ortaya çıkan rahatsızlıkların maluliyetten kaynaklanmış olduğunun kabul edilemeyeceğine dikkat çekilerek maluliyetin görev koşulları nedeniyle oluşmadığı sonucuna varılmak suretiyle ret gerekçesi oluşturulmuştur. Başvurucu, nihai kararı 26/3/2015 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 17/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 5434 sayılı Kanun'un "Vazife Malullüğü Aylığı " başlıklı on yedinci kısmında yer alan maddesinin ilk fıkrası şöyledir: "Muvazzaf, yedek ve gönüllü erlerin silah altında bulundukları esnada veya celp ve terhislerinde (Serbest sevkler dahil) sevkleri sırasında, Yedek Subay okulu öğrencilerinin gerek okulda, gerek okuldan evvelki hazırlık kıtasında vazife malulü olmaları halinde, kendilerine, öğrenim durumlarına göre, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesinde tespit edilen giriş derece ve kademe tutarlarının, daha önce Devlet Memuriyetinde bulunmuş olanlardan kazanılmış hak aylıkları veya emekli keseneğine esas aylıkları, sözü edilen giriş derece ve kademe tutarının üzerinde olanlara bu aylıkları emeklilik gösterge tablosunda karşılığı olan derece ve kademe tutarının,% 70'i üzerinden aylık bağlanır" 5510 sayılı Kanun'un maddesinin ilk fıkrası şöyledir: "Sigortalının veya işverenin talebi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usûlüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60'ını, (c) bendi kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün en az % 60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybettiği Kurum Sağlık Kurulunca tespit edilen sigortalı, malûl sayılır. " 5510 sayılı Kanun'un "Vazife malullüğü" kenar başlıklı maddesinin ilk fıkrası şöyledir: "Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olanlar için aşağıdaki hallerde vazife malûllüğü hükümleri uygulanır. 25 inci maddede belirtilen malûllük; sigortalıların vazifelerini yaptıkları sırada veya vazifeleri dışında idarelerince görevlendirildikleri herhangi bir kamu idaresine ait başka işleri yaparken bu işlerden veya kurumlarının menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken ya da idarelerince sağlanan bir taşıtla işe gelişi ve işten dönüşü sırasında veya işyerinde meydana gelen kazadan doğmuş olursa, buna vazife malûllüğü ve bunlara uğrayanlara da vazife malûlü denir. Vazife malûllükleri; a) Keyif verici içki ve her çeşit maddeler kullanmaktan, b) Kanun, tüzük ve emir dışında hareket etmiş olmaktan, c) Yasak fiilleri yapmaktan, d) İntihara teşebbüsten, e) Her ne suretle olursa olsun kendisine veya başkalarına menfaat sağlama veya zarar verme amacından, doğmuş olursa bunlara uğrayanlar hakkında vazife malûllüğü hükümleri uygulanmaz" 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun maddesi şöyledir:"Daireler veya Daireler Kurulu, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapabilecekleri gibi, tayin edecekleri süre içinde, lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.'' 1602 sayılı mülga Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:''Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde; İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ...bilirkişi, keşif, delillerin tespitine... ilişkin hükümleri uygulanır.'' 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Danıştay ile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yaparlar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir.'' | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/6525 | Başvuru, vazife malulü olarak kabul edilmeme işlemine karşı açılan davada maluliyete neden olan işitme rahatsızlığının askerî görev koşulları nedeniyle oluştuğu ileri sürülmesine karşın bu iddiaya ilişkin yeterli inceleme yapılmadan hüküm kurulması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvurular, davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkı ile Anayasa'da yer alan diğer bazı haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurular süresi içinde yapılmıştır. Başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Ekli tabloda yer alan başvurular bu başvuru ile birleştirilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/113 | Başvurular, davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkı ile Anayasa'da yer alan diğer bazı haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, ceza davasında uzun süren yargılama nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 19/1/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Amed Yıldırım 9/11/2008 tarihinde Adana'nın Şakirpaşa Mahallesi'nde ateşli silahla vurularak yaralanmıştır. İkinci başvurucu birinci başvurucunun babasıdır. Olayla ilgili olarak Adana Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından başlatılan soruşturma kapsamında şüpheliler S.B. ve Y.nin olay günü ifadeleri alınmış, şüphelilerden S.B. aynı tarihte tutuklanmıştır. Başsavcılığın 2/12/2008 tarihli iddianamesi ile şüpheli S.B. hakkında silahla kasten yaralama, şüpheli Y. hakkında kasten yaralama suçuna yardım suçlarından cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır. Adana Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 8/7/2014 tarihli kararı ile sanık Y. hakkında beraat ve sanık S.B. hakkında taksirle yaralama suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir. Yargıtay Ceza Dairesinin 15/3/2016 tarihli kararı ile sanık Y. hakkındaki beraat kararı onanmış, sanık S.B. hakkındaki mahkûmiyet hükmü hakkında bozma kararı verilmiştir. Bozma üzerine yapılan yargılamada sanık S.B. hakkında olası kasten yaralama suçundan 5 yıl hapis cezasına hükmedilmiştir. Yargıtay Ceza Dairesinin 30/11/2017 tarihli kararı ile hüküm onanmıştır. Başvurucular 19/1/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/3080 | Başvuru, ceza davasında uzun süren yargılama nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Ekli tabloda sıralanan başvurulara ait başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemelerinden sonra başvurular Komisyonlara sunulmuştur. Konularının aynı olması sebebiyle ekli tablonun (B) sütununda numaraları belirtilen başvuru dosyalarının 2019/22705 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2019/22705 numaralı dosya üzerinden yapılmasına ve diğer dosyaların kapatılmasına karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, haklarındaki yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine çeşitli tarihlerde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/22705 | Başvuru, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, ceza davasında hukuk kurallarının hatalı yorumlanması ve uygulanması sonucu mahkûmiyet kararı verilmesi, temyiz isteğinin esasının incelenmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 12/6/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 1982 doğumlu olan başvurucu, bireysel başvuru konusu olayların geçtiği tarihte özel bir şirkette gümrük müşaviri olarak görev yapmaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından adli makamlara iletilen 27/3/2015 tarihli yazıda Frankfurt'tan Türkiye'ye gönderilen bir kargo içinde yaklaşık 500 gram kokain maddesi ele geçirildiği ve gönderinin alıcısının Kadir Aslan (başvurucu) olduğunun tespit edildiği bildirilmiştir. Olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma kapsamında başvurucu 31/3/2015 tarihinde söz konusu kargoyu teslim aldığı sırada yakalanarak gözaltına alınmıştır. Başvurucunun kolluk görevlilerine verdiği bilgi üzerine olayla ilgili oldukları değerlendirilen H. ve K. isimli kişiler de aynı tarihte yakalanarak gözaltına alınmıştır. Başvurucu 1/4/2015 tarihli sorgusunda özetle suçlamaları kabul etmediğini beyan ederek kargoyu H. isimli kişi adına teslim aldığını, kargonun içinde gizlenmiş vaziyette uyuşturucu madde bulunduğundan haberdar olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, soruşturma kapsamında 1/4/2015 tarihinde tutuklanmıştır. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 13/10/2015 tarihli iddianamesi ile başvurucunun da aralarında bulunduğu şüpheliler hakkında uyuşturucu madde ithal etme suçundan kamu davası açılmıştır. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 18/10/2017 tarihli kararı ile başvurucunun atılı suçtan 12 yıl 6 ay hapis ve 2 gün adli para cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiştir. Başvurucu; davanın diğer sanıkları ile yurt dışından ithal edilen malzemenin gümrük işlemlerini takip etmesi için ücret karşılığında anlaştıklarını, dolayısıyla aralarındaki ilişkinin ticari mahiyette bir iş ilişkisinden ibaret olduğunu, yurt dışından getirilen malzeme içinde uyuşturucu madde bulunduğundan haberdar olmadığını ileri sürerek 4/1/2018 tarihinde karara karşı istinaf kanun yoluna müracaat etmiştir. Öte yandan Savcılık makamı da kararın sanıklar aleyhine bozulması talebiyle 11/12/2017 tarihinde istinaf kanun yoluna gitmiştir. Savcılık makamınca sunulan 11/12/2017 tarihli istinaf dilekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Kabule göre sanıklar Kadir ve [H.] hakkında birlikte uyuşturucu madde ithali sabit görülmüş ve haklarında 5237 sayılı TCK'nın 188/1-4 maddeleri gereğince mahkumiyet kararı verilmiş ise de hakkında ayırma kararı verilen ve süngerine kokain maddesi emdirilmiş olan spor malzemesinden parmak izi çıkan sanık [F.] ile birlikte atılı eylemin gerçekleştirildiğinin kabulü bir zorunluluk olmasına rağmen sanıklar hakkında verilen hapis cezasında 5237 sayılı TCK'nın 188/birinci cümle gereğince yarı oranında arttırıma gidilmemesi usul ve yasaya aykırıdır. Sanık [F.] atılı suçtan beraat edecek olsa bile sanıklar Kadir, [H.] ve [K.nın] içinde uyuşturucu madde bulunan gönderinin Arjantin ülkesinden kargoya verildiği esnada Türkiye'de bulundukları pasaport kayıtlarından rahatlıkla tespit edilebileceği, dolaysıyla uyuşturucu maddenin sanık [F.] veya bir başkası tarafından gönderildiğinin kabulü bir zorunluluktur.SONUÇ VE TALEP: Usul ve esas yönünden yasaya aykırı bulunduğundan kararın sanıklar aleyhine bozulması .... [talep olunur] " İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince (Daire) duruşmalı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda Mahkemenin 18/10/2017 tarihli kararının kaldırılmasına ve başvurucunun 20 yıl 7 ay 15 gün süreyle hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına 16/7/2018 tarihinde karar verilmiştir. Dairenin gerekçeli kararında başvurucunun H. ve davanın diğer sanığı K. ile eylem ve irade birliği içinde hareket ederek uyuşturucu madde ithal etme suçunu işledikleri, Mahkemenin tayin ettiği temel ceza miktarının aksine başvurucunun teşdiden cezalandırılması gerektiği ve ayrıca belirtilen suçun üç kişi tarafından gerçekleştirildiği dikkate alınarak hükmolunan cezada 26/9/2004 tarihli 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca artırım yapılması gerektiği belirtilmiştir. Karar başvurucu ve müdafiinin hazır bulunduğu duruşmada tefhim edilmiştir. Başvurucu müdafii gerekçeli kararın tebliğ edilmesinden sonra gerekçeli temyiz dilekçesi sunacağını beyan ederek 17/7/2018 tarihli süre tutum dilekçesi ile temyiz kanun yoluna müracaat etmiştir. Gerekçeli kararın 1/8/2018 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine başvurucu müdafii tarafından 10/9/2018 tarihinde gerekçeli temyiz dilekçesi Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temyiz mahkemesine gönderilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Ceza Dairesinin 18/4/2019 tarihli kararı ile "17/7/2018 tarihinde verilen süre tutum dilekçesinde temyiz sebeplerinin gösterilmediği ve gerekçeli kararın tebliğ edilmesinden sonra yasal süre içerisinde temyiz sebeplerini içerir ek dilekçe verilmediğinin anlaşıldığı" gerekçesiyle temyiz istemi reddedilmiştir. Başvurucu 12/6/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Temyiz nedeni" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. (2) Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır." 5271 sayılı Kanun’un "Hukuka kesin aykırılık halleri" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması,b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması,c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması,d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi,e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması,f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi,g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi,h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması,i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması." 5271 sayılı Kanun’un "Temyiz başvurusunun içeriği" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. (2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir." 5271 sayılı Kanun’un "Temyiz gerekçesi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: "Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir..." 5271 sayılı Kanun’un "Temyiz isteminin reddi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder. " 5271 sayılı Kanun’un "Temyiz isteminin esastan reddi veya hükmün bozulması" kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir: "(3) Hüküm, temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğunda, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan bütün diğer hukuka aykırılık hâlleri de ilâmda gösterilir."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından davasının ... görülmesini istemek hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim hakkından söz etmese de -maddede kullanılan terimler bir bütün olarak bağlamıyla birlikte dikkate alındığında- mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, §§ 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp maddenin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin gözetilerek birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36). AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak AİHM, bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte kısıtlamaması, zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurmayan sınırlamalar Sözleşme'nin maddenin(1) numaralı fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34). AİHM; mahkemeye erişim hakkının doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektirdiğini, bu düzenlemelerin zaman ve yer itibarıyla topluluk ve bireylerin ihtiyaç ve imkânlarına göre değişebileceğini ve bu nedenle Sözleşmeci devletlerin bu konuda takdir hakkına sahip olduklarını kabul etmektedir (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57; García Manibardo/İspanya, B. No: 38695/97, 15/2/2000, § 36). AİHM, yasal yollara başvuru için süre ve usul kuralları öngörülmesinin amacının adaletin iyi yönetimini güvenceye bağlamak ve hukuki güvenlik ilkesini sağlamak olduğunu hatırlatmakta; bunun yanında yargısal başvurulara ilişkin usullerin, özellikle tebligat sistemi ışığında uyulması gereken başvuru sürelerinin hesaplanmasının Sözleşme'nin maddesinin gerektirdiği şekilde mahkeme hakkının etkililiğini güvence altına alacak nitelikte olması zorunluluğuna vurgu yapmaktadır. AİHM'e göre başvurucunun kamu otoritelerinin menfaati ile kendi menfaati arasında adil denge tesis eden tutarlı bir sisteme güvenebilme imkânına ve özellikle haklarına doğrudan müdahale teşkil eden ilgili idari işleme itiraz edebilecek açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olması önem taşımaktadır (Geffre/Fransa (k.k.), B. No: 51307/99, 23/1/2003). AİHM, dava hakkını süre koşuluna bağlayan iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; AİHM'in rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, § 20). Mahkemeye erişim hakkı sadece ilk derece mahkemesine dava açma hakkını değil eğer iç hukukta itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise üst mahkemelere başvurma hakkını da içerir (Bayar ve Gürbüz/Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012, § 42). AİHM'e göre temyiz için öngörülen süre sınırlarına ilişkin kurallar, adaletin iyi yönetimini ve bilhassa hukuki belirlilik ilkesine riayet edilmesini sağlamayı hedefler. Bu kuralların uygulanması beklenir. Ancak söz konusu kurallar veya bu kuralların uygulanması, davacıların mevcut bir başvuru yolundan faydalanmalarına engel teşkil etmemelidir. Ayrıca madde istinaf veya temyiz mahkemeleri bakımından uygulanırken ilgili yargılama sürecinin özel koşullarına bağlı kalınmalı ve ulusal yasal düzende yapılan yargılamaların bütünlüğü ile temyiz mahkemesinin bu yargılamalardaki rolü dikkate alınmalıdır. Usulen temyize ilişkin kabul edilebilirlik koşulları, sıradan bir temyize kıyasla daha katı olabilir (Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§ 32, 33). | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/19852 | Başvuru, ceza davasında hukuk kurallarının hatalı yorumlanması ve uygulanması sonucu mahkûmiyet kararı verilmesi, temyiz isteğinin esasının incelenmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararına dayanılarak yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 23/10/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, (kapatılan) İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK madde ile görevli) (Mahkeme) 13/2/2009 tarihli kararıyla devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışma suçundan müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Anılan karar, Yargıtay incelemesinden geçerek 27/4/2010 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu, mahkûmiyetle sonuçlanan davaya ilişkin olarak 24/4/2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuştur. Başvurucu -diğerlerinin yanında- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları kapsamında kollukta müdafi yardımından faydalanamadığını, yargılamayı yürüten mahkemenin müdafi olmaksızın polis tarafından alınan ifadelerinin mahkûmiyet kararında kullanıldığını şikâyet konusu yapmıştır. AİHM, Ruşen Bayar/Türkiye (B. No: 25253/08, 19/2/2019) kararında başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkına dair şikâyetini kabul edilebilir bulmuş; başvurucunun kollukta müdafii hazır olmaksızın verdiği ifadelerin mahkûmiyette delil olarak kullanılmasının yargılamanın adilliğini zedelediğine ve dolayısıyla Sözleşme'nin maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarının ihlal edildiğine karar vermiştir. Başvurucu 13/2/2020 tarihli dilekçeyle anılan karara dayanarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Mahkeme 8/6/2020 tarihli kararıyla talebi kabule değer bulmuş ve talebin dosya üzerinden incelenmesine karar vermiştir. Mahkeme 4/9/2020 tarihli ek kararında ise başvurucunun soruşturma evresindeki ikrarının hükmün dayanağı olmaktan çıkarılması gerektiği ve buna karşılık sair delillerin atılı suçun sübuta varması için yeterli olduğu sonucuna vararak 13/2/2009 tarihli ve E.2009/285, K.2009/17 sayılı kararında değişiklik yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Mahkemenin 4/9/2020 tarihli ek kararının ilgili kısmı şöyledir:"...hükümlü Ruşen Bayar'ın soruşturma aşamasında Avukat katılımı olmaksızın zorla alınan ikrarının sonraki aşamalarda inkar edilmiş olmasına rağmen hükme dayanak yapıldığı ve bu hususunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince ihlal olarak nitelendirildiği görülmektedir, dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararı doğrultusunda hükümlünün emniyet aşamasında Avukat katılımı olmaksızın alınan ikrarının hükmün dayanağından çıkarılması gerektiği aşikardır....Aynı davada yargılanan [Z.Ç.nin] 12/05/2004 tarihinde mahkememize sunmuş olduğu dilekçede; [K.] kod adını kullanan hükümlü Ruşen Bayar'ın örgüt adına para topladığı iddiasıyla [Y.yi] sorguladığı, daha sonra sorgulamayı bir başka adreste gerçekleştirmek için bulunduğu yerden çıkardıklarında [nin] kaçması üzerine kovalayarak onu silahla başından vurup öldürdüğünü açıkça belirtiği, yine aynı dilekçede örgütle ilgili tüm emirlerin Ruşen Bayar'dan geldiğini ifade ettiği, kendisininde bu talimat doğrultusunda Ruşen'den korktuğu için 2 defa vatandaşlardan para istediğini ikrar ettiği; yine dosyada [A.İ.nin], evinde yakalanan çantadaki dokümanların Ruşen Bayar tarafından bırakıldığına ilişkin geçerli anlatımı bulunduğu; [Ya.nın] gösterimi üzerine ele geçirilen silahlar için de hem [Y.nin] öldürülmesi olayında kullanıldığının, hem de polislerin kurşunlanması olaylarında kullanıldığının ekspertiz raporlarıyla tespit edildiği. Bu silahların Ruşen Bayar'ın [Ya.ya] saklaması için verdiğinin dosyaya yansıdığı; keza kovuşturma şırasında Ruşen Bayar'ın, [A.Ö.ye] yönelik tecritten dolayı duruşmalara katılmayacağı yönünde örgütsel tavır sergilediği; bunlardan mada Ruşen Bayar'ın 40 gram siyanürle yakalandığı, örgütsel eylemlerle ilgili yazı ve çizimlerin kendisine ait olduğunun belirlendiği sübuta ermiştir. Tadat edilen bu deliller gözetildiğinde hükümlü Ruşen Bayar'ın emniyetteki ikrarından sarfınazar edilse dahi yasa dışı PKK terör örgütünün üyesi olduğu, örgüt adına [Y.yi] öldürdüğü keza örgüt adına bir kısım vatandaşlardan para toplattığı, örgüt için dokümanlar hazırladığı, silah ve patlayıcı madde bulundurduğu, dolayısıyla atılı suçu işlediği..." Başvurucu; AİHM'in kararıyla müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğinin tespit edildiğini, ihlal kararıyla birlikte yargılamanın yenilenmesinin gerekliliğine değinildiğini ancak yargılamanın yenilenmesinin bütün gereklerinin yerine getirilmediğini belirterek anılan karara itiraz etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 24/9/2020 tarihli kararıyla başvurucunun itirazını reddetmiştir. Başvurucu 23/10/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İlgili hukuk için bkz. Mehmet Ali Ayhan (2), B. No: 2016/7967, 22/7/2020, §§ 20- | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/33709 | Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararına dayanılarak yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, ulusal bir gazetede yayımlanan bir haberde hakkında kullanılan ifadeler nedeniyle açtığı manevi tazminat davasının reddedilmesinin başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu 1970 doğumlu olup avukattır. 2002 yılından bu yana İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yönetim Kurulu üyesi olan başvurucu, 2008 yılından beri ismi geçen Derneğin genel başkanlığını yapmaktadır. İHD 1986 yılında kurulmuş olup kuruluş amacı “insan hak ve özgürlükleri konusunda çalışmalar yapmak” şeklinde açıklanmıştır. Derneğin kurucuları arasında tutuklu ve hükümlü yakınlarının yanı sıra yazar, gazeteci, doktor, avukat, mimar, mühendis ve akademisyen gibi çeşitli meslek dallarından kişiler yer almaktadır. İHD kuruluşundan bu yana ülkesel ve küresel anlamda insan hakları ile ilgili uygulamaları gözlemleyerek tespitlerini raporlar hâlinde kamuyla paylaşmaktadır. Yine toplumda insan hakları bilinci oluşturmak amacıyla çeşitli faaliyetler, genel af, ölüm cezası, savaş karşıtlığı, barış, düşünce özgürlüğü, gözaltında kaybetmeler, faili meçhul ölümler, işkence ve kötü muamele, ceza infaz kurumları, çalışma yaşamı gibi alanlarda ülke çapında kampanyalar düzenlemektedir. Başvurucu hakkında ulusal bir gazetenin ilk sayfasında yayımlanan 7/12/2018 tarihli haberde "Avrupa Parlamentosunda Terör Şovu" başlığı altında “Avrupa Parlementosu adeta teröristlerin toplanma mekanı oldu. Baştan sona Türkiye düşmanlığı yapılan bir konferansa teröristbaşı Öcalan’ın avukatları [Ş.], [İ.B.] ve PKK destekçileri Öztürk Türkdoğan ile [G.Y.] de çağırıldı. Terör örgütünün ele başlarından [Z.A.n]ın katılımı ise son anda engellendi.” ifadeleri kullanılmıştır. Gazetenin iç sayfasında ve ilgili internet sitesinde haber "Avrupa Parlamentosunda PKK Şovu" başlığı ile şu şekilde yayımlanmıştır: “Avrupa Birliği'nin (AB) kalbi Brüksel, yine skandal bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Avrupa Parlamentosunda (AP) düzenlenen sözde ‘Kürt Konferansı’ terör örgütü PKK’nın şovuna dönüştü. Toplantıya eski milletvekili [A.B.], İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan … katıldı. [...] Skandal toplantıda konuşan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, terörist başı [Ö.yü] savunarak Türkiye’nin 'kendi kanunlarını uygulamadığını' iddia etti. Öcalan’ın tecrit altında olduğunu iddia eden Türkdoğan, 'Eğer İmralı’daki sorun çözülemezse, diğer cezaevlerindeki sorunların çözüleceğine inanmıyorum' dedi…” Başvurucu mezkûr haberde kullanılan ifadeler sebebiyle kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia ederek haberin yazarı ve gazete aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, haberin içerik itibarıyla ifade özgürlüğü ve onun özel görünümü olan basın özgürlüğü kapsamında kaldığını değerlendirmiş; başvurucunun kişilik haklarına herhangi bir saldırının gerçekleşmediği sonucuna vararak 28/1/2020 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. İlk derece mahkemesi kararının istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi; PKK terör örgütü hakkındaki haberlerin kamuyu her zaman yakından ilgilendirdiğini, başvurucunun da İHD başkanı olarak kamusal bir figür olduğunu değerlendirmiştir. Bu bağlamda söz konusu toplantının ve bu toplantıda yapılan konuşmaların haber niteliği taşıdığını, başvurucunun da konumu itibarıyla hakkındaki sert eleştirilere katlanmak zorunda olduğunu kabul etmiştir. Sonuç olarak ihtilaflı haberin ifade özgürlüğü sınırları içinde kaldığı kanaatine varmış ve 8/6/2021 tarihinde istinaf talebinin reddine kesin olarak karar vermiştir. Başvurucu 9/8/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/36373 | Başvuru, ulusal bir gazetede yayımlanan bir haberde hakkında kullanılan ifadeler nedeniyle açtığı manevi tazminat davasının reddedilmesinin başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanılması nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini talebiyle açılan davada yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, yargılama esnasında ileri sürülen iddiaların Derece Mahkemeleri tarafından verilen kararlarda değerlendirilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, Mahkemece hatalı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 8/9/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu aleyhine sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanılması nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini talebiyle 26/11/2009 tarihinde dava açılmıştır. Dava, Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesinin E.2009/177 sayılı dosyasına kaydedilmiştir. Mahkemece 25/2/2010 tarihli karar ile E.2009/177 sayılı dava dosyasının Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesinin E.2009/170 sayılı dosyası ile birleştirilmesine, yargılamanın E.2009/170 sayılı dosya üzerinden devam etmesine karar verilmiştir. Başvurucu, zamanaşımı defi ile görev itirazında bulunmuş, Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesince 13/4/2010 tarihli ara kararı ile zamanaşımı definin tüm deliller toplandıktan sonra değerlendirilmesine karar verilmiştir. Görev itirazı, her iki tarafın da tacir ve davanın ticari bir alacağın tahsil edilememesinden kaynaklanan bir tazminat davası olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucu vekili tarafından 20/12/2012 tarihli duruşmada bilirkişi raporuna itiraz edilmiş, Mahkemece yeniden bilirkişi raporu alınması gerekip gerekmeyeceğine ilişkin olarak dosyanın incelemeye alınmasına karar verilmiştir. 21/3/2013 tarihli duruşmada başvurucu vekilinin sunduğu mazeret dilekçesine ilişkin olarak Mahkemece başvurucu vekilinin son kez mazeretli sayılmasına karar verilmiş ve mazeret nedeniyle duruşma 11/6/2013 tarihine ertelenmiştir. Mahkeme 11/6/2013 tarihli kararı ile asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir: "... Taraf delilleri toplanmış olup, toplanan delillerle davada ve birleşen davada davacılar açmış bulundukları dava ile davalı Aba Eksport Giyim San. ve Tic. Ltd. Şti'nin sahte ve muhteviyatı itibari ile yanıltıcı belge kullanması nedeni ile vergi dairesinden KDV iadesini alamadıklarını belirterek, KDV iadesini alamamaktan kaynaklanan zarar, çalıştığı firmalarla ticaretin yitirilmesinden kaynaklanan kanazç kaybı ve davalıya ait işyerinde yapılan masraf ve taşınma giderleri olmak üzere maddi ve şirket ad ve unvanının zedelenmesi nedeni ile de manevi tazminat talebinde bulundukları, toplanan delillerle davacıların vergi dairelerinden KDV iadesinin alınmamasından doğan zararlarının mevcut olduğu, bunun da davalı şirketle olan ticari ilişkileri bulunması nedeni ile davalı şirketin vergi dairesince sakıncalı listesine alınmasından kaynaklandığı, davalı şirketle ticari ilişkilerinin bulunması nedeni ile kendi KDV iadelerinin de yapılmadığı ve davacı Ambalaj San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.'nin talep edilen dönem itibari ile 162,08 TL, birleşen davanın davacısı S. Ambalaj San. ve Tic. A.Ş.'nin 526,10 TL tutarında KDV iadesinden dolayı davalıdan alacak talep edebilecekleri, davacıların KDV iadelerinin ödenmeme nedeninin gelen cevabi yazılarla davalının sahte belge kullanan konumunda olması nedeni ile bu durumun oluştuğu toplanan delillerle sabit olmuş, Mahkememizce de; davacı davalarının KDV iadesi alacağı yönünden taleple bağlı kalınarak kabulü cihetine gidilmiştir. Her ne kadar davacılar mahrum kalınan kar ve ticaret yapılan firmaların kendilerinden alış yapmamaları nedeni ile uğradıkları zararın da tespiti ile bu yönde de tazminat talebinde bulunmuşsalar da ve ayrıca şirketlerinin uğradığı itibar kaybı ile manevi tazminat talebinde bulunmuşsalar da, kar kaybı ve diğer maddi kayıplarına yönelik taleplerinin dosyada mevcut delillerle kanıtlanamamış olması karşısında, Mahkememizce diğer maddi zararlara yönelik taleplerin reddi cihetine gidilmiştir. Her ne kadar davacılar şirket ad ve unvanının zedelenmesi nedeni ile manevi tazminat talebinde bulunmuşsalar da, şartları oluşmayan manevi tazminat taleplerinin de reddi cihetine gidilmiştir. Ayrıca tahliye gideri de talep edilmişse de, kira aktinin bitiminde kiralananın boşaltılması nedeni ile tahliye giderinin istenmesi söz konusu olamayacağı gibi, erken tahliyede de davada oluşan şartlarda değerlendirildiğinde davacıların bu yönde talepde bulunmaları mümkün değildir, bu nedenle davacıların tahliye gideri yönündeki taleplerinin de reddi cihetine gidilmiştir." Yargıtay Hukuk Dairesi 19/11/2013 tarihli ilamı ile dosya kapsamını ve toplanan delilleri dikkate alarak, delillerin Mahkemece takdir edilerek karar verildiği ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçeleriyle kararı onanmıştır. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 3/7/2014 tarihli ilamı ile reddedilmiştir. Anılan ilam başvurucuya 11/8/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/15313 | Başvuru, sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanılması nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini talebiyle açılan davada yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, yargılama esnasında ileri sürülen iddiaların Derece Mahkemeleri tarafından verilen kararlarda değerlendirilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, Mahkemece hatalı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvurucu, kendisine zorla senet imzalatılması nedeniyle suçun faillerinin cezalandırılması ve senedin iptali için Gölcük Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, anılan kişiler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına kararı verildiğini ve iftira suçu nedeniyle aleyhine açılan kamu davasında Gölcük Asliye Ceza Mahkemesince mahkûmiyetine karar verilerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 10/10/2012 tarihinde Anayasa Mahkemesine şahsen yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, kendisine zorla senet imzalattırıldığı iddiasıyla suçun faillerinin cezalandırılması ve senedin iptali için Gölcük Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Gölcük Cumhuriyet Başsavcılığı, 3/10/2006 tarih ve K.2006/1391 sayılı kararı ile olay hakkında kamu davası açılmasını gerektirir delil olmadığı gerekçesi ile kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiş, başvurucu hakkında iftira suçundan dolayı yapılan soruşturma sonucunda Gölcük Asliye Ceza Mahkemesine hitaben iddianame düzenlemiştir. Gölcük Asliye Ceza Mahkemesinin iddianameyi kabulü ile başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. Başvurucu, mahkemenin 18/9/2008 tarih ve E.2006/315, K.2008/391 sayılı kararı ile iftira suçundan dolayı 1 yıl 16 ay 3 gün hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Başvurucunun temyizi üzerine, Yargıtay Ceza Dairesi, 7/5/2012 tarih ve E.2010/29859, K.2012/10610 sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar vermiştir. Başvurucu, 28/6/2012 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, 5271 sayılı Kanun’un maddesi uyarınca itiraz yoluna başvurulması için müracaatta bulunmuş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 10/9/2012 tarih ve KD-2012/230436 sayılı kararı ile itirazı gerektirecek hukuki ve fiili durumun olmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir. Anılan karar başvurucuya 4/10/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. B. İlgili Hukuk Anayasa’nın maddesinin üçüncü fıkrası, geçici maddesinin yedinci fıkrası, 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası, geçici maddesinin (8) numaralı fıkrası, 23/3/2005 tarih ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un maddesi, 4/4/1929 tarih ve 1412 sayılı Mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305 ila maddeleri, 4/12/2004 tarih 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesi. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2012/162 | Başvurucu, kendisine zorla senet imzalatılması nedeniyle suçun faillerinin cezalandırılması ve senedin iptali için Gölcük Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, anılan kişiler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına kararı verildiğini ve iftira suçu nedeniyle aleyhine açılan kamu davasında Gölcük Asliye Ceza Mahkemesince mahkûmiyetine karar verilerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. | 0 |
Başvuru; kolluk görevlilerince fiziksel şiddet uygulanması, bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi ve ceza infaz kurumunda koğuş kapasitesinin üzerinde kişi ile birlikte tutulma nedenleriyle kötü muamele yasağının, avukat ile yalnız görüşememe nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında 18/8/2016 tarihinde gözaltına alınmış; 8/9/2016 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucunun iddiasına göre gözaltında bulunduğu süre içinde kolluk görevlilerinin fiziksel şiddetine maruz kalmış, olay nedeniyle ceza infaz kurumundan gönderdiği şikâyet dilekçeleri hakkında işlem yapılmamıştır. Başvurucu 9/9/2016 ve 24/11/2016 tarihli dilekçeleriyle, gözaltında tutulduğu yirmi iki gün boyunca kolluk görevlilerinin fiziksel şiddetine maruz kaldığını belirterek sorumlulardan şikâyetçi olmuştur. Başvurucu hakkında düzenlenen adli muayene raporlarında sağ tibiada (kaval kemiği) 3x4 cm'lik ekimoz, sol diz alt kısımda morluk bulunduğu tespit edilmiştir. Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından yürütülen soruşturma neticesinde Zonguldak Emniyet Müdürlüğü görevlileri hakkında 19/6/2017 tarihinde basit yaralama ve hakaret suçlarından iddiaların soyut olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı itiraz Zonguldak Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 10/1/2019 tarihinde, kararın müşteki vekiline 29/6/2017 tarihinde tebliğ edildiği ancak itirazın on beş gün geçtikten sonra 7/1/2019 tarihinde yapıldığı gerekçesiyle süre yönünden kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucu 13/6/2019 tarihli dilekçesiyle tutukluğa itiraz dilekçelerinin işleme alınmadığını, gözaltında kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin dilekçesinin gönderilmediğini, avukatıyla yalnız görüşme hakkı tanınmadığını, ceza infaz kurumunda koğuş kapasitesinin üzerinde kişiyle birlikte tutulduğunu belirterek sorumlular hakkında şikâyetçi olmuştur. Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma neticesinde meçhul şüpheli hakkında 10/2/2020 tarihinde, işkence yapma ve görevi kötüye kullanma suçlarından, gözaltında kötü muamele yapıldığı iddiası yönünden mükerrer soruşturma yürütülemeyeceği, dilekçelerin işleme konulmadığı iddiası yönünden belge çıkışlarının yapıldığının yapılan yazışmalarla ortaya konulduğu, ceza infaz kurumu uygulamalarına yönelik şikâyetler yönünden etkili idari ve yargısal mercilerin bulunduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı itiraz Zonguldak Sulh Ceza Hâkimliğince 4/6/2020 tarihinde kararın usul ve yasaya aykırı olmadığı gerekçesiyle kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucu, nihai kararı 12/6/2020 tarihinde öğrendikten sonra 6/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/22018 | Başvuru, kolluk görevlilerince fiziksel şiddet uygulanması, bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi ve ceza infaz kurumunda koğuş kapasitesinin üzerinde kişi ile birlikte tutulma nedenleriyle kötü muamele yasağının, avukat ile yalnız görüşememe nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvurucu, bir elektronik iletide kullandığı sözlerden dolayı tazminat ödemeye mahkûm edilmesi nedeniyle Anayasa’nın maddesinde koruma altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün ve Anayasa’nın maddesinde koruma altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 19/12/2012 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 24/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 23/1/2014 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 24/1/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünü 25/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 25/3/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 7/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu olayların geçtiği tarihte, Ankara Üniversitesinde Profesör ve Rektör Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Aynı üniversitede görevli diğer bir profesör olan O.Ö. 2158 kişinin üye olduğu bir elektronik ileti gurubunda üniversite yönetiminin icraatlarını eleştirmiştir. O.Ö’nün eleştirileri şu şekildedir:“Turnikelerin kaldırılması ile ilgili birkaç soru: Daha önce turnikelerin kaldırılması, öğretim üyeleri ve öğrenciler tarafından defalarca istenmiş olduğu ve bu konudaki rahatsızlıklar dile getirildiği halde yönetim neden hep sessiz kaldı? Şimdi birdenbire kaldırılmasının nedenini yönetim bize açıklayabilir mi? Bu hareket bir seçim yatırımı mı? Soruların cevaplanması umudu ile.” Başvurucu O.Ö.’nün eleştirilerine cevap olarak onun elektronik ileti hesabına 8/2/2011 tarihinde şu içerikli bir elektronik ileti göndermiştir: “Sayın O.Ö, ilginç mesajınızı kişiliğinizin aynası olarak algılıyorum. Hani bazı insanlar vardır, ne yapılırsa yapılsın aşağılık duygularının yansısı olarak tepki verirler ya sizinki de öyle bir şey. Bu iş seçim yatırımı değildir. Sizin kime oy vereceğiniz de kimsenin umurunda değil inanın. Biz yönetim olarak yapılması gerekeni yapılması gerektiği zamanda yapıyoruz” O.Ö., başvurucunun yalnız kendisine göndermiş olduğu elektronik iletiyi 9/2/2011 tarihinde elektronik ileti gurubuna atarak guruba dâhil tüm üyelerin görmesini sağlamıştır. O.Ö., başvurucu aleyhine 23/2/2011 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, 21/6/2011 tarihinde “Davalının verdiği cevapta; davacıya iltifatta bulunulmamıştır, tartışmaya tarafların mensubu olduğu akademik camianın seviyesine uygun veya orta halli insanların anlayışına uygun şekilde iştirak edilmemiş, tereddüde yer bırakmayacak şekilde davacının girdiği tartışmadaki düşüncelerin, aşağılık duygularının yansıdığı kişiliğin aynası olarak görülerek hakaret edilmiştir. İki kişi arasında özel yazışmada cevap olarak gönderilmemiş aksine Ankara Üniversitesi öğretim mensubu 2158 kişiye açık haberleşme sitesine gönderilmiştir. Tasvip edilmeyen bir düşünceye veya açıklamaya hakaretle cevap verilmiştir. Üniversitede öğretim üyesi olan bir kimseye veya ünvanı olmayan herhangi bir kimseye rektör yardımcısı bir akademisyen tarafından aşağılık duygusu taşıdığı ithamı o kişiyi üzer ve kişilik haklarını ihlal eder, tarafların ekonomik durumu dikkate alınarak B.K maddesine göre manevi tazminata hükmedilmesi gerekmiştir” gerekçesi ile başvurucunun davacıya 3500,00 TL manevi tazminat ödemesine karar verilmiştir. Temyiz üzerine karar Yargıtay Hukuk Dairesinin 16/10/2012 tarihli ilamı ile onanmıştır. B. İlgili Hukuk 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “sorumluluk” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de,bu zararı gidermekle yükümlüdür.” | İfade özgürlüğü | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2012/1184 | Başvurucu, bir elektronik iletide kullandığı sözlerden dolayı tazminat ödemeye mahkûm edilmesi nedeniyle Anayasa’nın 26. maddesinde koruma altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün ve Anayasa’nın 36. maddesinde koruma altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. | 0 |
Başvuru, mahkûmiyet kararı verilirken mahkemece yeterince araştırma yapılmaması, tanıkların dinlenmemesi, benzer konudaki mahkeme kararlarının dikkate alınmaması, derece mahkemelerinin kararlarının yeterince gerekçelendirilmemesi, temyiz aşamasında suç tarihleri değiştirilerek bu hususta savunma yapma imkânının tanınmaması, yargılamanın uzun sürmesi ve idarece düzenlenen raporda suçlayıcı ibarelerin bulunması nedenleriyle gerekçeli karar, tanık dinletme, savunma, makul sürede yargılanma ve genel olarak adil yargılanma hakları ile masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiaları hakkındadır. Başvuru 3/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruda, Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 5/2/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 25/2/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Bakanlığın 27/4/2015 tarihli yazısı, 6/5/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular karşı beyanlarını 15/5/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuşlardır. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvuruya Konu Yargılama Başvurucular kardeş olup mahkûmiyetlerinin konusunu oluşturan “Rota … Limited Şirketi” (Şirket) isimli şirkette belli dönemlerde işçi olarak çalışmışlardır. 3/9/2004 tarihinde kendisini A. olarak tanıtan bir kişi, anılan Şirkette çalışan başvurucular ve diğer üç kişinin, komisyon karşılığı sahte fatura verdikleri yönünde ihbarda bulunmuştur. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmış, anılan Şirkete ait iş yerinde 6/1/2005 tarihinde arama gerçekleştirilmiştir. Aramada 14 ayrı firmaya ait fatura ve 6 ayrı firmanın kaşesi bulunmuştur. 6/1/2005 tarihinde gözaltına alınan başvurucu Yıldıray Özbey; savcılık ifadesinde iş yerinin H.Ç. isimli kişiye ait olduğunu, kendisinin işçi olduğunu ve bu kişi adına iş takibi yaptığını, imza yetkisinin veya ortaklığının bulunmadığını, aramada bulunan fatura ve belgeleri daha önce görmediğini, sahte fatura satmadığını ve H.Ç.nin böyle bir iş yapıp yapmadığını bilmediğini söylemiştir. Aynı gün tanık olarak ifadesi alınan F.G., başvurucu Yıldıray Özbey’in iş yerinde nakliyecilik yaptığını, fatura ve kaşelerin devamlı kilitli tutulan bir odada bulunduğunu, kendisinin bunları daha önce görmediğini ve başvurucunun sahte fatura satıp satmadığını bilmediğini belirtmiştir. Başvurucu İsmail Özbey, yakalanmasının ardından 18/12/2005 tarihinde verdiği ifadesinde, Rota … Ltd. Şti.de işçi olarak çalıştığını, liman sahasında konteyner çekimi ve evrak takibiyle ilgilendiğini, fatura işlemleriyle ilgisi bulunmadığını, iş yerinde ele geçen Nakliyat Ltd. Şti.ye ait faturaları soy ismini bilmediği Y. adlı kişinin bıraktığını, Reklam Ltd. Şti.ye ait kaşeye ilişkin bilgisinin bulunmadığını belirtmiştir. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından, sahte faturaların neden olduğu vergi kaybına ilişkin 22/5/2008 tarihli ve 2008-465/20 sayılı “Vergi Tekniği Raporu” hazırlanmıştır. Raporda, aramalarda ele geçen belgelere ve verilen ifadelere atıfla, başvurucular İsmail ve Lokman Özbey'in sigortalı işçi olarak çalıştıklarını söylemelerine rağmen bu hususu ispat edici belge sunamadıkları, Şirketin muhasebecisinin ifadesinde Şirketin işlerini, başvurucular Lokman ve Yıldıray Özbey'in takip ettiğini belirttiği, başvurucu İsmail Özbey'in bir işçinin bilebileceğinden fazlasını bildiği, Şirket adına bastırılan faturaları üç defa teslim aldığı, arabasında başka mükelleflere ait belge ve kaşelerin bulunduğu ifade edilmiştir. Vergi Tekniği Raporu'nda ayrıca, başvurucular ile H.Ç. isimli kişinin sadece Rota … Ltd. Şti.ye ait faturaları değil, başka şirketlere ait faturaları da belli bir komisyon karşılığı sattıkları kanaatine ulaşıldığı ifade edilmiştir. Rapora göre başvurucular anılan Şirketin işçisi değil, gayriresmî sahibidirler ve birden çok şirketi sahte fatura ticaretinde kullanmaktadırlar. Raporda, başvurucuların sahte fatura işini adi ortaklık şeklinde yaptıkları ve Şirketin komisyon karşılığı sahte fatura ticareti yapmak maksadıyla faaliyet gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle, başvurucuların da dâhil olduğu adi ortaklığa ilişkin KDV yönünden ilgili vergi dairesince, mükellefiyet tesis ettirilmesi teklif edilmiştir. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı ek olarak 22/5/2008 tarihli ve 2008-465/25 sayılı “Vergi Suçu Raporu” hazırlamıştır. Vergi Tekniği Raporu temelinde düzenlenen bu raporda, başvurucuların da dâhil oldukları adi ortaklığın, sahte fatura düzenleyerek vergi kaybına sebebiyet vermesi eylemi bakımından suçun maddi ve manevi unsurlarının oluştuğu, başvurucular ile H.Ç.nin 04/01/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun maddesi uyarınca hapis cezasıyla cezalandırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Dava açılmak üzere konunun ilgili Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi kararlaştırılmıştır. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı 13/10/2008 tarihinde, başvurucular ile Şirketin müdürü olan H.Ç. hakkında 213 sayılı Kanun'a muhalefet (sahte belge düzenleme) suçundan dava açmıştır. İddianamede suç tarihleri “1/4/2004, 1/4/2005, 1/4/2006, 1/4/2007, 1/4/2008” olarak gösterilmiştir. Şişli Asliye Ceza Mahkemesince yapılan 10/4/2009 tarihli ilk duruşmada, başvuruculara çıkartılan tebligatların bilatebliğ iade edildiği belirtilmiş ve adreslerinde bulunamayan başvurucuların ifadelerinin alınabilmesi için haklarında yakalama emri çıkartılması kararlaştırılmıştır. Başvurucular, 22/7/2009 tarihli duruşmada da hazır bulunmamışlardır. Haklarındaki yakalama emri infaz edilen başvurucular Yıldıray ve İsmail Özbey, 24/7/2009 tarihinde açılan ara duruşmada ifade vermişlerdir. Başvurucu Yıldıray Özbey 2003 yılının birinci ve ikinci ayında, diğer başvurucu ise 2004 yılının Ocak ve Ağustos ayları arasında işçi olarak çalıştıklarını ve H.Ç.nin, Şirketin sahibi olduğunu söylemişlerdir. Başvurucular, aleyhlerindeki suçlamaları kabul etmemişlerdir. 24/11/2009 tarihli duruşmada sanık H.Ç. dinlenmiştir. Diğer sanık beyanlarının da okunmasından sonra H.Ç., firmada bir miktar hissesinin olduğunu ve ayrıca Şirketin müdürlüğünü yaptığını ancak diğer sanıkların hisselerinin daha fazla olduğunu söylemiştir. Başvurucu Lokman Özbey ise yakalanmasının ardından 10/3/2010 tarihinde dinlenebilmiştir. Başvurucu, Şirkette 2004 yılında 6-7 ay kadar işçi olarak çalıştığını, Şirkette ortaklık ya da müdürlük yapmadığını ve atılı suçu işlemediğini belirtmiştir. Şişli Asliye Ceza Mahkemesi, dosyaya ilişkin bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. 26/2/2010 havale tarihli bilirkişi raporunda, 22/5/2008 tarihli Vergi Suçu Raporu'ndaki başvurucular ile Şirket arasında adi ortaklık bulunduğu tespiti ile bahse konu rapordaki diğer bulgulara yer verilmiştir. Bilirkişi raporunda, aralarında adi ortaklık bulunan başvurucular ile H.Ç.nin sahte fatura düzenleyerek vergi kaybına yol açtıkları ile sahte ve yanıltıcı belge düzenledikleri sonucuna ulaşılmıştır. 3/5/2011 tarihli duruşmada başvurucular vekili, sahte fatura kullandıkları iddia edilen diğer firmalar hakkında işlem yapılıp yapılmadığının araştırılmasını talep etmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi, bu konunun araştırılmasına gerek görmemiş ve başvurucuların talebini reddetmiştir. Şişli Asliye Ceza Mahkemesi, 17/6/2011 tarihli ve E.2008/1413, K.2011/515 sayılı kararıyla başvurucuların atılı suçtan mahkûmiyetine hükmetmiştir. Mahkeme, “Rota … firmasının yetkilisi olan sanık H. ile diğer sanıkların oluşturduğu adi ortaklığın birlikte hareket ederek 2003, 2004, 2005, 2006, 2007 yılı vergi dönemleri içinde gerçeğe aykırı fatura ve belgeler düzenledikleri bu şekilde üzerlerine atılı suçu işledikleri iddia, savunma, vergi suçu inceleme [r]aporu, bilirkişi raporu, ekli belgeler ile tüm dosya kapsamından anlaşıldığı”nı belirtmiştir. Suç tarihi olarak ise iddianamede gösterilen tarihlere yer verilmiştir. Başvurucular bu kararı, adi ortaklığı gösteren herhangi bir somut delilin bulunmadığı, vergi tekniği raporunun gerçeği yansıtmadığı, vergi raporundaki ön yargı ve varsayıma dayalı iddiaların delil gibi kabul edildiği, haklarında fatura düzenlenen firmalar hakkında dava açılıp açılmadığının araştırılmadığı, üzerlerine atılı suçu iştirak iradesiyle işleyip işlemediklerinin ve suçlamalarla ilgilerinin bulunup bulunmadığı hususunda eksik inceleme sonucu hüküm kurulduğu; bilirkişi incelemesinin, sahteliği iddia edilen faturalar getirildikten sonra yaptırılması gerektiği gibi gerekçelerle temyiz etmişlerdir. Ek olarak başvurucular, İsmail ve Lokman Özbey’in sanık H.Ç.nin işçisi olduğunu ve Şirket yetkilisi H.Ç.nin talimatları doğrultusunda işletmenin ticari faaliyetinin doğasına uygun eylemlerde bulunduklarını, başvurucu Yıldıray Özbey’in ise kardeşi olan başvurucuları ziyaret için Şirkete geldiğini ileri sürmüşlerdir. Yargıtay Ceza Dairesi 9/6/2014 tarihli ve E.2012/27217, K.2014/11200 sayılı ilamında öncelikle, suç tarihlerinin karar başlığında yanlış gösterildiği, sanıklara atılı eylemlerin sahte fatura düzenlemek olması ve KDV beyannamelerinin matrahlı belirtilmesi karşısında bu tarihlerin Mahkemesince, “31/12/2003, 31/12/2004, 31/12/2005, 31/12/2006, 31/12/2007” şeklinde düzeltilebileceğini belirtmiştir. Yargıtay; kararın devamında, başvurucular hakkında 2003-2004 yılları için verilen cezaların zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine, 2005-2006 yılları için verilen cezaların onanmasına ve 2007 yılı için verilen hükmün ise suç tarihinde yürürlükte bulunmayan kanun uyarınca ceza tayin edilmesi nedeniyle bozulmasına karar vermiştir. Başvurucular nihai karardan, yeniden duruşma günü bildirilmesi amacıyla 12/11/2014 tarihinde yapılan çağrıyla haberdar olduklarını belirtmişlerdir. Başvurucular 3/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Bozma sonrası yargılamaya İstanbul Asliye Ceza Mahkemesinin E.2014/50 sayılı dosyası üzerinden devam edilmektedir. Başvurucuların itiraz yoluna başvurması üzerine dosyanın 5/12/2014 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği ve itiraz incelemesinin henüz sonuçlanmadığı anlaşılmaktadır. Bağlantılı Yargılamalar Başvurucular, anılan olaylar nedeniyle ilgili Vergi Dairesince vergi cezalı tarhiyatların kesilmesi üzerine 2004-2007 dönemleri için 4 ayrı dava açmışlardır. İstanbul Vergi Mahkemesi 30/12/2011 tarihli ve E.2011/1182, K.2011/3358 (2004 vergilendirme dönemi); E.2011/1183, K.2011/3361 (2007 vergilendirme dönemi); E.2011/1184, K.2011/3359 (2005 vergilendirme dönemi); E.2011/1185, K.2011/3360 (2006 vergilendirme dönemi) sayılı kararları ile başvurucuların Rota Ltd. Şti. aracılığıyla sahte belge düzenleme organizasyonuna dâhil olduklarının somut olarak tespit edilemediğine ve dava konusu cezalı tarhiyatların hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir. Vergi Mahkemesi, kararında şu değerlendirmede bulunmuştur: “Olayda, Rota ... Ltd.Şti., İsmail Özbey, Lokman Özbey, Yıldıray Özbey adi ortaklığı hakkında düzenlenen 2008 tarih ve VDENR-2008/465-20 vergi tekniği raporundaki tespitler, Rota ... Ltd.Şti. tarafından düzenlenen faturaların komisyon karşılığı düzenlendiğini ortaya koymakta ise de, vergi tekniği raporunda yer alan tespitler davacıların firma çalışanları olduklarını göstermekte olduğu, firma çalışanları olması hali de başlı başına komisyon geliri elde etme amacının varlığını göstermeyeceği, ücret geliri elde etmek amacıyla kasıtlı veya kasıtsız olarak bu fiilin yapılabileceği, kastın varlığı halinde her bir davacı hakkında ancak iştirak fiilinden dolayı vergi ziyaı cezasının kesilebileceği hususları dikkate alındığında, davacıların komisyon geliri elde etmek amacıyla sahte fatura düzenleme organizasyonu içerisinde yer aldıkları yönünde somut tespitlerin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” Danıştay Dokuzuncu Dairesi 9/2/2015 tarihli ve E.2012-5061, K.2015/345; E.2012-5418, K.2015/343; E.2012-5419, K.2015/342; E.2012-5420, K.2015/344 sayılı ilamları ile ilk derece mahkemesi kararlarını onamıştır. İlgili idare, onama kararlarına karşı karar düzeltme başvurusunda bulunduğundan mahkeme kararları henüz kesinleşmemiştir.B. İlgili Hukuk 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usulü Kanunu’nun maddesinin (b) bendinin (1) numaralı alt bendinin, 23/01/2008 tarihli ve 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la yapılan değişiklikten önceki hâli şöyledir:“b) Vergi Kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan;1) Defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerine yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar (sahte belge, gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belgedir.),…Hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar ağır hapis cezası hükmolunur.” | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/18932 | Başvuru, mahkûmiyet kararı verilirken mahkemece yeterince araştırma yapılmaması, tanıkların dinlenmemesi, benzer konudaki mahkeme kararlarının dikkate alınmaması, derece mahkemelerinin kararlarının yeterince gerekçelendirilmemesi, temyiz aşamasında suç tarihleri değiştirilerek bu hususta savunma yapma imkânının tanınmaması, yargılamanın uzun sürmesi ve idarece düzenlenen raporda suçlayıcı ibarelerin bulunması nedenleriyle gerekçeli karar, tanık dinletme, savunma, makul sürede yargılanma ve genel olarak adil yargılanma hakları ile masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiaları hakkındadır. | 1 |
Başvuru; haksız gözaltı tedbiri dolayısıyla açılan tazminat davasında ödenen tazminatın yetersiz olması ve yanlış belirlenmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılama hakkının, tazminat davasında ileri sürülen taleplerin karşılanmaması nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, derece mahkemelerinin kararlarının gerekçesiz olması nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 5/2/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 25/7/2016 tarihinde suçu ve suçluyu övmek suçlamasıyla gözaltına alınmış, 26/7/2016 tarihinde ise serbest bırakılmıştır. Yapılan yargılama sonunda başvurucunun beraatine karar verilmiş ve beraat hükmü 1/3/2017 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu; haksız gözaltı nedeniyle 050 TL maddi ve 000 TL manevi tazminatın ödenmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, yargılandığı dava nedeniyle avukata 000 TL avukatlık ücreti ödediğini, işinden uzak kaldığını, iki gün duruşmaya çıktığını, gazetelerde yargılandığı ve gözaltına alındığı haberlerine yer verildiğini, haksız yere yargılanıp çevresine ve kamuoyuna karşı küçük duruma düştüğünü, tanınmış bir gazeteci olduğunu, gözaltına alınmasının akabinde sanki Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasından gözaltına alınmış gibi pek çok küçük düşürücü haber yapıldığını, mesleki, şahsi, ailevi olarak onurunun ayaklar altına alındığını, kamuoyuna vatan haini gibi lanse edildiğini belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi 43,36 TL maddi, 100 TL manevi tazminat ile 770 TL vekâlet ücretinin başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Denetime elverişli bilirkişi raporuna göre davacının gözaltına alındığı tarihteki net kazancının asgari ücretin net tutarından az olduğu anlaşıldığı için davacıya gözaltına alındığı tarihte yürürlükte olan net asgari ücret olan 43,36 TL maddi tazminata hükmedilmesine ve maddi tazminata talep gibi dava tarihi olan 2017 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmiştir.Manevi tazminat kişinin maruz kaldığı haksız bir fiil ve eylemin sonucunda duyduğu elem ve acıyı bir nebze hafifletmek amacıyla verilen talep edilen parasal bir karşılıktır. Kuralı da; vereni fakirleştirmeyecek, alanı da zenginleştirmeyecek hakkaniyete uygun bir miktar olmasıdır. Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durum, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hak ve nasafet kurallarına uygun makul ve makbul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerektiğinden mahkememiz davacının sosyal ve ekonomik durumunu, gözaltında kaldığı süreyi gözönünde tutarak 100,00-TL manevi tazminata hükmedilmesine ve manevi tazminata talep gibi dava tarihi olan 2017 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmiştir.Her ne kadar davacı dava dilekçesinde avukata ödediği ücretin maddi tazminat olarak kendisine verilmesini talep etmiş ise de; 29/05/1957 tarih ve 4-16 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere, ait olduğu davada hüküm altına alınması gereken vekalet ücreti, yargılama giderleri kapsamında olup bu hak asıl davadan bağımsız olarak dava konusu yapılamayacağından ceza davasında ödenmeyen vekalet ücretinin, maddi tazminat kapsamına dahil edilemeyeceğine kanaat getirilerek davacının bu yöndeki talebinin reddine karar verilmiştir." Başvurucu, hükmedilen tazminatların düşük olduğunu belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, dosyaya sunduğu iş ve gelir kayıtlarına göre koruma tedbirinin uygulandığı dönemde aylık gelirinin asgari ücretin üzerinde olduğunu, bilirkişinin tespitinin gerçeği yansıtmadığını, ayrıca yargılandığı davada iki celseye çıkarak iki mesai gününü kısmen burada geçirmek zorunda kaldığından bu kaybının da maddi tazminat hesabına zarar olarak dâhil edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca maddi tazminat kapsamına ceza dosyasında vekâletnameli avukat için ödediği ve serbest meslek makbuzu ile sabit olan 000 TL avukatlık ücretinin dâhil edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, bu parayı talep edebileceği başka bir hukuki yolun bulunmadığını, gerekçeli kararında bahsedilen içtihadı birleştirme kararının dosyaya uygun bir karar olmadığını, bu içtihadın hukuk yargısı içinde ilamlı icra yoluyla asıl alacağa bağlı şekilde ve birlikte vekâlet ücretinin de tahsil edilmesini ifade ettiğini, bu içtihadın beraat eden sanık lehine vekâlet ücreti hakkında uygulanamayacağını öne sürmüştür. Başvurucu son olarak toplum içindeki sosyo-ekonomik durumu, gözaltı sonrası yaşadığı ilde ve internet medyası üzerinde aleyhine yapılan haksız saldırılar, kamuoyunda darbeci yaftasıyla haksız olarak düşürüldüğü durum gözönüne alındığında 100 TL manevi tazminatın çok yetersiz olduğunu ileri sürmüştür. Bölge Adliye Mahkemesi 4/12/2018 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, ilk derece mahkemesinin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, delillerin ve yapılan işlemlerin hukuka aykırılık içermediği anlaşıldığından; incelenen hükme yönelik davacı vekili ile davalı vekilinin ileri sürdükleri istinaf itirazları yerinde görülmemiş olmakla, istinaf başvurularının esastan reddine ... [karar verildi.]" Yargıtay Ceza Dairesinin 7/9/2015 tarihli ve E.2015/11643, K.2015/12590 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Dairemizce gidilen görüş değişikliğine göre, tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasında, beraatine hükmedilen davacının kendisini vekil ile temsil ettirmiş olması nedeniyle, 000 TL vekalet ücretinin maddi tazminat kapsamında hüküm altına alınması suretiyle, davacı yararına fazla tazminata hükmedilmesi... [kanuna aykırıdır.]" Aynı Dairenin 18/3/2019 tarihli ve E.2018/8541 K.2019/3660 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Yine dairemizce gidilen görüş değişikliğine göre; tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasında beraat etmiş olması nedeniyle davacı lehine maktu vekalet ücretine hükmolunması gerektiği, maktu vekalet ücretini aşan ve serbest meslek makbuzu ile ispatlanan kısmın ise davacı ile avukatı arasındaki hukuki ilişkiye dayandığı, bu nedenle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında zarar kapsamında değerlendirilemeyeceğinin gözetilmemesi... [kanuna aykırıdır.]" Benzer yöndeki birçok karar arasından bkz. aynı Dairenin 17/6/2019 tarihli ve E.2019/2447, K.2019/7317 sayılı; 13/11/2019 tarihli ve E.2019/714, K.2019/10830 sayılı; 1/2/2021 tarihli ve E.2019/2214, K.2021/934 sayılı kararları. İlgili hukuk için ayrıca bkz. A.A. [GK], B. No: 2017/34502, 21/10/2021, §§ 22- | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/4137 | Başvuru, haksız gözaltı tedbiri dolayısıyla açılan tazminat davasında ödenen tazminatın yetersiz olması ve yanlış belirlenmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılama hakkının, tazminat davasında ileri sürülen taleplerin karşılanmaması nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, derece mahkemelerinin kararlarının gerekçesiz olması nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvurucu, işçi alacaklarının tahsili istemiyle 2/10/2007 tarihinde açtığı davanın Yargıtay kararlarına aykırı olarak kısmen reddedilmesi ve yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedenleriyle, Anayasa'nın , , , ve maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, yargılanmanın yenilenmesi ve tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 24/6/2013 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede dosyanın Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 30/9/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 19/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığının 24/2/2014 tarihli görüş yazısı 6/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 17/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: 25/5/1992 tarihinde Orman Bakanlığında (Bakanlık) iş sözleşmesine dayalı olarak işçi mühendis statüsüyle çalışmaya başlayan başvurucunun da üyesi olduğu Türkiye Orman İşçileri Sendikası ile Bakanlık arasında 1/1/1997-31/12/1998, 1/1/1999-31/12/2000, 1/1/2001-31/12/2002 ve 1/1/2003-31/12/2004 tarihleri için geçerli olmak üzere sırasıyla , , ve dönem Toplu İş Sözleşmeleri (TİS) imzalanmıştır. Başvurucu, temininde güçlük çekilen personel olması sebebi ile Bakanlık oluruyla ücretlerine ek bir yevmiye aldığı gerekçe gösterilerek Toplu İş Sözleşmeleri ile getirilen ücret artışlarının ve iyileştirilmelerin kendisine uygulanmadığını belirterek Ankara İş Mahkemesinde 2/10/2007 tarihinde Bakanlık aleyhine alacak davası açmıştır. Mahkeme 6/5/2008 tarih ve E.2007/836, K.2008/216 sayılı kararıyla, 12/2/2008 tarihli bilirkişi raporu ve toplu iş sözleşmeleri hükümleri doğrultusunda fark ücret, fark ilave tediye ve ikramiyelerin başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Davalı Bakanlığın temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi, 18/5/2010 tarih ve E.2008/25156, K.2010/13856 sayılı ilâmıyla, toplu iş sözleşmesi ücret artışlarının Bakanlık oluru ile belirlenen yüksek ücretlere uygulanıp uygulanmayacağı hususunun tartışma konusu olduğu ve konunun daha önce başka işçilerin açtığı davalarda incelendiği ve ücret artışlarının Bakanlık tarafından belirlenen yüksek ücretler yerine toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre yapılması gerektiği sonucuna varıldığı, ayrıca hükme esas alınan bilirkişi raporunda bazı yıllar her ay için enflasyon oranında ücret artışına gidilirken bazı yıllar için altı ayda bir ücret artışı yapıldığı, gözetilen enflasyon oranlarının dayanaklarının da dosya içinde bulunmadığı, Mahkemece istek konusu döneme ait Toplu İş Sözleşmelerinde ücret artışının öngörüldüğü dönemlere ait enflasyon oranlarının belirlenerek buna göre bilirkişi raporu aldırılması gerektiği, Mahkemece, iki hukukçu ve Türkiye İstatistik Kurumu uzmanından oluşan bilirkişi heyetinden denetime elverişli şekilde belirlenen hususlara uygun olarak rapor alınması gerektiğini belirterek, Ankara İş Mahkemesinin kararını bozmuştur. Mahkeme bozma ilamına uyarak yeniden yaptığı inceleme ve aldığı bilirkişi raporları doğrultusunda, 11/1/2012 tarih ve E.2010/610, K.2012/4 sayılı kararıyla, başvurucunun alacak davasının kısmen kabulüne karar vermiştir. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 28/2/2013 tarih ve E.2012/12411, K.2013/7270 sayılı ilâmıyla onanmıştır. Onama kararı başvurucuya 27/5/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 24/6/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi ve maddesinin (1) numaralı fıkrası, 30/1/1950 tarih ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası, maddesinin birinci fıkrası ve maddesi (Bkz. B.No: 2013/6792, 18/6/2014, §§ 16–20). | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/4662 | Başvurucu, işçi alacaklarının tahsili istemiyle 2/10/2007 tarihinde açtığı davanın Yargıtay kararlarına aykırı olarak kısmen reddedilmesi ve yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedenleriyle, Anayasa'nın 10. , 36. , 5 , 53. ve 55. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, yargılanmanın yenilenmesi ve tazminat talebinde bulunmuştur. | 1 |
Başvuru, bir dokümanın ceza infaz kurumu idaresince hükümlü olan başvuruculara verilmemesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular 3/8/2015 ve 8/10/2015 tarihlerinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 2015/16450 sayılı dosya konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2015/13046 sayılı dosya üzerinde birleştirilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, başvuru tarihinde devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçundan hükümlü olarak Ankara 2 No.lu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) bulunmaktadır. İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu (Eğitim Kurulu) 12/6/2015 tarihli kararında, 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle "Demokratik Özerklik ve Demokratik Birey" adlı kitabın birinci başvurucuya; "Hakikat Savaşçılığı", "Demokratik Özerklik", "Özgür Eş Yaşam", "Tarihsel Toplum", "Akademileşme", "Komünal Ekonomi", "Kültür ve Uygarlık" ile "Soykırıma Karşı Kültürel Direniş" adlı kitapların ise ikinci başvurucuya verilmemesine karar vermiştir. Eğitim Kurulu birinci başvurucuya gelen ve kendisine teslim edilmeyen kitabın kaynakça bölümünde yararlanılan kitaplar arasında Abdullah Öcalan'ın yazdığı ve hakkında toplatma kararı bulunan "Özgürlük Sosyolojisi (üçüncü kitap)" ile "Ortadoğu'da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü (dördüncü kitap)" isimli kitapların da sayıldığını tespit etmiştir. İkinci başvurucuya gelen "Hakikat Savaşçılığı" isimli kitapta terör örgütü liderini öven ve yücelten ifadelere yer verildiğini tespit eden Eğitim Kurulu, ikinci başvurucuya gelen diğer kitaplarda ise Abdullah Öcalan tarafından yazılan ve hakkında toplatma kararı bulunan "Uygarlık Maskeli Tanrılar ve Örtük Krallar Çağı (Birinci kitap)", "Uygarlık Maskesiz Tanrılar ve Çıplak Krallar Çağı (İkinci kitap)" ile üçüncü ve dördüncü kitaplardan alıntılara yer verildiğini tespit etmiş, alıntı bulunan sayfaları da açıkça belirtmiştir. Eğitim Kurulu anılan kitapların verilmesi hâlinde başvurucuların mensubu oldukları terör örgütüyle olan bağlarının zayıflamayacağını, aksine örgütün hedefleri doğrultusunda hareket etmeye devam edeceklerini ve örgütle olan bağlarının kuvvetleneceğini, bu durumun ise başvurucuların yeniden suç işlemelerini engelleyecek etkenleri zayıflatacağını ve cezanın infazıyla ulaşılmak istenen amacın ortadan kalkacağını ifade etmiştir. Eğitim Kurulu kararına karşı başvurucular Ankara Batı İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) şikâyette bulunmuşlardır. İnfaz Hakimliği 19/6/2015 tarihinde birinci başvurucunun şikâyetini kabul etmiştir. Karar gerekçesinde İnfaz Hâkimliği, Eğitim Kurulunun, kararında, kitapta yapılan alıntılara atıf yapmadığını, alıntının ne olduğunun belli olmadığını belirtmiştir. Alıntıların söz konusu kitabın ne kadarlık bir bölümünde bulunduğuna da yer verilmediğini, belli olmayan bir alıntının 5275 sayılı Kanun'un maddesi yönünden değerlendirilmesi ve denetiminin mümkünolmadığını ifade etmiştir. İnfaz Hâkimliği ikinci başvurucunun şikâyetini 24/6/2015 tarihinde reddetmiştir. İnfaz Hakimliği kararında, yasaklı yayınlardan alıntılar bulunan kitapların ikinci başvurucuya verilmemesinin, cezanın infazı ile ulaşılmak istenen amaca uygun olduğunu belirtmiştir. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı, İnfaz Hâkimliğinin, birinci başvurucunun şikâyetinin kabulü yönündeki kararına itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen Ankara Batı Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme), kitabın verilmemesine ilişkin Eğitim Kurulu gerekçesine ilaveten İnfaz Kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşeceği ve idari otoritenin zayıflamasına neden olacağı gerekçeleriyle itirazı kabul etmiş ve İnfaz Hâkimliği kararının kaldırılmasına hükmetmiştir. Bu karar birinci başvurucuya 23/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. İkinci başvurucu ise İnfaz Hâkimliğinin kendi şikâyetine ilişkin ret kararına itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen Mahkeme, kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle itirazı reddetmiştir. Bu karar ikinci başvurucuya 9/9/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular sırasıyla 3/8/2015 ve 8/10/2015 tarihlerinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. A. Ulusal Hukuk 5275 sayılı Kanun'un "İnfazda temel amaç" kenar başlıklı maddesi şu şekildedir: "Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır." Mevcut başvurunun değerlendirilmesi sırasında gözönünde bulundurulan diğer ulusal hukuk kaynakları için bkz. Halil Bayık [GK], B. No: 2014/20002, 30/11/2017, §§ 15-16; Mehmet Çelebi Çalan, B. No: 2014/4163, 19/12/2017, §§ 14-B. Uluslararası Hukuk Mevcut başvurunun değerlendirilmesi sırasında gözönünde bulundurulan uluslararası hukuk kaynakları için bkz. Ahmet Temiz (6), B. No: 2014/10213, 1/2/2017, §§ 17- | İfade özgürlüğü | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/13046 | Başvuru, bir dokümanın ceza infaz kurumu idaresince hükümlü olan başvuruculara verilmemesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru; kamuoyunda hendek olayları olarak da bilinen olaylar sırasında Şırnak'ın İdil ilçesinde güvenlik güçleri tarafından terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar sırasında meydana gelen ölüm ve takip eden süreç nedeniyle yaşam hakkının ve bu hakla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. PKK terör örgütü 12/8/2015 tarihinden itibaren İdil ilçesinin de dâhil olduğu bazı merkezlerde öz yönetim ilan etmiştir. Öz yönetim ilan ettiği bölgelerde patlayıcıyla tuzaklanmış hendekler kazmak ve barikatlar kurmak suretiyle yalıtılmış bölgeler oluşturmaya çalışan PKK terör örgütü, kamuoyunda hendek olayları olarak adlandırılan ve aylarca devam eden bu süreçte roketatarlar, keskin nişancı tüfekleri, patlayıcılar ve otomatik saldırı tüfekleri kullanarak terör saldırıları düzenlemiştir. Okullar, hastaneler, barajlar, adliye binaları, ambulanslar gibi temel kamu hizmetlerini sağlayan eşya ve binaların yanında sivilleri de hedef alan bu terör saldırılarında 335 sivil hayatını kaybederken 106 kişi yaralanmıştır. Terör saldırılarında 859 güvenlik görevlisi ve Derik kaymakamı şehit olmuş, 711 güvenlik görevlisi yaralanmıştır. Bu terör eylemlerinin engellenmesi, halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla sözde öz yönetim ilan edilen bazı bölgelerde mülki idare amirliklerince sokağa çıkma yasakları uygulanarak terörle mücadele operasyonları başlatılmıştır (hendek olayları, öz yönetim ilanları, PKK terör örgütünün şehir savaşı stratejisi ve sokağa çıkma yasakları hakkında arka plan bilgisi ile ayrıntılı açıklamalar için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], B. No: 2017/37897, 5/7/2022, §§ 16-28, 67, 346-348). Yukarıda bahsi geçen operasyonların gerçekleştirilip sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı dönemde Şırnak'ın İdil ilçesinde, İdil Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen arama kararlarına istinaden 7/3/2016 tarihinde Turgut Özal Mahallesi Celal Bayar Caddesi (askerî haritaya göre) T-706 kod numarası ile belirtilen binanın etrafında tarla şeklindeki açık alanın kenarında bulunan taş yığınlarının olduğu bölgede güvenlik güçlerince yapılan arama faaliyetinde altı erkek ve dört kadın cesedine ulaşılmıştır. Cesetlerin üzerinde ve yanında uzun namlulu otomatik silahlar, şarjörler, hücum yeleği, el bombaları, telsiz, dürbün, fişekler, örgütsel dokümanlar, not defterleri ve askerî giysiler bulunmuştur. 1'den 10'a kadar numaralandırılan cesetlerden 6 numaralı kadın cesedinin üst aramasında 11-19752588 seri No.lu, Kalaşnikof marka tüfek, deforme olmuş üç Kalaşnikof şarjörü ve kırk Kaleşnikof fişeği ele geçirilmiştir. Yapılan teşhiste 6 numaralı cesedin başvurucuların kızları olan 12/4/2003 doğumlu F.E olduğu anlaşılmıştır.A. Başvuruya Konu Olaya İlişkin Ceza Soruşturması Süreci Olaya ilişkin resen başlatılan soruşturma sırasında 8/3/2016 tarihinde Cumhuriyet savcısının huzurunda ve adli tıp uzmanlarının katılımıyla ceset üzerinde ölü muayenesi ve otopsi işlemi yapılmıştır. Ölü muayene ve otopsi tutanağına göre F.E.nin ölümünün "mühimmat patlaması ile husulü mümkün penetran cisim yaralanmasının yol açtığı kafatası kemik, kot ve tibia fibula kırıkları ile müterafik iç organ yaralanmasının neden olduğu masif iç kanama" nedeniyle meydana geldiğinin tespit edildiği ve cesedin üzerinde beş metalik cisim elde edildiği belirtilmiştir. Yürütülen soruşturma esnasında:i. F.E.nin cesedinin terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen dokuz şahsın cesediyle birlikte bulunduğu, cesedin bulunduğu mahalde örgüt mensupları ve ölen tarafından kullanılan çok sayıda silah ve silah mühimmatı ele geçirildiği, telsiz kayıtlarından anlaşıldığı üzere cesetlerin ele geçirildiği, T-706 olarak belirtilen bölgede örgüt mensupları ile güvenlik güçleri arasında çatışmaların devam ettiği, ii. Ölü muayene işlemleri sırasında cesedin üzerinden PKK terör örgütü liderinin rozetinin çıktığı, iii. Cesetten (sağ el avuç içi ve sağ eli üzeri) alınan svaplarda ve cesetten ele geçirilen kıyafetlerden alınan svaplarda atış artıklarında bulunan antimon (Sb) elementinin tespit edildiği,iv. PKK terör örgütüyle iltisaklı bir internet sitesinde yayımlanan haberde F.E.nin ölümünün terör örgütü tarafından sahiplenildiği,v. Gizli Tanık Hilal'in ''A/K seydo sorumluluğundaki bir başka timde [F.E.] (isimli) kişinin olduğunu hatırlıyorum. [F.E.] operasyonlar sırasında çatışmada öldürülmüş, terör örgütü ise yaşının küçük olmasını fırsat bilerek bu durumun propagandasını yapmıştır.'' şeklinde beyanının bulunduğu,vi. F.E.nin cesedinden ele geçirilen mermi çekirdeği, gömlek parçası, nüve, metal parçanın üzerinde hangi silahtan atıldığının tespiti yönünde mukayeseli bir inceleme yapılmasının mümkün olmadığının tespit edildiği yönünde delil ve bulgulara ulaşılmıştır.vii. Soruşturma sırasında başvurucuların müşteki sıfatıyla ifadesine de başvurulmuştur. Başvurucular, olayların başlaması üzerine çocuklarını İstanbul'daki akrabalarının yanına göndermeyi düşündüklerini ancak kızları F.E.nin sokağa çıkma yasağı başlamasından bir ay kadar önce kaybolduğunu, aramalarına rağmen ulaşamadıklarını, F.E.nin nasıl öldüğünü bilmediklerini ifade etmişlerdir. F.E.nin maktul suça sürüklenen çocuk ve başvurucuların müşteki sıfatı ile yer aldığı, devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma suçundan yürütülen soruşturma neticesinde Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 22/1/2020 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Bahsi geçen kararda, F.E.nin silahlı terör örgütü PKK üyesi olduğu, güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyette bulunduğu sırada güvenlik güçlerince öldürüldüğü, güvenlik güçlerinin örgüt mensuplarının silahlı ve bombalı eylemlerde bulundukları mahallelerde kamu düzenini sağlama noktasında yetkili merciden aldığı hukuka uygun emri yerine getirdiği, bu emrin yerine getirilmesi esnasında gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıları o andaki hâl ve koşullara göre, saldırı ile orantılı biçimde defetme zorunluluğunda olduğu, F.E.nin öldürülmesinde güvenlik güçlerinin 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde yerini bulan "Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez." şeklindeki düzenleme uyarınca kanunun verdiği yetkiyi kullandığı ve verilen emri ifa ettiği, bu durumun hukuka uygunluk nedenleri arasında yer aldığı değerlendirmelerine yer verilmiştir. Başvurucular, 13 yaşında bir çocuk olan F.E.nin örgüt üyesi olarak kabul edilmesinin hukuka uygun olmadığı, F.E.nin hangi kolluk birimi tarafından, ne şekilde ve hangi silah ile öldürüldüğü, kolluk güçlerine karşı silahlı saldırıda bulunup bulunmadığı, F.E.ye "Teslim ol." çağrısı yapılıp yapılmadığı, teslim olma imkânının ve şartlarının sağlanıp sağlanmadığı hususlarının tespit edilmediği gerekçesiyle söz konusu kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Şırnak Sulh Ceza Hâkimliği 21/2/2020 tarihli kararla, ölüm olayının terör örgütüne yönelik operasyonlar sırasında gerçekleştiğinin anlaşılması karşısında orantılılık ilkesinin gerçekleştiği ve etkin soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edilmediği gerekçesiyle itirazın reddine karar vermiştir. Karar, başvuruculara 2/3/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular, 30/6/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur (COVID-19 tedbirleri kapsamında yargı alanındaki sürelerin 13/3/2020 tarihinden 15/6/2020 tarihine kadar durdurulduğu dikkate alındığında başvurunun süresinde yapıldığı anlaşılmıştır.). Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.B. Başvuruya Konu Olaya İlişkin İdari Yargı Süreci Başvurucular 13/2/2017 tarihinde Şırnak Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına (Komisyon) başvurarak 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında, yakınları F.E.nin ölümü nedeniyle 000 TL maddi tazminatın kendilerine ödenmesini talep etmiştir. Komisyon 8/5/2019 tarihli kararla başvurunun bahsi geçen kanun kapsamına girmediği gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir. Başvurucular 12/7/2019 tarihinde Mardin İdare Mahkemesi nezdinde açtıkları dava ile Komisyon kararının iptalini, davalı idarenin kusurlu/kusursuz sorumluluğu bulunduğundan meydana gelen zararlarının karşılığı olarak toplam 000 TL manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir. Mardin İdare Mahkemesi 28/2/2020 tarihli kararla başvurucuların yakını olan F.E.nin kamu düzeninin sağlanması, halkın can ve mal güvenliğinin korunması, PKK/KCK terör örgütü ve örgütün silahlı kollarından biri olan ÖS/YDG-H mensuplarının etkisiz hâle getirilmesi/yakalanması amacıyla başlatılan operasyonlar kapsamında, güvenlik kuvvetleriyle girdiği silahlı çatışmada hayatını kaybettiği, idareye atfedilebilecek hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluk sebeplerine gidilebilecek bir hususun olmadığı, diğer taraftan sosyal risk ilkesinin koşullarının gerçekleşmediği, Komisyonca tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gibi davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinin de reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Başvurucuların karara karşı yaptığı istinaf talebi, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesinin 27/4/2022 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar, başvuruculara 23/5/2022 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucular 22/6/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başraportörlüğün 27/9/2022 tarihli kararı ile idari yargı sürecine ilişkin bu bireysel başvuru dosyasının ceza soruşturması sürecine ilişkin 2020/20101 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilerek incelenmesine, incelemenin 2020/20101 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/20101 | Başvuru; kamuoyunda hendek olayları olarak da bilinen olaylar sırasında Şırnak'ın İdil ilçesinde güvenlik güçleri tarafından terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar sırasında meydana gelen ölüm ve takip eden süreç nedeniyle yaşam hakkının ve bu hakla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 24/7/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, apartman çatısındaki sac levhanın düşmesi sonucu çocuklarının vefat etmesi üzerine 14/4/2010 tarihinde maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır. Kırşehir Asliye Hukuk Mahkemesi 29/9/2014 tarihli kararı ile davanın kabulüne karar vermiştir. Karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 28/9/2015 tarihli ilamı ile bozulmuştur. Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada Mahkemece 7/3/2016 tarihli karar ile davanın maddi tazminat talebi yönünden kabulüne, manevi tazminat talebi yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir. Tarafların temyiz talebi üzerine dava dosyası Yargıtaya gönderilmiş olup temyiz incelemesi devam etmektedir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/12283 | Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, ipotek bedelinin güncellenmiş değerinin ödenmesi isteğinin reddi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 7/5/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular 31/12/1994 tarihinde ölen H.K.nın mirasçılarıdır. Başvurucular murisi, maliki olduğu 10 parsel sayılı arsa niteliğindeki taşınmazı 23/10/1984 tarihinde tapuda yapılan resmî senetle 000 TL'ye(eski TL) G.ye satmıştır. Resmî senette satış bedelinin ödenmediği, teminat olarak 15/4/1985 vadeli ve 000 TL bedelli ipoteğin satıcı lehine tesis edildiği şerhi bulunmaktadır. Alıcı G. 11/9/2007 tarihinde ölmüş; geriye mirasçı olarak N., ve S. kalmıştır.A. İcra Takip Süreci G.nin mirasçıları 15/6/2012 tarihli dilekçe ile 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun maddesi uyarınca bedeli karşılığında ipoteğin çözülmesi talebiyle icra dairesine başvuruda bulunmuştur. İcra Müdürlüğü bu talep üzerine başvuruculara ihtarname göndermiştir. Başvurucular 4/3/2013 tarihli dilekçe ile satış bedeli kendilerine ödenmediğinden ipoteğin kaldırılması isteğine itiraz etmiştir. G.nin mirasçıları ipotek alacaklısı olan başvurucuların parayı almaktan ve ipoteği çözmekten imtina etmesi nedeniyle mahkemeye başvurarak depo edilen bedel karşılığında ipoteğin çözülmesini talep etmiştir. Bakırköy İcra Hukuk Mahkemesi 23/9/2013 tarihli kararla ipoteğin çözülmesine karar vermiştir. Hüküm, başvurucular tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi makbul bir sebep ileri sürerek ipoteğin çözülmesine itiraz edildiğinden davanın reddine karar verilmek üzere 31/10/2014 tarihinde hükmü bozmuştur. Bakırköy İcra Hukuk Mahkemesi 25/2/2015 tarihinde bozma doğrultusunda davanın reddine karar vermiştir.B. Bireysel Başvuruya Konu Dava Süreci Başvurucular 24/2/2015 tarihli dava dilekçesiyle 10 parsel sayılı taşınmazın babaları adına kayıtlı iken 23/10/1984 tarihinde G.ye resmî senetle satıldığını ancak satış anında bedel ödenmediğinden murisleri lehine 3,5 TL bedelle ipotek tesis edildiğini bildirmiştir. Başvurucular aradan 28 yıl gibi uzun bir zaman geçmesine rağmen satış bedelinin kendilerine ödenmediğini ve hâl böyle iken G.nin mirasçılarının hakkaniyete aykırı biçimde 35 TL gibi oldukça düşük bir bedelle ipoteğin çözülmesi talebinde bulunduklarını ileri sürmüştür. Başvuruculara göre ipotek bedeli arsanın güncel değeri ve Amerikan doları üzerinden günümüze uyarlanarak kendilerine ödenmelidir. Başvurucular 20/3/2015 tarihli dilekçe ile davanın harca esas değerini 000 TL olarak bildirmiş ve bu değer üzerinden harç yatırmıştır. G.nin mirasçıları 27/3/2015 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesiyle ipotek bedelinin güncel değeri ile ödenmesine ilişkin isteğin haksız olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiş ve karşı dava olarak -bedeli icra dairesine depo ettiklerinden- ipoteğin çözülmesine karar verilmesini istemiştir. Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 9/5/2017 tarihli kararla başvurucuların ipotek bedelinin güncel değeri ile ödenmesi isteğinin reddine ve başvurucular aleyhine açılan ipoteğin çözülmesi istekli davanın kabulüne karar vermiştir. Mahkemeye göre 23/10/1984 tarihli resmî senette açıkça belirtildiği üzere satış bedeli 3,5 TL olup bu borcun ödenmesini temin amacıyla başvurucular murisi lehine kesin borç ipoteği tesis edilmiştir. Hâl böyle iken borçlulardan N. 19/6/2012 tarihinde icra dosyasına 35 TL depo etmiş olup bu miktar, bilirkişi tarafından ayrıntılı ve seçenekli olarak tespit edilen ana para, faiz ve masrafları karşılamaktadır. Başvurucular hükme karşı istinaf talebinde bulunmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (BAM) 28/9/2017 tarihinde başvurucuların istinaf isteğinin esastan reddine temyiz yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Başvurucular, BAM kararını temyiz etmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 12/2/2018 tarihli kararla başvurucuların 33,80 TL olarak gösterdiği dava değerinin karar tarihi itibarıyla geçerli olan 530 TL temyiz sınırının altında olduğunu belirterek temyiz isteğini reddetmiştir. Nihai karar 5/4/2018 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular 7/5/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Kanun Hükümleri 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Hâlen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veyaolası bulunan herhangi bir alacak, ipotekle güvence altına alınabilir.” 4721 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Alacak sona erince ipotekli taşınmazın maliki, alacaklıdan ipoteği terkinettirmesini isteyebilir.'' 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: “Taşınmaz rehninin alacaklıya sağladığı güvencenin kapsamına şunlar girer: Ana para, Takip giderleri ve gecikme faizi, İflâsın açıldığı veya rehnin paraya çevrilmesinin istendiği tarihe kadar muaccel olmuş üç yıllık faiz ile son vadeden başlayarak işleyen faiz.Daha önce belirlenmiş olan faiz oranı, sonradan gelen alacaklıların zararına olarak artırılamaz." 2004 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:“Taşınmaz ipotek alacaklısı, yetkili veya taşınmazın bulunduğu yer icra dairesine elindeki ipotek belgesinin akit tablosunun tapu idaresince verilmiş resmi bir örneğini ibrazla alacağın miktarını bildirir ve 58 inci maddeye göre takip talebinde bulunur.'' 2004 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “İpotekle temin edilmiş ve vadesi gelmiş bir alacağın borçlusu icra dairesine müracaatla alacaklısının gaip ve yerleşim yerinin meçhul bulunduğunu veya borcu almaktan ve ipoteği çözmekten imtina ettiğini beyan ederse icra dairesi on beş gün içinde daireye gelerek parayı almasını ve ipoteği çözmesini alacaklıya usulüne göre tebliğ eder. Alacaklı bu müddet içinde gelmediği veya gelipte kanunen makbul bir sebep beyan etmeksizin parayı almaktan ve ipoteği çözmekten imtina eylediği takdirde borçlu borcunu icra dairesine tamamiyle yatırırsa icra mahkemesi verilen paranın alacaklı namına hıfzına ve ipotek kaydının terkinine karar verir. Bu karar tapu dairesine tebliğ edilerek ipotekli taşınmazın sicilline geçirilir.'' Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 5/11/2019 tarihli ve E.2016/11459, K.2019/7275 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Davacılar vekili, davacıların murisi A.’nın 2010 tarihinde vefat ettiğini, murisin 42 parselde kayıtlı 350 m² alanlı taşınmazı 1972 tarihinde 000,00TL. bedelle davalıya sattığını, 000,00TL'nin peşin ödendiğini, kalan 000 TL rehin bedelli davalıya sattığını, davalının aylık 500 TL olarak düzenli ödeme yapması gerektiğini ancak ödemelerin yapılmadığını, bunun üzerine mirasçı davacıların 000TL'nin günümüz rayici olan 117,00TL üzerinden K. İcra Müdürlüğünün 2012/1869 Esas sayılı takip dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi başlattıklarını, daha sonra davalının davacılar lehine tesis edilen ipoteğin kaldırılması için İİK’nın maddesi uyarınca K. İcra Müdürlüğünün 2012/1956 Esas sayılı takip dosyası ile 421,76TL üzerinden icra takibi başlatıldığını, davacılara muhtıra çıkartıldığını, bu rakamın günün koşullarında uygun olmadığını, davalının böylelikle davacılar aleyhine sebepsiz zenginleştiğini, zira eski 000 TL'nin şimdi 45,00TL olduğunu bunun kabul edilemeyeceğini belirterek davacıların mağduriyetinin giderilmesi açısından bahse konu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacılar adına kayıt ve tescilini, olmadığı takdirde 117,00TL’nin faiz ve ferileri ile birlikte ödenmesini, davalı tarafın icra mahkemelerinde açılacak olan olası ipoteğin kaldırılması davasına yönelik ara kararı ile ihtiyati tedbir verilmesini, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir....Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile;davacı tarafın tapu iptali tescil isteminin reddine, 33,93TL nin dava tarihi olan 13/04/2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir....1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.'' Yargıtay Hukuk Dairesinin 19/12/2017 tarihli ve E.2017/1490, K.2017/9505 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Bu itibarla, 000 TL ipotek bedelinin herhangi bir güncelleme yapılmadan, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda ipotek akit tablosunda bila faiz 1 yıl müddetle 000 TL üzerinden ipotek konulduğu anlaşıldığından 1978 tarihinden itibaren dava tarihine kadar yasal faizi ile birlikte ulaşacağı değerin depo ettirilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken güncelleştirilmiş ipotek bedelinin depo ettirilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.''B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir...." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin temel amacı, devlet tarafından mülkiyet hakkına yapılan haksız müdahalelere karşı kişinin korunmasını sağlamaktır. Sözleşme'nin maddesi uyarınca her taraf devlet "kendi yetki alanı içinde bulunan herkesin, Sözleşme'de tanımlanan hakları ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlama" yükümlülüğü altındadır. Bu genel nitelikli görevin yerine getirilmesi, Sözleşme ile güvence altına alınan hakların etkili bir biçimde uygulanmasını sağlamak için bazı pozitif yükümlülükler getirmektedir (Ališić ve diğerleri/Bosna Hersek, Hırvatistan, Sırbistan, Slovenya ve Makedonya Cumhuriyeti [BD], B. No: 60642/08, 16/7/2014, § 100; Sovtransavto Holding/Ukrayna, B. No: 48553/99, 25/7/2002, § 96). AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin devletin doğrudan müdahalesinin söz konusu olmadığı, özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar yönünden de -belirli durumlarda- mülkiyet hakkının korunması için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü içerdiğini kabul etmektedir. Pozitif yükümlülükleri çerçevesinde devletin -özel kişiler arası mülkiyet ilişkileri bakımından olsa bile- kişilerin mülkiyet haklarına yapılacak keyfî müdahalelere karşı hukuksal bir koruma sağlaması gerekmektedir. Bu bağlamda devlet, özellikle tarafların mülkiyet hakkına ilişkin uyuşmazlıklar yönünden gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan etkin bir yargısal mekanizma oluşturma yükümlülüğü altındadır. Bu çerçevede oluşturulan yargı yollarında ulusal mahkemeler de iç hukukta yer alan ilgili kanunlar ışığında makul ve adil bir biçimde mülkiyet uyuşmazlıklarını çözmek durumundadır. AİHM, bu gerekliliğin sağlanıp sağlanmadığını değerlendirirken uygulanan usulün bütününü incelemektedir (Sovtransavto Holding/Ukrayna, § 96; Fuklev/Ukrayna, B. No: 71186/01, 7/6/2005, §§ 90, 91; Kotov/Rusya [BD], B. No: 54522/00, 3/4/2012, § 112; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, §§ 82-87; Capital Bank AD/Bulgaristan, B. No: 49429/99, 24/11/2005, § 134; Kushoglu/Bulgaristan, B. No: 48191/99, 10/5/2007, § 47). Bununla birlikte AİHM iç hukukun yorumlanması ve uygulanması konusundaki görevinin sınırlı olduğunu, ulusal mahkemelerin hukuk kurallarının yorumlanması bakımından sahip oldukları takdir hakkına açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatası içermedikçe karışamayacağını belirtmektedir (Anheuser-Busch Inc./Portekiz, § 83). Diğer taraftan AİHM, her ne kadar Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinde açık olarak usule ilişkin güvencelerden söz edilmese de bu maddenin keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazların sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya konabilme olanağının tanınması güvencesini kapsadığını belirtmektedir. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80, 24/10/1986, § 60; Jokela/Finlandiya, B. No: 28856/95, 21/5/2002, § 45). AİHM ayrıca usule ilişkin güvencelerin özel kişiler arasında ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanında taraflardan birinin devlet olması durumunda da geçerli olduğunu belirtmiştir (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04, 7/7/2009, § 100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvenceler kapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçeye sahip olması gerektiğine değinmiştir. AİHM'e göre bu zorunluluk davacının her iddiasına ayrıntılı cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte en azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazları yargılama makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda karşılanmalıdır (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34764/05, 34786/05, 34800/05, 34811/05, 1/2/2011, § 54). | Adil yargılanma hakkı (Hukuk)-Mülkiyet Hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/13952 | Başvuru, ipotek bedelinin güncellenmiş değerinin ödenmesi isteğinin reddi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, hükümlü olan başvurucunun bilgisayar kullanma talebinin ceza infaz kurumu idaresince reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğü ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 23/3/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu başvuru tarihinde, devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak suçundan hükümlü olarak Kocaeli 2 No.lu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) bulunmaktadır. İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu (Kurul) 20/11/2014 tarihli kararında, 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un maddesi uyarınca başvurucunun terör örgütü üyesi olması ve personel ile derslik alanlarının yetersizliği nedeniyle başvurucunun bilgisayar kullanma talebini reddetmiştir. Başvurucu, Kurul kararına karşı itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen Kocaeli İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) 11/2/2015 tarihinde itirazı reddetmiştir. İnfaz Hâkimliği, bilgisayar kullanma talebiyle ilgili olarak Adalet Bakanlığının yetkili olduğunu, bu konuda kendisinin bir yetkisi bulunmadığını belirtmiştir. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin ret kararına karşı itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi, İnfaz Hâkimliğinin gerekçesinin yerinde görüldüğünden bahisle 26/2/2015 tarihinde itirazı reddetmiştir. Başvurucu 23/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 5275 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili bölümü şöyledir: "(3) Kapalı ve açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde ancak, eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde kurum yönetimince belirlenen yerlerde görsel ve işitsel eğitim araç ve gereçlerinin kullanımına izin verilebilir. Eğitim ve iyileştirme programları gerekli kıldığı takdirde denetim altında internetten yararlanılabilir. Hükümlü, odasında bilgisayar bulunduramaz. Ancak, Adalet Bakanlığının uygun görmesi hâlinde eğitim ve kültürel amaçlı olarak bilgisayarın ceza infaz kurumuna alınmasına izin verilebilir.(4) Bu haklar, tehlikeli hâlde bulunan veya örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabilir." | İfade özgürlüğü | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/5483 | Başvuru, hükümlü olan başvurucunun bilgisayar kullanma talebinin ceza infaz kurumu idaresince reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğü ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun maddesinin (C) fıkrası (4/C) kapsamında çalışan sağlık personelinin döner sermaye ek ödemesinden yararlandırılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 26/5/2014 tarihinde Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 8/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 25/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 24/6/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 2/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Diyarbakır Halk Sağlığı Müdürlüğünde (Müdürlük) 4/C kapsamında geçici personel statüsünde çalışmaktadır. Başvurucunun kendisine döner sermaye ek ödemesi yapılması amacıyla yaptığı başvuruya Müdürlük tarafından cevap verilmeyerek talebi zımnen reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, kurumdaki emsalleri ile aynı unvana sahip olduğu, aynı görevi yaptığı ve döner sermaye oluşumuna katkıda bulunduğu gerekçeleriyle talebinin zımnen reddine dair idari işlemin iptali ve döner sermaye ek ödemelerinin tarafına ödenmesi istemiyle 6/9/2012 tarihinde, Diyarbakır İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme 13/12/2012 tarihli ve E.2012/604, K.2012/1126 sayılı kararı ile davanın reddine karar vermiştir. Temyiz edilen karar, Danıştay Onikinci Dairesinin 19/6/2013 tarihli ve E.2013/2583, K.2013/5502 sayılı kararı ile “mahkemece heyet halinde karar verilmesinde hukuki isabet görülmediği” gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma ilamı üzerine yapılan yargılama neticesinde Mahkeme 27/9/2013 tarihli ve E.2013/2492, K.2013/1686 sayılı kararı ile yine davanın reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:“Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin incelenmesinden, 657 sayılı Yasa'da geçici personelin tanımı yapılırken "Bakanlar Kurulunca karar verilen görevlerde ve belirtilen ücret ve adet sınırları içinde sözleşme ile çalıştırılan ve işçi sayılmayan kimseler" ibaresine yer verildiği görülmektedir. Dolayısıyla yasa uyarınca geçici personele verilecek ücretlerin tespitinde Bakanlar Kurulu yetkili olup, bu yetkiye dayanılarak çıkarılan 2009/14538 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 3/ maddesinde de; geçici personele, bu Kararda belirtilen ücretler dışında herhangi bir ad altında ücret ödenemez ve sözleşmelerine bu yolda hüküm konulamaz denilerek, geçici personele sözleşme ücretleri dışında herhangi bir ücret ödenemeyeceği açıkça kurala bağlanmıştır. Anılan Bakanlar Kurulu kararının hukuka aykırı olduğundan bahisle iptali için açılan davalarda, Danıştay Dairesinin E:2009/1104 ve Danıştay Dairesinin E:2009/366 sayılı dosyalarında yapılan yargılama neticesinde; Dairelerince madde hükmü hukuka uygun bulunarak iptal istemlerinin reddine karar verilmiştir. Kaldı ki yine yukarıda hükmüne yer verilen döner sermayeden elde edilen gelirin ödenmesine ilişkin usul ve esasların belirlendiği Yönetmeliğin maddesinde döner sermaye gelirinden yararlanabilecek personel tek tek sayma yoluyla belirlenmiş olup, bu personel arasında sözleşmeli personele yer verilmekle beraber, davacının istihdam şeklini oluşturan geçici personele yer verilmediği görülmektedir. Bu durumda, geçici personelin ücretlerini belirlemeye yetkili Bakanlar Kurulu'nca, geçici personele sözleşme ücreti dışında herhangi bir ücret ödenmeyeceğinin karara bağlanmış olması ve yürürlükte bulunan mevzuat uyarınca, döner sermayeden elde edilen gelirden yararlanabilecekler arasında geçici personele yer verilmemiş olması karşısında, tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” Bu karara karşı yapılan itiraz, Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesinin 27/12/2013 tarihli ve E.2013/2124, K.2012/2161 sayılı ilamıyla reddedilerek hüküm onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Mahkemenin 11/4/2014 tarihli ve E.2014/1043, K.2014/1280 sayılı ilamıyla reddedilmiştir. Bu karar, başvurucu vekiline 29/4/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 26/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 657 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: “Kamu hizmetleri; memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürülür.…C) Geçici personel: Bir yıldan az süreli veya mevsimlik hizmet olduğuna Devlet Personel Başkanlığı ve Maliye Bakanlığının görüşlerine dayanılarak Bakanlar Kurulunca karar verilen görevlerde ve belirtilen ücret ve adet sınırları içinde sözleşme ile çalıştırılan ve işçi sayılmayan kimselerdir. ...” 4/1/1961 tarihli ve 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun’un maddesi şöyledir:“…döner sermaye gelirlerinden, döner sermayeli sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan memurlar ve sözleşmeli personel ile açıktan vekil olarak atananlara mesai içi veya mesai dışı ayrımı yapılmaksızın ek ödeme yapılabilir…Bakanlık merkez teşkilatı ile Türkiye Halk Sağlığı Kurumu (laboratuvarlar hariç) ve Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumunun merkez teşkilatında görev yapanlar dışındaki personele, döner sermaye gelirlerinden, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri ile teknik hizmetler sınıfı kadrolarına atanmış olup Kurumun analiz ve kontrol laboratuvarlarında fiilen görev yapan personele döner sermaye gelirlerinden dördüncü fıkra uyarınca Bakanlık döner sermaye hesabına aktarılan tutardan birinci fıkrada belirtilen esaslar çerçevesinde bir ayda yapılacak ek ödemenin tutarı, ilgili personelin bir ayda alacağı aylık (ek gösterge dâhil), yan ödeme ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatı ile yabancı dil tazminatı hariç) toplamının; eğitim görevlisi ile uzman tabip kadrosuna atanan profesör ve doçentlerde yüzde 800'ünü, uzman tabip ve tıpta uzmanlık mevzuatında belirtilen dallarda bu mevzuat hükümlerine göre uzman olanlar ile uzman diş tabiplerinde yüzde 700'ünü, pratisyen tabip ve diş tabipleri ile uzman eczacılarda yüzde 500'ünü, idarî sağlık müdür yardımcısı, idarî halk sağlığı müdür yardımcısı, hastane müdürü ve eczacılarda yüzde 250'sini, başhemşirelerde yüzde 200'ünü, diğer personelde ise yüzde 150'sini geçemez….…” 17/8/2012 tarihli ve 28387 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Taşra Teşkilatında Görevli Personele Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönetmelik’in (Yönetmelik) maddesi şöyledir:“Bu Yönetmelik, il sağlık müdürlükleri ile müdürlüğe bağlı birimlerde, Türkiye Halk Sağlığı Kurumuna bağlı laboratuvarlar, halk sağlığı müdürlükleri ile müdürlüğe bağlı birimlerde ve Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumunun taşra teşkilatında görevli olan memurları, sözleşmeli personeli, (11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı “Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 32 nci maddesi uyarınca birliklerde sözleşmeli statüde istihdam edilen personel hariç) açıktan vekil olarak atananları, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38 inci maddesine göre sağlık kurum ve kuruluşlarında görevlendirilen personeli, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının kadrolarında bulunan ve haftanın belirli gün veya saatlerinde veyahut belirli vakalar ve işler için görevlendirilen sağlık personeli ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının kadrolarında bulunan ve belirli bir süre için görevlendirilen sağlık personelini kapsar.” | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/7280 | Başvuru 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinin (C) fıkrası (4/C) kapsamında çalışan sağlık personelinin döner sermaye ek ödemesinden yararlandırılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, PKK terör örgütüne üye olma suçlamasıyla 6/10/2020 tarihinde gözaltına alınmıştır. 9/10/2020 tarihinde başvurucunun kollukta ifadesi alınmıştır. Müdafi eşliğinde gerçekleşen ifade alma işlemi sırasında başvurucuyla suçlamalara ilişkin belgeleriyle birlikte ayrıntılı sorular sorulmuştur. Başvurucu sorgusunun ardından9/10/2020 tarihinde terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır. Başvurucu 29/12/2011 tarihli tutukluluğun devamı kararına yaptığı itirazın 12/1/2022 tarihinde reddedilmesinden sonra 2/2/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu 2/4/2021 tarihinde tahliye edilmiştir. 11/2/2021 tarihinde başvurucu hakkında iddianame düzenlenmiştir. İddianamede ifade alma işlemi sırasında yöneltilen suçlamalara dayanılmıştır. Yapılan yargılama sonucunda başvurucunun 6/1/2022 tarihinde beraatine karar verilmiştir. Beraat kararı istinaf edilmeden 14/1/2022 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu dava ederken tahliye talepleri ile tutukluluğa yönelik itirazların karara bağlanmaması, tutukluluk incelemelerinin yapılmaması nedeniyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesi kapsamında tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi dava devam ettiği için davayı reddetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, dava konusu taleplerin asıl davanın sonucuna bağlı olmadığı gerekçesiyle kararı bozmuştur. Bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesi tekrar davanın reddine karar vermiştir. İstinaf incelemesi devam etmektedir. Başvurucu beraat kararı kesinleştikten sonra tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla ayrı bir tazminat davası daha açmıştır. Bu dava ilk derece mahkemesinde derdesttir. Komisyonca adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/3827 | Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru; tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 1/9/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde başvurunun süresinde yapılmadığından bahisle başvuru hakkında idari ret kararı verilmiştir. Başvurucu, idari ret kararına itiraz etmiştir. Komisyonca başvurucunun idari ret kararına yönelik itirazının ve adli yardım talebinin kabulüne; başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 17/7/2006 tarihinde yaşanılan iki kişinin ateşli silahla öldürülmesi olayına ilişkin olarak Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesinin 9/1/2008 tarihli kararı ile tutuklanmıştır. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 10/1/2008 tarihli iddianamesiyle başvurucunun (bir kişiye yönelik) kasten insan öldürme suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesine kamu davası açılmıştır. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) E.2008/47 sayılı dosyası üzerinden görülen davada 14/4/2009 tarihli duruşmada başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Mahkeme 16/12/2010 tarihinde yapılan duruşmada Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünü bildirmesinden sonra kanıt durumuna göre kuvvetli suç şüphesinin varlığı, iddianamede ve mütalaada istenen ceza miktarlarına göre kaçma şüphesinin varlığı ve adli kontrol tedbirinin yeterli olmayacağı gerekçesi ile başvurucunun (yeniden) tutuklanmasına karar vermiştir. Mahkemenin 10/3/2011 tarihli kararı ile başvurucunun kasten insan öldürme suçundan mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Anılan karar, temyiz incelemesi sonunda Yargıtay Ceza Dairesinin 28/8/2012 tarihli ilamı ile usul yönünden bozulmuştur. Yargıtay bozma ilamı sonrası yargılamaya E.2012/136 sayılı dosya üzerinden (başvurucu yönünden tutuklu olarak) devam olunmuştur. Mahkemenin 15/2/2013 tarihli kararı ile başvurucunun kasten insan öldürme suçundan 20 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve aldığı ceza miktarına göre tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Anılan mahkûmiyet kararı, temyiz incelemesi sonunda Yargıtay Ceza Dairesinin 4/6/2014 tarihli ilamı ile başvurucu hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması sırasında fazla ceza tayin edildiği gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma ilamı sonrası Mahkemenin E.2014/233 sayılı dosyası üzerinden devam olunan yargılamada 9/7/2014 tarihinde yapılan tensip incelemesinde tutukluğunun devamına karar verilmiştir. Başvurucu 11/7/2014 tarihinden karara itiraz etmiştir. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin 22/7/2014 tarihli kararı ile itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir. Anılan karar, başvurucuya 8/8/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 1/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Mahkemenin 30/9/2014 tarihli kararı ile başvurucunun kasten insan öldürme suçundan 15 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkeme, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/04/2011 tarihli ve E.2011/1-51, K.2011/42 sayılı içtihadına dayanarak azami tutukluluk süresinin hesabında ilk derece mahkemesi tarafından hüküm verilinceye kadar geçen sürenin dikkate alınması gerektiğini, buna göre azami beş yıllık tutukluluk süresinin dolmadığını belirterek hükümle birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir. Karar, temyiz incelemesi sonunda Yargıtay Ceza Dairesinin 5/10/2015 tarihli ilamı ile onanmıştır. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklulukta geçecek süre" kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez." 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,...Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler." 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin koşulları" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir." | Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/14752 | Başvuru, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru; spor faaliyetlerinin kısıtlanması nedeniyle kötü muamele yasağının, yüksek lisans eğitimi için gerekli kaynakların temin edilmemesi nedeniyle eğitim hakkının, ceza infaz kurumu idaresinin buna yönelik işlemlerine karşı yapılan şikâyetin infaz hâkimliğince esas yönünden değerlendirilmeksizin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu, olay tarihinde terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu olarak Burhaniye T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmaktadır. Başvurucu; Ceza İnfaz Kurumuna verdiği 5/2/2018 tarihli dilekçe ile yüksek lisans öğrencisi olduğunu, tezini yazmak için gerekli kaynakların verilmediğini, bilgisayar kullanma imkânı sağlanmadığını, sportif faaliyetlere katılmasına izin verilmediğini belirterek kısıtlamaların kaldırılmasını talep etmiştir. Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu (Eğitim Kurulu) 24/11/2017 tarihli ve 2017/82 sayılı kararına dayanarak Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturmaları kapsamında tutuklananlara eğitim ve iyileştirme faaliyetlerine katılma izni verilmemesine karar vermiştir. Karar gerekçesinde; Ceza İnfaz Kurumunda bulunan hükümlü ve tutuklu sayısının kapasitenin üzerinde olması nedeniyle iş yoğunluğunun fazla olduğu, personel sayısı da gözönüne alındığında söz konusu faaliyetlerin tamamının yaptırılması durumunda olağanüstü hâl süreci de dikkate alındığında güvenlik zafiyeti oluşacağı belirtilmiştir. Başvurucunun söz konusu karara karşı yaptığı şikâyet, Burhaniye İnfaz Hâkimliğinin 27/2/2018 tarihli kararıyla Eğitim Kurulunca verilen kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. İnfaz Hâkimliği kararına karşı yapılan itiraz, kararın usule ve mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesinin 18/5/2018 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucuya ailesi "İnfaz Hukuku" adlı kitabı kargo yoluyla göndermiştir. Ceza İnfaz Kurumu söz konusu kitabı başvurucuya teslim etmemiştir. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğine 26/2/2018 tarihli dilekçe ile şikâyette bulunmuştur. Dilekçede başvurucu; ailesinin kargoyla gönderdiği "İnfaz Hukuku" adlı kitabın 2/2/2018 tarihinde Ceza İnfaz Kurumuna geldiğini, kitabın kendisine teslim edilmemesi üzerine 21/2/2018 tarihli dilekçe ile kitabın teslim edilmemesine ilişkin kararın ve gerekçesinin tebliğini talep ettiğini ifade etmiştir. Ceza İnfaz Kurumunun bu talebe yanıt vermediğini belirterek kitabın tarafına verilmemesine dair ret kararının kaldırılmasını talep etmiştir. İnfaz Hâkimliği 15/3/2018 tarihli kararı ile başvurucunun kitabın tarafına verilmesi talebinin öncelikle Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu ile İnfaz Kurumunun ilgili birimleri tarafından değerlendirilmesi, değerlendirme sonucu verilen bu karara karşı başvurucunun itiraz etmesi hâlinde talebin Hâkimliğe gönderilmesi gerektiği gerekçesiyle başvurucunun talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu, Hâkimlik kararına karşı itiraz yoluna başvurmuştur. İtiraz dilekçesinde; kargoyla gelen kitabın Kurum tarafından kendisine teslim edilmemesinin ve memur tarafından sözlü olarak teslim edilmeyeceğinin bildirilmesinin bir ret işlemi olduğunu, Hâkimliğin Kurumdan bilgi sormadan, araştırma yapmadan karar verdiğini belirtmiştir. İtirazı inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek itirazı 18/5/2018 tarihinde reddetmiştir. Başvurucu, nihai kararları 26/6/2018 tarihinde öğrendikten sonra 25/7/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, adli yardım talebinde bulunmuştur. Adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/24539 | Başvuru; spor faaliyetlerinin kısıtlanması nedeniyle kötü muamele yasağının, yüksek lisans eğitimi için gerekli kaynakların temin edilmemesi nedeniyle eğitim hakkının, ceza infaz kurumu idaresinin buna yönelik işlemlerine karşı yapılan şikâyetin infaz hâkimliğince esas yönünden değerlendirilmeksizin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, Yargıtay üyeliği görevinden çekilmeye davet disiplin cezasına yapılan itirazın reddi sonrasında Yargıtay Başkanlar Kurulu kararı nedeniyle adil yargılanma hakkının ve diğer anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 17/7/2016 tarihli kararıyla başvurucunun da aralarında bulunduğu 133 Yargıtay üyesinin mevcut yetkilerinin kaldırılmasına, haklarında ceza soruşturması başlatılan -emekli olanlar da dâhil- 140 Yargıtay üyesinin fiillerinin soruşturulması için Yüksek Disiplin Kurulu oluşturulmasına karar verilmiştir. Başvurucu, hakkındaki 24/5/2019 tarihli nihai hükmün 12/10/2019 tarihinde tebliği üzerine 15/11/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuru, süresi içinde yapılmıştır. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur. Adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/36792 | Başvuru, Yargıtay üyeliği görevinden çekilmeye davet disiplin cezasına yapılan itirazın reddi sonrasında Yargıtay Başkanlar Kurulu kararı nedeniyle adil yargılanma hakkının ve diğer anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru; iş akdi feshedilen sendika üyesi başvurucuya sendika tazminatı verilmemesi nedeniyle sendika hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 2/8/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, özel bir işletmede işçi olarak çalışmakta iken 10/7/2015 tarihinde iş sözleşmesi feshedilmiştir. Başvurucu, iş sözleşmesinin feshedilmesinin haklı ve geçerli bir nedeninin olmadığını iddia ederek 23/7/2015 tarihinde işe iade talepli tespit davası açmıştır. Başvurucuya göre iş sözleşmesi, Basın İş Sendikasının (Sendika) üyesi olması ve bazı sendikal faaliyetlerde bulunması nedeniyle feshedilmiştir. Karşıyaka İş Mahkemesi (Mahkeme) 11/5/2016 tarihli kararı ile davanın kabulüne karar vererek feshin geçersizliğine ve başvurucunun işe iade edilmesine hükmetmiştir. Gerekçeli kararda iş sözleşmesinin sendikal nedenlerle feshedildiği iddiasının somut delillerle kanıtlanamadığı kanaatine varıldığı belirtilmiştir. Başvurucu; iş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiğini, bu nedenle tarafına sendikal tazminat ödenmesi gerektiğini ileri sürerek hükmü temyiz etmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 21/12/2016 tarihli kararı ile başvurucunun sendikal tazminat talebi yönünden eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulduğu, dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporunun yeterli olmadığı gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Bozma kararına uyularak devam edilen yargılama sonucunda Mahkeme 22/12/2017 tarihli kararı ile feshin sendikal nedenle gerçekleşmediği ancak fesih işleminin geçersiz olduğu sonucuna ulaşarak davanın kabulüne karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:"Davacının iş akdinin feshinden sonra da davalı işyerinde davacıyla aynı sendikaya üye iki işçinin daha çalışmasına devam ettiği dosya kapsamından anlaşılmıştır.Davacı tanıkları, davacının sendikal faaliyette bulunduğunu ve 50- 60 kişinin dışarıda bu amaçla toplandıklarını söylemiş; ancak bu toplantının ne zaman yapıldığı, nerede yapıldığı, kimin organize ettiği, basın iş sendikası yetkililerinin olup olmadığını, bu toplantılarda davacının ne kadar aktif olduğu konularında davacı tanıklarının açık, tutarlı ve inandırıcı beyanları olmadığı gibi davacının iki tanığının beyanları da bazı noktalarda birbiri ile uyumlu değildir. Ayrıca davacı tanığı [ Ş.] ile davalı işyeri arasında da husumet bulunmaktadır." Yargıtay Hukuk Dairesinin 23/5/2018 tarihli kararı ile hüküm onanmıştır. Nihai karar 4/7/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 2/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/25817 | Başvuru, iş akdi feshedilen sendika üyesi başvurucuya sendika tazminatı verilmemesi nedeniyle sendika hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 11/9/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Davut Dalay aleyhine doğrudan; başvurucular Hasine Gezer, İhsan Doğan, Fahriye Doğan, Hidayet Doğan, Fatma Doğan'ın babaları ve başvurucular Cafer Doğan, Müslüm Doğan, Mehmet Doğan, Sümeyya Doğan, Kasım Doğan, Rıza Doğan ve Ebuzer Doğan'ın dedeleri olan murisleri Mecit Doğan; başvurucu Fehime Baybars'ın mirasçısı olduğu eşi ve başvurucular Fedat Baybars, Fevzi Baybars ile Fatma Öztaş'ın babaları olan murisleri Selahattin Baybars; başvurucular Halim Aydın, Mehmet Salih Okuyucu, Mehmet Nazir Okuyucu ve Ali Okuyucu'nun babaları, başvurucular Celal Okuyucu, Ahmet Okuyucu, Cemal Okuyucu'nun dedeleri ve başvurucu Bedriye Okuyucu'nun mirasçısı olduğu eşinin babası olan murisleri Sait Okuyucu aleyhine 30/7/1985 tarihinde Gercüş Kadastro Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itiraz davası yetkisizlik nedeniyle Batman Kadastro Mahkemesinde devredilmiş ve söz konusu dava yerel Mahkeme aşamasında derdest durumdadır. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/14841 | Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, beyanları mahkûmiyet kararında belirleyici ölçüde delil olarak kullanılan tanıkların duruşmada sorgulanmaması nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1983 doğumlu olup bireysel başvuru konusu olayların geçtiği tarihte Millî Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliğinde uzman yardımcısı olarak görev yapmakta iken kamu görevinden çıkarılmıştır. Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) yönelik İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) yürütülen soruşturma kapsamında adli makamlarca açık kimlik bilgileri gizlenerek kendisine Sızıntı adı verilen gizli tanık, anılan örgüte ilişkin olduğunu beyan ettiği belgeleri ve dijital materyalleri -ajanda notları, ses ve görüntü kayıtları, flash bellek, CD ve DVD vb.- kolluk görevlilerine rızaen teslim etmiş, alınan ifadesinde bu belgelerin ve dijital verilerin örgütsel niteliği ve FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğunu ileri sürdüğü kişiler hakkında açıklamalarda bulunmuştur. Gizli tanık Sızıntı'nın Başsavcılığa teslim ettiği belgeler arasında Ertuğrul adlı kişinin örgütün Gediz Eyaleti olarak sınıflandırdığı bölgede Buca Eyaletinin Kasası konumunda olduğu, bu kişinin Z. adlı şirkette çalıştığı, genel olarak bu şirkette durduğu ancak ne iş yaptığının bilinmediği, örgütün Bölge olarak tanımladığı yerlerden gelen paraları Z. Şirketinde topladığı ve ..29 numaralı cep telefonu hattını kullandığı yönünde açıklamalara yer verilmiştir. Gizli tanık Sızıntı bu belgelerle ilgili soruşturma evresinde alınan beyanında; Buca ilçesinde örgüte ait Z. adlı, dernek ya da şirket olarak faaliyet gösteren bir yer olduğunu, Buca ilçesinin örgüt tarafından Eyalet olarak sınıflandırıldığı dönemde yine örgütün Büyük Bölge Kasası konumundaki kişilerin topladıkları paraları Ertuğrul Bey olarak bilinen kişiye teslim ettiklerini, ..29 numaralı hattı Buca Zümrüt şeklinde kaydettiğini ileri sürmüş ve Gediz Büyük Bölgesi olarak tanımlanan yerin 2010 ile 2011 yılları arasındaki gelir gider işlerine ait listeyi sunmuştur. Kolluk görevlileri tarafından yapılan araştırmada bu hatta ait aboneliğin U. adlı kişi adına kayıtlı olduğunun belirlenmesi üzerine U. yakalanmıştır. U. soruşturma evresinde alınan ifadesinde;i. Bir dönem Z. adlı şirkette çalıştığını ve kendi adına kayıtlı ..29 numaralı hattı 2013 yılına kadar kullandığını söylemiştir. ii. Örgütle irtibatının bulunmadığını, gizli tanığın teslim ettiği belgelerde adı geçen Ertuğrul adlı kişinin başvurucu olduğunu, bu kişiyi Z. Şirketinden tanıdığını, başvurucunun kendisini bu şirkette muhasebeci olarak tanıttığını, hatırladığı kadarıyla başvurucunun bu şirketin resmî muhasebecisi olmadığını, kendisinin bu şirkette başvurucunun yardımcısı olarak çalıştığını ve başvurucunun getir götür olarak tabir ettiği işlerini yaptığını ileri sürmüştür.iii. Şirkette çalışırken başvurucunun kendisine verdiği çek ve senetleri Asya Katılım Bankası A.Ş. (Bank Asya) ve Ziraat Bankasındaki hesaplarına kaydettirdiğini, bu çek ve senetlere konu bedeller tahsil edildiğinde parayı kendi banka hesabından çekip nakit olarak başvurucuya teslim ettiğini, başvurucunun şirkette bir odası olduğunu, yanına misafirler geldiğinde kendisinin başvurucuya ve misafirlerine çay ikramı yapıp odadan ayrıldığını, gelenlerin kim olduklarını ve ziyaret amaçlarını bilmediğini savunmuştur. iv. U., kolluk görevlilerince kendisine gösterilen fotoğraflar arasından başvurucuyu Ertuğrul adlı kişi olarak teşhis etmiştir. Başvurucu hakkında kolluk görevlilerince yapılan araştırma sonucunda Z. Şirketinde sigorta kaydının olduğu ve anılan örgütle irtibatlı oldukları gerekçesiyle haklarında soruşturma yürütülen diğer kişilerle arasında, kendi kullanımındaki banka hesabı üzerinden para havalesi işlemleri olduğu tespit edilmiştir. 22/12/2017 tarihinde yakalanarak gözaltına alınan başvurucu 27/12/2017 tarihinde kollukta alınan ifadesinde; i. 2010 yılında Z. Şirketinde muhasebeci olarak çalışmaya başladığını, bu şirketten 2012 yılının başında ayrıldığını, 2014 yılının Ocak ayında MGK Genel Sekreterliğine uzman yardımcısı olarak atandığını, 29/10/2016 tarihinde kanun hükmünde kararname kapsamında kamu görevinden çıkarıldığını söylemiştir. ii. 2010 yılında, çalıştığı kurumun maaşını Bank Asyaya yatırması nedeniyle o bankada hesap açtırdığını, Z. Şirketinde çalıştığı dönemde 2012 yılı içerisinde Zaman gazetesinde görevli kişilerin şirkete gelip gitmelerinden dolayı Şirketin örgütle irtibatlı olduğundan şüphelendiğini ancak yakalanmasından sonra kendisine bu şirketle ilgili sorular sorulması üzerine Şirketin örgüte müzahir bir Şirket olduğunu öğrendiğini, Şirkette kod adı kullanmadığını ve Ertuğrul ismiyle tanındığını beyan etmiştir. iii. 2014 yılında Bank Asyada aktif olan hesabına Z. Şirketinden para yatırıldığını MGK'da görevli daire başkanından öğrendiğini, 2014 yılında bu Şirketle irtibatının olmadığını ve hesabına para yatırıldığını bilmediğini savunmuştur. iv. Gizli tanık Sızıntı'nın sunduğu belgelerde Gediz Büyük Bölgesinin 2010 yılı Gelir Gider Tablosu ve Gediz Büyük Bölgesinin 2011 yılı Gelir Gider Tablosu başlıkları altında, Ertuğrul Hoca isminin karşısında 26/8/2010 ile 15/3/2012 tarihleri arasında çek gelir gideri şeklinde gerçekleştiği belirtilen farklı miktarlardaki para hareketlerine konu işlemleri kendisinin yapmadığını, Şirketin inşaat işleri nedeniyle ara sıra para taşıma işleri yaptığını, belgelere konu çekleri kullanmadığını ve Eyalet Kasası konumunda olduğu iddia edilen kişinin kendisi olmadığını beyan etmiştir. v. Gizli tanık Sızıntı'nın ve U.nun suçlayıcı beyanlarını kabul etmediğini, U.yu anılan Şirkette çalışması nedeniyle tanıdığını ancak kendisinin Şirketin muhasebecisi olmadığını, bu Şirkette makam odası kullanmadığını, Şirket görevlileri tarafından kendisine çek, senet ve para verildiğinde bunları bankaya yatırması için U.ya vermiş olabileceğini, U. adına kayıtlı telefon hattını hiç kullanmadığını ileri sürmüştür. vi. Sonuç olarak FETÖ/PDY ile hiçbir irtibatının olmadığını, örgüt içerisinde faaliyet göstermediğini ve atılı suçu işlemediğini savunmuştur. Soruşturmanın tamamlanması üzerine Başsavcılık, başvurucu hakkında FETÖ/PDY yöneticisi olma suçundan 23/1/2018 tarihinde iddianame düzenlemiştir. Anılan iddianamede; gizli tanık Sızıntı'nın teslim ettiği belgelerde yer alan açıklamalara, bu tanık ile hakkında ayrı soruşturma yürütülen U.nun ifadelerine, başvurucunun Bank Asyada hesabının ve örgütle iltisaklı Z. Şirketinde sigorta kaydının bulunduğuna, başvurucunun FETÖ/PDY mensubu oldukları gerekçesiyle haklarında ayrı soruşturma yürütülen kişilerle karşılıklı para hareketleri olduğuna dair tespitlere yer verilmiştir. Bu doğrultuda Başsavcılık, başvurucunun kasa görevlisi ve örgütün üst düzey yöneticileri arasında olduğunu, kasa olarak örgüte maddi kaynak aktaran örgüt mensuplarından toplanacak yıllık bazda belirlenen paraların takibini yaptığını ve topladığı paraları bir üst örgüt hücresine aktardığını, bulunduğu kısma bağlı olarak çalışan örgüt yöneticilerinin maaşlarını ödediğini, orduya örgüt mensubu yerleştiren ve örgütün mahrem yapılanmasında görev alan kişilerin giderlerini karşılattırdığını, örgüt içerisinde atamaya tabi maaşlı yönetici olduğunu değerlendirmiş, böylelikle başvurucunun FETÖ/PDY yöneticisi olduğu kanaatine varmıştır. İzmir Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülen yargılama sırasında Mahkeme 21/2/2018 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapılmıştır. Tensip Tutanağı'nda; başvurucu hakkında beyanda bulunan U. ile gizli tanık Sızıntı'nın tanık sıfatıyla ifadelerinin alınmasına ve duruşmanın 27/6/2018 tarihinde yapılmasına karar verilmiştir. Duruşma sırasında U. hazır edilmiş, gizli tanık Sızıntı'nın duruşmaya katılımı ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla sağlanmıştır. Sızıntı olarak adlandırılan kişi gizli tanık sıfatıyla alınan ifadesinde; i. Başvurucuyu tanıdığını, başvurucunun örgütün Buca Eyaleti olarak adlandırdığı yapılanma içinde Eyaletin Kasası konumunda yer aldığını, o dönemde H.Ç. adlı kişinin Buca Eyaletinin örgüt içerisinde imamı konumunda olduğunu, başvurucunun da o kişinin yanında örgütün kasası olarak görev yaptığını söylemiştir. ii. Başvurucunun bu görevi hangi yıllarda yaptığını hatırlamadığını, önce Buca'da bulunan B. Derneğinde çalıştığını, ardından Buca Belediyesinin arka sokağında bulunan bir yerde çalıştığını, bütün bölgelerden toplanan himmet, kurban, burs paralarının başvurucuya verildiğini, başvurucunun Z. Şirketinde resmî bir görevi olup olmadığını bilmediğini ancak başvurucunun örgütün Bölge olarak sınıflandırdığı yerlerde himmet, kurban, burs toplayan örgüt mensuplarının isimlerini kaydettiğini beyan etmiştir. iii. Örgüt ve başvurucu hakkında sunduğu belgelerle aşamalarda verdiği ifadelerin doğru olduğunu, bu belgeleri kendisinin düzenlemediğini, belgelerin bazılarının Eyalet, bazılarının da Eyalet Kasası tarafından düzenlendiğini ileri sürmüştür. iv. Başsavcılığın sorusuna cevaben, Ertuğrul adlı kişinin huzurda kendisine gösterilen başvurucu olduğunu, ifadesinde belirttiği GSM hattını da başvurucunun kullandığı beyan etmiştir. v. Başvurucunun sorusuna cevaben, hatırladığı kadarıyla başvurucunun telefon numarasını Ertuğrul Bey olarak kaydettiğini söylemiştir. U. aynı celsede tanık sıfatıyla alınan ifadesinde; kendisi hakkında yürütülen soruşturma sırasında verdiği ifadesini tekrar etmiş, bu ifadeye ek olarak başvurucunun kendisine bankaya yatırılmak üzere teslim ettiği çek ve senetleri başvurucuya kimin verdiğini ve bu kıymetli evrakın kimlerden tahsil edildiğini bilmediğini, başvurucunun Şirkette sürekli durmayıp buraya ara sıra gelip gittiğini, başvurucuyu Şirkette yetkili müdür olarak bildiğini, ancak başvurucunun örgüt içerisinde Gediz Eyalet Kasası olup olmadığını bilmediğini, ..29 numaralı hattı kendisi kullanmakla beraber bazen başvurucunun da bu hattı kendisinden isteyip kullandığını beyan etmiştir. Başvurucu müdafiinin sorusuna cevap olarak Bank Asyaya başvurucu adına para yatırıp yatırmadığını ve yatan paraya dair açıklama kısmında neden kendi adının yazdığını hatırlamadığını, 2012 yılından sonra başvurucu ile irtibatının kesildiğini söylemiştir. Başvurucu her iki tanığın suçlayıcı beyanlarını kabul etmediğini ve bu ifadelerin çelişkili olduğunu savunmuştur. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucuya isnat edilen eylemlerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşmış ve başvurucuyu atılı suçtan 9 yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir. Gerekçeli kararda, başvurucu hakkında iddianamede anlatılan delillere ve tanıkların kovuşturma evresinde alınan ifadelerindeki suçlayıcı beyanlara dayanılmıştır. Başvurucu müdafileri anılan hükme karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur. İstinaf başvuru dilekçelerinde; -diğer itirazların yanı sıra- ceza muhakemesinde tanıkların dinlenilme usullerine dair ulusal ve uluslararası hukuk kaynakları ile Yargıtayın ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kararlarına yer verilmiştir. İlgili hukuk kaynakları ve içtihatlar içerisinde tanık sorgulama hakkına dair değerlendirmelerde de bulunulmuştur. Ancak bu açıklamalardan sonra, beyanları mahkûmiyet hükmü açısından belirleyici delil olduğu belirtilen tanıklara ilişkin olarak -gizli tanık Sızıntı'nın beyanının duruşmada hazır edilerek alındığı da vurgulanarak- bu kişilerin beyanlarının kendi içlerinde ve birbirleriyle çelişkili olduğuna ve davanın esasına ilişkin itirazlar ileri sürülmesiyle yetinilmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince (Daire) 22/1/2019 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapılmış, başvurucu hakkında beyanda bulunan başka kimse olup olmadığının araştırılmasına ve ilk duruşmanın 27/2/2019 tarihinde yapılmasına karar verilmiştir. Daire, kendisi hakkında FETÖ/PDY üyesi olmak suçundan Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden yargılama sırasında başvurucu hakkında da beyanda bulunan A.Ç.nin sorgusunu içeren duruşma tutanağını dosya arasına almıştır. Asker olarak görev yapmaktayken bu görevden ayrılan A.Ç. 15/11/2018 tarihinde yapılan sorgusunda; soruşturma evresinde aralarında başvurucunun da bulunduğu kişilerin FETÖ/PDY ile irtibatlarına dair verdiği ifadelerin doğru olduğunu ileri sürmüştür. Dairece söz konusu beyan kendisine okunan başvurucu, A.Ç. adlı kişiyi tanımadığını ve beyanlarının doğru olmadığını savunmuştur. Celse sonunda Mahkeme, A.Ç. hakkında yürütülen soruşturma sırasında verdiği beyanlara dair tutanakların getirtilmesine ve anılan kişinin tanık sıfatıyla ifadesinin istinabe yoluyla alınmasına karar vermiştir. Celse arasında Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığınca A.Ç.nin kendi hakkında yürütülen soruşturma sırasında alınan ifadelerine ve bu kişiye fotoğraflar üzerinden yaptırılan teşhis işlemine dair tutanaklar Daireye sunulmuştur. A.Ç. 6/5/2018 tarihinde Tekirdağ İl Emniyet Müdürlüğünde alınan ifadesinde yer alan 2004 Yılında Başlayıp 2015 Yılına Kadar Devam Eden Süreçte FETÖ Yapılanması İçerisinde Tanıdığım/Bildiğim Kişiler başlıklı kısımda aralarında başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında açıklamalarda bulunmuştur. Bu kısımda;i. Örgüt yapılanması içerisinde gerçek adını bilmediği ve kod adını Ahmet Beyazıt olarak bildiği bir kişinin olduğunu, bu kişinin 2006 ile 2007 yılları arasında İzmir'in Şirinyer ilçesinde örgütün Bölge Talebe Mesulü (BTM) olarak görev yaptığını, o tarihlerde kendisinin örgütte ev abisi olduğunu ancak bu kişiye bağlı olmadığını söylemiştir.ii. Sonraki yıl başvurucunun B.Y. kod adlı kişinin örgütte Büyük Bölge Talebe Mesulü (BBTM) konumuna geldiğini, o dönemde öğrenci evlerinin sayısının artması ve B.Y.nin bu evlere yetişememesi nedeniyle başvurucunun B.Y.nin yardımcısı olduğunu, bunun üzerine başvurucunun örgütte BBTM Yardımcısı konumuna geldiğini, Ahmet Beyazıt kod adlı kişinin 2006 yılında [...] Üniversitesi Fizik Öğretmenliği Bölümünde ikinci ya da üçüncü sınıf öğrencisi olduğunu, bu kişinin Rizeli ve ifade verdiği tarih itibarıyla 37-38 yaşlarında olduğunu beyan etmiştir. iii. A.Ç., kendisine aralarında başvurucunun da bulunduğu kişilere ait fotoğraflar gösterildiğinde, ifadesinde Ahmet Beyazıt kod adını kullandığını belirttiği kişinin başvurucu olduğunu söyleyerek başvurucuyu teşhis etmiştir. Mahkemenin istinabe talebi üzerine Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesince tanık sıfatıyla ifadesi alınan A.Ç.; başvurucuyu tanıdığını, kendisi üniversite Sınıfta okurken 2007-2008 yılları arasında başvurucu ile tanıştığını, hatırladığı kadarıyla başvurucunun fizik ya da fizik öğretmenliği bölümünde okuduğunu, aynı yıllar içinde kendisi örgütte BTM olduğunda başvurucunun da BBTM yardımcılığı yaptığını, başvurucunun görevinin kendileriyle görüşmek, istişarede bulunmak ve örgüt evleriyle ilgili durumları sormak olduğunu ancak başvurucunun kendileriyle sohbet adı altında toplantı yapmadığını, sohbet verme şeklinde eylemlerin örgütte daha üst konumda bulunan kişilerce gerçekleştirildiğini, başvurucuyla kendisini BBTM konumundaki B.Y.nin tanıştırdığını, 2008 yılından sonra İzmir'de bulunmadığını ve başvurucuyla bir daha da görüşmediğini beyan etmiştir. Dairece 2/5/2019 tarihinde yapılan son oturumda başvurucu, tanık A.Ç.yi tanımadığına, hakkında beyanda bulunan tanıkların aleyhe beyanlarını kabul etmediğine ve bu beyanların çelişkili olduğuna dair savunmasını tekrarlamıştır. Yargılama sonucunda Daire, Mahkeme kararını kaldırmış ve başvurucuyu FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Daire kararının gerekçesinde; Mahkemece verilen mahkûmiyet hükmünde esas alınan delillerin yanı sıra, istinaf incelemesi sırasında beyanı alınan tanık A.Ç.nin ifadesine de yer verilmiş ve bu beyan da mahkûmiyet hükmünü destekleyici delil olarak değerlendirilmiştir. Başvurucu müdafiileri Daire kararını temyiz etmiştir. Temyiz dilekçelerinde; -diğer temyiz itirazlarının yanı sıra- ceza muhakemesinde tanıkların dinlenilmesine dair istinaf başvuru dilekçelerinde değinilen hususlar yinelenmiştir. Ancak bu açıklamalardan sonra -tanık A.Ç. de dâhil olmak üzere- beyanları mahkûmiyet hükmü açısından belirleyici delil olduğu belirtilen tanıklara ilişkin olarak bu kişilerin beyanlarının kendi içlerinde ve birbirleriyle çelişkili olduğuna ve davanın esasına ilişkin itirazlar ileri sürülmesiyle yetinilmiştir. Yargıtay 22/1/2020 tarihinde Daire kararını onamıştır. Başvurucu, nihai hükmü 21/5/2020 tarihinde öğrendikten sonra 22/6/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan hakka ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/18587 | Başvuru, beyanları mahkûmiyet kararında belirleyici ölçüde delil olarak kullanılan tanıkların duruşmada sorgulanmaması nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru; işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptal edilmesi ve bu ruhsatın talep edilmesine rağmen yeniden düzenlenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkı ile eşitlik ilkesinin, yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, yargı kararlarının yeterli ve makul gerekçe içermemesi nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu vekili nihai hükmü 5/12/2019 tarihinde öğrendikten sonra 10/1/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/2256 | Başvuru; işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptal edilmesi ve bu ruhsatın talep edilmesine rağmen yeniden düzenlenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkı ile eşitlik ilkesinin, yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, yargı kararlarının yeterli ve makul gerekçe içermemesi nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, Karbon Elyaf Üretim Tesisi Kapasite Artışı projesi için verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi olumlu kararının iptali istemiyle açılan davada menfaat koşulunun bulunmadığı gerekçesiyle uyuşmazlığın esasının incelenmemesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 12/5/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvuruculardan Safiye Yüksel, Yalova'nın Altınova ilçesi Çavuşçiftliği köyünde; diğer başvurucular ise Yalova il merkezinde ikamet etmektedirler. Başvurucular Yalova'nın Çiftlikköy ilçesi Denizçalı köyü sınırları içinde kurulması planlanan Karbon Elyaf Üretim Tesisi Kapasite Artışı projesi ile ilgili olarak alınan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek iptali talebiyle Bursa İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmışlardır. Dava dilekçesinde; davaya konu projenin tarımsal niteliği korunacak alanda kaldığı, ÇED raporunda sağlık koruma bandının önerilmediği, çevredeki kimyasal sanayi kuruluşlarının meydana getireceği risklerin kümülatif değerlendirmesinin yapılmadığı belirtilmiştir. Bu durumun çevre ve toplum sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri kontrol edilemez bir biçimde artırdığı vurgulanmıştır. Mahkeme tarafından 23/3/2015 tarihinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. 17/4/2015 tarihli bilirkişi raporunda; proje kapsamında, alev alması durumunda çevre için olumsuz etkileri bilinen akrilonitril için yeni depolar yapılmayacak olması, yeni tesis için oluşabilecek risklerin etki düzeyini değiştirmeyeceği, 1988 yılında akrilonitril tankları esas alınarak önerilen ve bugün itibarıyla ihlal edilmiş olan 1200 m güvenlik bandının söz konusu olduğu, başka kimya sanayi kuruluşlarının da bulunduğu alanda planlanan proje için kümülatif bir çevresel etki değerlendirmesinin yapılmadığı, proje alanının Yalova'ya 12 km mesafede olduğu, AKSA ve AKKİM fabrikalarına bitişik bir sahada bulunduğu, tesis sahasının İzmit-Yalova kara yolunun kenarında olduğu belirtilmiştir. Ayrıca raporda sonuç olarak hazırlanan nihai ÇED raporunda, kapasite artışı için inşa edilecek tesisten kaynaklanabilecek olumsuz çevresel etkilerinin mevcut tesisin oluşturduğu çevresel etkilerle birlikte değerlendirilmediği vurgulanmıştır. Mahkeme 17/9/2015 tarihli kararla davanın kabulüne karar vermiştir. Mahkeme kararında keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde yapılan tespitlerin dikkate alınması suretiyle nihai ÇED raporunda kapasite artışı için inşa edilecek tesisten kaynaklanabilecek olumsuz çevresel etkilerin mevcut tesisin oluşturduğu çevresel etkilerle birlikte değerlendirilmediği belirtilerek dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı ifade edilmiştir. Davalı idarenin temyiz istemi Danıştay Ondördüncü Dairesinin (Daire) 11/2/2016 tarihli kararı ile kabul edilerek, kararın bozulmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. Gerekçede, dosyadaki bilgi ve belgeler ile Ulusal Yargı Ağı Portalı (UYAP) üzerinden yapılan incelemede; başvurucuların projenin yapımının planlandığı yörede ve etki alanında ikamet etmemeleri, o yörede taşınmazlarının da bulunmaması nedeniyle başvurucuların kişisel, güncel ve meşru menfaatlerinin ihlal edildiğinden söz edilemeyeceğinden davanın ehliyet nedeniyle reddine hükmedildiği açıklanmıştır. Ayrıca 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İvedi yargılama usulü" kenar başlıklı 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca karar düzeltme yolunun kapalı olduğu bildirilmiştir. Nihai karar 13/4/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular 12/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. A. Ulusal Hukuk 2577 sayılı Kanun'un "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı"kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:" İdari dava türleri şunlardır:a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları..." 2577 sayılı Kanun'un "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Dilekçeler, ...c) Ehliyet,...yönlerinden sırasıyla incelenir." 2577 sayılı Kanun'un "İlk inceleme üzerine verilecek kararlar" kenar başlıklı Maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin;...b) 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı hallerde davanın reddine,...Karar verilir." 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun "Tanımlar" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu Kanunda geçen terimlerden;...Çevresel etki değerlendirmesi: Gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları,...ifade eder." 25/11/2014 tarihli ve 29186 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) "Tanımlar ve kısaltmalar" "kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "(1) Bu Yönetmelikte geçen; ...h) Çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Komisyon tarafından yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun belirlenmesi üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararını,...ifade eder." Yönetmelik'in "Yetki" "kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Bu Yönetmeliğe tabi projeler hakkında 'ÇED Olumlu', 'ÇED Olumsuz', 'ÇED Gereklidir' veya 'ÇED Gerekli Değildir' kararlarını verme yetkisi Bakanlığa aittir. Ancak Bakanlık gerekli gördüğü durumlarda 'ÇED Gereklidir' veya 'ÇED Gerekli Değildir' kararının verilmesi konusundaki yetkisini, sınırlarını belirleyerek yetki genişliği esasına göre Valiliklere devredebilir."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı İlgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı için bkz. Kemal Çakır ve diğerleri [GK], B. No: 2016/13846, 5/3/2020, §§ 24- | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/9276 | Başvuru, Karbon Elyaf Üretim Tesisi Kapasite Artışı projesi için verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi olumlu kararının iptali istemiyle açılan davada menfaat koşulunun bulunmadığı gerekçesiyle uyuşmazlığın esasının incelenmemesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, tazminat davasında, usul ve kanuna aykırı karar verilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 29/5/2014 tarihinde yapılmıştır.Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. A. Bireysel Başvurudan Önceki Süreç Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:Başvurucu ulusal bir bankanın Ordu ilinde bulunan şubesinde (Banka) 30/11/1999 tarihinde hesap açtırmıştır. Başvurucunun hesabında bulunan para, menkul kıymetlerde repo ve yatırım olarak değerlendirilmiş, muhtelif tarihlerde Ş.K. ve G.K. isimli şahısların hesaplarından karşılıklı para aktarımı gerçekleştirilmiştir. Başvurucu, Ordu Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) 8/11/2006 tarihinde açtığı davada, talimat ve onayı olmadığı halde Ş.K. ve G.K. isimli şahısların hesabına para havalesi yapıldığını, yaklaşık 500 TL'nin havale edildiğini, Ş.K.nın bu paralarla borsada hisse alıp sattığını, aynı şekilde farklı tarihlerde Banka tarafından bu şahısların hesabına usulsüzce para aktarıldığını, izni olmaksızın bu şekilde para havalesi gerçekleştirilmesinin mevzuata aykırı olduğunu, zararını Ş.K., G.K. ve Bankadan talep etmiş olmasına rağmen kendisine herhangi bir ödemede bulunulmadığını belirterek zararının tazminine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme 27/10/2011 tarihli kararında dava konusu olayda çözülmesi gereken sorunun, davacının davalı Bankada olan yatırım hesabından yapılan havalelerin davacının bilgisi dâhilinde olup olmadığı noktasında toplandığını, havale alıcısı olan dava dışı Ş.K.nın savcılık ifadesinde davacı Hamdiye Yılmaz'ın haberi olmadan havaleyle borsada işlem yapılmasının mümkün olmadığını ifade ettiğini, söz konusu havalelerin yapıldığı tarihten itibaren beş yıllık süre içerisinde davacının dava dışı Ş.K. ve G.K.dan talepte bulunduğunu, ancak alacağını alamayınca bu kez talimatı olmadığından bahisle davalıdan dava konusu alacağı talep ettiğini, Yargıtay Hukuk Dairesinin (Daire) 16/02/2006 tarihli ve E.2005/13513, K.2006/1550 sayılı kararında belirtildiği gibi hesap durumuna uygun nakit çekim işlemleri yapılması hâlinde davacının hesap detaylarını bildiğinin kabul edileceğini, dolayısıyla söz konusu havalelerin davacının bilgisi dâhilinde gerçekleşmiş olduğunu belirterek davayı reddetmiştir. Temyiz üzerine Dairenin 3/7/2013 tarihli kararıyla hüküm vekâlet ücreti yönünden düzeltilerek onanmıştır. Başvurucunun 7/8/2013 tarihli karar düzeltme talebini Daire temyiz başvurusu gibi değerlendirerek 27/3/2014 tarihli kararıyla hükmü bir kez daha düzelterek onamıştır. Yargıtay ilamı 21/5/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş ve 29/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.B. Bireysel Başvurudan Sonraki Süreç Başvurucu, Dairenin 27/3/2014 tarihli kararına karşı 30/5/2014 tarihinde bir kez daha karar düzeltme talebinde bulunmuş, talep Dairenin 22/1/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Mahkeme bu tarih itibarıyla hükmü kesinleştirmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/7680 | Başvuru, tazminat davasında, usul ve kanuna aykırı karar verilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, sınır dışı edilme işleminin iptali istemiyle açılan davanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 8/8/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, daha önce sunulan görüşler ve Anayasa Mahkemesi tarafından ortaya konulan ilkeler çerçevesinde yeni bir görüş sunulmasına gerek bulunmadığını belirterek görüş sunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Rusya Federasyonu vatandaşı olan ve 4/9/2000 tarihlerinde Türkiye’ye giriş yapan Çeçen asıllı başvurucuya, muhtelif tarihli emirlerle en son 2/8/2001 tarihine kadar geçerli oturma izni verilmiştir. Başvurucu 23/6/2004 tarihinde bir grup kişiyle birlikte gözaltına alınmış ve 25/6/2004 tarihinde Yabancılar Şube Müdürlüğüne teslim edilmiştir. İçişleri Bakanlığı 19/7/2004 tarihli işlemiyle başvurucunun pasaport ve vize temin etmesi hâlinde üçüncü bir ülkeye çıkışının yapılması, aksi hâlde Türkiye'ye geldiği ülkeye çıkışının sağlanması yönünde karar vermiştir. Başvurucu, bu işleme karşı 17/8/2004 tarihinde dava açmıştır. Ankara İdare Mahkemesinin 23/8/2004 tarihli kararıyla dilekçenin yenilenmesine karar vermesi üzerine başvurucu tarafından yeniden dava açılmıştır. Başvurucu, söz konusu dava sürerken 25/9/2004 tarihinde serbest bırakılmıştır. Yenilenen davaya bakan Ankara İdare Mahkemesi, 17/11/2005 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Danıştay Onuncu Dairesi 20/7/2010 tarihli kararı ile herhangi bir terör örgütü ile bağlantısı tespit edilemeyen başvurucunun ülkesine iade edilmesi hâlinde baskı ve zulüm görme tehlikesi altında bulunması nedeniyle üçüncü bir ülke tarafından sığınma talebi kabul edilene kadar ikamet izni verilmesi gerekirken sınır dışı edilmesine ilişkin işlemde ve aksi yönde verilen kararda hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle kararı bozmuştur. Karar düzeltme istemi de 28/3/2012 tarihli kararla reddedilmiştir. Ankara İdare Mahkemesi, bozmaya uymuş ve 6/6/2012 tarihli kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Bu karar, Danıştay Onuncu Dairesinin 28/3/2013 tarihli kararıyla onanmış ve 13/5/2014 tarihli kararla karar düzeltme istemi reddedilerek kesinleşmiştir. Bu karar 10/7/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvuru 8/8/2014 tarihinde yapılmıştır. Öte yandan başvurucu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesinde doksan bir gün geçirmesine dair hususlarla ilgili olarak 21/3/2005 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuş (B. No: 10424/05, 19/10/2010); AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ve maddelerinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/13794 | Başvuru, sınır dışı edilme işleminin iptali istemiyle açılan davanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, başvurucunun murisinin askerlik görevini ifa ettiği dönemde ölmesi üzerine vazife malullüğü aylığı bağlanması talebiyle açılan davanın hakkaniyete aykırı şekilde reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 14/11/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile onaylı suretleri Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:A. A.F.Y.nin Ölümü ve Olaya İlişkin Ceza Soruşturması Süreci Başvurucunun oğlu A.F.Y., 19/8/2003 tarihinde Batman'da Beşiri İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde jandarma er olarak görev yaparken tıraş olmak için gittiği banyoda saat 00 sıralarında başının dönmesi sonucunda yere düşmüş ve başını çarpmıştır. A.F.Y.nin bağırma sesi ile iniltileri üzerine olayın olduğu yere gidildiğinde, olay yerinde A.F.Y.den başka kimsenin olmadığı tespit edilmiştir. A.F.Y.nin yerde, gözleri ve bilinci kapalı olarak olduğu, zor nefes aldığı, kafasının arkasında kan birikintisinin bulunduğu tanık ifadelerinden anlaşılmıştır. A.F.Y. bilincinin yerine gelmesinin ardından arkadaşlarına başının dönmesi sonucu düştüğünü, sonrasını hatırlayamadığını ifade etmiştir. A.F.Y. söz konusu askerî birlikte bulunan görevli doktorun başka bir operasyonda bulunması sebebiyle derhal Beşiri Sağlık Ocağına sevk edilmiştir. Burada yapılan muayene ve tedavisini müteakip sağlık ocağı tabibi tarafından önemli bir durumunun olmadığı belirtilen A.F.Y. istirahat etmesi için birliğine geri gönderilmiştir. 19/8/2003 tarihinde saat 30 civarında koğuştaki yatağında istirahat ederken aniden fenalaşan A.F.Y., yeniden Beşiri Sağlık Ocağına ve müteakiben sağlık ocağı tabibi refakatinde ambulansla Batman Devlet Hastanesine sevk edilmiş ise de A.F.Y. yolda vefat etmiştir. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Diyarbakır 7'nci Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığınca (Askerî Savcılık) derhal bir soruşturma başlatılmıştır. Olaya ilişkin delillerin toplanmasının ardından A.F.Y.nin ölümünün sebebinin ve söz konusu süreçte ilgili kişilerin kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumuna başvurulmuştur. Adli Tıp Kurumu Adli Tıp İhtisas Kurulunca (ATK) düzenlenen 24/9/2004 tarihli raporunun ilgili kısmı şöyledir: ''... Adli Tıp İhtisas Kurulunun raporunda Otopsi tutanağında tanımlanan kafa arka bölümdeki yara ve hematomun kafatasında kırık veya kafa içi değişime yol açmadığından öldürücü nitelikte olmadığı, kişinin düşmesi ile uygun zemine çarparak oluşabileceği, kişinin vücudunda başka bir travmatik değişimin tanımlanmamış olduğu, ...kişinin ölümünün klinik olarak ve otopside kesin tanı konulamamış kendisinde mevcut bir hastalığa bağlı solunum yetmezliğinden ileri geldiğinin kabulü gerektiği mütalaa olunduğuna göre...ölüm nedenin kendinde mevcut hastalığa bağlı solunum yetmezliğinden ileri geldiği, kafa sağ arka bölümünde meydana gelen cilt altı hematom içinde gerekli müdahalenin yapılmış olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle uygulanan tedaviye atf-ı kabil kusur bulunmadığı oybirliği ile mütalaa olunur...'' Askerî Savcılık 8/11/2004 tarihinde yukarıda anlatılan sürece yer verdikten sonra A.F.Y.nin ölümüyle illiyet bağı kurulabilecek hiçbir davranış ile kişilerin sorumluluğunu gerektiren hiçbir eylemin ve işlemin bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Başvurucunun söz konusu karara itiraz edip etmediği dosya içerisindeki belgelerden anlaşılamamıştır.B. Vazife Malullüğü Talebine İlişkin Dava Süreci Başvurucu, askerlik görevini ifa ettiği dönemde vefat eden A.F.Y.nin 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'na göre vazife malulü ve şehit olarak kabul edilmesi için SGK'ya 10/9/2007 tarihinde talepte bulunmuştur. SGK bu başvuruya herhangi bir cevap vermemiştir. Başvurucu, zımni ret işleminin iptali için Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Daire Başkanlığında (AYİM) iptal davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde özetle şu hususları ileri sürmüştür:- A.F.Y. askerlik görevine başlamadan önce sağlıklı olarak kabul edilmiş ve askerliğe alınmıştır. Kendisinde olay öncesinde herhangi bir sağlık sorunu yoktur. Askerler devletin hüküm ve gözetimi altında bulunmaktadır. Olay gününde birlik doktorunun başka bir yerde görevli olması nedeniyle zamanında ilk müdahale yapılamamıştır. A.F.Y. ayrıca zamanında hastaneye götürülmemiştir. A.F.Y. hemen hastaneye götürülseydi ilk müdahale ile kurtarılma imkânı bulunmaktaydı. - A.F.Y. ölümünde araştırılması gereken hususlar bulunmaktadır. Aynı gün haberlerde teröristlerle girişilen çatışma sonucunda 8 er, 2 uzman ve 1 astsubay şehit olmuş, şehit olanların içerisinde A.F.Y.nin de ismi geçmiş ve şehit töreni ile defnedilmiştir. A.F.Y.nin cesedi kendisine hiç gösterilmemiştir. Acemi birliğinden usta birliğine gönderilen askerler için belirli bir süre olması gerekirken askerler doğrudan çatışma bölgelerine gönderilmiştir. - Askerliğe sağlıklı bir şekilde alınan A.F.Y.nin askerlik hizmeti alanında görev yaparken yere düşme sonucunda şiddetli bir şekilde yaralanmış, A.F.Y. birlik doktorundan hizmet alamamış, götürüldüğü sağlık ocağında başına dikiş yapılmış fakat doğrudan hastaneye sevk edilerek beyin ultrasonu çekilerek beyin kanamasına zamanında müdahale edilmemiştir. - Tüm bu hususlar nedeniyle A.F.Y. şehit ve vazife malulü sayılarak buna bağlı haklar verilmelidir. AYİM; sürece yer verdikten sonra ATK raporuna atfen özetle, solunum yetmezliği şeklinde ortaya çıkan rahatsızlığın bünyesel kaynaklı bir hastalık olduğu, bu rahatsızlığın ve başvurucunun yakınının ölümünün görevin sebep ve tesiri ile meydana geldiğini kanıtlayacak hiçbir bilgi ve belgenin dava dosyasında mevcut bulunmadığı, dolayısı ile bünyesel kaynaklı rahatsızlığı nedeniyle vazife malulü sayılabilmesine imkân bulunmadığı gerekçesiyle 27/3/2008 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi de reddedilmiştir. Başvurucu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla 1/12/2008 tarihinde başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, dostane çözüm için teklif edilen 500 avroluk teklifi kabul etmediğini bildirdiği cevabında, öncelikli taleplerinin sosyal güvenlik haklarının verilmesi olduğunu belirtmiş ve süreç içerisinde askerî mahkemelerin kaldırılması nedeniyle yeniden yargılanma hakkının kendilerine tanındığını ve bu yola başvuracaklarını 1/2/2018 tarihinde bildirmiştir. Başvurucu 21/3/2018 tarihli ve 7123 sayılı Kanun'un maddesi ile 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na eklenen geçici madde gereğince Ankara İdare Mahkemesine (İdare Mahkemesi) yeniden yargılama istemiyle başvurmuştur. AİHM; yaşam hakkı şikâyetleri yönünden olayın kaza mahiyetinde olduğu, tazminat yoluna başvurulmadığı gerekçesiyle iç hukuk yollarının tüketilmemesi, adil yargılanma şikâyetleri yönünden ise getirilen yeni yasal düzenleme ile yeniden yargılanma başvurusunda bulunulması gerekçesiyle 3/7/2018 tarihinde kabul edilemezlik kararı vermiştir. Başvurucu, yeniden yargılama talepli dilekçesinde yukarıda yer verilen iddialarını (bkz. § 12) tekrarlamıştır. Başvurucu, benzer olduğunu iddia ettiği Danıştay Dava Dairesinin E.2012/8090 ve E.2011/5642 sayılı dosyalarından verilen kararları da (bkz. §§ 21-22) davasına örnek olarak sunmuştur. Başvurucu nihai olarak kendisinin vazife malullüğü kapsamına alınarak aylık bağlanmasını ve sosyal güvenlik haklarının verilmesini talep etmiş ve anılan idari işlemin ve AYİM'in ret kararının ortadan kaldırılmasını talep etmiştir. İdare Mahkemesi 7/12/2018 tarihinde yeniden yargılanma talebinin kabulüne ve davanın esastan reddine karar vermiştir. Yukarıda anlatılan sürece yer verildikten sonra kararın ilgili kısmı şöyledir: ''...Yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca; askerlik hizmetini er olarak yerine getiren davacının oğlunun vefatı nedeniyle vazife malullüğü hükümlerinin uygulanabilmesi için, vefat olayının askerlik hizmetinin neden ve etkisiyle meydana gelmesi gerekmektedir.Uyuşmazlıkta; yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının oğlu [A.F.Y.nin] ölüm sebebinin belirlenmesi amacıyla Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen 24 Eylül tarih ve 3574 sayılı raporda, [A.F.Y.nin] ölüm nedeninin kendisinde mevcut bir hastalığa bağlı solunum yetmezliğinden ileri geldiğinin, ilgili kişilerce gerekli müdahalenin yapıldığının ve uygulanan tedavi yönteminde atf-ı kabil kusurun bulunmadığının belirlendiği, solunum yetmezliği şeklinde ortaya çıkan rahatsızlığın ve davacının oğlunun ölümünün askerlik görevinin sebep ve tesiri ile meydana geldiğini kanıtlayacak hiçbir bilgi ve belgenin de mevcut olmadığı görülmektedir.Bu durumda; davacının, askerlik görevini yapmakta iken 2003 tarihinde rahatsızlanması sonucu vefat eden oğlundan dolayı vazife malullüğü aylığı bağlanması istemiyle yapmış olduğu başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Açıklanan nedenlerle; davacının yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulüne, davanın reddine...'' Anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 3/10/2019 tarihinde istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir. Kesinleşen bu karar başvurucu vekiline 24/10/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Ege Can Çaylan ve diğerleri, B. No: 2018/24067, 3/2/2022, §§ 17-23). Danıştay İdari Dava Dairesinin 25/10/2013 tarihli ve E.2011/8090, K.2013/9118 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: ''... İdare Mahkemesince, davacının oğlunun Konya İli Kulu İlçe Jandarma Komutanlığında jandarma er olarak bu görevi ifa etmekte iken rahatsızlanması nedeniyle sevk edildiği Konya 100 Yataklı Hava Hastanesince beyin tümörü teşhisi konularak 2002 tarihinde Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevkedildiği, burada 2002 tarihinde yapılan ameliyatı sonrasında 2002 tarihinde vefat ettiği, aynı tarihli 'ölü muayene ve otopsi tutanağında' vefatın beyin tümöründen kaynaklandığının belirtildiği, davacının oğlunun ölümü nedeniyle tarafına vazife malüllüğü aylığı bağlanması talepli başvurusunun, ölüm olayında görevin neden ve etkisinin bulunmadığı yolundaki raporu gerekçe gösterilerek reddedildiği, Mahkemelerinin 2012 tarihli ara kararı ile dava dosyasında yer alan sağlık raporları ve diğer belgeler esas alınarak, davacının oğlunun ölüm olayının, askerlik vazifesinden kaynaklanıp kaynaklanamayacağının sorulması üzerine, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu Prof. Dr. [A.B.] tarafından hazırlanan 2012 tarihli raporda, adı geçenin beyin tümörü nedeniyle vefat ettiğinin kesin olduğu ve bu durumunun askerlik hizmeti vazifesinden kaynaklanmadığının belirtildiği, bu durumda, davacı tarafından oğlunun ölüm olayının görevinin neden ve etkisiyle meydana geldiğini kanıtlayıcı bilgi ve belge sunulamaması ve sözü edilen rapordaki görüş dikkate alındığında, ölüm olayının beyin tümöründen kaynaklanıp, bünyesel olduğu ve askerlik vazifesinin neden ve etkisiyle meydana gelmediği sonucuna varıldığı, bu nedenle tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle dava reddedilmiştir....davacının rahatsızlığının Konya 100 Yataklı Hava Hastanesine sevk edildiği tarihten çok önce başladığı, defalarca hastaneye sevk edildiği halde sinüzüt teşhisi ile tedavi gördüğü, daha sonra psikolojik tedaviye devam edildiği, beyin tümörü teşhisinin ise ilk kez, izinli iken kendi imkanlarıyla gittiği özel bir hastanede konulduğu, askerlik hizmeti süreci içerisinde hastalığının teşhis ve tedavi edilemediği, 2001 tarihinde başladığı askerlik hizmetine terhisine yaklaşık 1,5 ay kalmasına kadar devam ettiği dikkate alındığında rahatsızlığının bünyesel olması olanaklı olmakla beraber, ölüm olayının askerlik hizmeti görevinden kaynaklandığı sonucuna ulaşılmış ve davanın reddine ilişkin kararda hukuki isabet görülmemiştir...'' Danıştay İdari Dava Dairesinin 8/4/2013 tarihli ve E.2011/5642, K.2013/3349 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: ''... İdare Mahkemesince, vazife malullüğü aylığı bağlanabilmesi için, malullüğün vazife sırasında ve doğrudan vazifeden doğmuş olma şartlarının bir arada gerçekleşmesi gerektiği, olayda Genelkurmay Başkanlığı Kasımpaşa Askeri Hastanesince düzenlenen 10/06/2009 tarihli raporda; 'HBSAG Negatif Anti HBS Pozitif Anti HBC total pozitif olarak saptanan hastanın hastalık ve arızasının askerlik hizmetinin sebep ve tesiriyle meydana gelip gelmediği tespit edilemez' ifadesine yer verildiği, bu durumda dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile davacı hakkında düzenlenen sağlık kurulu raporlarının birlikte incelenmesinden, davacının askerlik hizmetini yaparken askeri hekimler tarafından tüm askerlere aynı enjektörlerle aşı yapılması nedeniyle Hepatit B virüsü bulaştığı yönündeki soyut iddiası dışında, Hepatit B virüsünün askerlik görevini yapmakta iken enjektör ile bulaştığını ortaya koyan somut belge ve bilginin mevcut olmaması karşısında, davacı hakkında vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmaması yolunda tesis olunan dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.... İdare Mahkemesince davacının askerlik hizmetini yaparken askeri hekimler tarafından tüm askerlere aynı enjektörle aşı yapılması nedeniyle Hepatit B virüsü bulaştığı yönündeki soyut iddiası dışında, bu hususu kanıtlayacak bir bilgi ve belge bulunmaması karşısında davacı hakkında vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmaması yolunda tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmediği belirtilmiş ise de bu hususun tek başına uyuşmazlığın çözümüne dayanak alınamayacağı, zira davalı İdarece de kabul edildiği üzere mevcut hastalığının askerdeki hastalığının devamı niteliğinde olduğu, uyuşmazlığın çözümü için davacının mevcut hastalığının askerlik görevinin neden ve etkisiyle meydana gelip gelmediği yolunda bir irdeleme yapılması gerektiği, bu bağlamda Hepatit B virüsünün bulaşma yolları ve kuluçka süresi ile hastalığın başlama tarihi dikkate alındığında 'sağlam' olarak askere alınan davacının bu hastalığının askerlik hizmetinin neden ve etkisiyle meydana geldiğinin kabulünü gerektirdiğinden, İdare Mahkemesi kararının anılan gerekçesinde hukuki isabet görülmemiştir. ...'' | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/37055 | Başvuru, başvurucunun murisinin askerlik görevini ifa ettiği dönemde ölmesi üzerine vazife malullüğü aylığı bağlanması talebiyle açılan davanın hakkaniyete aykırı şekilde reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, başvurucunun hakkında adli kovuşturma bulunduğu gerekçesine dayalı olarak bilirkişi listesinden isminin çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 22/2/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Olağanüstü Hâl Sürecinde Uygulanan Tedbirler Ülkemizin 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmasına ilişkin süreç, Millî Güvenlik Kurulu kararları, darbe teşebbüsünün bastırılmasının akabinde Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hâl (OHAL) süreci ve bu süreçte uygulanan tedbirler Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında detaylı şekilde yer almaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-66; Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; Alparslan Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10; ayrıca bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/MD-956, K.2017/370 sayılı kararı). OHAL sürecinde genel ve soyut normlar ihdas edilerek alınan tedbirlerin yanı sıra kişiler hakkında doğrudan etki doğurucu nitelikte işlemler tesis edilmiştir. Örneğin 22/6/2017 tarihli ve 30104 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 691 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (691 sayılı OHAL KHK'sı) maddesiyle bilirkişilik faaliyetinde bulunacak gerçek kişilerde aranacak şartlardan biri olarak terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmamak şeklinde yeni bir koşul getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ilişkin (AİHS/Sözleşme), Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) dair derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. OHAL'in uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 50).B. Bilirkişi Listesinden Çıkarılmaya İlişkin Süreç Başvurucu, Mersin Üniversitesinde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Adana Bilirkişilik Bölge Kurulunun (Kurul) 13/4/2018 tarihli kararı ile başvurucunun bilirkişi listesinde mevcut olan kaydı çıkarılmıştır. Kararda başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçundan adli soruşturma geçirdiği, yapacağı işle adaletin yara almaması için yasa ve yönetmeliğin tüm şartlarının eksiksiz sağlanması gerektiği, 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde bilirkişiliğe engel suçların tek tek sayıldığı, (b) bendinde ''terör örgütüyle iltisaklı ve irtibatlı olmamak'' şartının arandığı, hakkında beraat kararı bulunsa da bu karar kesinleşmediğinden ilgilinin bilirkişilik yapamayacağı kanaatine varıldığı belirtilmiştir. Başvurucu hakkında Mersin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 30/3/2018 tarihinde beraat kararı verilmiş ve bu karar 9/4/2018 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu, kesinleşmiş beraat kararını ekleyerek 7/5/2018 tarihinde Kurul'a itiraz etmiş, itirazı 11/5/2018 tarihinde reddedilmiştir. Kararda; başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olması suçundan yargılandığı, bölgede başvurucu hakkında söylenti çıktığı, bu nedenle mahkemelerde bilirkişilik yapmasının doğru olmayacağı, ilgili dalda bölge listesinde yeterli bilirkişinin bulunduğu, mevzuata göre en liyakatli, objektif ve şaibesiz kişilerin listeye alınmasının kanuni zorunluluk olduğu belirtilmiştir. Başvurucu bilirkişilik listesinden çıkarılmasına dair Kurul kararının iptali için dava açmıştır. Başvurucu; dava dilekçesinde, Kurul kararına gerekçe olarak gösterilen ceza davasından beraat ettiğini ve bu kararın kesinleştiğini, hâlihazırda Mersin Üniversitesinde öğretim üyesi olarak görev yaptığını vurgulamıştır. Adana İdare Mahkemesi (Mahkeme) 19/9/2018 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme; kararda başvurucu hakkında verilen beraat kararının delil yetersizliği nedeniyle verildiğini, 6754 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde bilirkişiliğe engel suçların tek tek sayıldığını, (b) bendinde ise herhangi bir ceza mahkûmiyetinden bahsedilmediğini, bu bağlamda bilirkişilik listesi oluşturulurken bölge kurullarına başvuranlar arasından seçme konusunda takdir yetkisi tanındığını, başvurucunun bilirkişilik listesinden çıkarılmasına dair Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığını ifade etmiştir. Başvurucu bu karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur. Konya Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi 31/12/2018 tarihinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar vermiştir. Nihai karar 4/2/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. A. Ulusal Hukuk 6754 sayılı Kanun'un "Bilirkişiliğe Başvuru Şartları" başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Bilirkişilik faaliyetinde bulunacak gerçek kişilerde aşağıdaki şartlar aranır:a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıldan fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık, gerçeğe aykırı bilirkişilik veya tercümanlık yapma, yalan tanıklık ve yalan yere yemin suçlarından mahkûm olmamak.b) (Ek: 5/6/2017-KHK-691/10 md.; Aynen kabul: 31/1/2018-7069/10 md.) Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmamak.c) Daha önce kendi isteği dışında bilirkişilik sicilinden çıkarılmamış olmak.ç) Disiplin yönünden meslekten veya memuriyetten çıkarılmamış ya da sanat icrasından veya mesleki faaliyetten geçici ya da sürekli olarak yasaklanmamış olmak.d) Başka bir bölge kurulunun listesine kayıtlı olmamak.e) Bilirkişilik temel eğitimini tamamlamak.f) Bilirkişilik yapacağı uzmanlık alanında en az beş yıl fiilen çalışmış olmak ya da daha fazla çalışma süresi belirlenmiş ise bu süre kadar fiilen çalışmış olmak.g) Meslek mensubu olarak görev yapabilmek için mevzuat tarafından aranan şartları haiz olmak ve mesleğini yapabilmek için gerekli olan uzmanlık alanını gösteren diploma, mesleki yeterlilik belgesi, uzmanlık belgesi veya benzeri belgeye sahip olmak.ğ) Bilirkişilik temel ve alt uzmanlık alanlarına göre belirlenen yeterlilik koşullarını taşımak..." 6754 sayılı Kanun'un "Bilirkişiliğe başvuru, seçilme usulü ve sicile kayıt" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"...(3) Bölge kurulu karar verirken sicile kayıt bakımından öncelikle başvuranın 10 uncu maddedeki şartları taşıyıp taşımadığını değerlendirir ve şartları taşıyanlar arasından başvuranın mesleki tecrübesini, katıldığı meslek içi eğitimleri veya uzmanlığı gösteren belgeleri dikkate alarak en liyakatli olanları seçer. (4) Bilirkişiliğe kabul edilenler, sicile üç yıl için kaydedilir." 6754 sayılı Kanun'un "Bilirkişilik sicilinden ve listesinden çıkarılma" başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Bilirkişiler, aşağıdaki şartlardan birinin gerçekleşmesi hâlinde sicilden ve listeden çıkarılır:a) Bilirkişiliğe kabul şartlarının kaybedilmesi veya sicile kabul tarihinde gerekli şartların bulunmadığının sonradan tespit edilmesi.b) Kanuni bir sebep olmaksızın bilirkişilik yapmaktan kaçınılması veya raporun belirlenen süre içinde mazeretsiz olarak verilmemesi.c) Bilirkişilik görevi ve bu görevin gerektirdiği etik ilkelerle bağdaşmayan, güven duygusunu sarsıcı tutum ve davranışlarda bulunulması.ç) 3 üncü maddede belirtilen temel ilkelere aykırı olarak bilirkişilik faaliyetinde bulunulması.d) Bölge kurulu tarafından yapılacak performans değerlendirmeleri sonucunda yeterli bulunulmaması.e) Bilirkişilik süresinin dolmasına rağmen süresi içerisinde yenileme talebinde bulunulmaması.f) Bilirkişinin sicilden çıkarılmayı talep etmesi (2) Birinci fıkranın (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen hâllerde ihlalin niteliğine göre sicilden ve listeden çıkarma yaptırımı yerine uyarma veya bir yıla kadar geçici süreyle listeden çıkarma yaptırımı uygulanabilir. "B. Uluslararası Hukuk Sözleşme'nin "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında özel hayatın eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavram olduğunu belirtmektedir. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen özel hayat kavramı AİHM tarafından oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapılmaktan özellikle kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51). Bununla birlikte Sözleşme'nin denetim organlarının içtihatlarında bireyin kişiliğini serbestçe geliştirmesi ve gerçekleştirmesi ile kişisel bağımsızlık kavramlarının özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır (Pretty/Birleşik Krallık, B. No: 2346/02, 29/4/2002, § 61; Christine Goodwin/Birleşik Krallık [BD], B. No: 28957/95, 11/7/2002, § 90; Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00, 59330/00, 27/7/2004, § 43; K.A. ve A./Belçika, B. No: 42758/98, 45558/99, 17/2/2005, § 83). AİHM içtihatlarında sonuca dayalı yaklaşımı uyguladığı başvurularda iddia edilen ihlallerin ağırlık ve ciddiyet derecesini değerlendirmeye yönelik kıstaslar oluşturmuştur. Bu kapsamda başvurucunun söz konusu tedbir öncesi ve sonrasındaki yaşamı kıyaslanarak maruz kaldığı olumsuz etki değerlendirilmektedir. Ayrıca sonuçların ciddiyetinin belirlenmesinde, başvurucunun iddia ettiği öznel algıların somut başvuruda mevcut nesnel koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra yapılacak incelemenin iddia edilen tedbirin hem maddi hem de manevi etkilerini kapsaması gerekmektedir. AİHM, başvurucuların şikâyet edilen tasarrufun özel hayatları üzerindeki olumsuz sonuçlarını somut verilere dayalı olarak uygun şekilde ispatlamakla yükümlü olduklarını ifade etmektedir. Ayrıca başvurucular söz konusu şikâyetlerini ulusal merciler önünde de uygun şekilde dile getirmiş olmalıdır (Denisov/Ukrayna, [BD], B. No: 2011/76639, 25/9/2018, §§ 113-117). AİHM, Lekavičienė/Litvanya davasında, avukatlık mesleğinin onuruna, ilkelerine aykırı davranışlarda bulunduğu ve yüksek ahlaki karaktere sahip olmadığı gerekçesiyle baro levhasına yazılma talebi reddedilen başvurucunun şikâyetlerini ele almış ve avukatlık mesleğine ilişkin çeşitli tespitlerde bulunmuştur (Lekavičienė/Litvanya, B. No: 48427/09, 27/6/2017). Mahkeme, hukuk fakültesi mezunu olan başvurucunun baro levhasına yazılma talebinin reddedilmesinin onun itibarını ve mesleki ilişkilerini etkilediğini belirtmiş ve verilen kararla Sözleşme'nin maddesinde düzenlenen temel haklara müdahale edildiğini kabul etmiştir (Lekavičienė/Litvanya, § 37). AİHM; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin R(2000)21 sayılı Tavsiye Kararı’na değinmiş ve adaletin tesis edilmesinde önemli ve özel rolleri bulunan avukatların bağımsız şekilde görev yapan profesyoneller olduklarını, birçok konuda sorumluluklarının bulunduğunu, avukatların meslek hayatlarında dürüst ve onurlu davranmaları gerektiğini, sır tutmakla yükümlü olduklarını ifade etmiştir. AİHM; evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık yapan, bu nedenle hakkında ceza soruşturmaları başladıktan sonra ismini baro levhasından sildiren başvurucunun baro levhasına yeniden yazılma talebinin reddedilmesinde keyfî bir durumun bulunmadığı, diğer bireylerin haklarını korumak ve yargı sistemini doğru şekilde işletmek amacıyla başvurucuya yönelen müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu sonucuna ulaşmıştır. Ayrıca AİHM, hâkim ve savcılara çok daha sıkı koşulların uygulandığını belirtmiş ve neticede özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır (Lekavičienė/Litvanya, §§ 51-57). AİHM, Mataescu/Romanya davasında özel hayata yönelik müdahalelerin kanunla öngörülmüş olma, meşru amaç taşıma ve demokratik toplumda gerekli olma koşullarını taşımadığı sürece AİHS’in özel hayata ilişkin maddesini ihlal edeceğini hatırlatmıştır. Mahkeme kanunla öngörülmüş olma şartının kanunun kalitesi, anlaşılabilirliği, erişilebilirliği, öngörülebilirliği gibi birtakım hususları ihtiva ettiğini belirtmiştir. Mahkeme somut olayda, avukatlık mesleğinin yapılmasını düzenleyen kuralların başvurucu açısından başka bir mesleğin yapılmasının avukatlık mesleğinin icrasına engel olduğunun anlaşılmasını sağlayacak ölçüde öngörülebilir olmadığını tespit etmiş, müdahalenin öngörülebilir olmadığı gerekçesiyle kanunla öngörülmüş olma şartının gerçekleşmediği sonucuna varmış ve maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir (Mataescu/Romanya, B. No: 1944/10, 14/1/2014, §§ 26-33). | Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/8391 | Başvuru, başvurucunun hakkında adli kovuşturma bulunduğu gerekçesine dayalı olarak bilirkişi listesinden isminin çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 28/4/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia dışındaki iddialar yönünden kısmi kabul edilmezlik kararı verilerek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma, resmî belgede sahtecilik suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında 6/4/2008 tarihinde gözaltına alınmış; 10/4/2008 tarihinde ise tutuklanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 24/4/2008 tarihli iddianamesi ile başvurucu hakkında dava açılmıştır. (Kapatılan) İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK mülga madde ile görevli) 9/5/2013 tarihli kararıyla başvurucunun mahkûmiyetine karar verilmiştir. Yargıtay Ceza Dairesinin 4/3/2014 tarihli kararıyla hüküm onanmıştır. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/5802 | Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, varsayıma dayalı şekilde idari para cezası kesilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı ile cezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 31/7/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:Hatay İl Emniyet Müdürlüğünce, sürücü belgesi olmaksızın araç kullanan sürücünün aynı zamanda araç sahibi olmaması nedeniyle aracı kiralayan firma sahibine (başvurucuya) de 407 TL idari para cezası verilmiştir. Başvurucu hakkındaki 25/11/2013 tarihli ve 429570 seri numaralı trafik idari para cezası karar tutanağı 17/12/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Anayasa Mahkemesince iptal edilen hükme istinaden kendisineidari para cezası verildiğini belirterek (kapatılan) Hatay Sulh Ceza Mahkemesine süresinde başvuruda bulunmuştur. Anılan başvuru, (kapatılan) Hatay Sulh Ceza Mahkemesinin 11/6/2014 tarihli ve 2014/404 Değişik İş sayılı kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Ret gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...[H]er ne kadar itiraz eden kendisinin oto kiralama firması sahibi olduğunu, 31 K .. plakalı aracı S. K.ya kiraya verdiğini, bu şahsın da sürücü belgesiz olan kendi kardeşi K.ya kendisinin bilgi ve izni dışında verdiğini belirtmiş ise de, itiraz eden hakkında sürücü belgesi olmayan kişiye araç kullandırtmaktan dolayı KTK'nın 36/3-a-son maddeleri gereğince idari para cezası verilmiş olup, itiraz eden, bizzatkendisi aracını, sürücü belgesiz kişiye vermemiş olsa dahi, araç kiralama firması sahibi olarak, kiraya verdiği araçların kendi bilgi ve rızası dışında olsa da, bu kişilerce başkalarına da verilebileceğini ve kullandırılabileceğiniöngörmesi gerektiğinden ve kanun maddesinin bu noktadaaçıkolduğu anlaşıldığından itiraz yerinde görülmemiştir...." Anılan karar, başvurucuya 26/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bireysel başvuru 31/7/2014 tarihinde yapılmıştır. A. Ulusal Hukuk 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun maddesi şöyledir:“(1) Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir.2) Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir.” 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz...” 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“Motorlu araçların, sürücü belgesi sahibi olmayan kişiler tarafından karayollarında sürülmesi ve sürülmesine izin verilmesi yasaktır....Buna göre;a) Sürücü belgesi olmayanların,…araç kullanarak trafiğe çıktıklarının tespiti hâlinde, bu kişilere 407 Türk Lirası idari para cezası verilir. Ayrıca, aracın sürücü belgesiz kişilerce sürülmesine izin veren araç sahibine de tescil plakası üzerinden aynı miktarda idari para cezası verilir.” Aynı Kanun’un maddesinin Anayasa Mahkemesinin 29/11/2012 tarihli ve E.2012/106, K.2012/190 sayılı kararı ile iptal edilen üçüncü fıkrasının dördüncü cümlesi şöyledir:“… Sürücü aynı zamanda araç sahibi değilse, ayrıca tescil plakasına da aynı miktar için ceza tutanağı düzenlenir.” Anayasa Mahkemesinin 29/11/2012 tarihli ve E.2012/106, K.2012/190 sayılı kararı sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:“Anayasa'nın maddesinin birinci fıkrasında, 'Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.'; üçüncü fıkrasında,'Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.' denilerek suçun ve cezanın kanuniliği esası benimsenmiş; yedinci fıkrasında ise ceza sorumluluğunun şahsi olduğu belirtilerek herkesin, kendi eyleminden sorumlu tutulacağı, başkalarının suç oluşturan eylemlerinden dolayı cezalandırılamayacağı kabul edilmiştir. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ceza hukukunun temel kurallarındandır. Cezaların şahsiliğinden amaç, bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmamasıdır. Diğer bir anlatımla, bir kimsenin başkasının fiilinden sorumlu tutulmamasıdır. Bu ilkeye göre asli ve feri failden başka kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılmaları olanaklı değildir. Anayasa'nın maddesinin yedinci fıkrası ile ilgili gerekçede de, ''fıkra, ceza sorumluluğunun şahsi olduğu; yani failden gayri kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılamayacağı hükmünü getirmektedir. Bu ilke dahi ceza hukukuna yerleşmiş ve 'kusura dayanan ceza sorumluluğu' ilkesine dahil, terki mümkün olmayan bir temel kuralıdır.' denilmektedir. Anayasa'nın maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından idari para cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tâbidir.İtiraz konusu kuralda, sürücü belgesi olmadan araç kullanan kimsenin aynı zamanda araç sahibi olmadığı durumlarda, tescil plakasına da aynı miktar için ceza tutanağı düzenleneceği belirtilmekte, araç sahibinin kusurunun bulunup bulunmadığı, aracı sürücü belgesi olmayan kişiye bilerek verip vermediği değerlendirilmeden idare tarafından yaptırım uygulanmaktadır. Bu durum ise işlemediği bir fiilden dolayı araç sahibine yaptırım uygulanmasına neden olabilecek niteliktedir. Dolayısıyla, sürücü belgesiz araç kullanılması ve sürücünün araç sahibi olmaması halinde tescil plakası sahiplerine sadece ruhsat sahibi olmaları nedeniyle yaptırım uygulanması cezaların şahsiliği ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.Öte yandan, Anayasa ve ceza hukukunun temel kuralları uyarınca, kişilere ceza verilebilmesi için hukuka aykırı eylemin kanunda belirtilmiş olması ve bu eylemin o kişi tarafından gerçekleştirilmiş olduğunun kanıtlanması gerekmektedir. İtiraz konusu kuralda araç sahibinin hangi eyleminin suç sayıldığı açık bir şekilde gösterilmediği gibi araç sahibi olma ile suç arasındaki illiyet bağının ne suretle oluştuğu da belirtilmemiştir.”B. Uluslararası Hukuk İlgili Sözleşme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), suçluluk karineleri ve ispat yüküne ilişkin olarak ilkeler belirlemiştir. Buna göre ispat yükünün iddia makamından alınıp savunma makamına verilmesi hâlinde masumiyet karinesi ihlal edilebilir (Telfner/Avusturya, B. No: 33501/96, 20/3/2001, § 15). AİHM, Salabiaku/Fransa (B. No: 10519/83, 7/10/1988, §§ 24, 28, 29) başvurusunda, fiilî veya hukuki karinelerin her hukuk sisteminde bulunabileceğini belirttikten sonra ceza hukukundaki karinelerin belli koşulların oluşması durumunda kabul edilebileceğini ifade etmiştir. Mahkemeye göre fiilî veya hukuki karinelerin bulunduğu durumlarda suç isnadı altındaki kişiye bunun aksini ortaya koyma olanağının mutlaka tanınması ve kişinin savunma hakkının kısıtlanmaması gerekir. Bu karinelerin kabul edilebilirliği, ceza davasında risk altında bulunan menfaatle de doğrudan ilgilidir. Sözleşmeci devletler, ceza hukuku kapsamında karinelere başvururken dava konusunun önemi ile savunmanın hakları arasında adil bir denge kurmalıdırlar. Yararlanılan araçlar, ulaşılması gereken meşru amaçla orantılı olmalıdır (Janosevic/İsveç, 21/5/2003,B. No: 34619/97, § 101). Özet olarak AİHM; savunma hakkının kısıtlanmaması, suç isnadı altındaki kişilere karinelerin aksini ortaya koyma olanağının tanınması ve hâkimin sanığı şüpheden yararlandırmak konusunda mutlak takdir hakkının bulunması durumunda masumiyet karinesinin ihlal edilmiş sayılmayacağını, kanun koyucuların bu tür hükümler ihdas etmesinin masumiyet karinesine aykırı olmayacağını belirtmektedir (Pham Hoang/Fransa, B. No: 13191/87, §§ 33, 36). | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/12757 | Başvuru, varsayıma dayalı şekilde idari para cezası kesilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı ile cezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, başvurucu hakkındaki ceza yargılamasının beraat kararı ile sonuçlanmasına rağmen başvurucunun suçlu kabul edilerek meslekten çıkarılması ve iptal davasının reddedilmesi nedeniyle masumiyet karinesi ilkesinin; icra edildiği iddia edilen aynı eylem nedeniyle hem disiplin hem de ceza yargılamasının yapılması gerekçesiyle aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkının; yapılan başvurunun makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 1/8/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurucunun adil yargılanma, mülkiyet, savunma hakları ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddiaları yönünden kısmi kabul edilmezlik kararı verilerek başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: A. İdari Yargıdaki Dava Yönünden Başvurucu, İstanbul ili Gaziosmanpaşa İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev yapmakta iken yetkisini ve nüfuzunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla kullandığından bahisle başvurucu hakkında disiplin soruşturması ve kovuşturması başlatılmıştır. Başvurucu, Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün ilgili maddeleri uyarınca Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunun 14/2/2002 tarihli ve 2002/112 sayılı işlemi ile meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmıştır. Anılan idari kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir: "...SANIKLARIN:Ad Soyad ve Görevleri : 1- Adil ÖZER İstanbul Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli ... sicil sayılı Polis Memuru...Suçlandıkları Olay : 1- Yetkisini veya nüfuzunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla veya kin veya dostluk nedeniyle kötüye kullanmak. 2- Kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek....Sanıklar hakkında İl Polis Disiplin Kurulunca verilen "MESLEKTEN ÇIKARMA" kararına bağlı olarak gelen soruşturma dosyası kurulumuzca incelendi; Sanıkların İstanbul Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli bulundukları sırada, 2000 günü saat 00 sıralarında Gaziosmanpaşa Küçükköy stadı Poligorı caddesinde (A.) adına kayıtlı (F.E.) idaresindeki 34 ... plaka sayılı otonun (H.S.) adına kayıtlı park halindeki 34 ... plaka sayılı otoya çarpması sonrası Gaziosmanpaşa İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Tescil Büro Amirliğinde görevli sanık Polis memurları Adil ÖZER ve (E.)in 2000 tarihli kaza tespit tutanağını ve alkol test raporunu içeren anlaşma tutanağını tanzim ettikleri, Trafik kazası tespit tutunağındaki el yazılarının ve ismi altındaki imzanın sanık Polis memuru Adil ÖZER eli mahsulü olduğu, ... sürücü (F.E.) ismi altındaki imzanın kendisine ait olmadığı, (H.S.) adına düzenlenen tescil belgelerinin sahte olarak düzenlendiği, meydana gelen trafik kazasına karışan araçların belgelerinin (H.Y.) isimli şahıs tarafından diğer bazı trafik kazalarında haksız menfaat temin etmek maksadıyla kullanılması, maddi hasarlı Trafik Kazası tespit tutanağının ilgili birimin trafik kazası kayıt defterine kaydedilip numara alarak resmilik kazanması, (H.Y.)ın tutanakları kendisinin tanzim ettirdiğini kazanın hayali olduğunu sahte tescil belgesinin kendisi tarafından düzenlendiğini beyan etmesi, kaza tarihinde aracın sürücüsü olarak gösterilen (F.E.)ın kazaya karışmadığını beyan etmesi sonucunda düzenlenen tutanakların gerçek anacak kazanın ve muhteviyatının hayali olup sivil kişilerin kendilerine maddi çıkar sağlamak amacıyla tutanakları düzenlettirdikleri, dolayısıyla sanık Polis memurlarının sigorta şirketlerinden para tahsil etmek isteyen şahıslara muhteviyatı itibarı ile gerçek olmayan tutanakları tanzim ederek kendilerine de menfaat sağladıklarından Yetkisini veya nüfuzunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla veya kin veya dostluk nedeniyle kötüye kullanmak ve Kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek fiillerini işledikleri, Adli yönden ise ... Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğinin ayrıca hazırlanan ön inceleme raporunun 2002 tarih ve 2044/229 sayı ile İstanbul Valiliğine gönderildiği sanık beyanları, tanık ifadeleri, kaza tespit tutanakları. ekspertiz raporları ve dosyada mevcut diğer deliller muvacehesinde anlaşılmakla, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Sanık Polis Memurları Adil ÖZER ve ..."Yetkisini veya nüfuzunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla veya kin veya dostluk nedeniyle kötüye kullanmak" suçlarını işledikleri sübuta erdiğinden eylemlerine uyan Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün maddesinin 7 ve fıkraları gereğince "MESLEKTEN ÇIKARMA" cezası ile tecziyelerine, sanıkların işledikleri suçun niteliği işleniş biçimi ve mesleğin özelliği dikkate alındığında haklarında aynı tüzüğün maddesinin uygulanamayacağına..." Başvurucu tarafından belirtilen işleme karşı 26/4/2002 tarihinde iptal davası açılmıştır. İstanbul İdare Mahkemesinin 30/6/2003 tarihli ve E.2002/600, K.2003/871 sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline hükmedilmiştir. Davalı idarenin temyizi üzerine Danıştay Onikinci Dairesinin 21/3/2005 tarihli ve E.2003/5265, K.2005/868 sayılı ilamı ile bozma kararı verilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 11/3/2008 tarihli ve E.2005/5543, K.2008/1506 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Bozma kararına uyularak yapılan incelemede, İstanbul İdare Mahkemesinin 18/9/2009 tarihli ve E.2008/1234, K.2009/1454 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:"...Dava, polis memuru olan davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün maddesinin fıkrasında ‘Yetkisini veya nüfuzunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak veya kin veya dostluk nedeniyle kötüye kullanmak’ fiilinin, aynı maddenin fıkrasında ise “Kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek’ fiilinin, meslekten çıkarma cezasını gerektirdiği kurala bağlanmıştır.Dosyanın incelenmesinden; 2000 tarihinde iki otonun karıştığı trafik kazası ile ilgili olarak, davacı ve diğer görevli polis memurlarınca maddi hasarlı trafik kazası tesbit tutanağı ve alkol metre cihazı ile yapılan test rapor tutanağının tanzim edildiği bu belgelere ilgili birimin trafik kazası kayıt defterine kaydedilip numara alınarak resmilik kazandırıldığı, kaza tarihinde aracı kullanımında bulunduran kişinin belirtilen tarihte otonun kazaya karışmadığını beyan etmesi, tutanakları düzenlettiren şahsın kazanın hayali olarak düzenlediğini belirtmesi karşısında tutanakların gerçek ancak kazanın muhteviyatının hayali olduğu, davacının görevini kötüye kullanmak suretiyle sigorta şirketlerinden para tahsil etmek isteyen şahıslara, araç sahibi ve sürücüleri olmaksızın muhteviyatı itibarı ile gerçek olmayan tutanakları tanzim ederek yetki ve nufuzunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla kötüye kullandığı ve kasıtlı olarak gerçek dışı rapor verip veya tutanak düzenleyip imza ettiği veya ettirdiğinin yapılan soruşturma ile sübuta erdiğinden bahisle dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmaktadır.Bir trafik kazası olması durumunda, polis memurları tarafından kazaya karışan sürücülerin kimlikleri tespit edilerek ve araç sahibinin kimliği de araştırılarak trafik kaza tutanağı ve alkolmetre test tutanağı düzenleneceği açıktır.Olayda ise, davacının kazaya karışan araç sahipleri ve sürücüleri olay yerinde bulunmamasına rağmen, bu şahısların kazaya karıştıkları yolunda gerçeğe aykırı tutanak düzenlediği ve bu tutanaklar sayesinde bazı şahısların sigorta şirketinden para almalarını sağladığı görüldüğünden üzerine atılı suçun sübuta erdiği sonucuna varılmıştır.Bu durumda, disiplin cezasına konu fiilleri soruşturma raporu ile sabit olan davacının, meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır." Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onikinci Dairesinin 14/11/2011 tarihli ve E.2009/9428, K.2011/5816 sayılı ilamıyla İlk Derece Mahkemesi hükmünün ve gerekçesinin hukuka ve usule uygun olduğu, hükmün bozulmasını gerektirecek sebep bulunmadığı belirtilerek onama kararı verilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 19/3/2014 tarihli ve E.2012/5848, K.2014/1818 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Başvurucu 1/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. Ceza Yargılaması Yönünden Başvurucu hakkında yürütülen ceza kovuşturmasında Eyüp Ağır Ceza Mahkemesinin 27/4/2005 tarihli ve E.2002/329, K.2005/101 sayılı kararı ile başvurucunun beraatine karar verilmiştir. Bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"... 2000 tarihli trafik kaza tutanağı tutulması için hasarlı araç sahibi ve kaza yapan şahıs tarafından müracaat edildiği ve polis memuru sanıklarında tutanak tuttukları anlaşılmıştır. Polis memuru olan sanıklar ADİL ÖZER, ..., kendilerine haber verildiğinde trafik kazsının olmuş olduğu olay yerine gidildiğinde hasarlı araçların olay yerinde bulunduğu etrafta cam kırıkları ve benzeri şeylerin bulunduğu buna göre kaza tutanağı düzenledikleri yolundaki savunmaları ve bu savunmanın aksinin ispatlanamamış olması ve ayrıca kendisine kaza ihbarı gelen trafik ekibinin olay yerine intikal ederek kazaya karışan araçlarla ilgili durumu gösterir şekilde trafik kaza tutanağı ve trafik ceza tutanakları tutmasının yasal zorunluluk olduğu polis memuru sanıkların görevlerini ifa ettikleri bu nedenle sahte evrak düzenlemek kastıyla hareket ettiklerine dair herhangi bir delili elde edilemediği....Olaya ilişkin gerçek bir kaza olmayıp kaza mizansene düzenlendiği iddia dahi edilse mizansen hazırlandıktan sonra dışarıdan bunu gören sanıkların kazanın gerçekten olup olmadığını bilmeleri mümkün değildir. Bunun aksini gösterir herhangi bir delil de dosyada bulunmadığından sanıklar ADİL, ... delil yetersizliği nedeniyle BERAATLERİNE, ... yukarıda açıklanan haklı gerekçelerden ötürü:...Sanıklar ADLİ ÖZER, ...üzerlerine atılı 23/06/2000 ve 26/5/200 tarihli tutanaklardan dolayı açılan ve birleştirilen dosyada sahte evrak düzenlemek ve dolandırıcılık kastıyla hareket ettiklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı delil elde edilemediğinden ayrı ayrı BERAATLERİNE..." Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün maddesinin birinci fıkrasının (7) ve (12) numaralı bentleri şöyledir: "Meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylem, işlem, tutum ve davnışlar şunlardır: ...7 - Yetkisini veya nüfusunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla veya kin veya dostluk nedeniyle kötüye kullanmak, ...12 - Kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmek..." | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/13231 | Başvuru, başvurucu hakkındaki ceza yargılamasının beraat kararı ile sonuçlanmasına rağmen başvurucunun suçlu kabul edilerek meslekten çıkarılması ve iptal davasının reddedilmesi nedeniyle masumiyet karinesi ilkesinin; icra edildiği iddia edilen aynı eylem nedeniyle hem disiplin hem de ceza yargılamasının yapılması gerekçesiyle aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkının; yapılan başvurunun makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, mahkumiyet kararında başvurucunun daha önce beraat ettiği başka bir yargılamadan söz edilmesi, soruşturmanın genişletilmesi taleplerinin gerekçesiz olarak reddedilmesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkindir. Başvuru 30/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1971 doğumlu olup olayların geçtiği tarihte İzmir'de avukatlık yapmaktadır. İzmir Bornova'da bulunan bir taşınmazın 1/4 hissesi A.B.ye, 3/4 hissesi de A.Ş.ye ait olup A.Ş.nin ölümüyle payı mirasçılara (Kazım, Ali Mustafa ve Cafer) intikal etmiştir. Adli makamların belirlemesine göre anılan taşınmazda kiracı olarak oturanT., bir şekilde Kazım ve Ali Mustafa’nın nüfus cüzdanlarını ve A.Ş. için alınan veraset ilamını temin etmiş ve bu belgeleri kullanarak Bakırköy Noterliğine ait düzenleme şeklinde vekâletname hazırlamıştır. Şüpheli T. ayrıca Cafer’e tarla işlerini takip edeceğini söyleyerek başvurucuyu noterden vekil tayin ettirmiştir. Daha sonra Cafer’in hissesi başvurucu tarafından sanık T.ye satılmıştır. Başvurucu, süpheli T. ve diğer şüpheliler hakkında resmî belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 31/5/2004 tarihli iddianamesi ile kamu davası açılmıştır. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 18/10/2007 tarihli kararla başvurucunun ve diğer sanıkların zincirleme şekilde resmî belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyetine karar vermiştir. Başvurucu hakkındaki hüküm, Yargıtay Ceza Dairesinin 27/2/2012 tarihli kararıyla "ek savunma hakkı tanınmadan resmi belgede sahtecilik suçunun zincirleme şekilde işlendiğinin kabul edildiği" gerekçesiyle ile bozulmuştur. Sanık T. hakkındaki hüküm ise onanmıştır. Mahkeme, bozma sonrası yaptığı yargılama sonunda 6/2/2013 tarihli kararıyla başvurucunun atılı suçtan mahkûmiyetine karar vermiştir. Gerekçeli karardan, katılanların birbirini doğrulayan beyanlarının, sanıkların savunmalarının, tanıkların yeminli anlatımlarının, söz konusu vekaletnamelerin, bilirkişi raporlarının, tapudaki devir işlemlerine esas olan belgelerin, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü müfettişliğince yapılan soruşturma ve müfettiş raporunun mahkûmiyete esas alındığı görülmektedir. Kararda başvurucunun (sanığın) kişilik özellikleri değerlendirilirken daha önce yargılanıp beraat ettiği bir yargılamaya da atıfta bulunulmuştur. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:"Sanıklar T., Ali Turhan [başvurucu] ve H. B.nin olayla doğrudan bağlantılı oldukları, katılanların anlatımları ve kendilerinin çelişkili beyanlarından açıkça anlaşılmaktadır. Kaldı ki, adı geçen bu sanıklar, B. K. isimli şahsın yine tapuda kayıtlı taşınmazının sahte belgelerle devredilmesi nedeniyle atılı suçu işledikleri iddia edilerek İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/255 ve Mahkememizin 2003/182 esas sayılı dosyalarında yargılanmışlardır. Her iki dosya içeriği dikkatlice incelendiğinde, dosyamıza konu edilen olayla birebir örtüşecek şekilde sahtecilik eyleminde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Benzer olan bu olayda, dosyamızda yargılanan adı geçen sanıkların isimlerinin yer alması bir tesadüf değildir. Gerçi, sanıklardan Ali Turhan mahkememizin 2003/182 esas sayılı dosyasında sanık T. ise İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/255 esas sayılı dosyasında yargılandıkları sahtecilik suçundan beraat etmişlerdir. Ancak, sanık H. A. Ağır Ceza Mahkemesinin anılan dosyasında sahtecilik suçundan mahkum olmuştur. Her iki dosyada sanıkların isimlerinin benzer olaylarla birlikte anılması sanıkların sahtecilik suçlarını işlemeye eğilimli olduklarını ortaya koymaktadır. (...) beraat etmiş olmaları bu gerçeği ortadan kaldırmaz. Kaldı ki, dosyamızda sanıklar[ın] ... beyanları birbirlerinin savunmalarını çürütecek şekilde ortaya konmuştur. Bu sanıkların savunmalarının birbiriyle çelişki arz etmiş olması aleyhlerine kanıt olarak mahkememizce değerlendirilmiştir....Diğer taraftan, Avukat olan sanık Ali Turhan’ın kendisini hiç görmediği ve daha önceden tanışmadığı müvekkili olan ileri yaştaki katılan Cafer'[in] düşüncesini almaksızın sanık T. tarafından getirilen vekaletnameye dayanarak sanık T.ye katılanın hissesini satmış olması şeklinde ortaya konan davranış iyi niyetli olarak değerlendirilemez. Avukat olan sanık Ali Turhan’ın aşırı özen göstererek böyle bir durumda müvekkilinin düşüncesine başvurması gerekirken bundan zuhul etmesi bu sanığın diğer sanıklarla birlikte suç işleme iradesiyle hareket ettiğini ortaya koymaktadır." Anılan hüküm, Yargıtay Ceza Dairesinin 31/10/2014 tarihli kararıyla onanmıştır. Söz konusu olaylardan önce başka bir şahsın yine tapuda kayıtlı taşınmazının sahte belgelerle devredildiği iddiasıyla hükümlü T., İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin E.2002/255 ve başvurucu ise Mahkemenin E.2003/182 sayılı dosyalarında yargılanmış ve beraat etmişlerdir. Başvurucu Yargıtay Ceza Dairesinin kararını 30/11/2014 tarihinde öğrenmiştir. Başvurucu 30/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/20484 | Başvuru, mahkumiyet kararında başvurucunun daha önce beraat ettiği başka bir yargılamadan söz edilmesi, soruşturmanın genişletilmesi taleplerinin gerekçesiz olarak reddedilmesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru; tanıkların dinlenilmemesi, savunma hakkının yeterince kullanılamaması ve yargılamanın makul sürede bitirilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 20/5/2013 tarihinde Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 18/2/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 2/10/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Bakanlığın yazılı görüşü 26/10/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulmuştur. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlığın görüşünde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun, sağlık karnesi sahiplerinin bilgisi dışında ve onları muayene etmeden reçete düzenlediğine ilişkin iddia üzerine yapılan ön inceleme sonucunda Balıkesir Valiliği İl İdare Kurulu tarafından başvurucu hakkında son soruşturmanın açılmasına 17/4/2003 tarihinde karar verilmiştir. Anılan karar üzerine, sağlık karnesi sahiplerinin bilgisi dışında usule aykırı reçete düzenleyerek dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarını işlediğinden bahisle başvurucu hakkında Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığının 28/7/2003 tarihli ve E.2003/1850 sayılı iddianamesiyle Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Yargılamanın 11/12/2003 tarihli ikinci celsesinde, son soruşturmanın açılması kararında başvurucuya isnat edilen suçlamanın “görevi kötüye kullanma suçu” olduğu, bu sebeple davanın asliye ceza mahkemesinde görülmesi gerektiği belirtilerek başvurucu yönünden yargılamanın durdurulmasına ve gereğinin takdir ve ifası için Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına karar verilmiştir. Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığının 26/4/2004 tarihli ve E.2004/1037 sayılı iddianamesiyle başvurucu hakkında, sağlık karnesi sahiplerinin bilgisi dışında usule aykırı reçete düzenleyerek Emekli Sandığını zarara uğrattığı iddiasıyla görevi kötüye kullanmak suçundan Balıkesir Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Balıkesir Asliye Ceza Mahkemesinin 9/7/2004 tarihli ve E.2004/358, K.2004/576 sayılı kararı ile sanığın (başvurucunun) eyleminin resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturma ihtimaline binaen görevsizlik kararı verilmiş; dosya, Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 24/9/2004 tarihli ve E.2004/361, K.2004/252 sayılı karar ile görevsizlikle gelen E.2003/289 sayılı dosyanın birleştirilmesine, yargılamanın E.2003/289 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. Mahkeme 24/5/2010 tarihli ve E.2003/289, K.2010/153 sayılı kararıyla başvurucuyu sahtecilik suçundan mahkûm etmiş; diğer suçtan ise beraatine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: “… (…) doktor Ogün Sönmez'in Balıkesir Üniversitesi medico sosyal sağlık merkezinde tabibi olarak görev yaptıkları, 2001-2002 yıllarında hastaları görmeksizin Ş. Eczanesi ve K. Eczanesinde hastalara ait bırakılan karnelere reçete yazarak Emekli Sandığının yüklü miktarlarda ödeme yapmasına neden oldukları, bu bağlamda (…) doktor Ogün Sönmez'in Ş. Eczanesi vasıtasıyla kendisine getirilen karnelere 567 adet reçete düzenleyerek Emekli Sandığını toplam 280 (eski) TL, (…) zarara uğrattıkları, ilaçların büyük çoğunluğu eczacı Ö. Ş.’nin sahibi olduğu Ş. Eczanesinden alındığı, tanık beyanlarına göre sağlık karnelerini eczanede bıraktıkları, sanık Ö. Ş.’nin bu karneleri kullanarak dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarına doğrudan iştirak ettiği anlaşılmıştır. Sanıklar hakkında her ne kadar dolandırıcılık suçundan kamu davası açılmışsa da, en son reçete düzenleme tarihinin Nisan 2002 olduğu, lehe bulunan 765 sayılı TCK.nun 102/4 ve 104/2 maddeleri gereğince olağanüstü zamanaşımının Ekim 2009 tarihinde dolduğu anlaşıldığından açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına, (…) karar vermek gerekmiştir…” Kararın temyizi üzerine Yargıtay Ceza Dairesi 11/3/2013 tarihli ve E.2011/2040, K.2013/3927 sayılı ilamıyla başvurucu hakkındaki hükümlerin onanmasına karar vermiştir. Başvurucu, nihai karardan 8/5/2013 tarihinde haberdar olmuştur. Bireysel başvuru 20/5/2013 tarihinde yapılmıştır. B. İlgili Hukuk 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“Bir kimse resmen memur olmadığı halde 339 uncu maddede gösterilen suretlerle resmî bir varakada sahtekârlık yaparsa iki seneden sekiz seneye kadar ağır hapis cezasile cezalandırılır.” 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Sanığın savunma delillerinin toplanması istemi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini veya savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu olayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az beş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.(2) Bu dilekçe üzerine verilecek karar, kendisine derhâl bildirilir.(3) Sanığın kabul edilen istemleri, Cumhuriyet savcısına da bildirilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Çağrılması reddedilen tanığın ve uzman kişinin doğrudan mahkemeye getirilmesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Mahkeme başkanı veya hâkim, sanığın veya katılanın gösterdiği tanık veya uzman kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyi reddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilir. Bu kişiler duruşmada dinlenir.” 5271 sayılı Kanun’un “Doğrudan soru yöneltme ” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “(1) Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/3573 | Başvuru, tanıkların dinlenilmemesi, savunma hakkının yeterince kullanılamaması ve yargılamanın makul sürede bitirilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu 29/3/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyeti dışındaki iddialar yönünden kabul edilemezlik kararı vermiş, başvurunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyetine ilişkin kısmının kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2022/36355 | Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, bir protesto gösterisine kolluk görevlilerince orantısız şekilde müdahale edilmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının; müdahale sırasında yaralanma ve bu olaya ilişkin olarak yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle de eziyet yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 16/7/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: 1988 doğumlu olan ve başvuru konusu olayın gerçekleştiği tarihte Ankara'da avukatlık stajı yapan başvurucunun olay tarihinde "A." olan soyadı "K." olarak değişmiştir. Başvurucu, kamuoyunda Gezi Parkı olayları olarak adlandırılan gösteriler sırasında 2/6/2013 tarihinde Ankara'da düzenlenen protesto eylemine katılmıştır (Gezi Parkı olayları ile ilgili açıklamalar için bkz. Özge Özgürengin, B. No: 2014/5218, 19/4/2018, §10). Başvurucunun beyanına göre saat 00 civarında Atatürk Bulvarı üzerindeki bir ayakkabı mağazasının önünde bulunduğu sırada kolluk görevlileri gösteri yapan topluluğu dağıtmak amacıyla müdahalede bulunmuşlardır. Başvurucu; bu müdahale sırasında ve devamında atılan gaz bombalarından etkilendiğini, kolluk görevlilerinin yumruk, tekme ve cop darbeleriyle yaralandığını iddia etmiştir. Başvurucu 3/6/2013 tarihinde Başkent Üniversitesi Hastanesine (Hastane) başvurarak kendisini muayene eden görevlilere, katıldığı gösteri sırasında kolluk görevlilerinin sırt, bel, baş ve kol bölgesine coplarıyla vurduklarını ve bu nedenle bilinç kaybı yaşadığını beyan etmiştir. Hastanenin Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı tarafından aynı gün başvurucu hakkında düzenlenen adli raporla birlikte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) suç ihbarında bulunulmuştur. Başsavcılık ihbarın kendisine ulaştığı 18/6/2013 tarihinde 2013/82958 sayılı soruşturma dosyası üzerinden olayla ilgili olarak ceza soruşturması başlatmıştır. Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından soruşturma dosyasına, 2/6/2013 tarihinde Kızılay çevresinde yapılan eylemlerde güvenlik güçlerine taş, sopa ve soda şişesi atmak suretiyle saldırıda bulunulduğunu, bunun üzerine saat 25'ten başlayarak topluluğun eylemlerine son vererek dağılmaları yönünde anonslarla uyarıldığını ve anonsların ilerleyen saatlerde de devam ettiğini belirten bir tutanak gönderilmiştir. Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen ayrı bir tutanakta ise eylemci grupların araç ve yaya trafiğine engel olduğu, gruptan bazı kişilerin tanınmamak için yüzlerini bez parçası ile kapattığı, bazılarının ise su ve gaz müdahalesinden etkilenmemek için deniz gözlüğü ve baret taktığı, kamu ve özel işyerlerine taş, sopa vb. cisimlerle saldırılması üzerine gruba tazyikli su ve gaz sıkılmak suretiyle müdahale edildiği, ancak başvurucu hakkında Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan bir işlem bulunmadığı belirtilmiştir. Ankara Barosu Başkanlığı tarafından başvurucuya vekâleten Başsavcılığa verilen şikâyet dilekçesiyle, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, uluslararası kuruluşlar tarafından alınan kararlar ve özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına atıf yapılarak başvurucunun maruz kaldığı kötü muamele nedeniyle etkili ve tarafsız bir soruşturma yapılarak sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılması talep edilmiştir. Başsavcılık 5/7/2013 tarihinde kayıtlarına giren bu dilekçe üzerine başlatılan soruşturmayı 2015/82958 sayılı dosya ile birleştirerek soruşturmaya devam etmiştir. Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından soruşturma dosyasına gönderilen, 2/6/2013 tarihindeki olaylara ilişkin kamera kayıtları Başsavcılık tarafından başvurucuya izlettirilmiş ve 26/11/2013 tarihinde ilgili kısmı aşağıda aktarılan tutanak düzenlenmiştir:"...02/06/2013 günü saat 21:00'da Atatürk Bulvarında yapılan gösteriler sırasında, E. A. A.'un yarlanması olayına ilişkin, Emniyet Müdürlüğünden getirtilen CD'ler müşteki tarafından izlenmiş olup,Müşteki beyanında ;Bana izletmiş olduğunuz 7 adet CD'de, şikayet dilekçem ve müşteki beyanımda belirtilen olayların meydana geldiği yer ve zamanı gösteren herhangi bir görüntüye rastlamadım dedi..." Başvurucunun soruşturma kapsamında 19/11/2013 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından alınan beyanının ilgili kısmı şöyledir:"...02/06/2013 tarihinde Taksim Gezi Parkında meydana gelen olayları protesto etmek amacıyla saat 00 civarlarında Atatürk Bulvarı [T.] Ayakkabı Mağazasının önünde (Alman Kültür Merkezi civarında) birkaç arkadaşımla birlikte bulunduğumuz sırada bir anda polis memurları tarafından üzerimize gaz bombası atılmaya başlandı. Bu sırada arbede çıktı. orada bulunan tünel gibi bir yerin içine pek çok kişi sıkıştı. Polisler buraya da gaz bombası atmaya başladılar. Gaz kapsüllerinden birisi tam benim yanıma düştü. Gazı tenefüs ettiğim zaman nefes alamadım ve midem bulandı. Polisler bu sırada dışarı çıkmamıza da izin vermiyorlardı. Ben aniden kendimi dışarı doğru atarak nefes alabilmek için kendimi yere doğru yüz üstü bıraktım. Bu sırada polislerden birisi kafama jopla vurdu. Ben kendisine avukat olduğumu, vurmaması gerektiğini söyleyince 'madem avukatsın, ne işin var burda, o...pu, sabahtan beri ortalığın a..na koydunuz, bizde şimdi sizi s.k edeceğiz' dedi. Kafama on kere jopla vurulduğunu hatırlıyorum, ayrıca böbreklerim de tekmelendi. Sayabildiğim kadarıyla 5 civarında polis vardı. Bu arada ayrıca polislerden birisi yüzüme doğru gaz sıkmaya çalışıyordu. Bu sırada bilincimi kaybettim. 5 dakika kadar sonra arkadaşım [O.] beni kucağına alıp Olgunlar istikametine doğru koşmaya başladı. Polislerden birisi bize doğru bir jop fırlattı. Ayrıca arkamızdan koşup vurmaya başladı. Birlikte yere düştük. Bir süre sonra ben tekrar bayılmışım. Gözümü açtığımda Olgunlar Sokaktaki Nazım Hikmet Kültür Merkezindeydim. Orada bulunan Tıp Fakültesi öğrencileri ile doktorlar beni ve benim durumumdaki başka kişileri muayene ettiler. Basit tıbbi müdahalelerde bulunuyorlardı. Bu sırada polisler de binanın camlarını kırarak içeriye gaz fişekleri attılar. Bizde gazdan etkilendışarıya çıktığımızda hepimizi sıraya dizip jop ve yumruklarla vurdular. Biz bir süre sonra oradan kaçarak bir kafeye sığındık. Tuvaletinde 3 saat bekledik. Gece yarısı ancak çıkabildik. Haklarımızda herhangi bir gözaltı işlemi uygulanmadı. Sabahleyin vücudumda ağrılar hissetmem üzerine Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Aciline kardeşimle birlikte gittik. Orada muayenemiz yapıldıktan sonra Başkent Üniversitesi Adli Tıp Birimi tarafından rapor düzenlendi. Oradan da hastaneye kaldırdılar. 12 saat kadar hastanede kaldım. Sonra taburcu oldum. Yediğim joptan dolayı çenemde kayma meydana gelmiştir. Boynumda da kırık olduğu tespit edildi. Ancak bu kırığın olay nedeniyle mi, küçüklükten meydana gelen bir kırık mı tam anlaşılamadı. Ayrıca bu olay nedeniyle psikolojik durumum da bozulmuş durumdadır. Hala ilaç tedavisi görmekteyim. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalında düzenlenen 11/10/2013 tarihli ek raporu da dosyaya konulmak üzere ibraz ediyorum. Dedi. (4 sayfada müteşekkil rapor alındı dosyasına konuldu). Bu olaylara yanımda bulunan Avukat [O.E.K] da tanık olmuştur. Olay nedeniyle kanunsuz işlemlerde bulunan bütün kamu görevlilerinden şikayetçiyim..." Ceza soruşturmasına konu olaylar sırasında başvurucu ile birlikte olan O.E.K.nın 19/11/2013 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından tanık sıfatıyla alınan beyanının ilgili kısmı şöyledir:"...02/06/2013 tarihinde saat 00 civarlarında Taksim Gezi Parkında meydana gelen olaylar nedeniyle demokratik tepki hakkımızı kullanmak için Kızılay Atatürk Bulvarı üzerindeki [T.] Ayakkabı mağazası önünde pek çok arkadaşımızla birlikte bulunuyorduk. Bu sırada aniden polis tarafından kalabalığa müdahale edilerek gaz bombaları atılmaya başlandı. Kişilerin vücuduna doğru nişan alarak gaz bombalarını atıyorlardı. Biz bombalardan kaçtık. [T.] Ayakkabı Mağazasının yanındaki ara boşluğa kaçarak sığındık.Bu sırada pek çok polis de arkamızdan aynı yere geldiler. gazbombası atmaya devam ediyorlardı. Yanımda arkadaşım E.A.A.'da vardı. Bir anda onu kaybettiğimi hissettim. Gaz bombası sisleri dağıldığında, tekrar onu görerek yanına gittim. Yerde yatıyordu. Fazlasıyla darbe almıştı. Dalga dalga polisler gelmeye devam ediyordu. Gelenler vurup gidiyordu. Onu kucağıma alarak oradan uzaklaştırmak istedim. Olgunlar sokak civarına doğru gittim. Burada bilincini kaybetti. Nazım Hikmet Kültür Merkezinde bir revir oluşturulduğunu duyduğum için oraya götürdüm. Orada bazı doktorlar yaralılara müdahale ediyorlardı. Bir süre sonra polisler de buraya gelerek camları kırmaya ve binayı kuşatmaya başladılar. İçeriye gaz bombası attılar. Sonra içerdeki doktorları dışarıya çıkararak sıraya dizip dövmeye başladılar. Sonra bizde dışarıya çıktık. Bize de vurmaya devam ettiler. Bu sırada ağır tehdit ve hakaretlere devam ediliyordu. Orada yakında bulunan bir apartmanın içine girerek sığındık. Bir süre orada durduktan sonra Kızılay Mithatpaşa'daki avukatlık büroma gittik. Sabahın olmasını bekledik. Sabah saatlerinde de Başkent Üniversitesi Hastanesine gittik. Olay hakkında bilgi ve görgüm bundan ibarettir. konuyla ilgili söylemek istediğim en önemli husus bu olay sırasında müdahalede bulunan polis memurlarının kesinlikle gösteriyi dağıtmak ya da enterne etmek amacıyla değli, tamamen halk kitlesini imha etmek için davrandıklarını gördüm..." Başvurucu hakkında Hastane tarafından düzenlenen 3/6/2013 tarihli adli raporda özetle başvurucunun başında, sırtında, sağ kalçasında, sağ kolunda ve sağ kulağında ekimoz ve hematom tarzında yaralanmalar olduğu, çene ekleminde yumuşak doku travmasına bağlı instabilite bulunduğu, ayrıca tomografi sonucuna göre kafa bölgesinde, saçlı deri altında hematom mevcut olduğu belirtilmiştir. Raporda; sırt bölgesindeki ray tarzındaki ekimozların sert, yuvarlak ve düzgün yüzeyli bir cismin vücut kısımlarına hızla tatbik edilmesi suretiyle oluşmasının mümkün olduğu, diz ve dirsek kısmındaki yaralanmaların düşme, çarpma neticesinde meydana gelmiş olabileceği, tespit edilen bulguların başvurucunun anlatımları ile zaman bakımından da uyumlu olduğu ifade edilmiştir. Tespit edilen yaralanmaların başvurucunun hayatını tehlikeye sokmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyeceği ve başvurucunun ileri psikiyatrik değerlendirmeler için olay tarihinden üç hafta sonra muayenesinin gerektiği değerlendirilmiştir. Başvurucu hakkında Hastane tarafından düzenlenen, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ile Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığında görevli uzman doktorlar imzalı, 11/10/2013 tarihli adli raporun sonuç kısmı şöyledir:"Şahsın 2013 tarihinde mağduru olduğu polis tarafından darp olayıyla ilgili olarak gelişen ve sonraki dönemde tedavi sürecinde Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD tarafından tespit edilerek tarafımıza bildirilen bilgi ve bulgular dikkate alındığında;1-İlk raporda akut travmaya stres bozukluğu olarak tanımlanan, geç dönem bulgularının tespiti için tekrar muayene edilmesi gerektiği değerlendirilen şahsın, 6 ay sonra yapılan muayenesinde posttravmatik stres bozukluğu bulguları tespit edildiği,2-Tanının posttravmatik stres bozukluğu olarak değiştirildiği,3- Gelişen post travmatik stres bozukluğunun 2013 tarihinde yaşanan olaylarla illiyet bağı bulunduğu kanaatimizi arz ederiz." Başvurucu hakkında Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 9/1/2015 tarihli adli raporun sonuç kısmı şöyledir:"Yaygın yumuşak doku lezyonlarına ve Post Travmatik Stres Bozukluğuna neden olan yaralanmasının;1-Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum OLMADIĞI,2-Kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLMADIĞI,3-Organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması ya da yitirilmesi niteliğinde herhangi bir anatomik eksiklik veya fonksiyonel bozukluk tarif ve tespit edilmediği,4-Vücudunda kemik kırığı tespit edilmediği oy birliği ile mütalaa olunur." Cumhuriyet Başsavcılığınca 12/3/2015 tarihinde ilgili kolluk görevlileri hakkında başvurucuya karşı işledikleri iddia edilen zor kullanma yetkisinde sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama ve hakaret suçlarından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:"Müşteki E.A.K. (A.), tarihsiz şikayet dilekçesi ve 19/11/2013 günü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızda vermiş olduğu ifadesinde özetle;Taksim Gezi Parkında meydana gelen olayları protesto etmek amacıyla 02/06/2013 günü saat 00 civarında Atatürk Bulvarı [T.] Ayakkabı mağazasının önünde bulundukları sırada polis memurlarının üzerlerine gaz bombası atmaya başladıklarını, arbede çıktığını, bu sırada polis memurunun kendisini yakaladığını ve copla vurduğunu, kendisinin avukat olduğunu söylemesine rağmen polisin şiddetinin ve hakaretinin devam ettiğini belirterek şikayetçi olmuştur.Dosya içerisinde bulunan 02/06/2013 tarihli ikaz tutanağında kısaca;Taksim Gezi Parkında meydana gelen olayları desteklemek amacıyla güvenlik kuvvetlerine taş, sopa ve soda şişesi atmak suretiyle yapılan saldırı eylemlerinin ilimizin muhtelif yerlerinden halen devam ettiği, Başbakanlık çevresi başta olmak üzere Güvenpark çevresi ile Sakarya ve Yüksel Caddesinde gerçekleştirilen kanuna aykırı eylemler esnasında topluluğun duyacağı şekilde eylemlerine son vererek dağılmaları yönünde ikazlar yapıldığı, göstericilerin tüm ikazlara rağmen dağılmamakta ısrar ederek eylemlerini sürdürdükleri, saat 17:25 sıralarında Milli Müdafaa Caddesi üzerinde göstericilerin çevreye ve kamuya ait mallara zarar vererek güvenlik kuvvetlerine saldırılarının devam etmesi üzerine yine gruba hitaben dağılmaları aksi takdirde yasa gereğince haklarında işlem yapılacağının sürekli olarak anons edildiği ve bu tür ikazların ilerleyen saatlerde de devam ettiği belirtilmiştir.Ankara Emniyet Müdürlüğünün 05/11/2013 tarihli yazısında; 2013 günü eylemci grupların ana arterleri araç ve yaya trafiğine kapatmak suretiyle geçişi engelledikleri, içlerinden bazılarının tanınmamak için yüzlerini bez parçaları ile kapattıkları, polisin sıkacağı gaz ve sudan etkilenmemek için gözlerine deniz gözlüğü takarak başlarına baret giydikleri, çevrede bulunan kamu ve özel eşyaya taş, sopa, soda şişesi, sapan vb. cisimlerle saldırmaları üzerine kanuna aykırı eylemlerini sonlandırmak ve kamu düzeninin yeniden tesisi için orantılı olarak tazyikli su ve gaz sıkılmak suretiyle eylemci gruplara müdahale edildiği ancak E.A.A. hakkında olay tarihinde Emniyet Şube Müdürlüğünce herhangi bir işlem yapılmadığının bildirildiği görülmüştür.Müşteki E.A.A., 26/11/2013 tarihli CD izleme tutanağında kendisine izlettirilen 7 adet CD'de kendisi ile ilgili herhangi bir görüntüye rastlamadığını beyan etmiştir.Adli Tıp İstanbul İhtisas Kurulu'nun 09/01/2015 tarihinde E.A.A. için düzenlenen raporda, olay esnasında etkili eyleme maruz kalması nedeniyle hayati tehlike geçirmediği, yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması ya da yitirilmesi niteliğinde herhangi bir anatomik eksiklik veya fonksiyonel bozukluk tarif ve tespit edilmediği ve vücudunda da kemik kırığına rastlanılmadığı mütala edilmiştir....Olayımızda kamu düzenini bozan kişilerin arasında yer alan E.A.A. ve yanındakilerin eylemine son verilmesi amacıyla en basit haliyle polisin zor kullanma yetkisini kullandığı izlenmiştir. Müştekinin hakarete uğradığı yönünde ise iddiadan başka yeterli delil elde edilememiştir.Bu sebeple;İşlenen bir suçu sonlandırmak ve failleri yakalamak amacıyla amirlerinin ve yasanın verdiği yetkiyi kullanan kamu görevlileri hakkında zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama ve hakaret suçundan KAMU ADINA KOVUŞTURMA YAPILMASINA YER OLMADIĞINA... karar verildi.". Başvurucu, bu karara itiraz etmiştir. Ankara Sulh Ceza Hâkimliğince 1/6/2015 tarihli kararla itiraz reddedilmiştir. Ret kararı 16/6/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 16/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İlgili hukuk için bkz. Özge Özgürengin, §§ 22-38; İbrahim Süleymanoğlu, B. No: 2015/6557, 17/7/2019, §§ 30- AİHM, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu kişilerin yaralanması olaylarında kendisine yapılan şikâyetleri Sözleşme'nin işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen maddesi kapsamında incelemektedir (Kop/Türkiye, B. No: 12728/05, 20/10/2009; Timtik/Türkiye, B. No: 12503/06, 9/11/2010; Najafli/Azerbaycan, B. No: 2594/07, 2/10/2012). AİHM, öncelikle bu tarz yaralanmaların güvenlik güçlerinin fiziksel güç kullanmaları sonucu meydana gelip gelmediklerini değerlendirmekte; bu değerlendirmeyi yaparken yüksek bir kanıt standardı aramakta ve yaralanmaların güvenlik güçlerinin eylemiyle meydana geldiğinin makul şüphenin ötesinde delillerle kanıtlanması gerektiğini belirtmektedir (Najafli/Azerbaycan, §§ 36, 37). AİHM, gösteriye katılan kişilerdeki yaralanmaların güvenlik güçlerinin müdahalesi ile oluştuğuna kanaat getirmesi hâlinde bu kez kişiler üzerinde kullanılan gücün olayın gerçekleştiği şartlara göre aşırı olup olmadığını değerlendirmektedir. AİHM'e göre bir kişi polis veya diğer devlet yetkilileriyle karşı karşıya geldiğinde -bu kişinin kendi hareketleri güç kullanılmasını kesinlikle gerekli kılmadıkça- devlet yetkililerinin kişi üzerinde güç kullanmaları prensip olarak Sözleşme'nin maddesinin ihlali anlamına gelir (Kop/Türkiye,§ 27; Timtik/Türkiye, § 47; Najafli/Azerbaycan, § 38). AİHM kullanılan gücün orantılı olup olmadığını belirlerken üzerinde güç kullanılan kişinin polise karşı şiddete başvurup başvurmadığını veya bir tehdit oluşturup oluşturmadığını gözönüne almaktadır (Najafli/Azerbaycan, § 39). AİHM'in yaklaşımında bir protesto gösterisinin dağıtılması için müdahalede bulunulmuş olması, bu gösteriye katılan bir kişideki yaralanmaların, özellikle baş ve yüz bölgesindeki yaralanmaların şiddetini tek başına açıklamaya yeterli değildir (Kop/Türkiye,§ 30; Timtik/Türkiye, § 50). | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/12263 | Başvuru, bir protesto gösterisine kolluk görevlilerince orantısız şekilde müdahale edilmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının; müdahale sırasında yaralanma ve bu olaya ilişkin olarak yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle de eziyet yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, yargılamanın uzun sürmesi ve aleyhe hükmedilen tazminat miktarının doğru olmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 20/2/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Harran Üniversitesi (Üniversite) Mühendislik Fakültesinde araştırma görevlisi kadrosunda iken 8/5/1995 tarihinde lisansüstü eğitim yapmak üzere Amerika Birleşik Devletleri'ne gönderilmiştir. Yurt dışı eğitim süresi dolmasına rağmen Üniversitedeki görevine başlamayan başvurucu Rektörlüğün 22/4/2004 tarihli ve 1443 sayılı kararı ile müstafi sayılmıştır. Bu karardan sonra yurt dışındaki yüksek lisans ve doktora eğitimi için harcama yapılan 967,05 Amerikan doları tutarındaki para kendisine borç çıkarılmıştır. Davacı Üniversite talep etmiş olduğu paranın ödenmemesi üzerine 15/7/2004 tarihli dilekçesiyle başvurucuya karşı alacak davası açmıştır. Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 3/4/2006 tarihli kararı ile davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Hüküm davalı Üniversite tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) 2/11/2009 tarihli kararı ile yargılama sırasında yürürlüğe giren 29/6/2006 tarihli ve 5535 sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun'un maddesi kapsamında başvurucunun hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi amacıyla hükmü bozmuştur. Mahkeme, bozma ilamına uyarak yapmış olduğu yargılama sonucunda 18/6/2013 tarihli karar ile davanın kısmen kabulüyle 179,11 TL'nin başvurucudan tahsiline karar vermiştir. Mahkeme anılan kararın gerekçesinde, lisansüstü eğitim amacıyla yurt dışına gönderilen başvurucunun bu eğitimin sonunda Üniversitedeki görevine dönerek zorunlu hizmetini tamamlamadığına ve mecburi hizmet niteliğinde olduğunu ileri sürdüğü kuruluşlardaki çalışmasının da Yüksek Öğretim Kurulundan (YÖK) izin alınmaması nedeniyle bu kapsamda değerlendirilemeyeceğine işaret etmiştir. Taraflarca temyiz edilen hüküm, Dairenin 22/4/2014 tarihli karar ile onanmış ve başvurucunun karar düzeltme isteğinin reddi sonucunda 8/12/2014 tarihinde kesinleşmiştir. Nihai karar 24/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 20/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/3178 | Başvuru, yargılamanın uzun sürmesi ve aleyhe hükmedilen tazminat miktarının doğru olmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvurular, davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular, süresi içinde yapılmıştır. Başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Ekli tabloda yer alan başvurular bu başvuru ile birleştirilmiştir. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/47468 | Başvurular, davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, iptal davasının makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 13/12/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun 19/3/2010 tarihinde açtığı davada başlayan yargısal süreç, Danıştay Onikinci Dairesinin 12/9/2018 tarihli kararıyla son bulmuştur. Başvurucu 13/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/36212 | Başvuru, iptal davasının makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 5/2/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin edilen ek bilgilere göre olaylar özetle şöyledir:A. Uyuşmazlığın Arka Planı Başvurucu, İzmir/Konak Diş Eğitim Hastanesine 12/1/2016 tarihinde dişine dolgu yapılması talebiyle müracaat etmiştir. Yapılan muayene sonucunda dolgu yerine kanal tedavisinin yapılmasının gerekebileceği düşüncesiyle film istenmiştir. Film sonucunda ilgili diş hekimi Z.İ. tarafından 26 No.lu dişe anestezi uygulandıktan sonra diş çekimi gerçekleştirilmiştir. Çekimin ardından meydana gelen kanama nedeniyle tampon uygulandığı, ilaç reçetesi yazıldığı ve başvurucunun bir süre bekletildikten sonra ertesi gün kontrole çağrıldığı anlaşılmıştır. Dişteki kanamanın durmaması üzerine başvurucu aynı hastanenin acil servisine başvurmuştur. Acil serviste nöbetçi iki diş hekimi tarafından 12/1/2016 tarihinde saat 55'te el yazısıyla hazırlanan yazıda özetle; hastanın akşam saatinde kliniğe acil olarak başvurduğu, 26 No.lu diş çekimi ardından 27 No.lu dişte lüksasyon (dişin yerinden çıkması) ve tüber kırığı olduğu, kanama nedeniyle hastanın genel durumunun bozulduğu ve 112 Acil Servis ile hastanın Yeşilyurt Atatürk Devlet Hastanesine sevkinin uygun görüldüğü, hastayla ilgili olarak devlet hastaneleri ile irtibata geçildiğinin kayıtlı olduğu belirtilmektedir. Başvurucunun Yeşilyurt Atatürk Devlet Hastanesine gitmesi üzerine başvurucuya tampon uygulaması yapılmış, kanama durdurulmuştur. Başvurucu diş tedavisine devam edilmek üzere kendi isteğiyle 13/1/2016 tarihinde taburcu edilmiştir. Başvurucu daha sonra tedavisi için İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Bölümüne 13/1/2016 tarihinde başvuru yapmıştır. Başvurucunun genel anestezi altında ameliyat edilmesi kararı alınmıştır. Bu nedenle ameliyat öncesi yapılması gereken tetkikler doğrultusunda başvurucu, İzmir Çiğli Devlet Hastanesine yönlendirilmiştir. Daha sonra bir ekip hâlinde başvurucunun ameliyatı 15/1/2016 tarihinde gerçekleşmiştir. Bu ameliyat kapsamında gerekli işlemler yapılarak başvurucu aynı gün taburcu edilmiştir.B. Ceza Soruşturması Süreci Başvurucu, olay günü acil serviste görevli diş hekimi B.A.Ü. hakkında taksirle yaralama ve görevi kötüye kullanma suçları kapsamında 18/5/2016 tarihinde şikâyetçi olmuştur. Bu dilekçe üzerine ilgili diş hekimi hakkında soruşturma izni istenmiştir. Soruşturma izni işlemleri için bilirkişi raporu istenmiştir. Ameliyatı gerçekleştiren ve üniversite hastanesinde görevli öğretim üyesi tarafından hazırlanan 17/11/2016 tarihli raporda; ameliyat sırasında hareketli olan kemik segmentinin içerdiği diş ile birlikte üst çeneden tamamen uzaklaştırıldığı, açık olan sinüs boşluğunun cerrahi tekniklerle kapatıldığı, ağız içini örten yumuşak dokuların sağlıklı hâle getirildiği ve çıkartılan kemik dokusu incelendiğinde dişin kemiğe tamamen kaynaşmış (ankiloz) olduğu belirtilmektedir. Raporda ayrıca ankilozlu dişin çekimi sırasında çene kemiğinin kırılmasının her hekimin başına gelebilecek nitelikte istenmeyen bir komplikasyon olduğu, burada esas olanın gelişen komplikasyondan sonraki sürecin nasıl idare edildiği, olay esnasında acil serviste görevli diş hekimi B.A.Ü.nün bir ihmalinin olmadığının düşünüldüğü ifade edilmiştir. Bunun üzerine 25/11/2016 tarihinde ilgili diş hekimi hakkında soruşturma izni verilmemiştir. Bu karara karşı başvurucunun itirazı ise İzmir İdari Dava Dairesi tarafından kabul edilmiştir. Gerekçede; başvurucunun diş çekimi esnasında sonuç olarak çene kemiğinin kırıldığı, bu nedenle detaylı bir soruşturma yapılması gerektiği belirtilmektedir. Daha sonra İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığından 9/6/2017 tarihinde rapor istemiştir. Bu kapsamda; yapılan ameliyatın niteliği de dikkate alınarak başvurucunun geçirdiği tedavi sürecinde meydana gelen rahatsızlık nedeniyle tedaviyi gerçekleştiren doktorun/doktorların üzerlerine yüklenilebilecek herhangi bir kusur ve ihmallerinin bulunup bulunmadığı, meydana gelen sonucun tıbbi bir komplikasyon olarak kabul edilip edilemeyeceği veya meslekte özensizlik, yetersizlik ya da yanlış bir uygulamadan kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususlarının tespit edilmesi talep edilmiştir. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İhtisas Kurulu (ATK), 25/10/2017 tarihinde Kurulda görevli diş hekiminin katılımıyla değerlendirme yapmıştır. ATK tarafından başvurucunun tedavilerine ilişkin tıbbi belgelere, idari soruşturma kapsamında alınan ifadelere ve daha önce alınan bilirkişi raporuna yer verilmek suretiyle inceleme yapılmıştır. Buna göre genel diş hekimliği uygulamalarında ankilozlu dişlere nadir olarak rastlandığı, bu durumun radyolojik bulgular ya da oral muayene ile tespit edilemeyeceği ve ankilozlu çekimlerde kemik defekti oluşumunun tıbben kabul edilmiş komplikasyon olduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda çekim sonrası başvurucuda meydana gelen komplikasyonların tıbbi kurallara uygun yönetildiği ve atf-ı kabil kusur bulunmadığı oybirliğiyle ifade edilmiştir. Söz konusu rapor doğrultusunda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 15/12/2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Başvurucunun itirazı, İzmir Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 6/3/2018 tarihinde reddedilmiştir. Tam Yargı Davası Süreci Başvurucu, yaşadığı olaylar nedeniyle Sağlık Bakanlığından 000 TL manevi tazminat, 000 TL maddi tazminat istemiştir. Talebin zımnen reddi üzerine İzmir İdare Mahkemesi nezdinde 30/3/2017 tarihinde tam yargı davası açılmıştır. Dava dilekçesinde, diğer hususların yanı sıra, hekimin genel uygulamada röntgen ve benzeri tıbbi yöntemlerle ankiloz durumunu veya olası komplikasyon durumlarını tespit edebileceği ileri sürülmüştür. Bu kapsamda başvurucunun tıbbi müdahale öncesinde yeterli şekilde bilgilendirilmediğini belirtmiştir. Dilekçe teatisi aşamalarından sonra, diş çekimini gerçekleştiren diş hekimi ile acil serviste başvurucuyu sonradan muayene eden diş hekiminin davaya müdahil olma talepleri kabul edilmiştir. Daha sonra hakkında aynı zamanda ceza soruşturması yürütülen ferî müdahil, ATK'nın hazırlamış olduğu raporu ek beyanla 27/12/2017 tarihinde yerel mahkemeye sunmuştur. Mahkeme, söz konusu bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edilmesine dair ara kararı almıştır. İzmir İdare Mahkemesi 11/6/2018 tarihinde davayı reddetmiştir. Bu kapsamda Adli Tıp Kurumu raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu, yapılan tetkik, tedavi ve müdahalelerin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, davalı idarenin ve personelinin hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucu, dava dilekçesinde belirttiği hususları istinaf başvuru dilekçesinde de ileri sürmüştür. İstinaf başvurusu, İzmir Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Daire) tarafından 27/12/2018 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Nihai karar, başvurucuya 9/1/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. İlgili hukuk için bkz. Fındık Kılıçaslan, B. No: 2015/97, 11/10/2018, §§ 19-27; Cihan Beyribey, B. No: 2014/19450, 26/12/2018, §§ 23-28; Fesih Aydar, B. No: 2015/4259, 10/1/2019, §§ 24- | Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/4121 | Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, temyiz incelemesini yapan heyette yer alan Danıştay üyelerinin ısrar kararını inceleyen kurulda da yer almalarının tarafsızlığa aykırı olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu 2013/8123 numaralı başvuruyu 11/11/2013 tarihinde, 2014/17141 numaralı başvuruyu 31/10/2014 tarihinde, 2015/4067 numaralı başvuruyu ise 5/3/2015 tarihinde yapmıştır. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık 2013/8123 numaralı başvuru için görüş sunmamış, 2014/17141 numaralı başvuru için görüş sunmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvurular, konu yönünden hukuki irtibatları nedeniyle 2014/17141 numaralı başvuru dosyası üzerinde birleştirilmiştir. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. 2014/17141 Numaralı Başvuruya Konu Olaylar Başvurucu, Gümrük Müsteşarlığı (Müsteşarlık) tarafından Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) aracılığıyla 24/11/2002 tarihinde yapılan "Gümrük Müşavirliği Ön Eleme Sınavı"na katılmıştır. ÖSYM, iki sorunun hatalı olduğunu tespit ederek bu sorulara yanlış cevap veren veya boş bırakan adaylara her bir soru için (+1) puan vermek suretiyle sonuçları belirlemiştir. Başvurucu 68 puan almış ve 70 puan alamadığı için başarısız sayılmıştır. Başvurucu tarafından, başarısız sayılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle Müsteşarlık ve ÖSYM aleyhine 17/2/2003 tarihli dilekçeyle dava açılmıştır (Davanın açılış tarihi tam olarak tespit edilememekle birlikte dosya içindeki evraktan bu tarihlere yakın bir tarihte açıldığı anlaşılmaktadır.). Ankara İdare Mahkemesinin 30/12/2004 tarihli ve E.2003/218, K.2004/1998 sayılı kararıyla, bilirkişi raporuna göre idarece iptal edilen soruların dışında başka hatalı soruların da bulunduğu ve bu sorular için (+1) puan verilerek yeniden yapılan hesaplamaya göre başvurucunun 71 puan alarak başarılı sayılması gerektiği gerekçesiyle dava konusu başarısız sayılma işleminin iptaline karar verilmiştir. İptal kararı üzerine başvurucu, sınavın ikinci aşaması olan "Gümrük Müşavirliği Mesleki Yeterlilik Sınavı"na çağrılmış ve bu sınavda başarılı olarak “gümrük müşavirliği izin belgesi” ve “bilge” kullanıcı kodu almaya hak kazanmış ve müşavirlik görevini yapmaya başlamıştır. Davalı ÖSYM’nin kararı temyizi üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin (Daire) 13/6/2007 tarihli ve E.2005/6826, K.2007/3323 sayılı kararıyla, hatalı bulunarak iptal edilen sorulara (+1) puan verilmesi yerine bu soruların değerlendirme dışı bırakılıp ve geri kalan doğru soruların 100 puan üzerinden değerlendirilerek her bir sorunun puan karşılığı bulunmak suretiyle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerektiği, bu yöntemle yapılan hesaplamaya göre başvurucunun puanının 70’in altında kaldığının anlaşıldığı gerekçeleriyle anılan karar bozulmuştur. Ankara İdare Mahkemesi 14/10/2008 tarihli ve E.2008/1374, K.2008/1802 sayılı kararıyla bozmaya uymayıp ısrar etmişse de Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (Kurul) 16/12/2010 tarihli ve E.2009/412, K.2010/2370 sayılı ilamıyla oyçokluğuyla, Dairenin gerekçesi gibi hatalı bulunarak iptal edilen sorular değerlendirme dışı tutularak kalan sorular üzerinden puanın hesaplanması gerektiği gerekçesiyle ısrar kararını bozmuştur. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Daire kararında da belirtildiği üzere, yargısal inceleme sonucunda hatalı bulunarak iptal edilen sınav sorularının değerlendirme dışı bırakılarak kalan doğru sorular 100 puan üzerinden değerlendirilmek suretiylle, bir sorunun puan karşılığının saptanması ve uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekmektedir.Bu durumda, ... iptal edilen sorular dışında kalan sorulara davacının verdiği doğru yanıt sayısının belirtilen puanla [1,0638] çarpılması sonucu davacının sınavdan aldığı puanın 70 olan başarı puanının altında kaldığı, dolayısıyla davacının başarısız sayılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır." Kurul, otuz üç üye ile toplanmış ve üyelerin yirmi dördü bozma yönünde oy kullanmıştır. İdare Mahkemesinin kararının onanması yönünde oy kullanan üyelerin sayısı ise Kurulu yöneten başkanvekili ile birlikte sadece dokuzdur. Öte yandan Dairedeki temyiz incelemesi sırasında görev alan Ü., İ.B., E.Ö. Kuruldaki oylamaya da katılmış ve Dairedeki görüşleri gibi bozma yönünde oy kullanmışlardır. Başvurucu, karar düzeltme başvurusunda bulunmuş; başvuru, Kurulun 24/5/2012 tarihli ve E.2011/810, K.2012/824 sayılı kararıyla, ileri sürülen iddiaların karar düzeltme nedenlerinden hiçbirine uymadığı gerekçesiyle oyçokluğuyla reddedilmiştir. Karara katılmayan üyelerin karşıoyları şöyledir:"Uyuşmazlık, hatalı olduğu yargı kararıyla saptanan sınav soruları sonrasında sınav sonucunun nasıl değerlendirileceği hususundan kaynaklanmaktadır.Davalı idareler, kendilerinin saptadığı hatalı olan sorular karşılığında sınava katılanların tümüne birer puan verdiğine göre yargı kararıyla hatalı olduğu belirlenen sorular karşılığında da davacılara birer puan verilmesinin hakkaniyet ve eşitlik ilkeleri gereği olduğu açıktır. Bu nedenle, davacının karar düzeltme isteminin kabulü ile usul ve hukuka uygun bulunan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz." Bu sırada Kurul otuz dokuz üye ile toplanmış ve üyelerin yirmisi istemin reddi yönünde oy kullanmıştır. Karar düzeltme isteminin kabul edilerek İdare Mahkemesi kararının onanması yönünde oy kullanan üyelerin sayısı ise Kurulu yöneten başkanvekili ile birlikte on dokuzdur. Yine Dairedeki oylamaya katılan iki üye Ü. ve İ.B. Kuruldaki oylamaya da katılmış ve Dairedeki görüşleri doğrultusunda karar düzeltme isteminin reddi yönünde oy kullanmışlardır. Kurulun bozma ilamı üzerine Ankara İdare Mahkemesi 27/9/2012 tarihli ve E.2012/1245, K.2012/1736 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Danıştay Onbeşinci Dairesi 10/10/2013 tarihli ilamıyla kararı onamış, karar düzeltme istemini de 4/6/2014 tarihli ve E.2014/2811, K.2014/4748 sayılı kararıyla reddetmiştir. Söz konusu kararın başvurucuya 2/10/2014 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine31/10/2014 tarihinde 2014/17141 numaralı bireysel başvuru yapılmıştır. B. 2013/8123 Numaralı Başvuruya Konu Olaylar Danıştay Onuncu Dairesinin yukarıda belirtilen bozma ilamına istinaden Müsteşarlığın 3/6/2008 tarihli ve 2008/71 sayılı işlemiyle başvurucunun “gümrük müşavirliği izin belgesi” iptal edilmiş ve “bilge” kullanıcı koduna bloke konulmuştur. Bunun üzerine ön eleme sınavına ilişkin kararın ÖSYM tarafından temyiz edildiği, dolayısıyla kararı temyiz etmeyen Müsteşarlık yönünden kararın kesinleştiği belirtilerek izin belgesinin iptali ve kullanıcı koduna bloke uygulanması işlemlerinin iptali istemiyle 8/9/2008 tarihinde başvurucu tarafından ikinci bir dava açılmıştır. Davayı inceleyen Ankara İdare Mahkemesi 1/7/2009 tarihli ve E.2008/1147, K.2009/871 sayılı kararıyla, her ne kadar Ankara İdare Mahkemesi iptal kararı bozulmuşsa da Mahkemenin bozma ilamına uymayarak ısrar ettiği dikkate alındığında ortada uygulanması gereken olumsuz bir yargı kararı bulunmadığı gerekçesiyle izin belgesinin iptali ve kullanıcı koduna bloke uygulanması işlemlerini iptal etmiştir. Temyiz üzerine Danıştay Onuncu Dairesince karar önce onanmış; karar düzeltme aşamasında Danıştay Onbeşinci Dairesinin 23/11/2011 tarihli ve E.2011/1458, K.2011/4384 sayılı ilamıyla Anayasa’nın maddesi uyarınca idarenin yargı kararlarına uymak ve bu kararların gereklerine göre işlem tesis etmek zorunda olduğu, kararın otuz gün içinde uygulanması gerektiği, ısrar kararının bozulduğu, buna göre Mahkeme kararının uygulanması amacıyla tesis edilen izin belgesinin iptali ve bloke uygulanması işlemlerinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçeleriyle onama kararı kaldırılmış ve Ankara İdare Mahkemesi kararı bozulmuştur. Bozma kararına uyan Ankara İdare Mahkemesi 31/1/2012 tarihli ve E.2012/162, K.2012/151 sayılı kararıyla bozma ilamındaki gerekçelerle davayı reddetmiştir. Bu karara karşı yapılan temyiz talebi de Danıştay Onbeşinci Dairesinin 13/9/2012 tarihli ve E.2012/4540, K.2012/5334 sayılı kararıyla onanmış; karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 6/6/2013 tarihli ve E.2013/295, K.2013/4274 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Söz konusu kararın başvurucuya 10/10/2013 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine 11/11/2013 tarihinde 2013/8123 numaralı bireysel başvuru yapılmıştır. 2015/4067 Numaralı Başvuruya Konu Olaylar Yukarıda belirtilen Ankara İdare Mahkemesinin 14/10/2008 tarihli ısrar kararı üzerine başvurucunun 22/12/2008 tarihinden geçerli olmak üzere izin belgesini kullanmasına Müsteşarlık tarafından izin verilmiştir. Israr kararını Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/12/2010 tarihli bozma kararı üzerine başvurucunun izin belgesi yeniden iptal edilmiş, ayrıca başvurucunun ortağı olduğu gümrük müşavirliği firmaları hakkında 2010/58 sayılı Genelge uyarınca işlem yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucu bu işleme karşı yeniden dava açmıştır. Davayı inceleyen Ankara İdare Mahkemesi 12/1/2012 tarihli ve E.2011/891, K.2012/54 sayılı kararıyla, izin belgesinin iptal edilmesinin idari istikrar ve kazanılmış hakların korunması ilkelerine ters düşeceği gerekçesiyle işlemi iptal etmiştir. Temyiz üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesi 20/9/2012 tarihli ve E.2012/1421, K.2012/5578 sayılı ilamıyla, Anayasa’nın maddesi uyarınca idarenin yargı kararlarına uymak ve bu kararların gereklerine göre işlem tesis etmek zorunda olduğu, kararın otuz gün içinde uygulanması gerektiği, ısrar kararının bozulduğu, buna göre Mahkeme kararının uygulanması amacıyla tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçeleriyle kararı bozmuştur. Bozma kararına uyan Ankara İdare Mahkemesi 17/4/2013 tarihli ve E.2013/540, K.2013/580 sayılı kararıyla bozma ilamındaki gerekçelerle davayı reddetmiştir. Bu karara karşı yapılan temyiz talebi de Danıştay Onbeşinci Dairesinin 30/10/2013 tarihli ve E.2013/10068, K.2013/7467 sayılı kararıyla onanmış; karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 13/11/2014 tarihli ve E.2014/5488, K.2014/8240 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar düzeltme isteminin reddine dair kararın 4/2/2015 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine 5/3/2015 tarihinde2015/4067 numaralı bireysel başvuru yapılmıştır. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü tarafından sunulan bilgiye göre başvurucu, Mahkeme kararları üzerine 5/1/2007 ile 9/6/2008 tarihleri arasında 1 yıl 5 ay 4 gün, 22/12/2008 ile 10/5/2011 tarihleri arasında 2 yıl 4 ay 18 gün ve 27/6/2011 ile 21/5/2012 tarihleri arasında 10 ay 24 gün olmak üzere toplam 4 yıl 8 ay 16 gün gümrük müşavirliği yapmıştır. A. Ulusal Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun'un maddesiyle değişmeden önceki hâliyle "Kararın bozulması" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:" Temyiz incelemesi sonunda Danıştay:a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,b) Hukuka aykırı karar verilmesi,c) Usul hükümlerine uyulmamış olunması,Sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozar. (Değişik: 5/4/1990 - 3622/18 md.) Temyiz incelenmesi sonunda karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise kararın düzeltilerek onanmasına karar verilir. (Değişik: 5/4/1990 - 3622/18 md.) Kararın bozulması halinde dosya, Danıştayca kararı veren mahkemeye gönderilir. Mahkeme, dosyayı diğer öncelikli işlere nazaran daha öncelikle inceler ve varsa gerekli tahkik işlemlerini tamamlayarak yeniden karar verir. Mahkeme bozmaya uymayarak eski kararında ısrar edebilir. Israr kararının ilgili tarafından temyizi halinde, dava, konusuna göre Danıştay İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulunca incelenir. Danıştayın ilgili dava dairesinin kararı uygun görülürse mahkemenin kararı bozulur; aksi halde onanır. Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurulları kararlarına uyulması zorunludur." 2577 sayılı Kanun'un "Kararın düzeltilmesi" kenar başlıklı maddesi,6545 sayılı Kanun'un maddesiyle kaldırılmadan önceki hâliyle şöyledir:" (Değişik birinci cümle: 5/4/1990 - 3622/23 md.) Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarının temyiz üzerine verdikleri kararlar ile bölge idare mahkemelerinin itiraz üzerine verdikleri kararlar hakkında, bir defaya mahsus olmak üzere kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içinde taraflarca;a) Kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların, kararda karşılanmamış olması,b) Bir kararda birbirine aykırı hükümler bulunması,c) Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması,d) (Değişik: 5/4/1990 - 3622/23 md.) Hükmün esasını etkileyen belgelerde hile ve sahtekarlığın ortaya çıkmışolması,Hallerinde kararın düzeltilmesi istenebilir. (Değişik: 5/4/1990 - 3622/23 md.) Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulları ile bölge idare mahkemeleri, kararın düzeltilmesi isteminde ileri sürülen sebeplerle bağlıdırlar. (Değişik: 10/6/1994 - 4001/24 md.) Kararın düzeltilmesi istekleri esas kararı vermiş olan daire, kurul ve bölge idare mahkemesince incelenir. Dosyanın incelenmesinde tetkik hakimliği yapanlar, aynı konunun düzeltme yoluyla incelenmesinde bu görevi yapamazlar." 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 16/12/2010 tarihinde (ısrar kararının incelendiği tarih) yürürlükte olan hâliyle "İdari ve vergi dava daireleri kurulları" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: " İdari Dava Daireleri Kurulu, idari dava daireleri başkanları ile her idari dava dairesinin kendi üyeleri arasından her üyenin Kurulda görev yapacağı şekilde iki yıl için seçilecek üçer üyeden; ... oluşur. Kurula seçilmemiş üyeler varken seçilmiş üyeler yeniden seçilemez. Kurul üyelerinin izinli veya özürlü olmaları hallerinde, yerlerine kurullara katılmak üzere her daireden aynı şekilde ikişer yedek üye seçilir. Üyelerin seçimleri gizli oyla, takvim yılı başında yapılır. Kurul asıl veya yedek üyeliklerinde boşalma olması halinde yedi güç içinde yeni üyeler belirlenir. Dava daireleri kurullarına Danıştay Başkanı veya vekillerinden biri; bunların yokluğunda daire başkanlarından en kıdemlisi başkanlık eder. İdari ve vergi dava daireleri kurulları tüm üyelerinin katılımı ile toplanır, idari ve vergi dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararların temyiz veya itiraz yoluyla incelenmesinde, bu dairelerin başkan ve üyeleri kurul toplantısına katılamazlar. Ancak iki dava dairesinin birlikte yapacakları toplantıda verilen kararların incelenmesinde, kurul bu iki dava dairesinin dışındaki dava dairelerinin asıl ve yedek üyelerinin katılımıyla toplanır. ... Bu kurullarda kararlar oyçokluğu ile verilir...." Aynı maddenin karar düzeltme talebinin incelendiği tarihte yürürlükte olan hâliyle ilgili kısmı şöyledir: " (Değişik: 9/2/2011-6110/2 md.) İdari Dava Daireleri Kurulu, idari dava dairelerinin başkanları ile üyelerinden; ... oluşur. Dava daireleri kurullarına Danıştay Başkanı veya vekillerinden biri; bunların yokluğunda daire başkanlarından en kıdemlisi başkanlık eder. (Değişik: 9/2/2011-6110/2 md.) Toplantı ve görüşme yeter sayısı İdari Dava Daireleri Kurulu için otuzbir, Vergi Dava Daireleri Kurulu için ise onüçtür. İdari dava daireleri ile vergi dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararların temyiz veya itiraz yoluyla incelenmesinde ve iki dava dairesinin birlikte yapacağı toplantıda verilen kararların incelenmesinde, bu dairelerde karara katılmış olanlar idari ve vergi dava daireleri kurullarında bulunamazlar. .. Bu kurullarda kararlar oyçokluğu ile verilir...." 2575 sayılı Kanun'un geçici maddesi güncel hâliyle şöyledir:" 31/12/2019 tarihine kadar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun oluşumu ve çalışma usulü hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır.a) İdari Dava Daireleri Kurulu, her idari dava dairesinden en az bir üye olmak kaydıyla Başkanlık Kurulu tarafından görevlendirilen on dört üyeden oluşur. Kurula, Danıştay Başkanı veya vekillerinden biri, bunların bulunmaması halinde Kurulun en kıdemli üyesi başkanlık eder.b) Bu üyeler İdari Dava Daireleri Kurulunda sürekli olarak görev yaparlar. Ancak, iş durumu göz önüne alınmak suretiyle üyelerin daire çalışmalarına katılmalarına Genel Kurul tarafından karar verilebilir.c) Toplantı ve görüşme yeter sayısı on birdir. Kararlar, toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır." 2575 sayılı Kanun'un 9/2/2011 tarihli ve 6110 sayılı Kanun'un maddesiyle değişik "Dava dairelerinin görevleri" kenar başlıklı maddesinin karar düzeltme talebinin incelendiği tarihte yürürlükte olan hâlinin ilgili kısmı şöyledir: "Dava dairelerinden Üçüncü, Dördüncü, Yedinci ve Dokuzuncu daireler vergi dava dairesi; diğer dava daireleri ise idari dava dairesi olarak görev yapar.İdari dava daireleri ile vergi dava daireleri kendi aralarında işbölümü esasına göre çalışır. Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde, dava daireleri arasındaki işbölümü karar tasarısı aşağıdaki esaslar uyarınca, Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanır. ... İptal davaları ve idari sözleşmelerden doğan davalar yönünden, daireler arasındaki işbölümünün belirlenmesinde uyuşmazlığın kaynaklandığı mevzuat esas alınır.... Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlere ilişkin davalarda vergi dava daireleri arasındaki işbölümünün belirlenmesinde uyuşmazlığın kaynaklandığı mevzuat esas alınır.... İşbölümünde aynı mevzuattan kaynaklanan uyuşmazlıkların birden fazla dairede çözümlenmesi konusunda farklı esaslar belirlenebilir....Bu madde uyarınca alınan kararlar Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı izleyen ay başından itibaren uygulanır." 2577 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi ... hallerinde ... Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygunlanır." 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Ret sebepleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Hâkimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebebin bulunması hâlinde, taraflardan biri hâkimi reddedebileceği gibi hâkim de bizzat çekilebilir. Özellikle aşağıdaki hâllerde, hâkimin reddi sebebinin varlığı kabul edilir:a) Davada, iki taraftan birine öğüt vermiş ya da yol göstermiş olması.b) Davada, iki taraftan birine veya üçüncü kişiye kanunen gerekmediği hâlde görüşünü açıklamış olması.c) Davada, tanık veya bilirkişi olarak dinlenmiş veya hâkim ya da hakem sıfatıyla hareket etmiş olması...."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...” Sözleşme’nin maddesinde, adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak davanın tarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkından açıkça söz edilmiş olup Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında tarafsızlık, genel olarak ön yargı veya yanlılık olmamasını ifade etmektedir (Piersack/Belçika, B. No: 8692/79, 1/10/1982, § 30). Yerleşik içtihada göre tarafsızlığın varlığı öznel (subjektif) yöntem ve nesnel (objektif) yöntem esas alınarak belirlenir. Öznel yöntem kişisel kanaatin ve belirli bir yargıcın davranışının dikkate alınması, diğer bir deyişle yargıcın belirli bir davada kişisel bir ön yargıya sahip olup olmadığının belirlenmesini; nesnel yöntem ise mahkemenin, oluşumunun tarafsızlık konusunda herhangi bir meşru şüpheyi ortadan kaldırmak için yeterli güvenceleri sağlayıp sağlamadığının belirlenmesini ifade eder (Fey/Avusturya, B. No: 14396/88, 24/2/1993, § 28). Bir başka anlatımla tarafsızlığın varlığı, bir davada belirli bir yargıcın kişisel kanaatlerini belirleme çabası şeklindeki subjektif test ile bir yargıcın tarafsızlığından haklı kuşku duyulmasına engel olan yeterli güvencelere sahip olup olmadığının belirlenmesi şeklindeki objektif teste göre saptanır (De Cubber/Belçika, B. No: 9186/80, 26/10/1984, § 24). Objektif ve subjektif tarafsızlık arasındaki sınır kesin olmayıp yargıcın öznel bakımdan tarafsız olduğu varsayımının çürütülmesine olanak verecek deliller sunulmasının güç olabileceği kimi davalarda, nesnel tarafsızlık şartı önemli bir ek güvence sağlar. Nitekim tarafsızlık ile ilgili sorun bulunan başvuruların büyük çoğunluğunda objektif yönteme başvurulmuştur(Micallef / Malta [BD], B. No: 17056/06, 15/10/2009, § 95). Subjektif testle ilgili olarak her hâlükârda aksine kanıt bulunmadıkça bir hâkimin kişisel tarafsızlığının bulunduğu varsayılmaktadır. Objektif test bakımından ise yargıcın kişisel tutumundan farklı olarak kendisinin tarafsızlığı hakkında kuşku uyandıracak belirli olguların bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Bu noktada objektif tarafsızlığın belirlenmesinde hâkimin tarafsızlığına ilişkin herhangi bir meşru kaygıyı, korkuyu bertaraf edecek yeterli güvence sunulup sunulmadığı önemlidir. AİHM içtihatlarında, tarafsızlık konusunda görünüşün dahi önem taşıyabileceği, bir başka deyişle adaletin sadece yerine getirilmesi değil ama aynı zamanda yerine getirildiğinin görülmesi ve böylece demokratik toplumda mahkemelerin hak arayanlara güven vermesi gerektiği vurgulanmaktadır (Micallef / Malta, §§ 94, 97, 98). Bu çerçevede hakkında tarafsız olmadığından kaygı duymak için haklı bir sebep bulunan bir hâkim, davadan çekilmelidir. Bu durum; belirli bir davada, bir yargıcın tarafsız olmadığından kaygılanmak için haklı bir sebebin bulunup bulunmadığına karar verilirken sanığın bakış açısının önemli olduğunu fakat belirleyici olmadığını ihsas etmektedir. Belirleyici olan şey, bu kaygının objektif olarak haklı görülüp görülemeyeceğidir. Bu ise her olayın kendi şartlarına bağlıdır (Hauschildt/Danimarka, B. No: 10486/83, 24/5/1989,§§ 47-49). Bu bağlamda bir hâkimin yargılamadan önce aynı hususta daha önce karar vermiş olması, tarafsızlığıyla ilgili olarak ortaya çıkan şüpheleri haklı göstermez (Ökten/Türkiye (k.k.), B. No: 22347/07, 3/11/2011); önemli olan yargılama yapılmadan önce bu hâkimin aldığı tedbirlerin kapsamıdır. Dahası bir hâkimin dava dosyasını derinlemesine bilmesi, davanın esası hakkında karar vermesi sırasında tarafsız olarak değerlendirme yapmasını engelleyen bir ön yargı bulunduğu anlamına gelmez. Sonuç olarak mevcut ilk verilerin değerlendirilmesi, nihai değerlendirme hakkında ön yargı oluşturmaz (Morel/Fransa, B. No: 34130/96, 6/6/2000, § 45). AİHM, Fazlı Aslaner/Türkiye (B. No: 36073/04, 4/3/2014) başvurusunda; temyiz incelemesi yapan Danıştay Dairesi üyelerinin, ilk derece mahkemesinin bu temyiz kararına uymayarak kararında ısrar etmesi üzerine dosyanın geldiği ve otuz bir üye ile toplanan Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna katılmalarının tarafsızlığa aykırı olduğu iddiasını incelemiştir. Temyiz incelemesinde görev alan üç üyenin davanın esası hakkında karar verilmesinde meşru olarak taraf olmuş gibi görünebileceklerine değinen AİHM, bu durumun İdari Dava Daireleri Kurulunun tarafsızlığının somut olayda bozulduğunu değerlendirmek için tek başına yeterli olmadığını belirtmiştir (Fazlı Aslaner/Türkiye, § 36). AİHM, bu tür durumlarda üyelerin sergiledikleri tutum ve kararın verilmesindeki rolleriyle ilgili olarak söz konusu üyelerin sayısı gibi diğer unsurları da dikkate almak gerektiğini, bu bağlamda kararların oyçokluğu ile alındığı kurul hâlinde yargılama yapan mahkemelerde görev yapan hâkimlerin düşük sayısını dikkate alarak benzer şikâyetleri daha önce reddettiğine dikkat çekmiştir. Diğer taraftan AİHM, hem kurula katılan ilgili hâkimlerin yüksek sayıda olmasını hem de bu hâkimler tarafından icra edilen başkanlık veya raportörlük görevlerini dikkate alarak tarafsız bir mahkemece yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna vardığını da hatırlatmıştır (Fazlı Aslaner/Türkiye, §§ 37-39). AİHM, bu belirlemelerden sonra söz konusu üç üyenin oy hakkına sahip olarak kurulda yer almalarını hiçbir ciddi gerekçenin mutlak zorunlu hâle getirmemesi sebebiyle objektif tarafsızlık sorunu bakımından ilgili hâkimlerin sayısının veya oranının belirleyici olmadığı ve sayı ile ilgili değerlendirmelerin söz konusu sorunun incelenmesi üzerinde bir etkisinin bulunmadığı kanaatine varmıştır(Fazlı Aslaner/Türkiye, § 40). AİHM burada yeni bir kıstas ortaya koymuş olup bu kıstasa göre tarafsızlıkla ilgili belirleyici olan husus, ilgili hâkimlerin oranı veya sayısı değil bu hâkimlerin Kurula katılmalarını mutlak gerekli kılan önemli bir gerekçenin bulunup bulunmadığıdır. AİHM, ayrıca anılan üç üye arasında yer alan T.Ç.nin, Danıştay başkanvekili sıfatıyla İdari Dava Daireleri Kuruluna başkanlık yaptığını ve bu bağlamda görüşmeler sırasında tartışmaları yönettiğini ve bu durumun tarafsızlık görünümünü etkileyen ek bir durum oluşturduğunu gözlemlediğini belirterek anılan iki unsurun, başvurucunun İdari Dava Daireleri Kurulunun tarafsızlığıyla ilgili endişelerini haklı gösterdiği sonucuna varmış ve başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Fazlı Aslaner/Türkiye, §§ 41, 42). Öte yandan AİHM aynı başvuruda, temyiz incelemesi yapan üyelerin karar düzeltme talebini inceleyen heyette yer almalarına ilişkin şikâyeti de incelemiş ve önceki kararlarında (Feryadi Şahin / Türkiye, B. No: 33279/05, 13/9/2011; Arslan/Türkiye (k.k.), B. No: 39080/97, 21/9/1999; Yıldırım/Türkiye (k.k.), B. No: 4300/05, 6/1/2009; Kum/Türkiye (k.k.) B. No: 28556/11, 10/1/2012) benzer şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun bularak reddettiğini hatırlatmıştır. Bu bağlamda AİHM karar düzeltme talebinin sınırlı iddialarla incelendiğini, konunun esası incelenmeksizin reddedildiğinde incelenen konunun ihtilaflı kararda incelenen konudan farklı olması nedeniyle davanın esası hakkında bir tutum gibi değerlendirilemeyeceğini ifade ederek anılan şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur (Fazlı Aslaner/Türkiye, § 46). | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/17141 | Başvuru, temyiz incelemesini yapan heyette yer alan Danıştay üyelerinin ısrar kararını inceleyen kurulda da yer almalarının tarafsızlığa aykırı olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru; Şırnak'ın Cizre ilçesinde güvenlik güçleri tarafından terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar sırasında meydana gelen ölüm nedeniyle yaşam hakkının, cenazenin sokakta bekletilmesi ve aileye teslim edilmemesi nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile kötü muamele yasağının, vekilin tutuklanması nedeniyle de bireysel başvuruda bulunma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Türkiye'de, PKK terör örgütünün neden olduğu şiddetin sona erdirilmesi amacıyla 2012 yılında başlatılan, yaklaşık üç yıl devam eden ve demokratik açılım olarak adlandırılan sürecin ardından -güvenlik güçlerinin raporlarına göre- anılan süreçte terör örgütünün bazı şehirlerde silah ve mühimmat yığınağı yapması sonucu 2015 yılının ortalarından itibaren terör ve şiddet eylemleri özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yoğun olarak yaşanmaya başlamıştır. Şırnak'ın Cizre, İdil, Silopi ilçeleri; Hakkâri'nin Yüksekova ilçesi, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçeleri, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçeleri ile Muş'un Varto ilçesinde PKK terör örgütü tarafından cadde ve sokaklara hendekler kazılarak barikatlar kurulmuş; patlayıcılar yerleştirilmiş ve bu yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet kurulmaya çalışılmıştır. Terör ve şiddet olaylarına Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından PKK mensuplarına karşı ortak olarak gerçekleştirilen ve başta Sur, Cizre ve Nusaybin olmak üzere on bir şehirde yürütülen askerî operasyonlarla müdahale edilmiştir. Terör örgütü mensuplarının yakalanması, halkın can ve mal güvenliği ile kamu düzeninin sağlanması için yapılan operasyonların gerçekleştirildiği bölgelerin bazılarında 2015 yılının ikinci yarısından başlamak üzere değişen tarihlerde sokağa çıkma yasakları uygulanmış ve bazı yerleşim birimleri geçici süreyle askerî güvenlik bölgesi ilan edilmiştir. Terör örgütü üyelerinin yakalanarak halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla getirilen sokağa çıkma yasakları güvenlik güçlerince yürütülen operasyonların sona ermesinin ardından kaldırılmıştır. Gerçekleşen geniş çaplı operasyonlarda beş yüze yakın güvenlik görevlisi şehit olmuş, iki binin üzerinde terörist etkisiz hale getirilmiştir (sürece ilişkin detaylı aktarım ile operasyonlar ve hendek olaylarına ilişkin arka plan bilgisi için bkz. Gülser Yıldırım (2), B. No: 2016/40170, 16/11/2017; Ayşe Çelik, B. No: 2017/36722, 9/5/2019; Seyid Narin [GK], B. No: 2018/20156, 18/5/2022; Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], B. No: 2017/37897, 5/7/2022). Yukarıda özetlenen operasyonların gerçekleştirildiği ve sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı dönemde 20/1/2016 tarihinde, güvenlik güçleri tarafından Cizre ilçesi Şah Mahallesi Dere Sokak üzerinde seyyar pazar arabası kullanan iki şahıs tespit edilmiş; güvenlik güçlerini görünce kaçan şahısların terk ettiği seyyar pazar arabaları üzerinde de kimliği belirsiz üç şahsın cansız bedeni bulunmuştur. Cansız bedenleri Cizre Devlet Hastanesine götürülen şahıslar için ayrı ayrı soruşturma başlatıldığı görülmüştür. Soruşturma kapsamda yapılan 21/1/2016 tarihli otopsi işleminde şahıslardan birinin başvurucuların 14/12/2015 tarihinde çalıştığı Cizre Belediyesine gitmek üzere evden ayrılan ve daha sonra kendisinden haber alınmayan yakınları K. olduğu, teşhisi yapanın K.nın on beş yıllık arkadaşı olduğunu beyan eden E.İ. olduğu anlaşılmıştır. Otopsi raporuna göre K.nın ölümü, uzak mesafeden yapılan atış sonucu kafasına isabet eden ateşli silah mermi çekirdeğinin yarattığı kafatası kırığı ve beyin kanamasına bağlı olarak gerçekleşmiştir. Bununla beraber otopsi sırasında K.nın vücudunun çeşitli yerlerinde kurşun giriş çıkış izleri tespit edilmiştir. Soruşturma kapsamında olay yerinde inceleme yapılarak delil durumu tutanağa bağlanmış, görüntü kaydı alınmış, seyyar pazar arabaları kriminal incelemeye tabi tutulmuştur. Ayrıca K.dan parmak izleri ve biyolojik numune alınmıştır. Olay yeri için düzenlenen tutanaklarda K.nın yanında şarjörü dolu olan ateşli silah bulunduğu belirtilmiştir. Kriminal laboratuvar incelemeleri sonucu seyyar pazar arabalarından ve ateşli silahtan şahıs tespitine yönelik DNA bulgusu ve parmak izi elde edilememiş, K.nın ise ellerinde atış artığına rastlanmıştır. Ayrıca seyyar pazar arabalarının kime ait olduğu tespit edilerek ilgilinin ifadesi alınmış, seyyar pazar arabalarının sahibinin haberi olmadan çalınarak kullanıldığı tespit edilmiştir. K.nın fotoğrafı esas alınarak düzenlenen teşhis tutanaklarında ikisi gizli, ikisi açık kimliği belirtilen (A., ) tanıklar özetle K.nın kod adının Rubar olduğunu, PKK Cizre sözde sorumlusunun yardımcısı pozisyonunda bulunduğunu, örgütün farklı yapısal birimleri (YPG, HPG, YDG-H) içinde yer aldığını, silah taşıdığını, örgüt adına silahlı/silahsız eylemlerde bulunduğunu ve Cizre Belediyesi bünyesinde çalıştığını beyan etmiştir. Başvurucular süreçte alınan ifadelerinde özetle K.nın 14/12/2015 tarihinde Cizre Belediyesinden aranması üzerine evden ayrıldığını daha sonra kendisinden haber alamadıklarını, K.nın hayatını kaybettiğini öğrenmeleri üzerine cenaze işlemleri için Şırnak'a gittiklerini, evlerinde hiçbir zaman silah olmadığını, K.nın PKK terör örgütü ile herhangi bağlantısı bulunmadığını ve sorumlulardan şikâyetçi olduklarını belirtmiştir. Soruşturma sonunda Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 14/2/2018 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Gerekçede öncelikle detaylı şekilde arka plan bilgisine yer verilmiş, konuya ilişkin mevzuat ayrıntılarıyla aktarılmıştır. Gerekçede devamla yukarıda aktarılan soruşturma süreci hatırlatılmış ve elde edilen deliller (teşhis tutanakları, atış artığı, K.nın yanında bulunan silah vb.) mucibince güvenlik güçlerinin silahlı çatışma yaşanırken terörle mücadele çerçevesinde aldıkları emri yerine getirdikleri sırada, saldırıyı defetme zorunluluğuyla ve meşru müdafaa sınırları içinde K.yı etkisiz hâle getirdikleri sonucuna ulaşıldığı ifade edilmiştir. Karara yönelik itiraz Şırnak Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 7/6/2018 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucular, nihai hükmü 22/10/2018 tarihinde öğrenmelerinin ardından 6/11/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon tarafından başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/34012 | Başvuru; Şırnak'ın Cizre ilçesinde güvenlik güçleri tarafından terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar sırasında meydana gelen ölüm nedeniyle yaşam hakkının, cenazenin sokakta bekletilmesi ve aileye teslim edilmemesi nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile kötü muamele yasağının, vekilin tutuklanması nedeniyle de bireysel başvuruda bulunma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvurular, davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular, süresi içinde yapılmıştır. Başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Ekli tabloda yer alan başvuruların bu başvuru ile birleştirilmesine karar verilmesi gerekir. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/33825 | Başvurular, davanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, işçilik alacaklarının tahsili talebiyle açılan davada yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun 2/12/2010 tarihinde açtığı davada yargısal süreç Yargıtay Hukuk Dairesinin 17/4/2019 tarihli onama kararıyla sona ermiştir. Başvurucu, açtığı davada yargılamanın uzun sürdüğü iddiasıyla 17/5/2019 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/17267 | Başvuru, işçilik alacaklarının tahsili talebiyle açılan davada yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandığı gerekçesiyle memuriyete başlatılmama işlemine karşı açılan iptal davasında silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 11/12/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Bireysel Başvuruya Konu Olaylar Başvurucu, Ölçme, Değerlendirme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanlığı tarafından yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavı'na (KPSS) girmiştir. ÖSYM tarafından 1/12/2015 tarihinde ilan edilen Devlet Personel Başkanlığının Bazı Kurum ve Kuruşlarının Kadro ve Pozisyonlarına yerleştirme sonuçlarına göre başvurucunun Millî Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği nezdinde koruma ve güvenlik görevlisi olarak yerleştirildiği anlaşılmıştır. MGK Genel Sekreterliği tarafından 4/5/2016 tarihinde tesis edilen idari işlemle başvurucunun ataması uygun görülmemiştir. Başvurucu göreve başlatılma talebinin reddedilmesi üzerine işlemin iptali ve özlük haklarının iadesi amacıyla yürütmenin durdurulması istemiyle dava açmıştır. Başvurucunun dava dilekçesinde, göreve başlatılmasının neden uygun görülmediğinin belirtilmediği de ifade edilmiştir. Savunma dilekçesinde, başvurucu hakkında güvenlik soruşturması yapılmasının 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin no.lu alt bendi, (mülga) 8/1/2004 tarihli ve 25340 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Yönetmeliği ile Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Yönergesi'nin maddesine dayandığı belirtilmiştir. Bu kapsamda başvurucu hakkında 12/4/2000 tarihli ve 24018 sayılı Resmî Gazete'de yayımlan Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği kapsamında atamasının uygun olmadığı belirtilmiştir. Ankara İdare Mahkemesi, başvurucunun işlem dosyası ile birlikte güvenlik soruşturmasına ilişkin tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesine dair 15/7/2016 tarihinde ara karar almıştır. Bu ara karardan sonra yürütmenin durdurulması isteminin incelenmesinin uygun görüldüğü anlaşılmıştır. Davalı idare tarafından sunulan birtakım evrak üzerine yerel mahkeme tarafından 23/8/2016 tarihinde bir ara karar daha alınmıştır. Söz konusu ara kararın ilgili kısmı şu şekildedir:"2016 tarihli E.2016/2368 sayılı Mahkememiz ara kararı ile davacı hakkındaki güvenlik soruşturmasına ilişkin bilgi ve belgelerin istenilmesi üzerine davalı idarece 2016 tarihinde Mahkememize sunulan ve bu tür bir evrakın muhafaza edileceği kasanın Mahkeme Başkanlığımızda bulunmaması nedeniyle incelendikten sonra 2016 tarihinde iade edilen 'Gizli' ibareli 2016 tarih ve ...6102 sayılı belge ile davacı hakkındaki güvenlik soruşturmasının olumsuzluğuna ilişkin istihbari bilgi bulunmakta ise de, istihbari bilgiyi yansıtan 'olumsuz ifadenin' tek başına soyut kaldığı, bu bilgiyi destekleyici ve somutlaştırıcı kayıt, tespit, bilgi, rapor yahut varsa tanık ifadeleri ile bilgi toplama ifadelerine ilişkin tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesine,Yürütmenin durdurulması isteminin ara kararı yanıtı alındıktan sonra incelenmesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesi uyarınca ara kararı gereğinin yerine getirilmesi için bu kararın tebliğinden itibaren (15) gün süre verilmesine, belirlenen süre içerisinde ara kararı gereğinin yerine getirilmemesi halinde, dosyadaki bilgi ve belgelere göre karar verileceği hususunun davalı Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ile Başbakanlık Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı'na bildirilmesine,..." Yürütmenin durdurulması istemi karara bağlanıncaya kadar geçen zaman diliminde, başvurucunun cevaba cevap dilekçesini sunduğu anlaşılmıştır. Başvurucunun yürütmenin durdurulması istemi 22/9/2016 tarihinde reddedilmiştir. Yürütmenin durdurulması isteminin reddi kararı 20/10/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili 21/10/2016 tarihinde savunma hakkının kısıtlanmaması için 15/7/2016 tarihli ara kararına cevaben sunulan belgeler ile 7/1/2016 tarihli yazı örneği ve dayanak belgelerinin birer örneğinin kendisine tebliğ edilmesini talep etmiştir. Başvurucu vekilinin istemi üzerine sadece 7/1/2016 tarihli istihbari nitelikteki gizlilik derecesindeki yazı içeriğinin incelendiği veya bildirildiği anlaşılmaktadır. Bilgi notu şeklindeki bu yazı ise bir cümledir. Bu yazıda başvurucunun 2015 yılı itibarıyla KONGRA-GEL(PKK)/KCK yanlısı kesimle mahiyeti bilinmeyen ilintisinin bulunduğu ifade edilmektedir. Başvurucu vekili 29/11/2016 tarihinde; istihbari nitelikteki bilgi notlarının hukuken geçerli delil olmadığını soyut ve subjektif değerlendirmeleri içeren bu tarz bilgilerin aksinin ispatını beklemenin de mümkün bulunmadığını ifade etmiştir. Ayrıca ortada geçerli bir delil ve kayıt olmadığını, kayıt içeriğini doğrulayıcı herhangi bir tespit ve delil bulunmadığını ileri sürmüştür. Ankara İdare Mahkemesi 10/3/2017 tarihinde davayı reddetmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı aynen şu şekildedir:"Olayda, Mahkememizin 2016 günlü kararına istinaden davalı idare ile Başbakanlık Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı'ndan elden getirilen ve bu tür bir evrakın muhafaza edileceği kasanın Mahkememizde bulunmaması nedeniyle incelendikten sonra 2016 tarihinde iade edilen bilgi ve belgelerden; davacıya ait telefon hattının terör örgütü mensubu kişilerce kullanıldığı, ortak rehberde adına kayıtlı olan ...nolu hattın ...tarihlerinde irtibatları arasında ...ile 18 adet, KONGRA-GEL PKK/KCK bünyesinde/paralelinde faaliyet yürüttükleri gerekçesiyle gözaltına alınan şahıslar arasında yer alan ...ile 1 adet, KONGRA-GEL PKK/KCK bünyesinde, ülke genelinde aktif olarak faaliyet gösterdiği tespit edilen şahıslar arasında yer alan ...ile 1 adet KONGRA-GEL PKK/KCK hedeflerinde yönelik olarak ...yılında başlatılan uygulamalarda gözaltına alınan ...ile 1 adet irtibatının tespit edildiği görülmüştür.Bu durumda; her ne kadar davacı hakkında tesis edilmiş bir işlem veya kamu davası sonucunda verilmiş bir mahkumiyet kararı olmadığı, istihbari nitelikteki bilgilerin somut bilgi veya belgelerle desteklenmediği sürece tek başına dikkate alınamayacağı ileri sürülmekte ise de, davacının görev yapacağı pozisyonun güvenliğin sağlanmasına yönelik bir pozisyon olması ve istihdam edecek kurumun Ülke güvenliği konusunda önem arzeden bir konumunun olması karşısında istihbari bilgi notu uyarınca bölücü terör örgütleriyle irtibatı konusunda oluşan kuşku dolayısıyla davacının güvenlik soruşturmasının olumsuz olduğu anlaşıldığından göreve başlama talebinin güvenlik soruşturmasının olumsuz olması nedeniyle uygun görülmemesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir." Başvurucu vekili istinaf isteminde; diğer şikayetlerin yanı sıra, gerekçeli kararda müvekkilinin adına kayıtlı olduğu belirtilen GSM numarasının ne olduğu, ne zaman ve kim tarafından konuşulduğu, gözaltına alınan ve örgüt üyesi olduğu belirtilen şahısların kim olduğunun belirtilmediği ile dayanak belgelerin hâlâ gösterilmediği, savunma hakkının kısıtlandığını ifade etmiştir. İstinaf istemi 18/10/2017 tarihinde esastan reddedilmiştir. Nihai karar 13/11/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 11/12/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Bireysel Başvuru Sonrası Gelişen Olaylar Başvurucunun Şikâyeti Üzerine Yürütülen Yargılama Süreci Yönünden Başvurucu 1/8/2017 tarihinde ikamet ettiği yer olan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunarak bilgisi ve rızası olmaksızın kendi adına kayıtlı bir hat açıldığını iptal davası neticesinde öğrendiğini belirtmiştir. Başvurucu, müşteki olarak sunduğu dilekçesinde ayrıca bir GSM şirketinden bilgi almaya çalıştığını, 0536 709 .. ..No.lu hattın 30/12/2008 tarihinde açıldığını öğrendiğini ve söz konusu hattı üç ay önce kapattığını da belirtmiştir. Bu kapsamda ilgilinin tespit edilerek hakkında kamu davası açılmasını talep etmiştir. 0536 709 .. ..No.lu hat yönünden adli belge inceleme uzmanının hazırladığı 7/1/2019 tarihli bilirkişi raporuna göre abonelik sözleşmesi üzerindeki imza ve yazıların başvurucunun el ürünü olmadığı konusunda mütalaa verilmiştir. Diğer taraftan yapılan araştırmaların derinleştirilmesi üzerine başvurucunun nüfus cüzdanı kullanılarak adına kayıtlı olarak değişik tarihlerde, aynı GSM firmasının farklı şubelerinden toplamda 18 farklı hat daha açıldığı anlaşılmıştır. Adli belge inceleme uzmanının hazırladığı 9/4/2019 tarihli bilirkişi raporuna göre bu hatlar için düzenlenen abonelik sözleşmeleri üzerindeki imza ve yazıların da yine başvurucunun el ürünü olmadığı yönünde mütalaa verilmiştir. Başvurucunun şikâyeti üzerine yapılan bu soruşturmada başvurucunun adına gözüken birtakım GSM hatları yönünden zamanaşımı nedeniyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilirken iki GSM hattı yönünden ise iddianame düzenlenmiştir. Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesi, ilgili GSM firmasının şubesinden sorumlu kişi hakkında 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun maddesinin (10) numaralı fıkrası kapsamında takdiren ve neticeten 020 TL adli para cezası vermiştir. 24/2/2021 tarihli hüküm, niteliği itibarıyla kesin niteliktedir. Yargılamanın Yenilenmesi Talebi Yönünden Başvurucu, bilirkişi raporlarından sonra 25/4/2019 tarihinde yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunmuştur. Süreç içerisinde başvurucunun yargılamasının yenilenmesi isteminin yerel mahkeme tarafından 22/1/2021 tarihinde reddedildiği anlaşılmıştır. Ret gerekçesi şu şekildedir:"Somut olayda; Mahkememiz'in 21/12/2020 tarihli ara kararıyla Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı'ndan 'Mahkememiz'in davanın reddi kararına dayanak olarak alınan istihbari bilgiye esas telefon numarasının, davacıya ait olmadığı bilirkişi raporuyla sabit olan 0536 . .. numaralı telefon hattı ile uyumlu olup olmadığının açıklanmasının istenilmesine,' karar verilmesi üzerine Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı'ndan elden getirilen ve bu tür bir evrakın muhafaza edileceği kasanın Mahkememizde bulunmaması nedeniyle incelendikten sonra 2020 tarihinde iade edilen bilgi ve belgeler incelendiğinde Mahkememiz kararına esas alınan telefon numarasının davacının Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptığı suç duyurusu neticesinde davacıya ait olmadığı bilirkişi raporuyla tespit edilen 19 adet numarayla uyumlu olmadığı anlaşılmaktadır.Bu durumda, davacının Mahkememiz kararı sonrasında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapmış olduğu suç duyurusu neticesinde Cumhuriyet Başsavcılığı'nca düzenlenen bilirkişi raporunda davacıya ait olmadığı tespit edilen numaralar ile Mahkememiz kararında güvenlik soruşturmasına esas alınan telefon numarasının uyumlu olmadığı, bu suretle söz konusu bilirkişi raporlarının Mahkememiz kararının yargılamasını yenilenmesini nitelikte olmadığı anlaşıldığından yargılamanın yenilenmesi isteminin reddi gerekmektedir." Başvurucu yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf başvurusu, Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi tarafından 11/2/2022 tarihli kararla kesin olarak reddedilmiştir. İlgili hukuk için bakınız Rıdvan Batur, B. No: 2018/17680, 3/12/2020, §§ 20- | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/164 | Başvuru, güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandığı gerekçesiyle memuriyete başlatılmama işlemine karşı açılan iptal davasında silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, temyiz başvurusunun süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia ile başvuruya konu tazminat davasında yapılan yargılamayla ilgili sair iddialara ilişkindir. Başvurucu, kamuoyunda balyoz darbe planı davası olarak bilinen yargılama sürecinde Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menetmeye teşebbüs suçundan süreli hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Sözü edilen yargılama sürecindeki hak ihlalleri nedeniyle yapılan bireysel başvuruda (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014), gerekçeli karar ve tanık dinletme hakları ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Anayasa Mahkemesince verilen karar yargılamayı yapan ilk derece mahkemesine gönderilmiştir. Yeniden yapılan yargılamada başvurucunun beraatine karar verilmiştir. Bu karar kesinleşmiştir. Bahsi geçen yargısal süreçte başvurucu üç yıla yakın bir süre ceza infaz kurumunda tutulmuştur. Başvurucu, haksız tutuklama nedeniyle kendisine maddi tazminat olarak 138,25 TL, manevi tazminat olarak 500 TL ödenmesi için ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır. Dava dilekçesine göre başvurucunun uğradığı maddi zarar kalemleri şunlardır: i. Başvurucu tutuklandığında albaydır. Tutuklanmış olmasaydı 30/8/2012 tarihinde kıdemli albay olacak ve bu tarihten itibaren kıdemli albay maaşı alacaktır ancak 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun maddesi başvurucuya albay ile kıdemli albay maaşı arasındaki farkın ödenmesine engel olmuştur. Sözü edilen maddeye göre tutuklanmaları nedeniyle terfi edemeyen ve rütbe kıdemliliği onanmayan askerlerin rütbe terfi ve rütbe kıdemlilikleri; haklarında kovuşturmaya yer olmadığına, kamu davasının açılmasının ertelenmesine veya düşmesine yahut ortadan kaldırılmasına, firar ya da izin tecavüzü suçlarından verilecekler hariç olmak üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, beraatine, kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesine veya cezanın ertelenmesine karar verilmesi şartıyla hükmün veya kararın kesinleşme tarihinden geçerli olarak yapılıp emsalleri tarihine götürülür. Bu şekilde yapılan terfi ve rütbe kıdemliliklerinde maaş farkı ödenmez. Dolayısıyla başvurucu, haksız tutuklama nedeniyle kıdemli albay maaşına geç kavuşmuştur.ii. Başvurucunun ceza infaz kurumunda tutulduğu süre zarfında eşi ve çocuğu, başvurucuyu ziyaret etmek için masraf yapmıştır.iii. 22/6/1978 tarihli ve 2155 sayılı Bazı Kamu Personeline Tayın Bedeli Verilmesi Hakkında Kanun uyarınca başvurucuya her ay ödenen tayın bedeli, tutukluluk süresince başvurucunun maaşından kesilmiştir. Başvurucu tutuklanmasaydı başvurucunun maaşında böyle bir kesinti olmayacaktı. iv. Başvurucu, tutuklu kaldığı ceza infaz kurumunda hayatını sürdürebilmek için çeşitli harcamalar yapmıştır. v. Asılsız suçlamalar nedeniyle başvurucu, oğlunun kaydını başka okula naklettirmiş ve iki okul arasındaki eğitim farkını ortadan kaldırmak için oğluna özel ders aldırmıştır.vi. Başvurucu, haksız tutuklandığı ve adil yargılanmadığı iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuru yapmıştır. Bu başvuru nedeniyle bir miktar harcama yapmıştır.vii. Suçlamalar nedeniyle yapılan çeşitli bilgi edinme başvuruları bir miktar harcama gerektirmiştir. viii. Başvurucu, ceza infaz kurumunda sağlığının bozulması nedeniyle birtakım harcamalar yapmıştır.ix. Başvurucu, tutuklu kaldığı süreçte emsallerine göre daha az Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) aidatı ödemek zorunda bırakılmıştır. Böylece eksik aidat ödemesi nedeniyle eksik kısma tekabül eden nemadan mahrum kalmıştır.x. Başvurucu, hakkında yürütülen ceza yargılaması ile Anayasa Mahkemesine ve AİHM’e yaptığı başvurular için hukuki yardım aldığı avukatına ödeme yapmıştır. Ayrıca haksız tutukluluk nedeniyle açtığı dava için de avukatıyla belirli bir ücret karşılığında anlaşmıştır. xi. Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararı sonrasında yapılan yeniden yargılama duruşmaları için başvurucu bazı yol ve konaklama harcaması yapmıştır. xii. Başvurucunun tutuklanmasının ardından başvurucunun ailesi lojmandan çıkıp ev kiralamak zorunda kalmıştır. Başvurucu her ay, lojman için ödenmesi gereken bedel ile kiralanan ev için ödenen bedel arasındaki fark kadar zarara uğramıştır.xiii. Tutukluluğu ve hakkındaki yargılama nedeniyle başvurucu, aktif görevlere atanamamıştır. Hâlbuki başvurucu gibi jandarma kıdemli albay olan ancak il jandarma komutanlığına veya eşiti komutanlıklara atanamayan kimse yoktur. Bu nedenle aldığı maaş ile tutuklanıp yargılanmasaydı atanacağı görevler için alacağı maaş arasındaki fark başvurucuya ödenmelidir.xiv. Haksız tutuklama başvurucunun generalliğe terfi etmesine mâni olmuştur. Oysa başvurucunun 2014 veya 2015 yılında generalliğe terfi etme ihtimali çok yüksektir. Bu bakımdan başvurucu en az dört yıl süreyle generalliğe bağlı mali haklardan mahrum kalmıştır.xv. Başvurucu, suçsuzluğunu ispat etmek için aldığı mütalaalar ve raporlar için uzmanlara, bilirkişilere ödemeler yapmıştır. xvi. Avukatlarına vekâletname çıkarmak için başvurucu noterlere ödeme yapmıştır. xvii. Başvurucu, avukatlık ücretini ödemek ve ceza infaz kurumundaki harcamalarını karşılayabilmek için arabasını alelacele değerinin altında satmak ve ceza infaz kurumundan çıktıktan sonra yeni bir araba almak zorunda kalmıştır. Ayrıca satın aldığı araç için yaptırdığı zorunlu mali ve kasko sigortaları için yaptığı ödemelerde başvurucu hasarsızlık indiriminden yararlanamamıştır. Tutuklama olmasaydı başvurucu, daha az sigorta primi ödeyecekti. Başvurucunun uğradığı maddi zararların tespiti için bilirkişi incelemesine başvuran ağır ceza mahkemesi yaptığı yargılama sonunda, haksız olarak tutuklanması nedeniyle başvurucuya maddi tazminat olarak 066,79 TL, manevi tazminat olarak 000 TL ödenmesine karar vermiştir. Ağır ceza mahkemesinin hüküm altına aldığı maddi zarar kalemleri ile tutarları şöyledir: -Kıdemli albay ve albay maaşları arasındaki fark 789 TL-Yakınlarının başvurucuyu ceza infaz kurumunda ziyaret edebilmek için yaptığı masraflar 536,50 TL-Tutukluluk süresince başvurucunun maaşından kesilen tayın bedeli 188,96 TL-Başvurucunun avukatına ödediği vekâlet ücreti 600 TL-Lojman için ödenmesi gereken bedel ile başvurucunun ailesinin kiraladığı ev için ödenen kira bedeli arasındaki fark 359,35 TL-Başvurucunun terfi edememesinden kaynaklanan maddi zarar 269,54 TL-Tutuklanması nedeniyle terfi edemeyen başvurucu için noksan kesilen OYAK aidatı 47 TL-Başvurucunun AİHM’e bireysel başvuru nedeniyle yaptığı masraflar 773,83 TL- Bilgi edinme başvuruları nedeniyle yaptığı harcamalar 193,15 TL- Vekâletnameler için notere ödediği ücretler 77,99 TL Ağır ceza mahkemesince verilen karara karşı hem başvurucu hem Maliye Hazinesi temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu temyiz dilekçesinde özetle hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğunu ve kendisiyle aynı durumdaki kişiler için hükmedilene nazaran az olduğunu, maddi tazminat kalemlerinden bazılarının hukuka aykırı olarak reddedildiğini, bazı kalemlerin ise eksik şekilde hüküm altına alındığını ileri sürmüştür. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay Ceza Dairesi (Ceza Dairesi); emsal uygulamaların oldukça üzerinde manevi tazminata hükmedildiği, bazı maddi zarar kalemleri yönünden eksik inceleme yapıldığı, bazı maddi zarar kalemleri yönünden ise hatalı değerlendirme yapıldığı gerekçesiyle ağır ceza mahkemesince verilen kararı bozmuştur. Ceza Dairesine göre;- Kıdemli albay maaşı ile albay maaşı arasındaki farkın ödenmesine ilişkin olarak başvurucunun bağlı bulunduğu kuruma yaptığı bir başvuru olup olmadığı, başvurucunun bu konuda açtığı idari bir dava bulunup bulunmadığı ve davadan sonra bile olsa herhangi bir idari tasarrufla ödeme yapılmasına karar verilip verilmediği araştırılmalı, maaş farkının başka bir yolla ödenmesinin mümkün olmadığının belirlenmesi hâlinde bu miktarın başvurucuya ödenmesine karar verilmelidir.- Tutuklanmamış olsaydı başvurucunun tutuklandığı tarihteki görevinden sonrabazı görevlere mutlaka atanacağı varsayılarak oluşacak muhtemel maaş kayıpları maddi tazminata eklenemez.- Lojman için ödenmesi gereken bedel ile başvurucunun ailesinin kiraladığı ev için ödenen bedel arasındaki fark, eksik ödenen OYAK aidatları nedeniyle mahrum kalınan nema miktarı, tayın bedeli, AİHM’e yapılan bireysel başvuru nedeniyle ödenen kargo bedeli, bilgi edinme başvuruları ve benzeri işlemler nedeniyle ödenen posta giderleri ve haksız koruma tedbiri nedeniyle açılan tazminat davasında kullanılmak üzere avukata verilen vekâletname için notere ödenen tutar maddi zarar kapsamına dâhil edilemez. - Tazminat davasının dayanağını oluşturan ceza yargılamasında başvurucunun vekâlet verdiği bir müdafinin yardımından yararlanıp yararlanmadığı tespit edilmelidir. Başvurucu vekâlet vermiş ise dava dosyasına sunulan 500 TL ödeme makbuzunun beraat kararından önce düzenlenip düzenlenmediği, buna ilişkin serbest meslek makbuzu bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Bahsedilen şekilde bir serbest meslek makbuzu varsa bu makbuzun üzerinde yazılı bedelden beraat kararının verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nde belirtilen 000 TL maktu vekâlet ücreti düşülmeli, geriye kalan miktar maddi zarar kapsamında değerlendirilmelidir. - Haksız tutuklama nedenine dayalı açılmış başka bir dava olup olmadığı ilgili birimlerden sorulmalıdır. Ceza Dairesinin bozma kararından sonraki yargılamada başvurucu, hakkında yürütülen ceza yargılaması ile Anayasa Mahkemesine ve AİHM’e yaptığı başvurular için avukatına ödediği ücrete yönelik talebinden feragat etmiştir. Bozma kararına uyan ağır ceza mahkemesi 3/7/2018 tarihinde; tutukluluk süresince eksik aldığı maaşlar ile eksik ödenen özlük hakların faizi ile birlikte başvurucuya ödendiğini belirtip bozma kararında yer alan maddi zarar kalemleriyle ilgili değerlendirmeleri tekrar ederek başvurucunun maddi tazminat talebini reddetmiş fakat başvurucuya manevi tazminat olarak 000 TL ödenmesine karar vermiştir. Kararda temyiz süresinin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesine göre on beş gün olduğu belirtilmiştir. Başvurucu; ağır ceza mahkemesince verilen kararı, kararı öğrenmesinden sonraki dokuzuncu günde temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde, maddi tazminat talebinin reddedilmesinin ve yetersiz manevi tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir. Maliye Hazinesi de hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğu ve haksız tutuklamaya neden olan kişilerin davaya dâhil edilmesi gerektiği iddiasıyla temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Ceza Dairesi, bozma kararına konu ağır ceza mahkemesi kararının verildiği tarihte bölge adliye mahkemeleri henüz faaliyete başlamadığı için temyiz süresinin bir hafta olduğunu belirterek başvurucunun temyiz istemini süre yönünden reddetmiş; Maliye Hazinesinin temyiz istemini ise yerinde görmeyip ağır ceza mahkemesince verilen kararı onamıştır. Anılan karar başvurucu vekilince 7/3/2019 tarihinde öğrenilmiş ve bireysel başvuru süresi içinde yapılmıştır. Başvurucu eski hâle getirme isteminde bulunarak temyiz talebinin incelenmesi için dilekçe verse de Ceza Dairesi, ağır ceza mahkemesince verilen hükmün onandığını belirterek temyiz incelemesi yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/9039 | Başvuru, temyiz başvurusunun süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia ile başvuruya konu tazminat davasında yapılan yargılamayla ilgili sair iddialara ilişkindir. | 1 |
Başvuru, yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular 10/2/2016 ve 18/3/2016 tarihlerinde yapılmıştır. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2016/5726 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyasının 2016/2877 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir. Komisyonca makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia dışındaki iddialar yönünden kısmi kabul edilmezlik kararı verilerek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, haklarındaki yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiasıyla 10/2/2016 ve 18/3/2016 tarihlerinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Bireysel başvuru sonrasında 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeyle yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14). | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/2877 | Başvuru, yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, devlet memurluğundan çıkarılmanın ardından yürürlüğe giren bir af kanunu kapsamında yapılan yeniden atanma talebinin özel yaşama ilişkin hususlara dayanılarak reddi nedeniyle özel hayata saygı hakkı ile ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 7/5/2013 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Birinci Bölüm tarafından 20/4/2016 tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Niğde'nin Bor ilçesi Çukurkuyu kasabasında bir ilköğretim okulunda din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği yapmakta iken okul hademesine eş cinsel ilişki teklif ettiği, bazı kişilerle bu şekilde ilişkide bulunduğu yönündeki iddiaya istinaden başvurucu hakkında 28/4/1998 tarihinde soruşturma başlatılmıştır. İddia konuları ile ilgili inceleme ve soruşturma yapmak üzere muhakkik olarak görevlendirilen ilköğretim müfettişi tarafından başvurucunun savunması alınmış ve tanık ifadelerine başvurulmuştur. Muhakkik tarafından hazırlanan 3/6/1998 tarihli rapor ekinde yer alan tanık beyanlarına göre okul hademesi, başvurucunun kendisine okulda eş cinsel ilişki teklifi yaptığını, kendisinin bunu kabul etmeyerek durumu okul müdürüne bildirdiğini söylemiştir. Kasaba halkından iki kişi, başvurucunun kendilerine eş cinsel ilişki teklifinde bulunduğunu belirtmiştir. Bunlardan biri başvurucuyla ilişkiye girdiğini ifade etmiştir. Başvurucuyla aynı okulda görev yapan bir öğretmen, başvurucunun kasaba halkından kişilerle eş cinsel ilişkisinin olduğunu öğrencilerden ve öğrenci velilerinden duyduğunu beyan etmiştir. Başvurucu, ifadesinde kasaba halkından kişilerle eş cinsel ilişkilerde bulunduğunun doğru olduğunu beyan etmiştir. Raporda; başvurucunun kendi ifadesinden ve tanık beyanlarından anlaşılacağı üzere başvurucunun görev yaptığı okul ve çevresinde huzursuzluk yarattığı, 10/6/1930 tarihli ve 1702 sayılı İlk ve Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanun'un maddesinin birinci fıkrası uyarınca öğretmenlik mesleğiyle bağdaşmayan iffetsizliğinin sabit bulunduğu belirtilmiş ve meslekten çıkarılması teklif edilmiştir. Millî Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun 3/12/1998 tarihli işlemi ile başvurucunun görevine son verilmiştir. Başvurucu, meslekten çıkarılmasına ilişkin söz konusu işleme karşı Zonguldak İdare Mahkemesinin 1999/12 esasına kayıtlı dosyasında iptal davası açmıştır. Zonguldak İdare Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesine hitaben gönderilen 29/2/2016 tarihli ve 2016/107 Muh. sayılı yazıda, Mahkemenin E.1999/12, K.1994/504 sayılı dosyasının Kurum arşivinde bulunmaması nedeniyle gönderilemediği bildirilmiş; dava sonucunda verilen karar, yazı ekinde sunulmuştur. Başvurucunun meslekten çıkarılmasına ilişkin işleme karşı açtığı dava, Zonguldak İdare Mahkemesinin 29/6/1999 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Mahkemenin kararında, öğrencilerle birebir iletişim hâlinde bulunan öğretmenlerin çocukların gelecekteki toplumsal rollerini tanımlayabilmeleri bakımından etkin ve belirleyici bir yere sahip olduğu vurgulanmıştır. Kararda, başvurucunun öğretmenlik mesleği ile bağdaşmayacak nitelikteki tutum ve davranışlarından bahisle meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Söz konusu karar, kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir. Başvurucu, anılan karara karşı karar düzeltme yoluna başvurduğu sırada 28/8/1999 tarihli ve 4455 sayılı Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun hükümlerinden yararlandırılması talebinde bulunmuş; Danıştay Dairesinin 30/10/2000 tarihli kararında, başvurucunun disiplin cezasının anılan Kanun kapsamında olmadığı gerekçesiyle bu talebi reddedilmiştir. Daha sonra başvurucu 22/6/2006 tarihli ve 5525 sayılı Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının Affı Hakkındaki Kanun'un yürürlüğe girmesini takiben Millî Eğitim Bakanlığına başvurmuş ve mesleğine iade edilmesini talep etmiştir. Başvurucunun talebi, idarenin 26/9/2006 tarihli yazısı ile reddedilmiş olup yazı içeriği şöyledir:"... İlköğretim Okulu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni iken görevinize son verilmesinden dolayı ilgi Kanun gereğince yeniden göreve dönme talebinize ait 21/8/2006 tarihli dilekçeniz ve ekleri incelenmiştir.Öğretmenlik göreviniz esnasında yaptığınız fiilden dolayı yeniden öğretmenliğe atanmanız uygun bulunmamıştır." Başvurucu tarafından 16/11/2006 tarihinde idarenin 26/9/2006 tarihli işleminin iptali ile açıktan atama talebinin kabul edilmesine karar verilmesi istemiyle Ankara İdare Mahkemesinde iptal davası açılmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde; mesnetsiz iddialara istinaden meslekten çıkarma cezası aldığını, ceza yasaları kapsamına giren bir suç işlemiş olanların dahi topluma kazandırılmasına karşın kendisinin tesis edilen işlem nedeniyle herhangi bir resmî veya özel kurumda görev almasının ve görmüş olduğu eğitim sonucunda kazanmış olduğu becerilerle yaşamını sürdürmesinin imkânsız hâle geldiğini ileri sürmüştür. Davalı idare savunmasında 5525 sayılı Kanun uyarınca kamu görevlilerinin 23/4/1999 tarihinden 14/2/2005 tarihine kadar işlenmiş fiillerden dolayı verilmiş bazı disiplin cezalarının bütün sonuçlarıyla affedilmesinin öngörüldüğü, başvurucunun disiplin fiilinin 23/4/1999 tarihinden önce işlenmiş olması nedeniyle 5525 sayılı Kanun kapsamında olmadığı belirtilmiştir. Ayrıca söz konusu Kanun kapsamında olan personelin dahi müracaatları hâlinde yeniden göreve alınmalarının -durumlarına uygun boş kadro ve pozisyon olması, hizmetlerine ihtiyaç duyulması ve bu kadro pozisyonlara ait nitelikleri taşımaları kaydıyla- ilgili mevzuat ve açıktan atama prosedürü çerçevesinde kamu kurum ve kuruluşlarının takdirinde bulunduğu ifade edilmiştir. Başvurucunun müracaatının açıktan atama çerçevesinde değerlendirildiği ve daha önce kendisine meslekten çıkarma cezası verildiği anlaşıldığından açıktan atamanın uygun görülmediği belirtilmiştir. Ayrıca savunmada, öğretmenlik mesleğinin niteliklerine vurgu yapılarak öğretmenlerin görevlerini yaparken veya görevleri dışında gerek öğrencilerine karşı gerekse dışarıdaki tutum ve davranışları bakımından örnek olmak zorunda oldukları belirtilmiştir. Ankara İdare Mahkemesi 19/2/2008 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Kararda; bir kamu görevine açıktan veya yeniden atama yapmak konusunda idarelere takdir yetkisi tanındığı, idarenin bu konuda yargı kararı ile zorlanamayacağı belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin fiilinin niteliği dikkate alınarak göreve iade isteminin reddi yönünde tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı ifade edilmiştir. Karar, Danıştay Onikinci Dairesinin 21/9/2010 tarihli kararı ile onanmıştır. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 26/2/2013 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Ret kararı, başvurucuya 11/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 7/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesince Millî Eğitim Bakanlığına hitaben yazılan 22/2/2016 tarihli yazı ile 5525 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesini takiben yapılan atama talepleri kapsamında talep sahiplerinin daha önceki görev ve unvanları gözetilerek mi atama yapıldığı yoksa farklı bir hizmet sınıfı itibarıyla atama yapılması imkânı ve bu kapsamda başvurucunun öğretmenlik dışında bir hizmet kadrosuna atanma olanağı bulunup bulunmadığı sorulmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine gönderilen cevap yazısında; Millî Eğitim Bakanlığının öncelikli görevinin eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yürütülmesi olduğu, Bütçe Kanunu ile kullanım izni verilen kadroların kullanımının eğitim kurumlarının öğretmen ihtiyacının karşılanması için planlandığı ve eğitim-öğretim hizmetleri sınıfı dışındaki hizmet sınıfına atanmak isteyenlerin taleplerine olumsuz yanıt verildiği ifade edilmiştir. A. Ulusal Hukuk 1702 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Meslekten çıkarılmak aşağıdaki hallerde tatbik olunur.1)Gerek talebeye karşı ve gerek hariçte muallimlik sıfatile telif edilmeyen iffetsizliği sabit olan, ..." 5525 sayılı Kanun'un "Disiplin affının kapsamı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla basit veya nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcıveya şeref ve haysiyet kırıcı suçlar veya istimal ve istihlâk kaçakçılığı dışındakalan kaçakçılık resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçları sebebiyle görevleriyle sürekli olarak ilişik kesilmesi sonucunu doğuran disiplin cezaları ile 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun maddesinin Fıkrasının (e) ve (f) bentlerine göre verilmiş yer değiştirme cezaları ve maddesine göre verilmiş meslekten çıkarma cezaları ile emniyet hizmetleri sınıfına dahil personel ile çarşı ve mahalle bekçileri hakkında verilen meslekten çıkarma cezaları hariç olmak üzere; kanun, tüzük ve yönetmelikler gereğince memurlar ve diğer kamu görevlileri ile bu görevlerde bulunmuş olanlar hakkında 23/4/1999 tarihinden 14/2/2005 tarihine kadar işlenmiş fiillerden dolayı verilmiş disiplin cezalarının bütün sonuçları ile affedilmiştir.23/4/1999 tarihinden 14/2/2005 tarihine kadar af kapsamına giren disiplin cezalarının verilmesini gerektiren fiillerden dolayı, ilgililer hakkında disiplin, soruşturma ve kovuşturması yapılamaz; devam etmekte olan disiplin soruşturma ve kovuşturmaları işlemden kaldırılır; kesinleşmiş olan disiplin cezaları uygulanmaz.Disiplin cezaları affedilenlerin sicil dosyalarındaki bu disiplin cezalarına dair kayıtlar, ilgililerin müracaatı aranmaksızın hükümsüz kalır ve dosyalarından çıkarılır. ..." 5525 sayılı Kanun'un ek maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"28/2/1997 tarihinden sonra verilen disiplin cezaları nedeniyle memuriyetten çıkarılanlardan 28/8/1999 tarihli ve 4455 sayılı Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun veya bu Kanun hükümlerinden yararlanmış olanların;a)Memuriyete giriş şartlarını kaybetmemiş olmaları,b) Durumlarına uygun boş kadro veya pozisyon bulunması,c) Bu kadro ve pozisyonlara ait nitelikleri taşımaları,ç) Üç ay içinde müracaat etmeleri,kaydıyla yeniden göreve alınmalarında 20/12/2012 tarihli ve 6363 sayılı 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu'nun eki (İ) Cetvelinde yer alan atama sayısı sınırlaması uygulanmaz."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) kamu görevlerine girme hakkını garanti etmediğini pek çok kararında belirtmiştir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 46; Glasenapp/Almanya, B. No: 9228/80,28/08/1986, § 49; Kosiek/Almanya, B. No: 359704/82, 28/08/1986, § 35; Thlimmenos/Yunanistan [BD], B. No: 34369/976/4/2000, § 41). Bununla birlikte AİHM, kişilerin hem kamu sektöründe hem de özel sektörde oldukça geniş alanda iş bulmalarının engellenmesinin özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, §§ 48-50). Ayrıca AİHM yakın tarihli kararlarında, belirli bir mesleğe erişimin kamu makamlarınca engellenmesinin özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturacağını kabul etmektedir (Bigaeva/Yunanistan, B. No: 26713/05, 28/05/2009, § 25; Şahin Kuş/Türkiye, B. No: 33160/04, 7/6/2016, § 34; Mateescu/Romanya, B. No: 1944/10, 14/01/2014, § 20). AİHM, kişinin özel yaşamına ilişkin unsurlar nedeniyle görevine son verilmesi durumundamesleki alanda dış dünyayla ilişki kurma hakkına müdahale edilmesi nedeniyle Sözleşme’nin maddesinin devreye gireceğine istikrarlı şekilde karar vermektedir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29; Burghartz/İsviçre, B. No: 16213/90, 22/2/1994, § 24; Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 29; Oleksandr Volkov/Ukrayna, B. No: 21722/11, 9/1/2013, §§ 165, 166). AİHM, bu tür uyuşmazlıklarda görevine son verilen kişinin çıkarlarıyla toplumun veya diğer bireylerin menfaatleri arasında adil bir denge kurulmasıgereğine dikkat çekmektedir. Mahkeme; öğretmenlik mesleğinin söz konusu olduğu durumlarda henüz yeterli olgunlukta olmayan, yaşı küçük öğrencilerin öğretmenlerin tutum ve davranışlarından etkilenebileceği hususuna özellikle önem atfetmektedir (Fernandez Martinez/İspanya [BD], B. No: 56030/0712/06/2014, § 142; Dahlab/İsviçre (k.k.), B. No: 42393/98, 15/02/2001). AİHM; Fernandez Martinez/İspanya kararında, devlete ait bir ortaokulda Katolik din ve ahlak dersi öğretmeni olarak sözleşmeli şekilde çalışan başvurucunun evli olması ve kilisenin zorunlu bekârlık kuralını eleştiren hareket içinde yer alması nedeniyle öğretmenlik görevine son verilmesi konusunu Sözleşme'nin maddesi kapsamında incelemiştir. AİHM, Katolik inancını öğretmenin sadece teknik anlamda öğretmenlikten ibaret olmadığını, Kilise kurallarına bağlı olmayı da gerektirdiğini vurgulamıştır (Fernandez Martinez/İspanya, §§ 111, 138). Ayrıca başvurucunun Katolik Kilisesi doktrininin bir parçası olan bilgi ile kişisel görüşüne karşılık gelen bilgiyi birbirinden ayırmak için henüz yeterli olgunlukta olmayan öğrencileri eğittiğine dikkat çekmiştir (Fernandez Martinez/İspanya, § 142). Öte yandan AİHM'e göre, bir başvurunun Sözleşme'nin maddesi bakımından incelenmesi sırasında devletin takdir yetkisinin sınırları tespit edilirken bazı ihtimaller dikkate alınmalıdır. Olayda bireyin varlığının veya kimliğinin esaslı bir yönü söz konusu ise normal olarak devletin takdir alanı dardır. Fakat olay özellikle hassas, ahlaki veya etik meselelerin ortaya çıktığı bir olay ise ve Avrupa Konseyine üye devletler arasında çatışan menfaatlerin önemi ya da menfaatleri en iyi koruyan aracın seçimi konusunda bir konsensüs bulunmuyorsa devletin takdir alanı daha geniştir. Ayrıca AİHM'e göre devletin bireyin menfaatleri ile kamunun menfaatleri arasında dengeleme yapmak zorunda olduğu durumda takdir yetkisinin geniş olduğu kabul edilmelidir (Evans/Birleşik Krallık [BD], B. No: 6339/05, 10/04/2007, § 77). Ayrımcılık iddialarına ilişkin olarak AİHM kararlarında, farklı muamelenin cinsiyet veya cinsel yönelim gibi kişinin özel yaşamının mahrem ve savunmasız alanını ilgilendirmesi durumunda devletin takdir alanının oldukça dar olduğu ve farklımuamelenin Sözleşme’ye uygun olduğunun kabul edilebilmesi için çok geçerli nedenlerin sunulmasının gerektiği kabul edilmektedir. Bu tarz durumlarda orantılılık ilkesi gereğince, seçilen tedbirin güdülen amaca genel olarak uygun olmasının yanı sıra bu tedbirin koşullar bakımından gerekli olduğunun da ispatlanması gerekmektedir. Şayet farklı muameleye gerekçe olarak ileri sürülen argümanlar sadece başvuranın cinsel yönelimi üzerine bina edilmişse Sözleşme açısından ayrımcılık söz konusudur (Alekseyev/Rusya, B. No: 4916/07, 25924/.., 21/10/2010, § 108; X/Türkiye, B. No: 24626/09, 9/10/2012, § 57). Mahremiyet hakkı bakımından AİHM,özel yaşamın bireyin kendisi tarafından kamunun bilgisine açılması hâlinde mahremiyet beklentisinin otomatik olarak azalacağını belirtmektedir (Bruggemann ve Scheuten/Almanya, B. No: 6959/75, 12/7/1977, §§ 55, 56; Peck/Birleşik Krallık, B. No: 44647/98, 28/01/2003, § 58; P.G. ve J.H./Birleşik Krallık, B. No: 44787/98, 25/09/2001, § 57). | Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/2928 | Başvuru, devlet memurluğundan çıkarılmanın ardından yürürlüğe giren bir af kanunu kapsamında yapılan yeniden atanma talebinin özel yaşama ilişkin hususlara dayanılarak reddi nedeniyle özel hayata saygı hakkı ile ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, başvurucuya gönderilen bir mektubun Ceza İnfaz Kurumunca alıkonulmasına karar verilmesi nedeniyle haberleşme hürriyeti ile ayrımcılık yasağının ve Derece Mahkemelerinin başvurucunun taleplerini reddetmesi sebebiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 13/5/2013 tarihinde Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 16/6/2015 tarihinde, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 16/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 3/7/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığa (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 24/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 5/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 11/8/2015 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: (Kapatılan) ErzurumDevlet Güvenlik Mahkemesinin 29/4/1998 tarihli ve E.1997/174, K.1998/139 sayılı kararı ile "Anayasal düzeni zorla değiştirmeye çalışma" suçunu işlediği kanaati ile başvurucunun müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Başvurucunun hapis cezasını çekmekte olduğu Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna, O. isimli bir kişi tarafından başvurucu adına mektup gönderilmiştir. Mektubun içinde ayrıca sekiz fotoğraf bulunmaktadır. Fotoğraflarla beraber gönderilen mektubun ilgili kısmı şöyledir: " Merhabalar Sadık Arkadaş,Yeni yılını en içten dileklerimizle kutluyoruz. Bir "nasılsın" ile başlatayım mektubu. Gönderdiğin kart ve mektuplardan iyi olduğun anlaşılıyor. Hep böyle umutlu ve dirençli kalmanı temenni ederiz. Takvimini aldık, emeğine sağlık. Aldık, büronun cafe bölümüne astık. ... Dergisi çalışmalarının İstanbul'da başlamasıyla birlikte büro da hareketlendi. O yüzden büroyu biraz revize ettik. Yalnız büroyu dergi değil aynı zamanda sanat, kültür çalışmaları ve tartışmalar için de kullanıyoruz. İsmini de "..." olarak değiştirdik. İçerisinde bir odayı dergi odası olarak kullanıyoruz. Özellikle geçen sene atölye çalışmalarımız çok yoğun geçti. Bu sene ise biraz daha tartışma ağırlıklı geçiyor...Çeşitli üniversitelerden arkadaşlarımız var. Lise çalışmamız da başlamak üzere. Çeşitli sektörlerden arkadaşlar da buraya gelip gidiyorlar. Yani buralar hareketli. Biz de bu hareketliliğin hakkını vermeye, kendimizi bu yönde geliştirip, değiştirmeye uğraşıyoruz. Ben liseyi İzmir'de okudum. Lisedeyken tek tek hepinizin isimlerini H.A.'dan kaynaklı bilirim. Ve hikayelerinizi öğrenmeye çalışırdık hep beraber. Sen o zamanlar Edirne'deydin sanırım. Devrimciliğe ilk adımımı attığımda sizlerle tanıştım esasında. Ve şimdi hep birlikte sizin yolunuzdan yürümeye uğraşıyor çabalıyoruz. Zor ve çetrefilli bir yol ancak; sizler de yitirdiklerimiz de bize güç veriyor. Bu arada ben E.Y.'nin görüşçüsüydüm. Çoğu zaman görüşüyoruz. Son görüşmemizden senin boncuktan kuşlar, resimler işlediğini söyledi. Sanırım birkaç tane fotoğraf istemişsin. Bulabildiğimi koyacağım mektubun içine. Eğer yaptıklarından bir tane de bize gönderirsen çok seviniriz. Hepsini bir yere mi işleyeceksin yoksa ayrı ayrı mı bilmiyorum. Eğer hepsi bir arada olursa bize ondan göndermeni isteriz. Öyle değil ise T. olabilir. Bu benim kişisel isteğimi tabi ki. Onun bakışlarını çok beğeniyorum. Baktığı yerde çok güzel bir şey görüyormuş gibi bakıyor. Neyse Sadık Arkadaş yavaş yavaş bitiriyorum. Bu mektupla tanışmış olduk. Bu arada ben ...Üniversitesinde okuyorum. ".." okur-yazar herkes seni özlemle kucaklıyor. Ve bol bol selam ediyor. Yeni mücadele yılını kutluyoruz. Özgür yarınlarda görüşeceğiz HOŞÇAKALNot: Bu mektubu yeni yıla girerken yollamıştım. Ancak iki defa geri geldi. Nedenini bilemiyorum Sadık Arkadaş. Geldikten sonra biraz geç gördüm sanırım. Ondan 3 ay gibi bir gecikmeyle tekrar gönderiyorum. Bu aksaklık için affınıza sığınıyoruz. Özlemle kucaklıyoruz. .." Bu fotoğraflarda uzun namlulu silah taşıdığı görülen bir kadının yer aldığı, bu fotoğrafla beraber bir başka kadın fotoğrafında da büyük harflerle "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!" yazıldığı görülmektedir. Diğer fotoğraflarda ise sadece ilgili kişilerin büyütülmüş vesikalık resimleriyle beraber isimleri yer almaktadır. Söz konusu fotoğraflarda yer alan kişilerden bazılarının güvenlik güçleriyle yaşadığı çatışmalar sebebiyle hayatta olmadıkları medyada yer alan haberlerden yola çıkılarak tespit edilmiştir. Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının 25/3/2013 tarihli ve 2013/177 sayılı kararıyla "hükümlüye gönderilen mektup içerisinde belli bir terör örgütüne mensup kişilerin fotoğraflarının olması, ayrıca hükümlüye gönderilen 1 sayfalık mektubun içeriğinde ise örgütsel ifadelere rastlanılması sebebi ile terör örgütü propagandası yapıldığı" gerekçesine istinaden mektubun hükümlüye verilmeyerek alıkonulmasına karar verilmiştir. Başvurucu, Disiplin Kurulunun anılan kararına karşı Kırıkkale İnfaz Hâkimliği nezdinde şikâyet yoluna başvurmuş, İnfaz Hâkimliği 9/4/2013 tarihli ve E.2013/217, K.2013/242 sayılı kararı ile başvurucunun şikâyetini reddetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir: "Hükümlü Sadık Sabancılar'a O. tarafından gönderilen mektubunun içeriğinde örgütsel içerikli fotokopi şeklinde fotoğraflar olduğu ve örgütsel propoganda yapıldığı, 5275 sayılı kanunun maddesi 3 fıkrasında yer alan ''kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren,görevlileri hedef gösteren, terör ve çıakar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütü veya suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan,kişi ve kuruluşları paniğe yöneltecek yalan yanlış bilgileri,tehdit ve hakaret içeren mektup,faks ve telgraflar hükümlüye verilmez'' hükmü gereğince mektubun alıcısına verilmemesinedair 25/03/2013 tarih ve 2013/177sayılı karar kanuna uygun olduğundan ..." Başvurucunun anılan ret kararına karşı yaptığı itirazın, Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinin 30/4/2013 tarihli ve 2013/469 Değişik İş sayılı kararı ile reddine karar verilmiştir. Başvurucuya anılan karar 6/5/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 13/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk Anayasa Mahkemesinin Ahmet Temiz kararında (B. No: 2013/1822, §§ 16-19) hükümlü ve tutukluların gönderdiği veya kendilerine gönderilen mektuplara cezaevi idareleri tarafından yapılan müdahalelere ilişkin mevzuata yer verilmekle beraber 17/6/2015 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik'in maddesi şöyledir: "Hükümlüler, oda sistemine geçmiş ceza infaz kurumlarının koğuş, oda ve eklentilerinde, bir adet kafes ile bir çift kanarya, bülbül veya muhabbet kuşu gibi küçük kafes kuşu bulundurabilir. Henüz oda sistemine geçmemiş diğer ceza infaz kurumlarında, kafes ve kuş sayısı idare tarafından belirlenir.Koğuş veya odada kuş bulundurulabilmesi için, birlikte kalan hükümlülerin rızalarının alınması zorunludur.Hükümlülerin kendilerini geliştirmeleri için gerekli görülen eğitim ve kültürel çalışmalarında kullanabilecekleri malzemeleri, koğuş, oda ve eklentiler dışında, idare tarafından uygun görülecek yerlerde ve denetim altında bulundurmasına ve kullanmasına kurum olanakları çerçevesinde izin verilebilir. Hükümlüler, kendilerine idare tarafından verilen nevresim takımı ve battaniye dışında, kantinden temin edilmek şartıyla bir adet nevresim takımı ve iklim koşulları değerlendirilerek idarenin uygun göreceği sayıda battaniye bulundurabilir. Kantinden temin edilmek koşuluyla, her odada bir adet, on kişiden fazla mevcudu olan koğuşlarda ise iki adet, kumar niteliğinde olmayan ve idarece belirlenen, satranç takımı gibi oyunlara ait malzemeler bulundurulabilir. Her oda veya koğuşta, idare tarafından yaptırılan panolara asılmak ve kurum kantininden temin edilmek koşuluyla birer adet Türk bayrağı, Atatürk resmî, gazete kupürü, haber, yazı fotoğraf ve takvim bulundurulabilir. Her hükümlünün kendisine ayrılan yattığı yer veya dolabında, aile fertlerinin fotoğraflarına ait albüm bulundurmasına izin verilir.Hükümlüler nişan ve evlilik yüzüğü, küpe, kolye, toka, tespih ve kol saati ile kantinden temin edilmek koşuluyla bir adet masa saati ve bir adet top bulundurabilir. Bayan hükümlüler, kantin aracılığı ile satın aldıkları makyaj malzemelerini koğuş veya odalarında bulundurabilir. Ceza infaz kurumu işyurdu yönetim kurulunca kantinde satışına karar verilen, bu Yönetmelikte sayılmayan ve kurum güvenliğini tehlikeye düşürmeyen eşyaların stok oluşturmayacak şekilde koğuş, oda ve eklentilerde bulundurulmasına izin verilebilir." | Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/3536 | Başvuru, başvurucuya gönderilen bir mektubun Ceza İnfaz Kurumunca alıkonulmasına karar verilmesi nedeniyle haberleşme hürriyeti ile ayrımcılık yasağının ve Derece Mahkemelerinin başvurucunun taleplerini reddetmesi sebebiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, temyiz başvurusunun süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular muhtelif tarihlerde yapılmıştır. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Konularının aynı olması nedeniyle ekli tablonun (B) sütununda numaraları belirtilen başvuru dosyalarının aynı tablonun (1) numaralı satırında yer alan 2018/26811 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucuların bir kısmı işe iade, bir kısmı ise iş akdinin feshedilmesi nedeniyle açılan alacak davasında davanın tarafıdır. Ekli tablonun (D) sütununda belirtilen İş Mahkemelerinde görülen davaların neticesinde aleyhine karar verilen tarafça istinaf talebinde bulunulmuştur. Ekli tablonun (F) sütununda belirtilen Bölge Adliye Mahkemelerince, başvurucular aleyhine sonuçlanan istinaf incelemeleri neticesinde, iki haftalık süre içinde temyiz kanun yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. Başvurucular temyiz talebinde bulunmuş, Yargıtay Hukuk Dairesi tarafından temyiz talepleri ekli tablonun (G) sütununda belirtilen tarihlerde süre aşımından reddedilmiştir. Yargıtay karar gerekçelerinde 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı mülga İş Mahkemeleri Kanunu’nun maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca temyiz süresinin gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren sekiz gün olduğu belirtilip sekiz günlük temyiz süresi geçtikten sonra yapılan temyiz başvurularının süresinde olmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca karar gerekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesi kararında gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde kararın temyiz edilebileceği açıklanmışsa da 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi uyarınca kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında kanundaki süreleri hâkimin artırıp eksiltemeyeceği vurgulanmıştır. Temyiz taleplerinin reddi üzerine başvurucular süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Hüküm tarihinde yürürlükte olan 5521 sayılı mülga Kanun'un maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir: “Bölge adliye mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri kırk bin Türk lirasını geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir." 6100 sayılı Kanun’un dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir." 6100 sayılı Kanun'un "hükmün kapsamı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Hüküm 'Türk Milleti Adına' verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:…ç) Hüküm sonucu, ... varsa kanun yolları ve süresini.…"B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye erişim hakkının Sözleşme'nin maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir parçası olduğunu (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B. No: 54252/07, 16/6/2009, § 52), bu kapsamda herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya yargı önüne getirme hakkının güvence altına alındığını (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36), Sözleşme'nin maddesinde mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkının güvence altına alınmadığını ancak devletin kendi takdirine bağlı olarak taraflara kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı tanıması durumunda, kanun yolu başvurusunu inceleyen mahkeme önünde uygulanan muhakeme usulünün bu ilkelere uygun olması gerektiğini belirtmiştir (Delcourt/Belçika, B. No: 2689/65, 17/1/1970, § 25). AİHM, mahkemeye erişim hakkına yönelik birtakım sınırlandırmaların kabul edilebileceğini ancak sınırlamaların meşru bir amaca yönelik olmadığı veya kullanılan yöntem ile ulaşılması hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisinin bulunmadığı durumlarda, kısıtlamaların Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasına uygun olmayacağını belirtmiştir (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57). AİHM; ulusal hukuk kurallarını yorumlama görevinin yerel mahkemelere ait olduğunu, AİHM'in rolünün bu yorumların Sözleşme ile uyumluluğunu denetlemekle sınırlı olduğunu, bu durumun kanun yolu başvurusunda öngörülen süre sınırlamaları ile ilgili yapılan yorumlar açısından da geçerli olduğunu, süreye ilişkin kuralların adaletin ve özellikle de yasal kesinliğin düzgün şekilde uygulanmasını amaçladığını (Pérez De Rada Cavanilles/İspanya, B. No: 28090/95, 28/10/1998, §§ 43, 45), bununla birlikte mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı şekilcilikten ve usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı esneklikten kaçınmaları gerektiğini belirtmiştir (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29). | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/26811 | Başvuru, temyiz başvurusunun süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, başvurucunun doçentlik müracaatının kamu görevinden ihraç edilmesi gerekçe gösterilerek iptal edilmesinin eğitim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 22/10/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Olayların yaşandığı tarihte İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde öğretim görevlisi olan başvurucu, Üniversitelerarası Kurul Başkanlığına (Kurul) hitaben yazdığı 22/10/2015 tarihli dilekçe ile doçentlik başvurusu yapmıştır. Kurul, doçentlik sınavı başvurusunu değerlendirmiş ve 10/2/2016 tarihinde eser inceleme jürisi oluşturmuştur. Başvurucunun doçentlik müracaatına ilişkin olağan süreç işlemekteyken Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne karşı koyan güvenlik görevlileri ile bu teşebbüse tepki göstermek üzere sokaklara çıkan sivillere uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla saldırılmış; bu saldırılar sonucunda toplam 251 kişi hayatını kaybetmiş; binlerce kişi de yaralanmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir (darbe teşebbüsüne dair süreç ile FETÖ/PDY'nin yapısına ilişkin detaylı açıklamalar için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-46). Darbe teşebbüsünün bastırılmasının akabinde Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Üç aylık sürelerle uzatılan OHAL süreci 18/7/2018 tarihinde sona ermiştir (OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 47-66). 15 Temmuz darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12). Ayrıca OHAL sürecinde kamu görevinden çıkarma tedbirlerinin uygulanmasına da karar verilmiş, bu konuda genel ve soyut normlar ihdas edilerek alınan tedbirlerin yanı sıra kişiler hakkında doğrudan etki doğurucu nitelikte işlemler de tesis edilmiştir (Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 17). Bu kapsamda Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca 15/8/2016 tarihinde kararlaştırılan 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname (672 sayılı KHK) 1/9/2016 tarihli ve 29818 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir (anılan KHK, 6/2/2018 tarihli ve 7080 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.). Anılan KHK ile ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında, kamu personeline ilişkin bazı tedbirlerin alınması amaçlanmıştır. 672 sayılı KHK'nın maddesinde; terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî Güvenlik Kurulunca (MGK) karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ve anılan KHK'ya ekli listelerde yer alan kişilerin başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın kamu görevinden çıkarıldığı belirtilmiştir. Başvurucu, anılan KHK gereğince kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucunun 672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılması sonrasında 2015 yılı Ekim dönemi doçentlik başvurusu 23/1/2017 tarihli ve 683 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (683 sayılı KHK) "Doçentlik başvuruları" kenar başlıklı maddesi gereğince Kurul tarafından 22/2/2017 tarihinde iptal edilmiştir (anılan KHK 6/2/2018 tarihli ve 7085 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.). Başvurucu, anılan işleme 27/2/2017 tarihinde itiraz etmiştir. Kurul, itiraz başvurusu hakkında yapılacak bir işlemin olmadığını başvurucuya bildirmiştir. Başvurucu 28/3/2017 tarihinde doçentlik başvurusunun iptal edilmesine ilişkin işlem ile bu işleme karşı yapılan itirazın reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açmıştır. Başvurucunun açtığı dava Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) görülmüştür. Mahkeme 11/12/2017 tarihinde; doçentlik başvurusunun iptal edilmesinin 683 sayılı KHK'daki düzenlemeden kaynaklandığını, yürütme organına bu hususta bir yetki tanınmadığını belirtmiş ve kamu görevinden ihraç edilen başvurucunun doçentlik başvurusunun iptal edilmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır. Başvurucu 2/4/2018 tarihinde Mahkeme kararına karşı istinaf talebinde bulunmuştur. İstinaf talebi Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesince (Daire) incelenmiştir. Daire; doçentlik başvurusunun iptali işleminin 683 sayılı KHK'nın maddesindeki düzenleme ile gerçekleştiğini, ilgili maddenin doçentlik başvurusunun iptali konusunda idareye herhangi bir değerlendirme yapma ya da başka yönde işlem kurma olanağı tanınmadığını belirtmiş ve somut olayda idari davaya konu olabilecek bir işlemin bulunmadığı sonucuna varmıştır. Daire anılan gerekçeyle istinaf başvurusuna konu edilen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunu ifade etmiş ve istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir. Başvurucu, karardan 24/9/2018 tarihinde haberdar olmuş; 22/10/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Bireysel başvuru yapılması sonrasında 11/11/2020 tarihli ve 7256 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un maddesiyle, 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşan 23/1/2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye bir madde eklenmiştir. Söz konusu düzenleme ile OHAL kapsamında kabul edilen ve daha sonra kanunlaşan kanun hükmünde kararnamelerde yer alan ilave tedbirlere karşı bir başvuru yolu getirilmiştir. 672 sayılı KHK'nın “Kamu personeline ilişkin tedbirler” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan;a) Ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden,....başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir." 683 sayılı KHK'nın "Doçentlik başvuruları" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olması ya da değerlendirilmesi sebebiyle görevden uzaklaştırılan veya haklarında adli soruşturma ya da kovuşturma yapılan doçent adaylarının, görevden uzakta geçirdikleri süre boyunca veya adli soruşturma ya da kovuşturma sonuçlanıncaya kadar doçentlik başvurularına ilişkin işlemler durdurulur. Bunlardan haklarında kamu görevinden çıkarılma veya mahkûmiyet kararı verilenlerin doçentlik başvuruları iptal edilir.” 685 sayılı KHK'nın "Komisyonun görevleri" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Komisyon, olağanüstü hal kapsamında doğrudan kanun hükmünde kararnameler ile tesis edilen aşağıdaki işlemler hakkındaki başvuruları değerlendirip karar verir.a) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarma ya da ilişiğin kesilmesi.b) Öğrencilikle ilişiğin kesilmesi.c) Dernekler, vakıflar, sendika, federasyon ve konfederasyonlar, özel sağlık kuruluşları, özel öğretim kurumları, vakıf yükseköğretim kurumları, özel radyo ve televizyon kuruluşları, gazete ve dergiler, haber ajansları, yayınevleri ve dağıtım kanallarının kapatılması.ç) Emekli personelin rütbelerinin alınması. (2) Olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerle gerçek veya tüzel kişilerin hukuki statülerine ilişkin olarak doğrudan düzenlenen ve birinci fıkra kapsamına girmeyen işlemler de Komisyonun görev alanındadır. (3) Bu maddede belirtilen işlemlere bağlı olarak olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerde yer alan ilave tedbirler ile kanun yollarının açık olduğu işlemler hakkında ayrıca başvuru yapılamaz." 685 sayılı KHK'nın maddesinin (3) numaralı fıkrasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı (ilgili karar için bkz. AYM, E.2018/74, K.2019/92, 24/12/2019) sonrasında anılan hükmün son hali şöyledir: "(3) Bu maddede belirtilen işlemlere bağlı olarak olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerde yer alan kanun yollarının açık olduğu işlemler hakkında ayrıca başvuru yapılamaz." 7256 sayılı Kanun'un maddesiyle, 685 sayılı KHK'nın Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun olan 7075 sayılı Kanun'a eklenen madde şöyledir:"İlave tedbirler için başvuru yoluGEÇİCİ MADDE 4 – (1) Bu Kanunun 2 nci maddesinde belirtilen işlemlere bağlı olarak olağanüstü hal kapsamında kabul edilen kanunlarda yer alan ilave tedbirlere karşı hakkında tedbir uygulanan kişi, kanuni temsilcisi ya da mirasçıları tarafından tedbiri uygulayan veya tedbirle ilgili olan kamu kurum ve kuruluşlarına bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde başvurulur. Kamu kurum ve kuruluşları, başvuru üzerine yapacağı inceleme sonucuna göre en geç altı ay içinde başvurunun reddine veya tedbirin kaldırılmasına karar verir. 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanununun ek 7 nci maddesi hükmü saklıdır. (2) Başvuruların incelenmesi ve sonuçlandırılması için kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde komisyon kurulabilir. (3) Kamu kurum ve kuruluşları bu madde kapsamında yapılacak başvuruların sonuçlandırılması için her türlü bilgi ve belgeyi ilgililerden talep edebilir. (4) Soruşturmanın gizliliğine ve Devlet sırlarına ilişkin ilgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla kurum ve kuruluşlar ile yargı mercileri, başvuru kapsamında ihtiyaç duyulan her türlü bilgi ve belgeyi gecikmeksizin başvuru yapılan kamu kurum ve kuruluşlarına göndermek veya yerinde incelenmesine imkân sağlamak zorundadır. (5) Bu madde kapsamındaki çalışmalarda kamu kurum ve kuruluşlarınca görevlendirilenler, görevlerini yerine getirdikleri sırada edindikleri kamuya, ilgililere ve üçüncü kişilere ait gizlilik taşıyan bilgileri, kişisel verileri, ticari sırları ve bunlara ait belgeleri, bu konuda kanunen yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamaz, kendilerinin veya üçüncü kişilerin yararına kullanamaz. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder. (6) Bu madde ile olağanüstü hal kapsamında kabul edilen kanunlarda yer alan ilave tedbirlere karşı kamu kurum ve kuruşlarına yapılan başvurular hakkında karar verenlerin görev ve fiillerine ilişkin hukuki, idari, mali ve cezai sorumlulukları hakkında 6755 sayılı Kanunun 37 nci maddesi uygulanır. (7) Kamu kurum ve kuruluşlarının kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası açılabilir. (8) Bu madde uyarınca yetkili olmayan kamu kurum ve kuruluşuna yapılan başvurular yetkili olduğu değerlendirilen kamu kurum ve kuruluşuna gönderilir ve durum başvurana bildirilir. (9) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin ortaya çıkabilecek ihtilafları gidermeye Cumhurbaşkanlığı yetkilidir." | Eğitim hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/32097 | Başvuru, başvurucunun doçentlik müracaatının kamu görevinden ihraç edilmesi gerekçe gösterilerek iptal edilmesinin eğitim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, zamanında teşhis konulmaması yüzünden hastalığın ilerlediği iddiasıyla açılan tazminat davasında yeterli giderim sağlanmaması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 6/2/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirmeyeceğini belirtmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: 1972 doğumlu olan başvurucu dalgıçlık mesleği için gerekli olan yeterlilik belgesini almak amacıyla İstanbul Liman Başkanlığına başvurmuştur. Liman Başkanlığı başvurucuyu sağlık muayenesini yaptırmak üzere İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp Ana Bilim Dalı Kliniğine (Klinik) sevk etmiştir. Burada yapılan klinik, radyolojik ve laboratuvar muayeneleri sonucunda düzenlenen 20/7/2005 tarihli belgede başvurucunun profesyonel dalgıç/balık adam olmasına engel bir durumunun bulunmadığı belirtilmiş, hipertansiyon açısından takip ve tedavisinin gerektiği yönünde not eklenmiştir. Bunun üzerine İstanbul Liman Başkanlığınca başvurucuya 21/7/2005 tarihli dalgıç/balık adam aday belgesi verilmiştir. Başvurucunun özel bir firma tarafından düzenlenen hizmet belgelerinden 21/7/2005-9/12/2005 tarihleri arasında ön arıtma tesisi ve deniz deşarjı projesinde, 12/1/2007-6/7/2007 tarihleri arasında ise liman kapasite geliştirme projesinde dalgıç olarak çalıştığı anlaşılmıştır. Başvurucu ilgili mevzuatı gereğince iki yıl geçerli olan raporunu yenilemek üzere 2007 yılı Temmuz ayında özel bir tedavi merkezine başvurmuş, yapılan tetkikler neticesinde sağ omuzunda disbarik osteonekroz (kemik yapısında bozulmaya neden olan bir hastalık) teşhisi konularak bir süre oksijen tedavisi uygulanmıştır. Başvurucu bu gelişmeler üzerine 1/8/2007 tarihinde Kliniğe başvurmuştur. Burada da disbarik osteonekroz tanısı konularak İntraartriküler Enjeksiyon ve Hiperbarik Oksijen Tedavisi önerilmiştir. Ancak Klinikteki hasta yoğunluğu ve tedavinin acilen yapılma zorunluluğu nedeniyle başvurucunun başka bir tedavi kurumuna sevki uygun görülmüş, hastalığı nedeniyle başvurucuya mesleği için gerekli olan yeterlilik belgesi verilmemiştir. Başvurucu 2005 yılında çekilen röntgen filmlerinde hastalığına dair belirtiler bulunduğu hâlde Klinik tarafından gerekli teşhis ve tedavinin yapılmadığı ve sağlam raporu verildiği, dolayısıyla hastalığın ilerlemesi ve kolunu kullanamamasında idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla 25/9/2007 tarihinde İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne (Rektörlük) tazminat istemiyle başvuruda bulunmuştur. Rektörlük 15/10/2007 tarihli işlemiyle talebi reddetmiştir. Başvurucu 19/11/2007 tarihinde Rektörlük aleyhine İstanbul İdare Mahkemesinde 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminat ödenmesi istemiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde; 2005 yılında çekilen röntgen filminden hastalığın başlangıç aşamasında olduğunun anlaşıldığı, buna rağmen röntgeni inceleyen doktorun hastalığı fark etmediği ve tedaviye başlamadığı, hastalığın zamanla ilerlediği, sonradan yapılan tedavi işe yaramadığından başvurucunun %60 oranında sürekli iş gücü kaybına uğradığı, kolunu kullanamaması nedeniyle işini kaybettiği, bundan dolayı maddi ve manevi zarara uğradığı ifade edilmiştir. Mahkeme konu hakkında bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiş ve başvurucuya ait tıbbi kayıt ve belgeleri davalı idareden talep etmiştir. Davalı idare söz konusu bilgi ve belgelerin arşiv kaydında bulunmadığını bildirmiştir. Bununla birlikte başvurucu 19/7/2005 tarihli röntgen filmlerinin CD kayıtlarını dava dosyasına sunmuştur. Mahkeme başvurucunun muayene edilerek rahatsızlığının tespiti ile iki yıl boyunca dalış yaptığı da gözönüne alındığında omzundaki rahatsızlığın davalı idarece verilen rapor tarihi olan 20/7/2005 tarihi itibarıyla mevcut olup olmadığı, o tarihte bu durumun tespit edilip edilemeyeceği, bu çerçevede davacıya profesyonel su adamı olur raporunun verilmesinde geçerli tetkiklerin yapılıp yapılmadığı, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı hususlarında Adli Tıp Kurumu Başkanlığından (ATK) tıbbi görüş istemiştir. ATK konu hakkında değerlendirme yapabilmek için 20/7/2005 tarihli sağlık raporuna esas muayene sonucu ve radyolojik tetkiklerin aslına ihtiyaç duyduğunu Mahkemeye bildirmiştir. Mahkeme yaptığı yazışmalar sonucunda tıbbi belgelerin aslını temin edemeyeceği kanaatine varmış, netice olarak dava dosyasında mevcut bilgi ve belgeler ile başvurucunun muayene bulguları doğrultusunda kanaat bildirmesini ATK'dan istemiştir. ATK Adli Tıp İhtisas Kurulunca hazırlanan 30/4/2010 tarihli bilirkişi raporunda; dosyada mevcut grafilerin radyoloji uzmanı tarafından incelenmesinde humerus büyük tüberkül lokalizasyonunda medüller kemik yapıda düzensiz, silik kontürlü radyolüsensin dikkati çektiği, bu radyolojik görünümü ile klinik bulgu yok ise nonspesifik kabul edilebileceği, iki yıl sonra tespit edilen kemik infarktının inisyal lezyonu ile uyumlu olduğu, sonuç olarak klinik hiçbir şikayet olmadan kontrol amaçlı çekilen grafilerde görülen silik radyolüsen görüntünün klinik bir bulgu desteği olmaksızın 20/7/2005 tarihli sağlam raporu için anlamlı kabul edilmeyebileceği, hekimlerin uygulamasının tıp kurallarına uygun olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir. Mahkeme 20/1/2011 tarihli kararla davanın kısmen kabulü ile başvurucuya 000 TL manevi tazminat ödenmesine, maddi tazminat istemi ile fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine hükmetmiştir. Kararın maddi tazminata ilişkin gerekçesinde; uyuşmazlığın çözümü için gerekli olan belgelerin (özellikle grafilerin) davalı idarece ibraz edilemediği, en son dosyadaki bilgi ve belgeler ışığında bir rapor hazırlanmasının istenilmesi üzerine ATK tarafından hazırlanan raporda idarenin kusurunun bulunmadığının belirtildiği, davalı idarenin gerekli dikkat ve özeni göstermediği hususunu kanıtlayacak bilgi ve belge sunulamadığından illiyet bağının kurulamadığı, buna göre davalı idarenin maddi tazminat sorumluluğunu gerektirir hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir. Kararın manevi tazminata ilişkin gerekçesinde ise; başvurucuya ait grafilerin gerekli şekilde muhafaza edilmemesi ve dosyanın kaybedilmesinin, idari hizmetin işletilmesine ilişkin hizmet kusuru teşkil ettiği, diğer taraftan idarece tıbbi kayıt ve belgelerin ibraz edilememesinin meydana gelen zarar nedeniyle idarenin sorumluluğunun bulunup bulunmadığının yargısal denetimini de engellediği açık olduğundan meydana gelen manevi zararın idarece tazmini gerektiği ifade edilerek takdiren 000 TL tazminata hükmedilmiş fazlaya ilişkin talep reddedilmiştir. Temyiz edilen karar Danıştay Onbeşinci Dairesinin 8/4/2014 tarihli kararıyla onanmıştır. Bu kararın düzeltilmesi istemi ise Dairenin 30/10/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Karar 7/1/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 6/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir: “İdari dava türleri şunlardır:...b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,...”B. Uluslararası Hukuk Uluslararası Sözleşmeler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir." 3/12/2003 tarihli ve 5013 sayılı Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun ile onaylanması uygun bulunan Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi) maddesi şöyledir:''Taraflar, sağlığa duyulan ihtiyaçları ve kullanılabilir kaynakları gözönüne alarak, kendi egemenlik alanlarında, uygun nitelikteki sağlık hizmetlerinden adil bir şekilde yararlanılmasını sağlayacak uygun önlemleri alacaklardır.'' İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir:''Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahelenin, ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.'' Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin maddesi kapsamında yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier v. Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye (k.k.),B. No: 46156/11, 21/5/2013). AİHM kararlarına göre devletler sağlık hizmetlerini -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 51). AİHM'e göre taraf devletler, uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda ilgili devlet, hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010). Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin sorumluluğunun Sözleşme'nin maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi için yeterli olup olmaması hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakılan bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59 ) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret etmiştir (Tysiac/Polonya, B. No: 5410/03,20/3/2007, § 119; Yardımcı/Türkiye, § 59). | Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/2281 | Başvuru, zamanında teşhis konulmaması yüzünden hastalığın ilerlediği iddiasıyla açılan tazminat davasında yeterli giderim sağlanmaması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, Şırnak'ın Cizre ilçesinde güvenlik güçleri tarafından terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar sırasında yaralanan kişiye gerekli tıbbi tedavinin sağlanmaması nedeniyle yaşam hakkının ve yaralının olay yerinde terk edilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının; gereksiz ve orantısız güç kullanımı nedeniyle ölüm olayı meydana gelmesi ve olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.A. Başvuruya Dayanak Oluşturan Olayların Arka Planı Olayların arka planı PKK/KCK Terör Örgütü, Çözüm Süreci ve 6-7 Ekim Olayları ile ilgili açıklamalara Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], (B. No: 2017/37897, 5/7/2022, §§ 16-28) kararında yer verilmiştir. Suriye'nin Türkiye sınırında bulunan Ayn el Arap (Kobani) kentinde -PKK'nın Suriye kolu olduğu kabul edilen- PYD ile DAEŞ arasındaki çatışmalar, 2014 yılının Eylül ayı sonunda ve Ekim ayı başında yoğunlaşmıştır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 21). Suriye'deki çatışmalar dolayısıyla tepkilerini dile getirdiğini ileri süren gruplar 6/10/2014 tarihinden itibaren Türkiye'nin birçok yerinde günlerce devam eden ve kamuoyunda “6-7 Ekim olayları” olarak adlandırılan şiddet eylemlerini gerçekleştirmiştir. Bu eylemler sırasında ülkenin pek çok yerinde kamu binalarına, banka şubelerine, işyerlerine, araçlara, güvenlik güçlerine ve sivillere taş, sopa, molotof kokteyli ve silahlarla saldırıda bulunulmuştur. Bu sırada kamu makamlarınca güvenliğin sağlanması için birçok şehirde eğitime ara verilmiş ve sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir (Gülser Yıldırım (2), § 26). Türkiye, 2015 yılı Temmuz ayından itibaren giderek yoğunlaşan terör saldırılarına maruz kalmıştır. Tırmanan terör saldırılarını PKK/KCK terör örgütünün öz yönetim ilanları izlemiştir. Öz yönetim ilan edilen bölgelerde Öz Savunma Birlikleri (ÖSB) adı altında silahlı gruplar oluşturan PKK terör örgütü, bu gruplar ve YDG-H (Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) eliyle yollara barikat kurma, hendek kazma ve tünel açma gibi eylemlerde bulunmuştur (Gazal Kolanç ve diğerleri, §§ 25-27). Öz yönetim ilan ettiği bölgelerde patlayıcıyla tuzaklanmış hendekler kazmak ve barikatlar kurmak suretiyle yalıtılmış bölgeler oluşturmaya çalışan PKK terör örgütü, kamuoyunda hendek olayları olarak adlandırılan ve aylarca devam eden bu süreçte roketatarlar, keskin nişancı tüfekleri, patlayıcılar ve otomatik saldırı tüfekleri kullanarak terör saldırıları düzenlemiştir. Okullar, hastaneler, barajlar, adliye binaları, ambulanslar gibi temel kamu hizmetlerini sağlayan eşya ve binaların yanında sivilleri de hedef alan bu terör saldırılarında 335 sivil hayatını kaybederken 106 kişi yaralanmıştır. Terör saldırılarında 859 güvenlik görevlisi ve Derik kaymakamı şehit olmuş, 711 güvenlik görevlisi yaralanmıştır. Bu terör eylemlerinin engellenmesi, halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla sözde öz yönetim ilan edilen bazı bölgelerde mülki idare amirliklerince sokağa çıkma yasakları uygulanarak terörle mücadele operasyonları başlatılmıştır (hendek olayları, öz yönetim ilanları, PKK terör örgütünün şehir savaşı stratejisi ve sokağa çıkma yasakları hakkında arka plan bilgisi ile ayrıntılı açıklamalar için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri, §§ 16-28, 67, 346-348). Terörle mücadele operasyonlarının gerçekleştirildiği bölgelerin bazılarında sokağa çıkma yasakları uygulanmış ve bazıları geçici süreyle askerî güvenlik bölgesi ilan edilmiştir. Bu kapsamda terör örgütü üyelerinin yakalanarak halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla anılan il ve ilçelerin bir kısmında sokağa çıkma yasakları ilan edilmiş fakat güvenlik güçlerince yürütülen operasyonların sona ermesinin ardından söz konusu yasaklar kaldırılmıştır (Ayşe Çelik, B. No: 2017/36722, 9/5/2019, § 12). Şırnak Valiliği, Cizre ilçesinde ilk olarak terörle mücadele operasyonlarının düzenlendiği bazı yerlerde uygulanan sokağa çıkma yasakları kapsamında 4/9/2015 tarihinden itibaren terör örgütü mensuplarının etkisiz hâle getirilmesi, mayın ve patlayıcılarla tuzaklanmış barikat ve hendeklerin bertaraf edilmesi, vatandaşların can, mal güvenliğinin ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini açıklamıştır. Cizre'de bu tarihten itibaren çeşitli defalar kaldırılıp yeniden uygulamaya konulan ve uygulama saatleri değiştirilen sokağa çıkma yasağı 10/4/2017 tarihinde tamamen kaldırılmıştır (Gazal Kolanç ve diğerleri, § 28). Şırnak Valiliğinin olaylarla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine 28/1/2016 tarihinde verdiği bilgiler özetle şöyledir: i. Sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgelerde terör örgütü üyelerinin saldırıları devam etmektedir. Terör örgütü, silahlı ve bombalı eylemlerle temel kamu hizmetlerinin sunulmasını engellemektedir. Sokağa çıkma yasaklarıyla, yerleşim yerleri içinde terör örgütü mensupları ile girilen silahlı çatışmalar sırasında bölgede yaşayan vatandaşlarımızın can ve mal emniyetinin sağlanması amaçlanmaktadır. ii. Şırnak Valiliği güvenlik operasyonlarının icra edileceği Silopi ve Cizre ilçelerinde yaşayan halkın temel ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli planlama ve düzenlemeleri yapmıştır. Bu kapsamda Cizre Devlet Hastanesi hizmet vermeye devam etmekte, dört eczane dönüşümlü olarak eczacılık hizmetlerini sürdürmektedir. Ambulanslar 14/12/2015 ile 27/1/2016 tarihleri arasında 295 vakaya müdahale etmiştir. 112 ve 155 yardım hatları faaliyettedir. 155 hattına başvuran tüm vatandaşlara gıda ve temel ihtiyaç malzemesi dağıtımı yapılmıştır. Bazı market ve bakkallarla birlikte ekmek fırınları açık tutulmaktadır.iii. 5/9/2015-4/1/2016 tarihleri arasında Cizre’de 112 Acil yardım hattına yapılan çağrıların %84’ü cevaplanmıştır. Sağlık personelinin yaşamlarının korunması amacıyla müdahale edilemeyen vakalara, vaka bölgesinde güvenlik sağlandıktan hemen sonra müdahale edilmektedir. Bu süreçte sağlık personeli ve ambulanslar terör örgütü tarafından birçok defa saldırıya uğramış, buna rağmen hizmetler devam etmiştir(Gazal Kolanç ve diğerleri, § 35). B. Bireysel Başvuruya Konu Olaylar Başvurucuların yakını S.A., 20/1/2016 tarihinde Cizre ilçesi Nusaybin Caddesi A. Petrol civarında diğer iki kişi ile birlikte ölü olarak bulunmuş ve cesetler cenaze aracıyla Cizre Devlet Hastanesine götürülmüştür. Cizre Emniyet Müdürlüğünün 20/1/2016 tarihli tutanağında Cizre Devlet Hastanesinde görevli olunduğu sırada Cizre Belediyesine ait cenaze aracıyla ölü olarak getirilen üç kişiden birinin A.T., diğer ikisinin kimliği belirsiz kişiler olduğu, tabut içinde getirilen ve sonradan S.A. olmadığı anlaşılan kimliği belirsiz ölü şahsın yanında ruhsatsız tabanca ve üzerinde dolu hâlde şarjör bulunduğu tespit edilmiştir. Cizre Emniyet Müdürlüğünün 20/1/2016 tarihli Bilgi Alma Tutanağında tanık olarak bilgisine başvurulan B., Cizre Belediyesinde cenaze aracı şoförlüğü yaptığını, sabah saatlerinde Şırnak milletvekili F.S.nin yanında yirmi otuz kişilik grupla geldiğini, cenazeleri almak üzere Cudi Mahallesi'ne gidileceğini söylediğini, bir kısım belediye çalışanının bu grupla gittiğini, saat 00 sıralarında yanına gelen itfaiye çalışanı kişinin 155'e Nusaybin Caddesi A. Petrol yanında cenaze bulunduğu bilgisi verildiğini söylediğini, birlikte iki cenaze aracı ile yola çıktıklarını, bildirilen yere ulaştıklarında orada bulunan F.S.nin “cenazeleri bırakın yaralıları alın” dediğini, iki yaralıyı hastaneye getirdiğini, sonra polis aracı ile Kırmızı Medrese'nin karşısındaki sokağa gittiklerini, burada iki pazar arabası üzerinden üç cenaze aldıklarını, cenazelerin birinin sarılı olduğu battaniyeden silah düştüğünü ifade etmiştir. Cizre Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri Grup Amirliği görevlilerince düzenlenen 20/1/2016 tarihli olay yeri inceleme raporunda Cizre Devlet Hastanesine gönderilen cesetlerin fotoğraf çekimi ve kamera kaydı yapılarak ölü muayene işlemlerinin yapıldığı, svap örneklerinin alınarak giysilerin muhafaza altına alındığı belirtilmiştir. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) 21/1/2016 tarihli Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağı'nda sonradan S.A.ya ait olduğu anlaşılan kimliği belirsiz ceset üzerinde yapılan otopsi işlemi neticesinde (1) sağ skapula ortasında 0,6 cm çapında etrafında vurma halkası bulunan ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası (2) sternumun hemen sağında interkostal aralık hizasında 5x3 cm'lik ateşli silah mermi çıkış yarası (3) sol skapula alt uç hizasında 0,5 cm çapında etrafında vurma halkası bulunan ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası (4) sternumun 3 cm solunda interkostal aralık hizasında 2x1,3cm'lik ateşli silah mermi çekirdeği çıkış yarası (5) sol arka aksiller hatta arkus kostanın 5 cm yukarısında 0,5 cm çapında etrafında vurma halkası bulunan ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası (6) sol arkus kosta midskapular hat hizasında medialinde 1,8x1,2cm'lik yüzeyel yırtık bulunan 0,7 cm çapında ateşli silah mermi çekirdeği çıkış yarası tespit edilmiştir. Tutanakta adli tıp uzmanı bilirkişi hekimlerin cesede 3 adet ateşli silah mermi çekirdeği isabet ettiği, 1 ve 2 numarada tarif edilen yaralanmaların müstakilen öldürücü nitelikte olduğu, kişinin ölümünün çoklu ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmalarına bağlı kot kırıkları ile birlikte çoklu iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu meydana geldiği kanaatini bildirdiği belirtilmiştir. Diyarbakır Polis Kriminal Laboratuvarının 28/3/2016 tarihli raporunda ölenden alınan svapların (sol el avuç içi, sol el üstü, sağ el avuç içi, sağ el üstü ve yanak) tamamında atış artıklarında bulunan antimon elementi tespit edildiği, ölene ait mont ve şal üzerinde atış artıkları tespit edildiği belirtilmiştir. Başvurucunun kardeşi A., kolluk tarafından şikâyetçi sıfatıyla alınan 10/5/2016 tarihli beyanlarında kardeşi S.A.nın 25/12/2015 gününden itibaren kayıp olduğunu bu durumu kolluk görevlilerine bildirdiğini ancak 28/1/2016 günü kardeşinin öldüğünü televizyondan öğrendiğini, kardeşinin arkadaşı Sv.A.nın ölüm olayından bir ay sonra yanına gelerek kardeşinin G.T. ile birlikte Diyarbakır'a barış mitingine gittiğini söylediğini, kardeşinin kayıp olduğu gün Sv.A. ile evden ayrıldığını ve geri gelmediğini, kardeşini kandırarak ölmesine neden olan kişilerden şikâyetçi olduğunu ifade etmiştir. Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma neticesinde 16/2/2018 tarihinde S.A.nın ölümü olayı yönünden meçhul şüpheliler hakkında kasten öldürme suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Karar gerekçesinde özet olarak 20/1/2016 tarihinde Cizre ilçesi Nusaybin Caddesi A. Petrol civarında üç ölü şahsın bulunduğunun bildirilmesi üzerine cesetlerin Cizre Devlet Hastanesine götürüldüğü, otopsi neticesinde maktulün çoklu ateşli silah yaralanmasına bağlı iç kanaması sonucu öldüğünün belirlendiği ifade edilmiştir. Kararda, yapılan araştırma sonucunda ölenin Sultanbeyli İstanbul'da MERNİS adres kaydının bulunduğu, 12/1/2016 tarihinde kardeşi A. tarafından kandırılarak terör örgütüne götürülmüş olabileceğinden bahisle kayıp şahıs müracaatında bulunulduğu, İstanbul İl Emniyet Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğünün 18/12/2015 tarihli ihbar formunda maktulün Şırnak'ın Cizre ilçesinde PKK terör örgütüne katıldığından bahisle ihbarda bulunulduğu, ölenin Diyarbakır'da gerçekleştirilecek olan DEM-GENÇ kongresine katılmak amacıyla 12/12/2015 tarihinde İstanbul'dan ayrıldığı, kongrenin ardından Cizre'ye gelerek öz savunma eğitimi aldığı, 19/1/2016 tarihinde güvenlik güçleri ile girdiği çatışma sonucu ağır bir biçimde yaralandığına ilişkin bilgiler edinildiği belirtilmiştir. Kararda ayrıca, DEM-GENÇ üyesi şüpheli Y.nin kolluk ifadesinde sokağa çıkma yasağından iki gün önce İstanbul'dan Cizre'ye gelen üniversite öğrencisi 35-40 kişide Kalaşnikof marka silah ve el bombası gördüğünü beyan ettiği, S.A.nın bu grup içinde yer aldığının değerlendirildiği, ölenden alınan svapların tamamında antimon atış artıklarının tespit edildiği, PKK/KCK terör örgütüne müzahir yayın yapan ANF isimli ajansın internet sitesinde YPS Cizre şehitleri başlığı altında ölenin isminin yayınlandığı, Cizre Devlet Hastanesine kaldırılan cesetlerden bir tanesinin bulunduğu tabut içerisinde ruhsatsız tabanca ve içinde dolu şarjör bulunduğu, ölenin K. isimli örgüt üyesi ile irtibatını gösteren iletişim tespit kayıtları ve tüm dosya kapsamından S.A.nın güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet gösterdiği esnada meşru müdafaa hakkı kapsamında güvenlik güçlerince öldürüldüğü belirtilmiştir. Kararda, güvenlik güçlerinin örgüt mensuplarının silahlı ve bombalı eylemlerde bulundukları mahallelerde yetkili bir merciden almış oldukları hukuka uygun bir emri yerine getirdikleri ve emrin yerine getirilmesi esnasında kendilerine, diğer güvenlik güçleri ile sivil halka örgüt mensuplarınca yöneltilen, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıları o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde def etme zorunluluğunda bulundukları, olayda hukuka uygunluk sebebi bulunduğu ifade edilmiştir. Başvurucular, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara özetle ölüm olayı yönünden etkili bir soruşturma yürütülmediğini belirterek itiraz etmiştir. Başvurucuların itirazını inceleyen Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğince özet olarak Başsavcılığın olayda meşru müdafaa şartlarının oluştuğu ve hukuka uygunluk sebebi bulunduğu değerlendirmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi açıklanarak 9/3/2018 tarihinde itirazın reddine karar verilmiştir. Başvurucular nihai kararı 19/3/2018 tarihinde öğrendikten sonra 28/3/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) Başvuru Süreci Başvurucuların yakını S.A. adına Avukat Ramazan Demir tarafından 19/1/2016 tarihinde hastaneye erişimin sağlanması için tedbir talebiyle AİHM'e başvuru yapılmış olup AİHM, aynı gün S.A.nın yaşamının ve vücut bütünlüğünün korunması için bütün tedbirlerin alınması yönünde bildirimde bulunmuştur. AİHM 28/1/2016 tarihinde, S.A.nın ölümüne ilişkin olarak taraflarca sunulan bilgiler ışığında 4353/16 numaralı başvuruda bildirilen geçici tedbirin kaldırılmasına karar vermiştir. AİHM 12/3/2019 tarihinde, 19/1/2016 tarihinde yapılan 4353/16 numaralı başvuru ile birleştirilen 63130/15 numaralı başvuruda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin , , ve maddeleri yönünden iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/9265 | Başvuru, Şırnak'ın Cizre ilçesinde güvenlik güçleri tarafından terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar sırasında yaralanan kişiye gerekli tıbbi tedavinin sağlanmaması nedeniyle yaşam hakkının ve yaralının olay yerinde terk edilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının; gereksiz ve orantısız güç kullanımı nedeniyle ölüm olayı meydana gelmesi ve olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, dokuz yaşındaki bir çocuğun demir yolu hattı üzerinde bulunan elektrik kablolarından geçen elektrik akımına kapılarak yaralanması ve bu olaya ilişkin tazminat davasının makul süratle yürütülmeyerek reddedilmesi nedenleriyle yaşama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru,25/4/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:İstanbul'da yaşayan ve başvuru tarihinde yirmi iki yaşında olan başvurucu, dokuz yaşındayken 5/1/2001 tarihinde bir demir yolu hattının yakınında bulunduğu sırada trenlere enerji sağlayan elektrik kablolarından kaynaklanan elektrik akımına kapılarak ağır şekilde yaralanmıştır. Olay nedeniyle başvurucunun sol dizinin altının ampüte edilmesinin yanında sol el ve kolunda fonksiyon bozukluğu meydana gelmiştir.A. Ceza Soruşturması Süreci Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı), olaya ilişkin soruşturma başlatmıştır."Aksaray Polis Karakolu Polis Kayıt Defteri"ne göre olay, başvurucunun yaya üst geçidinden geçtiği sırada üzerine elektrik tellerinin düşmesi sonucunda meydana gelmiştir. Kolluk görevlileri tarafından 5/1/2001 tarihinde düzenlenen "Olay İntikal ve Tespit Tutanağı"nda ise başvurucunun yaya üst geçidinden düşüp elektrik tellerine çarpması sonucunda yaralandığı belirtilmiştir. Soruşturma ve başvuru belgelerinde, söz konusu görevlilerin ilgili kayıt defteri ve tutanakta yer verdikleri bu açıklamalarını hangi delile dayandırdıklarına ilişkin bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Soruşturmada başvurucunun ifadesi, hastanede tedavi gördüğü sırada -herhangi bir yasal temsilcisi olmaksızın- kolluk görevlileri tarafından alınmıştır. Başvurucu; demir yolu raylarının kenarında gezerken elektrik akımı geçen tellerle bağlantılı olan demire elinin çarpması sonucu yere düştüğünü, sonrasında tanımadığı bir kişi tarafından hastaneye götürüldüğünü söylemiştir. Başvuru belgelerinde, bu kişinin kimliği ve olayı görüp görmediği konusunda ise bir bilgi bulunmamaktadır. Başvurucunun annesi G. ifadesinde başvurucunun köprüden geçerken bulduğu bir demir çubukla elektrik tellerine dokunduğunu olaydan sonra kendisine söylediğini beyan etmiş ve kimseden şikâyetçi olmamıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı 9/2/2001 tarihinde, olay hakkında takipsizlik (kovuşturmaya yer olmadığı) kararı vermiş; bu karara gerekçe olarak ise başvurucunun köprüden geçerken elektrik tellerine dokunması sonucu yaralanması nedeniyle ortada suç ve suçlu bulunmadığını göstermiştir.B. Tazminat Davası SüreciBaşvurucu ile annesi G. ve babası R. olay tarihinde başvurucunundemir yolu hattının yakınında bulunan bir kaldırımın kenarında oturduğu sırada söz konusu hattaki elektrik kablolarından birinin koparak kaldırıma temas etmesi sonucunda ağır şekilde yaralandığını, olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğunu ve olay nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradıklarını ileri sürerek bu zararlarının tazmini talebiyle Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü (TCDD), Boğaziçi Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Fatih Belediye Başkanlığına karşı 25/3/2002 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tazminat (tam yargı) davası açmıştır.İdare Mahkemesi, tam yargı davası açılmadan önce ilgili idarelere başvurulup tazminat talep edilmesi gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesi ve eklerini ilgili idarelere göndermiştir. Talepleri konusunda idareden olumlu bir cevap alamayan başvurucu ile anne ve babası 9/10/2002 tarihinde, İdare Mahkemesinde aynı taleplerini içeren yeniden bir tam yargı davası açmışlardır. Davanın görülmesi sırasında başvurucunun babası R. yaşamını yitirmiş, yasal mirasçıları söz konusu davaya onun taleplerini takip etmek için katılmışlardır. Davada bilirkişiye davacıların olay nedeniyle talep edebileceği zararlar tespit ettirilmiş; bilirkişi, başvurucunun ebeveyninin tazminat haklarının bulunmadığını, başvurucunun ise maluliyeti nedeniyle tazminat talep edebileceğini belirtmiş ve raporunda bu tazminat miktarını hesaplamıştır. Davada, ayrıca ilgili ceza soruşturması dosyası getirtilerek incelenmiştir. TCDD bünyesindeki Haydarpaşa Tesisler Müdürlüğü 10/3/2003 tarihli yazısıyla, olay günü söz konusu demir yolu hattında herhangi bir elektrik telinin kopmadığını ve herhangi bir kazanın meydana gelmediğini Mahkemeye bildirmiştir. İdare Mahkemesi 29/6/2006 tarihinde, TCDD aleyhine 000 TL maddi ve 000 TL manevi olmak üzere toplam 000 TL tazminata hükmetmiş; diğer davalılar yönünden ise davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:" (...)Mahkememizce ara karar ile getirtilen belgeler arasında yer alan, polis kayıt defteri, Haseki Hastanesi kayıtları, adli rapor formu, mağdur ifade tutanağı, olay yeri intikal ve tespit tutanağı, Fatih Emniyet Müdürlüğünün elektrik çarpması sonucu yaralanma konulu yazısı, ifade tutanakları, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının Hazırlık No: 2001/240 sayılı işlem dosyasında bulunan belgelerin bir bütün olarak değerlendirmesi sonucu, küçük Hüseyin'in elektrik çarpması nedeniyle ağır surette yaralanmasında, demir yolu ulaşım hizmetinin bir parçası olan ve elektrikle çalışan treni işleten davalı idarenin gerekli olan elektriğe ait kablonun kopmasından ötürü meydana gelen eylemin oluşmasında hizmet kusuru işlediği ve zarar ile eylem arasında illiyet bağı bulunduğu (anlaşılmıştır)." TCDD'nin temyizi üzerine anılan karar, Danıştay Onuncu Dairesinin (Daire) 11/2/2008 tarihli kararıyla bozulmuştur. Kararın gerekçesinde, Haydarpaşa Tesisler Müdürlüğünün yazısında demir yolu hattında olay günü herhangi bir kazanın meydana gelmediğinin bildirilmiş olması ve Cumhuriyet Başsavcılığının takipsizlik kararında başvurucunun elektrik tellerine dokunduğu için yaralandığının tespit edilmesi nedenleriyle zararın başvurucunun kusuruyla meydana geldiği belirtilmiştir. Bozma kararı üzerine yapılan yargılamada,bir üniversitenin Ulaştırma ve Elektrik Makineleri Ana Bilim Dalında görev yapan öğretim üyesi ve öğretim görevlilerinden oluşturulan bilirkişi heyeti ile birlikte olay yerinde keşif yapılmış ve bu bilirkişi heyetinden kusur durumuna ilişkin bir rapor alınmıştır. 23/10/2009 tarihli bu raporda, olayda başvurucu ve ebeveyninin tam kusurlu olduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte raporda, daha önceki mesleki tecrübelere dayanılarak olayın gerçekleşme şeklinin, tarafların iddialarından ve Cumhuriyet Başsavcılığının kabulünden farklı olabileceğinin değerlendirildiği de ifade edilmiştir. Söz konusu raporun ilgili bölümleri şöyledir:" (...)Olayın meydana gelmesine ilişkin, dosya kapsamında incelenmiş olan taraf ifadelerinin birbirlerinden çok farklı olmasından ötürü, bilirkişi heyetinde, daha önceki mesleki tecrübelere dayanarak olayın oluşumuna ilişkin olarak şöyle bir olasılık da hasıl olmuştur:'Herhangi bir demir çubuk veya yaş fidan v.b. bir malzemeyle üst geçitten geçerken kataner hattına uzanılıp dokunulmasa dahi, hattaki gerilim çok yüksek olduğundan belirli bir mesafeden atlama yapabilir, dolayısıyla çarpılma bu şekilde de vuku bulmuş olabilir. Bu durumda ancak Veliefendi Trafo Merkezindeki toprak kaçak rölesindeki kesici devreyi açıp bir süre sonra (yaklaşık 5 dakika) tekrar kapayabilir ve sisteme arıza kaydı geçmeyebilir.'Sonuç:... davacı Hüseyin Münüklü'nün kazanın oluşmasında asli kusurlu olduğu, ancak mağdurun yaşının küçük olması nedeniyle ebeveynlerinin de kusurlu oldukları açıktır. Öte yandan, olayın vuku bulduğu alan, TCDD.nin görev ve sorumluluk bölgesi olduğu için Fatih Belediyesi, İ.B.B. ve BEDAŞ.ın olayda ihmal ve sorumluluklarının dolayısıyla da kusurlarının bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Ayrıca olay davalı TCDD.nin sorumluluk alanında vuku bulmuş olsa da, bilirkişi heyetimizce olayın meydana geliş şekline ilişkin kanı nedeniyle, TCDD.nin de sorumluluklarını yerine getirdiği inancı tarafımızda hasıl olmuştur. Bu noktada; mağdur Hüseyin Münüklü'nün tam kusurlu olduğu ve diğer kuruluşlara herhangi bir kusur atfedilemeyeceği (kanaatine varılmıştır). " Rapora olay yerine ilişkin bazı fotoğraflar da eklenmiştir. Bu fotoğraflarda, olayın meydana geldiği iddia edilen yer ve meydana gelmiş olabileceği değerlendirilen farklı yerlerin, idare tarafından alınan koruma engellerinin mevcut durumuna ilişkin görüntüleri bulunmaktadır. Ancak raporda söz konusu bölüme ilişkin şu şekilde bir açıklama yapılmıştır:"Olay yerine ilişkin bazı fotoğraflar aşağıda verilmektedir. Ancak bu fotoğraflar olayın oluşumundan 8 yıl sonra çekilmiştir. Bu nedenle, TCDD sorumluluk alanını yayalardan ayıran engeller, olayın vuku bulduğu tarihte aynı yapıda değildirler. Bunu da akıldan çıkarmamak gerekir."Başvurucu ve diğer davacılar, bu rapora itiraz etmişler ve bilirkişilerin yetkileri olmayan konularda görüş bildirdiklerini, ayrıca bilirkişi heyetinde çocuk hakları konusunda bilgisi bulunan bir hukukçu bilirkişinin de yer alması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.İdare Mahkemesi, bu itirazları yerinde görmemiş ve 1/2/2010 tarihinde, olayın başvurucunun elindeki demir çubukla elektrik tellerine dokunması şeklinde oluşan kusuruyla meydana geldiğini kabul ederek davanın reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:"Dava ve temyiz dosyasının incelenmesinden davacılardan 9 yaşındaki Hüseyin Münüklü'nün 2001 tarihinde SSK İstanbul Eğitim Hastanesi karşısındaki kaldırım kenarında oturduğu sırada, demir yoluhattında trenlerin çalışmasını sağlayan elektrik kablolarından birinin koparak kaldırıma temas etmesi sonucunda ağır şekilde yaralandığından bahisle, meydana geldiği iddia edilen zararın tazmini istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı; ancak; Hüseyin Münüklü’nün polis memurlarına verdiği ifadesinde; Yenikapı tren istasyonu yakınlarında rayların kenarında gezerken haberi olmadan elektrik akımı geçen tellere bağlantılı olan demire elinin çarptığı, daha sonra yere düştüğü ve tanımadığı bir şahıs tarafından hastaneye götürüldüğü, annesi tarafından ver[ilen] ifadede, oğlunun kendisine, SSK Samatya Hastanesinin karşısında bulunan köprüden geçerken, bulduğu bir demir çubukla trenlerin bağlı bulunduğu tellere dokunarak çarpıldığını söylediğini beyan ettikleri 2001 tarihli olay intikal ve tespit tutanağında, Samatya Caddesi üzerinde bulunan üst geçitten düşerek tren elektrik tellerine çarpması neticesinde Hüseyin Münüklü’nün hastaneye kaldırıldığının belirtildiği, Polis Kayıt Defterinde, kişinin Samatya Hastanesi karşısında bulunan yaya üst geçidinden tren elektriktellerininüzerinedüşerekyaralandığının kayıtlı olduğu, Fatih Cumhuriyet Savcılığının Hazırlık N:2001/2640 sayılı dosyasında, olaydan zarar görenin tren rayları yanından geçen elektrik tellerine dokunduğu için yaralandığı, ortada suç ve suçlunun bulunmadığı belirtilerek takipsizlik kararı verildiği, 2003 tarih ve 51761 sayılı Haydarpaşa Tesisler Müdürlüğünün yazısında, yapılan incelemede İstanbul - Halkalı arasında 2001 tarihinde elektrik teli kopması olayının meydana gelmediği gibi, üçüncü şahısları ilgilendiren başkaca kaza ve olayın meydana gelmediğinin tespit edildiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.Uyuşmazlık hakkında Mahkememizce; davanın Kısmen KABULÜ, Kısmen REDDİ şeklinde verilen kararın yukarıda gün ve sayısı verilen Danıştay ncu Daire Kararı ile bozulması üzerine, dava dosyasında yapılan 2009 tarihli ara kararı ile; kazanın olduğu tarihte 9 yasında bulunan küçüğün; yaşamış olduğu kaza olayının engellenmesine yönelik olarak davalı idarelere düşen ödevin yerine getirilip getirilmediği, kazanın meydana gelmesinde davalı idarelere izafe edilebilecek bir kusur bulunup bulunmadığı hususlarının tespiti amacıyla kazanın meydana gelmiş olduğu mahalde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Konularında uzman Ulaştırma Anabilim Dalı öğretim üyeleriyle birlikte mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenerek 2009 tarihinde mahkememize sunulan bilirkişi raporunda özetle; 'herhangi bir demir çubuk veya yaş bir fidan vb bir malzemeyle üst geçitten geçerken kataner hattına uzanıp, dokunulmasa dahi, hattaki gerilim çok yüksek olduğundan belirli bir mesafeden atlama yapılabilir, dolayısıyla çarpılma bu şekilde de vuku bulmuş olabilir.' yönünde tespit yapıldıktan sonra, kazanın oluşmasında Hüseyin MÜNÜKLÜ'nün asli kusurlu olduğu, davalı idarelere yüklenebilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı hususlarına yer verilmiştir. Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş olup, davacı tarafça bilirkişi raporuna itiraz edilmiş ise de yapılan itiraz bilirkişi raporunu kusurlandırıcı nitelikte görülmemiş olup, uyuşmazlık hakkında hüküm tesis edilebilmesi için yeterli görülmüştür. Buna göre, davacılardan Hüseyin Münüklü' nün kaldırım kenarında oturduğu sırada, trenlerin çalışmasını sağlayan elektrik kablolarından birinin koparak kaldırıma temas etmesi sonucunda ağır şekilde yaralandığından bahisle tazminat davası açılmış ise dedosyada yer alan tutanak ve ifadelerden, yaralanma olayının, Hüseyin Münüklü’nün elindeki demir çubuk ile trenlerin çalışmasını sağlayan elektrik tellerine dokunmak suretiyle meydana geldiği sonucuna varılmış olup, söz konusu kaza; yaralanan kişinin kendi kusurlu eyleminden kaynaklandığından, zarar ile idarece yürütülen faaliyet arasında nedensellik bağı bulunmaması nedeniyle, idarenin tazminle sorumlu tutulması mümkün bulunmamaktadı[r].Açıklanan nedenlerle; davanın REDDİNE (karar verildi)."Söz konusu karar, Dairenin 22/6/2012 tarihli kararıyla onanmış; başvurucunun karar düzeltme talebi de Dairenin 11/2/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 27/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş olup 25/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. A. Ulusal Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İptal ve tam yargı davaları” kenar başlıklı maddesi şöyledir:"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır."B. Uluslararası Hukuk 9/12/1994 tarihli ve 4058 sayılı Kanun'la uygun bulunarak 27/1/1995 tarihli ve 22184 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 20/11/1989 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin , ve maddelerinin ilgili bölümlerişöyledir:"Madde 1 -Bu Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.Madde 3 - Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir. Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar. (...)Madde 6- Taraf Devletler, her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul ederler. Taraf Devletler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterirler.” 18/1/2001 tarihli ve 4620 sayılı Kanun'la uygun bulunarak 2/5/2002 tarihli ve 24743 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 25/1/1996 tarihli Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin maddesi şöyledir:“ Çocuğu ilgilendiren davalarda gereksiz gecikmelerden kaçınmak için adli makam süratli hareket edecek ve vermiş olduğu kararların hızlı bir şekilde uygulanması için gerekli usule müteallik düzenlemeler yapılacaktır. Acil durumlarda, uygun ve gerekli ise, adli makam, kararlarının gecikmeden uygulanmasını öngören kararlar alma yetkisine sahip olacaktır.” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygıyükümlülüğü" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar." Sözleşme'nin "Yaşam hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:" Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında, Sözleşme'nin maddenin ilk cümlesinin, devletin yalnızca kasti ve hukuka aykırı olarak ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil aynı zamanda devletlerin egemenlik yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri almalarına dair devletlere pozitif yükümlülük yüklediği de hatırlatılmaktadır (B/İngiltere, B. No: 23413/94, 9/6/1998, § 36). AİHM’e göre Sözleşme’nin maddesi, devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının bulunduğu durumlarda devlete elindeki tüm imkânları kullanarak yaşama hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak yeterli yargısal veya diğer tedbirleri alma görevi yüklemektedir (Osman/İngiltere, B. No: 23452/94,28/10/1998 §115; Paul ve Audrey Edwards/İngiltere, B. No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). Mahkeme, bu yükümlülüğün -kamusal olsun veya olmasın- yaşama hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından da geçerli olduğu kanaatindedir (Öneryıldız/Türkiye, [BD] B. No: 48939/99,31/11/ 2004, § 71). AİHM; Ciechonska/Polonya (B. No: 19776/04, 14/6/2011, § 67) başvurusunda devletin yaşama hakkını güvence altına alma görevinin; kamuya açık alanlarda bireylerin güvenliğini sağlamaya yönelik makul tedbirler almayı ve ciddi bir yaralanma ya da ölüm olayının yaşanması durumunda olayların tespit edilmesi, hatalı kişilerin sorumlu tutulması ve mağdura uygun telafinin sağlanması bakımından yeterli nitelikteki yasal yolların mevcut olduğunu güvence altına alan etkili ve bağımsız bir adli sisteme sahip olmayı kapsadığını kaydetmiştir. Ancak AİHM'e göre Sözleşme’ninmaddesikapsamındayetkililerin pozitif yükümlülükleri mutlak/koşulsuz (unqualified) değildir. Yaşama yönelik varsayılan her tehdit, yetkilileri riski önlemek için özel önlemler almaya zorlamaz. Özel önlemler alma yönünde bir görev, sadece yetkililerin yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri ya da bilmeleri gerektiği ve yetkililerin durum üzerinde belirli derecede hâkimiyetlerinin bulunduğu hâllerde ortaya çıkar (Finogevov ve Diğerleri/Rusya, B. No:18299/03 ve 27311/03,20/12/ 2011, § 209). Diğer taraftan söz konusu pozitif yükümlülük, modern toplumların güvenliğini sağlamadaki zorlukları, insan davranışlarının öngörülemezliğini ve belirli bir faaliyete ilişkin tercihlerin önceliklere ve kaynaklara göre yapılması gerektiğini akılda tutarak yetkililere imkânsız veya aşırı bir sorumluluk yüklemeyecek şekilde yorumlanmalıdır (Finogevov ve Diğerleri,§ 209; Makaratzis/Yunanistan, B. No: 50385/99,20/12/2004,§ 69). | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/5973 | Başvuru, dokuz yaşındaki bir çocuğun demir yolu hattı üzerinde bulunan elektrik kablolarından geçen elektrik akımına kapılarak yaralanması ve bu olaya ilişkin tazminat davasının makul süratle yürütülmeyerek reddedilmesi nedenleriyle yaşama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi'nden sonra kamu görevlileri tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen işlem ve eylemler nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının; kişi özürlüğü ve güvenliği hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 11/4/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucu 12 Eylül 1980'den sonra birkaç kez gözaltına alınmış ve daha sonra 13/7/1981 tarihinde Adana Sıkıyönetim Mahkemesinin E.1981/363 sayılı dosyasındaki gıyabi tevkif müzekkeresinin İskenderun Sulh Ceza Mahkemesi tarafından vicahiye çevrilmesi ile tutuklanmıştır. Başvurucu 12/9/2010 tarihli referandumla Anayasa'nın geçici maddesinin yürürlükten kaldırılması üzerine Ankara Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak, gözaltı ve tutukluluk sürecinde İskenderun Emniyet Müdürlüğü görevlilerince işkence ve kötü muamele gördüğü iddiasıyla, askerî darbeyi yapanların yargılandığı davaya 21/3/2012 tarihinde katılma talebinde bulunmuştur. Mahkeme, katılma talebini suç duyurusu kabul ederek İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığının 4/12/2013 tarihli kararıyla olaya ilişkin dava zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucu tarafından anılan karara karşı yapılan itiraz, Hatay Ağır Ceza Mahkemesinin 13/2/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Karar başvurucuya 12/3/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 11/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa’nın geçici maddesi şöyledir: “12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz. Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır. ” 13/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ve maddeleri şöyledir:“Madde 102 - Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:1 - Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene, 2 - Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,3 - Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,4 - Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,5 - Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,6 - Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbedyahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru zamanı yoktur. Madde 104 - Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesi ile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.” 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/5236 | Başvuru, 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi nden sonra kamu görevlileri tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen işlem ve eylemler nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının; kişi özürlüğü ve güvenliği hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvurucular, Kızıltepe Kadastro Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itiraz davasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler, tazminat talep etmişlerdir. Başvuru, 24/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 2/5/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 21/5/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Maliye Hazinesi, Arif Karahan, Beşir Çengelli, İsmail Palay, Caziye Palay ve Abdurrezzak Karadeniz, karşılıklı olarak birbirleri aleyhine açtıkları davada, 364 parsel numaralı taşınmazın kadastro tespitinin iptalini talep etmişlerdir. Mahkemece, 25/12/1980 tarih ve E.1978/58, K.1980/60 sayılı kararla; dava konusu taşınmazın kadastro tutanağının malik hanesinin boş bırakıldığı belirtilerek, tapulama işlemlerinin tamamlanması ve malik hanelerinin doldurulması için tutanakların Tapulama Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiş ve aynı tarihte kesinleşmiştir. Kızıltepe ilçesinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında 364 parsel numaralı taşınmaz kısmen başvurucuların murisleri Arif, Muhsin ve Vedat Karahan ile kısmen Maliye Hazinesi adına tespit edilmiştir. Başvurucuların murisleri Arif Karahan, Muhsin Karahan ve Vedat Karahan, Maliye Hazinesi aleyhine; Hazine ve Beşir Çengelli, başvurucuların murisleri Arif, Muhsin ve Vedat Karahan aleyhine 26/4/1985 tarihinde açtıkları davada, 364 parsel numaralı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile adlarına tescilini talep etmişlerdir. Mahkemece, 24/5/1989 tarih ve E.1985/4, K.1989/22 sayılı kararla; davacı Maliye Hazinesinin açtığı davanın reddine, davacı Beşir Çengelli'nin itirazından vazgeçmesi nedeniyle itiraz etmemiş sayılmasına, Arif Karahan ve arkadaşları tarafından açılan davanın kısmen reddine karar verilmiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay Hukuk Dairesinin 6/7/1992 tarih ve E.1992/9325, K.1992/6947 sayılı ilamıyla eksik inceleme ve değerlendirme sonucu karar verildiği gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 9/6/1993 tarih ve E.1993/3992 tarih ve K.1993/188 sayılı ilamıyla reddedilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyularak yapılan yargılama sırasında, 12/11/2003 tarih ve E.1993/10, K.2003/8 sayılı kararla; E.1978/77 sayılı dava dosyasındaki taraflar ve dayanak tapu kayıtlarının benzer olduğu, aralarında irtibat bulunduğu gerekçesiyle dava dosyasının E.1978/77 sayılı dava dosyasıyla birleştirilmesine, yargılamaya bu dosya üzerinden devam edilmesine karar verilmiştir. Kızıltepe Kadastro Mahkemesinin kapatılmasında sonra yargılamaya Mardin Kadastro Mahkemesinin E.2013/99 sayılı dava dosyasında devam edilmektedir. Başvurucular, 24/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.” 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Genel olarak görev” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir.” 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Kadastro hakimi, askı süresi içinde açılacak davalar ve kadastro müdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacak taşınmaz mallara ait kadastro tutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerinden devredilen işler hakkında dava dosyası açar. İlgililerin başvurusunu beklemeksizin kadastro tutanakları ile uyuşmazlığın çözümlenmesine etkili olabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgili dairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflara Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen tebliğ eder.” 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenar başlıklı maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir: “Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşma yapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olan delilleri inceler ve 30 uncu madde hükmünce işi karara bağlar.…Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyan hallerde basit yargılama usulü uygulanır.Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.” 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimin takdiri” kenar başlıklı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: “Kadastro tutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bu beyanlarına gerekçe gösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler. Ancak hakim, kadastro tutanağındaki beyanla, duruşma sırasında topladığı deliller arasında çelişki görürse, bunu gidermek için tutanakta beyanlarına başvurulan kimseleri tanık sıfatıyla yeniden dinleyebilir. Kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür. Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları da tespit edilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararı verilir.” 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanun yollarına başvurma ve ilamların infazı” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Kadastro mahkemesi kararları Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen taraflara tebliğ olunur.” 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastro harcı ve tahakkuku” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi şöyledir: “Bu Kanun gereğince resen yapılması gereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zaruri giderler, ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanır.” | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/998 | Başvurucular, Kızıltepe Kadastro Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itiraz davasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler, tazminat talep etmişlerdir. | 1 |
Başvuru, infaz hâkimliğine yapılan şikâyetin esasa girilmeden reddedilmesi nedeniyle özel ve aile hayatına saygı hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 10/10/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Silahlı terör örgütü üyesi olma suçu kapsamında tutuklanan başvurucu İzmir 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) tutulmaktadır. Babasının vefat ettiğini öğrenen başvurucu 20/8/2019 tarihli dilekçe ile Denizli'nin Tavas ilçesinde yapılacak cenaze törenine katılmak ve taziyeleri kabul etmek için yazılı dilekçe ve ekinde ölüm belgesi ile cenaze ve defin işlemlerine katılmak amacıyla izin talep etmiştir. Talebin onayı için gönderilen İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı talebi reddetmiştir. Başsavcılık kararında, başvurucu ve vekilinin izin talebinin başvurucunun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırıldığı, yasal düzenlemeler ile başvurucunun hukuki durumu birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un maddesinin (2) numaralı fıkrasında yazılı suçlardan hükümözlü olarak bulunduğu ve cenaze töreninin yapılacağı adresin il dışında bulunması nedeniyle kurum dışına çıkmasının güvenlik açısından sakınca oluşturabileceği gerekçesiyle reddedildiği belirtilmiştir. Başvurucu 20/8/2019 tarihli şikâyet dilekçesi ile İzmir İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) başvurarak söz konusu Başsavcılık kararının kaldırılması ve babasının cenaze ve defin işlemlerine katılma izni verilmesi talebinde bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği 23/8/2019 tarihli kararıyla, şikâyet başvurusunu içeren dilekçenin esasına girmeden reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde Cumhuriyet savcılığı kararına karşı itirazın infaz hâkimliğince esastan incelenemeyeceği, kararın idari bir işlem niteliğinde bulunduğu ve gerçekleştirilen bu işlemin idari yargı mercilerince denetlenebileceği vurgulanmıştır. Söz konusu karara karşı başvurucu tarafından yapılan itiraz, İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin 17/9/2019 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararda, İnfaz Hâkimliğince verilen kararın gerekçesinde mevzuata ve usule aykırı bir yönün bulunmadığı belirtilmiştir. Nihai karar, başvurucuya 23/9/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. A. Ulusal Hukuk 5275 sayılı Kanun'un "Tutukluların yükümlülükleri" başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:"İkinci derece dâhil kan veya kayın hısımlarından birinin ya da eşinin ölümü hâlinde, tutukluya, ceza infaz kurumu en üst amirinin önerisi ve Cumhuriyet başsavcılığının onayı ile soruşturmanın veya kovuşturmanın selameti ve güvenlik bakımından sakınca oluşturmaması koşuluyla, dış güvenlik görevlisinin refakatinde yol süresi dışında iki güne kadar cenazeye katılması için izin verilebilir." 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun "İnfaz hâkimliklerinin görevleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:" Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri, barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tâbi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.... Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurullarının kendi yetki alanlarına giren ceza infaz kurumları ve tutukevlerindeki tespitleri ile ilgili olarak düzenleyip intikal ettirdikleri raporları inceleyerek, varsa şikâyet niteliğindeki konular hakkında karar vermek...." 4675 sayılı Kanun'un "İnfaz hâkimliğine şikâyet ve usulü" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlerin ya da Cumhuriyet savcısının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin verdiği kararların kanun veya diğer mevzuat hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle bu karar, işlem veya faaliyetlerin öğrenildiği tarihten itibaren onbeş gün, herhalde yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde şikâyet yoluyla infaz hâkimliğine başvurulabilir.Şikâyet, dilekçe ile doğrudan doğruya infaz hâkimliğine yapılabileceği gibi; Cumhuriyet başsavcılığı veya ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürlüğü aracılığıyla da yapılabilir. İnfaz hâkimliği dışında yapılan başvurular hemen ve en geç üç gün içinde infaz hâkimliğine gönderilir. Sözlü yapılan şikâyet, tutanağa bağlanır ve bir sureti başvurana verilir.Şikâyet yoluna, kendisi ile ilgili olmak kaydıyla hükümlü veya tutuklu ya da eşi, anası, babası, ayırt etme gücüne sahip çocuğu veya kardeşi, müdafii, kanunî temsilcisi veya ceza infaz kurumu ve tutukevi izleme kurulu başvurabilir.Şikâyet yoluna başvurulması, verilen kararın, yapılan işlem veya faaliyetin yerine getirilmesini durdurmaz. Ancak, infaz hâkimi giderilmesi güç veya imkansız sonuçların doğması ve karar, işlem veya faaliyetin açıkça hukuka aykırı olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda karar, işlem veya faaliyetin ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir." 4675 sayılı Kanun'un "İnfaz hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Şikâyet başvurusu, 5 inci maddede yazılı sürenin geçmesinden sonra veya infaz hâkimliğinin görev ve yetki alanı dışında kalan bir karar, işlem veya faaliyete karşı ya da başvuru hakkı olmayan kimselerce yapılmışsa infaz hâkimi, başvuru dilekçesini esasa girmeden reddeder; şikâyet başvurusu başka bir yargı merciinin görevi içerisinde ise o mercie gönderir."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir." Sözleşme'nin "Etkili başvuru hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklerin ulusal düzeyde korunması için etkili bir başvuru yolunun var olması gerektiğini belirtmektedir. AİHM'e göre Sözleşme'nin maddesi yetkili ulusal makamlar tarafından Sözleşme kapsamına giren bir şikâyetin esasının incelenmesine izin veren ve uygun bir telafi yöntemi sunan bir iç hukuk yolunun sağlanmasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca bu hukuk yolunun teoride olduğu kadar pratikte de etkili bir yol olması gerekmektedir (İlhan/Türkiye [BD], B. No: 22277/93, 27/6/2000, § 97; Kudla/Polonya [BD], B. No: 30210/96, 26/10/2000, § 157; Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 82). AİHM, etkili başvuru hakkının Sözleşme çerçevesinde savunulabilir nitelikteki bir şikâyetin etkili bir şekilde mahkemelerce incelenmesini ve öngörülen yolun uygun bir telafi imkânı sunmaya elverişli olmasını güvence altına aldığını vurgulamaktadır (Kudla/Polonya, § 157; Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan, B. No: 11379/03, 10/2/2011, § 35). AİHM, iç hukuktaki düzenlemelerin başvuruculara bu anlamda asgari güvenceleri içerecek şekilde yeterli bir hukuk yolu sunup sunmadığını irdelemektedir (Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan, § 36). | Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/34480 | Başvuru, infaz hâkimliğine yapılan şikâyetin esasa girilmeden reddedilmesi nedeniyle özel ve aile hayatına saygı hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, kovuşturmanın ertelenmesi yerine hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına (HAGB) karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 17/7/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu hakkında hakaret suçunu işlediğinden bahisle Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığının 12/5/2009 tarih ve 2009/675 esas sayılı iddianamesi ile Çankırı Sulh Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. Çankırı Sulh Ceza Mahkemesinin 15/1/2010 tarihli ve E.2009/383, K.2010/25 sayılı kararı ile başvurucunun beraatine karar verilmiştir. Kararın katılan tarafından temyizi üzerine, Yargıtay Ceza Dairesinin 30/1/2014 tarih ve E.2012/12487, K.2014/2703 sayılı ilamı ile "zincirleme hakaret ettiğinin anlaşılması karşısında, yerinde olmayan gerekçe ile beraat kararı verildiği" gerekçesiyle karar bozulmuştur. Bozma ilamında, başvurucunun hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi esnasında 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun açısından da bir değerlendirme yapılması zorunluluğuna yer verilmemiştir. Bozma sonrası yapılan yargılama neticesinde, Çankırı Sulh Ceza Mahkemesinin 8/5/2014 tarihli ve E.2014/135, K.2014/333 sayılı kararı ile başvurucunun 860,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Karara başvurucunun müdafii tarafından itiraz edilmesi üzerine, Çankırı Asliye Ceza Mahkemesinin 10/6/2014 tarihli ve 2014/182 Değişik İş sayılı kararı ile itiraz reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir. Anılan karar başvurucuya 20/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 17/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,gerekir.(Ek cümle: 22/7/2010 - 6008/7 md.) Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez. (...)(12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.” 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin (2) numaralı fıkrası. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/11771 | Başvuru, kovuşturmanın ertelenmesi yerine hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına HAGB) karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 27/10/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 28/7/2007 tarihinde tutuklanmış ve Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının 3/1/2008 tarihli iddianamesi ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediği iddiasıyla hakkında kamu davası açılmıştır. İstanbul Asliye Ceza Mahkemesinin 15/2/2012 tarihli kararıyla başvurucunun beraatine hükmedilmiştir. Karar 16/6/2015 tarihinde onanmıştır. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/17476 | Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, denge tazminatı alacağının tahsili amacıyla açılan davanın istinaf daireleri arasında süregelen görüş ayrılığından kaynaklı olarak reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve uzun süren yargılama nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 3/9/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, özelleştirilen Türk Telekomünikasyon A.Ş. (Şirket) bünyesinde kapsam dışı personel olarak görev yapmaktayken kurumun özelleştirme kapsamına alınması üzerine 4/5/2006 tarihinde Ulaştırma Bakanlığında görevlendirilmiştir. Başvurucu 25/3/2011 tarihinde Ocak 2006'dan dava tarihine kadar ödenmesi gereken denge tazminatı tutarının yasal faizi ile birlikte tahsili talebiyle şirket aleyhine alacak davası açmıştır. Ankara İş Mahkemesi (Mahkeme) 2/4/2014 tarihinde adli yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile davanın usulden reddine karar vermiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi 1/6/2015 tarihli ve E.2015/465, K.2015/467 sayılı kararı ile davanın çözümünde adli yargının görevli olduğuna karar vermiştir. Mahkeme 6/3/2018 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Kararda davacının tüm bordroları, ücret ve mali haklarına ilişkin işletmenin kararları celbedildiği ve davacıya kamuya nakledildiği tarihe kadar ödenen ücret ve mali hakları ile aynı dönemde kamu kurumunda 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin ek 2 cetveline tabi çalışanlara ödenen ücret ve diğer mali haklar karşılaştırılmak suretiyle olası net denge tazminatı hesap edildiği belirtilmiştir. Davalı şirket 2/5/2018 tarihinde Mahkeme kararına karşı istinaf yoluna başvurmuştur. Başvurucu ise 17/5/2018 tarihinde Mahkeme kararına karşı istinaf yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (Daire) 16/7/2018 tarihinde Mahkeme kararını kaldırarak davayı kesin bir şekilde reddetmiştir. Kararın gerekçesi özetle şöyledir:i. 4/2/1924 tarihli ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu'nda 5189 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucunda Türk Telekom Yönetim Kurulunun personelin parasal haklarının tespitinde yetkili kılındığı belirtildikten sonra Yönetim Kurulu tarafından başka kurumlara atanmak üzere Devlet Personel Başkanlığına bildirilecek personelin -eski görevleriyle yeni görevlerinin parasal hakları arasındaki farkın ödenmesi sırasında- 15/4/2004 tarihi itibariyle aldıkları ücretlerine, iş sözleşmelerinin sona erdiği 15/1/2005 tarihine kadar kamu görevlilerine yapılmış zamların uygulandığı ifade edilmiştir. Bu şekilde Şirkette çalışmakta iken özelleştirme nedeniyle başka kurumlara atananların ücretleriyle, aynı unvanlarla özelleştirme kapsamındaki başka kurumlarda görev yapılmakta iken naklen atananların parasal hakları arasında eşitlik sağlanması amaçlandığı söylenmiştir.ii. 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de (375 sayılı KHK) 21/3/2006 tarihli ve 5473 sayılı Kanun'da belirtilen ek ödemelerin kamu görevlilerine yapılan genel bir artış niteliğinde olmadığı ifade edilerek davacının bu ödemelerden ancak anılan kanun kapsamında olması hâlinde yararlanabileceği belirtilmiştir. Ancak böyle bir durum söz konusu olmadığından Şirkette çalışıp da özelleştirme kapsamında atananların maaş artışından yararlanabilmesi için özel bir düzenlemenin yapılması gerektiği dile getirilmiştir.iii. 375 sayılı KHK'da 5473 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik neticesinde öngörülen ek ödemelerin kamu personelleri arasındaki ücret dengesizliğinin giderilmesi amacıyla sadece söz konusu değişiklik kapsamında olan kamu idarelerindeki personel için geçerli olduğu söylenmiştir. Bu düzenleme ile kamu personeli arasındaki ücret adaletinin sağlanmasının amaçlandığı ve en önemlisi söz konusu artışın kamu personelinin tamamını kapsayan genel bir artış niteliğinde olmadığı ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra davacının, şirkette nakle tabi personel olarak çalıştığı dönemde maaşına kamuda çalışanlara yapılan zam oranında zam yapıldığını da ekleyerek denge tazminatı talebinin de yerinde olmadığı belirtilmiştir. Nihai karar başvurucuya 9/8/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 3/9/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, kendisi ile aynı durumda olanların açmış olduğu davalardan bahsederek aynı maddi olgunun farklı değerlendirildiğini vurgulamaktadır. Bu kararlardan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin 21/11/2017 tarihli ve E.2017/3326, K.2017/3009 sayılı kararının ilgili kısmı şu şekilde olup aynı Dairenin 21/11/2017 tarihli ve E.2017/3323 K.2017/3006 sayılı kararı da aynı mahiyettedir. "...ilk derece Mahkemesi tarafından, ...davalıdan davacının konuyla ilgili 15/4/2004-5/10/2010 döneminde yapılan ücret, ikramiye, ilave tediye, prim, sosyal yardım ve benzeri tüm ödemeleri gösterir ücret bordroları ile ilgili dönemde ücret ve mali hakların belirlenmesine ilişkin işletmesel kararların gönderilmesi istenmiş, 9/2/2017 tarihine kadar belirlenmesine ve tekit edilmesine rağmen gönderilmemiştir. 25/6/2013 tarihli bilirkişi raporundaki hesaplamalar Yüksek Planlama Kurulunun kararları esas alınarak 1/1/2006 tarihinden geçerli 40 TL ek ödeme ile 1/7/2006 tarihinde yapılan enflasyon zammı çerçevesinde yapılmış olup, davalı işveren tüm yazılara rağmen dönem içinde yapılan ek ödemelere dair belge sunmamıştır. Bu durumda davacıya istek konusu dönem içinde Yüksek Planlama Kurulu tarafından belirlenen artışların yapılmadığı kabul edilerek davacının talebi ile bağlı kalınarak davanın esası hakkında karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır." 5473 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki ek maddeler eklenmiştir.EK MADDE 3 – ...1/1/2006 - 30/6/2006 tarihleri arasında 950 gösterge rakamının, 1/7/2006 tarihinden itibaren ise 1850 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda her ay ek ödeme yapılır...." 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un maddesinin fıkrası şu şekildedir: “Bu madde hükümlerine göre kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilen sözleşmeli personel ile iş kanunlarına tâbi personele, Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihteki kadro ve pozisyonlarına ilişkin olarak bildirim tarihi itibarıyla almakta oldukları sözleşme ücreti, ücret (fazla mesai ücreti hariç), ikramiye, bankacılık tazminatı, ek ücret, ek ödeme, teşvik ödemesi ve benzeri adlarla yapılan ödemelerin toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); nakledildiği kurum veya kuruluştaki kadro veya pozisyonlara ilişkin olarak yapılan aylık, ek gösterge, ikramiye, her türlü zam ve tazminatları (ek tazminat ve bankacılık tazminatı dâhil), makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı, sözleşme ücreti, ücret, ek ücret, ek ödeme, teşvik ödemesi, döner sermaye payı ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (fazla mesai ücreti, fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması halinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir. Atandıkları kurumdaki kadro unvanı veya pozisyonlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, başka kurumlara geçenlere fark tazminatı ödenmesine son verilir.” 406 sayılı Kanun'un ek maddesinin fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakil için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer malî ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır. Bu fıkrada belirtilen süre için de nakle tâbi personelden Türk Telekom tarafından hizmetine ihtiyaç duyulmayanlar tespit edildikleri tarihten, kendi isteği ile nakil talep edenler ise talep tarihinden itibaren en geç doksan (yüzseksen günlük aylıksız izin süresi aşılmamak kaydıyla ve 15 Ocak 2006 tarihindeki üçüncü fıkraya göre hesaplanan ücretleriyle) gün içinde Türk Telekom tarafından Devlet Personel Başkanlığına bildirilir ve bunların aylıksız izinleri bu tarih itibarıyla sona erer. Hizmetine ihtiyaç duyulmayan personelin tespiti ve kendi isteği ile nakil talebinde bulunma süresi, hisse devir tarihinden itibaren yüzelli günü aşamaz. Bu fıkranın birinci cümlesinde sayılanlardan aylıksız iznin bitiminden sonra Türk Telekomun tâbi bulunduğu mevzuata ve bu fıkraya istinaden akdedilen sözleşmeye göre çalışmaya devam edenlerden hisse devir tarihinden itibaren en geç beş yıl içinde iş sözleşmesi herhangi bir nedenle sona erenler, bu madde hükümlerine göre işlem yapılmak üzere iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren otuz gün içinde sözleşmenin sona erdiği yılın 15 Ocak tarihindeki üçüncü fıkraya göre hesaplanan ücretleriyle Devlet Personel Başkanlığına bildirilir ve bunların bildirim tarihine kadar geçen süre içindeki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer malî ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır. Söz konusu personel hakkında üçüncü fıkra hükümlerinin uygulanmasında hisse devir tarihindeki kadro ve pozisyon unvanları esas alınır." | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/25390 | Başvuru, denge tazminatı alacağının tahsili amacıyla açılan davanın istinaf daireleri arasında süregelen görüş ayrılığından kaynaklı olarak reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve uzun süren yargılama nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Ekli tabloda sıralanan başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Konularının aynı olması sebebiyle ekli tablonun (B) sütununda numaraları belirtilen başvuru dosyalarının 2019/23993 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2019/23993 numaralı dosya üzerinden yapılmasına ve diğer dosyaların kapatılmasına karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, haklarındaki yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine çeşitli tarihlerde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/23993 | Başvuru, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, ceza yargılamasında sanığın kullandığı iddia edilen GSM hattının kendisine ait olmadığına ilişkin delil toplanması talebinin reddedilmesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle başvurucu hakkında soruşturma başlatmıştır. Soruşturma neticesinde Başsavcılık, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 2/11/2017 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede özetle başvurucunun tanık ifadesi ve soruşturma aşamasında şüphelinin ikametinde yapılan aramada ele geçirilen dijital materyallere göre üzerine atılı suçu işlediğnii iddia etmiştir. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Kayseri Ağır Ceza Mahkemesince görülmeye başlanmıştır. Yargılamada 17/11/2017 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapılmıştır. Tensip Tutanağı'nda -diğerlerinin yanı sıra- dijital materyallere ilişkin düzenlenecek raporun beklenmesine, tanık T.Ö.nün istinabe yoluyla dinlenilmesine karar verilmiştir. Duruşma üç celsede bitirilmiştir. Birinci celsede dijital materyallere ilişkin olarak düzenlenen rapor Mahkemeye sunulmuştur. Söz konusu raporda; sütunda Türkiye Cumhuriyeti'nin BL adı altında beş bölgeye ayrıldığı, bölge adı altında bulunan veride müşteri adı altında kod ismi olduğu tahmin edilen (Çetin), müşteri numarası adı altında şüpheliye ait ..53 numaralı cep telefonu, il Iğdır, 70330083790 numarasının yer aldığı, bu numaranın yanında Abdulkadir Solmaz (başvurucu) isminin bulunduğu, söz konusu dijital materyalden ele geçirilen 70330083790 numarasının Abdulkadir Solmaz'ın T. kimlik numarası olduğu, GSM sorgulamasında söz konusu0507 ... 53 numaralı hattın 14/9/2012 tarihi itibarıyla başvurucu adına abonelik kaydı bulunduğu, söz konusu aboneliğin daha sonra dondurulduğu belirtilmiştir. Tanık T.Ö.nün bilgi ve görgüsünün tespiti için yazılan talimata ikmalen cevap verilmiştir. T.Ö.nün beyanının başvurucu ile ilgili olan kısmı şöyledir:"Ben 2014 - 2015 yılları arasında FETÖ terör örgütü içerisinde müdür yardımcılığı görevini yapıyordum. Kod ismim Turgay idi. Benim altımda ise öğretmen olarak görev yapan Sami kod isimli [A.Ç.], İlker kod isimli [N.Y.], Naci kod isimli [R.], Ender kod isimli [İ.S.], Fatih kod isimli [A.U.], Muhsin kod isimli [] ve Mahir kod isimli [E.Ç.] vardı. Örgüt içerisinde öğretmen olarak görev yapan bu saydığım kişiler Jandarma Temel Eğitim Kursunda bulunan bir kısım kursiyerlerle ilgilenirdi. Bu kişilerle belirli aralıklarla sohbet adı altında toplantılar yapar, kursiyerlerden himmet adı altında para toplarlardı. Ben de 15 günde bir altımdaki öğretmenlerle toplantı yapıp, kursiyerlerle ilgili kendilerinden bilgi alırdım. Zaman zaman da kursiyerlerle birebir görüştüğüm olurdu. Bana sormuş olduğunuz sanık Abdulkerim SOLMAZ, İlker kod isimli [N.Y.nin] sorumluluğunda olan kursiyerlerden biriydi. İlker kod isimli [N.Y.den] öğrendiğim kadarıyla, sanık örgüt içinde düzenlenen sohbet toplantılarına düzenli olarak katılan ve himmet veren biriydi. Kendisiyle 2015 yılı içerisinde yine örgüt içerisinde görev alan Cemal kod isimli [E.E.] vasıtasıyla irtibat kurulmuştur. Sanık yine örgüt içersindeki kursiyerlerden [Ş.] ve [İ.Ö.] ile birlikte kalmaktaydı. Ben İlker kod isimli [N.Y.] vasıtasıyla sanığın kaldığı eve iki kere kahvaltıya gitmiştim. Evin açık adresini bilmemekle birlikte Dikmen ilçesinde olduğunu hatırlıyorum. Sanık tayini çıkıp Ankara'dan gittikten sonra öğretmeni konumunda olan [N.Y.] tarafından bulunduğu yerdeki başka bir öğretmene teslim edilmiştir. Ondan sonraki faaliyetleri hakkında bilgi sahibi değilim. Sanığı kollukta fotoğraftan kesin olarak teşhis etmiştim." Yine aynı celsede başvurucu, dijital materyallere ilişkin raporda ve tanık ifadesinde aleyhine olan hususları kabul etmediğini, 507 ... 53 nolu telefonu kullanmadığını, söz konusu numarayı savcılık aşamasında K. isimli kişinin kullandığının tespit edildiğini, örgüt üyesi olmadığını savunmuştur. Söz konusu celsede iddia makamı esas hakkında mütalaa sunmuştur. Mahkeme, başvurucu ve müdafiinin süre talebinin kabulüne, duruşmanın yeni oturumunun 21/6/2018 tarihinde yapılmasına ve tanıklar R.A. veN.Y.nin istinabe yoluyla dinlenilmesinekarar vermiştir. İkinci celsede tanık N.Y. yönünden yazılan talimata ikmalen cevap verilmiştir. N.Y. beyanında, başvurucuyu tanımadığını ve görmediğini belirtmiştir. Bu celsede iddia makamının talebi üzerine Mahkemece tanık R.A.nın istinabe yoluyla dinlenilmesine ilişkin ara karadan vazgeçilmesine, daha önceden alınan beyanının okunmasına karar verilmiştir. Mahkeme başvurucu müdafiin savunma hazırlamaya yönelik süre talebinin kabulüne ve duruşmanın yeni oturumunun 29/6/2018 tarihinde yapılmasına karar vermiştir. Üçüncü celsede başvurucu; müdafiinin hazır bulunmasıyla esas hakkında mütalaaya karşı beyanında önceki savunmalarını tekrarlayarak isnat edilen suçu inkâr etmiştir. Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:" [N. U.nun] adresinde yapılan aramada .. ele geçirilen dijital materyallerde ... Şüphelinin bölgede Iğdır sorumlusu olarak gösterildiği, yapılan araştırmalarda sanığın 2010/2014 yılları arasında Iğdur Üniversitesi Ziraat Fakültesinde eğitim gördüğünün belirlendiği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli sıfatı ile savunmada bulunan ve talimatla tanık olarak beyanı alınan [T.Ö.], Jandarma Okullar Komutanlığı, Jandarma Astsubay Temel Eğitim Kursunda (JATEK) Müdür Yardımcılığı yaptığını, 2014-2015 yılları arasında kendisine bağlı olarak İlker kod adlı [N.Y.] isimli şahsın sorumluluğunda J. Asb. Çvş. Abdulkadir SOLMAZ'ın bulunduğunu, Abdulkadir SOLMAZ'ın yıl içerisinde 7-8 kez toplantı ve sohbetlere katıldığını, yıl içerisinde 800 TL. himmet parası verdiğini, Abdulkadir SOLMAZ'ın tayininin nereye çıktığını hatırlamadığını, ancak tayini çıktığı şehirdeki cemaat üyeleriyle irtibatı sağladıklarını beyan ederek sanık Abdulkadir SOLMAZ'ı teşhis ettiği,Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde sanığın çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk gösteren eylemleri ile üzerine atılı 'Silahlı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) Üye Olma' suçunu işlediği sonucuna varılmıştır. Ayrıca sanığın askeri yapılanmada yer alması, eylemlerindeki süreklilik-çeşitlilik ve yoğunluk dikkate alınarak verilecek cezanın alt sınırdan ayrılarak verilmesi yönünde mahkememizde kanaat oluşmuş olup aşağıdaki şekilde hüküm tesisi cihetine gidilmiştir." Başvurucu, temyiz dilekçesinde diğerlerinin yanı sıra kullandığı iddia edilen .. 53 numaralı GSM hattının kendisine ait olmadığına ilişkin delil toplanması talebinin hukuka aykırı şekilde reddedildiğini ileri sürmüştür. Hüküm, kanun yolu denetiminden geçerek 16/1/2020 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu, nihai hükmü 16/6/2020 tarihinde öğrendikten sonra 30/6/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, hakkaniyete uygun yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan hakka ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/25762 | Başvuru, ceza yargılamasında sanığın kullandığı iddia edilen GSM hattının kendisine ait olmadığına ilişkin delil toplanması talebinin reddedilmesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvurucular, kanuni tutukluluk süresinin aşıldığını ve tutukluluk durumuna karşı başvurabilecekleri etkili bir yolun bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuşlardır. Başvuru, 30/4/2014 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 17/3/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. A. OlaylarBaşvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:Başvurucular haklarından yürütülen soruşturma kapsamında 19/3/2004 tarihinde tutuklanmışlardır.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 5/5/2004 tarihli ve E.2004/515 sayılı iddianamesi ile anayasayı ihlal suçundan açılan kamu davasında başvurucular hakkında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 5/6/2013 tarihli ve E.2004/200, K.2013/111 sayılı kararı ile mahkûmiyet ve tutukluluk hallerinin devamına karar verilmiştir. Karar başvurucuların yüzüne karşı tefhim edilmiştir.Anılan kararın temyizi üzerine dava dosyası 2/12/2013 tarihinde Yargıtaya gönderilmiştir.Başvurucular, 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un yürürlüğe girmesiyle 11/3/2014 tarihinde tahliye talebinde bulunmuşlardır. Talebi inceleyen İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 14/3/2014 tarihli ve 2014/258 Değişik İş sayılı kararı ile dosyanın Yargıtay'da olduğu gerekçesiyle talep konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Karar 10/4/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.Başvurucular, 10/3/2014 tarihinde temyiz incelemesini yapan Yargıtay Dairesinden tahliye talebinde bulunmuşlar, ancak talepleri ile ilgili cevap verilmemiştir.Başvurucular, 30/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.Yargıtay Ceza Dairesi, 25/6/2014 tarihli ve E.2014/4364, K.2014/7670 sayılı ilamıyla başvurucular hakkında verilen hükmün onanmasına karar vermiştirB. İlgili Hukuk4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;…k) (Ek bent: 11/04/2013-6459 S.K./ md) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.”Aynı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkum olur. 65 inci maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca gerek bir kaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur. (Ek fıkra: 06/07/1960 - 15/1 md.) Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer'i şerikler hakkında beş seneden onbeş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur.” | Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/5890 | Başvurucular, kanuni tutukluluk süresinin aşıldığını ve tutukluluk durumuna karşı başvurabilecekleri etkili bir yolun bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuşlardır. | 0 |
Başvuru; itirazın iptali talebiyle açılan davada hakkaniyete uygun yargılanma, bağımsız tarafsız mahkemede yargılanma ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 27/5/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvurucuya ait başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra başvuru Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 3/3/2009 tarihinde dava açmıştır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 20/3/2019 tarihinde davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine kesin olarak karar vermiştir. Başvurucu 27/5/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/19112 | Başvuru, itirazın iptali talebiyle açılan davada hakkaniyete uygun yargılanma, bağımsız tarafsız mahkemede yargılanma ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru; tutukluluğa ilişkin itiraz incelemeleri sırasında alınan savcılık görüşünün bildirilmemesi ve tutukluluğun makul süreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 10/4/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında 11/11/2012 tarihinde gözaltına alınmış ve kasten öldürme suçundan sevk edildiği Antalya Sulh Ceza Mahkemesinin 12/11/2012 tarihli karıya tutuklanmıştır. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı 13/12/2012 tarihli iddianamesiyle kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından cezalandırılması istemiyle başvuru hakkında kamu davası açmıştır. Dava, Antalya Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/747 sayılı dosyası üzerinden ve başvurucu yönünden tutuklu olarak görülmüştür. Antalya Ağır Ceza Mahkemesinin 17/2/2015 tarihli kararı ile başvurucunun kasten öldürme suçundan 25 yıl hapis ve kasten öldürmeye teşebbüs suçundan 10 yıl hapis cezaları ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Başvurucu, Antalya Ağır Ceza Mahkemesinin 17/2/2015 tarihli duruşmada verdiği tutukluluk hâlinin devamına ilişkin karara itiraz etmiştir. İtiraz mercii olan Antalya Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet savcısından görüşünü yazılı olarak bildirmesini istemiştir. Savcılık, talebin (itirazın) reddi yönünde yazılı görüşünü Mahkemeye sunmuştur. Savcılık görüşü başvurucuya tebliğ edilmeden önce Antalya Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 5/3/2015 tarihinde, Cumhuriyet savcısının yazılı görüşü doğrultusunda itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir. Anılan karar 11/3/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 10/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Antalya Ağır Ceza Mahkemesinin 17/2/2015 tarihli mahkûmiyet kararı, Yargıtay Ceza Dairesinin 24/1/2018 tarihli ilamıyla usul yönünden bozulmuştur. Bozma kararı sonrası yargılamaya devam eden Antalya Ağır Ceza Mahkemesinin 7/6/2018 tarihli kararı ile başvurucunun adam öldürme suçundan 14 yıl 2 ay ve kasten öldürmeye teşebbüs suçundan 6 yıl 8 ay hapis cezaları ile mahkûmiyetine ve hükmen tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Başvurucu, hakkında verilen 7/6/2018 tarihli mahkûmiyet kararını temyiz etmiştir. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla temyiz aşamasındadır. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili bölümü şöyledir:"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;... Kasten öldürme (Madde 81, 82, 83), (Ek bent: 06/12/2006 - 5560 S.K.md) Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),..." 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı" kenar başlıklı maddesinin (1), (2) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;...d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,...Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler." 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin koşulları" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir. 5271 sayılı Kanun’un "İtirazın Cumhuriyet savcısına ve karşı tarafa tebliği ile inceleme ve araştırma yapılması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) İtirazı inceleyecek merci, yazı ile cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. Merci, inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılmasını da emredebilir. (2) (Ek: 11/4/2013-6459/20 md.) 101 ve 105 inci maddeler uyarınca yapılan itiraz üzerine Cumhuriyet savcısından görüş alınması durumunda, bu görüş şüpheli, sanık veya müdafiine bildirilir. Şüpheli, sanık veya müdafii üç gün içinde görüşünü bildirebilir." | Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/6974 | Başvuru, tutukluluğa ilişkin itiraz incelemeleri sırasında alınan savcılık görüşünün bildirilmemesi ve tutukluluğun makul süreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, idari para cezasının iptali talebiyle yapılan başvurunun süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 13/3/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun maliki olduğu Muğla'nın Fethiye ilçesi Günlük başı mevkii,347 ve 659 sayılı parsellerin 275 metrekarelik kısmının mutlak tarım arazisi olmasına rağmen arazi üzerine inşaat yıkıntı artığı ve hafriyat toprağı dökülmek suretiyle arazinin doğal durumunun bozulduğu ve amacı dışında kullanıldığı iddia edilmiştir. Arazide yapılan inceleme sonucunda Fethiye Kaymakamlığı İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün 3/8/2018 tarihli kararı ile başvurucu hakkında tarım arazilerini amacı dışında kullandığı gerekçesiyle3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun maddesi kapsamında 188,50 TL idari yaptırım uygulanmıştır. Kararda "kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren 15 (on beş) gün içinde sulh ceza hâkimliğine itiraz edilebileceği" belirtilmiştir. İdari yaptırım kararı 8/8/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 27/8/2018 havale tarihli dilekçesi ile Fethiye Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) başvuruda bulunarak idari yaptırım kararının iptal edilmesini talep etmiştir. Dilekçede başvurucu, on beş günlük itiraz süresinin son gününün Kurban Bayramı resmî tatiline rastlaması ve resmî tatilin bitimini takip eden tarihin de hafta sonu tatiline denk gelmesi nedeniyle hafta sonu tatilini takip eden ilk iş gününde başvuruda bulunduğunu belirtmiştir. Hâkimlik 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun maddesi kapsamında yapılan ön inceleme sonucunda idari yaptırım kararının başvurucuya 8/8/2018 tarihinde tebliğ edildiği hâlde başvurucunun on beş günlük itiraz süresinin sona ermesinden sonra 27/8/2018 tarihli dilekçe ile itirazda bulunduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle itirazın usulden reddine 26/11/2018 tarihinde karar vermiştir. Başvurucu, idari yaptırım kararının kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş günlük yasal süre içinde başvuruda bulunduğunu belirterek 23/12/2018 tarihli dilekçesi ile karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde başvurucu, sürenin son gününün Kurban Bayramı resmî tatiline rastlaması ve daha sonra hafta sonu tatiline denk gelmesi nedeniyle tatili takip eden ilk iş gününde başvuruda bulunduğunu ifade etmiştir. Muğla Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/1/2019 tarihli kararı ile itiraz reddedilmiştir. Gerekçeli kararda, itiraza konu kararda gösterilen gerekçede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle itirazın reddedildiği belirtilmiştir. Nihai olan bu karar 12/2/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 13/3/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 5403 sayılı Kanun'un "tarım arazilerinin amacı dışında kullanılmasına ve toprak koruma projelerine uyulmamasına ilişkin cezalar ve yükümlülükler" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"...a) Arazi kullanımı için izinsiz işe başlanılması ya da alınan izne uygun kullanılmaması halinde; valilik işi tamamen durdurur, yapılan iş tamamlanmış ise kullanımına izin verilmez. Arazi sahibine veya araziyi bozana bin Türk Lirasından az olmamak kaydıyla, kullanılan veya zarar verilen alanın her metrekaresi için on Türk Lirası idarî para cezası verilir..." 5236 sayılı Kanun'un "Başvuru yolu" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir." 5326 sayılı Kanun'un "Başvurunun incelenmesi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"...(b) Başvurunun süresi içinde yapılmadığının, başvuru konusu idarî yaptırım kararının sulh ceza mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının veya başvuranın buna hakkı bulunmadığının anlaşılması halinde, bu nedenlerle başvurunun reddine"(...)Karar verilir." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Sürelerin hesaplanması" kenar başlıklı maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:"Son gün bir tatile rastlarsa süre, tatilin ertesi günü biter." 17/3/1981 tarihli ve 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Aşağıda sayılan resmi ve dini bayram günleri ile yılbaşı günü ve 1 Mayıs günü genel tatil günleridir....B) Dini bayramlar şunlardır:... Kurban Bayramı; Arefe günü saat 00'ten itibaren 4,5 gündür....D) Ulusal, resmi ve dini bayram günleri ile yılbaşı günü ve 1 Mayıs günü resmi daire ve kuruluşlar tatil edilir....” Yargıtay Ceza Dairesinin 19/6/2017 tarihli ve E.2016/13035, K.2017/5920 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:Kastamonu Sulh Ceza Hakimliğince, idari para cezasına 15 günlük yasal süreden sonra 20/07/2015 tarihinde itiraz edildiği gerekçesi ile itirazın usulden reddine karar verilmiş ise de, idari para cezası tutanağının kabahatli (...)02/07/2015 tarihinde tebliğ edildiği, 15 günlük yasal başvuru süresinin bitimi olan 17/07/2015 tarihinin resmi tatil günü olan Ramazan Bayramı'nın ilk gününe rastladığı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 39/ maddesi uyarınca itiraz süresinin tatilin son bulduğu günü takip eden ilk mesai gününün bitiminde sona ereceği, bu kapsamda 20/07/2015 Pazartesi günü yapılan başvurunun süresinde olduğu anlaşılmakla, başvuru ile ilgili olarak esastan inceleme yapılarak bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı gerekçeyle başvurunun usulden reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;(...)Kastamonu Sulh Ceza Hakimliğinin 08/02/2016 tarihli ve 2016/61 değişik iş sayılı kararının kesin olduğu belirtilmiş ise de, anılan kararın 5326 sayılı Kanun'un 28/ maddesi gereğince esasa yönelik verilmiş son karar olmadığı, muterizin yasa yolu konusunda yanıltıldığından kanun yararına bozulması talep edilen hükmün usulünce kesinleşmediği anlaşıldığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE (...) karar verildi."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından davasının ... görülmesini istemek hakkına sahiptir...” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim hakkından söz etmese de -maddede kullanılan terimler bir bütün olarak bağlamıyla birlikte dikkate alındığında- mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, §§ 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp maddenin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin gözetilerek birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36). AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak AİHM, bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte kısıtlamaması, zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurma yan sınırlamalar Sözleşme'nin maddesinin(1) numaralı fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34). AİHM; mahkemeye erişim hakkının doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektirdiğini, bu düzenlemelerin zaman ve yer itibarıyla topluluk ve bireylerin ihtiyaç ve imkânlarına göre değişebileceğini ve bu nedenle Sözleşmeci devletlerin bu konuda takdir hakkına sahip olduklarını kabul etmektedir (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57; García Manibardo/İspanya, B. No: 38695/97, 15/2/2000, § 36). AİHM, yasal yollara başvuru için süre ve usul kuralları öngörülmesinin amacının adaletin iyi yönetimini güvenceye bağlamak ve hukuki güvenlik ilkesini sağlamak olduğunu hatırlatmakta; bunun yanında yargısal başvurulara ilişkin usullerin, özellikle tebligat sistemi ışığında uyulması gereken başvuru sürelerinin hesaplanmasının Sözleşme'nin maddesinin gerektirdiği şekilde mahkeme hakkının etkililiğini güvence altına alacak nitelikte olması zorunluluğuna vurgu yapmaktadır. AİHM'e göre başvurucunun kamu otoritelerinin menfaati ile kendi menfaati arasında adil denge tesis eden tutarlı bir sisteme güvenebilme imkânına ve özellikle haklarına doğrudan müdahale teşkil eden ilgili idari işleme itiraz edebilecek açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olması önem taşımaktadır (Geffre/Fransa (k.k.), B. No: 51307/99, 23/1/2003). AİHM, dava hakkını süre koşuluna bağlayan iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; AİHM'in rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 20). Mahkemeye erişim hakkı sadece ilk derece mahkemesine dava açma hakkını değil eğer iç hukukta itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise üst mahkemelere başvurma hakkını da içerir (Bayar ve Gürbüz/Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012, § 42). | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/9215 | Başvuru, idari para cezasının iptali talebiyle yapılan başvurunun süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru; öldürülme veya kötü muameleye maruz kalma riski bulunan ülkeye sınır dışı etme kararı verilmesi ve havalimanında tutulma koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının, idari gözetim altında tutulmanın hukuki olmaması nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 15/6/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Başvurucu, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) maddesi uyarınca Türkiye'ye girişine ve avukatla iletişim kurmasına izin verilmesi yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Komisyonlarca tedbir talebinin Bölüm tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden İçtüzük'ün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm tarafından İçtüzük'ün maddesi uyarınca başvurucunun avukatıyla görüşmesi ve vekâlet ilişkisi kurması yönündeki tedbir talebinin kabulüne karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 1982 yılı doğumlu olan başvurucu, Suriye vatandaşıdır. Başvurucunun anlatımına göre 2011 yılında ülkesindeki savaş ortamından ailesiyle birlikte kaçarak Türkiye'ye gelmiş, daha sonra Amerika Birleşik Devletlerine (ABD) giderek sığınma talebinde bulunmuş ancak başvurusu resmî olarak işleme alınmadan şifahen reddedilmiştir. 2014 yılında yeniden ailesiyle birlikte Türkiye'ye giriş yapan başvurucu 17/3/2014 tarihinden itibaren geçici koruma kapsamında burada yaşarken sağlık problemleri nedeniyle ailesiyle ABD'ye gittiğini, orada tıbbi operasyon geçirdiğini ve sığınma talebini yinelediğini dile getirmiştir. Ameliyatı sonrası ABD'de rutin güvenlik kontrolleri sırasında kolluk görevlilerince yakalanan başvurucu, sığınma talebinin bu kez resmî olarak reddedildiğini öğrenmiş ve ardından sınır dışı edilmiştir. Başvurucunun en son 13/7/2016 tarihinde Türkiye'den yasal çıkış yaptığı, 19/10/2016 tarihinde G-87 (genel güvenlik) tahdit kodu ile hakkında Türkiye'ye giriş yasağı konulduğu anlaşılmıştır. ABD'den sınır dışı edilen başvurucu 26/4/2017 tarihinde New York/ABD'den İstanbul aktarmalı Beyrut/Lübnan'a gitmek üzere İstanbul Atatürk Havalimanı'na geldiği sırada pasaportunda Beyrut çıkışı olmadığının tespit edilmesi nedeniyle Beyrut'a seyahatine devam etmesine izin verilmemiştir. Diğer taraftan Türkiye'ye giriş yasağı bulunan başvurucu ülkeye alınmamış, ABD'nin yasaklı yolcu listesinde bulunduğu için ABD'ye de geri gönderilememiştir. Havalimanı uluslararası transit alanda bekletilen başvurucu 15/6/2017 tarihinde doğrudan bireysel başvuruda bulunmuş, ayrıca avukat erişimi sağlanmasına yönelik tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Anayasa Mahkemesince 6/7/2017 tarihinde başvurucunun tedbir talebi kabul edilerek ilgili kamu makamlarına bilgi verilmiştir. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 4/8/2017 tarihli bilgilendirme yazısıyla başvurucunun 7/7/2017, 10/7/2017 ve 12/7/2017 tarihlerinde avukatıyla görüşmesinin sağlandığı anlaşılmıştır. Başvurucunun iddialarına ilişkin olarak risklerin güncelliği, hakkında tesis edilen işlemin ne durumda olduğu ve hâlihazırda bu işleme ilişkin etkili bir yol olan idare mahkemelerinde açılmış bir davası olup olmadığının tespiti amacıyla Anayasa Mahkemesince başvurucudan bilgi ve belge talep edilmiştir. Tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde cevap verilmesinin istendiği, aksi takdirde başvurunun reddedilebileceği ihtaratını içeren yazı başvurucu vekiline 28/1/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili, Anayasa Mahkemesince istenen bilgilerle ilgili olarak cevap vermemiştir. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 18/3/2021 tarihli yazısıyla başvurucunun sınır dışı edildiğini (ülke dışına çıkarıldığını) bildirmiştir. | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/26976 | Başvuru, öldürülme veya kötü muameleye maruz kalma riski bulunan ülkeye sınır dışı etme kararı verilmesi ve havalimanında tutulma koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının, idari gözetim altında tutulmanın hukuki olmaması nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, hukuk mahkemelerinde açılan davalarda hakkaniyete aykırı karar verilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Ekli tabloda sıralanan başvurulara ait başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemelerinden sonra başvurular Komisyonlara sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Konularının aynı olması sebebiyle ekli tablonun (A) sütununda numaraları belirtilen başvuru dosyalarının 2019/7369 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2019/7369 numaralı dosya üzerinden yapılmasına ve diğer dosyaların kapatılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, hukuk mahkemelerinde açtıkları davalarda yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; bazı başvurucular ise makul sürede yargılanma hakkıyla birlikte delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının uygulanmasında hata yapılarak adil olmayan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini de iddia ederek çeşitli tarihlerde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/7369 | Başvuru, hukuk mahkemelerinde açılan davalarda hakkaniyete aykırı karar verilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, Cizre'de terör örgütüne yönelik operasyonlar sırasında meydana gelen ölüm olayı meydana gelmesi ve bu olaya ilişkin etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Türkiye'de, PKK terör örgütünün neden olduğu şiddetin sona erdirilmesi amacıyla 2012 yılında başlatılan, yaklaşık üç yıl devam eden ve demokratik açılım olarak adlandırılan sürecin ardından -güvenlik güçlerinin raporlarına göre- anılan süreçte terör örgütünün bazı şehirlerde silah ve mühimmat yığınağı yapması sonucu 2015 yılının ortalarından itibaren terör ve şiddet eylemleri özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yoğun olarak yaşanmaya başlamıştır. Şırnak'ın Cizre, İdil, Silopi ilçeleri, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesi, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçeleri; Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçeleri ile Muş'un Varto ilçesinde PKK terör örgütü tarafından cadde ve sokaklara hendekler kazılarak barikatlar kurulmuş; patlayıcılar yerleştirilmiş ve bu yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet kurulmaya çalışılmıştır. Terör ve şiddet olaylarına, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından PKK mensuplarına karşı ortak olarak gerçekleştirilen ve başta Sur, Cizre ve Nusaybin olmak üzere on bir şehirde yürütülen askerî operasyonlarla müdahale edilmiştir. Terör örgütü mensuplarının yakalanması, halkın can ve mal güvenliği ile kamu düzeninin sağlanması için yapılan operasyonların gerçekleştirildiği bölgelerin bazılarında 2015 yılının ikinci yarısından başlamak üzere değişen tarihlerde sokağa çıkma yasakları uygulanmış ve bazı yerleşim birimleri geçici süreyle askerî güvenlik bölgesi ilan edilmiştir. Terör örgütü üyelerinin yakalanarak halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla getirilen sokağa çıkma yasakları güvenlik güçlerince yürütülen operasyonların sona ermesinin ardından kaldırılmıştır. Gerçekleşen geniş çaplı operasyonlarda beş yüze yakın güvenlik görevlisi şehit olmuş, iki binin üzerinde terörist etkisiz hâle getirilmiştir (sürece ilişkin detaylı aktarım ile operasyonlar ve hendek olaylarına ilişkin arka plan bilgisi için bkz. Gülser Yıldırım (2), B. No: 2016/40170, 16/11/2017; Ayşe Çelik, B. No: 2017/36722, 9/5/2019; Seyid Narin [GK], B. No: 2018/20156, 18/5/2022; Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], B. No: 2017/37897, 5/7/2022). Operasyonların gerçekleştirildiği ve sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı dönemde 21/2/2016 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının kararına istinaden Cizre'nin Cudi Mahallesi'nde yer alan bir adreste yapılan aramada başvurucuların yakını E.nin cansız bedenine ulaşılmıştır. Söz konusu bina yıkıntı hâlinde olup arama kepçe marifetiyle gerçekleştirilmiştir. E.nin bedeninin moloz yığınları arasında bulunduğu, cesedin sağ bacağının koptuğu ve bacağın cesedin biraz ilerisinde bulunduğu tutanaklardan anlaşılmıştır. Yine tutanaklara göre cesedin yanında bir silah ve silaha takılı şarjör, şarjörün içinde 26 fişek, şarjörü bulunmayan bir silah ele geçirilmiştir. Aynı binada yapılan aramada bir başka erkek cesedi ile birlikte çeşitli silahlar, şarjör ve fişekler, dürbün, hücum yelekleri bulunmuştur. E.nin cesedi üzerinde ölü muayenesi ve otopsi işlemi Cumhuriyet savcısının katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Otopsi neticesinde ölüm sebebi, ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı pelvis kemik kırıkları ile birlikte iç organ ve büyük damar yaralanmasından gelişen iç kanama olarak tespit edilmiş, başvurucunun vücut bütünlüğündeki bozulmanın ölümünden sonra meydana geldiği ifade edilmiştir. DNA örnekleri üzerinden cesedin kimlik tespiti yapılmıştır. Ölüm olayına ilişkin olarak resen soruşturma başlatılmıştır. Cesetten çıkan mermi çekirdeği, nüve ve metal parçası kriminal incelemeye gönderilmiş; bu parçaların deforme hâlde olması nedeniyle herhangi bir tespitin yapılmasının mümkün olmadığı yönünde rapor düzenlenmiştir. Başvurucuların yakınından alınan örneklerde atış artıklarında bulunan antimon elementinin tespit edilmiştir. Yürütülen soruşturma kapsamında yapılan araştırmada örgütü destekleyen haber ajanslarında maktulün ölümü hakkında haber yapıldığı belirlenmiştir. E.nin güvenlik güçleriyle girdiği silahlı çatışmada öldüğüne dair gizli tanık beyanı bulunmaktadır. Soruşturma kapsamında, E.nin bulunduğu evin sahibi olan kişinin tanık sıfatıyla beyanı alınmıştır. Telsiz tutanakları incelenmiş; ölenin bulunduğu binadan güvenlik güçlerine yönelik silahlı saldırıların gerçekleştirildiği, binaya girerken güvenlik güçlerine roket atıldığına ilişkin kayıtlar tespit edilmiştir. Yürütülen soruşturma kapsamında başvurucu Ç.E.nin müşteki sıfatıyla beyanı alınmıştır. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucuların yakınının sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde güvenlik güçlerince yürütülen operasyonda diğer terör örgütü üyeleri ile birlikte güvenlik güçlerine karşı silahlı eylemlere katıldığı sırada öldürüldüğünü değerlendirmiştir. Bu değerlendirme sonucunda güvenlik güçlerinin yetkili bir merciden almış oldukları hukuka uygun bir emri yerine getirdikleri sırada ve meşru müdafaa hâli kapsamında silahlı güç kullandıkları gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Karara yapılan itiraz reddedilmiştir. Başvurucular vekiline nihai karar 20/5/2019 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucular 17/6/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/21776 | Başvuru, Cizre'de terör örgütüne yönelik operasyonlar sırasında meydana gelen ölüm olayı meydana gelmesi ve bu olaya ilişkin etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, imar planı ve bu plana yapılan itirazın reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 26/8/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirmeyeceğini belirtmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Ankara Yenimahalle İlçesi, Şentepe Barıştepe Mahallesi 41225 ada 3 parsel sayılı taşınmazın malikidir. Anılan taşınmaz, Yenimahalle Belediyesi tarafından yapılan Şentepe Kentsel Değişim, Dönüşüm ve İyileştirme Projesi Etap İmar Planı'nda (imar planı) çocuk parkı olarak belirlenmiştir. Başvurucu 13/4/2005 tarihinde imar planının düzeltilmesi istemiyle başvurmuştur. Başvurucunun talebi 21/7/2005 tarihli işlemle reddedilmiştir. Başvurucu 8/9/2005 tarihinde imar planına ve bu planının düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin işleme karşı Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) iptal davası açmıştır. Ankara İdare Mahkemesince (Mahkeme) 30/11/2006 tarihli karar ile davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun ilan süresi içinde yapmış olduğu itiraz üzerine son ilan tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde cevap verilmeyerek istek reddedilmiş sayıldığından bu tarihi izleyen altmış günlük dava açma süresi (son gün 5/9/2005 tarihi) geçirildikten sonra 8/9/2005 gününde açılan davada süre aşımı bulunduğu belirtilmiştir. Söz konusu karar Danıştay Altıncı Dairesi tarafından 3/3/2009 tarihinde oyçokluğuyla verilen kararla bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde; imar planının 8/4/2005-8/5/2005 tarihleri arasında askıya çıkarıldığı, başvurucunun askı süresi içinde 13/4/2005 tarihinde itiraz ettiği, itirazının askı tarihinin son gününden itibaren altmış gün içinde cevaplandırılmayarak istemin zımnen reddi üzerine, altmış günlük dava açma süresinin son gününün çalışmaya ara verme zamanına (5/9/2005) rastlaması nedeniyle dava açma süresi 12/9/2005 tarihine kadar uzayacağı, 8/9/2005 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığı belirtilmiştir. Karşıoy görüşünde ise ilk derece mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğunu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği ifade edilmiştir. Davalı idarenin karar düzeltme istemi de aynı Daire tarafından reddedilmiştir. Mahkeme bozma kararına uymamış, davanın süre aşımı nedeniyle reddiyönündeki 30/11/2006 tarihli kararlarında ısrar etmiştir. Israr kararının gerekçesinde başvurucunun 13/4/2005 tarihinde yaptığı itirazını, imar planının askı tarihleri olan 8/4/2005-8/5/2005 tarihleri içinde yaptığı, isteminin reddi üzerine 8/9/2005 tarihinde bakılmakta olan davayı açtığı belirtilmiştir. Dava açma süresinin son gününün çalışmaya ara verme süresinin ağustos ayının birinden eylül ayının beşine kadar sürmesi, diğer bir ifade ile 5 Eylül tarihinin çalışmaya ara verme süresi içinde olmaması nedeniyle çalışmaya ara verme zamanına rastlamadığı, dolayısıyla sürelerin yedi gün daha uzamış sayılacağı kuralının burada uygulanmasının mümkün olmadığı vurgulamıştır. Başvurucunun ilan süresi içinde yapmış olduğu itiraz son ilan tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde cevap verilmeyerek reddedilmiş sayıldığından bu tarihi izleyen altmış günlük dava açma süresi (son gün 5/9/2005 tarihi) geçirildikten sonra 8/9/2005 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu sonucuna varmıştır. Israr kararı başvurucu tarafından, 5 Eylül tarihinin çalışmaya ara verme süresine dâhil olduğu, adli yıl başlangıç tarihinin 6 Eylül olarak kabul edildiği belirtilerek temyiz edilmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK), Mahkeme kararındaki gerekçeyle ısrar kararlarını onamıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi de İDDK tarafından reddedilmiştir. Nihai karar 28/7/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 26/8/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili Kanun 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Sürelerle ilgili genel esaslar" kenar başlıklı maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:"Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır." 2577 sayılı Kanun'un "Çalışmaya ara verme" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin bireysel başvuruya dayanak davaların açıldığı tarihte yürürlükte olan şekli şöyledir:"(Değişik birinci cümle: 14/7/2004-5219/11 md.) Bölge idare, idare ve vergi mahkemeleri her yıl ağustosun birinden eylülün beşine kadar çalışmaya ara verirler." Söz konusu cümlenin 2577 sayılı Kanun'un yürürlüğe ilk girdiği 20/1/1982 tarihindeki şekli şöyledir:"Bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri her yıl Temmuz ayının yirmisinden Eylül ayının altısına kadar çalışmaya ara verirler." Belirtilen cümlenin yürürlükte olan şekli şöyledir:"(Yeniden düzenlenen birinci cümle: 27/6/2013-6494/18 md.) Bölge idare, idare ve vergi mahkemeleri her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler." Danıştay İçtihadı Danıştay Dördüncü Dairesinin 15/10/2008 tarihli ve E.2008/1080, K.2008/3641 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"[2577 sayılı Kanun'un] maddesinde de; bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinin her yıl Ağustos'un birinden Eylül'ün beşine kadar çalışmaya ara verecekleri belirtilmiştir.Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler uyarınca idari yargı yerleri her yıl Ağustos ayının birinci gününden Eylül ayının beşinci günü mesai saati bitimine kadar çalışmaya ara vermektedirler. Bu nedenle sürenin son gününün anılan tarihler arasına rastlaması hâlinde 12 Eylül günü mesai bitimine kadar sürenin uzadığı kabul edilmektedir.Dosyanın incelenmesinden, dava konusu işlemin davacıya 2007 tarihinde tebliği üzerine davanın 2007 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.Bu durumda, sürenin son gününün çalışmaya ara verme zamanına rastlaması nedeniyle, 2007 tarihi mesai bitimine kadar dava açılması mümkün olup dava bu tarihte açıldığından [davanın süre aşımı nedeniyle reddine dair] vergi mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır." Danıştay Dördüncü Dairesinin 22/6/2010 tarihli ve E.2009/8980, K.2010/3763 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"[2577 sayılı Kanun'un maddesinde] ara vermenin son günü Eylül'ün dördü olarak belirlenmiştir.Dava dosyasındaki tebliğ alındısının ve tebliğ tarihlerine ilişkin kayıtların incelenmesinden, Dairemiz kararının davacı vekilinin bizzat kendisine, 2009 tarihinde tebliğ edildiği, 15 günlük karar düzeltme süresinin bitiminin çalışmaya ara verme süresi içinde kaldığı Eylül ayının 4 ünü izleyen tarihten itibaren ve karar düzeltme süresinin 2009 gününe kadar uzamasına rağmen davacının bu süreyi geçirdikten sonra 2009 tarihinde karar düzeltme isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır.Bu durumda, tebliğ tarihini izleyen onbeş günlük yasal süre geçirildiğinden süre aşımı nedeniyle karar düzeltme isteminin incelenmesi mümkün değildir." Danıştay Altıncı Dairesinin 3/3/2009 tarihli ve E.2007/3391, K.2009/2028 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"Yukarıda anılan Yasa maddesinin değerlendirilmesinden "Eylül'ün beşine kadar" ibaresinden, Eylül'ün beşinin de ara verme zamanına dâhil olarak, dolayısıyla dava açma süresinin son gününün Eylül'ün beşine rastlaması hâlinde, dava açma süresinin altı Eylül'den itibaren yedi gün uzamış sayılacağının kabulü gerekmektedir.Bu durumda, 1/1000 ölçekli imar planının 2005-2005 tarihleri arasında askıya çıkarıldığı, davacının askı süresi içinde 2005 tarihinde yaptığı itirazın askı tarihinin son gününden itibaren 60 gün içinde cevaplandırılmayarak istemin zımnen reddi üzerine 60 günlük dava açma süresinin son günü çalışmaya ara verme zamanına (beş Eylül) rastlaması nedeniyle dava açma süresi 2005 tarihine kadar uzayacağından 2005 tarihinde açılan davada süreaşımı bulunmadığı açıktır.Bu itibarla uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekeceğinden, davanın süreaşımı yönünden reddine ilişkin mahkeme kararında isabet görülmemiştir." Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 14/6/2012 tarihli ve E.2010/2825, K.2012/4080 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"...çalışmaya ara vermenin "...Eylül'ün beşine kadar..." süreceği ifade edilerek, Eylül'ün beşi çalışmaya ara vermenin sona erdiği gün olarak gösterilmiştir. Dolayısıyla Danıştay dairelerinin Eylül'ün altısında çalışmaya başlayacakları hususunda duraksama bulunmamaktadır. Nitekim sözü edilen düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten bu yana uygulamanın da bu doğrultuda olduğu bilinen gerçektir.Diğer taraftan, Türk yargı sisteminin bir kolu olan idari yargı kanadında çalışmaya ara vermenin Eylül ayının günü,diğer kanadı olan adli yargı yerlerinde ise yıllardır uygulanan ve tartışmasız olan Eylül'ün günü biteceği şeklindeki bir yorum, yargılama usulünde bir karmaşaya da yol açacaktır.Bu durumda 12 Eylül tarihinde açılan dava süresinde olduğundan, davanın esasının incelenmesi gerekirken süre aşımı yönünden reddinde isabet görülmemiştir." İDDK'nın 22/11/2016 tarihli ve E.2014/111, K.2016/304 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"... davacı tarafından başvurunun reddine ilişkin işlemin öğrenildiği ve itiraz edildiği 01/04/2011 tarihinden itibaren 60 gün içinde (en son 31/05/2011 tarihine kadar) cevap verilmemesi nedeniyle itiraz reddedilmiş sayılacağından ve bu tarihten itibaren 60 gün içinde (30/07/2011 tarihinin hafta sonuna rastlaması nedeniyle 01/08/2011 tarihine kadar, bu tarihin de adli tatile rastlaması nedeniyle) en son 11/09/2011 tarihine kadar dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra 12/09/2011 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle "davanın süre aşımı yönünden reddine" karar verilmiştir.Davacı, anılan kararı temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir....Dosyanın incelenmesinden; davacının, 01/04/2011 tarihinde, davalı idareye yaptığı başvurunun reddedildiğini öğrendiği ve aynı tarihte davalı idareye itiraz ettiği;31/05/2011 tarihine kadar davalı idarenin cevap vermemesi nedeniyle davacının itirazının zımnen reddedildiğinin kabul edilmesi gerektiği ve davacının, bu tarihten itibaren 60 gün içinde (30/07/2011 tarihinin hafta sonuna rastlaması nedeniyle 01/08/2011 tarihine kadar, bu tarihin de adli tatile rastlaması nedeniyle) en son 11/09/2011 tarihine kadar dava açması gerektiği, fakat bu tarihin de tatil gününe yani pazar gününe rastladığı;bu nedenle dava açma süresinin 12/09/2011 tarihine uzadığı anlaşıldığından bu haliyle dava süresinde olduğu sonucuna varıldığından temyize konu kararda, usul hükümlerine uygunluk görülmemiştir." Vergi Dava Daireleri Kurulunun (VDDK) 5/3/2014 tarihli ve E.2013/111, K.2014/147 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"... Davayı inceleyen Antalya Vergi Mahkemesi, 2009 günlü ... kararıyla; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7 ve 8'inci maddeleri ile 14'üncü maddesinin fıkrasının (e) bendi, 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendi ve 61'inci maddesine değinerek; dava konusu encümen kararının 2009 tarihinde tebliği üzerine 2009 tarihinde dava açıldığı, 2577 sayılı Kanunun sözü edilen hükümleri uyarınca, davanın, otuz günlük dava açma süresinin bitiminin çalışmaya ara verme zamanına rastlaması nedeniyle ara vermenin sona erdiği günü, yani Eylül ayının dördünü izleyen tarihten itibaren yedi gün içinde olmak üzere, en son 2009 (Cuma günü) tarihine kadar açılması gerekirken, bu sürenin bitiminden sonra 2009 tarihinde açılan davanın süreaşımı nedeniyle inceleme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davayı süreaşımı nedeniyle reddetmiştir.Davacının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dokuzuncu Dairesi 2012 günlü ... kararıyla; ... her sene Ağustos ayının birinden Eylül'ün beşine kadar çalışmaya ara vermelerinin öngörüldüğü, bu kuralda çalışmaya ara verme süresinin, bu sürenin başladığı ve sona erdiği gün açıkça gösterilerek belirlendiği,... çalışmaya ara vermenin "...Eylül'ün beşine kadar..." süreceği ifade edilerek, Eylül'ün beşi çalışmaya ara vermenin sona erdiği gün olarak gösterildiği, dolayısıyla Danıştay dairelerinin Eylül'ün altısında çalışmaya başlayacakları hususunda duraksama bulunmadığı, sözü edilen düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten bu yana uygulamanın da bu doğrultuda olduğu, öte yandan, Türk yargı sisteminin bir kolu olan idari yargı kanadında çalışmaya ara vermenin Eylül ayının 5'inci günü, diğer kanadı olan adli yargı yerlerinde ise yıllardır uygulanan ve tartışmasız olan Eylül ayının 6'ncı günü biteceği şeklindeki bir yorumun, yargılama usulünde bir karmaşaya da yol açacağı, bu durumda 12 Eylül günü dava açma süresinin son günü olup bu tarihin Cumartesi gününe rastlaması nedeniyle 14 Eylül tarihinde açılan dava süresinde olduğundan, davanın esasının incelenmesi gerekirken süreaşımı yönünden reddinde isabet görülmediği gerekçesiyle kararı bozmuştur.Bozma kararına uymayan Antalya Vergi Mahkemesi ... ilk kararında ısrar etmiştir....Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Antalya Vergi Mahkemesinin... ısrar kararı, aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş ve temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmemiştir." Yargıtay İçtihadı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21/1/2009 tarihli ve E.2008/14-831, K.2009/3 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi "Her sene bilumum mahkemeler Ağustos'un birinden Eylül'ün beşine kadar tatil olunur."hükmünü taşımakta; maddede ise "Bu kanunun tayin ettiği mühletlerin bitmesi tatil zamanına tesadüf ederse bu müddetler ayrıca bir karar vermeğe lüzum olmaksızın tatilin bittiği günden itibaren yedi gün evvel uzatılmış addolunur." hükmü bulunmaktadır. (...)Yukarıda belirtildiği üzere, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi uyarınca adli tatil, her yılın Eylül ayının beşinci günü sona erer. Dolayısıyla, yeni adli yıl, o yılın altı Eylül günü başlar (...)"B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ...davasının makul bir süre içinde ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı İlgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı için bkz. E-Ba İnşaat Taahhüt Ticaret Ltd. Şti. (B. No: 2015/13921, 27/6/2018, §§ 33-37) başvurusuna ilişkin karar. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/15305 | Başvuru, imar planı ve bu plana yapılan itirazın reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, mahkûmiyet kararının usulsüz tebliğe dayanılarak kesinleştirilmesi ve bu suretle temyiz isteminin yasal süresi içinde yapılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 13/8/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atıfta bulunarak başvuru hakkında görüş sunulmasına gerek olmadığını bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının 3/12/1997 tarihli iddianamesi ile başvurucunun yasa dışı Türkiye Komünist Emek Partisi/Leninist (TKEP-L)-silahlı terör örgütü- üyesi olma suçundan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamında cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. İstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 24/6/1998 tarihli duruşmasında vekilinin huzurunda başvurucunun savunması alınmış ve yapılan yargılama sonucunda 19/4/2000 tarihinde verilen beraat kararı, Yargıtay Ceza Dairesinin 19/3/2001 tarihli kararı ile bozulmuştur. Bozma sonrasında Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması nedeniyle yargılama İstanbul Ağır Ceza (CMK madde ile görevli) Mahkemesince (Mahkeme) yürütülmüştür. Başvurucu vekilinin beraat kararında direnilmesi talebi Mahkemece kabul edilmemiştir. Uyulan bozma kararı doğrultusunda yapılan inceleme sonucunda başvurucunun ve vekilinin bulunmadığı duruşmada Mahkemenin 21/9/2007 tarihli kararıyla yasa dışı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan lehe kanun olduğu değerlendirilen 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucu 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Başvurucuyu temsilen duruşmalara katılarak savunma yapan ve gerekçeli kararda sanık vekili olarak gösterilen başvurucu vekilinin bildirdiği (Üsküdar Noterliğinin 5/11/1997 tarihli vekâletnamede belirtilen) adresine 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun maddesine göre karar tebliğe çıkarılmış ve tebligat mazbatasına "dosyamızda vekâletnameniz bulunmadığından 10 günlük süre içerisinde ibrazı" şeklinde bir şerh düşülmüştür. Başvurucu vekilinin kapısına yapıştırılmak ve imzadan imtina eden en yakın komşusu Ş.G.ye haber verilmek suretiyle 27/11/2007 tarihinde mahkûmiyet kararı tebliğ edilmiştir. Mahkeme 17/1/2008 tarihli kesinleşme şerh yazısıyla başvuru konusu kararın başvurucu açısından temyiz edilmeden 5/12/2007 tarihinde kesinleşmesi nedeniyle hükümlünün cezasının infazının yerine getirilmesini istemiştir. Başvurucu vekili 8/4/2013 havale tarihli iki ayrı dilekçeyle, mahkûmiyet kararınının kesinleşme şerhinin kaldırılarak infazın geri alınması ve temyiz talebinde bulunmuştur. Mahkemenin 15/4/2013 tarihli ek kararıyla mahkûmiyet kararının "...27/11/2007 tarihinde tebliğ edildiği ... her ne kadar mahkememizce Tebligat Kanunu'nun maddesine göre tebligat yapılmış ise de tebligat yapılan adresin hükümlü müdafiince 6/9/1996 tarihinde İstanbul Barosuna bildirildiği adres olup ve halen aynı adreste faliyet gösterdiği anlaşıldığı..." gerekçesiyle yasal süre geçtikten sonra yapılan temyiz isteminin reddi ile hükümlünün cezasının infazının devamına karar verilmiştir. Başvurucu vekili 29/4/2013 tarihli temyiz dilekçesinde mahkûmiyet kararının usulsüz tebliğ edildiğini belirtmiştir. Kararın tebliğe gönderildiği adresine yargılama sırasında tebligat yapıldığını ve Mahkemeye sunulan dilekçelerde de aynı adresin gösterildiğini, hatta 1996 yılından bu yana kesintisiz olarak mesleki faaliyetini bu adreste yürüttüğünü açıklamıştır. 7201 sayılı Kanun'un maddesine göre doğrudan tebligat yapılabilmesi için "adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği takdirde" şartının bulunması gerektiğini bildirmiştir. Diğer yandan davada başvurucuyu temsilen bulunan başvurucu vekiline gönderilen karar tebliğ mazbatasına "dosyamızda vekaletnameniz bulunmadığından 10 günlük süre içerisinde ibrazı" şeklinde şerh konulduğunu, bu durumda Mahkemenin dosyada vekâletname olmadığını kabul etmesine rağmen kararın asile tebliğ edilmesi yerine vekâleti olmayan vekile tebliğ yapılmasının da usulüz olduğunu savunarak ek kararın bozulması talebinde bulunmuştur. Başvurucu vekilinin ek kararı temyizi üzerine bu defa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 21/6/2013 tarihli onama istemli tebliğnamede "...sanık savunmanı Av. Hasan Alıcı'nın İstanbul Barosuna bildirmiş olduğu, daha önce de tebligat yapılmış olan bu adreste ve yokluğunda verilen kararın Tebligat Kanun'u maddesine göre kendisine 27/11/2007 tarihinde tebliğ edilmiş olduğu, bu adresin halen geçerli olduğu, sanık savunmanı tarafından yasal süre içerisinde hükmün temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olduğu..." belirtilerek temyiz isteminin reddine ilişkin 15/4/2013 tarihli ek kararın yasaya uygun bulunduğu açıklanmıştır. Başvurucu vekili tebliğnameye karşı 27/6/2013 tarihli beyanında öncelikle vekilin yasal tebligat adresinde bulunup bulunmadığı tespit edilmeden 7201 sayılı Kanun'un şekli prosedürüne uyulmadan doğrudan maddesine göre tebligat yapılmış olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu bildirmiştir. Ek karar, Yargıtay Ceza Dairesinin 24/4/2014 tarihli kararıyla onanmıştır. Nihai karar başvurucuya 15/7/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup 13/8/2014 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. A. Ulusal Hukuk 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesi şöyledir:"Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar." 7201 sayılı Kanun'un "Tebliğ imkânsızlığı ve tebellüğden imtina" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.(Ek fıkra: 11/1/2011-6099/5 md.) Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.(Ek: 19/3/2003-4829/5 md.) Muhtar, ihtiyar heyeti azaları, zabıta amir ve memurları yukarıdaki fıkralar uyarınca kendilerine teslim edilen evrakı kabule mecburdurlar." 7201 sayılı Kanun'un 11/1/2011 tarihli ve 6099 sayılı Kanun'un maddesi ile değiştirilmeden önceki hâlinin maddesi şöyledir:"Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır. (Değişik: 19/3/2003-4829/11 md.) Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği takdirde tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi, tebliğ tarihi sayılır. (Değişik: 19/3/2003-4829/11 md.) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır. (Ek : 6/6/1985 - 3220/12 md.) Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da bu madde hükümleri uygulanır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, ...görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye erişim hakkını hukukun üstünlüğü ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte; mahkemeye erişim hakkının ve başvuru yapılabilmesi konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, (k.k.), B. No: 51307/99, 23/1/2003). AİHM, dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; AİHM'in rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 20). AİHM'e göre mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkının ihlaline yol açabilir. Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi -bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça- hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekir (Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§ 36-40). | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/13596 | Başvuru, mahkûmiyet kararının usulsüz tebliğe dayanılarak kesinleştirilmesi ve bu suretle temyiz isteminin yasal süresi içinde yapılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvuru, nakdi tazminat isteminin reddi işleminin iptali istemiyle açılan davada hukuka aykırı karar verilmesi ve hükme dayanak alınan bilirkişi raporunun tebliğ edilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 10/7/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Bolu Komando Tugay Komutanlığı emrinde uzman çavuş olarak görev yapmakta iken Hakkari/Şemdinli bölgesinde icra edilen operasyonda görev almıştır. 29/7/2012 tarihinde nişancısı olduğu roketatar ile ateş etmesi sonrasında kulağında şiddetli ağrı, yanma ve işitme kaybı meydana geldiğini üstlerine bildirmiştir. Olaydan iki hafta sonra 12/8/2012 tarihinde düzenlenen tutanağa göre başvurucuya ilk müdahalenin mevzide yapıldığı ve ilaç tedavisi uygulandığı, çatışmaların şiddetli geçmesi nedeniyle operasyon bölgesine helikopter gönderilemediği, başvurucunun tedavisine ancak olaydan beş gün sonra intikal ettirildiği Şemdinli merkezinde konuşlu tabur revirinde başlandığı anlaşılmıştır. Başvurucu 3/8/2012 tarihinde Van Asker Hastanesine sevk edilmiş, buradan da akustik travma şüphesiyle ileri tetkik ve tedavi amacıyla Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Kulak Burun Boğaz (KBB) Polikliniğine sevk edilmiştir. KBB Polikliniğinin konsültasyon talebi üzerine Psikiyatri Polikliniğince düzenlenen 9/8/2012 tarihli raporla başvurucuya on gün istirahat verilmiştir. Sürenin bitimiyle görevine dönen başvurucu ağrılarının devam etmesi nedeniyle başvurduğu Van Asker Hastanesi tarafından 3/9/2012 tarihinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi (YYÜTF) Hastanesine sevk edilmiştir. Uygulanan tedaviden fayda görülmemesi üzerine başvurucu 25/9/2012 tarihinde tekrar GATA'ya sevk edilmiş, sağ kulakta akıntı, işitme kaybı ve ağrı şikâyetleriyle yatışı yapılmış, tedavisinin ardından 4/10/2012 tarihinde sağ eksternal otit tanısıyla bir aylık hava değişimi ile taburcu edilmiştir. 5/11/2012 tarihinde GATA'da yeniden muayene olan başvurucu rahatsızlığının geçmemesi üzerine müracaat ettiği YYÜTF Hastanesince bu kez Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi (HÜTF) Hastanesine sevk edilmiş, burada işitme kaybı tanısıyla 14/12/2012 tarihinde ameliyat olmuştur. Başvurucunun tedavi sürecinde GATA tarafından düzenlenen 11/2/2013 tarihli hasta tedavi kararında dış kulak yolu kazanılmış stenozu tanısı konularak altı ay sonra kontrol muayenesi önerilmiştir. 16/7/2013 tarihli tedavi kararında ise aynı tanı tekrarlanarak orta dereceli işitme kaybı bulunduğu, askerliğe elverişli olmakla birlikte işitme hassasiyeti gerektiren görev verilmemesinin uygun görüldüğü belirtilmiştir. Başvurucu 26/7/2013 tarihli dilekçesi ile 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun uyarınca tazminat ödenmesi istemiyle Millî Savunma Bakanlığına (Bakanlık) başvuruda bulunmuştur. Başvurucu Bakanlık tarafından başvurusuna cevap verilmediğini belirterek Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) nakdi tazminat ödenmemesi işleminin iptali talebiyle 8/11/2013 tarihinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde, kadrosu nişancı yardımcısı olmasına rağmen operasyonda roketatar nişancısı olarak görev yaptığını, iç güvenlik ve asayişin korunması görevi sırasında ve görevin etkisiyle sağ kulağında işitme kaybına maruz kaldığını, GATA'ya ilk sevkinde detaylı bir muayene yapılmadığını, geçici tedaviler sonucu rahatsızlığının ilerlediğini ileri sürmüştür. Başvurucunun 3/10/2013 tarihinde GATA'da yapılan muayenesinde normal muayene bulgularının mevcut olduğu belirtilmiş, 9/12/2013 tarihli konsültasyon raporunda ise durumunun iddia edilen olayla ilişkili olma ihtimalinin düşük olduğu, hakkındaki net kararın ilk muayene olduğu YYÜTF Hastanesi ile ameliyat olduğu HÜTF Hastanesi tarafından verilmesinin uygun olduğu ifade edilmiştir. AYİM Başsavcılığı uyuşmazlığa dair düşüncesinde, başvurucunun iç güvenlik operasyonu esnasında roketatar atışı sonunda yaralandığı yönündeki beyanına davalı idareden bir itiraz gelmediğini, Mevki Asker Hastanesinin 16/7/2013 tarihli raporunda orta dereceli işitme kaybının mevcut olduğuna karar verildiğini dikkate sunmuştur. Bu itibarla olayın 2330 sayılı Kanun kapsamında nakdi tazminat ödenmesini gerektirir mahiyette olduğu gerekçesiyle aksi yönde tesis edilen işlemin iptali gerektiğini belirtmiştir. Dava süreci devam ederken Bakanlık Nakdi Tazminat Komisyonu 3/4/2014 tarihli kararıyla; başvurucunun yaralanması olayının 2330 sayılı Kanun'da belirtilen görevlerden kaynaklanmaması sebebiyle durumunun Kanun kapsamında değerlendirilemeyeceği sonucuna varmış, başvurucuya nakdi tazminat ödenmemesine karar vermiştir. AYİM Dairesi yaptığı yargılamada GATA'dan, başvurucunun muayenesinin yapılmasını ve işitme kaybı bulunup bulunmadığı, işitme kaybının hangi sınırlarda olduğu, kulakta araz meydana gelip gelmediği, teşhis edilen rahatsızlıklarının etkenlerinin neler olduğu, rahatsızlığın roket patlamasına bağlı olup olmadığı hususlarında sağlık kurulu raporu düzenlemesini talep etmiştir. GATA yaptığı muayene sonucu düzenlediği 9/7/2014 tarihli raporda, sağ dış kulak yolu stenozu + sağ kulak orta düzeyde iletim tipi işitme kaybı tanısına yer vermiştir. Ayrıca raporda, rahatsızlığın kronik dış kulak yolu enfeksiyonu, travması, doğumsal nedenler gibi birçok nedene bağlı olabileceği, akustik travmanın (sese bağlı gürültü travması) beklenen bir etyolojik neden olmadığı, akustik travma sonrası sıklıkla sensörinöral tip (sinirsel ve algısal tip) işitme kaybı beklendiği, mevcut işitme kaybı ve dış kulak yolu stenozunun konu ile ilişkili olma ihtimalinin düşük olduğu belirtilmiştir. GATA, araya girmiş olabilecek diğer etmenlerin, dış kulak yolu enfeksiyonu, dış kulak yolunda yabancı cisim, bireysel faktörler gibi faktörlerin tespiti için ilk müracaat yeri olan Van Asker Hastanesi ve YYÜTF Hastanesinin bulgu ve kayıtları eşliğinde tıbbi kanaat bildirilmesinin uygun olduğunu ifade etmiştir. AYİM, GATA'nın talebi doğrultusunda Van Asker Hastanesi ve YYÜTF Hastanesinden başvurucunun tıbbi kayıt ve tetkik sonuçlarını temin ederek GATA'dan ikinci kez sağlık kurulu raporu düzenlemesini istemiştir. GATA tarafından başvurucu yeniden muayene edilerek düzenlenen 22/1/2015 tarihli raporda; sağ dış kulak yolu kemik kanalının başlangıcında kanalı tam olarak kapatan sert kıvamlı yabancı cisimle uyumlu lezyon izlendiği, bu nedenle kanalın medialinde kalan bölümün ve kulak zarının değerlendirilemediği belirtilmiştir. Raporda ayrıca, yabancı cisim çıkartıldıktan sonra işitme testi yapılarak karar verilebileceği anlatılmasına rağmen başvurucunun bu girişime rıza göstermediği, dolayısıyla hakkında bir karar verilemediği ifade edilmiştir. AYİM 13/2/2015 tarihli kararı ile davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinde, GATA Sağlık Kurulunun düzenlediği raporda yazılı açıklamalar esas alınmıştır. Buna göre dış kulak yolu stenozu rahatsızlığı ve orta düzeyde işitme kaybının sebepleri arasında enfeksiyon, devamlı kulak karıştırılması, doğumsal nedenlerin bulunduğu, sese bağlı gürültü travması sonrasında sensörinöral tip işitme kaybı meydana gelmesinin beklendiği, başvurucunun rahatsızlığının ise dış kulak yolu stenozuna bağlı olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, zayıf ihtimal de olsa yanında roketatar patlaması nedeniyle rahatsızlığın oluşup oluşmadığının tespiti için kulaktaki yabancı cismin çıkarılması gerektiği, başvurucunun cismin çıkarılmasına yönelik girişimi kabul etmediği, dolayısıyla soyut iddia dışında bir bilgi ve belgeye ulaşılamadığından işlemde hukuka aykırılık görülmediği ifade edilmiştir. Başvurucu; 22/1/2015 tarihli raporun tarafına tebliğ edilmediğini, raporun objektif değerlendirmeler içermediğini, birçok kez sevk edildiği halde sonuç alamadığından GATA'ya güvenmediğini, kulağında herhangi bir cisim bulunmadığını, üniversite hastanesinden rapor alınması gerektiğini belirterek karar düzeltme isteminde bulunmuştur. AYİM Başsavcılığı talep hakkındaki düşüncesinde, HÜTF Hastanesi kayıtlarının bilirkişi incelemesine dâhil edilmemesi ve raporun başvurucuya tebliğ edilmemesinin eksiklik olduğunu, rahatsızlığın roketatar atışından kaynaklanma ihtimalinin mevcut olduğunu, bilirkişi raporunda bu hususun aksinin ortaya konulamadığını belirtmiştir. Başsavcılık bu nedenlerle talebin kabulü ile önceki düşünceleri doğrultusunda işlemin iptaline karar verilmesi gerektiğini bildirmiştir. AYİM 28/5/2015 tarihli kararıyla karar düzeltme istemini reddetmiştir. Karar gerekçesinde, başvurucunun yanında roketatar patlamış olmasının işitme kaybının bu patlamadan meydana geldiğini kanıtlamaya yeterli olmadığı, bu hususun tıbbi verilerle hekim tarafından tespit edilebileceği belirtilmiştir. Ayrıca, GATA'nın rahatsızlığın etkenleri hakkında açıklama ve ayrıntılı inceleme yaptığı, başvurucunun kulağındaki cismin çıkartılmasına rıza göstermemesi nedeniyle mevcut belgelere göre karar verildiği, raporun ilme ve fenne aykırı olduğuna ilişkin somut bir veri ortaya konulmaması nedeniyle rapora itibar edildiği, yeni bir hastaneye sevkine gerek görülmediği açıklanmıştır. Başvurucu nihai kararı 19/6/2015 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 10/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. AYİM'deki yargılama devam ederken başvurucu hakkında, emre itaatsizlikte ısrar iddiasıyla suç dosyası hazırlanmıştır. Dosyada başvurucunun, verilen emirlere rağmen atışlarda kullanılmak üzere aldırılan kulak tıkacını operasyon günü yanına almadığı ve kullanmadığı, roketatarla atış yaptığı sırada rahatsızlandığı belirtilmiştir. Dosyayı inceleyen Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı 4/12/2014 tarihli kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararda, şüpheliye tebliğ edildiği belirtilen emir hükümlerinin ikaz özelliği taşıdığı, hareket tarzını düzenlediği ve tedbir mahiyetinde olduğu, doğrudan bir askerî vazifenin veya hizmetin yapılmasına veya yapılmamasına yönelik olmadığı, ayrıca şüphelinin suç kastıyla hareket ettiğine dair delil elde edilemediği belirtilmiştir. Diğer taraftan başvurucu, yaralanma olayı nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların genel hükümlere göre tazmini istemiyle 8/11/2013 tarihinde Bakanlığa karşı AYİM'de ayrı bir dava açmıştır. Davanın devamı sırasında AYİM'in kaldırılması nedeniyle Ankara İdare Mahkemesine gönderilen dosyada Van İdare Mahkemesinin yetkili olduğuna karar verilmiştir. Dosyada bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilerek başvurucuda meydana gelen işitme kaybının bünyesel bir durumdan veya hastalıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, rahatsızlığın oluşumunda roket atışının ya da genel olarak askerlik görevinin sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı hususlarında Adli Tıp Kurumu Başkanlığından rapor düzenlemesi istenmiştir. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden mahkeme dosyasında yapılan araştırmada bilirkişi raporunun henüz düzenlenmediği tespit edilmiştir. A. Ulusal Hukuk 2330 sayılı Kanun 'un maddesi şöyledir: "Bu kanunun amacı; barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı men, takip ve tahkikle, trafik ve yol güvenliğini veya tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakillerini sağlamakla görevli olanların; Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Teşkilatında bulunan patlayıcı maddelerin incelenmesi, muhafazası, nakli, imha edilmesi ve zararsız hâle getirilmesi işlemlerinde görevlendirilenlerin bu görevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucu ölmeleri veya engelli hâle gelmeleri halinde ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın ve bu yüzden yaralanmaları halinde ödenecek nakdi tazminatın esas ve yöntemlerinin düzenlenmesidir." 2330 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu kanun;a) İçgüvenlik ve asayişin korunması veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki veya trafik ve yol güvenliğini sağlamak konularında görevlendirilen: ... Silahlı Kuvvetler mensuplarını, ...kapsar" 2330 sayılı Kanun'un "Nakdi tazminat" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu kanun kapsamına girenlerden;...b) Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde belirtilen tutarın % 25'inden % 75'ine kadar, yaralananlara ise % 20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre, nakdi tazminat ödenir." 17/11/1983 tarihli ve 2955 sayılı mülga Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanunu’nun "Tanımlar" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir:"a) Gülhane Askeri Tıp Akademisi: Genelkurmay Başkanlığının kuruluşunda, bilimsel özerkliğe sahip, Atatürk ilkelerine bağlı, milli şuur ve disiplini görev bilen, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sağlık bilimleri alanında en yüksek danışma organı olan; lisans ve lisansüstü düzeyde eğitim ve öğretim, bilimsel araştırma ve yayım yapan, Türk Silahlı Kuvvetlerine muvazzaf askeri tabip ve gerektiğinde diğer sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren; kendisine ve bünyesindeki Askeri Tıp Fakültesine enstitü, yüksekokul ve benzeri kuruluşlar, eğitim hastaneleri ile diğer eğitim ve öğretim kurumları bağlanabilen ve Genelkurmay Başkanlığının gerek gördüğü sağlıkla ilgili eğitim ve öğretimi de yaptıran bir yükseköğretim kurumudur....c) Askeri Eğitim Hastanesi: Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanlığının önerisi ve Genelkurmay Başkanlığının onayı ile vazifelendirilen, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç hizmet Kanununun ve Yönetmeliğinin öngördüğü personelin muayene ve tedavilerinin, tıpta uzmanlık öğreniminde bulunan askeri tabipler ile diğer sağlık personelinin eğitimlerinin ve bu eğitim ile ilgili klinik ve laboratuvar çalışmalarının yapıldığı, Türk Silahlı Kuvvetleri Kuruluş ve kadrolarında gösterilen hastanelerdir." 2955 sayılı mülga Kanun’un "Görevler" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir:"g) Askeri ve genel tababet alanlarında bilimsel araştırmalar yapmak, yayımda bulunmak, memleketin epidemiyolojik durumunu incelemek, Türk Silahlı Kuvvetlerinde ortaya çıkacak salgınlarla mücadele etmek ve korunma için gerekli önlemlerin alınması maksadıyla öneride bulunmak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sağlığını ilgilendiren hertürlü sorunlarda danışmanlık ve hakem vazifelerini görmek,…i) Silahlı Kuvvetler mensuplarıyla 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda ve diğer kanunlarda askeri kurumlarda tedavileri öngörülen kişilerin her türlü muayene ve tedavilerini yapmak," 29/9/2011 tarihli ve 28069 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan mülga Gülhane Askeri Tıp Akademisi Yönetmeliği’nin "Profesörler Sağlık Kurulu" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile (3) numaralı fıkrasının (a) bendinin ilgili kısımları şöyledir:"(1) Profesörler Sağlık Kurulu, GATF ve Eğitim Hastanesindeki anabilim ve bilim dallarından, Akademi Kurulu tarafından iki yıl için seçilen birer asil ve birer yedek asker öğretim üyelerinden oluşur. Asil üyelerden herhangi birisinin yokluğu halinde, yedek üye toplantıya çağrılır. En kıdemli üye kurula başkanlık yapar. GATF Dekanı ve Eğitim Hastanesi Baştabibi gerekli gördüğü hallerde toplantıya başkanlık eder.(2) Raporlar GATF Dekanı ve Eğitim Hastanesi Baştabipliğince onaylanır.(3) Kurulun görevleri şunlardır:a) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu, 1111 sayılı Askerlik Kanunu ... hükümleri kapsamında, TSK personelinin sağlık sorunları ve raporlarıyla ilgili anlaşmazlıkları sağlık kurulu olarak ve hakem sıfatı ile kesin karara bağlamak, ...” 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun "Dosya dışında inceleme" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Daireler veya Daireler Kurulu, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapabilecekleri gibi, tayin edecekleri süre içinde, lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.'' 1602 sayılı mülga Kanun'un "İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun uygulanacağı haller" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:''Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde; İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ...bilirkişi, keşif, delillerin tespitine... ilişkin hükümleri uygulanır.'' 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dosyaların incelenmesi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Danıştay ile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin varlığı halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.''B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ... görülmesini isteme hakkına sahiptir. ..." Sözleşme’deki hakların etkili bir biçimde korunması için davaya bakan mahkemelerin Sözleşme’nin maddesine göre tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi vardır (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). Hakkaniyete uygun yargılanmanın temel unsurunun, yargılamanın çelişmeli olması ve taraflar arasında silahların eşitliğinin sağlanması olarak vurgulayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme’nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde hakkaniyete uygun yargılanma hakkını güvence altına aldığını ve mahkeme tarafından dinlenen bir bilirkişinin ise aynı gereksinimleri karşılamasının zorunlu olmadığını açıkça kaydetmektedir. AİHM; bununla birlikte dava ile gündeme getirilen soruları ele almak için yetkili mahkeme tarafından görevlendirilen bir bilirkişi görüşünün söz konusu mahkemenin davayı değerlendirme biçiminde belirgin bir rol oynayabileceğini, bazı koşullarda bir mahkeme tarafından görevlendirilen bilirkişinin tarafsız olmamasının adil yargılanma kavramının içindeki silahların eşitliği ilkesini ihlal edebileceğini, özellikle bilirkişinin yeri ve rolü gibi etkenlerin dikkate alınması gerektiğini ifade etmektedir. Ayrıca AİHM, uyuşmazlığın esası ile ilgili olarak görüşü istenen kurumun konumu ve oluşumu nedeniyle başvuranın kaygılanabileceğini ancak önemli olan noktanın bu kaygının objektif olarak kanıtlanabilmesi olduğunu belirtmiştir (Sarıdaş/Türkiye, B. No: 6341/10, 7/7/2015, §§ 35, 36). | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/11480 | Başvuru, nakdi tazminat isteminin reddi işleminin iptali istemiyle açılan davada hukuka aykırı karar verilmesi ve hükme dayanak alınan bilirkişi raporunun tebliğ edilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, tapu siciline güvenilerek satın alınan taşınmazın kadastro çalışması sonucu Hazine adına tespit ve tescili sebebiyle uğranılan zararın tazmin edilmesi istemiyle açılan davanın zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 6/5/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.Bölüm Başkanı tarafından kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Bakanlık görüşü, başvurucuya tebliğ edilmiştir. Birinci Bölüm tarafından 6/7/2017 tarihinde yapılan toplantıda niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve 2013/1178 numaralı bireysel başvuru dosyasında yer alan bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1949 doğumlu olup Antalya ili Serik ilçesinde ikamet etmektedir.A. Başvuru Konusu Uyuşmazlığın Arka PlanıAntalya ili merkez Zeytinköy’de (Çamköy) bulunan, Nisan 1320 ve Nisan 1325 tarihli kayıtlara göre 000 dönüm (000 m²) büyüklüğünde olan taşınmaza ilişkin olarak Antalya Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan ve Hazinenin taraf olmadığı izaleişüyu davasında Mahkemece 11/1/1940 tarihli kararla taşınmazın büyüklüğü artırılarak tapu kayıtlarının kapsadığı alan 202 m² olarak belirlenmiş ve hisseleri oranında sahipleri taşınmazın adına tesciline karar verilmiştir. 202 m² büyüklüğündeki taşınmaz, Antalya Satış Memurluğunun 1944/2 sayılı satış dosyası ve açık arttırma suretiyle 13/4/1944 tarihli tapu kaydıyla K.K. ve H.Ü.ye satılmıştır. Bahsedilen taşınmaz 1946 yılında, 18/2/1937 tarihli ve 3116 sayılı mülga Orman Kanunu’na göre yapılan orman tahdidinde orman sınırları içinde kalmıştır. Başvurucuya ait olduğu iddia edilen taşınmazı da kapsayan bölge 1964 yılında yapılan orman tapulaması (kadastrosu) sırasında orman sınırı içinde bulunduğundan tapulama dışı bırakılmıştır. 1975 yılında Orman Kadastro Komisyonunca 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun maddesi uygulamasıyla (2/B olarak adlandırılan uygulama) taşınmazın bulunduğu saha, Hazine adına orman dışına çıkarılarak 4 numaralı orman kadastro parseli içinde kalmıştır. Bu uygulamaya herhangi bir itirazda bulunulmaması üzerine uygulama 20/10/1976 tarihinde kesinleşmiştir. Bu arada K.K. ve H.Ü. 1965 yılında taşınmazı ifraz ettirmiş ve muhtelif kişilere satmışlardır. Taşınmazın 000 m²lik bölümü 21/3/1974 tarihli tapu kaydıyla fundalık olarak başvurucuya satılmıştır. 1980 yılında yapılan kadastro çalışmasında başvurucunun da hissesinin bulunduğunu iddia ettiği taşınmaz, makilik niteliğiyle 229 numaralı parsel olarak Maliye Hazinesi adına tespit edilmiştir. Kadastro çalışmaları sırasında bu tapu kaydının yaklaşık 926 m² civarı bir alana uygulandığı saptanmıştır. Tapulama Komisyonuna yapılan itirazlar 2/6/1981 tarihli Komisyon kararıyla reddedilmiştir. B. Diğer Tapu Malikleri Tarafından Açılan Kadastro Tespitine İtiraz Davası Çamköy 229 numaralı parselde mülkiyet iddiasında bulunan ve itirazları reddedilen çok sayıda kişi 6/12/1982 tarihinde Antalya Tapulama Hâkimliğine dava açmıştır. Ancak başvurucu bu davada taraf olmadığı gibi mülkiyet iddiasıyla başka bir dava da açmamıştır. Mahkeme 2/3/1984 tarihli kararıyla Hazine adına tespit işlemini iptal etmiştir. Gerekçede, 1964 yılında yapılan ve kesinleşen tapulama dışı bırakma işleminin de bir tapulama olduğu vurgulanmış ve 1980 yılında ikinci defa yapılan kadastro çalışmasının da "Bir yerde iki defa tapulama yapılamaz." ilkesine aykırı olduğu belirtilmiştir. Kararda ayrıca taşınmazın 1976 yılında 6831 sayılı Kanun’un maddesi uygulamasıyla orman rejimi dışına çıkarıldığının altı çizilmiştir. Kararın temyizi üzerine incelemeyi yapan Yargıtay Hukuk Dairesi 13/7/1988 tarihli kararıyla, hükümden sonra yürürlüğe giren ve elde bulunan davalara da uygulanacağı öngörülen 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu ile yeni bir sisteme geçildiği, Kanun’un öngördüğü sicilleri oluşturabilmek için kadastro yapılması gerektiği ve tapulama dışı bırakılan yerlerde tekrar kadastro yapılmayacağına dair bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle kararı bozmuştur. Bozma sonrası Antalya Kadastro Mahkemesi 23/9/1994 tarihli kararıyla 229 numaralı parselin yüz ölçümünün 601 m² olarak düzeltilmesine, teknik bilirkişilerce hazırlanan krokide A, B, C, D harfleriyle gösterilen toplam 698 m²lik bölümün Hazine adına; kalan 903 m²lik yerin ise krokide müstakil harflerle gösterilen tapu malikleri adına hisseleri nispetinde tespitine karar vermiştir. Bahsedilen karar da temyiz edilmiş ve Yargıtay Hukuk Dairesinin 28/6/1995 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesinin Hazine adına tespite ilişkin hüküm fıkrası onanmış; kişiler adına tespite ilişkin hüküm fıkrası ise bozulmuştur. Kararın gerekçesinde 1964 yılında yapılan orman tahdidi ve 1976 yılında yapılan orman dışına çıkarma işlemi konusunda bir tartışma bulunmadığı, tartışmanın orman dışına çıkarılan alanın zilyetlikle kazanılıp kazanılamayacağına ve bir kısım davanın dayanak olarak aldığı tapu kayıtlarının taşınmazın bu kısmını kapsayıp kapsamadığına ilişkin olduğu hatırlatılmıştır. Gerekçenin devamında orman dışına çıkarılmadan tespit tarihine kadar yirmi yıllık süre geçmediğinden zilyetliğe dayanarak dava açanların temyiz istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Kararda, 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesinde “Orman sınırları dışına çıkarılacak yer, sınırlaması itirazsız kesinleşmiş tapulu arazi ise mülkiyet tekrar sahiplerine geçer.” hükmü gereği orman tahdidinin itirazsız kesinleşip kesinleşmediğinin ve davacıların dayandıkları tapu kayıtlarının revizyon görüp görmediğinin araştırılması gerektiği, tapu kayıtlarının uyması hâlinde miktarı kadar arazinin kayıt maliklerine verilebileceği ifade edilmiştir. İlk derece mahkemesi, bozma kararına uyduğunu belirtmiş ancak 10/6/1997 tarihli kararıyla 229 sayılı parselin kesinleşmeyen 903 m²lik bölümünün -haritasında bağımsız parseller olarak gösterilmek suretiyle- payları oranında tapu malikleri adına tesciline karar vermiştir. Kararın temyizi üzerine incelemeyi yapan Yargıtay Hukuk Dairesi 7/7/1998 tarihli kararıyla bozma kararının uygulamasının yapılmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını tekrar bozmuştur. İlk derece mahkemesi 2/12/1999 tarihli kararıyla bozma kararına direnmiştir. Direnme kararını inceleyen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK) 27/6/2001 tarihli kararıyla direnme kararında hüküm fıkrası oluşturulmadığı gerekçesiyle direnme kararını bozmuştur. İlk derece mahkemesi 11/4/2002 tarihli kararıyla tekrar direnme kararı vermiştir. Direnme kararını inceleyen Yargıtay HGK 12/11/2003 tarihli kararıyla Yargıtay Hukuk Dairesinin görüşünü haklı bularak ikinci direnme kararını da bozmuştur. Bu kez bozma kararına uyan ilk derece mahkemesi 25/4/2005 tarihli kararıyla taşınmazın yüz ölçümünün düzeltilerek tespit edilmesi için Hazine adına tesciline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, davacıların dayandığı Nisan 1320 ve Nisan 1325 tarihli kayıtların paylı olması nedeniyle Antalya Sulh Hukuk Mahkemesinin 11/1/1940 tarihli kararıyla izaleişüyu davasında Mahkeme kararında tapu kayıtlarının kapsadığı alanın 202 m² olduğunun belirlendiği hatırlatılmış; dayanak tapu kayıtlarının miktarının ise çok düşük olduğu ve kök tapu kayıtlarının değişebilir sınırlı olduğu vurgulanmıştır. Gerekçede, miktarın artırılması talebi ve miktarın düzeltilerek tapuya tesciline ilişkin karar bulunmadığı belirtilerek 13/4/1944 tarihli tescilin yolsuz olduğu saptamasında bulunulmuş ve bu nedenle dayanılan tapu kaydının ihdas tarihindeki miktarı olan 000 m²nin esas alınması gerektiği ifade edilmiştir. Mahkeme, tapunun yüz ölçümü 000 m² olduğu hâlde tapu maliklerine 926 m² yer verildiği kanaatini açıklamıştır. Mahkeme; davacılara verilen yer ile dayanak tapunun yüz ölçümü arasında fark olduğunu, tapunun revizyon gördüğü parsellerin sınırlarının değişebilir nitelikte bulunduğunu ve 1975 yılında Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmış arazinin zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığını belirterek netice itibarıyla taşınmazın Hazine adına tescili gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Kararın temyizi üzerine incelemeyi yapan Yargıtay Hukuk Dairesi 30/11/2006 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Başvurucuların murisinin karar düzeltme talebi, Yargıtay aynı Dairesinin 1/7/2008 tarihli kararıyla reddedilmiş ve karar bu tarihte kesinleşmiştir. Başvurucu Tarafından Açılan Tazminat Davası Kadastro tespitine itiraz olarak açılan davanın tarafı bulunmayan başvurucu, yukarıda değinilen kararın kesinleşmesinden sonra tapu siciline güvenerek aldığı taşınmazın Hazine adına kaydı nedeniyle zarara uğradığını ileri sürmek suretiyle 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun maddesine dayanarak 26/6/2009 tarihinde Antalya Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) tazminat davası açmıştır. Mahkeme 8/5/2012 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Mahkeme, Kadastro Mahkemesi kararına atıfta bulunarak başvurucunun satın aldığı tapu kayıtlarının 229 numaralı parsele ait olduğu iddiasının Kadastro Mahkemesince reddedildiğini hatırlatmıştır. Mahkeme; tapu maliklerine, dayanılan tapu kayıtlarının miktarından daha fazla yer verildiğini ve davacılar adına mevcut kayıtların 229 numaralı parsel dışında çok sayıda parsele revizyon gördüğünü ifade etmiştir. Mahkeme, dava dilekçesinde belirtilen hususların tapu kaydının yanlış tutulmasından kaynaklanmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme ayrıca başvurucunun kadastro öncesi satın aldığı tapu kayıtları hangi kadastral parsellere uygulanmış ise yasal süresi içinde o parsellerin tespit malikleri aleyhine talepte bulunabileceği hususunu kararında işlemiştir. Kararın temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) 17/6/2013 tarihli kararıyla Mahkeme kararını farklı bir gerekçeyle onamıştır. Daire, 4721 sayılı Kanun'un maddesi uyarınca devletin kusursuz sorumluluğu nedeniyle açılacak tazminat davalarının 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun maddesi gereğince on yıllık genel zamanaşımı süresine tabi olduğunu belirtmiştir. Başvurucunun 1980 yılında Hazine adına yapılan tespite karşı Kadastro Mahkemesinde açılan davanın tarafı olmadığını anımsatan Daire, davanın on yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığını tespit etmiş ve bu gerekçeyle Mahkeme kararının sonucu itibarıyla doğru olduğunu ifade etmiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi, Dairenin 6/3/2014 tarihli ilamıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir. Nihai karar başvurucuya 11/4/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 6/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür."Dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga Kanun'un maddesi şöyledir:"Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir." Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihli ve E.2009/4-383, K.2009/517 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "...Bu aşamada, kadastro işlemlerinden doğan zararın, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zarar kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunun açıklanmasında yarar bulunmaktadır....Davaya konu somut olayda, yapılan kadastro işlemine süresi içinde Hazine adına itiraz etmekle yükümlü olan görevliler üzerlerine düşen görevlerini yapmamışlardır. Tapu işlemleri kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.K. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir.Burada Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi yada yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür. Bu itibarla, kadastro görevlilerinin dayanaksız yada gerçek hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemelerini ve taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmalarını da aynı kapsamda düşünmek gerekir. ...Sonuç itibariyle; davacının, Devletin kusursuz sorumluluğundan kaynaklanan bir zararının oluştuğu ve bu zararın tazminini Devletten isteyebileceği, Devletin kadastro işlemlerinden kaynaklanan sorumluluğunun da TMK’nun maddesi kapsamında olması gerektiği, bu nedenle görülmekte olan davanın adli yargıda bakılması gerektiği sonucuna varılmıştır...." Yargıtay Hukuk Dairesinin 18/12/2012 tarihli ve E.2012/7876, K.2012/14598 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:"...Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009 gün ve 2009/4 - 383 E., 2009/517 K.; 2010 gün ve 2010/4 - 349 E. 2010/318 Ksayılı kararlarında davurgulandığı gibi; Tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğününün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlardayapılan hatalardan T.K. m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. BuradaDevletin sorumluluğu, kusursuz sorumluluktur.Bu işlemler nedeniyle zarar görenler,Medenî Kanunun maddesi gereğince, zararlarınıntazmini için Borçlar Kanununun maddesi gereğince 10 yıllıkzamanaşımı süresinde, Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilirler. ...... T.K.nun maddesine dayanılarak açılan davalar için ayrıca zamanaşımı öngörülmediğinden, 6098 sayılıBorçlar Kanunun (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun maddesindeki) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması söz konusu olacaktır...."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir: “Herkes, medeni hak ve yükümlülükleri hakkında karar verilmesi için ... kanun tarafından kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı merciinde makul bir süre içinde adil ve kamuya açık bir şekilde yargılanma hakkına sahiptir. " Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin fıkrası açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak dikkate alındığında anılan fıkranın mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, §§ 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin maddesinin fıkrasına içkindir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp maddenin fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarakSözleşme'nin maddesinin fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36). AİHM, adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak AİHM, bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini, hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte kısıtlamaması, ayrıca zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi gözetmeyen sınırlamalar Sözleşme'nin maddesinin fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34). AİHM, dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte ve AİHM'in rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme'yle uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların iyi adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, § 20). AİHM, bu ilkeler uyarınca mahkemelerin dava açılabilmesi için öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletinin zayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlarda öngörülen usule ilişkin gereklilikleri abes hâle getirecek seviyede aşırı esneklikten kaçınması gerektiğini belirtmektedir. AİHM, kuralların belirliliği ve iyi adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi hâlinde ve ilgililerin davalarının esasının yetkili mahkeme tarafından karara bağlanmasını önleyecek birtakım bariyerler oluşturma fonksiyonu görmesi durumunda mahkemeye erişim hakkının zedeleneceğini ifade etmektedir (Eşim/Türkiye, § 21). AİHM hem kıyılar hem de ormanlarla ilgili kararlarında, kadastro tespiti ya da satın alma yoluyla tapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının kıyı kenar çizgisi ya da orman alanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksizin iptal edilmesini Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin ihlali olarak nitelendirmiştir. AİHM bu kararlarında çevrenin korunmasına ilişkin kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunması arasında makul bir dengenin bulunması gerektiğini belirterek karşılığı ödenmeksizin mülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır (N.A. ve diğerleri/Türkiye, B. No: 37451/97, 11/10/2005, § 41).AİHM; bir başvurucunun tazminat ödenmeksizin taşınmazının elinden alınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak Yargıtay HGK'nın Kasım 2009 tarihinde daha önceki içtihadında değişikliğe gittiğini, AİHM'in bu konudaki içtihatlarına dayanarak tapu kayıtlarındaki yanlış kayıtlardan kaynaklanan ayni hak veya menfaatleri kaybolmuş ya da kısıtlanmış olanların tapu kayıtlarındaki düzensizliklerden dolayı devleti sorumlu tutabileceğine hükmettiğini, tazminat miktarının söz konusu arazinin kullanılma şekli, niteliği ve değeri temelinde muhtemel getirisi ve emsal değerlerin dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerektiğine dikkat çektiğini, bu başvuru yolunun düzenli olarak kullanılmakta olduğunu, ulusal mahkemelerin AİHM'in içtihatlarını ve Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesine dayanarak ilgili mevzuat hükümlerini uyguladıklarını, başvurucunun tapu belgesinin iptali yönündeki kararın kesinleşmesinden itibaren on yıl içinde tazminat talebinde bulunabileceğini belirterek iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir (Altunay/Türkiye (k.k.), B. No: 42936/07, 17/4/2012, §§ 36-38). | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/6673 | Başvuru, tapu siciline güvenilerek satın alınan taşınmazın kadastro çalışması sonucu Hazine adına tespit ve tescili sebebiyle uğranılan zararın tazmin edilmesi istemiyle açılan davanın zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, düzenleyici işlemin iptali istemiyle açılan davada hakkaniyete aykırı karar verilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 9/3/2020 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun 22/12/2010 tarihinde Danıştayda açtığı davanın yargılaması 4/12/2019 tarihinde tamamlanmıştır. Başvurucu, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının uygulanmasında hata yapılarak adil olmayan karar verilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ve diğer anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/9642 | Başvuru, düzenleyici işlemin iptali istemiyle açılan davada hakkaniyete aykırı karar verilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru; ByLock isimli programın verilerinin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi, mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olarak bu verilere dayanılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 13/7/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca adli yardım talebinin kabulüne ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan hakka ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. A. Genel Bilgiler Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde -yeniden uzatılmayarak- son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) olduğunu değerlendirmiştir (darbe teşebbüsü ve arkasındaki yapılanmaya ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017,§§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12). Yargı organları birçok kararda FETÖ/PDY'nin devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi, oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğunu kabul etmiştir. Yargı organları kararlarında ayrıca FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi birçok özelliğinin bulunduğunu, bu örgütün diğerlerine nazaran çok daha zor ve karmaşık bir yapı olduğunu ortaya koymuştur (FETÖ/PDY'nin genel özellikleri için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26; yargı organlarındaki örgütlenme biçimi için bkz. Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 22; Alparslan Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 11).B. ByLock Programına İlişkin Açıklamalar FETÖ/PDY'nin örgütsel haberleşme için oluşturduğu ve örgüt mensuplarınca kullanılan iletişim yöntemlerinden birinin ByLock uygulaması olduğu özellikle darbe teşebbüsünden sonra örgütle bağlantılı soruşturma ve kovuşturmalarda tespit edilmiştir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 23). ByLock haberleşme programıyla ilgili kavramsal açıklamalara, programın tespitine, program verilerinin adli makamlara ulaştırılmasına, adli sürece, programın yüklenmesine, iletişimde kullanılmasına, genel ve örgütsel özelliklerine, yaygın uygulamalardan ayrılan yönlerine, ByLock verilerinin niteliği, anlamlandırılması ve kişilerle eşleştirilmesine ilişkin arka plan bilgisinin detaylarına Ferhat Kara kararında yer verilmiştir (Ferhat Kara, §§ 23-67). Başvurucuya İlişkin Süreç Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1990 doğumlu olup bireysel başvuru konusu olayların geçtiği tarihte beyanına göre ev hanımıdır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) aralarında başvurucunun da olduğu şüpheliler hakkında FETÖ/PDY'ye yönelik olarak soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma sürecinde Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı (EGM-KOM) tarafından ByLock verileri üzerinde yapılan inceleme sonucunda başvurucunun adına kayıtlı iki ayrı GSM hattı aracılığıyla ve 226620 ile 419527 ByLock user-ID numaraları üzerinden ByLock programını kullandığına dair tespitlerde bulunulmuştur. ByLock tespitlerine istinaden Başsavcılığın istemi üzerine başvurucu hakkında İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğince 8/2/2019 tarihinde yakalama emri düzenlenmiştir. Yakalama emrinin henüz infaz edilemediği aşamada, Edirne İl Jandarma Komutanlığına bağlı kolluk görevlilerinin 19/11/2020 tarihli istihbari çalışmaları sonucunda üç kişinin Meriç ilçesinde bulunan Kadıdondurma köyündeki derece askerî yasak bölge istikametine doğru gitmekte olduğu tespit edilmiştir. Aynı tarihte saat 30 sıralarında kolluk görevlilerince yakalanan bu kişilerden birinin B.B., diğerlerinin ise başvurucu ve eşi E.Y. ile dört yaşındaki çocukları oldukları anlaşılmıştır. Başvurucu, müdafiinin de hazır bulunmasıyla kollukta alınan ifadesinde;i. FETÖ/PDY ile herhangi bir irtibatının olmadığını, eşinin avukat olduğunu, 2015 yılında eşi hakkında FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle soruşturma başlatıldığını, kendisi hakkında soruşturma yürütüldüğünden haberinin olmadığını söylemiştir. ii. Eşinin soruşturma nedeniyle yurt dışına gitmeyi planladığını, bu nedenle insan kaçakçılığı yapan kişilerle internet üzerinden irtibat kurduğunu, 18/11/2020 tarihinde eşinin ayarladığı taksiyle Bursa'dan İstanbul'a geldiklerini, Beylikdüzü ilçesinde kendilerini Yunanistan'a götürecek olan iki kişi ile buluştuklarını, bu kişileri tanımadığını, birlikte yakalandıkları B.B. ile de aynı yerde buluştuklarını ancak bu kişiyle de tanışmadıklarını söylemiştir.iii. Buluştukları iki kişinin bir araçla kendilerini Edirne'ye getirdiğini, kaçak olarak sınırı geçmenin tehlikeli olabileceğini düşünüp tereddüt yaşadıklarını ancak bu iki kişinin sınırı geçmenin tehlikeli olmadığı yönünde telkinde bulunduğunu, araçla sınıra yakın yerde dolaşırlarken kaçakçıların aniden araçtan inmelerini söylemeleri üzerine araçtan indiklerini, ardından da kaçakçıların araçla oradan uzaklaştıklarını, sınırı geçmekten ziyade bunun provasını yapmak için olay yerine getirildiklerini beyan etmiştir. iv. Sınırı geçmeyi düşünmekle birlikte bu konuda kesin karar vermediklerini, olay yerinde dolaşırken kolluk görevlilerince yakalandıklarını söylemiştir. v. ByLock tespitine konu iki GSM hattını da kendisinin kullandığını, ara sıra telefonlarına uygulama mağazaları üzerinden bazı programları merak saikiyle yüklediğini, ByLock programını da bu şekilde indirmiş olabileceğini ancak bunu tam olarak hatırlamadığını ifade etmiştir. vi. Kendisine ByLock tespitine konu iki ayrı user-ID numarası ve buna bağlı tespit edilen veriler okunduğunda, bu program üzerinden iletişime geçtiği belirlenen kişileri tanımadığını ve söz konusu yazışmaları kendisinin yapmadığını, bu programı kullanmadığını savunmuştur. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan 22/11/2020 tarihli sorgusunda da önceki savunmalarını tekrar eden başvurucu, sorgusunun ardından tutuklanmıştır. Soruşturmanın tamamlanması üzerine Başsavcılık, başvurucu hakkında iddianame düzenlemiştir. Anılan iddianamede, başvurucu hakkındaki ByLock tespitlerine ve yurt dışına kaçarken yakalanmış olmasına yer verilerek başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçunu işlediği kanaatine varılmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince başvurucu hakkındaki iddianame kabul edilmiş ancak suçun işlendiği yerin Edirne olması gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. Farklı mahkemelerce verilen yetkisizlik kararları üzerine oluşan olumsuz yetki uyuşmazlığı, Yargıtay Ceza Dairesince yetkili mahkemenin Bursa Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) olduğuna karar verilmek suretiyle çözümlenmiştir. Mahkemece 28/6/2021 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapılmıştır. Tensip Tutanağı'nda, başvurucunun GSM numaralarının HTS kayıtlarına ve bu hatlara tanımlanan internet protokol (IP) numaraları ile ByLock sunucusuna ait olduğu belirlenen IP adresleri arasındaki bağlantıları gösteren CGNAT (HIS) kayıtlarına, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan (BTK) bu karar doğrultusunda gönderilecek kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, yargılamanın 14/7/2021 tarihli ilk celsesinde yapılan sorgusunda, ByLock programını kullanmadığını ve hakkında yapılan ByLock tespiti neticesinde belirlenen kişileri tanımadığını savunmuş; önceki savunmalarından kısmen farklı olarak Edirne'ye yurt dışına kaçmak için gitmediklerini, hatta gittikleri yerin Edirne olduğunu da bilmediğini, yolda giderken bir tuhaflık olduğunu sezerek araçtan inmek istediğini ancak aracın kapısı kilitli olduğu için araçtan inemediğini beyan etmiştir. BTK tarafından gönderilen HTS ve CGNAT kayıtları üzerinde bilirkişi olarak atanan polis memuru tarafından yapılan incelemeye dair rapor, celse arasında dosyaya sunulmuştur. Anılan raporda şu tespitlere yer verilmiştir:i. Başvurucunun kullanımındaki ..63 numaralı GSM hattına tanımlanan IP numaraları ile ByLock sunucularına ait IP adreslerine 9/11/2014 ile 24/11/2014 tarihleri arasında toplam 327 kez erişim sağlandığı belirlenmiştir. ii. HTS ve CGNAT kayıtları arasında baz istasyonu karşılaştırması yapıldığında bu verilerde yer ve zaman durumu açısından farklılık bulunmadığı, verilerin birbiriyle uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Yargılamanın 17/8/2021 tarihli ikinci celsesinde başvurucu, kendisine okunan bilirkişi raporunu kabul etmediğini ifade etmiştir. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 20/9/2021 tarihli yazısı ekinde, başvurucunun ..63 numaralı GSM hattı ile ilişkilendirilen 226620 ByLock user-ID numarasına ve buna bağlı diğer verilere ilişkin güncellenmiş olarak düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı celse arasında dosyaya sunulmuştur. 14/9/2020 tarihli ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'na göre başvurucu adına kayıtlı ve başvurucunun kullanımında olan söz konusu GSM hattıyla ByLock sunucusuna yapılan bağlantı sonucunda oluşturulduğu belirtilen verilerde;i. User-ID numarası "226620", kullanıcı adı "OZnurrr", şifre "oznur", adı "oznur", son online tarihi "17/2/2016, saat: 24", tespit edilebilen ilk log tarihi "9/11/2014"dir.ii. "226620 ID'ye Bağlı İrtibat Bilgileri" başlığı altında aralarında Meriç'te birlikte yakalandıkları B.B. ve başvurucunun eşi E.Y. ile anılan tutanağın ilerleyen bölümlerinde ByLock üzerinden kendileriyle mesaj ve mail yoluyla irtibat kurulan ve kullanıcılarının S.S., Z.Y., Ş.Y., F.E., T.T.T. olduğu tespit edilen kişilerin kimlik ve ByLock user-ID numaralarına yer verilmiştir. iii. "226620 ID'yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler (Roster)" ve "226620 ID'nin Eklediklerine Verdiği İsimler (Roster)" başlığı altında, başvurucuyla ilişkilendirilen 226620 user-ID numarası ile ByLock üzerinden karşılıklı arkadaş ekleme işlemi yapılan ve diğer user-ID numaraları kendileriyle ilişkilendirilen kişilerin kimlik ve user-ID bilgilerine yer verilmiştir. Her iki başlık altındaki verilere göre 226620 user-ID numarasına ait roster kayıtları arasında, user-ID numaraları kendileriyle ilişkilendirilen başvurucunun eşi E.Y. ile 19/11/2020 tarihinde birlikte yakalandıkları B.B.ninde olduğu tespit edilmiştir. iv. "226620 ID'ye Bağlı Mesajlaşmalar" başlığı altında, ByLock üzerinden S.S. ve Z.Y. adlı kişilerle yapıldığı tespit edilebilen ve çözümlenebilen yazışmalara yer verilmiştir. S.S. ile yapılan yazışmalarda S.S.nin tanıştığı bir kişi hakkında başvurucuya bilgiler verdiği saptanmıştır. - S.S.nin, başvurucuyla ilişkilendirilen user-ID numarasına 10/2/2016 tarihinde saat 55'te "tabiki ozlem", aynı tarihte devam eden görüşme sırasında "bizim suan onunla konustugum baska telefonum var", "ayri tel ve hat aldik", "orda normal mesajlastigimiz icin detay konusamiyoruz", "onun icin istisare edip izin almasi gerekiyormus" ve "istemezsen izin alalım dedi" şeklinde, - Aynı gün "ayy noldu bi[l]iyomusun", " gorusmede", "abi bizi uyardi", "bitirn die" şeklinde,- Aynı gün"arada gittigi yerdeki hizmetleri vs anlatti", "ayy bahara dedim ki", "hizmetten degil", "ona soyleyemem yaa", "tedbirsiz" şeklinde mesaj gönderdiği,- 17/2/2016 tarihinde yapılan konuşma sırasında başvurucuyla ilişkilendirilen user-ID numarası üzerinden S.S. ile ilişkilendirilen user-ID numarasına "kuuzuu bisi diycem", "whatsapp profiline koyma bnce kendini ordan gorusmesenizde sakincali olblr" ve "sen yuzyuze gorustugunuzde sor istersen onada yinede" şeklinde mesaj gönderdiği, - Başvurucu ile ilişkilendirilen user-ID numarası üzerinden 191954 user-ID numarasına "hahaaa dost dediklerimiz su surecte dokuldular ya o babta yazmistim :))))" şeklinde mesaj gönderildiği tespit edilmiştir.v. "226620 ID'ye Bağlı Mailler" başlığı altında, aralarında başvurucuyla ilişkilendirilen user-ID'nin de bulunduğu birden fazla user-ID numarasına gönderilen maillere yer verilmiştir. Bu maillerin bazılarında;- F.E. ile ilişkilendirilen user-ID üzerinden 25/5/2015 tarihinde "BAHÇELİ EVLER İLÇESİ BİLGİ NOTU" başlığı altında "Bahçelievler ilçesinde 15 günlük süreli araç, çanta ve üst araması için izin aldıkları biliniyor. Akşamları uygulama noktalarında aramalar bu şekilde yapılacağı için; 1) Üzerimizde not, döküman vs. tedbire muhalif hiçbir şey taşımayalım. 2) Toplantılarımızı saat 00 de bitirmeye gayret edelim. 3) Açık flaş bulundurmayalım. 4) Telefonlarımız açık vaziyette olmasın (ByLock yazışmalarımıza bakılmaması için) 5) Polislerle dikleşmeyelim. Rahat bir tavır içerisinde olalım" şeklinde uyarılarda,- T.T.T. ile ilişkilendirilen user-ID üzerinden 19/8/2015 tarihinde, o tarihlerde yaşanan bazı siyasal gelişmeler hakkında bilgiler aktarılıp bu gelişmelerin örgütün Endonezya yapılanmasına etkilerine ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. vi. "226620 ID'nin Arama Kayıtları" başlığı altında, söz konusu program kullanılarak başvurucunun eşi E.Y. ile ilişkilendirilen user-ID arasında 20/10/2014 tarihinde arama işlemi yapılmaya çalışıldığı ancak bu işlemle ilgili olarak "canceled" şeklinde tespitte bulunulmuştur. vii. "226620 ID'ye Bağlı IP Log Tablosu" başlığı altında, Android işletim sistemli cihaz kullanılarak 9/11/2014 ile 17/2/2016 tarihleri arasında ByLock işletim sistemine yapılan 21 adet "login" işlemine, "226620 ID'ye Bağlı Tüm Log Tablosu" başlığı altında da 29/11/2014 ile 17/2/2016 tarihleri arasında ByLock iletişim sisteminde yapılan ve "Send Chat", "Receive Chat", "Send Mail", "Add Friend", "Remove Friend" şeklinde adlandırılan toplam 497işleme yer verilmiştir. Yargılamanın 14/10/2021 tarihli son celsesinde başvurucuya 226620 user-ID için düzenlenen, güncellenmiş ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı okunduğunda başvurucu; önceki savunmalarını tekrar ederek anılan tutanakta yer alan verileri kabul etmediğini ve ByLock programını kullanmadığını beyan etmiştir. Yargılama sonucunda Mahkeme, atılı suçu işlediği kanaatine vardığı başvurucuyu 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Mahkûmiyet gerekçesinde, başlangıçta terör kavramının hukukumuzdaki yeri açıklanmış; sonrasında hem FETÖ/PDY'nin kuruluşu, amaçları ve yapılanmasıyla ilgili olarak hem de ByLock iletişim programına, bu programa dair verilerin hukuka uygun delil olduğuna ve programın örgütün kullanımına sunulmuş, örgütsel amaçlarla kullanılan bir program olduğuna dair açıklamalara yer verilmiştir. Mahkûmiyete gerekçe olarak başvurucu hakkındaki tespitler şu şekildedir: "Sanığın [..63] nolu gsm hattı ile İD;226620, Kullanıcı Adı; OZnurrr, Şifre;oznur, Adı; oznur bilgileri ile bylock kullanıcısı olduğu, Bu kapsamda; Mahkememizce alınan 2021 tarihli bilirkişi raporunda, 'Sanığa ait telefon ve imei numaraları üzerinden CGNAT kayıtları, BTK'dan dan gelen IP mobil veri trafiği sorgulamaları üzerinden yapılan BAZ_KONUM karşılaştırılmasında, Sanığın kendi adına kayıtlı/kullandığı [..63] numaralı gsm hattı ile 2014 ile 2014 tarihleri arasında bylock programını kullandığı, 327 adet ve 39 sahifeden oluşan Log kaydının mevcut olduğu, hedef IP lerin bylok IP si olarak bilinen 137, 177 nolu Ip olduğu, 'telefon numarası üzerinden yapılan inceleme ve tespitlerde tüm BTK verileri üzerinden yapılan görüşmeler esas alınarak kayıtlar arasında farklılık olmadığı, aynı zaman dilimi içerisinde aynı yerde bulunduğu, bir çakışma tespit edilemediği, birbirleriyle uyumlu oldukları', bu şekilde sanığın yukarıda belirtilen Yargıtay kararında belirtildiği üzere Fetö/pdy'nin gizli haberleşme programı olan Bylock programını kullandığı tespit edilmiştir.Açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde; Yargıtay Ceza Dairesinin 2017 tarih 2015/3 esas 2017/3 karar sayılı kararında ve 2017 tarih 2017/1443 - 4758 sayılı ilamında açıklandığı üzere; Sanığın oluşturulması, dahil olunması, kullanılması ve teknik özellikleri itibariyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı terör örgütü mensuplarınca kullanılan kriptolu iletişim ağı olan ByLock programını örgüt talimatı ile telefonuna yükleyip kullanması, bylock örgütsel yazışma içerikleri, sanığın soruşturma aşamasında yapılan araştırmalar neticesinde ve yapılan aramalara karşın sanığa ulaşılamadığı, sanığın son olarak 2020 tarihinde saat 02:30 sıralarında Edirne Kadıdondurma Köyü Derece askeri yasak bölge istikameti yönünde, askeri yasak bölge sınır noktasına 100 metre ve yine Meriç nehri Yunanistan sınır noktasına da 300 metre mesafede yanında benzer FETÖ/PDY silahlı terör örgütü suçlarından arandıkları anlaşılan ve Bylock arkadaş listesinde de yer aldıkları anlaşılan eşi [E.Y. ve B.B.] isimli şahıslarla birlikte yurtdışına kaçak yollarla gitmeye çalıştıkları esnada yakalandıklarının dikkate alındığında sanığın örgüt hiyerarşisine dahil olduğu, örgütle organik bağının bulunduğu, örgüt adına süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerinin olduğu, kendisine verilen talimatlara uyduğu ve bu şekilde Fetö/Pdy silahlı terör örgütü üyesi olduğu" Anılan hükme yönelik istinaf başvurusu Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince 15/12/2021 tarihinde esastan reddedilmiştir. Yargıtay, temyiz edilmesi üzerine Mahkemenin 14/10/2021 tarihli mahkûmiyet hükmüne yönelik olarak verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararını 12/5/2022 tarihinde onamıştır. İlgili hukuk için bkz. Ferhat Kara, §§ 83- (Kapatılan) Yargıtay Ceza Dairesinin 13/9/2017 tarihli ve E.2017/1823, K.2017/4870 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Dairemizin 2017 tarih 2015/3 esas 2017/3 karar sayılı ilk derece kararında ve 2017 tarih 2017/1443 - 4758 sayılı ilamında açıklandığı üzere; oluşturulması, dahil olunması, kullanılması ve teknik özellikleri itibariyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı terör örgütü mensuplarınca kullanılan kriptolu iletişim ağı ByLock'u yoğun biçimde kullandığı, yazışma içerikleri incelendiğinde örgüt içerisinde para toplamak ve toplantılar yapmak gibi faaliyetlerde bulunduğu, örgütsel gizlilik adına ayrıca Kakao isimli programı da kullandığı belirlenerek örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğu kabul edilen sanık ile ilgili hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/ maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükmün ONANMASINA" (Kapatılan) Yargıtay Ceza Dairesinin 25/6/2020 tarihli ve E.2019/11650, K.2020/3039 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"... Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen dairemizin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı kararında, 'Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı'nın kabul edildiği dikkate alınarak, somut dosyada sanık [S.nin] kullandığını kabul ettiği [...] ID numaralı Bylock’ta sadece diğer sanık [Ö.nün] ekli olması ve yazışma içeriklerinin örgütsel nitelikte olmadığının anlaşılmasına rağmen hatalı değerlendirmeyle sanığın, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının kabul edilerek yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi [kanuna aykırıdır.]" | Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2022/73725 | Başvuru, ByLock isimli programın verilerinin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi, mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olarak bu verilere dayanılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 0 |
Başvurucu, Toplu Konut İdaresinden (TOKİ) satın aldığı ve TOKİ'nin gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi ile anlaştığı şirketler tarafından yapılarak teslim edilen dairenin, eksik ve ayıplı olarak teslimi dolayısıyla açtığı davanın, TOKİ'nin zararın bir kısmından sorumlu tutularak kısmen kabul edilmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle uğradığı zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir. Başvuru, 27/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 25/4/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, TOKİ ile diğer davalılar olan yüklenici şirketler arasında yapılan gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi gereği yapılan dairelerden birini satın almış ve dairenin eksik ve ayıplı teslimi dolayısıyla dairede meydana gelen değer kaybının, davalılar TOKİ ve yüklenici şirketlerden tahsili amacıyla 18/6/2009 tarihinde Sincan Tüketici Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Mahkeme, 24/3/2011 tarih ve E.2009/210, K.2011/252 sayılı kararıyla davayı kısmen kabul etmiş, temyiz edilen karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 25/11/2011 tarih ve E.2011/14556, K.2011/17374 sayılı ilamıyla “…davalı TOKİ, Mahkemeye yazdığı 2009 tarihli cevabi yazıda; idare ile yükleniciler Kontaş İnş ve Mad. San. Tic. İhr. Ltd. Şti.-Canberk İnş. Turz. Paz. Ltd. Şti. ortak girişimi arasında yapılan sözleşmenin 7 ve maddelerinde işin tüm eksik ve kusurlu imalatlarından yüklenicilerin sorumlu olduğu, konut sahiplerinden muhtelif zamanlarda gelen şikayetler değerlendirilip durum tesbit tutanağı düzenlendiğini, bu işlerin yükleniciler nam ve hesabına giderilmesi için karar alındığını bildirmiş, ayrı bir yazı ile de idare tarafından tesbit edilen eksikliklerin yüklenici nam ve hesabına yaptırılmasını teminen Grup Lider İnş. Tur. San. Tic. AŞ’ye ihale edilip 2009 tarihli sözleşme imzalandığını, yer tesliminin 2009 tarihinde yapıldığını belirtmiştir. Bu durumda davalı TOKİ tarafından eksiklikler giderildiği takdirde giderilen eksiklik ve ayıplar yönünden dava konusuz kalacaktır. Her ne kadar mahkemece işin ihale edilmesinden sonra 2010 tarihinde yapılan keşif ve hazırlanan bilirkişi raporu esas alınarak sonca gidilmişse de, bu aşamadan sonrada eksikliğin giderilmesi mümkündür. Hal böyle olunca davalı TOKİ tarafından kişiyle yapılan 2009 tarihli sözleşme ve ekleri getirilip davacıya ait konutda olduğu iddia edilen ayıp ve eksik imalatlar ile ortak yerlerdeki ayıplı ve eksik imalatların bu sözleşme kapsamında olup olmadığı, varsa bunların giderilip giderilmediği, sözleşmede kişiye bu noksanların hangi tarihe kadar giderilmesi için sure verildiği gerektiğinde keşif yapılarak değerlendirilmeksizin yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…” gerekçesiyle bozulmuştur. Bozmaya uyan ilk derece mahkemesi, bozma kararı doğrultusunda gerekli incelemeleri yaptıktan sonra, 11/10/2012 tarih ve E.2012/81, K.2012/748 sayılı kararında, konutta ve ortak alanlardaki eksik ve ayıplı işlerle ilgili bütün davalıların sorumlu olduğu, ancak, "kapalı yüzme havuzunun davalı yüklenici şirketler tarafından konut sahiplerine ayrıca taahhüt edildiği, kapalı yüzme havuzunun davalılar arasında kararlaştırılan sözleşmede yer almadığı, sitede sözleşme ve proje kapsamında ayrıca açık yüzme havuzunun da bulunduğu, bu nedenlerle davalı TOKİ'nin kapalı yüzme havuzu taahhüdünden ve inşasından sorumlu olmadığı" gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, kabul edilen tazminat kısmının konut ve ortak alanlardaki eksiklik ve ayıplara ilişkin kısmından TOKİ ile diğer davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarına, kapalı yüzme havuzu ile ilgili kısmından ise TOKİ dışındaki davalıların sorumlu olduklarına karar vermiştir. Taraflarca temyiz edilen bu karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin, 18/4/2013 tarih ve E.2013/6511, K.2013/10136 sayılı ilamı ile “sair temyiz itirazlarının reddine ancak davacı, davalıların gelir ortaklığı esasına göre yaptığı Ankara Eryaman Göksu Park konutlarından satın aldığı dairede eksik ve kusurlu imalatlar bulunması nedeniyle dairede oluşan değer kaybının tahsili için eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden, davalılar yararına reddedilen kısım için ayrı ayrı vekalet ücreti tahsiline karar verilmiştir. Aynı dava sebebine dayanılarak dava açılması ve davalıların sorumluluklarının müteselsil olması nedeniyle davanın reddi halinde davacı aleyhine tek bir ücreti vekalete hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde her bir davalı için ayrı ayrı ücreti vekalete hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Ne var ki yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden…” şeklinde gerekçe gösterilerek hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin, 7/11/2013 tarih ve E.2013/20525, K.2013/27627 sayılı ilamıyla reddedilmiştir. Bu karar başvurucu vekiline 26/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu bu karara karşı 27/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 23/2/1995 tarih ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un maddesi şöyledir : “Bu Kanunun amacı, (...) kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir.” 4077 sayılı Kanun’un maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilanlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir. Tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte ayıplı malın neden olduğu ölüm ve/veya yaralanmaya yol açan ve/veya kullanımdaki diğer mallarda zarara neden olan hallerde imalatçı-üreticiden tazminat isteme hakkına da sahiptir.” | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/1073 | Başvurucu, Toplu Konut İdaresinden (TOKİ) satın aldığı ve TOKİ'nin gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi ile anlaştığı şirketler tarafından yapılarak teslim edilen dairenin, eksik ve ayıplı olarak teslimi dolayısıyla açtığı davanın, TOKİ'nin zararın bir kısmından sorumlu tutularak kısmen kabul edilmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle uğradığı zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir. | 0 |
Başvuru, ceza infaz kurumunda kamu görevlilerinin darp, tehdit ve hakaretine maruz kalma nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 9/8/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin 23/1/2014 tarihli hükmü uyarınca, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile tecziye edilmiştir. Başvurucu anılan cezanın infazı için hükümlü sıfatıyla Elâzığ 2 No.lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Kurum) bulunduğu dönemde Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazdığı 4/5/2018 tarihli dilekçeyle Kurum personelinin şiddet uyguladığını ileri sürmüştür. Başvurucu, dilekçesinde özetle 2/5/2018 günü saat 00 sıralarında koridordan ses gelmesi üzerine bulunduğu odanın kapısına yanaştığını, görevli memurların saldırısı sırasında çıkan sesleri işittiğini, acil butonuna bastığını, gözlem penceresinden kendisine bakan ve hakaret eden memurlara durumu öğrenmek istediğini söylediğini, akabinde tek başına kalmakta olduğu odasının kapısının açıldığını ve odasına çok sayıda (ondan fazla) Kurum personeli girdiğini ve hiçbir şey sormadan, söylemeden kendisine şiddet uyguladığını, bilincini kaybettiğini, yere düşmesine rağmen dakikalarca şiddete maruz kaldığını, küfredildiğini, tehditte bulunulduğunu, birçok yerinden yaralandığını, hayati bölgelerine de darbe aldığını, Kurum bünyesinde can güvenliğinin olmadığını, alenen işkence edildiğini belirterek Kurum personeli hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. 9/5/2018 tarihli görüşme esnasında başvurucunun eşi, iddiaya göre başvurucunun yüzündeki darbe izlerinden durumu fark etmiş ve sadece kendi imzasını taşıyan -başvurucunun 4/5/2018 tarihli dilekçesiyle koşut ifadeler içeren- 10/5/2018 tarihli belgeyi düzenlemiştir. Elâzığ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından konuyla ilgili olarak soruşturma başlatılmıştır. Elâzığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tabiplik Birimi tarafından başvurucunun 2/5/2018 tarihinde saat 05 sıralarında yapılan muayenesi sonucu düzenlenen genel adli muayene formunun lezyon bulguları kısmında; sağ frontalde (baş ön kısım) 2x2 cm hiperemi (dokunun normalden fazla kanlanması) ve ekimoz (travmaya bağlı olarak kılcal damar hasarı ile kanın cilt altına sızması), sağ orbita lateralde (gözü çevreleyen yapı) 2x3 cm'lik ekimoz, alında 2x1 cm'lik hiperemi, sol el parmak üst yüzeyde 0,5 cm'lik üç dermal abrazyon (sıyrık), sağ pazu kemiği kısmının arka tarafında 3x5 cm'lik hiperemi, sağ ön kolun fleksör (içe bükülmeyi sağlayan kaslar) kısmında 3x5 cm'lik hiperemi, sağ kulak arkasında 1x0,5 cm'lik yumuşak doku ödemi, sağ diz ön tarafta 3x5 cm'lik hiperemi, sağ ayak bileğinin iç tarafında 0,5x1 cm'lik hiperemi, sol dirseğin ön tarafında 1x1 cm'lik hiperemi, sol pazu kemiğinin ön kısmında 3x4 cm'lik hiperemi bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca formda beyin tomografisinin normal olduğu belirtilen başvurucunun solunumunun, genel durumunun ve bilincinin iyi olduğu ifade edilmiştir. Sonuç olarak formda, başvurucuda tespit edilen bulguların başvurucunun yaşamını tehlikeye sokmadığı ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunun tespit edildiği ifade edilmiştir. Anılan sağlık kurumu bünyesinde, olaya dâhil olan beş Kurum personelinin de aynı tarihte ve saatte muayenesi yapılmış; beş personelin özetle el ve parmaklarında sıyrık, özellikle boyun kısmında kanlanma, ayrıca bir personelin de sol göz kapağında sıyrık tespit edilmiştir. Kurumun müdürü, olaya karışan yedi personelin ifadesini almıştır. İfadelerin birbiriyle örtüştüğü gözlemlenmiştir. Buna göre ifadelerde özetle 2/5/2018 tarihinde sayım için mahpus R.T.nin odasına girildiğinde R.T.nin hareket ve tavırlarıyla Kurum personeline zorluk çıkardığı, tehditler savurarak hakaret ettiği, bağırarak komşu odalardaki hükümlüleri galeyana getirmeye çalıştığı, slogan atmalarını teşvik ettiği, ülke ve devlet makamları aleyhine aşağılayıcı ifadeler kullandığı, hakarette bulunduğu, küfrettiği, bunun üzerine R.T.nin tedbir amacıyla gözlem altına alınmak istendiği, R.T.nin buna direndiği, bu sırada işkence yapıldığı düşüncesiyle başvurucu ve diğer bir mahpus Y.A.nın odalarında gürültü çıkardığı ve slogan attığı, bu mahpuslara işkence yapılmadığı, R.T.nin tedbir amacıyla gözlem altına alınacağı anlatılmasına karşın mahpusların eylemlerine devam ettiği, akabinde Kurumun asayiş ve güvenliğinin sağlanması, diğer mahpusların da etkilenmemesi adına diğer iki hükümlünün de gözlem altına alınmasına karar verildiği, başvurucunun odasına girildiğinde zarar verecek şekilde yüzüstü kendisini yere attığı, kafasını ve vücudunu odanın çeşitli yerlerine vurduğu hatta Kurum personeline tekme savurduğu, personelin boğazını sıktığı, başvurucuya sadece gözlem altına alınması için temas edildiği, mahpusların kamera kaydı alınan kısımlarda bilerek aksadığı, gözlem odasında kendi aralarında "Yapmamız gerekeni biliyoruz, acı çekiyor görüntüsü verelim, mutlaka doktor raporu alalım." şeklinde konuştukları, söz ve eylemlerinin tahrik etmeye, Kurumun asayişini bozmaya yönelik olduğu belirtilmiştir. Başsavcılık, güvenlik kamerası kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Çözümleyici bilirkişi tarafından düzenlenen 3/6/2018 tarihli bilirkişi raporunda, görüntülerin incelenmesi neticesinde infaz koruma memurları arasında koğuşundan çıkarılan başvurucunun koridordan geçirilerek müşahede odasına götürüldüğünün, bu sırada başvurucunun birkaç kere kendisini yere attığının, yürümek istemeyip direndiğinin, infaz koruma memurlarının başvurucuya yönelik bir fiziksel müdahalesinin bulunmadığının gözlemlendiği ifade edilmiştir. Ayrıca raporda kameralarda ses kayıt özelliği bulunmadığı için konuşmaların tespit edilemediği belirtilmiştir. Başvurucu; diğer iki mahpusla birlikte haklarında yürütülen disiplin sürecinde alınan ifadesinde neden fiziki müdahaleye maruz kaldığını hâlen anlamadığını, slogan attığını ancak bunun siyasi bir duruş olduğunu, attığı sloganın "Kahrolsun işkence." şeklinde olduğunu, sürekli sözlü ve fiziki müdahaleye maruz kaldığını, can güvenliğinin olmadığını ifade belirtmiştir. Başsavcılık 6/6/2018 tarihinde, başvurucunun iddialarının soyut olması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...01/06/2018 tarihli bilirkişi raporunda hükümlünün infaz koruma memurlarıarasındakoğuşundançıkarılarakkoridordangeçirilerekmüşahadeodasına götürüldüğü, bu sırada hükümlünün birkaç yerde kendini yere attığı, yürümek istemediği, direndiği tespit edildiği, mevcut görüntülerde infaz koruma memurlarınca hükümlüye yönelik darp, cebir ve fiziksel şiddet eylemlerinin olmadığı anlaşılmakla;Şikayetçinin başvurusu üzerine girişilen tahkikat sonucunda, toplanan delil, bilgi ve belgelerden müştekinin soyut iddiası dışında delil elde edilemediğinden;Elazığ 2 Nolu yüksek güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu görevlileri hakkında yüklenen suçtan KAMU ADINA KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA..." Başvurucunun itirazı Elâzığ Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 2/10/2018 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu ayrıca 4/5/2018 tarihli dilekçesinde yer alan iddialara koşut iddialarla 14/5/2018 tarihinde Başsavcılık nezdinde suç duyurusunda bulunmuş ise de Başsavcılık, mükerrer kayıt olduğu, aynı konuya ilişkin kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, yeni bir delil ileri sürülmediği gerekçesiyle 6/6/2018 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiş; karara yönelik itiraz Elâzığ Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 2/7/2018 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu 9/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Ayrıca başvurucunun Bakanlık görüşüne karşı beyanında sunduğu belgelerden anlaşıldığı kadarıyla başvurucu görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçları isnadıyla yapılan ve Kurum personelinin müşteki konumunda olduğu ceza yargılamasında olaya karışan diğer iki mahpusla birlikte beraat etmiştir. Elâzığ Asliye Ceza Mahkemesinin 28/2/2019 tarihli beraat kararının gerekçesinde "mahkeme heyeti tarafından izlenen kamera kayıtlarından başvurucunun koğuştan alınıp götürülmesi esnasında memurlara karşı direnme göstermediğinin anlaşıldığı, kameralar ses kaydı yapmadığı için başvurucunun görevlilere sövmediği yönündeki beyanının aksinin kanıtlanamadığı ayrıca başvurucunun koğuş içinde slogan atıp atmadığı veya kapıyı tekmeleyip tekmelediği anlaşılamamakta ise de slogan ve tekmeleme eyleminin varlığı kabul edilse dahi bunların suç teşkil etmediği" ifade edilmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan incelemede söz konusu hükme yönelik itiraz/temyiz başvurusu tespit edilememiştir. İlgili hukuk için bkz. Ergin Doğru, B. No: 2018/18520, 10/2/2021, §§ 24- | Yaşam hakkı-Kötü muamele yasağı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/26782 | Başvuru, ceza infaz kurumunda kamu görevlilerinin darp, tehdit ve hakaretine maruz kalma nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, güvenlik soruşturmasının olumsuz neticelendiği gerekçesiyle infaz ve koruma memurluğuna atama yapılmaması işleminin iptali istemiyle açılan davada kesin bir mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamasının esas alınması ve gerekçeli kararda suçluluğu ima eden bazı ifadeler kullanılması nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 25/6/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç Gölcük Cumhuriyet Başsavcılığının 11/4/2012 tarihli iddianamesiyle lise öğrencisiyken okul tuvaletinde yaşadığı tartışma nedeniyle arkadaşının burun kemiğinde ikinci derecede kırık oluşmasına sebebiyet verdiği gerekçe gösterilerek kasten yaralama suçundan cezalandırılması istemiyle başvurucu hakkında Gölcük Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Gölcük Asliye Ceza Mahkemesi 22/11/2012 tarihli kararla başvurucuya isnat edilen eylemler yönünden 7 ay 23 gün hapis cezasına hükmetmiş ancak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Hüküm temyiz edilmeden kesinleşmiştir. Gölcük Asliye Ceza Mahkemesinin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Anadolu Lisesinde öğrenci olan Enez Ersöz ile okul tuvaletinde [E.E.'nin] eski kız arkadaşı [S.] ile yaşadığı bir tartışma olayı nedeniyle tartışarak yumruk vurmak suretiyle burun kemiğinde hayati tehlikeye neden oluşturmayacak, BTM ile giderilemeyecek ve hayati fonksiyonlarına derecede etkili kırık oluşturacak şekilde yaraladığı iddiasıyla açılan kamu davasında, sanığın tevilli ikrar içeren beyanlarda bulunduğu, katılanın adli raporunun aksine burunda kırık oluşturacak şekilde bir yaralanmayı açığa çıkaracak hayatın olağan akışına uygun savunmanın ileri sürülmediği, böylelikle sanığın sabit olan katılanı kasten yaralamak suçundan TCK 56/1 maddesi gereğince cezalandırılması gerektiği, katılanın hayati fonksiyonlarına derecede etki edecek şekilde kemiği kırıldığından sanığın cezasından TCK 87/3 maddesi gereğince arttırım yapılması gerektiği...suç tarihinde yaşının 15'ten büyük 18'den küçük olması nedeniyle 5237 sayılı TCK'nın 31/ maddesi gereğince cezadan indirim yapılması gerektiği...sanık hakkında verilen sonuç ceza hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi gerektiği kanaatine varılmış..." Gölcük Asliye Ceza Mahkemesi 17/9/2018 tarihinde ek kararla başvurucu hakkında öngörülen denetim süresinin dolduğu gerekçesiyle kamu davasının düşürülmesine karar vermiştir.B. İdari Yargıya İlişkin Süreç Başvurucu, Kocaeli Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığınca yapılan Sözleşmeli İnfaz ve Koruma Memurluğu Sınavı'nda başarılı olmuş ancak hakkındaki güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlanması neticesinde Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 16/12/2015 tarihli işlemiyle mesleğe kabul edilmemiştir. Başvurucu, Kocaeli İdare Mahkemesinde (Mahkeme) mesleğe alınmama işlemine ilişkin iptal davası açmıştır. Mahkeme 31/10/2017 tarihinde dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Olayda; davacı hakkında yürütülen güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına ve dolayısıyla da dava konusu işlemin tesisine sebep olarak gösterilen hususun, davacının kasten yaralama suçundan 7 ay 23 gün hapis cezası ile cezalandırıldığı, hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı ve 5 yıl denetime tabi tutulması olduğu anlaşılmakta ise de, yukarıda da belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade ettiğinden ve mevcut durum itibariyle davacının herhangi bir ceza almış olduğundan bahsedilemeyeceğinden, söz konusu hüküm davacı hakkında bir hukuki sonuç doğurmayacağı açıktır.Bu durumda, infaz ve koruma memurluğu öğrenciliği alımına yönelik yapılan sınavda başarılı olan davacının, kasten yaralama suçundan dolayı aldığı hapis cezasına ilişkin hükmün, açıklanmasının geri bırakılması karşısında ve suçun niteliği dikkate alındığında arşiv araştırmasının olumsuz olduğundan bahsedilemeyeceğinden dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.Nitekim, benzer bir uyuşmazlıkta verilen Danıştay Dairesi'nin 08/02/2017 gün ve E:2016/2245, K:2017/214 sayılı kararı da bu yöndedir..." İstanbul Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 19/4/2018 tarihinde Bakanlığın istinaf talebini kabul etmiş, mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Olayda, davacının Gölcük Asliye Ceza Mahkemesinin 2012 tarih ve E:2012/390, K:2012/562 sayılı kararıyla 'Kasten Yaralama' suçundan 7 ay, 23 gün hapis cezası ile cezalandırıldığı, bu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süre ile denetime tabi tutulmasına karar verildiği görülmektedir.Bu durumda; her ne kadar, 'kasten yaralama' suçu nedeniyle aldığı mahkumiyet hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa da, davacının infaz koruma memuru olarak görev alacak olması ve işlediği fiillerin niteliği göz önüne alındığında, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde güvenlik soruşturmasının olumsuz olduğu sonucuna ulaşıldığından, idarece sunulacak kamu hizmetinin niteliği dikkate alınarak ve sahip bulunduğu takdir yetkisi kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda kullanılarak tesis edilen davacının infaz ve koruma memuru öğrenciliğine kabulünün uygun görülmemesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık, aksi yönde verilen İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.Açıklanan nedenlerle; davalı idare istinaf başvurusunun kabulüne, dava konusu işlemin iptali yolundaki Kocaeli İdare Mahkemesi'nce verilen 31/10/2017 tarih ve E:2016/76, K:2017/1694 sayılı kararın kaldırılmasına, davanın reddine, ... karar verildi..." Kesin karar 25/5/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 25/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Devlet memurluğuna alınacaklarda aşağıdaki genel ve özel şartlar aranır....B) Özel şartlar:... Kurumların özel kanun veya diğer mevzuatında aranan şartları taşımak.” 10/7/2003 tarihli ve 25164 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği'nin "Özel şartlar" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"18) Ceza infaz kurumları ve tutukevleri ile denetimli serbestlik müdürlüklerinde görev alacak bütün unvanlardaki personel için ayrıca aranacak şartlar;...b) Güvenlik soruşturması olumlu olmak,"B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:"Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında, masumiyet karinesi ile sağlanan güvencenin iki yönünün bulunduğu ifade edilmiştir. Ceza yargılamasının yürütülmesine ilişkin usule dair güvence ile -sonucunda mahkûmiyet kararı dışında bir hüküm kurulan ceza yargılaması ile bağlantılı olan durumlarda- daha sonra yürütülecek yargılamalar boyunca kişinin masumiyetine saygı gösterilmesinin sağlanması amaçlanır. Bu usule ilişkin yön kapsamında masumiyet karinesi ilkesi, ceza yargılamasının adil olmasını sağlayacak usule ilişkin güvence olarak kamu görevlilerinin davalının suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunmasını yasaklar. Ancak bu husus, cezai meselelerde usule ilişkin güvence ile sınırlı değildir, bu kapsam daha geniştir ve devletin hiçbir temsilcisinin mahkeme ile suçluluğu ispatlanıncaya kadar kişinin bir suçtan suçlu olduğunu söylememesini gerekli kılar. Bu kapsamda sadece ceza yargılaması kapsamında değil aynı zamanda ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen bağımsız hukuk yargılamaları, disiplin işlemleri veya diğer yargılamalarda da masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir. Sözleşme’nin maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki güvencenin ilk yönü, kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar ceza gerektiren bir suçla suçlandığı süreye ilişkin iken masumiyet karinesi güvencesinin ikinci yönü, ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suç karşısında kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını gerektirir (Seven/Türkiye, B. No: 60392/08, 23/1/2018, § 43). Bu bağlamda Sözleşme’nin maddesinin ikinci fıkrasının sağladığı korumanın ikinci yönüne göre sanığın beraatiyle veya davanın düşmesiyle sonuçlanan ceza yargılamaları sonrasında, söz konusu kişiye masumiyetine uygun bir muamelede bulunulması gerekir. Bu ikinci yönde maddenin genel amacı; bir suçtan beraat eden bireyleri veya ceza yargılaması düşen kişileri, itham edildiği suçu işlediğini düşünen kamu görevlileri ve makamlarına karşı korumaktır. Bu davalarda masumiyet karinesi, adil olmayan bir cezai hükmün önlenmesi için bu karineyle sağlanan usule ilişkin güvencenin çeşitli koşullarının yargılamada uygulanması suretiyle hayata geçirilmiştir. Beraat veya herhangi bir düşme kararına riayet edilmesi hakkının korunmaması hâlinde Sözleşme’nin maddesinin ikinci fıkrasında yer alan adil yargılanma güvenceleri teorik ve hayalî olma riskiyle karşı karşıya kalabilir (Seven/Türkiye, § 54). | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/19673 | Başvuru, güvenlik soruşturmasının olumsuz neticelendiği gerekçesiyle infaz ve koruma memurluğuna atama yapılmaması işleminin iptali istemiyle açılan davada kesin bir mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamasının esas alınması ve gerekçeli kararda suçluluğu ima eden bazı ifadeler kullanılması nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Başvuru R.Y. A.Ş.’nin (Radyo) yayınlarının Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından durdurulması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru, 19/2/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/5/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm 17/9/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlığının 25/11/2013 tarihli görüş yazısı 26/11/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş; başvurucu, görüşünü 4/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu R.Y. A.Ş. -Türkiye'de yayın yapmakta olan diğer radyolar gibi- yayın yapmak amacıyla ulusal karasal lisans (Rl) almak için 1995 yılında RTÜK’e başvuruda bulunmuş ve bu başvuruya dayanılarak RTÜK tarafından kayıt yapılmıştır. Başvurucu 1995 yılından itibaren yayınlarına devam etmiştir. 16/9/2002 tarihinde o zamanki Şirket Genel Müdürü’nün imzasıyla RTÜK Başkanlığına verilen dilekçede, yaşanan deprem ve arkasından gelen ekonomik krizlerin radyo yayıncılığına yük getirmesi ve reklam sektörünün daralmasından dolayı normal yayına 2000 yılının Ağustos ayından itibaren ara verildiği ve geçen sürede mevcut vericilerinden sinyal jeneratörü ile 1 khz’lik sinyal yayımlandığı belirtilmiş ve aynı frekanstan tekrar düzenli yayın akışına geçileceği bildirilmiştir. Başvurucu, bu tarihten itibaren yayınlarını düzenli olarak yapmaya devam etmiştir. RTÜK, 27/10/2008 tarihli ve 2008/51 numaralı toplantısında bazı kararlar almıştır. RTÜK öncelikle karasal ortamdan yayın izni almak için müracaatı bulunmayan ve yayınları 13/4/1994 tarihli ve 3984 sayılı mülga Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’un Geçici maddesi çerçevesinde olmayan kuruluşların; Üst Kuruldan izin alınmadan yapılan karasal yayınlarının tespit tutanağı ile belirlenerek Türkiye’de izinsiz sürdürülen verici faaliyetlerinin durdurulması yönünde uyarılması için İzin ve Tahsisler Dairesi Başkanlığının görevlendirilmesine karar vermiştir. Bu kararda ayrıca RTÜK’ün ihtarına rağmen izinsiz yayınlarını durdurmayanlar hakkında yasal işlem başlatılması talimatı da yer almaktadır. RTÜK yukarıda adı geçen toplantısında ikinci olarak yayınlarına ara verdiği hâlde bir üst kurul kararı olmadan izinsiz yayına geçen kuruluşların, yargı kararları saklı kalmak kaydıyla yayınlarının durdurulması hususunda uyarılmasına; yayına devam edenler hakkında ise yasal işlem başlatılmasına karar vermiştir. RTÜK İzin ve Tahsisler Dairesi Başkanlığı, Üst Kurul kararının gereğini yerine getirmesi için 11/11/2008 tarihinde başvurucuya bir yazı yazmıştır. Söz konusu yazıda, 27/10/2008 tarihli ve 2008/51 numaralı toplantısında alınan karar uyarınca Üst Kuruldan izin alınmadan karasal ortamdan Ankara ilinde … MHz, İstanbul ilinde … MHz, İzmir ilinde … MHz ve Denizli ilinde … MHz frekanslarından yapılan yayınların durdurulması ve üç gün içinde Üst Kurula bilgi verilmesi istenmiş, yayınların durdurulmaması hâlinde 3984 sayılı mülga Kanun’un maddesi uyarınca yasal işlem yapılacağı da bildirilmiştir. Başvurucunun yukarıda bahsedilen RTÜK işleminin iptali talebiyle açtığı dava Ankara İdare Mahkemesinde görülmüştür. Başvurucunun, işlemin yürütülmesinin durdurulması talebi 15/1/2009 tarihinde kabul edilmiş; daha sonra yapılan yargılama sonucunda Ankara İdare Mahkemesi 27/5/2011 tarihli kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme gerekçesinde, başvurucu Şirketin karasal ortamda Ankara, İstanbul, İzmir ve Denizli illerinde yayın yapmakta olmasına rağmen sadece İstanbul ili için ulusal radyo (R1) lisans başvurusunun mevcut olduğunu ifade etmiştir. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Danıştay Dairesinin 17/4/2012 tarihli kararıyla onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi ise aynı Dairenin 4/12/2012 tarihli kararı ile reddedilmiş ve karar aynı tarihte kesinleşmiştir. Karar, başvurucuya 28/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Anayasa Mahkemesine 19/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. RTÜK’ün Konuya İlişkin Görüşü RTÜK İzin ve Tahsisler Dairesi Başkanlığı 2/11/2009 tarihinde Ulaştırma Bakanlığı Haberleşme Genel Müdürlüğüne bir yazı yazmıştır. Başvuru konusu olayın RTÜK nezdindeki aşamalarına değinilen yazıda şöyle denilmiştir:“Üst Kurul, R.Y. A.Ş. unvanlı kuruluşun yeniden yayına geçme talebinin de içinde bulunduğu, yayınlarına ara veren kuruluşların durumunun değerlendirilmesine yönelik kararını 11/12/2002/63 No’lu toplantısında vermiştir. Karara ilişkin yönetmelik değişikliği 22/01/2003 tarih ve 25001 sayılı Resmi gazetede yayınlanmıştır. Lisans tipi değişikliğine de imkan veren söz konusu yönetmelik değişikliğinde R.Y. A.Ş. unvanlı kuruluşunda yer aldığı yayınlara ara veren kuruluşlar için de hüküm konulmuş ancak uygulamaya geçilemeden 22/10/2003 tarihinde Danıştay’ca verilen yürütmeyi durdurma kararı ile Yönetmeliğin bazı maddelerinin uygulaması durdurulmuştur. İlerleyen süreçte Yönetmeliğin bu maddeleri esastan iptal edilmiştir.Sonuç olarak R.Y. A.Ş. unvanlı kuruluşun yayınlarına ara verme ve yeniden yayınına başlama talebi Üst Kurulun Kararı ve bu karara göre çıkarılan Yönetmeliğin Mahkemece iptal edilmesi nedeniyle karşılanamamıştır.” Başvurucunun Sorumlu Yöneticisi Hakkındaki Ceza Soruşturmaları ve Ceza Davalarına İlişkin Süreçler Başvurucu, RTÜK İzin ve Tahsisler Dairesi Başkanlığının 11/11/2008 tarihli kararından sonra yayınlarına devam etmiştir. Başvurucunun RTÜK’ten izin almaksızın karasal radyo yayını yaptığı ve yayınlarına devam ettiği iddiasıyla Radyo Yöneticisi E. aleyhine çeşitli tarihlerde soruşturmalar ve ceza davaları açılmıştır. Kadıköy Sulh Ceza Mahkemesi 10/12/2007 tarihinde, Kadıköy Sulh Ceza Mahkemesi 24/4/2008 tarihinde, Kadıköy Sulh Ceza Mahkemesi 18/2/2010 tarihinde, Üsküdar Sulh Ceza Mahkemesi 20/11/2012 tarihinde sanığın beraatine karar vermiştir. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı 3/12/2010 tarihinde, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı 16/10/2012 tarihinde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 31/8/2012 tarihinde Yönetici E. hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir. Ceza Mahkemelerinin beraat gerekçesi ile Cumhuriyet Savcılıklarının kovuşturmaya yer olmadığı kararlarının gerekçeleri genel olarak başvurucunun 3984 sayılı mülga Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte yapmış oldukları usulüne uygun başvuruya dayanarak yayın yaptığı ve bunun aksine izinsiz olarak yayın yaptığının sabit olmadığı şeklindedir.B. İlgili Hukuk 3984 sayılı mülga Kanun’un geçici maddesi şöyledir:“Üst Kurul, kendi oluşumu ile yayın izni ve lisansı vermeye başlayacağı tarihe kadar geçecek süre zarfındaki radyo ve televizyon yayınları rejimini ayrıca ve öncelikle düzenler.Bu süre zarfında kullanılmakta olan kanal ve frekanslar, kullananlar için herhangi bir suretle müktesep hak teşkil etmezler. Ancak, Üst Kurul yayın izni verip kendilerine kanal ve frekans bandı tahsis edilen Radyo ve televizyonlara; yayına geçmeleri için kendilerine verilen süre sonuna kadar 29 uncu maddenin son fıkrasının son cümlesi tatbik edilmez.” 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un “Kanal ve frekanslarla ilgili geçiş hükümleri” kenar başlıklı geçici maddesi şöyledir:“(1) Üst Kurulca sıralama ihalesi yapılıp, karasal yayın lisansları verilene kadar geçecek süre içerisinde, sadece 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun geçici 6 ncı maddesi uyarınca karasal ortamda yayında olan radyo ve televizyon kuruluşları, Üst Kurulca yayın yapmalarına müsaade edilmiş olan yerleşim yerleri ile sınırlı olmak kaydıyla, yayınlarına devam ederler. Bu kuruluşlardan, 41 inci maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen kanal ve frekans yıllık kullanım bedeli, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren tahsil edilir. Kanal ve frekans kullanım bedelini 42 nci maddeye göre ödemeyen veya karasal yayın lisansları için sıralama ihalesinin yapılmasının ardından tahsise hak kazanmayan kuruluşların karasal yayınları bir ay içinde Üst Kurulca durdurulur. Sıralama ihalesinde tahsise hak kazanan kuruluşların yayınları Üst Kurulca belirlenen takvimde, daha önce yayın yaptıkları kanal ve frekanslardan, tahsis edilen kanal, multipleks kapasitesi ve frekanslara taşınır.(2) (Değişik: 10/9/2014 - 6552/136 md.) Sıralama ihalesinde karasal sayısal televizyon multipleks kapasitesi tahsisine hak kazanan kuruluşlardan bir bölümüne, ihaledeki sıraları ve analog kanal kapasitesi dikkate alınarak en fazla iki yıl süreyle karasal sayısal yayının yanı sıra analog televizyon yayını yapmalarına da imkân tanınır. Tahsisi müteakip en geç iki yıllık süre sonunda analog karasal televizyon yayınları ülke genelinde tümüyle sonlandırılır ve analog karasal televizyon yayınları durdurulur. Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu da kendisine yapılan tahsisler çerçevesinde ve Üst Kurulca verilen süre içinde karasal radyo ve televizyon yayınlarını eski kullandığı kanal ve frekanslardan tahsis edilen kanal, mültipleks kapasitesi ve frekanslara taşır.(3) Bu madde uyarınca Üst Kurulca yayınları durdurulan kuruluşların yayınlarına izinsiz olarak devam etmeleri durumunda bu kuruluşlar hakkında, 33 üncü maddenin birinci fıkrası uyarınca işlem yapılır.(4) Karasal yayın lisanslarının verilmesinin ardından mevcut verici tesisleri özel medya hizmet sağlayıcılar tarafından kaldırılır veya tarafların mutabık kalacakları bir bedel karşılığında verici tesis ve işletim şirketine devredilir. Verici tesis ve işletim şirketi tarafından devralınmayan verici tesisleri Üst Kurulca yapılacak uyarının ardından üç ay içinde kaldırılır. Verilen süre içinde kaldırılmayan ve faaliyetine devam eden verici tesisleri Üst Kurulca mühürlenerek kapatılır.(5) Frekans planları ve uygulama takvimi bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde hazırlanır.(6) Üst Kurula tahsis edilen frekans bantları dışındaki frekans bantları, sayısal yayına geçişin tamamlanmasını takiben Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun talebi çerçevesinde Üst Kurul tarafından boşaltılır.(7) (Ek: 10/9/2014 - 6552/136 md.) Ulusal karasal sayısal yayın lisansları verilinceye kadar, 26 ncı maddenin sekizinci fıkrasına göre kurulması gereken verici tesis ve işletim şirketi, bu maddenin birinci fıkrası kapsamında yayın izni verilmiş olan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar tarafından kurulabilir ve bu şirkete Üst Kurulca geçici yayın iletim yetkisi verilebilir.” 1995 yılından itibaren Ankara il merkezine yönelik … frekansından radyo yayını yapan ve daha sonra yayınına ara veren … Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. isimli kuruluşun … frekansından tekrar yayın yapma talebiyle 10/11/2009 tarihinde yaptığı başvurunun zımnen reddine dair RTÜK işlemine karşı açtığı dava, Ankara İdare Mahkemesinin 18/5/2011 tarihli ve E.2010/110, K.2011/656 sayılı kararı ile kabul edilmiştir. Söz konusu kararın temyizi üzerine Danıştay Dairesi, 28/12/2012 tarihli ve E.2011/2950, K.2012/4183 sayılı ilamında temyiz istemini reddetmiştir. Dairenin gerekçesi şöyledir:“1995 yılında Ankara il merkezine yönelik … frekansından radyo yayını yapmak üzere Üst Kurul'a başvurusu bulunan, ancak yayınlarına ara veren davacı şirketin, … frekansından tekrar yayın yapmak istemiyle 2009 tarihinde Üst Kurul'a yaptığı başvurunun zımnen reddine yönelik işlemin iptali istemiyle açılan davada, her ne kadar İdare Mahkemesi'nce, yayın izni ve lisansı verme yetkisine sahip olan davalı idarenin, davacı yayın kuruluşunun ara verdiği yayınlarına tekrar başlama istemiyle yaptığı başvurusuna izin verilmesini engelleyecek hukuken haklı ve geçerli bir neden ortaya konulamadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş ise de; davacının başvurusunun davalı idare tarafından, 3984 sayılı Kanun ve ilgili Yönetmelik uyarınca yayıncı kuruluşlarca yerine getirilmesi gereken idarî, malî ve teknik şartlar yönünden ve Kanun'un Geçici maddesi dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekirken, bu değerlendirme yapılmaksızın tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığından, işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukukî isabetsizlik görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle; dava konusu işlemin iptali yolundaki temyize konu Ankara İdare Mahkemesi'nin 2011 tarih ve E:2010/110, K:2011/656 sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, temyiz istemi yerinde görülmeyerek, anılan Mahkeme kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle onanmasına, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.” Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 30/10/2013 tarihli ve E.2010/1316, K.2013/3337 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:“Ankara İdare Mahkemesinin 24/01/2008 günlü, E: 2007/580, K: 2008/94 sayılı kararıyla; 10/03/1995 günlü, 22223 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Radyo ve Televizyon Kuruluşlarına Kanal veya Frekans Tahsisi Şartları ve Bunlara İlişkin İhale Usulleri ile Yayın ve İzin Yönetmeliği"nin 22/01/2003 günlü, 25001 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğin maddesi ile eklenen Ek maddesinin (1), (2), (3), (4) ve (5) nolu bentleri ile, Ek maddesinin (3) nolu bendinin yürütmesinin durdurulmasına ilişkin Danıştay Dairesi'nin 22/10/2004 günlü, E:2004/7923 sayılı kararı uyarınca sıralama ihalesi yapılarak bir an önce kanal ve frekans tahsislerinin dağıtımının yapılması gerekirken bunun yapılmayarak geçiş sürecinin devamına yol açılmak suretiyle fiili olarak ulusal yayınlarına devam eden kuruluşlar ile ulusal yayın yapmak isteyen kuruluşlar arasında eşit olmayan uygulamaların doğmasına neden olunduğu ve yapılacağı tarih belli olmayan ihale nedeniyle ulusal yayın yapmak isteyen yayıncı kuruluşların yapmış oldukları başvuruların reddedilerek yayın hakkının sınırlandırılmasına da yol açıldığı; bu durumda, yayın izni ve lisans verme yetkisine sahip olan davalı idarenin, davacı yayın kuruluşuna T1 tipi ulusal yayın lisansının verilmesini engelleyecek hukuken geçerli ve haklı bir nedeni bulunmadığından, başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka ve eşitlik ilkesine uygunluk görülmediği; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/03/2007 günlü, E:2007/48, K:2007/377 sayılı kararının da aynı yönde olduğu gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.Anılan karar, temyiz istemi sonucunda Danıştay Onüçüncü Dairesinin 21/05/2009 günlü, E: 2008/2988, K: 2009/5595 sayılı kararıyla; 3984 sayılı Yasadaki düzenlemeler uyarınca, Yasanın yürürlüğe girdiği 20/04/1994 tarihinden sonra usulüne uygun bir sıralama ihalesi yapılarak kanal veya frekans tahsisi yapılmasının mümkün olması, geçici maddelerdeki düzenlemelerin ise Yasa'nın yürürlük tarihinden önce fiilen radyo veya televizyonculuğa başlamış olanların hukukî durumlarını düzenlemesi karşısında, bu tarihten sonra başvuranlara sıralama ihalesi yapılmaksızın kanal veya frekans tahsisi yapılmasına hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuş ise de, İdare Mahkemesince bozma kararına uyulmayarak önceki kararında ısrar edilmiştir.Uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun ile radyo ve televizyon yayınlarının düzenlenmesine ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nun kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esas ve usuller belirlenirken, geçici maddelerle Yasanın yürürlüğünden önceki durum da gözetilerek, Yasa yürürlüğe girmeden önce fiilen radyo ve televizyon yayıncılığına başlamış olan özel kuruluşların yeni hukuki duruma intibakları yapılmış ve yeni uygulamaya ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Bu bağlamda, Yasa'nın Geçici maddesinde, Üst Kurul'un oluşumunu takip eden en geç dört ay içinde öncelikle ihtiyaç duyduğu kanal ve frekans bantları planlamasını yaptırması öngörülmüş; Geçici maddesinde ise, Üst Kurul'un kendi oluşumu ile yayın izni ve lisansı vermeye başlayacağı tarihe kadar geçecek süre içindeki radyo ve televizyon yayınları rejimini ilgilileri için kazanılmış hak teşkil etmeyecek şekilde ayrıca ve öncelikle düzenleyeceği hükme bağlanmıştır.Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca 02/04/2001 günlü, 24361 sayılı Resmi Gazete'de sıralama ihalesi duyurusu yayımlanmış, ancak buna ilişkin Şartnamenin maddesinin iptali istemiyle açılan dava sonucunda, Danıştay Onuncu Dairesinin temyiz edilmeyerek kesinleşen 20/05/2002 günlü, E: 2001/892, K: 2002/1651 sayılı kararıyla iptal kararı verilmiş; öte yandan, 10/03/1995 günlü, 22223 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Radyo ve Televizyon Kuruluşlarına Kanal veya Frekans Tahsisi Şartları ve Bunlara İlişkin İhale Usulleri ile Yayın ve İzin Yönetmeliği"nin 22/01/2003 günlü, 25001 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğin maddesi ile eklenen Ek maddesinin (1), (2), (3), (4) ve (5) nolu bentleri ile, Ek maddesinin (3) nolu bendinin iptali istemiyle açılan davada Danıştay Onüçüncü Dairesinin 24/05/2005 günlü, E:2005/5054, K: 2005/2729 sayılı kararıyla Yönetmeliğin dava konusu edilen kısımlarının iptaline karar verilmiştir.Bu durum karşısında, usulüne uygun bir sıralama ihalesi yapılıp Yasaya uygun kanal ve frekans tahsisleri yapılıncaya kadar, Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihte yayında olan ve mevcut lisans tipine uygun olarak yayın alanlarını genişletmek veya lisans tipini değiştirmek isteyen kuruluşların başvuruda bulunmalarına ve bu kuruluşlara yayın alanlarını genişletme veya lisans tipini değiştirme izni verilmesine olanak bulunmadığından, davacının başvurusunun cevap verilmeyerek reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.” | İfade özgürlüğü | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/1429 | Başvuru R. V. Y. A. Ş. ’nin (Radyo) yayınlarının Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından durdurulması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 1 |
Başvuru, alternatif koruma tedbirlerinin varlığına rağmen tutuklama kararı verilmesi, tutuklunun makul sürede hâkim önüne çıkarılmaması ve delil durumunun tahliyeyi gerektirmesine rağmen tahliye kararı verilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklular ile hükümlülerin aynı infaz rejimine tabi tutulması ve tutma koşulları nedenleriyle kötü muamele yasağının; tutuklulukta gerçekleşen ölüm olayı ve bu ölüm olayına ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 30/10/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. OLAYLAR VE OLGULAR Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgeler ile Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığından elde edilen soruşturma belgelerine göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun oğlu A.E., silahlı terör örgütüne yardım etme suçu nedeniyle 14/5/2008 tarihinde gözaltına alınmış, (kapatılan) İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK madde ile görevli) 15/5/2008 tarihli kararıyla da tutuklanmıştır. A.E. 20/5/2008 tarihinde Tekirdağ 1 No.lu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu (Ceza İnfaz Kurumu) hekimi tarafından muayene edilmiştir. Bu muayeneye ilişkin raporda; normal fiziki muayene bulgularının olduğu, darp ve cebir izinin mevcut olmadığı, beyan edilen herhangi bir hususun bulunmadığı yazılıdır. A.E. 27/6/2008 tarihinde Ceza İnfaz Kurumu revirinde muayene edilmiş, kendisine reaktif anksiyete teşhisi konularak ilaç reçete edilmiştir. Terör örgütü ile ilgisinin bulunmadığına ve başka bir ceza infaz kurumuna nakil olmak istediğine dair dilekçe vermesi üzerine A.E., bir başka odaya yerleştirilmiştir. A.E. 9/7/2008 tarihinde saat 30'da Ceza İnfaz Kurumu revirinde tekrar muayene edilmiş, kendisine reaktif anksiyete teşhisi konularak bir önceki verilenden farklı bir ilaç reçete edilmiştir. 9/7/2008 tarihinde saat 10 sıralarında meyve bıçağı ile boyun bölgesinin üç dört farklı yerini yüzeyel cilt kesisi meydana getirecek şekilde çizmesi nedeniyle Ceza İnfaz Kurumunda bulunan bir başka tutuklu/hükümlünün haber vermesi üzerine A.E. revire götürülmüştür. A.E.nin boynundaki kesiler adli rapor formunda "Basit tıbbi müdahale ile iyileşir." olarak tarif edilmiştir. Psikolojisinin iyi olmadığını ve ölmek istediğini beyan etmesi üzerine A.E., Ceza İnfaz Kurumu hekimince aynı gün Tekirdağ Devlet Hastanesi Acil Psikiyatri Polikliniğine sevk edilmiştir. A.E. Tekirdağ Devlet Hastanesi Acil Psikiyatri Polikliniğince 9/7/2008 tarihinde muayene edilmiş, kendisine depresyon teşhisi konup ilaç reçete edilerek Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Hastane) sevk edilmiştir. A.E. hakkında Hastane tarafından düzenlenen 10/7/2008 tarihli hasta yatış formuna hastanın geliş nedeni "yaşamdan zevk almama, ölme isteği" olarak yazılmış, formda bulgular "depresif sıkıntı, intihar düşüncesi" olarak belirtilmiştir. A.E., Hastanede bulunduğu süre içinde doktorlar tarafından değerlendirilmiş, hemşireler tarafından gözlenmiş ve kendisinin ilaç takipleri düzenli olarak yapılmıştır. Hemşire gözlem ve değerlendirme formuna göre A.E.; i. 14/7/2008 tarihinde kendisini asmak istediğini beyan etmiş, bu nedenle elbiseleri alınarak kameralı gözlem odasına alınmış ve yakından gözlenmiştir.ii. 18/7/2008 tarihinde kendisine zarar verici davranışlarda bulunmuş ve bu durum nöbetçi doktor tarafından değerlendirilmiş ve sakinleştirilmiştir.iii. 23/7/2008 tarihinde başka hastalara saldırmış ve bu nedenle doktor talimatı ile tespite alınmıştır. Tespit aynı gün sona ermiştir.iv. 25/7/2008 tarihinde başka bir hasta ile itişmiştir.v. 26/7/2008 ile 2/8/2008 tarihleri arasında herhangi bir sorun yaşamamış ve uyuma sorunu çekmemiştir. A.E. 2/8/2008 Cumartesi günü saat 45'te Hastanenin tutuklular için ayrılan kısmında yer alan banyoda asılı vaziyette bulunmuş ve yapılan tıbbi müdahaleye rağmen kurtarılamamıştır. A. Ceza Soruşturması Süreci Olay hakkında kendisine bilgi verilen Bakırköy nöbetçi Cumhuriyet savcısı, zabıt katibi ve olay yeri inceleme ekibiyle birlikte olay yerine intikal etmiş; olay yeri inceleme ekibine "olay yerinin titizlikle incelenmesi, fotoğraflandırılması, kroki düzenlenmesi, asıda kullanılan pijama üstüne atılan düğümün çeşitli açılardan fotoğraflarının çekilmesi, pijama üstünün düğümü bozulmadan korunması" talimatlarını vermiş, olay yerini bizzat incelemiş ve zabıt katibiyle 2/8/2008 tarihli olay yeri inceleme tutanağını düzenlemiştir. Söz konusu tutanağın ilgili kısmı şöyledir: "(...) Olay yerinin hemen adli servisin girişinde sağ tarafta bulunan koridorun sonunda adli servis banyosu olduğu, banyonun girişinin koridor sonunda girişe göre sağda olduğu, girişinde 332x195 ebatlarında hol, holün banyo girişine göre solunda banyo kapısı, banyo kısmına girildiğinde girişe göre sol tarafta üç adet kapısız duş, sağ tarafta bir klozet ve duvar dibinde bir duş bulunduğu, girişe göre karşı duvarda radyatör bulunduğu, duvar üst kısmında iki tarafta iki adet demir parmaklıklı, çerçevesi pimapenli ve asma kilitli havalandırma penceresi bulunduğu, banyo girişine göre sağda ve sağ dipteki duş üzerinde bulunan pencere demirinde düğümlü şekilde pijama bulunduğu, bu pijamanın bulunduğu pencerenin altındaki küvetin içinde mavi leğen ve üzerine devrilmiş şekilde beyaz plastik sandalye, biri küvetin içinde biri hemen 20 cm yanında iki adet siyah terlik bulunduğu, etrafta başkaca iz ve emare olmadığı, şüpheli bir durumun olmadığı görüldü. Banyo ayrıntılı olarak olay yeri inceleme ekibine fotoğraflattırıldı. Yapılan ölçümlerde banyonun toplam olarak 352x334 cm ebatlarında olduğu, tavan ile taban arasının 294 cm olduğu, pijamanın bağlı olduğu pencere demirinin alt kısmından küvet tabanının 200 cm olduğu, pijamanın parmaklığa takılı olduğu yerde pijama üst kısmında küvet aralığının 206 cm olduğu, yine pencerenin bağlı olduğu pencere demiri alt kısmında banyo zemininin 188 cm olduğu görüldü. Olay yeri banyo olduğu için banyoda kamera bulunmadığı anlaşıldı.(...)" Olay yeri incelemesinden sonra ceset üzerinde ölü muayenesi işlemi gerçekleştirilmiştir. Ölü haricî muayenesinde boyundaki 2 cm uzunluğundaki eski kesi izi, her iki kolda dirsek ve bilek arasında yüzeyel eski kesi izleri ve boğazda belirgin olmayan ası izi dışında vücutta herhangi bir darp ve cebir izi tespit edilememiştir. Ölü muayenesi işlemine katılan doktor bilirkişi, kesin ölüm sebebinin klasik otopsi işlemi yapılarak tespit edilmesinin yerinde olacağını belirtmiştir. Bunun üzerine kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla 3/8/2008 günü saat 20 sıralarında Ali Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesince klasik otopsi yapılmıştır. Kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla yapılan klasik otopsi işlemi sonucunda hazırlanan 10/11/2008 tarihli otopsi raporunda, akciğerlerin yüzeylerinde antrakotik, subplevralpeteşial kanamalar olduğu, hyoid kemiğinin sağlam olduğu, telem altına uyan bölgelerde boyun sağ yanda ekimoz olduğu ve kişinin ölümünün ası sonucu meydana geldiği belirtilmiştir. Raporda ayrıca iç organlarda yapılan sistematik toksikolojik analiz sonucunda aranan toksik maddelerden hiçbirinin bulunmadığı, kanda ve idrarda uyutucu-uyuşturucu madde tespit edilmediği belirtilmiştir. Bakırköy Cumhuriyet savcısı olayın meydana geldiği 2/8/2008 tarihinde A.E.yi asılmış vaziyette ilk gören T.A.nın tanık sıfatıyla ifadesini almıştır. T.A. ifadesinde; olay günü Adli Serviste kendisi ile A.nın nöbetçi olduğunu, A.E.nin 3 numaralı gözlem odasında kaldığını, odasının kapısı gece saat 00'te kapatılıp saat 00 sıralarında açılan A.E.nin genel durumunun iyi olduğunu beyan etmiştir. T.A. ayrıca hastaların gündüz içeride ve bahçede istediği gibi dolaştığını, banyo yapmak isteyenlerin de banyoya girdiğini, banyoda kamera bulunmadığını, hastaların banyoda yanlarında kimseyi istemediğini ve banyonun kapanma saatinin 45 olduğunu söylemiştir. T.A. ilaveten olay günü saat 00 ila 30 sıralarında A.E.nin bir arkadaşından sigara istediğini, kapanma saati gelince banyoyu kontrol ettiğini, A.E.yi asılı vaziyette gördüğünü, A.E.yi tutup hemen havaya kaldırdığını, arkadaşlarına seslendiğini, sağlık memuru O.T. ile A.nın hemen geldiğini, sağlık memurunun A.E.nin boynundan pijamayı çıkardığını, A.E.yi yatırıp ilk müdahaleyi yaptığını, bu esnada diğer arkadaşlarının nöbetçi doktora haber verdiğini, doktor gelince müdahalenin ardından A.E.nin devlet hastanesine götürüldüğünü, aslında A.E.nin arkadaşları ve kendileriyle sohbet ettiğini ve intihar edecek biri gibi görünmediğini belirtmiştir. 2/8/2008 tarihinde Cumhuriyet savcısınca beyanına başvurulan A., T.A. ile aynı yönde beyanda bulunmuş, A.E.nin isteği üzerine 00 ila 30 sıralarında bir mahkûmdan sigara alıp A.E.ye verdiğini, sağlık memurunun 50 gibi oksijen vererek A.E.ye müdahale ettiğini, doktorun ise 00 gibi A.E.ye müdahale ettiğini, acil sağlık müdahalesinin 25'e kadar sürdüğünü, A.E.nin daha sonra devlet hastanesine götürüldüğünü ifade etmiştir. A.E.ye ait pijama üstüne el konulmasına dair Cumhuriyet savcısı kararı Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesinin 3/8/2008 tarihli kararıyla onanmıştır. Cumhuriyet savcısınca A.E.ye ilk müdahale eden sağlık memuru O.T.nin5/8/2008 tarihinde ifadesine başvurulmuştur. O.T.; A.E.nin kaldığı odanın kameralı gözlem odası olduğunu, doktorlarca yapılan gözlem ve kontrol uyarınca A.E.nin odasının 00-00 saatleri arasında açık kalmasına ve kontrol altında havalandırma bahçesine çıkmasına karar verildiğini, odası kapalıyken A.E.nin elbiselerinin alındığını, A.E.de birilerinin ailesine zarar verebileceği düşüncesinin olduğunu söylemiştir. O.T. ifadesinde; olay günü A.E.nin gün boyu diğer hastalarla servis içinde ve bahçede bulunduğundan, infaz koruma memurlarının da onları kontrol ettiğinden, saat 30 sıralarında A.E.nin sıkıldığından bahsederek ne zaman tahliye olacağını sorup kendisinden sigara istediğinden, sigarayı aldıktan sonra bahçeye döndüğünden ve haberlerin başladığını duyduğu için saati iyi hatırladığından söz etmiştir. Son olarak O.T., bir ara A.E.yi duvara yaslanıp sigara içerken gördüğünü, saat 45'te hastaların havalandırma bahçesinden içeriye alındığını, infaz koruma memuru T.A.nın yemekten geldiğinde banyoyu kontrole gittiğini, T.A.nın bağırması üzerine birden banyoya yöneldiklerini, T.A.yıA.E.yi kucaklayıp havaya kaldırmış vaziyette gördüğünü, A.E. yukarıya kaldırıldığı için pijamanın boynundan çıktığını, A.E.yi yere yatırdıklarını, nabzının silik olduğunu, kalp masajına başladığını, entübe ederek oksijen ve serum verdiğini, kısa bir süre sonra doktor S.nin geldiğini, birlikte müdahaleye devam ettiklerini, 45-50 sıralarında olaydan haberdar olduklarını, yaklaşık 30'a kadar müdahaleye devam ettiklerini, ambulans gelince doktorÖ.nün A.E. ile birlikte devlet hastanesine gittiğini beyan etmiştir. A.E.ye ait pijama üstü ile olay yerine ait görüntüleri içerir görüntü kayıt cihazı Cumhuriyet savcısınca adli emanete aldırılmıştır. A.E.nin annesi Y.E. ile babası olan başvurucu 5/11/2008 tarihinde Cumhuriyet savcısınca dinlenmiştir. Y.E ile başvurucu verdikleri ifadelerde; hastanedeyken A.E.yi iki kez ziyaret ettiklerini, ilk ziyaretlerinde A.E.nin durumunun normal olduğunu, doktorun kısa zamanda iyileşeceğini söylediğini, ikinci ziyaretlerinde A.E.yi sıkıntılı gördüklerini, A.E.nin ağladığını, hastaneden sağ çıkamayacağını ve kendisini öldüreceklerini söylediğini, ısrarlarına rağmen sebebi konusunda bir şey söylemediğini, bir süre sonra A.E.nin intihar ettiğinin kendilerine söylendiğini, A.E.nin ölümünde herhangi birinin etkisi varsa tespitini istediklerini beyan etmişlerdir. Başvurucu ayrıca oğlunun öldürülmüş olabileceğinden şüphelendiğini söylemiştir. A.E.ye ilişkin hasta kayıt evrakı (doktor gözlemlerine ilişkin belgeler, hemşire gözlem ve değerlendirme formları, tahlil sonuçları ve reçete edilen ilaçlara ait belgeler) Cumhuriyet savcısınca soruşturma evrakı arasına aldırılmıştır. Söz konusu belgelere göre A.E. doktorlara 21/7/2008 tarihinde hastaneden sağ çıkamayacağından endişe ettiğini söylemiş, olay günü15 sıralarında ölü olarak Acil Dahiliye Servisine gelmiş, solunum yetersizliğine bağlı kardiovasküler arrest sonucu ölmüştür. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen olay yeri resimlerinden, küvetin içindeki mavi plastik leğen içindeki plastik sandalyenin ters dönmüş vaziyette olduğu, küvetin bulunduğu yerden demir parmaklıklı pencereye kolayca erişmenin mümkün olduğu, demir parmaklıktaki pijama üstünün kollarının demir parmaklıktaki bir demirin arasından geçirildiği ve düğümün pijamanın kollarının birbirine bağlanması suretiyle atıldığı anlaşılmıştır. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan müzekkere sonucunda olay yeri krokisinin bulunmadığı öğrenilmiştir. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, otopsi raporuna göre herhangi bir şüpheli bulgu bulunmadığı, ölümün ası sonucu meydana geldiği ve olaya A.E. dışındaki kişi ya da kişilerin etki ettiğine veya karıştığına dair herhangi bir delil olmadığı gerekçeleriyle 19/12/2008 tarihinde olay hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Başvurucu vekilinin soruşturma dosyasının örneğine ilişkin talebi Cumhuriyet savcısınca değerlendirilmiş, 18/2/2009 tarihinde fotoğrafların örneğine ilişkin talebin teknik yetersizlik ve fotoğrafların Ceza İnfaz Kurumunun içini göstermesi nedeniyle reddine, dosya sureti talebinin ise kabulüne karar verilmiştir. Başvurucu kovuşturmaya yer olmadığına itiraz etmiştir. İtirazda dile getirilen hususlar şunlardır: - Sadece ifade için çağrıldığı söylenmesine rağmen A.E. gözaltına alınıp tutuklanmıştır. - Gözaltı sürecinde, kendisine ve ailesine yönelik zararların olabileceğinin A.E.ye söylenmesi A.E.nin ruh sağlığını olumsuz etkilemiştir. - Ceza İnfaz Kurumunun koşulları nedeniyle A.E.nin sağlık sorunları artmıştır. -A.E.nin sağlık kontrolleri zamanında yapılmamıştır. -A.E.nin sağlık sorunları ile yakından ilgilenilmemiştir. - A. E.nin ölüm korkusu ve yaşamdan zevk almadığı kayıtlara geçmesine rağmen A.E.nin sağlık sorunları üzerinde Hastanede yeterince durulmamıştır. - A. E.nin banyoda gözlenmemesi, banyoda kamera olmaması ve yaşam hakkının teminat altına alacak özel uygulamaların olmaması nedenleriyle olayda ağır kusur bulunmaktadır. - Soruşturma aşamasında olay yerinin fotoğraflarına ve hasta takip evrakına ulaşamamışlardır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın gerekçesinin yerinde olduğunu belirterek 3/9/2009 tarihinde itirazı reddetmiştir.B. Disiplin Soruşturması Süreci Olay tarihinde Hastanenin Adli Servisinde görevli infaz koruma memurları T.A. ve A. hakkında Metris 1 ve 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunca disiplin soruşturması başlatılmış ve adı geçenlerden savunma istenmiştir. T.A. ve A., ceza soruşturması sırasında verdiği ifadelerle aynı yönde yazılı savunma vermiştir. Metris 1 ve 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, olayda ihmallerinin ve kasıtlarının bulunmadığı gerekçesiyle 26/9/2008 tarihinde memurların disiplin cezası ile cezalandırılmalarına yer olmadığına karar verilmiştir. İdare Mahkemesinde Açılan Tam Yargı Davası Süreci Başvurucu, eşi ve diğer çocuklarıyla birlikte oğlu A.E.nin ölümü nedeniyle uğramış oldukları maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle 24/2/2009 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesi nezdinde Bakanlık aleyhine 000 TL maddi, 000 TL manevi olmak üzere toplam 000 TL talepli tam yargı davası açmıştır. Başvurucular dava dilekçelerinde özetle intihar olayının meydana gelmesinde Ceza İnfaz Kurumu yetkilerinin kusur ve sorumluluklarının olduğunu, yetkililerin koruyucu ve önleyici hiçbir tedbir almadığını, dolayısıyla yakınlarının ölüm olayında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu ileri sürmüştür. İstanbul İdare Mahkemesi 21/12/2009 tarihli ve E.2009/306, K.2009/1751 sayılı karar ile idarenin gerek tedavi öncesi gerekse tedavi sırasında bir hizmet kusurunun olmadığı ve ölüm olayının tedavi görülen hastanede meydana gelmiş olması nedeniyle illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Başvurucunun talebi üzerine Danıştay Onuncu Dairesince 8/7/2014 tarihinde yapılan temyiz incelemesi sonunda hükmün onanmasına karar verilmiş, karar düzeltme yoluna başvurulmaması üzerine hüküm 18/10/2014 tarihinde kesinleşmiştir. Onama kararı 1/10/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş olup bireysel başvuru 30/10/2014 tarihinde yapılmıştır. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un "Hükümlünün muayene ve tedavi istekleri" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Hükümlü, beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir." 5275 sayılı Kanun'un "Hükümlünün muayene ve tedavisi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: "Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır." 5275 sayılı Kanun'un "Hastaneye sevk" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Hükümlünün sağlık nedeniyle hastaneye sevkine gerek duyulduğunda durum, kurum hekimi tarafından derhâl bir raporla ceza infaz kurumu yönetimine bildirilir." 5275 sayılı Kanun’un “Tutuklama kararının yerine getirildiği kurumlar” kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Tutuklular, iç ve dış güvenlik görevlisi bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fizikî engelleri olan, 34 üncü maddede sayılan hâller dışında oda ve koridor kapıları sürekli olarak kapalı tutulan ve yasal zorunluluklar ayrık, dışarıyla irtibat ve haberleşme olanağı bulunmayan normal güvenlik esasına dayalı tutukevlerinde veya maddî olanak bulunmadığı hâllerde diğer kapalı ceza infaz kurumlarının bu amaca ayrılmış bölümlerinde tutulurlar.Eylem ve davranışları ile 9 uncu madde kapsamına giren tutuklular, yüksek güvenlikli tutukevlerinde veya buna olanak bulunmadığı hâllerde yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarının tutuklulara ayrılan bölümlerinde barındırılırlar.Kadın, çocuk ve gençlik tutukevleri müstakil olarak kurulabilir. Tutuklular, tutukevlerinde veya maddî olanak bulunmadığı hâllerde kapalı ceza infaz kurumlarının tutuklulara ayrılan bölümlerinde, büyükler, kadınlar, gençler, çocuklar olmak üzere ve suç türleri de gözetilerek ayrı yerlerde barındırılırlar." 5275 sayılı Kanun'un "Tutukluların yükümlülükleri" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: "Bu Kanunun; yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları, hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi, kuruma alınma ve kayıt işlemleri, hükümlüler ile yakınları ve ilgililerin bilgilendirilmesi, cezayı çekme, güvenlik ve iyileştirme programına ve sağlığın korunması kurallarına uyma, bina ve eşyaların korunması, kapıların açılmaması ve temasın önlenmesi, oda ve eklentilerinde bulundurulabilecek kişisel eşyalar, arama, disiplin cezalarının niteliği ve uygulanma koşulları, kınama, bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma, ücret karşılığı çalışılan işten yoksun bırakma, haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama, ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma, hücreye koyma, çocuk hükümlüler hakkında uygulanabilecek disiplin tedbirleri ve cezaları, disiplin soruşturması, disiplin cezasını gerektiren eylemlerin tekrarı, disiplin cezalarının infazı ve kaldırılması, yönetim tarafından alınabilecek tedbirler, zorlayıcı araçların kullanılması, ödüllendirme, şikâyet ve itiraz, nakiller, disiplin nedeniyle nakil, zorunlu nedenlerle nakil, hastalık nedeniyle nakil, nakillerde alınacak tedbirler, avukat ve noterle görüşme hakkı, kültür ve sanat etkinliklerine katılma, ifade özgürlüğü, kütüphaneden yararlanma, süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı, telefonla haberleşme hakkı, radyo, televizyon yayınları ile internet olanaklarından yararlanma hakkı, mektup, faks ve telgrafları alma ve gönderme hakkı, bu Kanunda sayılan günlerde dışarıdan gönderilen hediyeyi kabul etme hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, muayene ve tedavi istekleri, hükümlülerin beslenmesi, iyileştirme programlarının belirlenmesi, hükümlülerin sayısı ve uygulanacak güvenlik tedbirleri, eğitim programları, öğretimden yararlanma, muayene ve tedavileri, sağlık denetimi, hastaneye sevk, infazı engelleyecek hastalık hâli, kendilerine verilen yiyecek ve içecekleri reddetmeleri, ziyaret, yabancı hükümlüleri ziyaret, ziyaret ve görüşlerde uygulanacak esaslar, beden eğitimi, kütüphane ve kurslardan yararlanma konularında 9, 16, 21, 22, 26 ilâ 28, 34 ilâ 53, 55 ilâ 62, 66 ilâ 76, ve 78 ila 88 inci maddelerinde düzenlenmiş hükümlerin tutukluluk hâliyle uzlaşır nitelikte olanları tutuklular hakkında da uygulanabilir." 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun "İnfaz hâkimliklerinin görevleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir: "İnfaz hakimliklerinin görevleri şunlardır : Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri, barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikayetleri incelemek ve karara bağlamak. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tabi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikayetleri incelemek ve karara bağlamak. ..." 4675 sayılı Kanun'un "İnfaz hâkimliğine şikâyet ve usulü" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir: "Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlerin kanun, tüzük ve yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı olduğu gerekçesiyle bu işlem veya faaliyetlerin öğrenildiği tarihten itibaren onbeş gün, herhalde yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde şikayet yoluyla infaz hakimliğine başvurulabilir. Şikayet, dilekçe ile doğrudan doğruya infaz hakimliğine yapılabileceği gibi; Cumhuriyet başsavcılığı veya ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürlüğü aracılığıyla da yapılabilir. İnfaz hakimliği dışında yapılan başvurular hemen ve en geç üç gün içinde infaz hakimliğine gönderilir. Sözlü yapılan şikayet, tutanağa bağlanır ve bir sureti başvurana verilir. ..." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Ölünün kimliğini belirleme ve adlî muayene" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Engelleyici sebepler olmadıkça ölü muayenesinden veya otopsiden önce ölünün kimliği her suretle ve özellikle kendisini tanıyanlara gösterilerek belirlenir ve elde edilmiş bir şüpheli veya sanık varsa, teşhis edilmek üzere ölü ona da gösterilebilir.Ölünün adlî muayenesinde tıbbî belirtiler, ölüm zamanı ve ölüm nedenini belirlemek için tüm bulgular saptanır. Bu muayene, Cumhuriyet savcısının huzurunda ve bir hekim görevlendirilerek yapılır." 5271 sayılı Kanun'un "Otopsi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Otopsi, Cumhuriyet savcısının huzurunda biri adlî tıp, diğeri patoloji uzmanı veya diğer dallardan birisinin mensubu veya biri pratisyen iki hekim tarafından yapılır. Müdafi veya vekil tarafından getirilen hekim de otopside hazır bulunabilir. Zorunluluk bulunduğunda otopsi işlemi bir hekim tarafından da yapılabilir; bu durum otopsi raporunda açıkça belirtilir.Otopsi, cesedin durumu olanak verdiği takdirde, mutlaka baş, göğüs ve karnın açılmasını gerektirir.Ölümünden hemen önceki hastalığında öleni tedavi etmiş olan tabibe, otopsi yapma görevi verilemez. Ancak, bu tabibin otopsi sırasında hazır bulunması ve hastalığın seyri hakkında bilgi vermesi istenebilir. Gömülmüş bulunan bir ceset, incelenmesi veya otopsi yapılması için mezardan çıkarılabilir. Bu husustaki karar, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilir. Mezardan çıkarma kararı, araştırmanın amacını tehlikeye düşürmeyecekse ve ulaşılması da zor değilse ölünün bir yakınına derhâl bildirilir.Yukarıdaki fıkralarda sözü edilen işlemler yapılırken, cesedin görüntüleri kayda alınır." 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) "Yeme ve içmede kullanılan araç ve gereçler" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Koğuş, oda ve eklentilerinde, her hükümlü için kantinden temin edilmek şartıyla bir adet uç kısmı sivri olmayan on santimetre uzunluğunda bıçak, plastik veya yumuşak metalden imal edilmiş çatal, yemek ve çay kaşığı, 50 mm. kalınlığında iki adet metal yemek tabağı ve ikişer adet cam su bardağı ile çay bardağı ve tabağı bulundurulabilir." Yönetmelik'in "Giyim eşyaları" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası ise şöyledir: "Hükümlülerin koğuş, oda ve eklentilerinde birer adet palto, manto ve mont, iki adet ceket veya ceket yerine kullanılabilen hırka, dört adet pantolon ve/veya etek, bayan için iki adet elbise, bir takım eşofman, dört adet gömlek, iki adet kazak, iki takım pijama, bir spor ayakkabısı, bir kışlık ayakkabı, bir iskarpin, üç adet tişört, iki adet kravat, bir adet kemer, gerektiği kadar iç çamaşırı, çorap, bir terlik, havlu ve bir bornoz ile kaşkol, 25/11/1925 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisâsı Hakkında Kanuna aykırı olmayan bir adet şapka bulundurulmasına izin verilir." | Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/17113 | Başvuru, alternatif koruma tedbirlerinin varlığına rağmen tutuklama kararı verilmesi, tutuklunun makul sürede hâkim önüne çıkarılmaması ve delil durumunun tahliyeyi gerektirmesine rağmen tahliye kararı verilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklular ile hükümlülerin aynı infaz rejimine tabi tutulması ve tutma koşulları nedenleriyle kötü muamele yasağının; tutuklulukta gerçekleşen ölüm olayı ve bu ölüm olayına ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. | 0 |
Başvurucular, Orman İşletme Müdürlüğü tarafından 27/11/2002 tarihinde, Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesinde aleyhlerine açılan tapu iptali ve tescil davasında görevsizlik kararı verilerek dava dosyasının Kadastro Mahkemesine gönderildiğini, anılan Mahkemece de karşı görevsizlik kararı verildiğini, yargılamanın halen devam ettiğini, makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler, maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir. Başvurular, 2/12/2013 ve 17/1/2014 tarihlerinde Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesi ve Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 9/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Başvurucu Hasan Oğuz Ermumcu tarafından yapılan 2013/8720 sayılı bireysel başvuru dosyası ile Güneş Ermumcu Illing tarafından yapılan 2013/8721 sayılı bireysel başvuru dosyası ve Harun Bolel tarafından yapılan 2014/886 sayılı bireysel başvuru dosyası, aralarındaki hukuki ve fiili irtibat nedeniyle birleştirilmiş, incelemeye 2013/8720 sayılı bireysel başvuru dosyası üzerinden devam edilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, 29/1/2014 tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığının 27/2/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Fethiye Orman İşletme Müdürlüğü, 26/3/2002 tarihinde Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesinde, başvurucuların arkadaşları aleyhine açtığı davada; 1330 parsel numaralı taşınmazın kısmen orman sınırları içinde kaldığını, davalılar adına olan tapu kaydının geçersiz olduğunu ileri sürerek, anılan kısmın orman vasfı ile Maliye Hazinesi adına tapuya tescilini talep etmiş, dava dosyası Mahkemenin 2002/175 esas numarasına kaydedilmiştir. Yine Fethiye Orman İşletme Müdürlüğü, 27/11/2002 tarihinde Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesinde, başvurucular ve arkadaşları aleyhine açtığı davada; 1330 parsel numaralı taşınmazın kısmen orman sınırları içinde kaldığını, davalılar adına olan tapu kaydının geçersiz olduğunu ileri sürerek, anılan kısmın orman vasfı ile Maliye Hazinesi adına tapuya tescilini talep etmiş, dava dosyası Mahkemenin 2002/699 esasına kaydedilmiştir. Mahkemece, 11/3/2003 tarih ve E.2002/699, K.2003/181 sayılı kararla; her iki dava dosyasının taraflarının ve konularının aynı olduğu gerekçesiyle birleştirilmesine, yargılamaya E.2002/175 sayılı dava dosyası üzerinden devam edilmesine karar verilmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; 29/5/2012 tarih ve E.2002/175, K.2012/295 sayılı kararla; taşınmazın bulunduğu yerde kadastro uygulama çalışması yapıldığı, uygulama tutanaklarında taşınmazın davalı olarak gösterildiği, kadastro uygulama çalışmasından sonra görevsizlik kararı verilerek dosyanın kadastro mahkemesine gönderilmesi gerektiği belirtilerek, 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi ve 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun maddesi gereğince Mahkemenin görevsizliğine, kararın kesinleşmesinden sonra davacının talebi halinde dosyanın Fethiye Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Görevsizlik kararı, 29/5/2012 tarihinde başvurucular tarafından öğrenilmiştir. Görevsizlik kararı temyiz edilmeksizin 30/1/2014 tarihinde kesinleşmiş olup, dava dosyası Fethiye Kadastro Mahkemesine gönderilmiştir. Görevsizlik kararı sonrası Fethiye Kadastro Mahkemesinin E.2014/13 sırasına kaydı yapılan dosyada 20/2/2014 tarihinde verilen karşı görevsizlik kararı üzerine, dosya olumsuz görev uyuşmazlığının karara bağlanması için Yargıtay Hukuk Dairesine gönderilmiştir.B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi, 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası, maddesi, maddesinin birinci fıkrası, maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları, maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, maddesinin birinci fıkrası ve maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi, 31/8/1956 tarih ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları. | Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/8720 | Başvurucular, Orman İşletme Müdürlüğü tarafından 27/11/2002 tarihinde, Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesinde aleyhlerine açılan tapu iptali ve tescil davasında görevsizlik kararı verilerek dava dosyasının Kadastro Mahkemesine gönderildiğini, anılan Mahkemece de karşı görevsizlik kararı verildiğini, yargılamanın halen devam ettiğini, makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler, maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir. | 1 |
Başvuru, Anayasa Mahkemesinin tutukluluk hâlinin sona erdirilmesi suretiyle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin kararı üzerine derece mahkemesince konutu terk etmeme şeklinde adli kontrol tedbirine karar verilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 16/4/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu; 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü sonrasında, bu teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) medyadaki örgütlenmesine yönelik olarak yürütülen bir soruşturma kapsamında 27/7/2016 tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin 30/7/2016 tarihli kararıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır. Başvurucu; tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, gazetecilik faaliyeti ve ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle de ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasıyla 8/9/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Bireysel başvurunun incelendiği süre içinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 10/4/2017 tarihinde düzenlenen iddianame ile başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM) ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 24/4/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/112 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 11/1/2018 tarihinde başvurucu tarafından yapılan bireysel başvuruyu karara bağlamıştır. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ve maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, §§ 111, 147). Anayasa Mahkemesi, başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın maddesi uyarınca tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığını değerlendirmiş ve somut olayda suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin soruşturma mercilerince yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verirken de esas olarak tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası kapsamındaki tespitlere dayanmıştır. Anayasa Mahkemesi 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un maddesi uyarınca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin başvurucunun yargılandığı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş ve -karşıoylar dışında- gerekçeli karar aynı gün Anayasa Mahkemesinin internet sitesinde erişime açılmıştır. Ayrıca karşıoyların tamamlanması sonrası karar 19/1/2018 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin kararın hüküm bölümünü göndermesi ve başvurucunun Anayasa Mahkemesinin bu kararına dayanarak tahliyesine karar verilmesini talep etmesi üzerine başvurucunun tutukluluk durumunu inceleyen İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 11/1/2018 tarihinde, gerekçeli ihlal kararının Resmî Gazete'de yayımlanmadığı veya kendilerine tebliğ edilmediği gerekçesiyle tahliye talebinin reddine ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara yönelik itirazı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince 15/1/2018 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu, Anayasa Mahkemesinin internet sitesinde yayımlanmış olan gerekçeli kararını da sunarak İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinden yeniden tahliye talebinde bulunmuştur. Mahkeme 12/1/2018 tarihinde başvurucunun tutukluluk hâline ilişkin herhangi bir karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu, anılan karara itiraz etmiş; İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince 23/1/2018 tarihinde itiraza ilişkin yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucu 1/2/2018 tarihinde, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının uygulanmadığı iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi 2018/3007 sayılı bireysel başvuruda (Şahin Alpay (2) [GK], 2018/3007, 15/3/2018) başvurucu hakkındaki kararda tespit ettiği ihlalin ve sonuçlarının derece mahkemelerince ortadan kaldırılmadığını, suç işlediğine dair kuvvetli belirti bulunmaması nedeniyle verilen ihlal kararına rağmen başvurucunun tutukluluğunun sonlandırılmamış olmasının Anayasa'nın maddesinde yer alan güvencelere aykırı olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi ayrıca kararın bir örneğinin başvurucunun tutukluluk hâlinin sona erdirilmesi suretiyle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Başvurucu da 16/3/2018 tarihinde salıverilme istemiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuştur. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 16/3/2018 tarihinde başvurucunun yurt dışına çıkamama ve konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirine tabi tutularak tahliyesine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Sanık vekili tarafından Mahkememizin 2018/39 İş sayılı kararına yönelik olarak Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı bireysel başvuru neticesinde T. Anayasa Mahkemesi 15/3/2018 tarih ve 2018/3007 başvuru numaralı kararı ile başvurucu Şahin Alpay hakkında verdiği gerekçeli kararda; kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna, Anayasa nın maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin başvurucunun tutukluluk halinin sona erdirilmesi suretiyle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne (2017/112 E.) gönderilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.Dosyanın incelenmesinde; Mahkememizin 12/1/2018 tarih ve 2018/39 İş sayılı kararı ile Anayasa Mahkemesi'nin 11/1/2018 tarih ve 2016/16092 başvuru numaralı kararının dikkate alınması yasal olarak mümkün bulunmadığından söz konusu karara istinaden tutuklu sanık Şahin ALPAY'ın tutukluluk haline ilişkin herhangi bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş ise de Anayasa Mahkemesi'nin 15/3/2018 tarih ve 2018/3007 başvuru numaralı kararı ile bu kez Mahkememizin iş bu kararına yönelik olarak Anayasanın Maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermekle birlikte kararın gerekçesinde Mahkememiz dosyasının esası ve delil durumu ile ilgili değerlendirmeden çok kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali noktasında ve Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğu noktası üzerinde durmuş olduğu, Mahkememizce de Anayasa Mahkemesi kararlarının bu yönden bağlayıcı olduğu hususunda şüphe olmaması nedeniyle, T.C Anayasasının 153 ve 6216 sayılı yasanın 66/1 maddesi gereğince Mahkememizin 2017/112 Esas sayısında tutuklu Şahin Alpay'ın tutukluluğunun sona erdirilmesine karar verilmiştir....silahlı terör örgütüne üye olma, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından Mahkememizin 2017/112 Esas sayılı dosyasında tutuklu sanık Şahin Alpay hakkında Anayasa Mahkemesi'nin 15/3/2018 tarih ve 2018/3007 başvuru sayılı kararı ile 'kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin başvurucunun tutukluluk halinin sona erdirilmesi suretiyle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için istanbul Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine' karar verildiğinden sanık Şahin Alpay'ın Anayasa Mahkemesi Kanununun 66/1 maddesi gereğince tahliyesine, Tahliyesine karar verilen sanık başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değil ise bulunduğu yer cezaevine müzekkere yazılmasına,Tahliyesine karar verilen sanığın CMK nun 109/3-a maddesi uyarınca 'yurt dışına çıkamamak' şeklinde adli kontrol tedbirine tabi tutulmasına, Tahliyesine karar verilen sanığın CMK nun 109/3-j maddesi uyarınca 'konutu terk etmemek' şeklinde adli kontrol tedbirine tabi tutulmasına... [karar verildi.]" Başvurucu 22/3/2018 tarihinde bu karara itiraz etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 6/4/2018 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 16/3/2018 tarih ve 2018/133 İş sayılı kararı ile hakkında 109/3-a maddesi gereğince yurt dışına çıkışının yasaklanması ve 109/3-j maddesi gereğince konutu terk etmemek adli kontrol tedbirleri verilen sanık Şahin Alpay müdafiileri [nin] itirazlarının ayrı ayrı reddine... [karar verildi.]" Başvurucu bu kararı 10/4/2018 tarihinde öğrenmiştir. Başvurucu 16/4/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 5/4/2018 tarihli duruşmada başvurucunun konutu terk etmeme şeklinde uygulanan adli kontrolün kaldırılması talebinin mevcut delil durumu, başvurucu hakkında istenen cezaların alt ve üst sınırları dikkate alınarak reddine karar verilmiştir. 5/4/2018 tarihli duruşmada Savcılık, esas hakkındaki mütalaasını sunmuştur. Savcılık mütalaasında başvurucuyla ilgili olarak;- Başvurucuya ait bilgisayarlarda yapılan incelemelerde "17 Aralık Raporu" isimli bir word belgesinin bulunduğu, bu belgede dönemin savcıları tarafından yapılan 17-25 Aralık soruşturmalarına ait fezlekelerinin olduğu,- Başvurucunun bilgisayarından ele geçirilen "Sayın Fetullah Gülen Hoca Efendi" isimli word belgesinde başvurucunun örgüt lideri Fetullah Gülen'in kardeşi Hasbi Gülen'in ölümü nedeniyle başsağlığı dileklerini içeren bir taziye mesajının olduğu, "Gülen'e Sorular" isimli word belgesinde ise sanığın Fetullah Gülen'e evrim teorisi ile İslam inancının bağdaşıp bağdaşmayacağını sorduğu, "Okullar Ek" isimli word belgesinde Fetullahçı okul ve üniversitelere ait bir listenin bulunduğu, - "Zamanda Son Gün" isimli word belgesinde başvurucunun Zaman gazetesine 4/3/2016 tarihinde el konulması olayındaki izlenimlerini, aynı binada bulunan T. N., A.T.A., B.K., K., B.K. gibi isimlerle dayanışma içinde olduğunu anlattığı hatta dışarıda insanların biriktiğini gören sanıklardan A.B.nin kalabalığa hitaben yapmış olduğu konuşmada Hükûmetteki eski arkadaşlarını uyararak "Aklınızı başınıza toplayın." şeklindeki sözlerini beğendiğini notlarına eklediği, - "Hizmet Hareketi" başlıklı word belgesinde yazarının Şahin Alpay olduğu etiket bilgisine göre anlaşılan yazıya göre sanığın 24/1/2012 tarihinde Gazeteci ve Yazarlar Vakfı toplantısında örgüt lideri Fetullah Gülen'e politik ve dinî açıdan pek çok övgü dolu sözler söylediği hatta örgütün yargı ve bürokrasi içerisinde gizli bir yapılanmada bulunduğuna ilişkin bilgilerin de gerçeği yansıtmadığını iddia ettiği, - 2/3/2017 ibareli word belgesinin incelenmesi neticesinde başvurucunun 12/10/2015 tarihinde Dijitürk müşteri hizmetlerine bir faks geçtiği, faksta "8/10/2015 tarihi itibarıyla hizmetleriniz arasında olan Samanyolu Haber, Mehtap TV, Bugün TV ve diğer dört adet TV kanalının platformunuzdan çıkarıldığını öğrendim." diyerek bu nedenle üyeliğinin sonlandırılmasını istediği, - "Hizmetin Kıymeti Bilinmiyor" isimli PDF dosyasının incelenmesi neticesinde başvurucunun A.P. isimli bir gazeteciyle 31/10/2015 tarihinde röportaj yaptığı, röportajda Hükûmetin 17-25 Aralık soruşturmalarını örtbas etmeye çalıştığını, Balyoz ve Ergenekon isimli yargılamaları engellediğini, paralel yapı iddiasının tamamen bir safsata olduğunu, terör örgütü olduğu iddiasının ise kuyruklu bir yalan olduğunu söylediği, konuşmasında bu yapıya karşı başlatılan yasal soruşturmaları Amerika'daki McCarthy dönemi soruşturmalarına benzettiği, bu soruşturmaların cadı avına dönüştüğünü, Zaman gazetesinin Türkiye'deki özgür basının kalesi olduğunu iddia ettiği, - Başvurucunun 15 Temmuz darbe girişiminden önce E.K. ve A. isimli kişilerle katıldığı bir televizyon programında "İddianamede Fetullahçı terör örgütü oldukları gerekçesiyle... ya hu Allah aşkına hangi terör ne olmuş, ne şiddet uygulanmış, Fetullah Gülen'in şiddetle ne alakası var, ulan siz kimi kandırabilirsiniz. Fetullah Gülen dünyanın en barışçıl din insanı, İslam dünyasının en barışçıl din adamı, siz kim oluyorsunuz, Fetullah Gülen'e terörist diyecek kadar kim oluyorsunuz siz, utanın be." şeklinde beyanlarda bulunduğu,- Başvurucunun kendisine ait sosyal medya hesabından yapmış olduğu paylaşımlarda FETÖ üyesi olduğu iddiasıyla on dört öğretmenin gözaltına alınmasına ilişkin işlemi "Nefret operasyonunda zulüm bitmiyor" şeklinde haberleştiren Özgür Düşünce isimli haber sitesinin söz konusu haberini 13/7/2016 tarihinde paylaştığı, aynı minvalde "Polise intikam davaları bir bir çöküyor" haberini 11/7/2016 tarihinde paylaştığı, Timetürk isimli haber sitesinde 7/2/2015 tarihinde yayımlanan "Cemaatin Bankası Olur mu?" başlıklı yazısında cemaate yönelik algı yaratmada Erdoğan'ın başını çektiği, Kemalist vesayetin de aynen buna uyduğunu belirttiği, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) iktidarının bu yapıyakarşı cadı avı sürdürdüğünü iddia ettiği, - Başvurucunun 8/1/2015 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanan yazısında 17-25 Aralık operasyonlarını kastederek bu operasyonların sadece yolsuzluk tarafının doğru olduğunu, Hükûmete yönelik bir darbe amacı taşımadığını söylediği,- Başvurucunun 29/10/2015 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanan yazısında FETÖ'nün güdümündeki İpek Koza Holdingine kayyım atanmasını eleştirdiği, Erdoğan Hükûmetinin artık demokrasiye saygısının kalmadığını, sulh ceza hâkimliklerinin ise tek parti dönemindeki istiklal mahkemelerini ya da Yassıada yargılamalarını hatırlattığını söylediği, - Başvurucunun 16/12/2014 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanan yazısında FETÖ/PDY üyesi olan E.D ve H.K. ile örgütün güdümündeki televizyon kanalında yayımlanan bazı dizilerin yapımcı ve yönetmenlerine yönelik soruşturma ile Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında görev almış emniyet müdür ve polislerine yönelik operasyonları kastederek bunların ciddiyetsiz soruşturmalar olduğunu, gözdağı vermek amacıyla yapıldığını, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasında bahsi geçen paralel devletin safsatadan ibaret olduğunu iddia ettiği, - Başvurucunun 18/12/2014 tarihinde yayımlanan yazısında Erdoğan'ın Türkiye'yi tek parti yönetimine götürmeye çalıştığını, toplumu kutuplaştırdığını, Hükûmete yönelik ağır rüşvet ve yolsuzluk iddialarını örtbas ettiğini, Avrupa Birliği hedefinin kaybolduğunu söylediği, - Başvurucunun 20/10/2014 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanan yazısında örgütün güdümündeki Zaman gazetesi ve Samanyolu Yayın Grubunun FETÖ/PDY'nin sözcüsü olmayıp özgür basın kuruluşları olduğunu iddia ettiği, Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarının askerî vesayet düzenini çökertmesi gibi tek adam yönetiminin de böyle bir mücadele sonucunda sonunun geleceğini söylediği, - Başvurucunun 10/2/2015 tarihli "Cemaatin Polisi Olur mu?" başlıklı yazısında Fetullahçı polislere yönelik operasyonların bir cadı avına dönüştüğünü iddia ettiği, - Başvurucunun 29/1/2015 tarihinde yayımlanan yazısında "Hizmet okulları Türkiye'nin iftar edeceği kurumlardır." şeklinde yorumda bulunduktan sonra FETÖ/PDY'nin güdümünde olan bu okullara yönelik nefret söyleminden utanç duyduğunu söylediği, - Başvurucunun 17 Aralık operasyonunun sonrasında Zaman gazetesinde 21/12/2013 tarihinde yayımlanan "Din Savaşıymış" isimli yazısında, 28/12/2013 tarihinde yayımlanan "Erdoğan ile Batı Arasında" isimli yazısında, 8/2/2014 tarihinde yayımlanan "Evet Suç da Ceza da Şahsidir" isimli yazısında, 29/3/2014 tarihinde yayımlanan "Çıkar Yol Erdoğan'sız Hükümet" isimli yazısında 17-25 Aralık soruşturmalarının yolsuzluk kisvesi altında örgüt lideri Fetullah Gülen tarafından verilen talimat doğrultusunda bu örgüte mensup polis ve yargı mensuplarıyla Hükûmeti devirmek amacıyla yapıldığını bildiği hâlde bu soruşturmaların hukuka uygun şekilde yapılan soruşturmalar olduğu izlenimini yaratmaya çalıştığı belirtilmiştir. 11/5/2018 tarihli duruşmada konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına, başvurucunun pazar günleri 00-00 saatleri arasında ikametgâhına en yakın karakola imza atması şeklindeki adli kontrol tedbirine tabi tutulmasına karar verilmiştir. 6/7/2018 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etme suçundan beraatine, yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin devamına, imza atma şeklinde uygulanan adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına karar verilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi 25/6/2019 tarihli kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. Yargıtay Ceza Dairesi 24/9/2020 tarihinde başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar vermiştir. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Şahin Alpay (2), §§ 22-30; Esra Özkan Özakça [GK], B. No: 2017/32052, 8/10/2020, §§ 36- | Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı | https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/10327 | Başvuru, Anayasa Mahkemesinin tutukluluk hâlinin sona erdirilmesi suretiyle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin kararı üzerine derece mahkemesince konutu terk etmeme şeklinde adli kontrol tedbirine karar verilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. | 1 |
Subsets and Splits